Üsâme b. Zeyd (r.a.)’den rivâyete göre, Nebi (s.a.v.), Taun hastalığından bahsederek şöyle buyurdu: “İsrail oğullarından bir grub'a gönderilen bir azâb veya pis bir hastalığın artığıdır. Bu bulaşıcı hastalık bir yerde ortaya çıkarda sizde orada bulunursanız oradan dışarıya çıkmayın. Bir yerde bu hastalığın çıktığını görürseniz oraya girmeyin.” Diğer tahric: Buhârî, Tıp; Müslim, Selam Tirmîzî: Bu konuda Sa’d, Huzeyme b. Sabit, Abdurrahman b. Avf, Câbir ve Âişe’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmîzî: Üsâme b. Zeyd hadisi hasen sahihtir
Sünen-i Tirmizî › Kitâb 10 · CenâzelerKonum
- 1Tahâret148
- 2Namaz302
- 3Vitir35
- 4Cuma Günü42
- 5İki Bayram14
- 6Yolculuk73
- 7Zekât65
- 8Oruç127
- 9Hac157
- 10Cenâzeler115
- 11Nikâh67
- 12Süt Emzirme29
- 13Talâk ve Lân31
- 14Ticâret117
- 15Rasûlullah'tan Hükümler (Ahkâm)64
- 16Diyet35
- 17Had Cezâları45
- 18Av28
- 19Kurbanlar29
- 20Adaklar ve Yeminler23
- 21Seriyyeler (Askerî Seferler)68
- 22Cihâdın Fazîleti51
- 23Cihâd48
- 24Elbise66
- 25Yiyecekler73
- 26İçecekler36
- 27Birr ve Sıla141
- 28Tıp54
- 29Mîrâs26
- 30Vasiyyetler9
- 31Velâ ve Hibeler8
- 32Kader26
- 33Fitneler112
- 34Rüyâlar25
- 35Şâhitlikler9
- 36Zühd111
- 37Kıyâmet, Rikâk ve Vera' Vasıfları108
- 38Cennetin Vasıfları51
- 39Cehennemin Vasıfları34
- 40Îmân39
- 41İlim43
- 42İzin İstemek47
- 43Âdâb136
- 44Misaller17
- 45Kur'ân'ın Fazîletleri52
- 46Kıraat23
- 47Tefsîr422
- 48Dualar244
- 49Fazîletler (Menâkıb)351
- 1بَابُ مَا جَاءَ فِي ثَوَابِ الْمَرِيضِ
- 2بَابُ مَا جَاءَ فِي عِيَادَةِ الْمَرِيضِ
- 3بَابُ مَا جَاءَ فِي النَّهْيِ عَنِ التَّمَنِّي لِلْمَوْتِ
- 4بَابُ مَا جَاءَ فِي التَّعَوُّذِ لِلْمَرِيضِ
- 5بَابُ مَا جَاءَ فِي الْحَثِّ عَلَى الْوَصِيَّةِ
- 6بَابُ مَا جَاءَ فِي الْوَصِيَّةِ بِالثُّلُثِ وَالرُّبُعِ
- 7بَابُ مَا جَاءَ فِي تَلْقِينِ الْمَرِيضِ عِنْدَ الْمَوْتِ وَالدُّعَاءِ لَهُ عِنْدَهُ
- 8بَابُ مَا جَاءَ فِي التَّشْدِيدِ عِنْدَ الْمَوْتِ
- 9بُابٌ
- 10بَابُ مَا جَاءَ أَنَّ الْمُؤْمِنَ يَمُوتُ بِعَرَقِ الْجَبِينِ
- 11بَابٌ
- 12بَابُ مَا جَاءَ فِي كَرَاهِيَةِ النَّعْيِ
- 13بَابُ مَا جَاءَ أَنَّ الصَّبْرَ فِي الصَّدْمَةِ الْأُولَى
- 14بَابُ مَا جَاءَ فِي تَقْبِيلِ الْمَيِّتِ
- 15بَابُ مَا جَاءَ فِي غُسْلِ الْمَيِّتِ
- 16بَابٌ فِي مَا جَاءَ فِي الْمِسْكِ لِلْمَيِّتِ
- 17بَابُ مَا جَاءَ فِي الْغُسْلِ مِنْ غُسْلِ الْمَيِّتِ
- 18بَابُ مَا يُسْتَحَبُّ مِنَ الْأَكْفَانِ
- 19بَابٌ مِنْهُ
- 20بَابُ مَا جَاءَ فِي كَفَنِ النَّبِيِّ ﷺ
- 21بَابُ مَا جَاءَ فِي الطَّعَامِ يُصْنَعُ لِأَهْلِ الْمَيِّتِ
- 22بَابُ مَا جَاءَ فِي النَّهْيِ عَنْ ضَرْبِ الْخُدُودِ وَشَقِّ الْجُيُوبِ عِنْدَ الْمُصِيبَةِ
- 23بَابُ مَا جَاءَ فِي كَرَاهِيَةِ النَّوْحِ
- 24بَابُ مَا جَاءَ فِي كَرَاهِيَةِ الْبُكَاءِ عَلَى الْمَيِّتِ
- 25بَابُ مَا جَاءَ فِي الرُّخْصَةِ فِي الْبُكَاءِ عَلَى الْمَيِّتِ
- 26بَابُ مَا جَاءَ فِي الْمَشْيِ أَمَامَ الْجِنَازَةِ
- 27بَابُ مَا جَاءَ فِي الْمَشْيِ خَلْفَ الْجِنَازَةِ
- 28بَابُ مَا جَاءَ فِي كَرَاهِيَةِ الرُّكُوبِ خَلْفَ الْجِنَازَةِ
- 29بَابُ مَا جَاءَ فِي الرُّخْصَةِ فِي ذَلِكَ
- 30بَابُ مَا جَاءَ فِي الْإِسْرَاعِ بِالْجِنَازَةِ
- 31بَابُ مَا جَاءَ فِي قَتْلَى أُحُدٍ وَذِكْرِ حَمْزَةَ
- 32بَابٌ آخَرُ
- 33بَابُ مَا جَاءَ فِي دَفْنِ النَّبِيِّ ﷺ حَيْثُ قُبِضَ
- 34بَابٌ آخَرُ
- 35بَابُ مَا جَاءَ فِي الْجُلُوسِ قَبْلَ أَنْ تُوضَعَ
- 36بَابُ فَضْلِ الْمُصِيبَةِ إِذَا احْتَسَبَ
- 37بَابُ مَا جَاءَ فِي التَّكْبِيرِ عَلَى الْجِنَازَةِ
- 38بَابُ مَا يَقُولُ فِي الصَّلَاةِ عَلَى الْمَيِّتِ
- 39بَابُ مَا جَاءَ فِي الْقِرَاءَةِ عَلَى الْجِنَازَةِ بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ
- 40بَابُ مَا جَاءَ فِي الصَّلَاةِ عَلَى الْجِنَازَةِ وَالشَّفَاعَةِ لِلْمَيِّتِ
- 41بَابُ مَا جَاءَ فِي كَرَاهِيَةِ الصَّلَاةِ عَلَى الْجِنَازَةِ عِنْدَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَعِنْدَ غُرُوبِهَا
- 42بَابُ مَا جَاءَ فِي تَرْكِ الصَّلَاةِ عَلَى الْجَنِينِ حَتَّى يَسْتَهِلَّ
- 43بَابُ مَا جَاءَ فِي الصَّلَاةِ عَلَى الْمَيِّتِ فِي الْمَسْجِدِ
- 44بَابُ مَا جَاءَ أَيْنَ يَقُومُ الْإِمَامُ مِنَ الرَّجُلِ وَالْمَرْأَةِ
- 45بَابُ مَا جَاءَ فِي تَرْكِ الصَّلَاةِ عَلَى الشَّهِيدِ
- 46بَابُ مَا جَاءَ فِي الصَّلَاةِ عَلَى الْقَبْرِ
- 47بَابُ مَا جَاءَ فِي صَلَاةِ النَّبِيِّ ﷺ عَلَى النَّجَاشِيِّ
- 48بَابُ مَا جَاءَ فِي فَضْلِ الصَّلَاةِ عَلَى الْجِنَازَةِ
- 49بَابٌ آخَرُ
- 50بَابُ مَا جَاءَ فِي الْقِيَامِ لِلْجِنَازَةِ
- 51بَابُ الرُّخْصَةِ فِي تَرْكِ الْقِيَامِ لَهَا
- 52بَابُ مَا جَاءَ فِي قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ اللَّحْدُ لَنَا وَالشَّقُّ لِغَيْرِنَا
- 53بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا أُدْخِلَ الْمَيِّتُ الْقَبْرَ
- 54بَابُ مَا جَاءَ فِي الثَّوْبِ الْوَاحِدِ يُلْقَى تَحْتَ الْمَيِّتِ فِي الْقَبْرِ
- 55بَابُ مَا جَاءَ فِي تَسْوِيَةِ الْقُبُورِ
- 56بَابُ مَا جَاءَ فِي كَرَاهِيَةِ الْمَشْيِ عَلَى الْقُبُورِ وَالْجُلُوسِ عَلَيْهَا وَالصَّلَاةِ إِلَيْهَا
- 57بَابُ مَا جَاءَ فِي كَرَاهِيَةِ تَجْصِيصِ الْقُبُورِ وَالْكِتَابَةِ عَلَيْهَا
- 58بَابُ مَا يَقُولُ الرَّجُلُ إِذَا دَخَلَ الْمَقَابِرَ
- 59بَابُ مَا جَاءَ فِي الرُّخْصَةِ فِي زِيَارَةِ الْقُبُورِ
- 60بَابُ مَا جَاءَ فِي زِيَارَةِ الْقُبُورِ لِلنِّسَاءِ
- 61بَابُ مَا جَاءَ فِي كَرَاهِيَةِ زِيَارَةِ الْقُبُورِ لِلنِّسَاءِ
- 62بَابُ مَا جَاءَ فِي الدَّفْنِ بِاللَّيْلِ
- 63بَابُ مَا جَاءَ فِي الثَّنَاءِ الْحَسَنِ عَلَى الْمَيِّتِ
- 64بَابُ مَا جَاءَ فِي ثَوَابِ مَنْ قَدَّمَ وَلَدًا
- 65بَابُ مَا جَاءَ فِي الشُّهَدَاءِ مَنْ هُمْ
- 66بَابُ مَا جَاءَ فِي كَرَاهِيَةِ الْفِرَارِ مِنَ الطَّاعُونِ
- 67بَابُ مَا جَاءَ فِيمَنْ أَحَبَّ لِقَاءَ اللهِ أَحَبَّ اللهُ لِقَاءَهُ
- 68بَابُ مَا جَاءَ فِيمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ لَمْ يُصَلَّ عَلَيْهِ
- 69بَابُ مَا جَاءَ فِي الصَّلَاةِ عَلَى الْمَدْيُونِ
- 70بَابُ مَا جَاءَ فِي عَذَابِ الْقَبْرِ
- 71بَابُ مَا جَاءَ فِي أَجْرِ مَنْ عَزَّى مُصَابًا
- 72بَابُ مَا جَاءَ فِيمَنْ مَاتَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
- 73بَابُ مَا جَاءَ فِي تَعْجِيلِ الْجِنَازَةِ
- 74بَابٌ آخَرُ فِي فَضْلِ التَّعْزِيَةِ
- 75بَابُ مَا جَاءَ فِي رَفْعِ الْيَدَيْنِ عَلَى الْجِنَازَةِ
- 76بَابُ مَا جَاءَ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ أَنَّهُ قَالَ: نَفْسُ الْمُؤْمِنِ مُعَلَّقَةٌ بِدَيْنِهِ حَتَّى يُقْضَى عَنْهُ
(10) Kitâb: Cenâzeler
بَابُ مَا جَاءَ فِي كَرَاهِيَةِ الْفِرَارِ مِنَ الطَّاعُونِ
بَابُ مَا جَاءَ فِيمَنْ أَحَبَّ لِقَاءَ اللهِ أَحَبَّ اللهُ لِقَاءَهُ
Ubâde b. Sâmit (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’a kavuşmayı sever ve isterse Allah’ta o kimseye kavuşmayı sever. Kim de Allah’la beraber olmaktan hoşlanmazsa Allah’ta o kimseyle buluşmak istemez.” Diğer tahric: Buhârî, Rikak; Müslim, Zikir ve Dua Tirmîzî: Bu konuda Ebû Musa, Ebû Hureyre ve Âişe’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmîzî: Ubâde b. Sâmit hadisi hasen sahihtir
Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu bize aktarmıştır: “Kim Allah’a kavuşmayı arzu ederse Allah’ta o kimseyle buluşmayı sever. Kim de Allah’la beraber olmaktan hoşlanmazsa Allah’ta o kimseyle beraber olmayı sevmez.” Âişe dedi ki: “Ey Allah’ın Rasûlü hepimiz ölümden hoşlanmayız.” Bunun üzerine şöyle buyurdular: O anlamda değil Mü’min son nefesinde ve her anında Allah’ın rahmeti rızası ve Cenneti ile müjdelendiğinde Allah’a kavuşmayı arzu eder. Allah’ta o kimseyle bir araya gelmeyi arzu eder. Kafir ise hayatında ve ölüm anında Allah’ın gazabı ve azabıyla müjdelenince Allah’a kavuşmayı istemez. Allah’ta onunla birlikte olmaktan hoşlanmaz. Diğer tahric: Müslim, Dua ve Zikir; Nesâî, Cenaiz Tirmîzî: Bu hadis hasen sahihtir
بَابُ مَا جَاءَ فِيمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ لَمْ يُصَلَّ عَلَيْهِ
Cabir b. Semure (r.a.)’den rivâyete göre; “Rasûlullah (s.a.v.), kendisini öldüren bir adamın cenaze namazını kılmadı.” Diğer tahric: Müslim, Cenaiz; Nesâî, Cenaiz Tirmîzî: Bu hadis hasen sahihtir. İlim adamları bu konuda değişik görüşler ortaya koymuşlardır. Bir kısmı kıbleye dönüp namaz kılan her kimsenin ve intihar edeninde cenaze namazı kılınır derler. Sûfyân es Sevrî ve İshâk bu şekilde düşünür. Ahmed der ki: Otorite sahibi olan devlet başkanı durumundaki imam intihar eden kimsenin namazını kıldırmaz başka birileri kıldırabilir. (Rasûlullah (s.a.v.), intihar edenin cenaze namazını isyan ettiği için ve insanları intihardan sakındırmak için kılmamıştır. Borçlu kimselere de kıldırmadığı gibi
بَابُ مَا جَاءَ فِي الصَّلَاةِ عَلَى الْمَدْيُونِ
Osman b. Abdullah b. Mevhib (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. ebî Katâde’nin babasından naklettiğine göre Rasûlullah (s.a.v.)’e cenaze namazı kıldırması için bir adamın cenazesi getirildi de Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Arkadaşınızın namazını siz kılın çünkü onun borcu vardır.” Ebû Katâde: “O borcu ben ödeyeceğim” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) “Ödemeye kefilsin değil mi?” deyince Katâde “Evet ödeyeceğin” dedi. Bunun üzerine o kimseye cenaze namazını kıldı. Diğer tahric: Nesâî, Cenaiz) Tirmîzî: Bu konuda Câbir, Seleme b. Ekvâ’, Esma binti Yezîd’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmîzî: Ebû Katâde hadisi hasen sahihtir
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre; Rasûlullah (s.a.v.)’e borçlu olarak ölen bir kimsenin cenazesi getirilirdi de bunun üzerine “Borcunu ödeyecek bir mal bıraktı mı?” diye sorardı. Ödeyecek miktarda mal bırakmıştır denilirse; o kimsenin namazını kılardı, değilse Müslümanlara; “Arkadaşınızın namazını siz kılın” buyururdu. Allah fetihler nasip edip İslam devleti zenginleyince Rasûlullah (s.a.v.) minbere çıkıp şöyle konuştu: “Ben mü’minlere kendilerinden daha yakınım dolayısıyla borç bırakarak vefat eden kimsenin borcunu ödemek bana düşer, Kim de mal bırakırsa o mal varisleri arasında bölüştürülür.” Diğer tahric: Nesâî, Cenaiz Tirmîzî: Bu hadis hasen sahihtir. Yahya b. Bükeyr ve pek çok kimse bu hadisi Leys b. Sa’d’tan, Abdullah b. Sa’d’ın hadisinin benzeri gibi rivâyet etmişlerdir
بَابُ مَا جَاءَ فِي عَذَابِ الْقَبْرِ
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz veya ölü kabre konulunca simsiyah mavi gözlü iki melek ona gelir onlardan birine münker diğerine nekîr denilir. O iki melek şöyle derler: Bu Muhammed denilen adam hakkında ne dersin? O kimse ise ölmeden önce söylediğini aynen tekrar ederek: O Allah’ın kulu ve Rasûlüdür. Ben şehâdet ederim ki Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Muhammed’de onun kulu ve elçisidir. O iki melek derler ki: Senin böyle söyleyeceğini biliyorduk. Sonra o kabir yetmiş arşın kadar genişletilir ve aydınlık hale getirilir ve rahatça yat uyu burada denilir. O kimse, Bu durumu benim aileme dönüp haber verebilir miyim? Deyince o iki melek; Gelin güvey gibi rahatça uyu gelin güveyi olan kimseyi ailesinden en çok sevdiği kimse uyandırır derler. O kişi o kabirde mahşer için diriltilinceye kadar rahat rahat uyur. O kabre konulan kimse münafık ise Muhammed (s.a.v.) hakkında sorulan soruya; İnsanların peygamber dediklerini duydum bende aynen öyle söyledim, gerçek midir? değil midir? bilemiyorum diyecek. Bunun üzerine o iki melek; Senin böyle söyleyeceğini biliyorduk derler. O kabre, Sıkıştır onu denilir, kabirde onu sıkıştırır da kaburga kemikleri yerlerinden oynar. Allah onu böylece mahşer günü uyandırıncaya kadar azab etmeye devam eder.” Diğer tahric: Nesâî, Cenaiz; Buhârî, Cenaiz Bu konuda Ali, Zeyd b. Sabit, İbn Abbâs, Berâ b. Âzib, Ebû Eyyûb, Enes, Câbir, Âişe, Ebû Saîd’den de kabir azabıyla alakalı hadis rivâyet edilmiştir. Tirmîzî: Ebû Hureyre hadisi hasen garibtir
İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir kimse öldüğü zaman ahiretteki kalacağı yer sabah akşam kendisine gösterilir o kimse Cennetliklerden ise Cennet’ten, Cehennemliklerden ise Cehennem’den olan yeri gösterilir ve ona işte senin oturacağın yer burasıdır, kıyamet günü Allah seni buraya gönderecek denilir.” Diğer tahric: Buhârî, Cenaiz Tirmîzî: Bu hadis hasen sahihtir
بَابُ مَا جَاءَ فِي أَجْرِ مَنْ عَزَّى مُصَابًا
Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Başına bir felaket gelene geçmiş olsun ziyaretinde bulunan kimseye felaket gelen kimseye verilecek sevâbın aynısı vardır.” Diğer tahric: İbn Mâce, Cenaiz Tirmîzî: Bu hadis garibtir. Merfu olarak sadece Ali b. Âsım’ın rivâyetiyle bilmekteyiz. Bazı râvîler bu hadisi Muhammed b. Suka’dan aynı senedle mevkuf olarak rivâyet etmişlerdir. Ali b. Âsım’ın ençok imtihan olunduğu konunun bu hadis olduğu söylenir. Hadisçiler bu rivâyetinden dolayı ona öfkelenirler
بَابُ مَا جَاءَ فِيمَنْ مَاتَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
Abdullah b. Amr (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Cuma günü veya Cuma gecesi ölen bir Müslüman’ı, Allah kabir fitnesinden korur.” Tirmîzî rivâyet etmiştir. Tirmîzî: Bu hadis garibtir. Senedi muttasıl değildir. Rabia b. Seyf sadece Ebû Abdurrahman el Hubullî vasıtasıyla Abdullah b. Amr’dan rivâyet ediyor. Rabia b. Seyf’in, Abdullah b. Amr’dan hadis duyduğunu bilmiyoruz
بَابُ مَا جَاءَ فِي تَعْجِيلِ الْجِنَازَةِ
Ali b. ebî Tâlib (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) kendisine şöyle buyurmuştur: “Ya Ali! Üç şeyi geciktirme; Vakti girince namazı, hazırlanınca cenazeyi, dengini bulduğun zaman kocasız kadını evlendirmeyi.” Diğer tahric: Buhârî, Cenaiz; Müslim, Cenaiz Tirmîzî: Bu hadis garibtir. Senedinde de muttasıl olduğunu sanmıyorum
بَابٌ آخَرُ فِي فَضْلِ التَّعْزِيَةِ
Ebû Berze (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kim çocuğunu kaybeden bir kadına başsağlığı ziyaretinde bulunursa o kimseye Cennet’te bir elbise giydirilir.” Tirmîzî rivâyet etmiştir. Tirmîzî: Bu hadis garibtir. Senedi de pek kuvvetli değildir. Mahir: İbn-i Mace’de ta’ziye’nin faziletine dair İbn-i Mes’ud r.a.’den gelen hadis ve izah için: BURAYA TIKLAYIN
بَابُ مَا جَاءَ فِي رَفْعِ الْيَدَيْنِ عَلَى الْجِنَازَةِ
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre: “Rasûlullah (s.a.v.) cenaze namazını kıldırmak üzere ilk tekbiri getirdi ellerini kaldırdı ve sağ elini sol eli üzerine koydu.” Tirmîzî rivâyet etmiştir. Tirmîzî: Bu hadis garibtir. Sadece bu şekliyle bilmekteyiz. İlim adamları bu konuda değişik görüşler ortaya koymuşlardır. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından ve sonraki dönemlerden pek çok kimse cenaze namazında her tekbirde ellerin kaldırılması görüşündedirler. İbn’ül Mübarek, Şâfii, Ahmed ve İshâk bu görüştedirler. Bazı ilim adamları ise: “Sadece ilk tekbir de eller kaldırılır” derler. Küfeliler ve Sevrî’nin görüşü de böyledir. İbn’ül Mübarek’in cenaze namazı konusundaki şöyle dediği aktarılır: “Cenaze namazında sağ el sol el üzerine bağlanmaz.” Diğer bir kısım alimler ise: “Aynen namazda yapıldığı gibi sağ el sol el üzerine bağlanır.” Tirmîzî: Ellerin bağlanması bence daha hoştur
بَابُ مَا جَاءَ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ أَنَّهُ قَالَ: نَفْسُ الْمُؤْمِنِ مُعَلَّقَةٌ بِدَيْنِهِ حَتَّى يُقْضَى عَنْهُ
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Mü’min ruhu, kafası ve kalbi borcu ödeninceye kadar oraya takılı ve bağlıdır.” Diğer tahric: İbn Mâce, Sadakat
Yine Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Mü’minin kafası, kalbi, borcu ödeninceye kadar borcuna takılı kalmıştır.” Diğer tahric: İbn Mâce, Sadakat Tirmîzî: Bu hadis hasen olup birinci hadisten daha sağlamdır