İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), günlerden bir gün ashabına şöyle buyurdu: “Günde yüz kere Sübhanallah ve bi hamdihi” deyiniz. Her kim bir sefer söylerse kendisine on sevap yazılır on defa söyleyene yüz sevap yazılır, yüz sefer söyleyene bin sevap yazılır. Kim artırırsa Allah’ta sevap miktarını artırır kim Allah’tan bağışlanma isterse Allah onu bağışlar
Sünen-i Tirmizî › Kitâb 48 · DualarKonum
- 1Tahâret148
- 2Namaz302
- 3Vitir35
- 4Cuma Günü42
- 5İki Bayram14
- 6Yolculuk73
- 7Zekât65
- 8Oruç127
- 9Hac157
- 10Cenâzeler115
- 11Nikâh67
- 12Süt Emzirme29
- 13Talâk ve Lân31
- 14Ticâret117
- 15Rasûlullah'tan Hükümler (Ahkâm)64
- 16Diyet35
- 17Had Cezâları45
- 18Av28
- 19Kurbanlar29
- 20Adaklar ve Yeminler23
- 21Seriyyeler (Askerî Seferler)68
- 22Cihâdın Fazîleti51
- 23Cihâd48
- 24Elbise66
- 25Yiyecekler73
- 26İçecekler36
- 27Birr ve Sıla141
- 28Tıp54
- 29Mîrâs26
- 30Vasiyyetler9
- 31Velâ ve Hibeler8
- 32Kader26
- 33Fitneler112
- 34Rüyâlar25
- 35Şâhitlikler9
- 36Zühd111
- 37Kıyâmet, Rikâk ve Vera' Vasıfları108
- 38Cennetin Vasıfları51
- 39Cehennemin Vasıfları34
- 40Îmân39
- 41İlim43
- 42İzin İstemek47
- 43Âdâb136
- 44Misaller17
- 45Kur'ân'ın Fazîletleri52
- 46Kıraat23
- 47Tefsîr422
- 48Dualar244
- 49Fazîletler (Menâkıb)351
- 1بَابُ مَا جَاءَ فِي فَضْلِ الدُّعَاءِ
- 2بَابٌ مِنْهُ
- 3(٣) بَابٌ مِنْهُ
- 4بَابُ مَا جَاءَ فِي فَضْلِ الذِّكْرِ
- 5بَابٌ مِنْهُ
- 6(٦) بَابٌ مِنْهُ
- 7بَابُ مَا جَاءَ فِي الْقَوْمِ يَجْلِسُونَ فَيَذْكُرُونَ اللهَ ﷿ مَا لَهُمْ مِنَ الْفَضْلِ
- 8بَابٌ فِي الْقَوْمِ يَجْلِسُونَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللهَ
- 9بَابُ مَا جَاءَ أَنَّ دَعْوَةَ الْمُسْلِمِ مُسْتَجَابَةٌ
- 10بَابُ مَا جَاءَ أَنَّ الدَّاعِيَ يَبْدَأُ بِنَفْسِهِ
- 11بَابُ مَا جَاءَ فِي رَفْعِ الْأَيْدِي عِنْدَ الدُّعَاءِ
- 12بَابُ مَا جَاءَ فِيمَنْ يَسْتَعْجِلُ فِي دُعَائِهِ
- 13بَابُ مَا جَاءَ فِي الدُّعَاءِ إِذَا أَصْبَحَ، وَإِذَا أَمْسَى
- 14بَابٌ مِنْهُ
- 15بَابٌ مِنْهُ
- 16بَابُ مَا جَاءَ فِي الدُّعَاءِ إِذَا أَوَى إِلَى فِرَاشِهِ
- 17بَابٌ مِنْهُ
- 18بَابٌ مِنْهُ
- 19بَابٌ مِنْهُ
- 20بَابٌ مِنْهُ
- 21بَابُ مَا جَاءَ فِيمَنْ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ عِنْدَ الْمَنَامِ
- 22بَابٌ مِنْهُ
- 23(٢٣) بَابٌ مِنْهُ
- 24بَابُ مَا جَاءَ فِي التَّسْبِيحِ وَالتَّكْبِيرِ وَالتَّحْمِيدِ عِنْدَ الْمَنَامِ
- 25بَابٌ مِنْهُ
- 26بَابُ مَا جَاءَ فِي الدُّعَاءِ إِذَا انْتَبَهَ مِنَ اللَّيْلِ
- 27بَابٌ مِنْهُ
- 28(٢٨) بَابٌ مِنْهُ
- 29بَابُ مَا جَاءَ مَا يَقُولُ إِذَا قَامَ مِنَ اللَّيْلِ إِلَى الصَّلَاةِ
- 30بَابٌ مِنْهُ
- 31بَابُ مَا جَاءَ فِي الدُّعَاءِ عِنْدَ افْتِتَاحِ الصَّلَاةِ بِاللَّيْلِ
- 32بَابٌ مِنْهُ
- 33بَابُ مَا يَقُولُ فِي سُجُودِ الْقُرْآنِ
- 34(٣٤) بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ
- 35بَابٌ مِنْهُ
- 36بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا دَخَلَ السُّوقَ
- 37بَابُ مَا يَقُولُ الْعَبْدُ إِذَا مَرِضَ
- 38بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا رَأَى مُبْتَلًى
- 39بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا قَامَ مِنْ مَجْلِسِهِ
- 40بَابُ مَا جَاءَ مَا يَقُولُ عِنْدَ الْكَرْبِ
- 41بَابُ مَا جَاءَ مَا يَقُولُ إِذَا نَزَلَ مَنْزِلًا
- 42بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا خَرَجَ مُسَافِرًا
- 43بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا رَجَعَ مِنَ السَّفَرِ
- 44بَابٌ مِنْهُ
- 45بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا وَدَّعَ إِنْسَانًا
- 46بَابٌ
- 47بَابٌ مِنْهُ
- 48بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا رَكِبَ دَابَّةً
- 49بَابٌ
- 50بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا هَاجَتِ الرِّيحُ
- 51بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا سَمِعَ الرَّعْدَ
- 52بَابُ مَا يَقُولُ عِنْدَ رُؤْيَةِ الْهِلَالِ
- 53بَابُ مَا يَقُولُ عِنْدَ الْغَضَبِ
- 54بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا رَأَى رُؤْيَا يَكْرَهُهَا
- 55بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا رَأَى الْبَاكُورَةَ مِنَ الثَّمَرِ
- 56بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا أَكَلَ طَعَامًا
- 57بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا فَرَغَ مِنَ الطَّعَامِ
- 58بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا سَمِعَ نَهِيقَ الْحِمَارِ
- 59بَابُ مَا جَاءَ فِي فَضْلِ التَّسْبِيحِ وَالتَّكْبِيرِ وَالتَّهْلِيلِ وَالتَّحْمِيدِ
- 60بَابٌ
- 61(٦١) بَابٌ
- 62(٦٢) بَابٌ
- 63(٦٣) بَابٌ
- 64(٦٤) بَابٌ
- 65(٦٥) بَابُ جَامِعِ الدَّعَوَاتِ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
- 66بَابٌ
- 67(٦٦) بَابٌ
- 68(٦٧) بَابٌ
- 69(٦٨) بَابٌ
- 70(٦٩) بَابٌ
- 71(٧٠) بَابٌ
- 72(٧١) بَابٌ
- 73بَابُ مَا جَاءَ فِي عَقْدِ التَّسْبِيحِ بِالْيَدِ
- 74بَابٌ
- 75(٧٤) بَابٌ
- 76(٧٥) بَابٌ
- 77(٧٦) بَابٌ
- 78(٧٨) بَابٌ
- 79(٧٧) بَابٌ
- 80(٨٠) بَابٌ
- 81(٨٢) بَابٌ
- 82(٨١) بَابٌ
- 83(٨٣) بَابٌ
- 84(٨٤) بَابٌ
- 85(٨٥) بَابٌ
- 86(٨٦) بَابٌ
- 87(٨٧) بَابٌ
- 88بَابٌ مِنْهُ
- 89بَابٌ
- 90(٩٠) بَابٌ
- 91(٩١) بَابٌ
- 92(٩٢) بَابٌ
- 93(٩٣) بَابٌ
- 94(٩٤) بَابٌ
- 95(٩٥) بَابٌ
- 96(٩٦) بَابٌ
- 97(١٠٠) بَابٌ
- 98(١٠١) بَابٌ
- 99(١٠٠) بَابٌ
- 100(٩٧) بَابٌ
- 101(١٠٢) بَابٌ
- 102(٩٨) بَابٌ
- 103(٩٩) بَابٌ
- 104(٩٩) بَابٌ
- 105(١٠٣) بَابٌ فِي فَضْلِ التَّوْبَةِ وَالِاسْتِغْفَارِ وَمَا ذُكِرَ مِنْ رَحْمَةِ اللهِ بِعِبَادِهِ
- 106بَابٌ
- 107(١٠٥) بَابٌ
- 108(١٠٦) بَابٌ
- 109(١٠٧) بَابٌ
- 110(١٠٨) بَابٌ
- 111(١٠٩) بَابٌ
- 112(١١٠) بَابٌ
- 113(١١١) بَابٌ
- 114(١١٢) بَابٌ
- 115(١١٣) بَابٌ
- 116(١١٤) بَابٌ
- 117(١١٥) بَابٌ
- 118(١١٦) بَابٌ
- 119(١١٧) بَابٌ
- 120(١١٨) بَابٌ
- 121(١١٩) بَابٌ
- 122(١٢٠) بَابٌ
- 123(١٢١) بَابٌ
- 124(١٢١) بَابٌ
- 125(١٢١) بَابٌ
- 126(١٢١) بَابٌ
- 127(١٢١) بَابٌ
- 128بَابٌ فِي دُعَاءِ الْمَرِيضِ
- 129بَابٌ فِي دُعَاءِ الْوِتْرِ
- 130بَابٌ فِي دُعَاءِ النَّبِيِّ ﷺ وَتَعَوُّذِهِ فِي دُبُرِ كُلِّ صَلَاةٍ
- 131بَابٌ فِي دُعَاءِ الْحِفْظِ
- 132بَابٌ فِي انْتِظَارِ الْفَرَجِ وَغَيْرِ ذَلِكَ
- 133بَابٌ
- 134بَابٌ فِي دُعَاءِ الضَّيْفِ
- 135بَابٌ
- 136بَابٌ فِي فَضْلِ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ
- 137بَابٌ
- 138(١٢٨) بَابٌ
- 139(١٢٨) بَابٌ
- 140(١٢٩) بَابٌ
- 141(١٣٠) بَابٌ
- 142(١٣٠) بَابٌ
- 143بَابُ دُعَاءِ أُمِّ سَلَمَةَ
- 144بَابٌ: أَيُّ الْكَلَامِ أَحَبُّ إِلَى اللهِ
- 145بَابٌ فِي الْعَفْوِ وَالْعَافِيَةِ
- 146بَابٌ
- 147بَابُ مَا جَاءَ إِنَّ لِلهِ مَلَائِكَةً سَيَّاحِينَ فِي الْأَرْضِ
(48) Kitâb: Dualar
(٦٢) بَابٌ
(٦٣) بَابٌ
Amr b. Şuayb (r.a.)’ın dedesinden rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her kim Allah’ı sabahleyin yüz kere akşamleyin yüz kere tesbih ederse yüz kere hac yapmış sevâbı kazanır. Her kim de günde yüz kere sabah akşam Allah’ı hamdederse Allah yolunda cihâd için yüz at hazırlamış gibidir veya yüz kere savaşa katılmış kimse gibi sevap kazanır. Kim de yüz kere sabahleyin yüz kere de akşamleyin lailahe illallah derse İsmailoğullarından yüz köle azâd eden kişinin sevâbını kazanır, kim de yüz kere sabahleyin yüz kere de akşamleyin Allahuekber derse onun söylediği kadar söyleyen veya onun söylediği kadarı geçen kimseden başka hiçbir kimse onun kazandığı sevâbı kazanamaz.”
Zührî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Ramazan ayında bir kere “Tesbih = (sübhanallah” diğer aylarda bin tesbih’ten daha faziletlidir.” (Tirmizî rivâyet etmiştir)
(٦٤) بَابٌ
Temim ed Dârî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurmuştur: “Kim on kere; Ben inanır ve inandığımı bildiririm ki Allah’tan başka gerçek ilah yoktur ancak Allah vardır o tektir onun ortağı yoktur. Bir olup ikincisi olmayan tektir. Herkes ve her şey ona muhtaç olup o kimseye muhtaç değildir. Eş ve çocuk edinmemiştir. Hiçbir şey ona denk ve benzer olamaz o hiçbir şeye benzetilemez” derse Allah ona kırk milyon sevap yazar. Diğer tahric: Müsned: 16340 Tirmizî: Bu hadis garibtir. Ancak bu şekliyle bilmekteyiz. Halil b. Mürre hadisçiler yanında sağlam biri değildir. Muhammed b. İsmail der ki: Bu şahıs münker hadisler rivâyet eden birisidir. Mahir: Münker hadis: zayıf hadis'in en alt seviyelerindendir. Ancak Tirmizi gibi bir alim bu hadis-i şerif'i kitabına boşuna almaz. Tirmizi'nin bu Hadis'in metnini sahih bulduğunu düşünüyorum
Ebû Zerr (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Kim, sabah namazından sonra diz çökmüş durumda hiçbir şey konuşmadan on kere: La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh lehu'l-mulk ve lehu'l-Hamd yuhyi ve yumit ve huve ala kulli şey'in kadir'' Anlamı: ''Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur sadece Allah vardır. O tekdir onun ortağı yoktur. Saltanat ona aittir. Hamd ona mahsustur hayat verip öldüren de O’dur. Onun her şeye gücü yeter” derse kendisine on sevap yazılır on günahı silinir. On derece yükseltilir. O gün boyunca her türlü kötülüklerden korunur. Şeytandan korunur. Allah’a şirk koşmaz ise işleyeceği hiçbir günah ona zarar vermez günahları silinmiş olur
(٦٥) بَابُ جَامِعِ الدَّعَوَاتِ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
Büreyde el Eslemî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Nebi (s.a.v), bir adamın şöyle duâ ettiğini işitti: “Ey Allah’ım Ben senden istiyorum ki: Senin tek olduğuna senden başka gerçek ilah olmadığına ben inanıyor ve bu gerçeği de başkalarına da bildiriyorum. Sen ikincisi düşünülemeyen teksin. Sen kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayansın fakat herkes ve her şey sana muhtaçtır. O Allah kesinlikle baba olmamıştır ve çocuğu da yoktur. Hiçbir şey ona denk ve benzer olamaz o hiçbir şeye benzetilemez.” Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki bu adam Allah’tan, kendisine onunla duâ edildiği zaman mutlaka kabul edeceği ve kendisinden onunla istenildiği zaman mutlaka vereceği, ismi Azam duâsını yapmış oldu. Zeyd dedi ki: Bu hadis bundan birkaç yıl sonra Züheyr’e hatırlatmıştım da şöyle demişti: Bu hadisi bana Ebû İshâk Mâlik b. Mığvel’den aktarmıştı. Zeyd diyor ki: Sonra bu hadisi Sûfyân’a anlattım o da bu hadisi bana Mâlik’den aktardı
بَابٌ
Fedâle b. Ubeyd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), mescidde oturmakta iken bir adam geldi namaz kıldı sonra şöyle duâ etti: “Allah’ım beni bağışla bana acı.” Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): “Ey namaz kılan acele ettin, namaz kılıp oturduğun vakit Allah’a layık olduğu şekilde hamdet sonra bana salat ve selam et sonra da yapacağın duâyı yap.” Bundan sonra başka biri namaz kıldı. Namazdan sonra Allah’a hamdetti ve Nebiye salat ve selam getirdi. Başka bir şey yapmadı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), o kimseye şöyle buyurdu: “Ey namaz kılan kimse! Duâ et duân kabul edilsin.”
Fedâle b. Ubeyd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Nebi (s.a.v), bir adamın namazında teşehhütte duâ ettiğini. Fakat Nebi (s.a.v)’e salat ve selam getirmediğini işitti ve şöyle buyurdu: “Bu adam acele etti.” Sonra onu çağırarak ona ve başkalarına şöyle buyurdu: “Sizden biriniz namaz kıldığında Allah’a hamd ve sena ile başlayıp Nebi (s.a.v)’e salat ve selam getirip sonra dilediği şekilde duâsını yapsın.”
Esma binti Yezîd (r.anha)’dan rivâyete göre, Nebi (s.a.v) buyurdular ki: “Allah’ın, ismi Azam denilen en büyük ismi şu iki ayet içersindedir: “İlahınız tek bir ilahtır. O’ndan başka gerçek ilah yoktur, ancak O vardır. O dünyada herkese merhamet eden ahirette ise sadece mu’minlere merhamet edendir.” (Bakara: 163) “Elif lam mim, Allah kendisinden başka gerçek ilah olmayan tek Allah’tır. O daima diri ve ölümsüz olup tüm varlıkların tek yöneteni ve gözetenidir.” (Âl-i imrân:)
(٦٦) بَابٌ
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’a kabul edileceğini gerçekten bilerek duâ ediniz. Biliniz ki Allah, umursamazlık ve oyun eğlence türünden yapılan duâları kabul etmez.”
(٦٧) بَابٌ
Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle duâ ederdi: “Allah’ım vücudumu afiyette kıl, gözümü afiyette kıl, son nefesime kadar beni afiyette kıl. Hertürlü ikram sahibi ceza vermede acele etmeyen Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Büyük arşın sahibi olan Allah’ı tenzih ederim. Eksiksiz tüm övgüler alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.”
(٦٨) بَابٌ
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Fatıma bir hizmeçi istemek üzere Rasûlullah (s.a.v.)’e geldi: Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle buyurdu: Sen şöyle duâ et: “Yedi kat göklerin Rabbi, Allah’ım büyük arşın sahibi Allah’ım Ey Rabbimiz, Ey tüm varlıkların Rabbi Tevratı, İncili ve Kur’ân-ı indiren, Ey taneyi ve çekirdeği yaran herşeyin şerrinden sana sığınırım. Her canlının iradesi senin elindedir. İlk sensin senden evvel hiçbir varlık yoktur. Son sensin, senden sonraya hiçbir varlık kalmayacaktır. Zahir sensin senin üstünde hiçbirşey yoktur. Batın sensin senden ileri hiçbir varlık yoktur. Borçlarımı öde beni yoksulluktan kurtar.”
(٦٩) بَابٌ
Abdullah b. Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle duâ ederdi: “Allah’ım huşu duymayan kalbten işitilmeyen dua’dan doymayan nefis’den faydasız ilimden sana sığınırım. Bu dört şeyden sana sığınırım.” Diğer tahric: Nesâî, İstiaze Tirmizî: Bu konuda Câbir, Ebû Hureyre ve İbn Mes’ûd’tan da hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle Abdullah b. Amr rivâyeti olarak hasen sahih garibtir. Mahir: Huşu: Allah Azze ve Celle’den gerekli şekilde korkmak çekinmek, kalbi titreten türde Allah’a saygı duymak… manalarına gelir. İşitilmeyen dua’dan: Allah Teala’nın her şeyi işittiği mutlak manada biiinmektedir. Burada Allah’ın icabet etmediği dua kastedilmektedir. Doymayan nefis: Dünyevi isteklere kapılarak hep dünyalık eşya ve zevk isteyen nefis. İlme, Salih ibadet’e doymayan nefis övülür. Hadis’in kalanınun izahı ve Ebu Hureyre r.a.’den İbn-i Msce’nin rivayeti için: BURAYA TIKLAYIN
(٧٠) بَابٌ
İmrân b. Husayn (r.a.)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Nebi (s.a.v), babama: “Ey Husayn! Bugün kaç ilah'a ibadet ediyorsun?” buyurdu. Babam şu cevabı verdi: “Altısı yerde biri gökte yedi ilah'a.” Rasûlullah (s.a.v.): “İstek, arzu ve korkuların bunlardan hangisinedir?” buyurdu. Babam: “Göktekine” diye cevap verdi. Rasûlullah (s.a.v.): “Ey Husayn! Müslüman olmuş olsaydın sana fayda verecek iki kelime öğretirdim…” Husayn, Müslüman olunca: “Ey Allah’ın Rasûlü! bana vaad ettiğin iki kelimeyi bana öğret” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şöyle duâ et: Allah’ım bana faydalı olan şeyleri ilham et ve beni benliğimin şerrinden de koru.”
(٧١) بَابٌ
Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Nebi (s.a.v)’in çoğunlukta şu kelimelerle duâ ettiğini işitirdim: “Allah’ım sıkıntıdan üzüntüden, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, borcun belimi bükmesinden ve insanların bana tahakkümünden sana sığınırım.”
Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Nebi (s.a.v) şöyle duâ ederdi: “Allah’ım, tembellikten, ihtiyarlıktan, korkaklıktan, cimrilikten, Mesih Deccâl’ın fitnesinden ve kabir azabından sana sığınırım.”
بَابُ مَا جَاءَ فِي عَقْدِ التَّسْبِيحِ بِالْيَدِ
Abdullah b. Amr (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Nebi (s.a.v), tesbihi parmaklarıyla çekerdi.”
Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Nebi (s.a.v), hasta bir kişiyi ziyaret etti o kimse zayıflayarak kuş yavrusu gibi kalmıştı. Rasûlullah (s.a.v.), “O’na: Sen duâ etmez miydin. Rabbinden afiyet dilemez miydin?” Diye sordu. Adam dedi ki: “Allah’ım! Ahirette bana vereceğin bir ceza varsa onu çabucak bana dünyada veriver.” Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sübhanallah! Sen buna güç yetiremezsin veya buna gücün yetmez. Allah’ım bize dünyada da ahirette de iyilik ver ve bizi Cehennem azabından koru diyemez miydin.”
Hasan (r.a.)’den rivâyete göre: “Ey Rabbim bize dünyada da ahirette de iyilik ver” duâsı hakkında dünyadaki iyilik ilim ibadet ve kulluktur. Ahiretteki iyilik ise Cennettir. (''Rabbena atina fi'd-dünya haseneten ve fi'l-ahireti haseneten)
بَابٌ
Ebû İshâk (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebû’l Ahvas’tan işittim, Abdullah b. Mes’ûd’tan şöyle aktarmıştı: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle duâ ederdi: “Allah’ım ben senden hidayet, sorumluluk bilinci iffet ve gönül zenginliği isterim.”
(٧٤) بَابٌ
Ebû’d Derdâ (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Dâvûd Nebi şöyle de duâ ederdi: “Allah’ım senden seni sevmeyi, seni seven kişiyi sevmeyi, senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim. Allah’ım senin sevgini bana kendimden, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli eyle...” Ebû’d Derdâ diyor ki: “Rasûlullah (s.a.v.), Dâvûd’u andığı zaman ondan bahseder ve insanların en çok ibadet edeniydi” derdi
(٧٥) بَابٌ
Abdullah b. Yezîd el Hatmî el Ensarî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.), duâsında şöyle derdi: “Allah’ım bana sevgini ve senin yanında sevgisini bana fayda verecek olan kimsenin sevgisini ver.” Allah’ım sevdiğim mal evlat sıhhatten bana ne verdinse onu senin sevdiğin konularda bana güç ve kuvvet yap. Allah’ım sevdiklerimden neyi benden aldınsa onları sevdiğin ibadet ve kulluk konusunda bana kuvvet kıl
(٧٦) بَابٌ
Şekel b. Humeyd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Nebi (s.a.v)’e geldim ve şöyle dedim: “Ey Allah’ın Rasûlü bana bir sığınma duâsı öğret te onunla sığınayım.” Bunun üzerine Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), omzumdan tuttu ve şöyle buyurdu: “Allah’ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve tenasül organımın şerrinden sana sığınırım.”
(٧٨) بَابٌ
Âişe (r.anha)’dan rivâyet edilmiştir, dedi ki: Nebi (s.a.v)’in yanı başında uyumakta idim. Geceleyin onu yanımda bulamadım elimle araştırdığımda elim ayaklarına dokundu secde vaziyetinde idi, şöyle duâ etmekte idi: “Gazabından hoşnutluğuna, cezalandırmandan bağışlanmana sığınırım, seni, nasıl öveceğimi bilemem sen kendini övdüğün gibisin.”
(٧٧) بَابٌ
İbn Abbâs (r.a.)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ashabına Kur’ân’dan bir sûre öğretir gibi şu duâyı öğretirdi: “Allah’ım Cehennem azabından ve kabir azabından sana sığınırım. Mesih Deccâl fitnesinden sana sığınırım. Hayat ve ölümün fitnelerinden sana sığınırım.”
Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle duâ ederdi: “Allah’ım Cehennem’in fitnesinden ve Cehennem azabından, kabir fitnesinin şerrinden ve yoksulluk fitnesinin şerrinden ve Mesih Deccâl’ın fitnesinden sana sığınırım. Allah’ım hatalarımı kar ve dolu suyu ile yıka beyaz elbiseyi kirden temizlediğin gibi kalbimi de günahlardan temizle. Doğu ile batının arasını uzaklaştırdığın gibi benimle günahlarımın arasını aç uzaklaştır. Allah’ım tembellikten, ihtiyarlıktan günahtan ve borçtan sana sığınırım.”
Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’i vefatı anında şöyle duâ ederken işitmiştim: “Allah’ım beni affet bana acı. Beni yüce dosta ulaştır.” Diğer tahric: Buhârî, Deavat; Müslim, Zikir Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz, Allah’ım dilersen beni bağışla, Allah’ım dilersen bana acı demesin. Duâsını kesin yapsın çünkü kendisini zorlayan yoktur.”
(٨٠) بَابٌ
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Gecenin son üçte biri kalınca Rabbimiz dünya semasına iner ve şöyle der: Bana duâ eden var mı duâsını kabul edeyim. Benden isteyen var mı? Kendisini bağışlayayım.”
Ebû Umâme (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’e şöyle denildi: “Ey Allah’ın Rasûlü! Duâların hangisi daha makbuldür?” Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Gecenin son yarısında ve farz namazlardan sonra yapılan duâlar.”
(٨٢) بَابٌ
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, Bir adam: Ey Allah’ın Rasûlü! Bu gece duâ yaptığınızı işittim. Duânızdan bana ulaşan şey şu sözleriniz oldu: “Allah’ım günahlarımı bağışla rızkımı genişlet bana verdiğin rızıkları bereketli kıl.” Rasûlullah (s.a.v.): “Bu duâyı yaparsan istemedik bir şey bıraktığını zanneder misin? ”
(٨١) بَابٌ
Enes (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kim sabahladığında: Ey Allah’ım sana iman ettiğimize şâhid olarak arşını taşıyan meleklerin varlığına iman edip tüm meleklerin de varlığını kabul ederek tüm yaratıkları da senin yarattığını kabul ederek şâhidlik yaparım ki senden başka gerçek ilah yoktur. Ancak sen varsın sen ikincisi olmayan teksin senin ortağın da yoktur. Muhammed de senin kulun ve Rasûlündür.” Derse o günde işlediği günahı Allah bağışlar. Eğer bu duâyı akşamleyin yaparsa o gece işlediği günahını Allah bağışlar
(٨٣) بَابٌ
İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.), bir toplantıdan kalkmazdan önce mutlaka ashabına şu duâyı yapardı: “Allah’ım sana karşı işlenecek günahlarla aramızda perde olacak korkundan, bizi Cennetine ulaştıracak kulluğundan, dünya musibetlerine karşı tahammülümüzü kolaylaştıracak güçlü bir iman nasib et. Allah’ım bizi yaşattıkça kulaklarımız gözlerimiz ve gücümüzden bizi faydalandır. Aynı şeyleri soyumuza da nasib et. Bize zulmedenlerden intikamımızı al. Düşmanlarımıza karşı bize yardım et. Bizi dinimizden yaralama. Dünyayı en büyük gayemiz eyleme. Dünyalık bilgilerle de sonumuzu getirme. Bize acımayanları üzerimize güçlü ve kuvvetli kılma.”
Müslim b. ebî Bekre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Babam benim şöyle dediğimi duydu: “Allah’ım her türlü sıkıntıdan, tembellikten ve kabir azabından sana sığınırım.” Ve; “Bunları kimden işittin” dedi. Ben de: “Senin bunları söylediğini işittim” dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: “Bunları elden bırakma! Çünkü ben Rasûlullah (s.a.v.)’in bunları söylediğini işittim.”
(٨٤) بَابٌ
Ali (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), bana şöyle buyurdu: “Affedilmiş olsan bile söylediğinde affedileceğin bazı kelimeleri sana öğreteyim mi?” Dedi ki: “Büyük ve yüce Allah’tan başka gerçek ilah yoktur, ancak o vardır ikram sahibi ceza vermede acele etmeyen Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Sadece O’ vardır. Büyük arşın Rabbi olan Allah’ı her türlü eksiklikten tenzih ederim. Ondan başka gerçek ilah yoktur, sadece o vardır.”
(٨٥) بَابٌ
Sa’d b. ebî Vakkâs (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Yunus’un balığın karnında iken yaptığı duâ olan: ‘’La ilahe illa ente sübhaneke inni kuntu mine’z-zalimin’’ (Enbiya: 87) Bu duâyı herhangi konuda yaparsa Allah onun duâsını mutlaka kabul eder.” Diğer tahric: Müsned: 1383; Beyhaki, şuab Muhammed b. Yahya diyor ki: Muhammed b. Yusuf b. Mürre b. İbrahim b. Muhammed b. Sa’d bu hadisi Sa’d b. ebî Vakkâs’tan rivâyet etmiş olup “Âişe’den” dememiştir. Tirmizî: Başkaları bu hadisi Yunus b. ebî İshâk’tan, İbrahim b. Muhammed b. Sa’d’den ve Sa’d b. ebî Vakkâs’tan rivâyet etmişler ve senedinde “babasından” dememişlerdir. Bazıları ise Yunus b. İshâk’tan rivâyet ederek şöyle demişlerdir: “İbrahim b. Muhammed b. Sa’d, babasından ve Sa’d b. ebî Vakkâs’tan rivâyet etmişlerdir.” Yunus b. ebî İshâk ise bazen hadisin senedinden “babasından” demekte bazen da dememektedir
(٨٦) بَابٌ
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları öğrenir ve hayatı boyunca Allah’ı bu şekilde tanıyarak yaşar ve hayatını bu iman ve yaşayış üzere bitirirse inşallah Cennete girer.”
(٨٧) بَابٌ
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları öğrenir ve hayatı boyunca Allah’ı bu şekilde tanıyarak yaşar ve hayatını bu iman ve yaşayış üzere bitirirse inşallah Cennete girer.” “O Allah ki Ondan başka gerçek ilah yoktur ancak o vardır. O dünyada herkese ahirette ise sadece mü’minlere acıyıp şefkat edendir.” 99 ismi; manzum tercemesiyle veriyoruz ki Müslümanlar kolayca ezberleyip Allah’ı iyi bilisinler diye…) ve Müslim’de isimler sayılmaksızın, Tirmizî, Deavât, 86 ve İbn-i Mâce, Duâ, 10 da 99 isim sayılarak rivâyet edildiğine göre; “Allah’ın 99 ismi vardır. Kim bunları öğrenir (hayatı boyunca Allah’ı bu şekilde tanıyarak yaşar ve hayatını bu iman ve yaşayış üzere bitirirse inşaallah) Cennete girer.” O'ndan başka yoktur tapacak güzel isimler, O'nundur ancak. - اَلْقَوِىُّ daima kulun vekili. işi pek güçlü, kuvvetli. – اَلرَّحِيمُ esirger, merhametlidir. kuluna pek rahmetlidir. - اَلْوَلِىُّ sarsılmaz pek metanetli. mevlâ'dır, ne güzel velî. – اَلْقُدُّوسُ mülk O'nun varlık O'nundur. eşsizlik, birlik O'nundur. – اَلْمُحْصِى her işi yerinde, yüce. saymıştır, nasıl ve nice. – اَلْمُؤْمِنُ selâmet, saadet O'ndan. hidayet emniyet O'ndan. – اَلْمُعِيدُ her işin başıdır, başlar. her işi tekrar O işler. – اَلْعَزِيزُ gözeten, denetleyen O. şerefli, şeref veren O. - اَلْمُمِيتُ diriltir, hayat bahşeder. öldürür ve helak eder. her derdin çaresi O'ndan. çare yok, buyruklarından. - اَلْقَيوُّمُ bir Hayy'dir, daim sağ ölmez. hiç bir şey O'nsuz sağ olmaz. O'nundur, O mütekebbir. Allah, en büyük demektir tekbir. - اَلْماَجِدُ ezeli, ebedi vardır. mecidle anlamı birdir. – اَلْباَرِئُ yarattı, yoktan var etti. düpdüzgün yaptı, düzeltti. - اَلصَّمَدُ birdir O, başka İlah yok. eşsizdir, gayrine âh yok. her şeye bir suret vermiş. gözler önüne sermiş. - اَلْمُقْتَدِرُ herşeyin üstüne gider. her işi yapar, alteder. – اَلْقَهّاَرُ bağışlar, eksiği kapar. kahreder ne yapar, yapar. - اَلْمُؤَخِّرُ isterse öne alır O. isterse sona alır O. – اَلرَّزاَّقُ hep verir, hep karşılıksız. mahlûku komaz rızıksız. – اَلآخِرُ ilk O'dur, yoktur öncesi. son O'dur, yoktur sonrası. – اَلْعَلِيمُ yol açar kapılar açar. bilendir sonsuz ilmi var. - اَلْباَطِنُ en üstün O'ndan üste yok. en gizli O'ndan berî yok. – اَلْباَسِطُ dilerse sıkar, dar eder. bol verir, yoğu var eder. - اَلْمُتَعاَلِى üstlenir, destekler kulu. O'dur, yüksek ve ulu. – اَلرّاَفِعُ indirir, alçaltır aman. bindirir, yüceltir heman. - اَلتَّوّاَبُ kaplamıştır lutfu her yeri. kabul eder, tüm tevbeleri. – اَلْمُذِلُّ yükseltir izzetler verir. alçaltır, zilletler verir. – اَلْعَفُوُّ intikam alır, bırakmaz. yalvarsan affeder, bakmaz. – اَلْبَصِيرُ herşeyi duyar, işitir. herşeyi görür, gözetir. – ماَلِكُ الْمُلْكِ şefkati, merhameti çok. O, mülk de ortağı yok. – اَلْعَدْلُ söz O'nda, her sözü hikmet. işi adalet, sözü adalet. وَاْلاِكْراَمِ zü'l-Celâli ve'l-İkrâm mevlâ. ve İhsan hep O'ndan ola. – اَلْخَبِيرُ lutfeder, pek ince bilir. her şeyden haberdar olur. - اَلْجاَمِعُ Âdildir, her işi denge. toplayan belli bir güne. – اَلْعَظِيمُ hiç ivmez, hep verir mühlet. sadece O'nun azamet. - اَلْمُغْنِى değildir bir şeye muhtaç. O'ndandır bütün ihtiyaç. – اَلشَّكُورُ bağışlar, örter, affeder. hak bilir, azı çok eder. engeller her ne isterse. hiç kimse, O bir keserse. – اَلْكَبِيرُ en üstün, en yüksek O'dur. en büyük, en büyük O'dur. - اَلنّاَفِعُ zararına engel olunmaz. faydasından uzak kalınmaz. اَلْمُقِيتُ O kollar, O bekler durur. herşeyin hakkını korur. - اَلْهاَدِى nasıl nûrdur asla bilinmez. O'nsuz hiç bir şey bulunmaz. – اَلْجَلِيلُ hesaplar ve hesap sorar. en yüce, en yüce O var. - اَلْباَقِى herşeyi yoktan var kılan. ebedi kalacak olan. – اَلرَّقِيبُ pek cömert, ikram edici. görücü, hem gözetici. herşeyin mirası O'nun. O'nundur, orası O'nun. – اَلْواَسِعُ karşılık verir duâya. herşeyi bol, Vâsî Mevlaya. - اَلصَّبوُرُ gösterir ve eriştirir. sabırlı hep fırsat verir – اَلْوَدُودُ her sözü, her işi doğru. sevilir, sever kulunu. güzel isimler bir tek Allah'ın. sen de nimeti ve çok günahın. günahını temizle. güzel adları iyi ezberle. hakkın ver gaflete dalma. girip, Cennet’ten olma. – اَلْباَعِثُ şanlıdır, pek şereflidir. ruh verir, elçi gönderir. – اَلْحَقُّ her şeye şâhidtir Allah. ebedî tek Hak'dır Allah. Mâce, Duâ: 10 (Terc. 10/48) Bu hadis garibtir. Pek çok râvî bu hadisi bize Safvân b. Salih’den rivâyet etmiştir. Bu hadisi sadece Safvân’ın rivâyetiyle bilmekteyiz. Hadisçiler yanında güvenilen bir kişidir.,Bu hadis aynı zamanda değişik şekilde Ebû Hüreyre’den rivâyet edilmiştir.Pek çok rivâyetler içinde Esma-ül Hüsna’nın isimlerinin sayıldığını sadece bu hadisle bilmekteyiz. Adem b. ebî İyas bu hadisi başka bir senedle yine Ebû Hüreyre’den zikrederek Allah’ın isimlerini zikretmiştir. Fakat rivâyetin senedi sağlam değildir
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır, bunları öğrenip bunlara göre Allah’ı tanıyıp yaşayan ve bu imanla ölen kimse inşallah Cennete girer.”
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Cennet bahçelerine uğradığınızda oradan istifade ediniz.” Bunun üzerine ben: “Ey Allah’ın Rasûlü! Cennet bahçesi neresidir?” dedim. Buyurdular ki: “Mescidlerdir.” Ben: “Oradan istifade etmek ne demektir?” dedim. Şöyle buyurdular: “Sübhanallahi velhamdulillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber'' Anlamı: ''(Allah yücedir ve eksiksizdir.Bütün övgüler Allah’adır. Allah’tan başka gerçek ilah yoktur ve Allah en büyüktür.”)
Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Cennet bahçelerine uğradığınız zaman oradan istifade ediniz.” Ashab: “Cennet bahçeleri neresidir?” diye sordular. Rasûlullah (s.a.v.)’de: “Allah’ın dinini öğrenmek üzere meydana getirilen sohbet guruplarıdır” buyurdu
بَابٌ مِنْهُ
Ebû Seleme (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Herhangi birinizin başına bir musibet geldiğinde şöyle desin: “Bizi yaratan Allah’tır. Allah’ın mülkünde yaşamaktayız. Varlığımız, Allah içindir, sonunda ona dönecek ve hesaba çekileceğiz.” (Bakara: 156) “Allah’ım senin katında başıma gelenlere sevap verileceğini umuyorum. Bundan dolayı beni mükafatlandır ve onun yerine bana daha hayırlısını ver.” Ebû Seleme can verirken: “Allah’ım hanımıma benim ölümümden sonra benden daha hayırlı birini nasib et” diye duâ etti. Ebû Seleme vefat edince Ümmü Seleme: “Varlığımız, Allah içindir. Allah’ın mülkünde yaşamaktayız. Sonunda ona dönüp hesaba çekileceğiz” deyip; “Allah katındaki bu musibetlerden dolayı sevap verileceğini ümid ediyorum. Bundan dolayı beni mükafatlandır.”
بَابٌ
Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre: Bir adam Rasûlullah (s.a.v.)’e geldi ve: “Hangi duâ daha değerli ve kıymetlidir” dedi. Rasûlullah (s.a.v.)’de buyurdu ki: “Rabbinden dünya ve ahirette selamet ve afiyet dile.” Sonra ikinci bir gün gelerek tekrar “Hangi duâ daha faziletli ve değerlidir?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.), ona aynı cevabı verdi. Üçüncü sefer geldiğinde yine aynı soruyu sordu. Rasûlullah (s.a.v.)’de aynı cevabı verdi ve şöyle devam etti: “Sana dünya ve ahirette afiyet verilmişse zaten kurtulup gitmişsindir.”
Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilirsem hangi duâyı okumamı tavsiye edersin?” dedim. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: [ALLAHUMME İNNEKE AFUVVUN KERİM, TUHİBBUL AFVE, FA’FU ANNİ] Meali: “Allah’ım sen affedicisin, ikram sahibisin affetmeyi seversin beni de affet.” Diğer tahric: İbn Mâce, Dua Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. İBN-İ MACE HADİSİ İÇİN TIKLA
Abbâs b. Abdulmuttalib (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bana bir şey öğret ki onu Allah’tan isteyeyim” dedim. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’tan afiyet dile…” Birkaç gün sonra tekrar geldim: “Ey Allah’ın Rasûlü! bana bir şey öğret ki onu Allah’tan isteyeyim” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), bana şöyle dedi: “Ey Abbâs! Ey Nebiin amcası! Allah’tan dünya ve ahirette afiyet iste.”
İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’tan, afiyetten daha sevimli ve üstün bir şey istenmemiştir.”
(٩٠) بَابٌ
Ebû Bekir (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.), bir işi yapmak istediği zaman: “Allah’ım bana hayırlısını ver ve benim için en uygun olanı seç” diye duâ ederdi
(٩١) بَابٌ
Ebu Mâlik el Eş’arî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Abdest, imanın bir parçasıdır. Elhamdülillah diyecek şekilde yaşamak mizanı doldurur. Sübhanallah ve Elhamdülillah diyecek şekilde bir hayat sürmek gökler ve yeryüzü arasını dolduracak kadar sevap kazandırır. Namaz, nurdur. Sadaka kişinin Müslüman olduğuna bir delildir. Sabır her an önümüzdeki bir ışıktır. Kur’ân ise lehimizde veya aleyhimizde bir delildir. Her insan sabahleyin kalkıp nefsinin satıcısıdır. Ya ibadet ve kulluk yaparak kendisini Allah’a satmış olur. Veya arzu ve hevesine veya şeytana uyarak kendisini helak etmiş olur.” Diğer tahric: Müslim, Tahara Tirmizî: Bu hadis sahihtir
(٩٢) بَابٌ
Abdullah b. Amr (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sübhanallah demek mizanın yarısını doldurur. Elhamdülillah demek ise teraziyi doldurmuş olur. La ilahe illallah, diyen kimse ile Allah arasında hiçbir perde yoktur. Cennette kendisiyle beraber oluncaya kadar…”
Süleymoğullarından bir kişiden rivâyet edilmiştir: “Rasûlullah (s.a.v.), şunları benim elimde veya kendi elinde saydı: Sübhanallah demek mizanın yarısıdır. Elhamdülillah ise onu doldurmuş olur. Allahu ekber demek gök ile yeryüzü arasını doldurur oruç sabrın yarısı temizlikte imanın yarısıdır.” Diğer tahric: Müsned: 17571 Tirmizî: Bu hadis hasendir. Şu’be ve Sûfyân es Sevrî bu hadisi Ebû İshâk’tan rivâyet etmişlerdir