Abdurrahman b. Yezîd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. Mes’ûd şöyle dedi: Ka’be’nin örtüsüne gizlenmiş vaziyette iken, anlayışları kıt, şişman üç kişi geldiler -biri kureyşten diğer ikisi de akrabaları olan sekîften idiler- Anlayamadığım bir şeyler konuştular sonra onlardan biri dedi ki: “Ne dersiniz? Allah bu konuştuklarımızı işitiyor mu?” diye sordu. Diğeri ise: “Yüksek sesle konuşursak işitir, sesimizi kısarsak işitmez” dedi. Öteki ise konuştuklarımızdan bir şey işitmiş ise hepsini de işitmiştir diye cevap verdi. Abdullah dedi ki: Durumu Nebi (s.a.v)’e anlattım, bunun üzerine Allah, Fussilet sûresi 22-23. ayetlerini indirdi: “Ve siz günahları işlerken kulaklarınızın, gözlerinizin, derilerinizin aleyhinizde şâhidlik edeceklerini ümit etmiyor, onlardan hiçbir şeyinizi gizlemiyordunuz ve hatta sanıyordunuz ki, yaptıklarınızın pek çoğunu Allah bile bilmez.” “Ve Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu kötü zan yok mu, sizi o helak etti ve zararlı çıkanlardan oldunuz.”
Sünen-i Tirmizî › Kitâb 47 · TefsîrKonum
- 1Tahâret148
- 2Namaz302
- 3Vitir35
- 4Cuma Günü42
- 5İki Bayram14
- 6Yolculuk73
- 7Zekât65
- 8Oruç127
- 9Hac157
- 10Cenâzeler115
- 11Nikâh67
- 12Süt Emzirme29
- 13Talâk ve Lân31
- 14Ticâret117
- 15Rasûlullah'tan Hükümler (Ahkâm)64
- 16Diyet35
- 17Had Cezâları45
- 18Av28
- 19Kurbanlar29
- 20Adaklar ve Yeminler23
- 21Seriyyeler (Askerî Seferler)68
- 22Cihâdın Fazîleti51
- 23Cihâd48
- 24Elbise66
- 25Yiyecekler73
- 26İçecekler36
- 27Birr ve Sıla141
- 28Tıp54
- 29Mîrâs26
- 30Vasiyyetler9
- 31Velâ ve Hibeler8
- 32Kader26
- 33Fitneler112
- 34Rüyâlar25
- 35Şâhitlikler9
- 36Zühd111
- 37Kıyâmet, Rikâk ve Vera' Vasıfları108
- 38Cennetin Vasıfları51
- 39Cehennemin Vasıfları34
- 40Îmân39
- 41İlim43
- 42İzin İstemek47
- 43Âdâb136
- 44Misaller17
- 45Kur'ân'ın Fazîletleri52
- 46Kıraat23
- 47Tefsîr422
- 48Dualar244
- 49Fazîletler (Menâkıb)351
- 1بَابُ مَا جَاءَ فِي الَّذِي يُفَسِّرُ الْقُرْآنَ بِرَأْيِهِ
- 2بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ فَاتِحَةِ الْكِتَابِ
- 3بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْبَقَرَةِ
- 4بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ آلِ عِمْرَانَ
- 5بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ النِّسَاءِ
- 6بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْمَائِدَةِ
- 7بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْأَنْعَامِ
- 8بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْأَعْرَافِ
- 9بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْأَنْفَالِ
- 10بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ التَّوْبَةِ
- 11بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ يُونُسَ
- 12بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ هُودٍ
- 13بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ يُوسُفَ
- 14بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الرَّعْدِ
- 15بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ إِبْرَاهِيمَ ﵇
- 16بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْحِجْرِ
- 17بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ النَّحْلِ
- 18بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ بَنِي إِسْرَائِيلَ
- 19بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْكَهْفِ
- 20بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ مَرْيَمَ
- 21بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ طه
- 22بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْأَنْبِيَاءِ
- 23بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْحَجِّ
- 24بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْمُؤْمِنِينَ
- 25بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ النُّورِ
- 26بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْفُرْقَانِ
- 27بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الشُّعَرَاءِ
- 28بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ النَّمْلِ
- 29بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْقَصَصِ
- 30بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْعَنْكَبُوتِ
- 31بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الرُّومِ
- 32بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ لُقْمَانَ
- 33بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ السَّجْدَةِ
- 34بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْأَحْزَابِ
- 35بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ سَبَأٍ
- 36بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْمَلَائِكَةِ
- 37بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ يس
- 38بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الصَّافَّاتِ
- 39بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ ﴿ص﴾
- 40بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الزُّمَرِ
- 41بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْمُؤْمِنِ
- 42(٤٢) بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ السَّجْدَةِ
- 43بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ حم عسق
- 44بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الزُّخْرُفِ
- 45بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الدُّخَانِ
- 46بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْأَحْقَافِ
- 47بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ مُحَمَّدٍ ﷺ
- 48بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْفَتْحِ
- 49بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْحُجُرَاتِ
- 50بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ ق
- 51بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الذَّارِيَاتِ
- 52بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الطُّورِ
- 53بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ وَالنَّجْمِ
- 54بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْقَمَرِ
- 55بَابٌ: وَمِنْ سُورَةِ الرَّحْمَنِ
- 56بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْوَاقِعَةِ
- 57بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْحَدِيدِ
- 58بَابٌ وَمَنْ سُورَةِ الْمُجَادَلَةِ
- 59بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْحَشْرِ
- 60بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْمُمْتَحِنَةِ
- 61بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الصَّفِّ
- 62(٦٢) بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْجُمُعَةِ
- 63بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْمُنَافِقِينَ
- 64بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ التَّغَابُنِ
- 65بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ التَّحْرِيمِ
- 66بَابٌ: وَمِنْ سُورَةِ ن
- 67بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْحَاقَّةِ
- 68بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ سَأَلَ سَائِلٌ
- 69بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْجِنِّ
- 70بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْمُدَّثِّرِ
- 71بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْقِيَامَةِ
- 72بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ عَبَسَ
- 73بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ
- 74بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ
- 75بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ
- 76بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْبُرُوجِ
- 77بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْغَاشِيَةِ
- 78بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْفَجْرِ
- 79بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا
- 80بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى
- 81بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ وَالضُّحَى
- 82بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ ﴿أَلَمْ نَشْرَحْ﴾
- 83(٨٣) بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ وَالتِّينِ
- 84بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ ﴿اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ﴾
- 85(٨٥) بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ لَيْلَةِ الْقَدْرِ
- 86بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ لَمْ يَكُنْ
- 87بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ إِذَا زُلْزِلَتِ
- 88بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ
- 89بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْكَوْثَرِ
- 90بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْفَتْحِ
- 91بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ تَبَّتْ يَدَا
- 92بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْإِخْلَاصِ
- 93بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْمُعَوِّذَتَيْنِ
- 94(٩٥) بَابٌ
- 95(٧٣) بَابٌ
(47) Kitâb: Tefsîr
(٤٢) بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ السَّجْدَةِ
Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.), Fussilet sûresi 30. ayetini okudu da: “Gerçekten Rabbimiz Allah’tır dedikten sonra da, dosdoğru hareket edenlere melekler indiririz de melekler onlara şöyle derler: “Korkmayın ve üzülmeyin. İşte buyurun! Size vaadedilmiş olan Cennetle müjdelenin ve sevinin” şöyle buyurdu: “Herkes bunu söyledi fakat sonradan inkar etmişlerdir. Fakat kim bu inanç üzere ölürse o kimseler dosdoğru yol üzerindedirler.”
بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ حم عسق
Abdulmelik b. Meysere (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Tavûs’tan işittim şöyle diyordu: İbn Abbâs’a, Şûrâ sûresi 23. ayeti: “Allah, o Cenneti, iman edip, doğru ve yararlı işler yapan kullarına bir müjde olarak vermektedir. De ki ey Muhammed: “Ben sizden, Nebilik görevime karşılık bir ücret istemiyorum. İstediğim ancak akrabalık sevgisidir. Kim güzel bir iş yaparsa, biz onun bu husustaki sevâbını kat kat artırırız. Şüphesiz ki Allah, suçları bağışlayan ve şükrün karşılığını verendir” Hakkında soruldu da Saîd b. Cübeyr şöyle dedi: “Muhammed (s.a.v.)’in ehli beytinin akrabalığı” İbn Abbâs ise şöyle dedi: Biraz acele davrandın, Rasûlullah (s.a.v.)’in Kureyş’in tüm oymaklarında bir akrabalık bağı olduğunu biliyor musun? Sonra Rasûlullah (s.a.v.), ayetin tefsiri olarak şöyle demiştir: “Benimle sizin aranızda akrabalığı koparmamızdan başka…”
Mürreoğullarından bir ihtiyardan aktarıldığına göre, şöyle demiştir: Küfe’ye geldim. Bilâl b. ebî Bürde’nin kadılık yaparken zâlim olduğu durumu bana haber verildi. Ben de bu adamdan ibret alınmalıdır dedim ve yanına gittim, kendisi için yaptırdığı evinde tek başına oturdu. Kendisini işkence ve dövülmekten dolayı her şeyi değişmiş birden bir kemik durumunda gördüm ve şöyle dedim: Elhamdülillah Ey Bilâl! Senin toz duman olmaksızın burnunu tutarak yanımızdan geçtiğini görmüştüm. İşte sen bu günkü durumdasın. Bunun üzerine dedi ki: Sen kimlerdensin? Ben de: “Mürre b. Abbâd oğullarındanım” dedim. Sana bir hadis anlatayım mı belki Allah bu hadisten seni faydalandıracaktır dedi. Ben de haydi anlat dedim. Dedi ki: Babam, Ebû Bürde babası Ebû Musa’dan Nebi (s.a.v)’in şöyle buyurduğunu anlattı: Kulun başına gelen küçük veya büyük herhangi bir sıkıntı ancak işlediği bir günahı sebebiyledir. Allah’ın bağışladıkları ise daha çoktur. Ebû Musa dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Şu’ra sûresi 30. ayetini okudu: “Başınıza gelen her musibet, sizin ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla beraber Allah, kusurlarınızın pek çoğunu da affeder.”
بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الزُّخْرُفِ
Ebû Umâme (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hidayet üzere olduktan sonra sapıklığa düşen bir topluluğa ancak kavga ve çekişmek verilir.” Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Zuhruf sûresi 58. ayetini okudu: “Ve “Hangisi daha iyi, bizim ilahlarımız mı, yoksa O’mu?” derler. Ama onlar bu karşılaştırmayı tartışma olsun diye ortaya attılar. Doğrusu onlar kavgacı ve tartışmacı bir toplumdur.”
بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الدُّخَانِ
Mesrûk (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. Mes’ûd’a bir adam gelerek; “Bir kıssacı, kıssa anlatırken yerden bir duman çıkacağını, kafirlerin kulaklarını tıkayacağını, mü’minleri ise nezle durumuna getireceğini söylüyor” dedi. Bunun üzerine Abdullah öfkelendi. Yaslanmış iken doğrulup şöyle dedi: Sizden herhangi birinize bildiği bir şey sorulduğu zaman ona cevap versin. Mansur: Bildiğinden haber versin dedi. Bilmediği bir şey sorulduğunda ise Allah en iyisini bilir desin. Çünkü insanın ilminin bir kısmı da bilmediği bir şey kendisine sorulduğunda Allah bilir demesidir. Allah, Nebiine şöyle buyurmuştu: Sa’d sûresi 86. ayet: “De ki ey Nebi: “Bu mesajı tebliğime karşılık, sizden bir ücret istemiyorum ve ben yapmacık uydurmalarla, Nebilik taslayanlardan veya kendiliğimden bir yükümlülük getirenlerden de değilim.” Rasûlullah (s.a.v.), Kureyş’in kendisine direnmesi üzerine şöyle duâ etmişti: Allah’ım Yusuf’un yedi kıtlık senesine benzer bir kıtlık vererek onlara karşı bana yardım et. Bu duâ üzerine onları bir kıtlık yakaladı ki her şeyi kasıp kavurdu. Hayvan leşlerini ve derilerini yemek mecburiyetinde kaldılar -bir rivâyete göre, kemikleri dahi yediler- Yerden duman şeklinde bir şey çıkmaya başladı. Ebû Sûfyân, Rasûlullah (s.a.v.)’e gelerek, kavmim topluca kırılıp yok olacaktır. Onlar için Allah’a duâ et işte bu Duhan sûresi 10-11. ayetleri bu yüzden inmiştir: “10) Artık gözetle… Gökyüzünde apaçık gözle görülür bir dumanın geleceği günü. 11) Öyle bir duman ki, bütün insanlığı sarıp kuşatmıştır. Bu acı bir azâbtır.” Mansur kendi rivâyetinde şöyle diyor: Bu olay Duhan 12-13. ayetlerinin inişine sebebtir: “İşte o zaman insanlar; Ey Rabbimiz! bizden azabı kaldır artık, biz inanıyoruz derler. Ama bu hatırlatma son saatte onlara ne fayda sağlar ki? Çünkü onlara daha önce gerçekleri apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti.” Fakat ahiret azabı hiç kalkar mı? “Batşe” = şiddetli darbe demektir. “Lizam” = Duhan demektir. (Taha sûresi 129; Furkan sûresi 77) bazıları bu alametlere ilave olarak “Kamer” bazıları da “Rum” ların gâlib gelecekleri haberleri ilave ederler. Diğer tahric: Buhari (1007, 1020, 4693, 4767, 4774, 4809, 4821, 48822, 4823); Müslim 2798 (39, 40); Nesai Sünen-i Kübra (11138, 11310, 11324, 11417, 11419); Ahmed, Müsned (3613); İbn Hibban (4764, 6585). Tirmizî: “Lizam” Bedir günü meydana gelen mağlubiyettir. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir
Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her mü’minin iki kapısı vardır bir kapıdan ameli çıkar diğer kapıdan rızkı iner öldüğü zaman bu iki kapı onun için ağlarlar Duhan sûresi 29. ayeti bunun için inmiştir: “Onların yok oluşlarına ne gök, ne de yer sakinleri ağlamadı ve tevbe edebilmeleri için zaman da tanınmadı.”
بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْأَحْقَافِ
Abdullah b. Selam (r.a.)’in kardeşinin oğlundan rivâyete göre, şöyle demiştir: Osman’ın canına kastedildiği zaman Abdullah b. Selam onun yanına gelmişti. Osman ona neden geldin? Diye sordu. O da sana yardıma geldim dedi. Osman, sen bana başkaldıran insanların yanına çık onları benden uzaklaştır. Senin dışarıda olman içeride olmandan benim için daha hayırlıdır. Bunun üzerine Abdullah b. Selam, isyan eden insanların arasına çıkıp şöyle konuştu: Ey İnsanlar! Cahiliyye’de benim adım falandı. Rasûlullah (s.a.v.), bana Abdullah adını verdi ve benim hakkımda Allah’ın kitabından Ahkaf sûresi 10. ayet nazil olmuştu. Yine Ra’d sûresi 43. ayette benim hakkımda nazil olan ayetlerdendir. Allah’ın size karşı kınında bir kılıcı vardır. Nebinin gönderildiği şu memleketinizde melekler size komşu olmuşlardır. Bu adam ve onu öldürmek hususunda Allah’tan korkunuz. Eğer onu öldürürseniz komşularınız olan melekler sizden uzaklaştırılacak ve size karşı kınındaki Allah’ın kılıcı da kınından çıkarılacak ve kıyamete kadar da kınına sokulmayacaktır. Abdullah b. Selam’ın kardeşinin çocuğu dedi ki: Bu sözü dinleyen o insanlar Yahudi’yi de Osman’ı da öldürün dediler
Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Nebi (s.a.v), bir yağmur bulutu gördüğü zaman bir ileri bir geri gelir giderdi o bulut yağmur indirince rahatlardı. Kendisine bunun sebebini sordum şöyle buyurdu: Bilemem belki de bu bulut, Allah’ın Kur’ân’da Ahkaf sûresi 24. ayette bildirildiği bulut olabilir: “Nihayet gelecek azabı, ufukta geniş bir bulut halinde, vadilerine doğru geldiğini görünce: “Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur” dediler. Hûd Nebi de: “Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir, acıklı azabı getiren rüzgardır.”
Alkame (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Sizden herhangi biriniz cin gecesi Nebie arkadaşlık etti mi? Abdullah şöyle dedi: Bizden kimse ona arkadaşlık etmedi. Fakat bir gece onu Mekke’de kaybetmiştik. O’na suikast yapıldığına veya kendisine işlenen cinayetin örtüldüğüne hükmettik. Bu yüzden de bir cemaatin geçirdiği en kötü geceyi geçirmiştik. Nihayet sabaha vardığımızda ve sabah üzere iken birden onun Hirâ tarafından gelmekte olduğunu gördük. İçersinde bulundukları hali ona anlattılar. Bunun üzerine buyurdular ki: Cin davetçiler bana geldi. Ben de kendilerine gidip onlara Kur’ân’dan ayetler okudum. Sonra gidip bize onların izlerini ve ateşten eserlerini gösterdi. Şa’bî diyor ki: Cinler Rasûlullah (s.a.v.)’e azıklarından sordular -kendileri Cezîre cinlerinden idi- Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Et bakımından bol etli olarak elinize geçen üzerine besmele çekilmiş her kemik sizin azığınızdır. Her türlü tezek ve ters de hayvanlarınızın yiyeceğidir. Rasûlullah (s.a.v.) sözünü şöyle sürdürdü: Bu iki madde ile taharetlenmeyiniz çünkü onlar cin kardeşlerinizin yiyeceğidir. Diğer tahric: Müslim, Salat Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir
بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ مُحَمَّدٍ ﷺ
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. Muhammed sûresi 19. ayeti nazil olması üzerine: “Bil ki, Allah’tan başka ilah yoktur gerçek İlah olarak ancak Allah vardır. Hem kendi kusurlarından, hem mü’min erkek ve kadınların kusur ve günahlarından dolayı bağışlanma dile. Çünkü Allah, sizin dönüp dolaşacağınız yeri de bilir, varıp duracağınız yeri de bilir.” Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Ben hergün Allah’a yetmiş kere istiğfar eder bağışlanmamı isterim
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), bir gün Muhammed sûresi 38. ayetinin sonunu okudu. Ashab, bizim yerimize kimler getirilecek diye sordular. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Selman’ın omzuna vurdu ve sonra: “Bu ve bunun toplumu” buyurdu
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Nebi (s.a.v)’in ashabından bazı kişiler: Ey Allah’ın Rasûlü! “Allah’a itaatten yüz çevirdiğimiz takdirde yerimize getirilecek olan ve bizim gibi olmayacak olanlar kimlerdir.” (Muhammed 38) Selman, Rasûlullah (s.a.v.)’in yanında idi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Selman’ın dizine vurdu ve şöyle buyurdu: “İşte bu ve bunun adamları canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki iman Süreyya yıldızında olsa bile İranlılardan bazı kişiler onu elde ederler.”
بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْفَتْحِ
Zeyd b. Eslem (r.a.)’in babasından rivâyete göre, şöyle demiştir: Ömer b. Hattâb’ın şöyle dediğini işittim: Seferlerinden birinde Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikteydik. Rasûlullah (s.a.v.) ile konuştum, sustu tekrar konuştum yine sustu sonra tekrar konuştum yine sustu. Ben de devemi hareket ettirdim ve bir kenara çekildim. Kendi kendime: “Ey Hattâb’ın oğlu, anan acına yansın. Rasûlullah (s.a.v.) ile üç kere ısrar ettin üçünde de seninle konuşmadı, dolayısıyla hakkında bir Kur’ân ayeti inmesine ne kadar da layık hale geldin” dedim. Tam bu durumda iken beni çağıran birini duydum, derhal Rasûlullah (s.a.v.)’in yanına geldim. Rasûlullah (s.a.v.): “Ey Hattâb’ın oğlu! Allah bu gece bana bir sûre indirdi ki bu sûre karşılığında güneşin doğduğu her şey benim olsun istemem; “Şüphesiz biz senin için apaçık bir zaferin önünü açtık” (Feth)
Enes (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’e Hudeybiye dönüşünde (Feth sûresi 2. ayeti); “Böylece Allah senin hem geçmişte, hem de gelecekteki bütün hatalarına karşı bağışlayıcılığını gösterecek, yani her türlü sıkıntı ve tasalardan seni kurtaracak ve sana kafa tutanları, sana baş eğdirmek suretiyle nimetini sana tamamlayacaktır ve gönderdiği son din ile Cennete götüren yola seni iletecektir.” İnmişti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), bana bir ayet indi ki; Yeryüzünde olan her şeyden bana daha sevimlidir. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), ashabına bu ayeti okudu Onlar da “Sağlık ve saadetle…” dediler. Allah sana nasıl muamele yapılacağını açıkladı ya bize nasıl muamele edilecektir? Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) (Feth sûresi 5. ayeti) indirildi: “Ve Allah’ın mü’min erkek ve kadınları, içinden ırmaklar akan Cennetlere sokması, günah ve kusurlarını örtmesi içindir. Bu Allah katında gerçekten büyük bir kurtuluştur.”
Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Sabah namazı vaktinde müşriklerden silahlı seksen kişi Ten’ım bölgesinden Rasûlullah (s.a.v.)’ın ashabının üzerine indiler. Bunlar, Rasûlullah (s.a.v.)’i öldürmek istiyorlardı. Hepsi yakalandı. Ve Rasûlullah (s.a.v.), Bunların hepsini serbest bıraktı. Bunun üzerine Allah Feth sûresi 24. ayetini indirdi: “O Allah ki, sizi onların üzerine galip getirdikten sonra, Mekke’nin göbeğinde onların elini sizden, sizin elinizi onlardan çeken O’dur. Allah ne yaparsanız hepsini görür.”
Ubey b. Ka’b (r.a.)’den rivâyete göre, Nebi (s.a.v), “Onları takva kelimesine bağladı” (Feth sûresi 26) sözcüğünü “La ilahe illallah” sözüdür, buyurdu
بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْحُجُرَاتِ
İbn ebî Müleyke (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. Zübeyr, bana şöyle anlattı: Akra b. Hâbis, Nebi (s.a.v)’e gelmişti. Ebû Bekir: Ey Allah’ın Rasûlü! dedi: “O’nu kendi kavmine lider tayin et.” Ömer’de: “O’na liderlik verme” Ey Allah’ın Rasûlü dedi. Bunun üzerine ikisi de Nebi (s.a.v)’in huzurunda karşılıklı konuşup tartıştılar sesleri de hayli yükselmişti. Ebû Bekir Ömer’e dedi ki: Senin maksadın sadece bana muhalefet etmekti. Ömer de sana muhalif olmak istemedim, dedi. Bunun üzerine Hucurat sûresi 2. ayeti indirildi: “Ey iman edenler! Sesinizi Nebinin sesinden daha fazla yükseltmeyin, yani şahsi görüş ve tercihleriniz, Nebi buyruklarının üstüne çıkmamalıdır. Birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi, O’na yüksek sesle hitap etmeyin. Yoksa bütün güzel ve iyi işleriniz, siz farkında olmadan bilmediğiniz ve anlamadığınız bir sebeple boşa gidebilir.” Bu ayetin inmesinden sonra Ömer, Rasûlullah (s.a.v.)’in huzurunda o kadar sessiz konuşurdu ki: Rasûlullah (s.a.v.) onun sözünü işitemez ve anlamak için tekrar sorardı
Berâ b. Âzib (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. Hucurat sûresi 4. ayeti hakkında şöyle dedi: Bir adam kalktı ve: “Ey Allah’ın Rasûlü, benim övgüm yükseltici yergim ise alçaltıcıdır” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “O özellikte olan Allah’tır.”
Ebû Cübeyre b. Dahhak (r.a.)’den aktarıldığına göre, şöyle demiştir: Bizden bir kimsenin iki veya üç ismi olurdu bu isimlerden biri ile çağrılınca bundan hoşlanmayabilirdi. Bunun üzerine Hucurat sûresi 11. ayeti indirildi: “Siz ey iman edenler! Hiçbir insan başka insanları alaya alıp küçümsemesin, belki o alaya alıp küçümsedikleri, kendilerinden daha hayırlı olabilirler ve hiçbir kadın da, başka kadınları küçümseyip alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha hayırlı olabilirler. Ve hiç biriniz başka birinde ayıplar arayıp karalamasın, kınamasın. Kötü lakaplarla sataşıp, atışıp birbirinizi aşağılamayın. İman ettikten sonra, kötü bir ad sahibi olmak ne çirkin şeydir. Artık her kim bu şekilde Allah’ın yasak ettiği şeylerden tevbe edip dönmezse, işte onlar yaratılış gayesine aykırı yaşayanlardır.”
Ebû Saîd el Hudrî (r.a.), Hucurat sûresi 7. ayetini okudu ve şöyle dedi: Bu kendisine vahiy gelen Nebiinizdir. Onun ashabı da önderlerinizin en seçkinleridir. Bu ayette onlar için böyle söylendiyse ya bugün sizin haliniz nasıl olur?
İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.), Mekke fethi günü insanlara bir hutbe vererek şöyle buyurdu: “Ey İnsanlar! Allah cahiliyye gururunu ve atalarla övünmeyi sizden kaldırmıştır. İnsanlar iki gurubtur; Allah katında değerli, doğru, müslüman kişi ve Allah tarafından hor görülen isyankar ve inanmayan kişi bütün insanlar Adem oğullarından'dır. Allah’ta Ademi topraktan yaratmıştır ve Allah şöyle buyurmaktadır. (Hucurat sûresi 13. ayeti) “Ey insanlar! Bakın biz sizi, bir erkekten ve bir kadından yarattık. Sizi birbirinizi tanıyasınız diye, milletlere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz Allah katında şerefli ve itibarlı olanınız, yaşantısını, yolunu, yordamını Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışanlarınızdır. Çünkü Allah, herşeyi bilendir, herşeyden haberdar olandır.”
Semure (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Haseb” = mal demektir. “Kerem” ise takva sorumluluk bilinci demektir
بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ ق
Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Cehennem, durmadan daha var mı? (Kâf sûresi 30. ayet) diyecek sonunda Allah ayağını Cehenneme koyacaktır. Bunun üzerine Cehennem izzetin hakkı için yeter yeter diyecektir ve böylece Cehennem bir kısmı bir kısmına sıkışacaktır.”
بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الذَّارِيَاتِ
Rabia kabilesinden bir adamdan rivâyete göre, şöyle demiştir: Medîne’ye gelerek Rasûlullah (s.a.v.)’in yanına girdim ve onun yanında Ad’ın delegesi olarak anıldım. Bunun üzerine Ad’ın delegesine benzemekten Allah’a sığınırım dedim. Rasûlullah (s.a.v.), Ad’ın delegesi nedir? diye sordu. Dedim ki: Bu konuyu en iyi bilen kişiye düştüm. Ad kavmi kuraklığa uğrayınca Kayl adında birini gönderdi. Bu adam Bekir b. Muaviye’ye misafir oldu. Bekir ona şarap içirdi iki şarkıcı da şarkı söylediler. Sonra mehre dağlarına doğru yola çıktı ve şöyle duâ etti: Allah’ım ben sana iyileştireceğim bir hasta ve fidyesini vereceğim bir esir için gelmedim kuluna eskiden içirmekte olduğun şeylerden içir Bekr b. Muaviye’ye içir ki kendisine şarap içirdiğinden dolayı teşekkür eder. Kendisine bazı bulutlar çıkarıldı. Bunların birini seç denildi. Oda bunlardan siyah bulutu seçti. Bunun üzerine kendisine al sana ipince bir kum ki Ad kavminden hiç kimseyi bırakmayacaktır denildi. Rasûlullah (s.a.v.) onlara gönderilen rüzgarın yüzük halkası olarak küçük olduğunu belirtti ve Zariyat sûresi 41.42. ayetlerini okudu: “Ve tüm günahkarları yok eden kasırgayı, üzerlerine saldığımız Âd kavminin başına gelenlerde de, aynı ibretleri görebilirsiniz. Bu kasırga geçtiği her yerde, hiç birşey bırakmadı, herşeyi çürümüş kemiklere ve küle çevirdi.”
Hâris b. Yezîd el Bekrî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Medîne’ye geldim ve mescide girdim. Bir de ne göreyim, mescid insanlarla dopdolu, siyah sancaklar dalgalanıyor. Bilâl de kılıcını kuşanmış Rasûlullah (s.a.v.)’in yanında duruyor buldum. Bu insanların işi nedir diye sordum? Dediler ki: Amr b. Âs’ı karşılamaya gelmişler. Manaca Sûfyân b. Uyeyne’nin hadisinin bir benzerini uzunca rivâyet etmiştir
بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الطُّورِ
İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Tûr sûresi 49. ayetinde geçen: “İdbar-un nûcüm” sabah namazının farzından önceki iki rekattır. Kâf sûresi 40. ayette geçen “İdbâr-us sûcûd” ise akşam namazının farzından sonraki iki rekattır
بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ وَالنَّجْمِ
İbn Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), Sidretül Müntehaya varınca şöyle buyurdu: “Yeryüzünden çıkan ve yukarıdan inen burada son buluyor.” Allah orada ona önceden hiçbir Nebie vermediği üç şeyi ona verdi: 1) Bakara sûresinden son iki ayeti, 2) Beş vakit namaz 3) Allah’a hiçbirşeyi ortak koşmadıkları sürece ümmetin büyük günahlarının bağışlanması İbn Mes’ûd, Necm sûresi 16. ayetini okudu ve Sidre altıncı göktedir” dedi. Sûfyân: Altından pervaneler dedi eliyle işaret edip elini titretti. Mâlik b. Mığvel’den başkası da şöyle diyor: Yaratıkların bilgileri Sidre’de son bulur. Onun üstündeki bilgilerden haberleri yoktur
Şeybânî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Zirr b. Hubeyş’e Necm sûresi 9. ayeti hakkında sordum şöyle dedi: İbn Mes’ûd bana bildirdi ki Nebi (s.a.v), Cebrail’i gördü onun altıyüz kanadı vardı
Şa’bî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Abbâs, Arafat’ta Ka’b ile karşılaştı ve ona bir şey sordu. Bunun üzerine Ka’b öyle bir tekbir getirdi ki dağlardan yankısı duyuldu. İbn Abbâs dedi ki: Biz Haşimoğullarındanız Ka’b ta şu karşılığı verdi: Allah görünmesiyle konuşmasını Muhammed ile Musa arasında taksim etti. Musa Rabbi ile iki sefer konuştu. Muhammed’de Rabbini iki sefer gördü. Mesrûk şöyle dedi: Âişe’nin yanına girdim ve Muhammed (s.a.v.), Rabbini görmüş müdür? Diye sordum. O da şöyle cevap verdi: Öyle bir şey sordun ki tüylerim diken diken oldu. Ben de acele etmeyiniz, dedim ve Necm sûresi 18. ayetini okudum. Âişe şu karşılığı verdi. Sen yanlış yorum ve tefsirler yaparak nerelere gidiyorsun? O Nebinin gördüğü kimse Cebrail’dir. Her kim sana Muhammed (s.a.v.)’in Rabbini gördüğünü veya kendisine emredilenlerden bir şeyi gizlediğini veya Lokman sûresi 34. ayetindeki bilinmeyenleri bildiğini söylerse en büyük yalanı ve iftirayı yapmış olur. Fakat Nebi (s.a.v), Cebrail’i görmüştür. Cebrail’i kendi şeklinde iki sefer görmüştür; biri Sidret-ül müntehada diğeri de Mekke’de mağarada ilk vahy indiği anda Ciyad mıntıkasında ki onun altı yüz kanadı vardı ve tüm ufku kaplamıştı
ibn Abbas (r.a.)’den rivayete göre, şöyle demiştir: Muhammed, Rabbini görmüştür. Bunun üzerine İkrime, En’am 103. ayetini: “Hiçbir beşerî görüş ve tasavvur O’nu anlayamaz, halbuki O her türlü beşerî görüş ve tasavvuru çepeçevre kuşatır. Zira yalnız O’dur, hikmetine tam nüfûz edilemeyen ve herşeyden haberdar olan.” Okuyup, Allah, böyle buyurmadı mı? dedi. İbn Abbas: Yazık sana; O, Senin dediğin husus kendi nuruyla tecelli ettiği zamandır. Oysa Muhammed Rabbini iki defa görmüştür. Diğer tahric: Müslim, İman; Nesai kübra, tefsir Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle hasen garibtir
ibn Abbâs (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. Necm sûresi 9.10. ayetleri: “Aralarında iki yay mesafesi kalıncaya kadar, hatta daha da yakınına kadar. Böylece Allah, kuluna vahyedilmesini uygun gördüğü şeyleri vahyetmiş oldu.” Hakkında şöyle dedi: “Nebi (s.a.v), O’nu görmüştür.”
İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, Necm sûresi 11. ayetini okudu ve şöyle dedi: “Onu kalbi ile gördü.”
Abdullah b. Şakîk (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebû Zerr (r.a.)’e Nebi (s.a.v)’e ulaşmış olsaydım mutlaka kendisine sorardım dedim. Ebû Zerr, ona neyi soracaktın dedi. Ben de: Muhammed rabbini görmüş müdür? Diye sorardım, dedim. Ebû Zerr şu karşılığı verdi: Ben ona sormuştum da oda: “O bir nurdur, onu nasıl görebilirim” demişti
Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, Necm sûresi 11. ayeti hakkında şöyle dedi: “Rasûlullah (s.a.v.), Cebrail’i pırıl pırıl bir kumaştan yapılmış elbise içersinde gök ve yeryüzünü doldurmuş bir vaziyette görmüştü.”
İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, Necm sûresi 32. ayeti hakkında Nebinin şöyle söylediğini aktardı: “Allah’ım bağışlarsın çok bağışlarsın senin hangi kulun ufak tefek kusurlarda bulunmamıştır.”
بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْقَمَرِ
İbn Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Biz Minâ’da, Nebi (s.a.v) ile beraber iken ay bir parçası Hıra dağının ötesine diğeri de berisine olmak üzere ikiye bölündü. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Şâhid olunuz buyurdu ve Kamer sûresinin birinci ayetini okudu.”
Enes (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. Dedi ki: Mekkeliler, Nebi (s.a.v)’den bir mucize istediler, Ay Mekke’de iki defa yarıldı ve Kamer sûresi 1-2. ayetleri indi: “Kıyamet saati yaklaştı ve ay yarıldı. O inkârcılar bir mucize görseler, hemen yüz çevirirler de; “Hep olagelen bir büyüdür” derler.” Ayette geçen “Müstemir” kelimesine geçici anlamı verilmiştir
İbn Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) zamanında ay ikiye bölündü. Rasûlullah (s.a.v.)’de şâhid olunuz” buyurdu
İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) zamanında ay ikiye bölünmüştü de bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Şâhid olunuz!” buyurdu
Cübeyr b. Mut’ım (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ay, Nebi (s.a.v)’in zamanda bölünerek şu dağın üzerinde iki parça oldu. Bunun üzerine Mekke müşrikleri, Muhammed bizi büyüledi dediler. Onlardan bazıları da, “Bizi büyülediyse tüm insanları da büyüleyemez ya dediler.”
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Kureyş müşrikleri kader meselesinde Nebi ile münakaşa yapmak üzere gelmişlerdi de Kamer sûresi 48-49. ayetler indi: “Yüzükoyun ateşe sürüklenecekleri o gün, onlara denilecek: “Cehennem ateşinin yakışını tadın bakalım.” “Şüphesiz biz herşeyi belli bir ölçüye, düzene ve plana göre yarattık.”
بَابٌ: وَمِنْ سُورَةِ الرَّحْمَنِ
Câbir (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.), ashabının yanına çıktı ve Rahman sûresini başından sonuna kadar okudu. Ashab: sustular. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Cin gecesi bu sûreyi cinlere okudum onlar cevap bakımından sizden daha olumlu idiler sûre içersindeki: “O halde siz ey iki topluluk, Rabbinizin bunca nimetlerinden hangisini yalan sayabilirsiniz.” Ayetine her geldikçe cinler: “Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbirini inkar etmeyiz sana hamdolsun” dediler
بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْوَاقِعَةِ
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurdu: Allah buyuruyor ki: Salih kullarıma hiçbir gözün görmediği hiçbir kulağın duymadığı hiçbir insanın kalbinden dahi geçmeyen nimetler hazırladım. Dilerseniz Secde sûresi 17. ayetini okuyunuz: “Böyle davranan mü’minlere gelince, yaptıklarından dolayı mükafat olarak, öteki dünyada onlara şimdiye kadar gizli kalan, göz aydınlığı olarak, onlar için nelerin saklanıp bekletildiğini hiç kimse bilip hayal edemez.” Cennet’te bir ağaç vardır ki binitli bir kişi onun gölgesinde yüzyıl yürürde bitiremez. Dilerseniz Vakıa sûresi 30. ayeti okuyunuz: “Uzayıp giden gölgeler.” Cennet’te bir kamçılık yer, dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır. Dilerseniz Âl-i Imrân sûresi 185. ayetini okuyunuz: “Her can ölümü tadacaktır. Böylece kıyamet günü yapıp ettiklerinizin karşılığı size tam olarak ödenecektir. Orada ateşten uzaklaştırılıp Cennete konulacak olanlar, gerçek kurtuluşa ermişlerdir. Zira bu dünya hayatına düşkünlük, aldatıcı bir zevkten başka birşey değildir.”
Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Cennet’te bir ağaç vardır ki binitli bir kimse o ağacın gölgesinde yüzyıl yürürde onu bitiremez dilerseniz Vakıa sûresi 30-31. ayetlerini okuyunuz: “Uzayıp giden gölgeler, fışkırıp çağlayarak akan sular.”
Ebû Saîd (r.a.)’den rivâyete göre, Nebi (s.a.v), Vakıa sûresi 34. ayeti hakkında şöyle demiştir: Döşeklerin yüksekliği gök ile yeryüzü arası kadardır. Gök ile yeryüzü arasındaki mesafe ise beş yüz yıllık yoldur
Ali (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), Vakıa sûresi 82. ayeti hakkında şöyle buyurdu: “Yani şükrünüzü ve teşekkürünüzü Allah’a yapmanız gerekirken Falan ve filan yıldız sayesinde bize yağmur yağdı. Falan ve filan yıldızın düşmesiyle falan oldu… gibi şeyler söylüyorsunuz (Yani Allah’ı unutarak işlerinizin sebeplerini yaratan yerine koyuyorsunuz bize şükretmeniz gerekirken bizi inkar etmiş oluyorsunuz) Diğer tahric: Müsned: 639 Tirmizî: Bu hadis hasen garib sahihtir. Bu hadisi merfu olarak sadece İsrail’in rivâyetiyle bilmekteyiz. Sûfyân es Sevrî bu hadisi Abdul A’lâ’dan ve Abdurrahman es Sülemî’den ve Ali’den benzeri şekilde merfu olmaksızın rivâyet etmiştir
Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.), Vakıa sûresi 35. ayeti hakkında şöyle buyurdu: “Gözleri çapaklı kocakarılar da orada yeniden yaratılan kadınlardan olacaklardır.”
İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebû Bekir: “Ey Allah’ın Rasûlü! ihtiyarladın” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Beni, Hud, Vakıa, Mürselat, Nebe ve Tekvir sûreleri ihtiyarlattı.”
بَابٌ وَمِنْ سُورَةِ الْحَدِيدِ
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), ashabıyla birlikte oturmakta iken üzerlerine bir bulut geldi. Nebi (s.a.v), bunun ne olduğunu biliyor musunuz? Diye sordu. Ashab: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir dediler. Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: Bu buluttur! Bu bulutlar toprağın sulayıcılarıdır. Allah onları kendisine şükretmeyen kulluk yapmayan kimselere bile gönderiyor. Sonra üzerinizde ne var biliyor musunuz? diye sordu. Ashab: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: O dünyamızın semasıdır, korunmuş bir tavan ve önüne geçilmiş bir dalgadır. Sonra Rasûlullah (s.a.v.): Bu gökle sizin aranızdaki mesafe ne kadardır? Diye sordu. Ashab: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir dediler. Şöyle buyurdu: Sizinle onun arasında beşyüz yıllık mesafe vardır. Sonra konuşmasına şöyle devam etti: O'nun üstünde ne var biliyor musunuz? Ashab: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir dediler. Şöyle buyurdu: Onun üzerinde iki gök daha vardır ki aralarındaki mesafe beşyüz senelik yoldur… Rasûlullah (s.a.v.), yedi göğün hepsini saydı her iki göğün arası dünya ile dünya göğünün arası kadardır. Sonra şöyle buyurdu: Onun da üzerinde ne var biliyor musunuz? Ashab: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir dediler. Şöyle buyurdu: Onun da üzerinde arş vardır, arş ile yedinci gök arasındaki mesafe iki gök arasındaki mesafe kadardır. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), altınızda ne var biliyor musunuz? buyurdu. Ashab: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir dediler. Şöyle buyurdu: Altınızdaki yeryüzüdür. Sonra onunda altında ne var biliyor musunuz? buyurdu. Allah ve Rasûlü daha iyi bilir dediler. Şöyle buyurdu: O’nun altında başka bir arz vardır ki ikisinin arasındaki mesafe beş yüz senelik yoldur. Rasûlullah (s.a.v.), yedi arza kadar saydı ve her arzın arasında beş yüz yıllık mesafe olduğunu söyledi. Sonra şöyle buyurdu: Muhammed’in canı kudret elinde bulunan Allah’a yemin olsun ki siz en alttaki dünyaya bir ip sarkıtmış olsaydınız o ip Allah’a kadar ulaşırdı dedi ve Hadid sûresi 3. ayetini okudu. Diğer tahric: Müsned: 8472 Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle garibtir. Tirmizî: Eyyûb, Yunus b. Ubeyd ve Ali b. Zeyd’in şöyle dedikleri rivâyet edilmiştir. Hasan, Ebû Hureyre’den hadis işitmemiştir. Bazı ilim adamları bu hadisi şöyle tefsir etmişlerdir: İp ancak Allah’ın ilmi kudreti ve saltanatı üzerine iner. Çünkü Allah’ın ilmi, kudreti ve saltanatı her yerde mevcuttur. Kendisi kitabında bildirdiği gibi arşın üzerindedir. BUHARİ’DE ARŞ’A DAİR HADİSLER VE OLDUKÇA GENİŞ VE İYİ İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN