Bize Muhammed b. Ebî Bekir El-Mukaddemi rivayet etti. (Dediki); Bize İbni Uleyye ile Hammâd b. Zeyd rivayet ettiler. H. Bize Kuteybetü'bnü Said de rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti. H. Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb dahi rivayet ettiler; Lâfız onlarındır. (Dediler ki': Bize İsmail b. Uleyye, Eyyub'dan, o da Muhammed'den, o da Abîde'den, o da Alî'den naklen rivayet etti. Hz. Ali Haricîlerden bahsederek şöyle demiş: «Onların içinde eli kısa —veya eli küçük— bir adam vardır., Şımarmıyacağını bilsem size onları öldürenlere Allah'ın. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ln dilinden neler vaad ettiğini söylerdim.» Abide (Demişki): Ben: — «Bunları Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den senmi işittin?» dedim; Alî: — «Kabe'nin Babbine yemin ederim ki ben işittim! Kabe'nin Rabbine yemin ederim ki ben işittim! Kabe'nin Rabbine yemîn ederim ki ben işittim!» cevâbını verdi
Sahih-i Müslim › Kitâb 12 · ZekâtKonum
- ·Giriş (Mukaddime)35
- 1Îmân437
- 2Tahâret144
- 3Hayız157
- 4Namaz323
- 5Mescidler ve Namaz Yerleri406
- 6Namaz — Yolcular380
- 7Namaz — Cuma93
- 8Namaz — İki Bayram26
- 9Namaz — Yağmur19
- 10Namaz — Tutulmalar34
- 11Namaz — Cenâzeler140
- 12Zekât230
- 13Oruç285
- 14İ'tikâf11
- 15Hac604
- 16Nikâh169
- 17Süt Emzirme84
- 18Talâk91
- 19Lân (Mülâane)27
- 20Köle Azâdı31
- 21Alım Satım158
- 22Müsâkât (Ortakçılık)178
- 23Mîrâs Hükümleri23
- 24Hibeler41
- 25Vasiyyetler31
- 26Adaklar19
- 27Yeminler88
- 28Yeminler, Muhâribler, Kısas ve Diyet56
- 29Had Cezâları72
- 30Yargı ve Hükümler28
- 31Bulunmuş Mallar (Lukata)21
- 32Cihâd ve Seferler182
- 33İmâret (Yönetim)271
- 34Av, Kesim ve Yenilecek Şeyler92
- 35Kurbanlar61
- 36İçecekler258
- 37Elbise ve Süs200
- 38Edep ve Âdâb60
- 39Selâmlaşma216
- 40Doğru Kelime Kullanımı25
- 41Şiir10
- 42Rüyâlar41
- 43Fazîletler230
- 44Sahâbenin Fazîletleri331
- 45Birr, Sıla ve Güzel Ahlâk222
- 46Kader52
- 47İlim30
- 48Zikir, Dua, Tövbe ve İstiğfâr131
- 49Kalpleri Yumuşatan Rivayetler15
- 50Tövbe72
- 51Münâfıkların Vasıfları ve Hükümleri21
- 52Kıyâmet Günü, Cennet ve Cehennemin Vasıfları85
- 53Cennet, Nîmetleri ve Ehli104
- 54Fitneler ve Kıyâmet Alâmetleri180
- 55Zühd ve Kalplerin Yumuşaması99
- 56Tefsîr40
- 1بَاب تَرْكِ الصَّلَاةِ عَلَى الْقَاتِلِ نَفْسَهُ
- 2بَاب مَا فِيهِ الْعُشْرُ أَوْ نِصْفُ الْعُشْرِ
- 3بَاب لَا زَكَاةَ عَلَى الْمُسْلِمِ فِي عَبْدِهِ وَفَرَسِهِ
- 4بَاب زَكَاةِ الْفِطْرِ عَلَى الْمُسْلِمِينَ مِنَ التَّمْرِ وَالشَّعِيرِ
- 5بَاب الْأَمْرِ بِإِخْرَاجِ زَكَاةِ الْفِطْرِ قَبْلَ الصَّلَاةِ
- 6بَاب إِثْمِ مَانِعِ الزَّكَاةِ
- 7باب إرضاء السعاة
- 8بَاب تَغْلِيظِ عُقُوبَةِ مَنْ لَا يُؤَدِّي الزَّكَاةَ
- 9بَاب التَّرْغِيبِ فِي الصَّدَقَةِ
- 10بَاب فِي الْكَنَّازِينَ لِلْأَمْوَالِ وَالتَّغْلِيظِ عَلَيْهِمْ
- 11باب الحث على النفقة وبتبشير الْمُنْفِقِ بِالْخَلَفِ
- 12بَاب فَضْلِ النَّفَقَةِ عَلَى الْعِيَالِ وَالْمَمْلُوكِ، وَإِثْمِ مَنْ ضَيَّعَهُمْ أَوْ حَبَسَ نَفَقَتَهُمْ عَنْهُمْ
- 13بَاب الِابْتِدَاءِ فِي النَّفَقَةِ بِالنَّفْسِ ثُمَّ أَهْلِهِ ثُمَّ الْقَرَابَةِ
- 14بَاب فَضْلِ النَّفَقَةِ وَالصَّدَقَةِ عَلَى الْأَقْرَبِينَ وَالزَّوْجِ وَالْأَوْلَادِ وَالْوَالِدَيْنِ، وَلَوْ كَانُوا مُشْرِكِينَ
- 15بَاب وُصُولِ ثَوَابِ الصَّدَقَةِ عَنِ الْمَيِّتِ إِلَيْهِ
- 16بَاب بَيَانِ أَنَّ اسْمَ الصَّدَقَةِ يَقَعُ عَلَى كُلِّ نَوْعٍ مِنَ الْمَعْرُوفِ
- 17بَاب فِي الْمُنْفِقِ وَالْمُمْسِكِ
- 18بَاب التَّرْغِيبِ فِي الصَّدَقَةِ قَبْلَ أَنْ لَا يُوجَدَ مَنْ يَقْبَلُهَا
- 19بَاب قَبُولِ الصَّدَقَةِ مِنَ الْكَسْبِ الطَّيِّبِ وَتَرْبِيَتِهَا
- 20بَاب الْحَثِّ عَلَى الصَّدَقَةِ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ أَوْ كَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ، وَأَنَّهَا حِجَابٌ مِنَ النَّارِ
- 21باب الحمل أجرة يُتَصَدَّقُ بِهَا، وَالنَّهْيِ الشَّدِيدِ عَنْ تَنْقِيصِ الْمُتَصَدِّقِ بِقَلِيلٍ
- 22بَاب فَضْلِ الْمَنِيحَةِ
- 23بَاب مَثَلِ الْمُنْفِقِ وَالْبَخِيلِ
- 24بَاب ثُبُوتِ أَجْرِ الْمُتَصَدِّقِ، وَإِنْ وَقَعَتِ الصَّدَقَةُ فِي يَدِ غَيْرِ أَهْلِهَا
- 25باب أجر الخارق الْأَمِينِ، وَالْمَرْأَةِ إِذَا تَصَدَّقَتْ مِنْ بَيْتِ زَوْجِهَا غير مفسدة، بإذن الصَّرِيحِ أَوِ الْعُرْفِيِّ
- 26بَاب مَا أَنْفَقَ الْعَبْدُ مِنْ مَالِ مَوْلَاهُ
- 27بَاب مَنْ جَمَعَ الصَّدَقَةَ وَأَعْمَالَ الْبِرِّ
- 28باب الحث في الْإِنْفَاقِ، وَكَرَاهَةِ الْإِحْصَاءِ
- 29بَاب فَضْلِ إِخْفَاءِ الصَّدَقَةِ
- 30بَاب بَيَانِ أَنَّ أَفْضَلَ الصَّدَقَةِ صَدَقَةُ الصَّحِيحِ الشَّحِيحِ
- 31بَاب بَيَانِ أَنَّ الْيَدَ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى، وَأَنَّ الْيَدَ الْعُلْيَا هِيَ الْمُنْفِقَةُ، وَأَنَّ السُّفْلَى هِيَ الْآخِذَةُ
- 32بَاب النَّهْيِ عَنِ الْمَسْأَلَةِ
- 33باب المسكين الذيي لَا يَجِدُ غِنًى، وَلَا يُفْطَنُ لَهُ فَيُتَصَدَّقُ عَلَيْهِ
- 34بَاب كَرَاهَةِ الْمَسْأَلَةِ لِلنَّاسِ
- 35بَاب مَنْ تَحِلُّ لَهُ الْمَسْأَلَةُ
- 36بَاب إِبَاحَةِ الْأَخْذِ لِمَنْ أُعْطِيَ مِنْ غَيْرِ مَسْأَلَةٍ وَلَا إِشْرَافٍ
- 37بَاب كَرَاهَةِ الْحِرْصِ عَلَى الدُّنْيَا
- 38باب لو أن لابن آدم واديين لا بتغى ثَالِثًا
- 39بَاب لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ
- 40بَاب تَخَوُّفِ مَا يَخْرُجُ مِنْ زَهْرَةِ الدُّنْيَا
- 41بَاب فَضْلِ التَّعَفُّفِ وَالصَّبْرِ
- 42بَاب فِي الْكَفَافِ وَالْقَنَاعَةِ
- 43باب إعطاء من يسأل بِفُحْشٍ وَغِلْظَةٍ
- 44بَاب إِعْطَاءِ مَنْ يُخَافُ عَلَى إِيمَانِهِ
- 45بَاب إِعْطَاءِ الْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ عَلَى الْإِسْلَامِ وَتَصَبُّرِ مَنْ قَوِيَ إِيمَانُهُ
- 46بَاب ذِكْرِ الْخَوَارِجِ وَصِفَاتِهِمْ
- 47بَاب التَّحْرِيضِ عَلَى قَتْلِ الْخَوَارِجِ
- 48بَاب الْخَوَارِجِ شَرِّ الْخَلْقِ وَالْخَلِيقَةِ
- 49بَاب تَحْرِيمِ الزَّكَاةِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى الله تعالى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَعَلَى آلِهِ وَهُمْ بَنُو هَاشِمٍ وَبَنُو الْمُطَّلِبِ دُونَ غَيْرِهِمْ
- 50بَاب تَرْكِ اسْتِعْمَالِ آلِ النَّبِيِّ عَلَى الصَّدَقَةِ
- 51بَاب إِبَاحَةِ الْهَدِيَّةِ لِلنَّبِيِّ ﷺ وَلِبَنِي هَاشِمٍ وَبَنِي الْمُطَّلِبِ، وَإِنْ كَانَ الْمُهْدِي مَلَكَهَا بِطَرِيقِ الصَّدَقَةِ. وَبَيَانِ أَنَّ الصَّدَقَةَ، إِذَا قَبَضَهَا الْمُتَصَدَّقُ عَلَيْهِ، زَالَ عَنْهَا وَصْفُ الصَّدَقَةِ، وَحَلَّتْ لِكُلِّ أَحَدٍ مِمَّنْ كَانَتِ الصَّدَقَةُ مُحَرَّمَةً عَلَيْهِ
- 52بَاب قَبُولِ النَّبِيِّ الْهَدِيَّةَ وَرَدِّهِ الصَّدَقَةَ
- 53بَاب الدُّعَاءِ لِمَنْ أَتَى بِصَدَقَةٍ
- 54بَاب إِرْضَاءِ السَّاعِي مَا لَمْ يَطْلُبْ حَرَامًا
(12) Kitâb: Zekât
بَاب التَّحْرِيضِ عَلَى قَتْلِ الْخَوَارِجِ
{…} Bize Muhammedü'bnu'l-Müsennâ rivayet etti. (Dediki): Bize İbnü Ebî Adiyy, ibni Avn'dan, o da Muhammed'den, o da Abide den naklen rivayet etti. Abide: «Ben, size ancak ondan işittiklerimi söylüyorum.» diyerek Alî'den naklen Eyyûb'un hadîsi gibi merfû olarak rivâyetde bulundu
Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dediki): Bize Abdurrazzâk b. Hemmâm rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülmelik b. Ebî Süleyman rivayet etti. (Dediki): Bize Selemetü'bnü Küheyl rivayet etti. (Dediki): Bana Zeydü'bnu Vehb El - Cüheni rivayet etti ki, kendisi Alî (Radiyallahu anh) ile beraber olup Haricîlere karşı çıkan orduda imiş. Ali (Radiyallahu anh) şunları söylemiş: «Ey cemâat! Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: — «Ümmetimden öyle bir kavim çıkacak ki Kur'ân okuyacaklar sizin okuyuşunuz onlarınkinin yanında hiç bir şey değildir. Namazınız da onların namazının yanında bir şey değildir. Orucunuz dahî onların orucuna nisbetle hiç bir şey değildir. Kur'ân'ı okuyacaklar, onu kendi lehlerinde zannedecekler. Hâlbuki aleyhlerine olacak. Namazları köprücük kemiklerinden öteye geçmiyecek, İslâm'dan, ok'un avı delip geçtiği gibi çıkacaklar.» Onlarla harbeden ordu, Nebileri (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in dilinden kendilerine neler takdir buyurulduğunu bilseler mutlaka çalışmaktan vazgeçerlerdi. Bu kötü kavmin alâmeti şudur: İçlerinde öyle bir adam bulunacak ki, o adamın pazısı olup kolu bulunmayacak. Pazısının ucunda meme ucu gibi bir çıkıntı bulunacak. Onun Üzerinde de beyaz kıllar olacak. Sizler Muâviye ile Şamlılara gidecek buradakileri terkedeceksiniz. Bunlar sizin çoluk çocuğunuza ve mallarınıza sizin nâmınıza halef olacaklar. Vallahi ben onların bu kavim olacaklarını kuvvetle ümid ediyorum. Çünkü onlar dökülmesi haram olan kanı döktüler; halkın mer'adaki hayvanlarını gaspettiler. Binâenaleyh siz besmele ile (onların üzerine) yürüyün.» Selemetü'bnü Küheyl Demişki: «Bana Zeydü'bnu Vehb ordunun konakladığı yerleri birer birer anlattı. Nihayet şöyle dedi: — Bir köprüye vardık. O gün Haricîlerin başında Abdullah b. Vehb Er-Râsibî vardı. Kendileri ile karşılaşınca Alî (Radiyallahu anh) ordusuna: — Mızraklarınızı bırakın, kılınçlarınızı da kınlarından çıkarın. Çünkü ben bunların Harûrâ günü yaptıkları gibi size Allah aşkına sulh teklif edeceklerinden korkarım; dedi. Bunun üzerine ordu dönüp mızraklarını bertaraf ettiler. Ve kılınçlarını çektiler. Askerlerimiz onları, kendi mızrakları ile delik deşik ettiler. Ölüleri birbiri üzerine yığıldı, bizimkilerden o gün yalnız iki kişi vuruldu. Alî (Radiyallahu anh): — Onların içinde o sakat adamı arayın! dedi. Onu aradılar fakat bulamadılar. Bunun üzerine Alî [Radiyallahu anh) bizzat kalkarak üstüste öldürülen insanların yanına geldi: — Bunları geri çekin! dedi. Müteakiben yere gelen cesetler arasında onu buldular. Alî tekbîr getirdi, sonra.- — Allah doğru söyler, Resulü de doğruyu tebliğ buyurur,- dedi. O sırada Abîdetü's - Selmâni, Alî'nin yanına gelerek: — Yâ Emîre'l-Mu'minin! Kendisinden başka ilâh olmayan Allah aşkına (söyle) bu hadîsi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den hakîkaten sen mi işittin? diye sordu. Alî: — Kendinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki: evet ben İşittim; cevâbını verdi. Abîde, Alî'den üç defa yemin istedi, Alî de ona yemin verdi.»
Bana Ebu't-Tâhir ile Yûnus b. Abdilalâ rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi, (Dediki); Bana Amru'bnu Haris. Bükeyr b. Eşecc'den, o da Büsr b. Saîd'den, o da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in azatlısı Ubeydullah b. Ebî Râfi'den naklen haber verdi ki, kendisi Alîyyu'bnu Ebî Tâlib (Radiyallahu anh) ile beraber olduğu hâlde Harûriler karşılarına çıkınca: — «Hüküm ancak Allah'a aittir. demişler. (Bu söze) Hz. Alî: — -Kendisi ile bâtıl kastedilen hak bîr söz) Şüphesiz ki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bâzı insanlar tavsif buyurmuştur. Ben, onların sıfatlarını bu adamlarda görmekteyim. Dilleri ile hakkı söylüyorlar amma bu sözleri şuralarını geçmiyor, —diyerek boğazına işaret etmiş— İçlerinden Allah'ın en menfur mahlûku kara bir adamdır. Ellerinden biri koyun memesi yahut meme başı gibidir.» cevâbını vermiş. Alîyyu'bnu Ebî Tâîib (Radiyallahu anh) Hâricileri öldürünce: — -Bu adamı arayın.» demiş. Aramışlar fakat hiç bir şey bulamamışlar. Bunun üzerine Ali (Radiyallahu anh) — «Tekrar dönün! Vallahi ne ben yalan söyledim ne de bana yalan söylendi.» demiş, bunu iki veya üç defa tekrarlamış. Sonra o adamı bir harabelikte bulmuşlar ve cesedini getirerek Hz. Ali'nin önüne koymuşlar. Ubeydullah: Ben, onların bu işlerinde ve Ali'nin onlar hakkındaki konuşmasında hazır bulunuyordum.» demiş. Yûnus kendi rivayetinde şu ziyâdeyi nakletmiştir «Bükeyr (Dediki): Bana îbni Huneyn'den naklen bir zât rivayet etti ki, İbni Huneyn: Ben, o kara adamı gördüm, demiş.»
بَاب الْخَوَارِجِ شَرِّ الْخَلْقِ وَالْخَلِيقَةِ
Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman b. Muğira rivayet etti (Dediki):,Bize Humeyd b. Hilâl, Abdullah b. Sâmit'den, o da Ebû Zerr'den naklen rivayet etti. Ebü Zerr şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Şüphesizki benden sonra ümmetimden bir kavim —yahut benden sonra ümmetimden bir kavim gelecek— Kur'ân'ı okuyacaklar fakat Kur'ân onların boğazlarından aşağı geçmiyecek. Dînden, ok'un avı delip geçtiğî gibi çıkacaklar, bir daha da ona dönmiyeceklerdir. İşte bütün insanlarla hayvanların en kötüsü bunlardır.» buyurdular. îbni Samit Demişki: «Müteakiben Hakem-i Gıfârinin kardeşi Râfi' b. Amr El-Gıfâri'ye tesaadüf ettim, kendisine: Ebû Zerr'den şöyle şöyle dinlediğim hadîs nedir? diyerek, bu hadîsi ona naklettim: — Onu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den ben de işittim: dedi.» İzah 1068 de
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Aliyyu'bnü Müshir. Şeymâni'den, o da Yüseyr b. Amr'dan naklen şöyle demiş: Sehl b. Huneyy'e sordum; — «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i Hâricileri anarken hiç işittin mi?» dedim. Sehl şunları söyledi: — «Evet işittim, eliyle şark tarafına doğru işaret ederek: — Bir kavim dilleri ile Kur'ân'ı okuyacaklar, amma (okudukları Kur'ân) köprücük kemiklerini geçmiyecak. Dînden, ok'un av'ı delip geçtiği gibi çıkacaklar; buyurdu.»
{…} Bize bu hadisi Ebû Kâmil de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvâhid rivayet etti. (Dediki): Bize Süleymân-ı Şeybânî bu isnâdla rivayette bulundu ve: — «Ondan bir takım kavimler çıkacak.» Dedi
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile İshâk hep birden Yezid'den rivayet ettiler. Ebû Bekir (Dediki):Bize Yezid b. Hârûn, Avvâm b. Havşeb'den rivayet etti. (Demişki): Bize Ebû İshâk Eş-Şeybânî, Useyr b. Amr'dan, o da Sehl b. Huneyf'den, o da Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet .etti; — «Şark tarafından başları traşlı bir kavim hak yoldan sapacaklardır.» buyurmuşlar
بَاب تَحْرِيمِ الزَّكَاةِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى الله تعالى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَعَلَى آلِهِ وَهُمْ بَنُو هَاشِمٍ وَبَنُو الْمُطَّلِبِ دُونَ غَيْرِهِمْ
Bize Ubeydullah b. Muâz El-Anberi rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Muhammed yâni ibni Ziyâd'dan naklen rivayet ettî. îbni Ziyâd, Ebû Hureyre'yi şöyle derken işitmiş: Hasanü'bnü Aliy sadaka hurmalarından bir hurma tanesi alarak ağzına attı. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Kaka kaka! At onu! Bizim sadakadan bir şey yemediğimizi bilmiyor musun?» buyurdular
{…} Bize, Yahya b. Yahya ile Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Züheyr b. Harb toptan Veki'den, o da Şu'be'den naklen bu isnâdla rivayet ettiler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bu rivayette): — «Bize Sadaka helâl olmadığını (bilmiyormusun?)» buyurmuşlar
{…} Bize Muhammedü'bnü Beşşâr rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. H. Bize îbnü'l-Müsennâ da rivayet etti. (Dediki): Bize Îbni Ebî Adiyy rivayet etti. Bu râvilerin ikisi birden Şu'be*den bu isnâdla îbni Muâz'ın dediği gibi: «Bizim sadaka yemezdiğimizi bilmiyor musun?» şeklinde rivayette bulunmuşlardır. İzah için buraya tıklayın
Bana Hârûn b. Saîd El-Eylî rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dediki): Bana Amr haber verdi; Ona da Ebû Hureyre'nin azatlısı Ebû Yûnus, Ebû Hureyre'den o da Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etmşi ki: şöyle buyurmuşlar: — «Bazen ben ailem nezdine döner de döşeğimin üzerine düşmüş bir hurma bulurum, sonra onu yemek için yerden alırım, arkasından da sadaka olduğundan korkarak onu elimden atarım.»
Bize Muhammed b. Rafi' rivayet etti. (Dediki): Bize Abdürrezzâk b. Hemmâm rivayet etti. (Dediki): Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den naklen rivayet etti. Hemmâm: Bize Ebû Hureyre'nin Resulullah Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettikleri şunlardır... diyerek bir takım hadîsler zikretmiş ezcümle: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Vallahi ben bazen ailem nezdine döner de döşeğimin üzerine —yahut evimin içine— düşmüş bir hurma bulur, yemek için onu yerden alırım. (Amma) sonradan onun sadaka —yahut sadakadan— olmasından korkarak elimden atarım.» buyurdular; demiştir
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize Veki' Süfyân'dan, o da Mansûr'dan, o da Talhatü'bnü Musarrif'den o da Enes b. Mâlik'den naklen haber verdi ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir hurma tanesi bulmuş da: «Bu hurma sadakadan olmasa onu yerdim.» buyurmuşlar
Bize Ebû Kureyb rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Üsâme, Zâide'den, o da Mansûr'dan, o da Tâlhatü'bnü Musarrif'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Bize Enes b. Mâlik rivayet etti ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yolda bir hurma tanesine rastlamış da: «Bu hurma sadakadan olmasaydı onu yerdim.» buyurmuşlar
Bize Muhammedü'bnu'l-Müsennâ ile İbnî Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Muâz b. Hişâm rivayet etti. (Dediki): Bana babam, Katâde'den, o da Enes'den naklen rivayet etti ki, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir hurma tanesi bulmuş da: «Bu hurma sadakadan olmasaydı onu yerdim.» buyurmuşlar. İzah 1072 de
بَاب تَرْكِ اسْتِعْمَالِ آلِ النَّبِيِّ عَلَى الصَّدَقَةِ
Bana Abdullah b. Muhammed b. Esma' Ed-Dubai rivayet etti. (Dediki): Bize Cüveyriye, Mâlik'den, o da Zühri'den naklen rivayet etti; Zührî'ye de Abdullah b. Abdullah b. Nevfel b. Haris b. Abdilmuttalib rivayet etmiş, ona da Abdülmuttalib b. Rabîate'bni Haris rivayet eylemiş; Demişki: Rabîatü'bnu Haris ile Abbâs b. Abdilmuttalib bir yere gelerek: — «Vallahi şu iki oğlanı —bunu ben ile Fadl b. Abbâs için söylediler.— Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e göndersek de, onunla konuşsalar. Kendilerini bu sadakalar üzerine me'mûr tâyin etse onlar da başka me'mûrların gördükleri vazifeyi eda etse ve onların aldığı maaştan bunlar da alsa (çok iyi olur.)» dediler. Onlar, bu sözleri konuşurken Alîyyu'bnü Ebî Tâlib geldi ve yanlarında durdu. Mes'eleyi ona da söylediler, Alîyyu'bnü Ebî Tâlib: — -Vazgeçin! Vallahi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu yapmaz.» dedi. Rabîatü'bnü Haris hemen itiraz ederek: — -Vallahi sen, bunu ancak bize hasedinden dolayı yapıyorsun. Vallahi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in dâmâdlığına nail oldun da biz yine sana hased etmedik.» dedi. Alî: — «(Pek Ala) onları gönderin!» dedi. Gönderilen gençler gittiler, Alî de biraz uzandı. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öğleyi kılınca ondan önce odasına giderek orada bekledik; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) geldi ve bizim kulaklarımızı çektikten sonra: — «Gönlünüzde olanları çıkarın bakalım;» buyurdu. Sonra içeri girdi, biz de yanına girdik. O gün kendisi Zeyneb binti Cahş'ın yanında bulunuyordu. Biz sözü birbirimize havale ettik sonra birimiz konuştu; Dediki: — «Ya Resûlallah! Sen insanların en iyisi ve en yardım severisin. Biz artık buluğ çağına ermiş bulunuyoruz. Şu sadaka işlerinin, bâzısına bizi me'mûr tâyin etmen için geldik. (Edersen) biz de sair me'murlar gibi vazifemizi ifâ eder, onlar gibi maaş alırız.» Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uzun bir sükûta daldı hattâ kendisiyle konuşmak istedik. Zeyneb bize perdenin arkasından: — «Ona söz etmeyin.» diye işaret etmeye başladı. Sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular: — «Şüphesiz ki sadaka Âl-i Muhammed'e lâyık değildir. O, ancak insanların kirleridir. Siz, bana Mahmîye ile Nevfel b. Haris b. Abdilmuttalib'i çağırın!» Mahmîye ganimetlerin beşte biri üzerine me'mûrdu. Bunlar (çağrılıp) geldiler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mahmîye'ye: — «Bu gence kızını ver!» diyerek Fadl b. Abbâs'ı gösterdi. Mahmîye de kızını ona nikahladı. Nevfel b, Hâris'e dahî: — «Şu gence kızını ver.» buyurarak bana işaret etti; o da kızını bana nikahladı. Mahmîye'ye: — «Her iki kıza ganimetlerin beşte birinden şu kadar ve şu kadar mehir ver.» buyurdular. Zührî: «Abdullah, bana mehîrin miktarını söylemedi.» demiştir
Bize Hârün b. Ma'rûf rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dediki): Bana Yûnus b. Yezîd, ibni Şihâb'dan, o da Abdullah b. Haris b. Nevfel Hâşimi'den naklen haber verdi, ona da Abdülmuttalib b. Rabîate'bni Haris b. Abdilmuttalib haber vermiş ki, babası Rabîatübnu Haris b. Abdilmuttalib ile Abbâs b. Abdilmuttalib, Abdülmuttalib b. Rabîa ile Fadl b. Abbâs'a- — «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gidin...» demişler. Râvî hadîsi Mâlik'in hadisi gibi rivayet etmiş, (yalnız) bu hadîsde: -Alî cübbesini yaydı, sonra üzerine yaslandı da şunu söyledi: — Ben Arslan Ebü Hasen'im! Vallahi oğullarınız Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gönderdiğiniz mes'elenin cevâbını getirmedikçe yerimden ayrılmam, dedi.» ifâdesini söyledi. Yine bu hadîste şunları söyledi: -Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) — Şüphesiz kî bu sadakalar ancak insanların kirleridir. Bunlar ne Muhammed'e helâl olur, ne de Âl-i Muhammed'e; buyurdular.» Şunu da söyledi: — -Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) — Bana Mahmîyetü'bnü Cez'i çağırın!» buyurdular. Mahmîye, Beni Esed kabilesinden bir zât idi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu ganimetlerin beşte biri üzerine me'mûr tâyin etmişti.»
بَاب إِبَاحَةِ الْهَدِيَّةِ لِلنَّبِيِّ ﷺ وَلِبَنِي هَاشِمٍ وَبَنِي الْمُطَّلِبِ، وَإِنْ كَانَ الْمُهْدِي مَلَكَهَا بِطَرِيقِ الصَّدَقَةِ. وَبَيَانِ أَنَّ الصَّدَقَةَ، إِذَا قَبَضَهَا الْمُتَصَدَّقُ عَلَيْهِ، زَالَ عَنْهَا وَصْفُ الصَّدَقَةِ، وَحَلَّتْ لِكُلِّ أَحَدٍ مِمَّنْ كَانَتِ الصَّدَقَةُ مُحَرَّمَةً عَلَيْهِ
Bize Kuteybetü'bnu Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Leys rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Rumh da rivayet etti. (Dediki): Bize Leys, îbni Şihâb'dan naklen haber verdi ki, Ubeyd b. Sebbâk şöyle demış: Bana Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Cüveyriye haber verdi ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun yanına girerek: — «Yiyecek bir şey var mı?» diye sormuş; Cüveyriye: — «Hayır vallahi yâ Resûlallah! Yanımızda azatlı cariyemin sadakadan verdiği bir koyun kemiğinden başka hiç bir yiyecek yok.» demiş. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)-— «Getir! O, yerini buldu.» buyurmuşlar
{…} Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkıd ve ishâk b. îbrâhîm toptan ibni Uyeyne'den, o da Zührî'den naklen bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet ettiler
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebu Kureyb rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Veki' rivayet etti. H. Bize Muhammedü'bnu'l-Müsennâ ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. Vekî' ile Muhammed ikisi birden Şu'be'den, o da Katâde'den, o da Enes'den naklen rivayet etmişlerdir. H. Bize Ubeydullah b. Muâz dahî rivayet etti. Lâfız onundur. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Katâde'den rivayet etti; o da Enes b. Mâlik'i şöyle derken işitmiş: Berîre kendisine sadaka olarak verilen bir eti Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e hediye etti. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)-. — «Bu et Berîre'ye sadaka, bize de hediyedir.» buyurdular. İzah 1076 da
Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dediki)-Bize babam rivayet etti. (Dedikil. Bize Şu"be rivayet etti. H. Bize Muhammedü'bnu'I-Müsennâ ile İbnî Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız İbnü'l-Müsennâ'nındır. (Dediler ki): Bibe Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki) Bize Şu'be, Hakem'den, o da İbrahim'den, o da Esved'den. o da Aişe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş); Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sığır eti getirdiler ve: Bu et Berire'ye tesadduk olundu; dediler; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) — «O, Berire'ye sadaka, bize de hediyedir,» buyurdular
Bize Züheyr b. Harb ile Ebû Kureyb rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Ebû Muâviye rivayet etti. (Dediki) Bize Hişâm b. Urve. Abdurrahmûn b Kaasim den. o da babasından, o da Âişe (Radiyallahu anha)'dan naklen rivaye etti. Âişe şöyle demiş: Berire hakkında üç hüküm sâbit olmuştu. Halk ona sadaka veriyor, o da (bunu) bize hediye ediyordu. Ben, bunu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e andım da: — «O, Berire'ye sadaka; sizin için de hediyedir. Binâenaleyh siz onu yiyîn.» buyurdular
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Hüseyin b. Aliy, Zâide'den, o da Simâk'den, o da Abdurrahmân b. Kaasim'den, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. H. Bize Muhammedü'bnü'l - Müsennâ dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki); Bize Şu'be rivayet etti. (Dediki): Ben, Abdurrahmân b. Kaasim'den dinledim; (Dediki): Kaasim'i, Âişe'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadisin mislini rivayet ederken işittim
{…} Bana Ebû't-Tâhir rivâye etti. (Dediki): Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dediki): Bana Mâlik b. Enes, Rabia'dan, o da Kaasim'den, o da Âişe'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadisin mislini haber verdi. Bu kadar var ki o: «Bu et bize Berire'den hediyedir.» (buyurduğunu) söyledi. İzah 1076 da
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize İsmail b. îbrâhîm, Hâlid'den, o da Hafsa'dan, o da Ümmi Atıyye'den naklen rivayet eyledi. (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana sadaka malından bir koyun gönderdi. Ben de onun parçasını Âişe'ye yolladım. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Âişe'nin yanına gelince: «Yanınızda (yiyecek) bir şey var mı?» diye sormuş, o da: — Hayır, yalnız Nüseybe, kendisine gönderdiğiniz koyundan bize bir parça göndermiş; demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «O, yerini buldu.» buyurmuşlar
بَاب قَبُولِ النَّبِيِّ الْهَدِيَّةَ وَرَدِّهِ الصَّدَقَةَ
Bize Abdurrahmân b. Sellam El-Cumahî rivayet etti. (Dediki): Bize Rabi' yâni îbni Müslim, Muhammed yâni İbni Ziyâd'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bir yiyecek getirildiği vakit onu sorar; (hediye'dir) denilirse ondan yer, (sadakadır) denilirse yemezmiş
بَاب الدُّعَاءِ لِمَنْ أَتَى بِصَدَقَةٍ
Bize Yahya b. Yahya ile Ebü Bekir b. Ebi Şeybe, Amru'n-Nâkıd ve îshâk b. İbrahim rivayet ettiler. Yahya (Dediki): Bize Veki' Şû'be'den, o da Amr b. Mürra'dan naklen haber verdi. (Demişki): Ben, Abdullah b. Ebi Evfâ'dan dinledim. H. Bize Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. Lâfız onundur. (Dediki): Bize, babam Şû'be'den, o da Amr yâni İbni Mürra'dan naklen rivayet etti. (Demişki): Bize Abdullah b. Ebi Evfâ rivayet etti; (Dediki): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bir kavim zekâtlarını getirdikleri vakit: — «Ya Rabbî! Bunlara salât eyle.» diye dua ederdi. (Bir defa) ona babam Ebû Evfâ da zekâtını getirdi, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Yâ Rabbî! Âl-i Ebî Evfâ'ya salât eyle.» diye duâ buyurdular
{…} Bize, bu hadîsi îbni Numeyr dahi rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. İdris, Şu'be'den bu isnâdla rivayette bulundu. Şu kadar var ki o (yalnız): «Onlara salât eyle.» dedi. İzah için buraya tıklayın
بَاب إِرْضَاءِ السَّاعِي مَا لَمْ يَطْلُبْ حَرَامًا
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize Huşeym haber verdi. H. Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dediki): Bize Hafs b. Gıyâs ile Ebû Hâlid-i Ahmar rivayet ettiler. H. Bize Muhammedü'bnü'l- dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvahhâb ile îbni Ebi Adiyy ve Abdülalâ hep birden Davud’dan rivayet ettiler. H. Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. Lâfız onundur. (Dediki): Bize İsmail b. İbrahim rivayet etti. (Dediki): Bize Dâvûd, Şa'bî'den, o da Cerir b. Abdillâh'dan naklen haber verdi. Cerîr (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Sadaka me'mûru size geldiği vakit sizden razı olarak ayrılmalıdır.» buyurdular . İzah Bu hadisden murâd: Me'mûrlara nezâket, ülül'emir'e itaat Müslümanların birliğini te'mîne gayret ve ara bulmak gibi şeyleri tavsiyedir. Fakat bütün bunlar me'mûrların cebren ve zûlmen bir şey'i almaya kalkışmaması şartıyla mukayyeddir. Zulmederlerse kendilerine muvafakat ve tâat icâb etmez. Çünkü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Buharı'nin rivayet ettiği Enes hadîsinde: «Sadaka kimden usûlü vecîhle istenirse, onu hemen versin, fazla istenirse vermesin.» buyurmuştur. Nevevi’nin beyânına göre istenilen fazlanın verilip verilemeyeceği hususunda Şâfiîyye ulemâsı ihtilâf etmişlerdir. Ekserisi ziyâdenin verilmiyeceğini; yalnız farz olan miktarla iktifa olunacağını söylemiş; bâzıları ziyâde isteyen me'mûra farz olan miktarın bile verilemiyeceğine kaail olmuşlardır. Çünkü fazla isteyen me'mûr fâsiklık etmiş olacağından vazifesinden azledilmiş sayılır. Onun kendisine hiç bir şey verilmez