SÜNNETİMİZSÜNNET VE HADİS KÜTÜPHANESİ
Sahih-i Buhari › Kitâb 57 · Ganimetin Beşte BiriKonum
KİTÂBLAR (97)
  1. 1Vahyin Başlangıcı7
  2. 2Îmân51
  3. 3İlim76
  4. 4Abdest113
  5. 5Gusül46
  6. 6Hayız40
  7. 7Teyemmüm15
  8. 8Namaz174
  9. 9Namaz Vakitleri81
  10. 10Ezan275
  11. 11Cuma66
  12. 12Korku Namazı6
  13. 13İki Bayram (iydeyn)42
  14. 14Vitir Namazı15
  15. 15Yağmur Duası (Istiskaa)35
  16. 16Güneş ve Ay Tutulması27
  17. 17Kur'ân Okurken Secde Edilecek Yerlerler13
  18. 18Namazın Kısaltılması (At-Taksir)40
  19. 19Gece Namazı (Teheccüd)69
  20. 20Mekke ve Medîne Mescidlerinde Kılınan Namazın Fazîleti10
  21. 21Namaz İçinde Ameller27
  22. 22Namazda Unutkanlık14
  23. 23Cenazeler160
  24. 24Zekât118
  25. 25Hacc260
  26. 26Umre33
  27. 27Hac Yolculuğunu Tamamlamaktan Engellenen Hacılar15
  28. 28Hacda Avlanma Cezası46
  29. 29Medine'nin Faziletleri24
  30. 30Oruç Tutmak117
  31. 31Teravih Namazı6
  32. 32Kadir Gecesinin Fazileti11
  33. 33Ramazânın Son On Gününde İ'tikâf22
  34. 34Alışverişler193
  35. 35Sonradan Teslim Edilecek Mallar İçin Bedel Ödenen Satışlar (Selem Akdi)20
  36. 36Şuf’a3
  37. 37İcâre27
  38. 38Havaleler3
  39. 39Kefalet9
  40. 40Vekâlet21
  41. 41Ekincilik31
  42. 42Su Dağıtımı34
  43. 43Borç, Borç Ödenmesi, Malın Dondurulması, İflas25
  44. 44Hukukî Çekişmeler (Husûmât)16
  45. 45Yerde Bulunup Kaldırılan Şeyler (Lukata)15
  46. 46Zulümler ve Gasb43
  47. 47Ortaklık25
  48. 48Rehin9
  49. 49Kölelerin Azat Edilmesi43
  50. 50Mükâteb6
  51. 51Hediyeler71
  52. 52Şehâdetler53
  53. 53Barış Sağlamak22
  54. 54Şartlar26
  55. 55Vasiyyetler44
  56. 56Cihâd ve Sîretler309
  57. 57Ganimetin Beşte Biri66
  58. 58Cizye ve Muvâde'a33
  59. 59Yaratılışın Başlangıcı136
  60. 60Peygamberler163
  61. 61Peygamberin (ﷺ) ve Ashabının Faziletleri ve Meziyetleri162
  62. 62Peygamberin Sahabeleri128
  63. 63Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri173
  64. 64Peygamber (ﷺ) Tarafından Yönetilen Askeri Seferler (El-Megazi)526
  65. 65Kur'an-ı Kerim 'in Peygamber ﷺ Tefsiri507
  66. 66Kur'ân’ın Faziletleri87
  67. 67Nikâh188
  68. 68Boşanmak100
  69. 69Nafakalar22
  70. 70Yiyecek, Yemek95
  71. 71Akîka Kurbânı9
  72. 72Avcılık, Kesim70
  73. 73Udhiyeler30
  74. 74İçecekler65
  75. 75Hastalar38
  76. 76Tıp101
  77. 77Elbise188
  78. 78Edeb255
  79. 79İzin İsteme77
  80. 80Dualar108
  81. 81Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq)182
  82. 82Kader27
  83. 83Yemînler ve Nezirler87
  84. 84Yeminlerin Keffaretleri15
  85. 85Mîrâs Payları (Ferîzalar)49
  86. 86Allah Tarafından Belirlenen Sınırlar ve Cezalar (Hudûd)89
  87. 87Kan Parası (Ad-Diyat)59
  88. 88Mürtedler22
  89. 89Zorlama altında yapılan ifadeler13
  90. 90Hileler29
  91. 91Ru'yâ Ta'bîri66
  92. 92Fitneler89
  93. 93Hükümler89
  94. 94Temenni20
  95. 95Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin)22
  96. 96Kur'an ve Sünnete Sımsıkı Sarılmak103
  97. 97Allah'ı Birlemek (Tevhid)193
BÂBLAR — Ganimetin Beşte Biri (21)
  1. 1باب: فرض الخمس
  2. 2بَاب: أَدَاءُ الْخُمُسِ مِنَ الدِّينِ
  3. 3بَاب: نَفَقَةِ نِسَاءِ النَّبِيِّ ﷺ بَعْدَ وَفَاتِهِ
  4. 4بَاب: مَا جَاءَ فِي بُيُوتِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ ﷺ، وَمَا نُسِبَ مِنَ الْبُيُوتِ إِلَيْهِنَّ
  5. 5بَاب: مَا ذُكِرَ مِنْ دِرْعِ النَّبِيِّ ﷺ وَعَصَاهُ وَسَيْفِهِ وَقَدَحِهِ وَخَاتَمِهِ، وَمَا اسْتَعْمَلَ الْخُلَفَاءُ بَعْدَهُ مِنْ ذَلِكَ مِمَّا لَمْ تذكر قِسْمَتُهُ، وَمِنْ شَعَرِهِ وَنَعْلِهِ وَآنِيَتِهِ مِمَّا يَتَبَرَّكُ به أَصْحَابُهُ وَغَيْرُهُمْ بَعْدَ وَفَاتِهِ
  6. 6بَاب: الدَّلِيلِ عَلَى أَنَّ الْخُمُسَ لِنَوَائِبِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ وَالْمَسَاكِينِ، وَإِيثَارِ النَّبِيِّ ﷺ أَهْلَ الصُّفَّةِ وَالْأَرَامِلَ، حِينَ سَأَلَتْهُ فَاطِمَةُ وَشَكَتْ إِلَيْهِ الطَّحْنَ وَالرَّحَى: أَنْ يُخْدِمَهَا مِنَ السَّبْيِ، فَوَكَلَهَا إِلَى اللَّهِ
  7. 7بَاب: قَوْلِ اللَّه تَعَالَى: ﴿فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ﴾ /الأنفال: ٤١
  8. 8بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (أُحِلَّتْ لَكُمُ الْغَنَائِمُ)
  9. 9بَاب: الْغَنِيمَةُ لِمَنْ شَهِدَ الْوَقْعَةَ
  10. 10بَاب: مَنْ قَاتَلَ لِلْمَغْنَمِ، هَلْ يَنْقُصُ مِنْ أَجْرِهِ؟
  11. 11بَاب: قِسْمَةِ الْإِمَامِ مَا يَقْدَمُ عَلَيْهِ، وَيَخْبَأُ لِمَنْ لَمْ يَحْضُرْهُ أَوْ غَابَ عَنْهُ
  12. 12بَاب: كَيْفَ قَسَمَ النَّبِيُّ ﷺ قُرَيْظَةَ وَالنَّضِيرَ، وَمَا أَعْطَى مِنْ ذَلِكَ فِي نَوَائِبِهِ
  13. 13بَاب: بَرَكَةِ الْغَازِي فِي مَالِهِ حَيًّا وَمَيِّتًا، مَعَ النَّبِيِّ ﷺ وَوُلَاةِ الْأَمْرِ
  14. 14بَاب: إِذَا بَعَثَ الْإِمَامُ رَسُولًا فِي حَاجَةٍ، أَوْ أَمَرَهُ بِالْمُقَامِ، هَلْ يُسْهَمُ لَهُ
  15. 15بَاب: وَمِنَ الدَّلِيلِ عَلَى أَنَّ الْخُمُسَ لِنَوَائِبِ الْمُسْلِمِينَ
  16. 16بَاب: مَا مَنَّ النَّبِيُّ ﷺ عَلَى الْأُسَارَى مِنْ غَيْرِ أَنْ يُخَمِّسَ
  17. 17بَاب: وَمِنَ الدَّلِيلِ عَلَى أَنَّ الْخُمُسَ لِلْإِمَامِ، وَأَنَّهُ يُعْطِي بَعْضَ قَرَابَتِهِ دُونَ بَعْضٍ: مَا قَسَمَ النَّبِيُّ ﷺ لِبَنِي الْمُطَّلِبِ وَبَنِي هَاشِمٍ مِنْ خُمُسِ خَيْبَرَ
  18. 18بَاب: مَنْ لَمْ يُخَمِّسْ الْأَسْلَابَ، وَمَنْ قَتَلَ قَتِيلًا فَلَهُ سَلَبُهُ مِنْ غَيْرِ أَنْ يُخَمِّسَ، وَحُكْمِ الْإِمَامِ فِيهِ
  19. 19بَاب: مَا كَانَ النَّبِيُّ ﷺ يُعْطِي الْمُؤَلَّفَةَ قُلُوبُهُمْ وَغَيْرَهُمْ مِنَ الْخُمُسِ وَنَحْوِهِ. رَوَاهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ، عَنِ النَّبِيِّ ﷺ. [ر: ٤٠٧٥]
  20. 20بَاب: مَا يُصِيبُ مِنَ الطَّعَامِ فِي أَرْضِ الْحَرْبِ
  21. 21باب: الجزية والموادعة مع أهل الذمة والحرب

(57) Kitâb: Ganimetin Beşte Biri

كتاب فرض الخمس
Hadis 3091 – 3156 · 66 rivayet · Sayfa 1/2
BÂB (1)

باب: فرض الخمس

Sahih-i Buhari 3091Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Hz. Ali şöyle anlatmıştı: "Bedir savaşı ganimetIerinden benim payıma yaşlı bir erkek deve düşmüştü. Ayrıca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana beşte birlik paydan da yaşlı bir erkek deve vermişti. Ben Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Fatıma ile evleneceğim için hazırlık yapmakla meşguldüm. Kaynuka oğullarından bir kuyumcu ile sözleştim. Birlikte gidip izhır toplayacaktık. Maksadım ise topladığımız izhırları satarak, vereceğim düğün yemeğini rahatça hazırlayabilmekti. Ben devemin sırtına yükleyeceğim semer, çuval ve ip gibi malzemeleri tedarik etmekle uğraşırken sahip olduğum iki deve Ensar'dan birisinin evinin yanına çökmüş bekliyordu. Ben içerde hazırlıklarımı tamamlayıp dışarı çıktığımda gördüklerim beni şaşkına çevirdi: Develerimin hörgüçleri kesilip koparılmış, karınları boydan boya deşilmiş ve ciğerleri, iç organları çıkarılıp alınmıştı. Bu manzara karşısında gözlerime inanamadım. Şaşkınlığımı biraz üzerimden atınca: "Kim yaptı bunu?" diye sordum. Oradakiler: "Hamza İbn Abdülmuttalib yaptı. Şu anda da işte şu evde Ensar'dan birileriyle birlikte içki içiyorlar." Bunun üzerine hemen ResuI-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim. O sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında Zeyd İbn Harise de vardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüzümdeki ifadeden sıkıntımı ve ciddi bir problemle karşılaştığımı anlamıştı. Bana: "Ne oldu sana böyle?!" diye sordu. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, benim başıma daha önce böylesine kötü bir olay hiç gelmedi; yaşadığım en kötü günlerden biri bugün! Hamza benim develerime saldırıp hörgüçlerini kesmiş ve karınlarını deşip iç organlarını çıkarmış. Şu anda da işte orada Ensar'dan birisine ait bir evde içki alemindeler!" Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ridasını istedi ve boynuna atıp dışarı çıktı. Ben de Zeyd İbn Harise ile birlikte arkasına düşüp O'nu takip ettim. Oraya varınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hamza'ya, yaptıklarının çok yanlış olduğunu, bunu ona yakıştıramadığını söyledi. Hamza kör kütük sarhoştu; gözleri kan çanağına dönmüştü. Hamza Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e şöyle bir baktı ve O'nu s.a.v.'e aşağıdan yukarıya doğru süzerek önce gözlerini ayaklarına dikti, sonra dizlerine, sonra başını yavaş yavaş kaldırarak göbek kısmına sonrada başını biraz daha kaldırarak yüzüne bakıp şöyle dedi: "Siz hepiniz babamın köleleri değil misiniz!?" Bu söz üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun ne dediğini bilmeyecek kadar sarhoş olduğunu anladı ve gerisin geri dönüp çıktı. Biz de onunla birlikte dışarı çıktık

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ، أَنَّ حُسَيْنَ بْنَ عَلِيٍّ، عَلَيْهِمَا السَّلاَمُ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَلِيًّا قَالَ كَانَتْ لِي شَارِفٌ مِنْ نَصِيبِي مِنَ الْمَغْنَمِ يَوْمَ بَدْرٍ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَعْطَانِي شَارِفًا مِنَ الْخُمُسِ، فَلَمَّا أَرَدْتُ أَنْ أَبْتَنِيَ بِفَاطِمَةَ بِنْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاعَدْتُ رَجُلاً صَوَّاغًا مِنْ بَنِي قَيْنُقَاعَ، أَنْ يَرْتَحِلَ مَعِيَ فَنَأْتِيَ بِإِذْخِرٍ أَرَدْتُ أَنْ أَبِيعَهُ الصَّوَّاغِينَ، وَأَسْتَعِينَ بِهِ فِي وَلِيمَةِ عُرْسِي، فَبَيْنَا أَنَا أَجْمَعُ لِشَارِفَىَّ مَتَاعًا مِنَ الأَقْتَابِ وَالْغَرَائِرِ وَالْحِبَالِ، وَشَارِفَاىَ مُنَاخَانِ إِلَى جَنْبِ حُجْرَةِ رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ، رَجَعْتُ حِينَ جَمَعْتُ مَا جَمَعْتُ، فَإِذَا شَارِفَاىَ قَدِ اجْتُبَّ أَسْنِمَتُهُمَا وَبُقِرَتْ خَوَاصِرُهُمَا، وَأُخِذَ مِنْ أَكْبَادِهِمَا، فَلَمْ أَمْلِكْ عَيْنَىَّ حِينَ رَأَيْتُ ذَلِكَ الْمَنْظَرَ مِنْهُمَا، فَقُلْتُ مَنْ فَعَلَ هَذَا فَقَالُوا فَعَلَ حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، وَهْوَ فِي هَذَا الْبَيْتِ فِي شَرْبٍ مِنَ الأَنْصَارِ‏.‏ فَانْطَلَقْتُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَعِنْدَهُ زَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ، فَعَرَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي وَجْهِي الَّذِي لَقِيتُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا لَكَ ‏"‏ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهَ، مَا رَأَيْتُ كَالْيَوْمِ قَطُّ، عَدَا حَمْزَةُ عَلَى نَاقَتَىَّ، فَأَجَبَّ أَسْنِمَتَهُمَا وَبَقَرَ خَوَاصِرَهُمَا، وَهَا هُوَ ذَا فِي بَيْتٍ مَعَهُ شَرْبٌ‏.‏ فَدَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِرِدَائِهِ فَارْتَدَى ثُمَّ انْطَلَقَ يَمْشِي، وَاتَّبَعْتُهُ أَنَا وَزَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ حَتَّى جَاءَ الْبَيْتَ الَّذِي فِيهِ حَمْزَةُ، فَاسْتَأْذَنَ فَأَذِنُوا لَهُمْ فَإِذَا هُمْ شَرْبٌ، فَطَفِقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَلُومُ حَمْزَةَ فِيمَا فَعَلَ، فَإِذَا حَمْزَةُ قَدْ ثَمِلَ مُحْمَرَّةً عَيْنَاهُ، فَنَظَرَ حَمْزَةُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ صَعَّدَ النَّظَرَ فَنَظَرَ إِلَى رُكْبَتِهِ، ثُمَّ صَعَّدَ النَّظَرَ فَنَظَرَ إِلَى سُرَّتِهِ، ثُمَّ صَعَّدَ النَّظَرَ فَنَظَرَ إِلَى وَجْهِهِ ثُمَّ قَالَ حَمْزَةُ هَلْ أَنْتُمْ إِلاَّ عَبِيدٌ لأَبِي فَعَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَدْ ثَمِلَ، فَنَكَصَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى عَقِبَيْهِ الْقَهْقَرَى وَخَرَجْنَا مَعَهُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 1, Hadis no. 3091
Sahih-i Buhari 3092Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Urve İbnü'z-Zübeyr, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettikten sonra Allah'ın kendisine fey olarak lutfettiği araziler bırakmıştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Fatima, Hz. Ebu Bekir es-Sıddik'tan bu arazilerden kendisine düşen miras payının verilmesini talep etti." Tekrar: 3711, 4035, 4240, 6725 [-3093-] Ebu Bekir r.a. ise ona şöyle cevap verdi: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz miras bırakmayız, bize kimse mirasçı olmaz. Bizim geride bıraktığımız ne varsa hepsi sadakadır" buyurdu. Fatıma bu cevaba çok kızdı ve Ebu Bekir'i terk edip gitti. Ölünceye kadar da bir daha onunla görüşmedi. Fatıma, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından sonra altı ay yaşadı." Aişe (r.anha) şöyle demiştir: "Hz. Fatıma, Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefat ettikten sonra bıraktığı Hayber ve Fedek arazileri ile Medine'deki sadakalarından (Nadiroğulları ile Kurayza oğullarından payına düşen arazilerden) kendisine düşen payı Hz. Ebu Bekir'den talep etti. Fakat Hz. Ebu Bekir onun bu isteğini kabul etmedi ve şöyle dedi: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in uygulamakta olduğu hiçbir şeyi terk edecek değilim; O s.a.v. ne yaptıysa ben de onu yaparım. Ben O'nun s.a.v. emirlerinden birini bile terk edecek olsam doğru yoldan ayrılacağımdan korkarım." Ancak daha sonra Hz. Ömer, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'deki tarlalarını Hz. Ali ile Abbas'a verdi. Hayber ve Fedek'teki arazileri ise kimseye vermeyip elinde tuttu. Hz. Ömer şöyle demişti: "Bu iki yerdeki araziler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sadakalarıdır. Bunlar olağanüstü durumlarda gelirlerinden yararlanmak için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ayrılmıştır. Bu bakımdan söz konusu arazilerin idaresi ve sorumluluğu devlet başkanına bırakılmıştır. Zaten bu arazilerle ilgili uygulama günümüze kadar hep böyle olmuştur. " Tekrar:

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ ـ رضى الله عنها ـ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ ابْنَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَأَلَتْ أَبَا بَكْرٍ الصِّدِّيقَ بَعْدَ وَفَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَقْسِمَ لَهَا مِيرَاثَهَا، مَا تَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْهِ‏.‏ فَقَالَ لَهَا أَبُو بَكْرٍ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏ فَغَضِبَتْ فَاطِمَةُ بِنْتُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَهَجَرَتْ أَبَا بَكْرٍ، فَلَمْ تَزَلْ مُهَاجِرَتَهُ حَتَّى تُوُفِّيَتْ وَعَاشَتْ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سِتَّةَ أَشْهُرٍ‏.‏ قَالَتْ وَكَانَتْ فَاطِمَةُ تَسْأَلُ أَبَا بَكْرٍ نَصِيبَهَا مِمَّا تَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ خَيْبَرَ وَفَدَكٍ وَصَدَقَتِهِ بِالْمَدِينَةِ، فَأَبَى أَبُو بَكْرٍ عَلَيْهَا ذَلِكَ، وَقَالَ لَسْتُ تَارِكًا شَيْئًا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعْمَلُ بِهِ إِلاَّ عَمِلْتُ بِهِ، فَإِنِّي أَخْشَى إِنْ تَرَكْتُ شَيْئًا مِنْ أَمْرِهِ أَنْ أَزِيغَ‏.‏ فَأَمَّا صَدَقَتُهُ بِالْمَدِينَةِ فَدَفَعَهَا عُمَرُ إِلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ، فَأَمَّا خَيْبَرُ وَفَدَكٌ فَأَمْسَكَهَا عُمَرُ وَقَالَ هُمَا صَدَقَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَتَا لِحُقُوقِهِ الَّتِي تَعْرُوهُ وَنَوَائِبِهِ، وَأَمْرُهُمَا إِلَى مَنْ وَلِيَ الأَمْرَ‏.‏ قَالَ فَهُمَا عَلَى ذَلِكَ إِلَى الْيَوْمِ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ اعْتَرَاكَ افْتَعَلْتَ مِنْ عَرَوْتُهُ فَأَصَبْتُهُ وَمِنْهُ يَعْرُوهُ وَاعْتَرَانِي
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 1, Hadis no. 3092
Sahih-i Buhari 3093Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Urve İbnü'z-Zübeyr, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettikten sonra Allah'ın kendisine fey olarak lutfettiği araziler bırakmıştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Fatima, Hz. Ebu Bekir es-Sıddik'tan bu arazilerden kendisine düşen miras payının verilmesini talep etti." Tekrar: 3711, 4035, 4240, 6725 [-3093-] Ebu Bekir r.a. ise ona şöyle cevap verdi: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz miras bırakmayız, bize kimse mirasçı olmaz. Bizim geride bıraktığımız ne varsa hepsi sadakadır" buyurdu. Fatıma bu cevaba çok kızdı ve Ebu Bekir'i terk edip gitti. Ölünceye kadar da bir daha onunla görüşmedi. Fatıma, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından sonra altı ay yaşadı." Aişe (r.anha) şöyle demiştir: "Hz. Fatıma, Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefat ettikten sonra bıraktığı Hayber ve Fedek arazileri ile Medine'deki sadakalarından (Nadiroğulları ile Kurayza oğullarından payına düşen arazilerden) kendisine düşen payı Hz. Ebu Bekir'den talep etti. Fakat Hz. Ebu Bekir onun bu isteğini kabul etmedi ve şöyle dedi: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in uygulamakta olduğu hiçbir şeyi terk edecek değilim; O s.a.v. ne yaptıysa ben de onu yaparım. Ben O'nun s.a.v. emirlerinden birini bile terk edecek olsam doğru yoldan ayrılacağımdan korkarım." Ancak daha sonra Hz. Ömer, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'deki tarlalarını Hz. Ali ile Abbas'a verdi. Hayber ve Fedek'teki arazileri ise kimseye vermeyip elinde tuttu. Hz. Ömer şöyle demişti: "Bu iki yerdeki araziler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sadakalarıdır. Bunlar olağanüstü durumlarda gelirlerinden yararlanmak için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ayrılmıştır. Bu bakımdan söz konusu arazilerin idaresi ve sorumluluğu devlet başkanına bırakılmıştır. Zaten bu arazilerle ilgili uygulama günümüze kadar hep böyle olmuştur. " Tekrar:

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ ـ رضى الله عنها ـ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ ابْنَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَأَلَتْ أَبَا بَكْرٍ الصِّدِّيقَ بَعْدَ وَفَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَقْسِمَ لَهَا مِيرَاثَهَا، مَا تَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْهِ‏.‏ فَقَالَ لَهَا أَبُو بَكْرٍ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏ فَغَضِبَتْ فَاطِمَةُ بِنْتُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَهَجَرَتْ أَبَا بَكْرٍ، فَلَمْ تَزَلْ مُهَاجِرَتَهُ حَتَّى تُوُفِّيَتْ وَعَاشَتْ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سِتَّةَ أَشْهُرٍ‏.‏ قَالَتْ وَكَانَتْ فَاطِمَةُ تَسْأَلُ أَبَا بَكْرٍ نَصِيبَهَا مِمَّا تَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ خَيْبَرَ وَفَدَكٍ وَصَدَقَتِهِ بِالْمَدِينَةِ، فَأَبَى أَبُو بَكْرٍ عَلَيْهَا ذَلِكَ، وَقَالَ لَسْتُ تَارِكًا شَيْئًا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعْمَلُ بِهِ إِلاَّ عَمِلْتُ بِهِ، فَإِنِّي أَخْشَى إِنْ تَرَكْتُ شَيْئًا مِنْ أَمْرِهِ أَنْ أَزِيغَ‏.‏ فَأَمَّا صَدَقَتُهُ بِالْمَدِينَةِ فَدَفَعَهَا عُمَرُ إِلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ، فَأَمَّا خَيْبَرُ وَفَدَكٌ فَأَمْسَكَهَا عُمَرُ وَقَالَ هُمَا صَدَقَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَتَا لِحُقُوقِهِ الَّتِي تَعْرُوهُ وَنَوَائِبِهِ، وَأَمْرُهُمَا إِلَى مَنْ وَلِيَ الأَمْرَ‏.‏ قَالَ فَهُمَا عَلَى ذَلِكَ إِلَى الْيَوْمِ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ اعْتَرَاكَ افْتَعَلْتَ مِنْ عَرَوْتُهُ فَأَصَبْتُهُ وَمِنْهُ يَعْرُوهُ وَاعْتَرَانِي
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 1, Hadis no. 3093
Sahih-i Buhari 3094Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Malik İbn Evs İbnü'l-Hadesan'ın şöyle dediği nakledilmiştir: Muhammed İbn Cübeyr bu rivayet ettiği hadisten bir kısmını bana anlattı.Ben de bu hadis hakkında bilgi istemek üzere Malik İbn Evs'e gittim. Bana şunları anlattı. "Ben öğleden önce ailemle birlikte otururken Hz. Ömer'in gönderdiği birisi gelip: "Ömer seni çağırıyor!" dedi. Ben de kalkıp onunla birlikte Hz. Ömer'in yanına gittim. Yanına vardığımızda Ömer deriden mamul bir yastığa yaslanmış oturuyordu. Altında hurma yapraklarından yapılmış bir sergi vardı. Serginin üzerinde minder gibi bir şey de yoktu. Kendisine selam verip oturdum. Hz. Ömer bana: "Ey Malik, senin kabilenden ihtiyaç sahibi bazı kimseler gelip benden yardım istediler. Ben de onlara küçük bir miktar yardım yapılması için talimat verdim. Sen bu yardımları al ve götürüp onlara paylaştır!" dedi. Ben: "Ey mu'minlerin emiri, bu iş için başka birisini görevlendirseniz!" deyince: "Sana bu malzemeleri al ve dağıt dedik be adam!" diye çıkıştı. Ben orada otururken Hz. Ömer'in kapı görevlisi (hacib) Yerfa içeri girip: "Osman İbn Affan, Abdurrahman İbn Avf, Zübeyr ve Sa'd İbn Ebi Vakkas içeri girmek için izin istiyorlar, müsaade var mıdır!" dedi. Hz. Ömer onların girmesine izin verdi. Onlar da içeri girdiler ve selam verip oturdular. Yerfa da kısa bir süre oturduktan sonra: "Ali ile Abbas da girmek istiyorlar!" dedi. Hz. Ömer onlara da izin verdi. Onlar da içeri girdiler ve selam verip oturdular. Abbas (r.a.): "Ey mu'minlerin emiri, Ali ile aramızdaki şu davayı karara bağlasanız!" dedi. Abbas ile Ali, Allah'ın Resulü'ne fey' olarak verdiği Nadiroğullarının malları konusunda anlaşmazlık yaşıyorlardı. Hz. Osman ile birlikte gelen gruptakiler de: "Ey mu'minlerin emiri, bunların arasındaki davayı karara bağla ve bunları birbirlerinden kurtar!" dediler. Hz. Ömer de bunun üzerine konuşmaya başladı: "Biraz ağır olun, müsaade edin bakalım! Göğü ve yeri elinde tutan Allah hakkı için söyleyin! Siz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın: "Biz miras bırakmayız; bize kimse mirasçı olmaz. Bizim bıraktığımız ne varsa sadakadır" buyurduğunu biliyor musunuz?" Hz. Osman ile birlikte olanlar: "Evet, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle buyurdu" dediler. Sonra Hz. Ömer, Hz. Ali ile Abbas'a dönerek: "Allah için söyleyin bakalım' Siz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in böyle buyurduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Onlar da: "Evet, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle buyurdu" dediler. Hz. Ömer de şöyle dedi: "Bakın şimdi size bu konuyu anlatayım: Allah Teala savaşsız olarak ele geçirilen bu malların (fey') bir kısmını sırf Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e vermiştir; ondan başka hiç kimseye böyle bir ayrıcalık tanımamıştır. Nitekim Allah TeaIa şöyle buyurmuştur: "Allah'ın o mallardan Nebiine fey' olarak verdikleri için siz at ve deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, Nebilerini dilediği kimselere karşı üstün kılar. Allah her şeye kadirdir. "[Haşr, 6] Dolayısıyla bu mallar sadece Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hastır. Ancak Allah'a yemin ederim ki, O s.a.v. bu malları sizden uzak tutarak sırf kendi menfaatine kullanmamış ve kendisine ayırmamıştır. O s.a.v. buradan gelen gelirleri sizlere vermiş ve sizin yararınız için kullanmıştır. Geriye de sadece şu an çekişmekte olduğunuz mallar kalmıştır. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ailesinin bir yıllık nafakasını işte bu mallardan sağlardı. Geriye artanı da Allah hakkı için kullanılacak mallar arasına katardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatı boyunca söz konusu malları bu şekilde işletti. Allah hakkı için söyleyin bakalım; Siz bunu biliyor musunuz?" Hz. Osman ile beraberindekiler: "Evet" dediler. Hz. Ömer, Abbas ile Ali'ye dönerek: "Siz de Allah için söyleyin bakalım; bunu biliyor musunuz?" dedi ve sözlerine şöyle devam etti: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettikten sonra Ebu Bekir: "Ben Allah'ın Resulü'nün arkasından ümmetin idaresini üstlendim" diyerek bu malları ele aldı ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in uygulamasını aynen devam ettirdi. Allah biliyor ki, o bu mallar konusunda doğru, dürüst ve hakkaniyete uygun davrandı. Sonra o da vefat etti ve ben onun vekili olarak bu görevi üstlendim. Ben de bu malları ele alıp başkanlığımın iki yılı boyunca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Hz. Ebu Bekir'in uygulamalarını aynen devam ettirdim. Allah biliyor ki, ben de bu mallar konusunda doğru, dürüst ve hakkaniyete uygun davrandım. Sonra siz çıkıp geldiniz ve bana bazı şeyler söylediniz. İkinizin söylediği de aynı şey. Ey Abbas, sen bana geldin ve kardeşinin oğlunun malındaki payını istedin ve Ali de gelip eşinin babasından kalan miras payını istedi. Ben de size: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Biz miras bırakmayız; bize kimse mirasçı olmaz. Bizim bıraktığımız ne varsa sadakadır" buyurdu, diye cevap vermiştim. Fakat daha sonra bu malları size vermenin uygun olacağını düşündüm ve size şu çözümü arz ettim: "Dilerseniz bu malları size bırakayım. Fakat ileri süreceğim şu şartlara kesinlikle riayet edeceksiniz: Allah adına bana söz verin, bu malları Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ebu Bekir'in ve benim iki yıldan beri yönettiğimiz gibi yönetip işleteceksiniz; asla bu uygulamadan vazgeçmeyeceksiniz." Siz de bunu kabul ederek: "Tamam malları bize ver!" dediniz. Ben de söz konusu arazileri bu ileri sürdüğüm şartlarla size bırakıyorum. Allah hakkı için şahit olun, ben bu arazileri söylemiş olduğum şartlarla Abbas ile Ali'ye bıraktım mı?" Orada bulunanlar: "Evet" dediler. Hz. Ömer daha sonra Ali ile Abbas'a dönerek onlara da: "Allah hakkı için söyleyin, ben bu arazileri söylemiş olduğum şartlarla size bıraktım mı?" diye sordu. Onlar da: "Evet" dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: "Benden bu verdiğim karar dışında bir karar beklemeyin! Gökler ve yerlerin O'nun emriyle ayakta durduğu Allah'a yemin ederim ki ben bundan başka bir hüküm ve karar vermem. Eğer bu söylediğim şartlarla söz konusu arazileri işletemeyecek duruma düşerseniz tekrar bana iade edersiniz. Ben de bu işi gereği gibi yerine getiririm

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْفَرْوِيُّ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ،، وَكَانَ، مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرٍ ذَكَرَ لِي ذِكْرًا مِنْ حَدِيثِهِ ذَلِكَ، فَانْطَلَقْتُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى مَالِكِ بْنِ أَوْسٍ، فَسَأَلْتُهُ عَنْ ذَلِكَ الْحَدِيثِ فَقَالَ مَالِكٌ بَيْنَا أَنَا جَالِسٌ فِي أَهْلِي حِينَ مَتَعَ النَّهَارُ، إِذَا رَسُولُ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ يَأْتِينِي فَقَالَ أَجِبْ أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ‏.‏ فَانْطَلَقْتُ مَعَهُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى عُمَرَ، فَإِذَا هُوَ جَالِسٌ عَلَى رِمَالِ سَرِيرٍ، لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ فِرَاشٌ مُتَّكِئٌ عَلَى وِسَادَةٍ مِنْ أَدَمٍ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ ثُمَّ جَلَسْتُ فَقَالَ يَا مَالِ، إِنَّهُ قَدِمَ عَلَيْنَا مِنْ قَوْمِكَ أَهْلُ أَبْيَاتٍ، وَقَدْ أَمَرْتُ فِيهِمْ بِرَضْخٍ فَاقْبِضْهُ فَاقْسِمْهُ بَيْنَهُمْ‏.‏ فَقُلْتُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، لَوْ أَمَرْتَ بِهِ غَيْرِي‏.‏ قَالَ اقْبِضْهُ أَيُّهَا الْمَرْءُ‏.‏ فَبَيْنَا أَنَا جَالِسٌ عِنْدَهُ أَتَاهُ حَاجِبُهُ يَرْفَا فَقَالَ هَلْ لَكَ فِي عُثْمَانَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَالزُّبَيْرِ وَسَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ يَسْتَأْذِنُونَ قَالَ نَعَمْ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَدَخَلُوا فَسَلَّمُوا وَجَلَسُوا، ثُمَّ جَلَسَ يَرْفَا يَسِيرًا ثُمَّ قَالَ هَلْ لَكَ فِي عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ قَالَ نَعَمْ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمَا، فَدَخَلاَ فَسَلَّمَا فَجَلَسَا، فَقَالَ عَبَّاسٌ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ هَذَا‏.‏ وَهُمَا يَخْتَصِمَانِ فِيمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ بَنِي النَّضِيرِ‏.‏ فَقَالَ الرَّهْطُ عُثْمَانُ وَأَصْحَابُهُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، اقْضِ بَيْنَهُمَا وَأَرِحْ أَحَدَهُمَا مِنَ الآخَرِ‏.‏ قَالَ عُمَرُ تَيْدَكُمْ، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ، هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏ يُرِيدُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَفْسَهُ‏.‏ قَالَ الرَّهْطُ قَدْ قَالَ ذَلِكَ‏.‏ فَأَقْبَلَ عُمَرُ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا اللَّهَ، أَتَعْلَمَانِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ قَالَ ذَلِكَ قَالاَ قَدْ قَالَ ذَلِكَ‏.‏ قَالَ عُمَرُ فَإِنِّي أُحَدِّثُكُمْ عَنْ هَذَا الأَمْرِ، إِنَّ اللَّهَ قَدْ خَصَّ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْفَىْءِ بِشَىْءٍ لَمْ يُعْطِهِ أَحَدًا غَيْرَهُ ـ ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏قَدِيرٌ‏}‏ ـ فَكَانَتْ هَذِهِ خَالِصَةً لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَاللَّهِ مَا احْتَازَهَا دُونَكُمْ، وَلاَ اسْتَأْثَرَ بِهَا عَلَيْكُمْ قَدْ أَعْطَاكُمُوهُ، وَبَثَّهَا فِيكُمْ حَتَّى بَقِيَ مِنْهَا هَذَا الْمَالُ، فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ نَفَقَةَ سَنَتِهِمْ مِنْ هَذَا الْمَالِ، ثُمَّ يَأْخُذُ مَا بَقِيَ فَيَجْعَلُهُ مَجْعَلَ مَالِ اللَّهِ، فَعَمِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذَلِكَ حَيَاتَهُ، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمُونَ ذَلِكَ قَالُوا نَعَمْ‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِعَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمَانِ ذَلِكَ قَالَ عُمَرُ ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ نَبِيَّهُ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَبَضَهَا أَبُو بَكْرٍ، فَعَمِلَ فِيهَا بِمَا عَمِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُ فِيهَا لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ، ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ أَبَا بَكْرٍ، فَكُنْتُ أَنَا وَلِيَّ أَبِي بَكْرٍ، فَقَبَضْتُهَا سَنَتَيْنِ مِنْ إِمَارَتِي، أَعْمَلُ فِيهَا بِمَا عَمِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَا عَمِلَ فِيهَا أَبُو بَكْرٍ، وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنِّي فِيهَا لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ، ثُمَّ جِئْتُمَانِي تُكَلِّمَانِي وَكَلِمَتُكُمَا وَاحِدَةٌ، وَأَمْرُكُمَا وَاحِدٌ، جِئْتَنِي يَا عَبَّاسُ تَسْأَلُنِي نَصِيبَكَ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ، وَجَاءَنِي هَذَا ـ يُرِيدُ عَلِيًّا ـ يُرِيدُ نَصِيبَ امْرَأَتِهِ مِنْ أَبِيهَا، فَقُلْتُ لَكُمَا إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا بَدَا لِي أَنْ أَدْفَعَهُ إِلَيْكُمَا قُلْتُ إِنْ شِئْتُمَا دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا عَلَى أَنَّ عَلَيْكُمَا عَهْدَ اللَّهِ وَمِيثَاقَهُ لَتَعْمَلاَنِ فِيهَا بِمَا عَمِلَ فِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَبِمَا عَمِلَ فِيهَا أَبُو بَكْرٍ، وَبِمَا عَمِلْتُ فِيهَا مُنْذُ وَلِيتُهَا، فَقُلْتُمَا ادْفَعْهَا إِلَيْنَا‏.‏ فَبِذَلِكَ دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا، فَأَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ، هَلْ دَفَعْتُهَا إِلَيْهِمَا بِذَلِكَ قَالَ الرَّهْطُ نَعَمْ‏.‏ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا بِذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَتَلْتَمِسَانِ مِنِّي قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ فَوَاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ، لاَ أَقْضِي فِيهَا قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ، فَإِنْ عَجَزْتُمَا عَنْهَا فَادْفَعَاهَا إِلَىَّ، فَإِنِّي أَكْفِيكُمَاهَا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 1, Hadis no. 3094
BÂB (2)

بَاب: أَدَاءُ الْخُمُسِ مِنَ الدِّينِ

Sahih-i Buhari 3095Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Abbas r.a.'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Abdülkays heyeti bir defasında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldi ve şunları söyledi: "Ey Allah'ın Resulü, biz Rebia oğullarından bir grubuz. Bizimle sizin aranızda Mudar müşrikleri bulunuyor. Bu yüzden yanınıza sadece haram aylarda gelebiliyoruz. Bize yapacağımız ve halkımızı çağıracağımız emirler verirseniz bunları yerine getiririz." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurdu: "Ben size dört görevi emrediyorum, dört şeyi de yasaklıyorum. Emrettiklerim şunlardır: En başta Allah'a iman edip, Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet edeceksiniz. -Bu sırada Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ellerini birleştirdi ve devam etti- Namazı kılacaksınız, zekat, vereceksiniz, Ramazan ayında oruç tutacaksınız ve ganimet olarak ele geçirdiğiniz malların beşte birini Allah için vereceksiniz. Yasakladığım şeyler ise: Dubba, nakfr, hantem ve müzeffettir. 3. RESULULLAH S.A.V.'İN VEFATINDAN SONRA EŞLERİNİN NAFAKASININ KARŞıLANMASI

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ الضُّبَعِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَدِمَ وَفْدُ عَبْدِ الْقَيْسِ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّا هَذَا الْحَىَّ مِنْ رَبِيعَةَ، بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ كُفَّارُ مُضَرَ، فَلَسْنَا نَصِلُ إِلَيْكَ إِلاَّ فِي الشَّهْرِ الْحَرَامِ، فَمُرْنَا بِأَمْرٍ نَأْخُذُ مِنْهُ وَنَدْعُو إِلَيْهِ مَنْ وَرَاءَنَا‏.‏ قَالَ ‏ "‏ آمُرُكُمْ بِأَرْبَعٍ، وَأَنْهَاكُمْ عَنْ أَرْبَعٍ، الإِيمَانِ بِاللَّهِ شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ـ وَعَقَدَ بِيَدِهِ ـ وَإِقَامِ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ وَصِيَامِ رَمَضَانَ، وَأَنْ تُؤَدُّوا لِلَّهِ خُمُسَ مَا غَنِمْتُمْ، وَأَنْهَاكُمْ عَنِ الدُّبَّاءِ وَالنَّقِيرِ وَالْحَنْتَمِ وَالْمُزَفَّتِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 2, Hadis no. 3095
BÂB (3)

بَاب: نَفَقَةِ نِسَاءِ النَّبِيِّ ﷺ بَعْدَ وَفَاتِهِ

Sahih-i Buhari 3096Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَقْتَسِمُ وَرَثَتِي دِينَارًا، مَا تَرَكْتُ بَعْدَ نَفَقَةِ نِسَائِي وَمَئُونَةِ عَامِلِي فَهْوَ صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 3, Hadis no. 3096
Sahih-i Buhari 3097Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe r.anha'nın şöyle dediği nakledilmiştir: "Resuluııah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde benim evimde bir kap içerisindeki küçük bir miktar arpa dışmda canlılar için yiyecek hiçbir şey yoktu. Ben bu arpayı çok uzun bir süre yediğim halde bitiremedim. Sonra bir ara kalan arpayı tarttım. Bunun üzerinden çok fazla geçmeden arpa tükendi

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَا فِي بَيْتِي مِنْ شَىْءٍ يَأْكُلُهُ ذُو كَبِدٍ، إِلاَّ شَطْرُ شَعِيرٍ فِي رَفٍّ لِي، فَأَكَلْتُ مِنْهُ حَتَّى طَالَ عَلَىَّ، فَكِلْتُهُ فَفَنِيَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 3, Hadis no. 3097
Sahih-i Buhari 3098Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Amr İbnü'l-Haris şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde silahı, beyaz katırı ve sadaka olarak bıraktığı arazisi dışında hiçbir mal bırakmadı

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ عَمْرَو بْنَ الْحَارِثِ، قَالَ مَا تَرَكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ سِلاَحَهُ وَبَغْلَتَهُ الْبَيْضَاءَ، وَأَرْضًا تَرَكَهَا صَدَقَةً‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 3, Hadis no. 3098
BÂB (4)

بَاب: مَا جَاءَ فِي بُيُوتِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ ﷺ، وَمَا نُسِبَ مِنَ الْبُيُوتِ إِلَيْهِنَّ

Sahih-i Buhari 3099Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Nebi Efendimizin eşi Hz. Aişe şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hastalığı iyice ağırlaşınca diğer eşlerinden benim evimde kalmak için izin istedi. Onlar da izin verdiler

حَدَّثَنَا حِبَّانُ بْنُ مُوسَى، وَمُحَمَّدٌ، قَالاَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، وَيُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لَمَّا ثَقُلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اسْتَأْذَنَ أَزْوَاجَهُ أَنْ يُمَرَّضَ فِي بَيْتِي فَأَذِنَّ لَهُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 4, Hadis no. 3099
Sahih-i Buhari 3100Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Hz. Aişe şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim evimde, eşlerinde kalma sırası bende iken ve benim kucağımda vefat etti. Hatta Allah Teala benim tükürüğümü onun tükürüğü ile birleştirdi. O sırada Abdurrahman elinde bir misvakla içeri girmişti. Resul- i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem misvağı almak istiyordu fakat rahatsız olduğu için buna gücü yetmedi. Ben de misvağı alıp çiğnedim ve yumuşattıktan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dişlerini misvakla temizledim." not: (Ayrıca bkz. Kitabü'l-meğazi, Bab)

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا نَافِعٌ، سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي بَيْتِي، وَفِي نَوْبَتِي، وَبَيْنَ سَحْرِي وَنَحْرِي، وَجَمَعَ اللَّهُ بَيْنَ رِيقِي وَرِيقِهِ‏.‏ قَالَتْ دَخَلَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بِسِوَاكٍ، فَضَعُفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْهُ، فَأَخَذْتُهُ فَمَضَغْتُهُ ثُمَّ سَنَنْتُهُ بِهِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 4, Hadis no. 3100
Sahih-i Buhari 3101Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

<Nebi s.a.v.'in eşlerinden Safiyye başından geçen bir olayı şöyle anlatıyor: "Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ramazan ayının son on günü mescitte itikafta iken ziyaretine gitmiştim. Sonra kalktım ve dönmek üzere yürüdüm. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de benimle birlikte mescidin kapısına yakın bir yere kadar geldi. Bu kapı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşlerinden Ümmü Seleme'ye ait evin kapısına bakıyordu. Bu sırada oradan Ensar>dan iki kişi geçiyordu. Onlar Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e selam verip adımlarını hızlandırdılar. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Acele etmeyin ! Bu benim eşim Safiyye'dir" buyurdu. Onlara bu ağır geldi üzüntü ve şaşkınlıkla: "Sübhanallah, Ey Allah'ın Resulü!?" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurdu: "Şeytan insanın bedenindeki kan gibi onun içinde dolaşır. Ben onun sizin kalplerinize bir şüphe bırakmasından korktum

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ خَالِدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنٍ، أَنَّ صَفِيَّةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا جَاءَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَزُورُهُ، وَهْوَ مُعْتَكِفٌ فِي الْمَسْجِدِ فِي الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ مِنْ رَمَضَانَ ثُمَّ قَامَتْ تَنْقَلِبُ فَقَامَ مَعَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى إِذَا بَلَغَ قَرِيبًا مِنْ باب الْمَسْجِدِ عِنْدَ باب أُمِّ سَلَمَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَرَّ بِهِمَا رَجُلاَنِ مِنَ الأَنْصَارِ، فَسَلَّمَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ نَفَذَا فَقَالَ لَهُمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ عَلَى رِسْلِكُمَا ‏"‏‏.‏ قَالاَ سُبْحَانَ اللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ وَكَبُرَ عَلَيْهِمَا ذَلِكَ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ الشَّيْطَانَ يَبْلُغُ مِنَ الإِنْسَانِ مَبْلَغَ الدَّمِ، وَإِنِّي خَشِيتُ أَنْ يَقْذِفَ فِي قُلُوبِكُمَا شَيْئًا ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 4, Hadis no. 3101
Sahih-i Buhari 3102Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah İbn Ömer r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben bir defasında (ablam) Hafsa'nın evine çıkmıştım. Bu sırada Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasını kıbleye, önünü de Şam tarafına dönmüş bir şekilde hacetini giderdiğini gördüm

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنْ وَاسِعِ بْنِ حَبَّانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ ارْتَقَيْتُ فَوْقَ بَيْتِ حَفْصَةَ، فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقْضِي حَاجَتَهُ، مُسْتَدْبِرَ الْقِبْلَةِ، مُسْتَقْبِلَ الشَّأْمِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 4, Hadis no. 3102
Sahih-i Buhari 3103Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe r.anha şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ikindi namazını kıldırdığında güneş hala benim odama vuruyor olurdu

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ لَمْ تَخْرُجْ مِنْ حُجْرَتِهَا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 4, Hadis no. 3103
Sahih-i Buhari 3104Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah İbn Ömer r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir defasında ayağa kalkıp hitap ederken Hz. Aişe'nin evinin bulunduğu tarafa işaret ederek üç defa şöyle buyurdu: "Fitne işte oralardan, şeytanın taraftarlarının doğduğu yerden ortaya çıkacak. " Tekrar:

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَطِيبًا فَأَشَارَ نَحْوَ مَسْكَنِ عَائِشَةَ فَقَالَ ‏ "‏ هُنَا الْفِتْنَةُ ـ ثَلاَثًا ـ مِنْ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 4, Hadis no. 3104
Sahih-i Buhari 3105Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Amre binti Abdurrahman'dan nakledilmiştir: "Hz. Aişe bana şunları anlattı: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim yanımda bulunuyordu. Bu sırada birisinin Hz. Hafsa'nın evine girmek üzere izin istediğini duydum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: "Ey Allah'ın Resulü, birisi senin evine girmek için izin istiyor" dedim. O s.a.v. de şöyle buyurdu: "Gördüğüm kadarıyla o, Hafsa'nın süt amcasıdır. Doğum / kan bağı dolayısıyla haram olanlar süt emme dolayısıyla da haram olurlar." Bu rivayetle ilgili ayrıntılı açıklama Kitabü'r-rada' bölümünde yapılacaktır. İNŞAALLAH

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، عَنْ عَمْرَةَ ابْنَةِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ عِنْدَهَا، وَأَنَّهَا سَمِعَتْ صَوْتَ إِنْسَانٍ يَسْتَأْذِنُ فِي بَيْتِ حَفْصَةَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَذَا رَجُلٌ يَسْتَأْذِنُ فِي بَيْتِكَ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أُرَاهُ فُلاَنًا، لِعَمِّ حَفْصَةَ مِنَ الرَّضَاعَةِ، الرَّضَاعَةُ تُحَرِّمُ مَا تُحَرِّمُ الْوِلاَدَةُ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 4, Hadis no. 3105
BÂB (5)

بَاب: مَا ذُكِرَ مِنْ دِرْعِ النَّبِيِّ ﷺ وَعَصَاهُ وَسَيْفِهِ وَقَدَحِهِ وَخَاتَمِهِ، وَمَا اسْتَعْمَلَ الْخُلَفَاءُ بَعْدَهُ مِنْ ذَلِكَ مِمَّا لَمْ تذكر قِسْمَتُهُ، وَمِنْ شَعَرِهِ وَنَعْلِهِ وَآنِيَتِهِ مِمَّا يَتَبَرَّكُ به أَصْحَابُهُ وَغَيْرُهُمْ بَعْدَ وَفَاتِهِ

Sahih-i Buhari 3106Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes İbn Malik r.a.'den nakledilmiştir: "Hz. Ebu Bekir halifeliğe getirilince beni Bahreyn'e göndermişti. Gönderirken de benim için bir belge yazmış ve bu belgeyi Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzüğü ile mühürlemişti. Bu yüzüğün üzerinde üç satır vardı: Bir satırda Muhammed, birinde Resul ve diğerinde de Allah yazıyordu

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ ثُمَامَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ لَمَّا اسْتُخْلِفَ بَعَثَهُ إِلَى الْبَحْرَيْنِ، وَكَتَبَ لَهُ هَذَا الْكِتَابَ وَخَتَمَهُ، وَكَانَ نَقْشُ الْخَاتَمِ ثَلاَثَةَ أَسْطُرٍ مُحَمَّدٌ سَطْرٌ، وَرَسُولُ سَطْرٌ، وَاللَّهِ سَطْرٌ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 5, Hadis no. 3106
Sahih-i Buhari 3107Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İsa İbn Tahman'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Enes İbn Malik r.a. bir defasında bize eski püskü, iyice yıpranmış bir çift sandalet çıkarıp göstermişti. Daha sonra Sabit el-Bunani, Enes'ten naklederek söz konusu pabuçların Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ait olduğunu bana söyledi." Tekrar:

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَسَدِيُّ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ طَهْمَانَ، قَالَ أَخْرَجَ إِلَيْنَا أَنَسٌ نَعْلَيْنِ جَرْدَاوَيْنِ لَهُمَا قِبَالاَنِ، فَحَدَّثَنِي ثَابِتٌ الْبُنَانِيُّ بَعْدُ عَنْ أَنَسٍ أَنَّهُمَا نَعْلاَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 5, Hadis no. 3107
Sahih-i Buhari 3108Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Bürde'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Bir defasında Hz. Aişe bize yünden dokunmuş yamalı bir elbise çıkarıp gösterdi ve: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde üzerinde bu elbise vardı" dedi. Ebu Bürde şöyle demiştir: "Hz. Aişe bize Yemen işi kalın dokunmuş bir iz ar ile yamalı bir elbise gösterdi." Tekrar:

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، قَالَ أَخْرَجَتْ إِلَيْنَا عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها ـ كِسَاءً مُلَبَّدًا وَقَالَتْ فِي هَذَا نُزِعَ رُوحُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَزَادَ سُلَيْمَانُ عَنْ حُمَيْدٍ عَنْ أَبِي بُرْدَةَ قَالَ أَخْرَجَتْ إِلَيْنَا عَائِشَةُ إِزَارًا غَلِيظًا مِمَّا يُصْنَعُ بِالْيَمَنِ، وَكِسَاءً مِنْ هَذِهِ الَّتِي يَدْعُونَهَا الْمُلَبَّدَةَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 5, Hadis no. 3108
Sahih-i Buhari 3109Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes İbn Malik r.a.'de bulunan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ait kadeh çatlamış ve o da çatlayan kısmı gümüş bir parça ile tamir etmişti. Asım el-Ahvel şöyle demiştir: "Ben bu kadehi gördüm ve bu kadehten su içtim

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ قَدَحَ، النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم انْكَسَرَ، فَاتَّخَذَ مَكَانَ الشَّعْبِ سِلْسِلَةً مِنْ فِضَّةٍ‏.‏ قَالَ عَاصِمٌ رَأَيْتُ الْقَدَحَ وَشَرِبْتُ فِيهِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 5, Hadis no. 3109
Sahih-i Buhari 3110Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ali İbn Hüseyn'den nakledilmiştir: "Ali İbn Hüseyn ile beraberindekiler Hüseyin İbn Ali'nin Yezıd İbn Muaviye tarafından şehid edilmesinden sonra savaş alanından Medine'ye geldiklerinde onu Misver İbn Mahreme karşıladı ve: "Yapmamı istediğiniz, bana arz edeceğiniz bir ihtiyacınız varsa emrinizdeyim!" dedi. Ali İbn Hüseyin: "Hayır bir ihtiyacımız yok" deyince Misver şöyle dedi: "Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kılıcını bana verir misin? Çünkü ben seninle mücadele eden kimselerin bu kılıcı senin elinden zorla almalarından endişe ediyorum. Allah'a yemin ederim ki sen bu kılıcı bana verecek olursan, şu canım bedenimden ayrılana kadar kılıcı ele geçirmelerine asla müsaade etmem. Hz. Ali, Ebu Cehil'in kızına talip olmuş ve onu Hz. Fatıma'ya kuma olarak getirmek istemişti. Bu durumdan haberdar olan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in işte şu minberine çıkarak şöyle hitap ettiğini duydum: "Fatıma benim bir parçamdır. Bu durumda onun dininde sınanmasından endişe ediyorum." Ben o sıralar ergenlik çağına yeni girmiştim. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kızı Zeyneb ile evlenen As İbnü'r-Rebi'in yakınları olan Abdişşems oğulları ile olan hısımlığından söz etti ve As'ın bu hısımlığa bağlı kaldığını ifade ederek kendisini övdü: "O benimle konuştu ve doğru / dürüst davrandı. O bana bir söz verdi ve sözünde durdu. Ben asla helali haram, haramı da helal kılıyor değilim. Ancak Allah'a yemin ederim ki Allah'ın Resulü'nün kızı ile Allah'ın düşmanının kızı asla (aynı nikah altında) bir araya gelemez

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجَرْمِيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي أَنَّ الْوَلِيدَ بْنَ كَثِيرٍ، حَدَّثَهُ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَلْحَلَةَ الدُّؤَلِيِّ، حَدَّثَهُ أَنَّ ابْنَ شِهَابٍ حَدَّثَهُ أَنَّ عَلِيَّ بْنَ حُسَيْنٍ حَدَّثَهُ أَنَّهُمْ، حِينَ قَدِمُوا الْمَدِينَةَ مِنْ عِنْدِ يَزِيدَ بْنِ مُعَاوِيَةَ مَقْتَلَ حُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ رَحْمَةُ اللَّهِ عَلَيْهِ لَقِيَهُ الْمِسْوَرُ بْنُ مَخْرَمَةَ فَقَالَ لَهُ هَلْ لَكَ إِلَىَّ مِنْ حَاجَةٍ تَأْمُرُنِي بِهَا فَقُلْتُ لَهُ لاَ‏.‏ فَقَالَ لَهُ فَهَلْ أَنْتَ مُعْطِيَّ سَيْفَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِنِّي أَخَافُ أَنْ يَغْلِبَكَ الْقَوْمُ عَلَيْهِ، وَايْمُ اللَّهِ، لَئِنْ أَعْطَيْتَنِيهِ لاَ يُخْلَصُ إِلَيْهِمْ أَبَدًا حَتَّى تُبْلَغَ نَفْسِي، إِنَّ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ خَطَبَ ابْنَةَ أَبِي جَهْلٍ عَلَى فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ فَسَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ النَّاسَ فِي ذَلِكَ عَلَى مِنْبَرِهِ هَذَا وَأَنَا يَوْمَئِذٍ مُحْتَلِمٌ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ فَاطِمَةَ مِنِّي، وَأَنَا أَتَخَوَّفُ أَنْ تُفْتَنَ فِي دِينِهَا ‏"‏‏.‏ ثُمَّ ذَكَرَ صِهْرًا لَهُ مِنْ بَنِي عَبْدِ شَمْسٍ، فَأَثْنَى عَلَيْهِ فِي مُصَاهَرَتِهِ إِيَّاهُ قَالَ ‏"‏ حَدَّثَنِي فَصَدَقَنِي، وَوَعَدَنِي فَوَفَى لِي، وَإِنِّي لَسْتُ أُحَرِّمُ حَلاَلاً وَلاَ أُحِلُّ حَرَامًا، وَلَكِنْ وَاللَّهِ لاَ تَجْتَمِعُ بِنْتُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِنْتُ عَدُوِّ اللَّهِ أَبَدًا ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 5, Hadis no. 3110
Sahih-i Buhari 3111Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbnü'l-Hanefiyye (Muhammed İbn Ali İbn Ebu Talib) şöyle demiştir: "Ali r.a., Osman r.a.'ın aleyhinde konuşacak olsaydı, bazı kimselerin kendisine gelerek Hz. Osman tarafından görevlendirilen zekat memurlarını şikayet ettikleri zaman konuşurdu. Hz. Ali (bana yazılı bir belge vererek) beni Hz. Osman'a gönderdi ve şunları söylememi istedi: "Osman'a git ve ona bu belgede Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zekatı kimlere verdiğinin yazılı olduğunu söyle. Onun görevlendirdiği zekat memurları buna göre hareket etsinler." Ben bu yazılı belgeyi Hz. Osman'a götürdüğümde: "Benim buna ihtiyacım yok" dedi. Ben de belgeyi tekrar Hz. Aliiye getirdim ve olan biteni anlattım. O da: "Tamam öyleyse, belgeyi aldığın yere koy!" dedi. [-3112-] İbnü'l-Hanefiyye (Muhammed İbn Ali İbn Ebu Talib) şöyle demiştir: "Babam Hz. Ali, beni Osman r.a.'a gönderip şöyle demişti: "Şu yazılı belgeyi al ve Osman'a götür. Çünkü bu belgede Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zekatla ilgili emir ve talimatları bulunmaktadır

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سُوقَةَ، عَنْ مُنْذِرٍ، عَنِ ابْنِ الْحَنَفِيَّةِ، قَالَ لَوْ كَانَ عَلِيٌّ ـ رضى الله عنه ـ ذَاكِرًا عُثْمَانَ ـ رضى الله عنه ـ ذَكَرَهُ يَوْمَ جَاءَهُ نَاسٌ فَشَكَوْا سُعَاةَ عُثْمَانَ، فَقَالَ لِي عَلِيٌّ اذْهَبْ إِلَى عُثْمَانَ فَأَخْبِرْهُ أَنَّهَا صَدَقَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَمُرْ سُعَاتَكَ يَعْمَلُونَ فِيهَا‏.‏ فَأَتَيْتُهُ بِهَا فَقَالَ أَغْنِهَا عَنَّا‏.‏ فَأَتَيْتُ بِهَا عَلِيًّا فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ ضَعْهَا حَيْثُ أَخَذْتَهَا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 5, Hadis no. 3111
Sahih-i Buhari 3112Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Buhârî'nin şeyhi el-Humeydî şöyle dedi: Bize Sufyân ibn Uyeyne tahdîs edip şöyle dedi: Bize Muhammed ibn Sûka tahdîs edip şöyle dedi: Ben Munzir es-Sevrî'den işittim ki, Muhammed ibnu’l-Hanefiyye şöyle demiştir: Beni Bâbam Alî haberci gönderdi de: Şu kitabı, yani yazıyı al ve onu Usmân'a götür. Çünkü bunun içindePeygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in sadaka hususundaki emri vardır, dedi

قَالَ الْحُمَيْدِيُّ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سُوقَةَ، قَالَ سَمِعْتُ مُنْذِرًا الثَّوْرِيَّ، عَنِ ابْنِ الْحَنَفِيَّةِ، قَالَ أَرْسَلَنِي أَبِي، خُذْ هَذَا الْكِتَابَ فَاذْهَبْ بِهِ إِلَى عُثْمَانَ، فَإِنَّ فِيهِ أَمْرَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الصَّدَقَةِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 5, Hadis no. 3112
BÂB (6)

بَاب: الدَّلِيلِ عَلَى أَنَّ الْخُمُسَ لِنَوَائِبِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ وَالْمَسَاكِينِ، وَإِيثَارِ النَّبِيِّ ﷺ أَهْلَ الصُّفَّةِ وَالْأَرَامِلَ، حِينَ سَأَلَتْهُ فَاطِمَةُ وَشَكَتْ إِلَيْهِ الطَّحْنَ وَالرَّحَى: أَنْ يُخْدِمَهَا مِنَ السَّبْيِ، فَوَكَلَهَا إِلَى اللَّهِ

Sahih-i Buhari 3113Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Hz. Ali'den nakledilmiştir: "Fatıma el değirmeni ile un öğütmekten bıkıp usandığını söyleyerek halinden şikayet ediyordu. Bu sırada Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bazı esirlerin getirildiğini haber aldı ve O'ndan (s.a.v.) bir hizmetçi istemek üzere dışarı çıktı. Fakat Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bulamadı. Bu yüzden talebini Hz. Aişe'ye arz etti. Hz. Aişe de Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem eve dönünce kızının talebini söyledi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bize geldi. Biz o sırada yatağımıza girmiştik. O gelince kalkmaya yeltendik. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Hiç rahatsız olmayın, olduğunuz yerde durun!" buyurdu ve aramıza girip oturdu. Hatta ben ayağının soğukluğunu göğsümde hissettim. O gece bize şöyle buyurdu: "Ben size bana arz ettiğiniz talebinizden daha hayırlı bir yol göstereyim mi?! Yataklarınıza uzandığınızda otuz dört defa Allahu Ekber deyin otuz üç defa Elhamdu lillah deyin ve otuz üç defa de Sübhanallah deyin. İşte bunlar benden istemiş olduğunuz şeyden daha hayırlıdır

حَدَّثَنَا بَدَلُ بْنُ الْمُحَبَّرِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي الْحَكَمُ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي لَيْلَى، حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، أَنَّ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ اشْتَكَتْ مَا تَلْقَى مِنَ الرَّحَى مِمَّا تَطْحَنُ، فَبَلَغَهَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِسَبْىٍ، فَأَتَتْهُ تَسْأَلُهُ خَادِمًا فَلَمْ تُوَافِقْهُ، فَذَكَرَتْ لِعَائِشَةَ، فَجَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَتْ ذَلِكَ عَائِشَةُ لَهُ، فَأَتَانَا وَقَدْ دَخَلْنَا مَضَاجِعَنَا، فَذَهَبْنَا لِنَقُومَ فَقَالَ ‏"‏ عَلَى مَكَانِكُمَا ‏"‏ حَتَّى وَجَدْتُ بَرْدَ قَدَمَيْهِ عَلَى صَدْرِي فَقَالَ ‏"‏ أَلاَ أَدُلُّكُمَا عَلَى خَيْرٍ مِمَّا سَأَلْتُمَاهُ، إِذَا أَخَذْتُمَا مَضَاجِعَكُمَا فَكَبِّرَا اللَّهَ أَرْبَعًا وَثَلاَثِينَ، وَاحْمَدَا ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَسَبِّحَا ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، فَإِنَّ ذَلِكَ خَيْرٌ لَكُمَا مِمَّا سَأَلْتُمَاهُ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 6, Hadis no. 3113
BÂB (7)

بَاب: قَوْلِ اللَّه تَعَالَى: ﴿فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ﴾ /الأنفال: ٤١

Sahih-i Buhari 3114Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Cabir İbn Abdullah r.a.'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Ensar’dan birisinin bir çocuğu olmuştu. Bu çocuğuna Muhammed adını koymak istedi. - Şu'be Mansur hadisinde şöyle demiştir: Ensar'dan olan bu zat dedi ki: çocuğu boynuma alıp Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldim. Süleyman'ın rivayet ettiği hadiste şöyle geçmektedir: Onun bir çocuğu oldu ve adını Muhammed koymak istedi. - Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benim adımı isim olarak verin fakat künyemi kendinize künye olarak koymayın. Çünkü ben (Allah tarafından) paylaştırıcı (.......) kılındım; aranızda gerekli pay dağıtımını yaparım." Husayn bunu şöyle nakletmiştir: "Çünkü ben (Allah tarafından) paylaştırıcı (.........) olarak gönderildim; aranızda gerekli pay dağıtımını yaparım." Amr şöyle demiştir: Şu'be bize Katade'nin şöyle dediğini haber verdi: "Ensar'dan olan zat çocuğuna Kasım adını vermek istedi. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benim adımı isim olarak kullanın fakat künyemi kendinize künye olarak koymayın. " Tekrar:

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ، وَمَنْصُورٍ، وَقَتَادَةَ، سَمِعُوا سَالِمَ بْنَ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ وُلِدَ لِرَجُلٍ مِنَّا مِنَ الأَنْصَارِ غُلاَمٌ، فَأَرَادَ أَنْ يُسَمِّيَهُ مُحَمَّدًا ـ قَالَ شُعْبَةُ فِي حَدِيثِ مَنْصُورٍ إِنَّ الأَنْصَارِيَّ قَالَ حَمَلْتُهُ عَلَى عُنُقِي فَأَتَيْتُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَفِي حَدِيثِ سُلَيْمَانَ وُلِدَ لَهُ غُلاَمٌ، فَأَرَادَ أَنْ يُسَمِّيَهُ مُحَمَّدًا ـ قَالَ ‏"‏ سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكَنَّوْا بِكُنْيَتِي، فَإِنِّي إِنَّمَا جُعِلْتُ قَاسِمًا أَقْسِمُ بَيْنَكُمْ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ حُصَيْنٌ ‏"‏ بُعِثْتُ قَاسِمًا أَقْسِمُ بَيْنَكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَمْرٌو أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ عَنْ قَتَادَةَ قَالَ سَمِعْتُ سَالِمًا عَنْ جَابِرٍ أَرَادَ أَنْ يُسَمِّيَهُ الْقَاسِمَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ سَمُّوا بِاسْمِي وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 7, Hadis no. 3114
Sahih-i Buhari 3115Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ensar'dan Cabir İbn Abdullah r.a.'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Bizden birisinin bir çocuğu olmuştu. Bu zat çocuğunun adını Kasım koydu. Bunun üzerine ensar: "Biz seni Ebü'l-Kasım künyesi ile anmayacağız ve sana gözün aydın olsun da demeyeceğiz" dediler. Bunun üzerine o zat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti ve: "Ey Allah'ın Resulü benim bir çocuğum oldu ve adını Kasım koydum. Bunun üzerine ensar: "Biz seni Ebü'l-Kasım künyesi ile anmayacağız ve sana gözün aydın olsun da demeyeceğiz" demeye başladılar. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: "Ensar çok iyi yapmış, aferin onlara! Benim ismimi veriniz fakat benim künyemi kullanmayınız! Zira sadece Kasım olan benim!" buyurdu

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ وُلِدَ لِرَجُلٍ مِنَّا غُلاَمٌ فَسَمَّاهُ الْقَاسِمَ فَقَالَتِ الأَنْصَارُ لاَ نَكْنِيكَ أَبَا الْقَاسِمِ وَلاَ نُنْعِمُكَ عَيْنًا، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وُلِدَ لِي غُلاَمٌ، فَسَمَّيْتُهُ الْقَاسِمَ فَقَالَتِ الأَنْصَارُ لاَ نَكْنِيكَ أَبَا الْقَاسِمِ وَلاَ نُنْعِمُكَ عَيْنًا‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَحْسَنَتِ الأَنْصَارُ، سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكَنَّوْا بِكُنْيَتِي، فَإِنَّمَا أَنَا قَاسِمٌ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 7, Hadis no. 3115
Sahih-i Buhari 3116Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Muaviye dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah kim için hayır dilerse onu dinde fakih kılar, (yani dini çok iyi kavrayıp idrak etme yeteneği verir.) Allah verendir, ben ise paylaştırıp dağıtanım (Kasim). Bu ümmet Allah'ın emri gelinceye kadar kendisine muhalif olan güçlere karşı üstün olacaktır

حَدَّثَنَا حِبَّانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ سَمِعَ مُعَاوِيَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ، وَاللَّهُ الْمُعْطِي وَأَنَا الْقَاسِمُ، وَلاَ تَزَالُ هَذِهِ الأُمَّةُ ظَاهِرِينَ عَلَى مَنْ خَالَفَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ ظَاهِرُونَ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 7, Hadis no. 3116
Sahih-i Buhari 3117Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre r.a.'den nakledildiğine göre Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ben size ne veririm ne de size verilecek şeylere engel olurum. Ben sadece paylaştırıp dağıtanım قاسم verileni bana emredileni yapar her şeyi yerli yerine koyarım

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، حَدَّثَنَا هِلاَلٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي عَمْرَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَا أُعْطِيكُمْ وَلاَ أَمْنَعُكُمْ، أَنَا قَاسِمٌ أَضَعُ حَيْثُ أُمِرْتُ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 7, Hadis no. 3117
Sahih-i Buhari 3118Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ensar'dan Havle radiyaııahu anha dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Öyle insanlar var ki, Allah'ın (Müslümanlara verdiği) malını haksız bir şekilde kullanıp harcıyorlar. Kıyamet gününde cehennem ateşi onların olur

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي أَيُّوبَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الأَسْوَدِ، عَنِ ابْنِ أَبِي عَيَّاشٍ ـ وَاسْمُهُ نُعْمَانُ ـ عَنْ خَوْلَةَ الأَنْصَارِيَّةِ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ رِجَالاً يَتَخَوَّضُونَ فِي مَالِ اللَّهِ بِغَيْرِ حَقٍّ، فَلَهُمُ النَّارُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 7, Hadis no. 3118
BÂB (8)

بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (أُحِلَّتْ لَكُمُ الْغَنَائِمُ)

Sahih-i Buhari 3119Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Urve el-Bariki: Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir. "Kıyamet gününe kadar atların alınlarına hayır, mükafat (ecir) ve ganimet bağlanmıştır

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ عُرْوَةَ الْبَارِقِيِّ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْخَيْلُ مَعْقُودٌ فِي نَوَاصِيهَا الْخَيْرُ الأَجْرُ وَالْمَغْنَمُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 8, Hadis no. 3119
Sahih-i Buhari 3120Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Kisra helak olduğunda ondan sonra artık bir Kisra gelmeyecek. Kayser helak olduğunda ondan sonra bir Kayser de gelmeyecek. Canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki siz onların sahip oldukları hazineleri Allah yolunda harcayacaksınız

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا هَلَكَ كِسْرَى فَلاَ كِسْرَى بَعْدَهُ، وَإِذَا هَلَكَ قَيْصَرُ فَلاَ قَيْصَرَ بَعْدَهُ، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَتُنْفِقُنَّ كُنُوزَهُمَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 8, Hadis no. 3120
Sahih-i Buhari 3121Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Cabir İbn Semure, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Kisra helak olduğunda ondan sonra artık bir Kisra gelmeyecek. Kayser helak olduğunda ondan sonra bir Kayser de gelmeyecek. Canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki siz onların sahip oldukları hazineleri Allah yolunda harcayacaksınız

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، سَمِعَ جَرِيرًا، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا هَلَكَ كِسْرَى فَلاَ كِسْرَى بَعْدَهُ، وَإِذَا هَلَكَ قَيْصَرُ فَلاَ قَيْصَرَ بَعْدَهُ، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَتُنْفَقَنَّ كُنُوزُهُمَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 8, Hadis no. 3121
Sahih-i Buhari 3122Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Cabir İbn Abdullah r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Ganimet bana helal kılındı" dediğini nakletmiştir

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا سَيَّارٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ الْفَقِيرُ، حَدَّثَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أُحِلَّتْ لِي الْغَنَائِمُ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 8, Hadis no. 3122
Sahih-i Buhari 3123Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre r.a.'in naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Teala, kendisinin yolunda cihad'a çıkarken maksadı sadece Allah yolunda cihad ve Allah'ın kelimelerini tasdik etmek olan kimseleri cennete sokacağını veya elde ettikleri mükafat ya da ganimetle sağ salim evlerine geri döndüreceğini vaad etmiştir

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ تَكَفَّلَ اللَّهُ لِمَنْ جَاهَدَ فِي سَبِيلِهِ، لاَ يُخْرِجُهُ إِلاَّ الْجِهَادُ فِي سَبِيلِهِ وَتَصْدِيقُ كَلِمَاتِهِ، بِأَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ، أَوْ يَرْجِعَهُ إِلَى مَسْكَنِهِ الَّذِي خَرَجَ مِنْهُ ‏{‏مَعَ مَا نَالَ‏}‏ مِنْ أَجْرٍ أَوْ غَنِيمَةٍ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 8, Hadis no. 3123
Sahih-i Buhari 3124Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre r.a.'den nakledildiğine göre Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Nebilerden birisi savaşa çıkarken kavmine şunları söyledi: "Kendisiyle cima'da bulunmak istediği bir hanım ı olup henüz cima'da bulunmayan kimseler benimle birlikte savaşa gelmesin! Kendisine ev inşa edip de henüz çatısını kurmayan kimseler benim arkamdan gelmesin! Bir davar ya da deve sürüsü satın alıp bunların yavrulamasını bekleyenler de peşimden gelmesin." Sonra o Nebi kendisiyle gelebilecek durumda olanlarla birlikte savaşa çıktı. İkindi namazı vaktinde veya buna yakın bir vakitte savaşacakları yerleşim merkezine yaklaştılar. Bu Nebi güneşe şöyle dedi: "Sen Allah'ın emrini yerine getirmekle görevlisin ben de aynı şekilde Allah tarafından görevlendirildim. Allahım, güneşi üzerimizde tut!" Bunun üzerine güneş batmadan bekletildi ve Allah Teala onlara fetih nasip etti. Sonra ele geçirilen ganimetler toplandı ve ganimetleri yakıp yokedecek ateş geldi fakat bunları yok etmedi. Bunu gören Nebi: "İçinizde ganimetten mal aşıranlar var. Her kabileden bir kişi gelip bana beyat etsin!" Beyat için geldiler ve birisinin eli Nebi'in eline yapıştı. O Nebi: "Ganimetten mal aşıranlar sizin kabilenizden! Senin kabilendeki herkes bana beyat etsin" dedi. Beyat başlayınca iki veya üç kişinin eli Nebi'in eline yapıştı. Bu Nebi: "Ganimeti aşıranlar sizlersiniz!" dedi. Onlar da altından bir inek başı getirip oraya koydular. Bunun üzerine ateş gelip ganimetleri yok etti. Fakat Allah Teala daha sonra ganimetleri bize helal kıldı. Bizim zayıflığımızı ve acziyetimizi gördüğü için ganimetleri bize helal kıldı

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ غَزَا نَبِيٌّ مِنَ الأَنْبِيَاءِ فَقَالَ لِقَوْمِهِ لاَ يَتْبَعْنِي رَجُلٌ مَلَكَ بُضْعَ امْرَأَةٍ وَهْوَ يُرِيدُ أَنْ يَبْنِيَ بِهَا وَلَمَّا يَبْنِ بِهَا، وَلاَ أَحَدٌ بَنَى بُيُوتًا وَلَمْ يَرْفَعْ سُقُوفَهَا، وَلاَ أَحَدٌ اشْتَرَى غَنَمًا أَوْ خَلِفَاتٍ وَهْوَ يَنْتَظِرُ وِلاَدَهَا‏.‏ فَغَزَا فَدَنَا مِنَ الْقَرْيَةِ صَلاَةَ الْعَصْرِ أَوْ قَرِيبًا مِنْ ذَلِكَ فَقَالَ لِلشَّمْسِ إِنَّكِ مَأْمُورَةٌ وَأَنَا مَأْمُورٌ، اللَّهُمَّ احْبِسْهَا عَلَيْنَا‏.‏ فَحُبِسَتْ، حَتَّى فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْهِ، فَجَمَعَ الْغَنَائِمَ، فَجَاءَتْ ـ يَعْنِي النَّارَ ـ لِتَأْكُلَهَا، فَلَمْ تَطْعَمْهَا، فَقَالَ إِنَّ فِيكُمْ غُلُولاً، فَلْيُبَايِعْنِي مِنْ كُلِّ قَبِيلَةٍ رَجُلٌ‏.‏ فَلَزِقَتْ يَدُ رَجُلٍ بِيَدِهِ فَقَالَ فِيكُمُ الْغُلُولُ‏.‏ فَلْتُبَايِعْنِي قَبِيلَتُكَ، فَلَزِقَتْ يَدُ رَجُلَيْنِ أَوْ ثَلاَثَةٍ بِيَدِهِ فَقَالَ فِيكُمُ الْغُلُولُ، فَجَاءُوا بِرَأْسٍ مِثْلِ رَأْسِ بَقَرَةٍ مِنَ الذَّهَبِ فَوَضَعُوهَا، فَجَاءَتِ النَّارُ فَأَكَلَتْهَا، ثُمَّ أَحَلَّ اللَّهُ لَنَا الْغَنَائِمَ، رَأَى ضَعْفَنَا وَعَجْزَنَا فَأَحَلَّهَا لَنَا ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 8, Hadis no. 3124
BÂB (9)

بَاب: الْغَنِيمَةُ لِمَنْ شَهِدَ الْوَقْعَةَ

Sahih-i Buhari 3125Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Hz. Ömer şöyle demiştir: "Sonraki Müslüman nesilleri düşünmeseydim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hayber'i paylaştırdığı gibi ben de fethettiğim her yeri savaşçılara anında paylaştırırdım

حَدَّثَنَا صَدَقَةُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه لَوْلاَ آخِرُ الْمُسْلِمِينَ مَا فَتَحْتُ قَرْيَةً إِلاَّ قَسَمْتُهَا بَيْنَ أَهْلِهَا كَمَا قَسَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 9, Hadis no. 3125
BÂB (10)

بَاب: مَنْ قَاتَلَ لِلْمَغْنَمِ، هَلْ يَنْقُصُ مِنْ أَجْرِهِ؟

Sahih-i Buhari 3126Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Musa el-Eş'ari r.a.'in naklettiğine göre bir bedevı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: "Bir adam ganimet elde etmek için, diğeri nam salmak için, bir başkası da ne kadar cesur olduğunu göstermek için savaşıyor. Bunlardan hangisi Allah Teala yolundadır?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona şöyle cevap verdi: "Kim Allah'ın sözü (.....) en üstün olsun diye savaşıyorsa o Allah yolundadır

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرٍو، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُوسَى الأَشْعَرِيُّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ أَعْرَابِيٌّ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الرَّجُلُ يُقَاتِلُ لِلْمَغْنَمِ، وَالرَّجُلُ يُقَاتِلُ لِيُذْكَرَ، وَيُقَاتِلُ لِيُرَى مَكَانُهُ، مَنْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَقَالَ ‏ "‏ مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا فَهْوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 10, Hadis no. 3126
BÂB (11)

بَاب: قِسْمَةِ الْإِمَامِ مَا يَقْدَمُ عَلَيْهِ، وَيَخْبَأُ لِمَنْ لَمْ يَحْضُرْهُ أَوْ غَابَ عَنْهُ

Sahih-i Buhari 3127Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah İbn Ebi Müleyke'den nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e altınla işlenmiş ipek kumaştan yapılmış elbiseler hediye edilmişti. O s.a.v. de bunları ashabına paylaştırdı ve bir tanesini de Mahreme İbn Nevfel'e ayırdı. Mahreme oğlu Misver İbn Mahreme ile birlikte gelip kapıda durdu ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kasdederek: "O'nu bana çağırın!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun sesini duydu ve ayırdığı elbiseyi alıp onu karşıladı. Elbiseyi göstererek: "Ey Misver'in babası bak bunu sana ayırdım, ey Misver'in babası bak işte bunu sana sakladım" buyurdu. Bu Mahreme'nin biraz sert bir tabiatı vardı

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أُهْدِيَتْ لَهُ أَقْبِيَةٌ مِنْ دِيبَاجٍ مُزَرَّرَةٌ بِالذَّهَبِ، فَقَسَمَهَا فِي نَاسٍ مِنْ أَصْحَابِهِ، وَعَزَلَ مِنْهَا وَاحِدًا لِمَخْرَمَةَ بْنِ نَوْفَلٍ، فَجَاءَ وَمَعَهُ ابْنُهُ الْمِسْوَرُ بْنُ مَخْرَمَةَ، فَقَامَ عَلَى الْبَابِ فَقَالَ ادْعُهُ لِي‏.‏ فَسَمِعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم صَوْتَهُ فَأَخَذَ قَبَاءً فَتَلَقَّاهُ بِهِ وَاسْتَقْبَلَهُ بِأَزْرَارِهِ فَقَالَ ‏ "‏ يَا أَبَا الْمِسْوَرِ، خَبَأْتُ هَذَا لَكَ، يَا أَبَا الْمِسْوَرِ، خَبَأْتُ هَذَا لَكَ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ فِي خُلُقِهِ شِدَّةٌ‏.‏ وَرَوَاهُ ابْنُ عُلَيَّةَ عَنْ أَيُّوبَ‏.‏ قَالَ حَاتِمُ بْنُ وَرْدَانَ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ عَنِ الْمِسْوَرِ قَدِمَتْ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَقْبِيَةٌ‏.‏ تَابَعَهُ اللَّيْثُ عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 11, Hadis no. 3127
BÂB (12)

بَاب: كَيْفَ قَسَمَ النَّبِيُّ ﷺ قُرَيْظَةَ وَالنَّضِيرَ، وَمَا أَعْطَى مِنْ ذَلِكَ فِي نَوَائِبِهِ

Sahih-i Buhari 3128Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes İbn Malik r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Önceden Ensar'dan birisi, ihtiyaçları ve beklenmedik giderlerine kullanması için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hurma bahçelerinin gelirlerinden hediye verirdi. Fakat Kureyza oğullarının kalesi fethedilip toprakları ele geçirilince Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine yapılan bu harcamaların karşılığını iade etti

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كَانَ الرَّجُلُ يَجْعَلُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم النَّخَلاَتِ حَتَّى افْتَتَحَ قُرَيْظَةَ وَالنَّضِيرَ، فَكَانَ بَعْدَ ذَلِكَ يَرُدُّ عَلَيْهِمْ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 12, Hadis no. 3128
BÂB (13)

بَاب: بَرَكَةِ الْغَازِي فِي مَالِهِ حَيًّا وَمَيِّتًا، مَعَ النَّبِيِّ ﷺ وَوُلَاةِ الْأَمْرِ

Sahih-i Buhari 3129Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah İbnü'z-Zübeyr r.a.'den nakledilmiştir: "Zübeyr Cemel savaşında bir yerde durunca beni çağırdı. Ben de kalkıp yanına vardım. Bana şöyle dedi: "Evladım, bu gün öldürülenlerin tümü ya zalim veya mazlum olarak öldürülür. Ben öyle görüyorum ki, bu gün bu savaşta mazlum biri olarak öldürüleceğim, bunda şüphe yok! Beni en fazla düşünceye sevkeden ve endişelendiren ise borçlarımdır. Bir bak bakalım, borçlarımız mallarımızdan geriye bir şey bırakacak mı? Yavrucuğum, mallarımızı sat ve borçlarımı öde! Ben malımın üçte birini mutlak olarak vasiyet ediyorum. Bu üçte birin üçte biri de Abdullah İbn Zübeyr'in oğullarına vasiyetimdir. Borçlarım ödendikten sonra geriye mal kalacak olursa bunun üçte biri senin çocuklarınadır. - Hişam İbn Urve şöyle demiştir: Abdullah İbnü'z-Zübeyr'in oğullarından bir kısmı Zübeyr'in oğullarından bazıları (Hubeyb ve Abbad gibileriyle yaşıt (veya mirasta aynı oranda pay sahibi) idi. Bu vasiyeti yaptığı günlerde Zübeyr'in dokuz oğlu dokuz tane de kızı vardı. Abdullah İbnü'z-Zübeyr sözlerine şöyle devam etti: "Babam borçlarını ödemem için bana vasiyette bulunmaya devam ederek şöyle dedi: "Evladım, eğer borçlarımı ödemekte sıkıntı yaşarsan benim Mevla'mdan yardım dile!" Ben ise Allah'a yemin ederim ki: "Babacığım, senin Mevla'n kimdir?" diye sorup "Allah" cevabını alıncaya kadar bu sözü ile ne kasdettiğini anlamamıştım. Allah'a yemin ederim ki, ben babamın borçlarını ödemekte ne zaman sıkıntıya düşsem: "Ey Zübeyr'in Mevla'sı, onun borcunu onun adına ödemede yardım et!" derdim ve gerçekten de (Allah Teala) babamın borçlarını öde(yecek imkan verilrdi. Babam bu savaşta öldürüldüğünde para namına beş kuruş bile bırakmamıştı. Fakat bazı gayri menkulleri vardı: Gabe denen yerde arazileri, Medine'de on bir, Basra'da iki, Kufe'de bir ve Mısır'da da bir olmak üzere on dört tane ev bırakmıştı. Babamın borçları ise hep kendisine bırakılan emanetleri "Ben emanet kabul etmem. Zira bunların zayi olmasından korkarım. Bunun yerine bıraktığınız malları borç olarak alırım" deyip teslim almasından kaynaklanmıştı. Babam kesinlikle mal tahsil edip biriktirmesine imkan verecek şekilde hiçbir idari görev üstlenmemiş, haraç ve zekatların toplanmasında görev almamıştır. O elindeki malların tamamına Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemı, Hz. Ebu Bekir, Ömer ve Osman ile birlikte katıldığı savaşlar sonucunda ele geçirilen ganimetler yoluyla sahip olmuştur. Ben babamın borçlarını hesap ettim. Toplam 2.200.000 (iki milyon iki yüz bin) borcu vardı. Bir defasında Hakim İbn Hizam bana uğradı ve: "Kardeşimin oğlu! kardeşim Zubeyr'in ne kadar borcu var?" diye sordu. Ben de bunun miktarını gizleyip: "Yüz bin" dedim. Bunun üzerine Hakım: "Allah'a yemin ederim ki, sizin elinizdeki malların bu borcu ödemek için yeterli olacağını sanıyorum" dedi. Ben: "Peki onun borcunun 2.200.000 (iki milyon iki yüz bin) olduğunu söylersem ne düşünürsün?" deyince: "Bu borcu kesinlikle ödeyemezsiniz! Ödemede sıkıntı çekerseniz benden yardım isteyin!" dedi. Babam Zübeyr Gabe arazilerini bin yedi yüze satın almıştı. Ben ise bu toprakları 1.600.000'e (bir milyon altı yüz bin) sattım. Bu şöyle oldu: "Ben, kimin Zübeyr'den alacağı varsa bizimle Gabe'de buluşsun!" diye duyuru yaptım. Bu çağrı üzerine Zübeyr'den dört yüz bin alacağı olan Abdullah İbn Cafer gelip bana: "İsterseniz alacağımdan vazgeçip bunu size bağışlayabilirim" dedi. Fakat ben bu teklifi kabul etmedim. Abdullah İbn Cafer'in: "Öyleyse size ödemeniz için ek süre vereyim!" şeklindeki teklifini de kabul etmedim. Bunun üzerine Abdullah İbn Cafer: "Peki o zaman, bana bu araziden bir parsel ver!" diye bir teklif sundu. Ben de: "Tamam, şuradan şuraya kadar senindir" dedim. Babamın bıraktığı malları bu şekilde satıp borçlarının tamamını ödedikten sonra 4,5 parsel de bize kaldı. Ben bir ara Muaviye'nin yanına gitmiştim. O sırada Amr İbn Osman, Münzir İbnü'z-Zübeyr ve İbn Zem'a da orada bulunuyordu. Muaviye bana: "Gabe'nin satış bedelini kaç olarak belirlediniz?" diye sorunca: "Her bir parselini yüz bine satıyoruz" dedim. "Peki kaç parsel kaldı" diye sordu, ben de: "4,5 parsel kaldı" dedim. Bunun üzerine sırayla Münzir İbnü'z-Zübeyr, Amr İbn Osman ve İbn Zem'a ayrı ayrı: "Ben bir parselini yüz bine aldım" diyerek birer parsel satın aldılar. Muaviye: "Şimdi geriye kaç parsel kaldı?" diye sordu. Ben: "Bir buçuk parsel kaldı" deyince "Ben de geriye kalan bu bir buçuk parseli yüz elli bine aldım" dedi. Daha sonra Abdullah İbn Cafer kendi payını Muaviye'ye bin altı yüze sattı. Ben babamın borçlarını tamamen ödeyince kardeşlerim: "Artık mirasımızı paylaştır!" dediler. Ben de: "Kesinlikle olmaz. Allah'a yemin ederim ki, hac mevsiminde dört yıl boyunca, kimin Zübeyr'den alacağı varsa bize gelsin borcunu ödeyelim, diye duyuru yapmadıkça bu mirası paylaştıracak değilim." Gerçekten de her yıl hac mevsimlerinde çıkıp bu şekilde duyuru yaptım ve dört yıl boyunca buna devam ettim. Sonra da mirasçılar arasında kalan malı paylaştırdım. Babam vefat ettiğinde dört tane eşi vardı. Ben vasiyet olan üçte biri ayırdım ve eşlerinden her birine 1.200.000 düştü. Zübeyr'in bütün mal varlığı 50.200.000 idi

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ قُلْتُ لأَبِي أُسَامَةَ أَحَدَّثَكُمْ هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ قَالَ لَمَّا وَقَفَ الزُّبَيْرُ يَوْمَ الْجَمَلِ دَعَانِي، فَقُمْتُ إِلَى جَنْبِهِ فَقَالَ يَا بُنَىِّ، إِنَّهُ لاَ يُقْتَلُ الْيَوْمَ إِلاَّ ظَالِمٌ أَوْ مَظْلُومٌ، وَإِنِّي لاَ أُرَانِي إِلاَّ سَأُقْتَلُ الْيَوْمَ مَظْلُومًا، وَإِنَّ مِنْ أَكْبَرِ هَمِّي لَدَيْنِي، أَفَتُرَى يُبْقِي دَيْنُنَا مِنْ مَالِنَا شَيْئًا فَقَالَ يَا بُنَىِّ بِعْ مَالَنَا فَاقْضِ دَيْنِي‏.‏ وَأَوْصَى بِالثُّلُثِ، وَثُلُثِهِ لِبَنِيهِ، يَعْنِي عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ يَقُولُ ثُلُثُ الثُّلُثِ، فَإِنْ فَضَلَ مِنْ مَالِنَا فَضْلٌ بَعْدَ قَضَاءِ الدَّيْنِ شَىْءٌ فَثُلُثُهُ لِوَلَدِكَ‏.‏ قَالَ هِشَامٌ وَكَانَ بَعْضُ وَلَدِ عَبْدِ اللَّهِ قَدْ وَازَى بَعْضَ بَنِي الزُّبَيْرِ خُبَيْبٌ وَعَبَّادٌ، وَلَهُ يَوْمَئِذٍ تِسْعَةُ بَنِينَ وَتِسْعُ بَنَاتٍ‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَجَعَلَ يُوصِينِي بِدَيْنِهِ وَيَقُولُ يَا بُنَىِّ، إِنْ عَجَزْتَ عَنْهُ فِي شَىْءٍ فَاسْتَعِنْ عَلَيْهِ مَوْلاَىَ‏.‏ قَالَ فَوَاللَّهِ مَا دَرَيْتُ مَا أَرَادَ حَتَّى قُلْتُ يَا أَبَتِ مَنْ مَوْلاَكَ قَالَ اللَّهُ‏.‏ قَالَ فَوَاللَّهِ مَا وَقَعْتُ فِي كُرْبَةٍ مِنْ دَيْنِهِ إِلاَّ قُلْتُ يَا مَوْلَى الزُّبَيْرِ، اقْضِ عَنْهُ دَيْنَهُ‏.‏ فَيَقْضِيهِ، فَقُتِلَ الزُّبَيْرُ ـ رضى الله عنه ـ وَلَمْ يَدَعْ دِينَارًا وَلاَ دِرْهَمًا، إِلاَّ أَرَضِينَ مِنْهَا الْغَابَةُ، وَإِحْدَى عَشْرَةَ دَارًا بِالْمَدِينَةِ، وَدَارَيْنِ بِالْبَصْرَةِ، وَدَارًا بِالْكُوفَةِ، وَدَارًا بِمِصْرَ‏.‏ قَالَ وَإِنَّمَا كَانَ دَيْنُهُ الَّذِي عَلَيْهِ أَنَّ الرَّجُلَ كَانَ يَأْتِيهِ بِالْمَالِ فَيَسْتَوْدِعُهُ إِيَّاهُ فَيَقُولُ الزُّبَيْرُ لاَ وَلَكِنَّهُ سَلَفٌ، فَإِنِّي أَخْشَى عَلَيْهِ الضَّيْعَةَ، وَمَا وَلِيَ إِمَارَةً قَطُّ وَلاَ جِبَايَةَ خَرَاجٍ وَلاَ شَيْئًا، إِلاَّ أَنْ يَكُونَ فِي غَزْوَةٍ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَوْ مَعَ أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ وَعُثْمَانَ ـ رضى الله عنهم ـ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الزُّبَيْرِ فَحَسَبْتُ مَا عَلَيْهِ مِنَ الدَّيْنِ فَوَجَدْتُهُ أَلْفَىْ أَلْفٍ وَمِائَتَىْ أَلْفٍ قَالَ فَلَقِيَ حَكِيمُ بْنُ حِزَامٍ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ فَقَالَ يَا ابْنَ أَخِي، كَمْ عَلَى أَخِي مِنَ الدَّيْنِ فَكَتَمَهُ‏.‏ فَقَالَ مِائَةُ أَلْفٍ‏.‏ فَقَالَ حَكِيمٌ وَاللَّهِ مَا أُرَى أَمْوَالَكُمْ تَسَعُ لِهَذِهِ‏.‏ فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ أَفَرَأَيْتَكَ إِنْ كَانَتْ أَلْفَىْ أَلْفٍ وَمِائَتَىْ أَلْفٍ قَالَ مَا أُرَاكُمْ تُطِيقُونَ هَذَا، فَإِنْ عَجَزْتُمْ عَنْ شَىْءٍ مِنْهُ فَاسْتَعِينُوا بِي‏.‏ قَالَ وَكَانَ الزُّبَيْرُ اشْتَرَى الْغَابَةَ بِسَبْعِينَ وَمِائَةِ أَلْفٍ، فَبَاعَهَا عَبْدُ اللَّهِ بِأَلْفِ أَلْفٍ وَسِتِّمِائَةِ أَلْفٍ ثُمَّ قَامَ فَقَالَ مَنْ كَانَ لَهُ عَلَى الزُّبَيْرِ حَقٌّ فَلْيُوَافِنَا بِالْغَابَةِ، فَأَتَاهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ، وَكَانَ لَهُ عَلَى الزُّبَيْرِ أَرْبَعُمِائَةِ أَلْفٍ فَقَالَ لِعَبْدِ اللَّهِ إِنْ شِئْتُمْ تَرَكْتُهَا لَكُمْ‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ لاَ‏.‏ قَالَ فَإِنْ شِئْتُمْ جَعَلْتُمُوهَا فِيمَا تُؤَخِّرُونَ إِنْ أَخَّرْتُمْ‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ لاَ‏.‏ قَالَ قَالَ فَاقْطَعُوا لِي قِطْعَةً‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ لَكَ مِنْ هَا هُنَا إِلَى هَا هُنَا‏.‏ قَالَ فَبَاعَ مِنْهَا فَقَضَى دَيْنَهُ فَأَوْفَاهُ، وَبَقِيَ مِنْهَا أَرْبَعَةُ أَسْهُمٍ وَنِصْفٌ، فَقَدِمَ عَلَى مُعَاوِيَةَ وَعِنْدَهُ عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ وَالْمُنْذِرُ بْنُ الزُّبَيْرِ وَابْنُ زَمْعَةَ فَقَالَ لَهُ مُعَاوِيَةُ كَمْ قُوِّمَتِ الْغَابَةُ قَالَ كُلُّ سَهْمٍ مِائَةَ أَلْفٍ‏.‏ قَالَ كَمْ بَقِيَ قَالَ أَرْبَعَةُ أَسْهُمٍ وَنِصْفٌ‏.‏ قَالَ الْمُنْذِرُ بْنُ الزُّبَيْرِ قَدْ أَخَذْتُ سَهْمًا بِمِائَةِ أَلْفٍ‏.‏ قَالَ عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ قَدْ أَخَذْتُ سَهْمًا بِمِائَةِ أَلْفٍ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ زَمْعَةَ قَدْ أَخَذْتُ سَهْمًا بِمِائَةِ أَلْفٍ‏.‏ فَقَالَ مُعَاوِيَةُ كَمْ بَقِيَ فَقَالَ سَهْمٌ وَنِصْفٌ‏.‏ قَالَ أَخَذْتُهُ بِخَمْسِينَ وَمِائَةِ أَلْفٍ‏.‏ قَالَ وَبَاعَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ نَصِيبَهُ مِنْ مُعَاوِيَةَ بِسِتِّمِائَةِ أَلْفٍ، فَلَمَّا فَرَغَ ابْنُ الزُّبَيْرِ مِنْ قَضَاءِ دَيْنِهِ قَالَ بَنُو الزُّبَيْرِ اقْسِمْ بَيْنَنَا مِيرَاثَنَا‏.‏ قَالَ لاَ، وَاللَّهِ لاَ أَقْسِمُ بَيْنَكُمْ حَتَّى أُنَادِيَ بِالْمَوْسِمِ أَرْبَعَ سِنِينَ أَلاَ مَنْ كَانَ لَهُ عَلَى الزُّبَيْرِ دَيْنٌ فَلْيَأْتِنَا فَلْنَقْضِهِ‏.‏ قَالَ فَجَعَلَ كَلَّ سَنَةٍ يُنَادِي بِالْمَوْسِمِ، فَلَمَّا مَضَى أَرْبَعُ سِنِينَ قَسَمَ بَيْنَهُمْ قَالَ فَكَانَ لِلزُّبَيْرِ أَرْبَعُ نِسْوَةٍ، وَرَفَعَ الثُّلُثَ، فَأَصَابَ كُلَّ امْرَأَةٍ أَلْفُ أَلْفٍ وَمِائَتَا أَلْفٍ، فَجَمِيعُ مَالِهِ خَمْسُونَ أَلْفَ أَلْفٍ وَمِائَتَا أَلْفٍ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 13, Hadis no. 3129
BÂB (14)

بَاب: إِذَا بَعَثَ الْإِمَامُ رَسُولًا فِي حَاجَةٍ، أَوْ أَمَرَهُ بِالْمُقَامِ، هَلْ يُسْهَمُ لَهُ

Sahih-i Buhari 3130Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah İbn Ömer r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Osman Bedir savaşına katılamamıştı. Zira o hasta olan eşi ile ilgilenmek zorundaydı. Onun eşi ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı idi. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Sana Bedir savaşına katılmış birisi gibi ecir vardır" deyip ganimetten pay verdi. " Tekrar:

حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ مَوْهَبٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ إِنَّمَا تَغَيَّبَ عُثْمَانُ عَنْ بَدْرٍ، فَإِنَّهُ كَانَتْ تَحْتَهُ بِنْتُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَتْ مَرِيضَةً‏.‏ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ لَكَ أَجْرَ رَجُلٍ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا وَسَهْمَهُ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 14, Hadis no. 3130
BÂB (15)

بَاب: وَمِنَ الدَّلِيلِ عَلَى أَنَّ الْخُمُسَ لِنَوَائِبِ الْمُسْلِمِينَ

Sahih-i Buhari 3131Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Mervan İbnü'l-Hakem ile Misver İbn Mahreme'den nakledilmiştir: "Hevazin kabilesi heyeti Müslüman olup mallarının ve esir alınan üyelerinin geri verilmesini talep etmek üzere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldiğinde Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle dedi: "Benim en çok hoşuma giden söz doğru olanıdır. Şimdi ya esirlerinizi seçin ya da mallarınızı!" Ben bu heyetinizin bu şekilde İslam'a girmiş olarak gelmesini bekledim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Taif'ten döndüğünde onların karar vermelerini on günden daha fazla bekledi. Hevazin kabilesi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hem malları hem de esirleri vermek yerine sadece bunlardan birisini vereceğini anlayınca: "Biz esir alınan üyelerimizi seçiyoruz" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O anda kalkıp ve müslümanlara yönelip Allah Teala'yı layık olduğu şekilde övdükten ve hamd-ü senadan sonra şunları söyledi: "Şimdi asıl konuyu arz ediyorum. İşte sizin şu kardeşleriniz tevbe edip Müslüman olarak bize geldiler. Ben de esirlerini onlara iade etmeyi uygun gördüm. İsteyen gönül rızası ve herhangi bir bedel talep etmeksizin elindeki esiri iade etsin. Buna yanaşmayan ve kendi payını elinde tutmak isteyen varsa yine de iade etsin. Ancak Allah'ın bize lütfedeceği ilk feyden ona bunun karşılığını vereceğiz." Bunun üzerine orada bulunanlar: "Biz gönül rızası içinde esirleri onlara veriyoruz ey Allah'ın Resulü!" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara: "Bu şekilde içinizden kimin buna izin verdiğini kimin vermediğini tam olarak anlayamayız. Bu yüzden dönün ve önde gelenleriniz durumunuzu bize arz etsin" dedi. Onlar da döndüler ve kabilelerinin ihtiyaçlarını daha iyi bilen liderleriyle konuştuktan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip esirlerin iade edilmesine razı olduklarını ve buna izin verdiklerini söylediler. Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan haber budur

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ وَزَعَمَ عُرْوَةُ أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، وَمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، أَخْبَرَاهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ حِينَ جَاءَهُ وَفْدُ هَوَازِنَ مُسْلِمِينَ، فَسَأَلُوهُ أَنْ يَرُدَّ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَسَبْيَهُمْ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَحَبُّ الْحَدِيثِ إِلَىَّ أَصْدَقُهُ، فَاخْتَارُوا إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ إِمَّا السَّبْىَ وَإِمَّا الْمَالَ، وَقَدْ كُنْتُ اسْتَأْنَيْتُ بِهِمْ ‏"‏‏.‏ وَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم انْتَظَرَ آخِرَهُمْ بِضْعَ عَشْرَةَ لَيْلَةً، حِينَ قَفَلَ مِنَ الطَّائِفِ، فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَيْرُ رَادٍّ إِلَيْهِمْ إِلاَّ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ‏.‏ قَالُوا فَإِنَّا نَخْتَارُ سَبْيَنَا، فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمُسْلِمِينَ فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَمَّا بَعْدُ، فَإِنَّ إِخْوَانَكُمْ هَؤُلاَءِ قَدْ جَاءُونَا تَائِبِينَ، وَإِنِّي قَدْ رَأَيْتُ أَنْ أَرُدَّ إِلَيْهِمْ سَبْيَهُمْ، مَنْ أَحَبَّ أَنْ يُطَيِّبَ فَلْيَفْعَلْ، وَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يَكُونَ عَلَى حَظِّهِ حَتَّى نُعْطِيَهُ إِيَّاهُ مِنْ أَوَّلِ مَا يُفِيءُ اللَّهُ عَلَيْنَا فَلْيَفْعَلْ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ النَّاسُ قَدْ طَيَّبْنَا ذَلِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَهُمْ‏.‏ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّا لاَ نَدْرِي مَنْ أَذِنَ مِنْكُمْ فِي ذَلِكَ مِمَّنْ لَمْ يَأْذَنْ، فَارْجِعُوا حَتَّى يَرْفَعَ إِلَيْنَا عُرَفَاؤُكُمْ أَمْرَكُمْ ‏"‏ فَرَجَعَ النَّاسُ، فَكَلَّمَهُمْ عُرَفَاؤُهُمْ، ثُمَّ رَجَعُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرُوهُ أَنَّهُمْ قَدْ طَيَّبُوا فَأَذِنُوا‏.‏ فَهَذَا الَّذِي بَلَغَنَا عَنْ سَبْىِ هَوَازِنَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 15, Hadis no. 3131
Sahih-i Buhari 3132Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Mervan İbnü'l-Hakem ile Misver İbn Mahreme'den nakledilmiştir: "Hevazin kabilesi heyeti Müslüman olup mallarının ve esir alınan üyelerinin geri verilmesini talep etmek üzere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldiğinde Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle dedi: "Benim en çok hoşuma giden söz doğru olanıdır. Şimdi ya esirlerinizi seçin ya da mallarınızı!" Ben bu heyetinizin bu şekilde İslam'a girmiş olarak gelmesini bekledim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Taif'ten döndüğünde onların karar vermelerini on günden daha fazla bekledi. Hevazin kabilesi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hem malları hem de esirleri vermek yerine sadece bunlardan birisini vereceğini anlayınca: "Biz esir alınan üyelerimizi seçiyoruz" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O anda kalkıp ve müslümanlara yönelip Allah Teala'yı layık olduğu şekilde övdükten ve hamd-ü senadan sonra şunları söyledi: "Şimdi asıl konuyu arz ediyorum. İşte sizin şu kardeşleriniz tevbe edip Müslüman olarak bize geldiler. Ben de esirlerini onlara iade etmeyi uygun gördüm. İsteyen gönül rızası ve herhangi bir bedel talep etmeksizin elindeki esiri iade etsin. Buna yanaşmayan ve kendi payını elinde tutmak isteyen varsa yine de iade etsin. Ancak Allah'ın bize lütfedeceği ilk feyden ona bunun karşılığını vereceğiz." Bunun üzerine orada bulunanlar: "Biz gönül rızası içinde esirleri onlara veriyoruz ey Allah'ın Resulü!" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara: "Bu şekilde içinizden kimin buna izin verdiğini kimin vermediğini tam olarak anlayamayız. Bu yüzden dönün ve önde gelenleriniz durumunuzu bize arz etsin" dedi. Onlar da döndüler ve kabilelerinin ihtiyaçlarını daha iyi bilen liderleriyle konuştuktan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip esirlerin iade edilmesine razı olduklarını ve buna izin verdiklerini söylediler. Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan haber budur

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ وَزَعَمَ عُرْوَةُ أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، وَمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، أَخْبَرَاهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ حِينَ جَاءَهُ وَفْدُ هَوَازِنَ مُسْلِمِينَ، فَسَأَلُوهُ أَنْ يَرُدَّ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَسَبْيَهُمْ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَحَبُّ الْحَدِيثِ إِلَىَّ أَصْدَقُهُ، فَاخْتَارُوا إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ إِمَّا السَّبْىَ وَإِمَّا الْمَالَ، وَقَدْ كُنْتُ اسْتَأْنَيْتُ بِهِمْ ‏"‏‏.‏ وَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم انْتَظَرَ آخِرَهُمْ بِضْعَ عَشْرَةَ لَيْلَةً، حِينَ قَفَلَ مِنَ الطَّائِفِ، فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَيْرُ رَادٍّ إِلَيْهِمْ إِلاَّ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ‏.‏ قَالُوا فَإِنَّا نَخْتَارُ سَبْيَنَا، فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمُسْلِمِينَ فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَمَّا بَعْدُ، فَإِنَّ إِخْوَانَكُمْ هَؤُلاَءِ قَدْ جَاءُونَا تَائِبِينَ، وَإِنِّي قَدْ رَأَيْتُ أَنْ أَرُدَّ إِلَيْهِمْ سَبْيَهُمْ، مَنْ أَحَبَّ أَنْ يُطَيِّبَ فَلْيَفْعَلْ، وَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يَكُونَ عَلَى حَظِّهِ حَتَّى نُعْطِيَهُ إِيَّاهُ مِنْ أَوَّلِ مَا يُفِيءُ اللَّهُ عَلَيْنَا فَلْيَفْعَلْ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ النَّاسُ قَدْ طَيَّبْنَا ذَلِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَهُمْ‏.‏ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّا لاَ نَدْرِي مَنْ أَذِنَ مِنْكُمْ فِي ذَلِكَ مِمَّنْ لَمْ يَأْذَنْ، فَارْجِعُوا حَتَّى يَرْفَعَ إِلَيْنَا عُرَفَاؤُكُمْ أَمْرَكُمْ ‏"‏ فَرَجَعَ النَّاسُ، فَكَلَّمَهُمْ عُرَفَاؤُهُمْ، ثُمَّ رَجَعُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرُوهُ أَنَّهُمْ قَدْ طَيَّبُوا فَأَذِنُوا‏.‏ فَهَذَا الَّذِي بَلَغَنَا عَنْ سَبْىِ هَوَازِنَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 15, Hadis no. 3132
Sahih-i Buhari 3133Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Zehdem'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Ebu Musa el-Eşa'ri'nin yanında bulunuyorduk. Bize tavuk yemeği getirdi. Ebu Musa'nın yanında Teymullah kabilesinden kızıl tenli olan bir zat vardı. Galiba esir veya kölelerden biri idi. Ebu Musa onu da yemeğe çağırıp şöyle dedi: "Ben bunun iğrendirici bir şey yediğini görmüştüm. Tiksindiğim için de yemek yemeyeceğim diye yemin etmiştim." Ebu Musa daha sonra sözlerine şöyle devam etti: "Gelin size yeminle ilgili bir olayı anlatayım. Biz Eş'arilerden bir grup halinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e giderek hem binrnek hem de eşyalarımızı yüklemek maksadıyla bize deve vermesini talep ettik. Fakat Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah'a yemin ederim ki, size deve veremem. Zira bende sizin bu ihtiyaçlarınızı görecek develer yok!" dedi. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ganimet olarak büyük bir deve sürüsü getirilmiş ve O (s.a.v.) de: "Nerede o Eş'arılerden gelen grup?" diyerek bizi sormuş. Biz gelince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize beş küçük deve sürüsü verilmesini emretti. Hörgüçleri beyaz olan bu develer güçlü ve semiz hayvanlardı. Fakat biz hayvanları alıp gittikten sonra: "Eyvah biz ne yaptık! Bu develerin hiçbir bereketini göremeyiz ki!" dedik ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dönüp: "Ey Allah'ın Resulü, biz sizden hem binrnek hem de eşyalarımızı taşımak için deve istediğimizde siz yemin ederek bunu yapamayacağınızı söylediniz. Ettiğiniz bu yemini unuttunuz mu?" diye içimizdeki sıkıntıyı arz ettik. O (s.a.v.) de: "Bu hayvanları size veren ben değilim ki! Bunları size lütfedip veren Allah'tır. Allah'a yemin ederim ki, ben herhangi bir şey için yemin ettikten sonra başka bir hususun yemin ettiğim bu şeyden daha hayırlı olduğuna kanaat getirirsem hayırlı olanı yaparım ve bozduğum yeminin keffaretini yerine getiririm. " Tekrar:

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، قَالَ وَحَدَّثَنِي الْقَاسِمُ بْنُ عَاصِمٍ الْكُلَيْبِيُّ ـ وَأَنَا لِحَدِيثِ الْقَاسِمِ، أَحْفَظُ ـ عَنْ زَهْدَمٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ أَبِي مُوسَى، فَأُتِيَ ذَكَرَ دَجَاجَةً وَعِنْدَهُ رَجُلٌ مِنْ بَنِي تَيْمِ اللَّهِ أَحْمَرُ كَأَنَّهُ مِنَ الْمَوَالِي، فَدَعَاهُ لِلطَّعَامِ فَقَالَ إِنِّي رَأَيْتُهُ يَأْكُلُ شَيْئًا، فَقَذِرْتُهُ، فَحَلَفْتُ لاَ آكُلُ‏.‏ فَقَالَ هَلُمَّ فَلأُحَدِّثْكُمْ عَنْ ذَاكَ، إِنِّي أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي نَفَرٍ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ نَسْتَحْمِلُهُ فَقَالَ ‏"‏ وَاللَّهِ لاَ أَحْمِلُكُمْ، وَمَا عِنْدِي مَا أَحْمِلُكُمْ ‏"‏‏.‏ وَأُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِنَهْبِ إِبِلٍ، فَسَأَلَ عَنَّا فَقَالَ ‏"‏ أَيْنَ النَّفَرُ الأَشْعَرِيُّونَ ‏"‏‏.‏ فَأَمَرَ لَنَا بِخَمْسِ ذَوْدٍ غُرِّ الذُّرَى، فَلَمَّا انْطَلَقْنَا قُلْنَا مَا صَنَعْنَا لاَ يُبَارَكُ لَنَا، فَرَجَعْنَا إِلَيْهِ فَقُلْنَا إِنَّا سَأَلْنَاكَ أَنْ تَحْمِلَنَا، فَحَلَفْتَ أَنْ لاَ تَحْمِلَنَا أَفَنَسِيتَ قَالَ ‏"‏ لَسْتُ أَنَا حَمَلْتُكُمْ، وَلَكِنَّ اللَّهَ حَمَلَكُمْ، وَإِنِّي وَاللَّهِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ لاَ أَحْلِفُ عَلَى يَمِينٍ فَأَرَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا إِلاَّ أَتَيْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ وَتَحَلَّلْتُهَا ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 15, Hadis no. 3133
Sahih-i Buhari 3134Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

(Abdullah) İbn Ömer r.a.'den nakledilmiştir: "Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Abdullah İbn Ömer'in de içinde bulunduğu bir askeri birliği (seriyyeyi) Necid taraflarına gönderdi. Bu birlik çok sayıda deveyi ganimet olarak ele geçirdi. Bu birlikte bulunanlardan her birinin payına on iki veya on bir deve düşüyordu. Ayrıca bu savaşçılardan her birine ek olarak birer deve daha verildi

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ سَرِيَّةً فِيهَا عَبْدُ اللَّهِ قِبَلَ نَجْدٍ، فَغَنِمُوا إِبِلاً كَثِيرًا، فَكَانَتْ سِهَامُهُمُ اثْنَىْ عَشَرَ بَعِيرًا أَوْ أَحَدَ عَشَرَ بَعِيرًا، وَنُفِّلُوا بَعِيرًا بَعِيرًا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 15, Hadis no. 3134
Sahih-i Buhari 3135Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah İbn Ömer r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bazen göndermiş olduğu askeri birlikte görevalanlara Müslümanların genel yararı için kullanılacak olan beşte birlik paydan olmamak kaydıyla özel olarak fazladan pay (nefı) verirdi

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُنَفِّلُ بَعْضَ مَنْ يَبْعَثُ مِنَ السَّرَايَا لأَنْفُسِهِمْ خَاصَّةً سِوَى قِسْمِ عَامَّةِ الْجَيْشِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 15, Hadis no. 3135
Sahih-i Buhari 3136Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Musa'nın şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Yemen'de iken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Nebiliğini açıkladığı haberi bize ulaştı. Biz de O'na (s.a.v.) hicret edenler olarak yola koyulduk. Bu yolculuğa iki ağabeyim, Ebu Bürde ve Ebu Rühm ile birlikte çıkmıştık." Başka rivayetlerde Ebu Musa'nın: "On kişiye yakın bir kafile veya benim kabilemden elli üç ya da elli iki kişilik bir grupla yola çıktık" dediği kayıtlıdır. Biz bir gemiye bindik ve Necaşi'nin Habeşistan'ına vardık. Orada Cafer İbn Ebu Talib ile arkadaşlarıyla karşılaştık. Cafer bize: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizi buraya gönderdi ve burada kalmamızı emreti. Siz de bizimle birlikte kalın!" dedi. Biz de hep birlikte dönene kadar onunla birlikte orada kaldık. Döndüğümüzde Hayber fethedilmişti. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize de bu Hayber ganimetlerinden pay verdi - başka bir rivayette "bize verdi" diye kayıtlıdır - Bizim dışımızda Hayber'in fethine katılmayan insanlara hiçbir şey vermedi. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber ganimetlerini sadece savaşa katılanlara, gemide bizimle birlikte bulunanlara ve Cafer ile arkadaşlarına dağıttı. Ganimeti paylaştırırken bunları savaşçılarla birlikte değerlendirdi." Tekrar:

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَلَغَنَا مَخْرَجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ بِالْيَمَنِ فَخَرَجْنَا مُهَاجِرِينَ إِلَيْهِ، أَنَا وَأَخَوَانِ لِي، أَنَا أَصْغَرُهُمْ، أَحَدُهُمَا أَبُو بُرْدَةَ وَالآخَرُ أَبُو رُهْمٍ، إِمَّا قَالَ فِي بِضْعٍ، وَإِمَّا قَالَ فِي ثَلاَثَةٍ وَخَمْسِينَ أَوِ اثْنَيْنِ وَخَمْسِينَ رَجُلاً مِنْ قَوْمِي فَرَكِبْنَا سَفِينَةً، فَأَلْقَتْنَا سَفِينَتُنَا إِلَى النَّجَاشِيِّ بِالْحَبَشَةِ، وَوَافَقْنَا جَعْفَرَ بْنَ أَبِي طَالِبٍ وَأَصْحَابَهُ عِنْدَهُ فَقَالَ جَعْفَرٌ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَنَا هَا هُنَا، وَأَمَرَنَا بِالإِقَامَةِ فَأَقِيمُوا مَعَنَا‏.‏ فَأَقَمْنَا مَعَهُ، حَتَّى قَدِمْنَا جَمِيعًا، فَوَافَقْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حِينَ افْتَتَحَ خَيْبَرَ، فَأَسْهَمَ لَنَا‏.‏ أَوْ قَالَ فَأَعْطَانَا مِنْهَا‏.‏ وَمَا قَسَمَ لأَحَدٍ غَابَ عَنْ فَتْحِ خَيْبَرَ مِنْهَا شَيْئًا، إِلاَّ لِمَنْ شَهِدَ مَعَهُ، إِلاَّ أَصْحَابَ سَفِينَتِنَا مَعَ جَعْفَرٍ وَأَصْحَابِهِ، قَسَمَ لَهُمْ مَعَهُمْ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 15, Hadis no. 3136
Sahih-i Buhari 3137Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Cabir İbn Abdullah r.a.'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana: "Bahreyn'in cizye vergileri gelse sana çokça (şu kadar, şu kadar, şu kadar) mal veririm" dedi. Ancak bu mallar gelmeden önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat etti. Bahreyn'den cizye malları gelince Hz. Ebu Bekir şöyle bir duyuru yaptırdı: "Kimin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den bir alacağı varsa veya Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kime bir söz (vaad) vermişse yanımıza gelsin." Ben de onun yanına vardım ve: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana böyle böyle demişti" diyerek durumu arz ettim. O da bana üç avuç mal verdi. Süfyan ise iki eliyle avuçluyordu." Hadisin ravilerinden Süfyan İbn Uyeyne: "Muhammed İbnü'l-Münkedir bize böyle söylemişti" demiştir. Süfyan İbn Uyeyne başka bir vakitte ise bu olayı şöyle anlatmıştır: (Cabir İbn Abdullah anlatıyor): "Ben iki defa Ebu Bekir'in yanına gittim ve talebimi arzettim. Fakat ikisinde de herhangi bir şey vermedi. Üçüncü defa gittiğimde: "Ben sana iki defa geldim ve talebimi arz ettiğim halde bana bir şey vermedin. Şimdi ya bana da verirsin ya da bana karşı bir cimrilik yapılıyor" dedim. O da: "Sen şimdi sana cimrilik edildiğini mi söylüyorsun!? Seni geri çevirdiğim zamanlarda bile kesinlikle sana vermeyi düşünüyordum; maksadım sana vermekti" diye cevap verdi. Sonra da bir avuç doldurup bana verdi ve: "Say!" dedi. Saydım beş yüz çıktı. Ardından: "Aynı şekilde iki defa daha al" dedi. Muhammed İbnü'l-Münkedir: "Cimrilikten daha acı bir dert var mıdır?!" dedi

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، سَمِعَ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَوْ قَدْ جَاءَنِي مَالُ الْبَحْرَيْنِ لَقَدْ أَعْطَيْتُكَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ‏"‏‏.‏ فَلَمْ يَجِئْ حَتَّى قُبِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، فَلَمَّا جَاءَ مَالُ الْبَحْرَيْنِ أَمَرَ أَبُو بَكْرٍ مُنَادِيًا فَنَادَى مَنْ كَانَ لَهُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَيْنٌ أَوْ عِدَةٌ فَلْيَأْتِنَا‏.‏ فَأَتَيْتُهُ فَقُلْتُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِي كَذَا وَكَذَا‏.‏ فَحَثَا لِي ثَلاَثًا ـ وَجَعَلَ سُفْيَانُ يَحْثُو بِكَفَّيْهِ جَمِيعًا، ثُمَّ قَالَ لَنَا هَكَذَا قَالَ لَنَا ابْنُ الْمُنْكَدِرِ ـ وَقَالَ مَرَّةً فَأَتَيْتُ أَبَا بَكْرٍ فَسَأَلْتُ فَلَمْ يُعْطِنِي، ثُمَّ أَتَيْتُهُ فَلَمْ يُعْطِنِي، ثُمَّ أَتَيْتُهُ الثَّالِثَةَ فَقُلْتُ سَأَلْتُكَ فَلَمْ تُعْطِنِي، ثُمَّ سَأَلْتُكَ فَلَمْ تُعْطِنِي، ثُمَّ سَأَلْتُكَ فَلَمْ تُعْطِنِي، فَإِمَّا أَنْ تُعْطِيَنِي، وَإِمَّا أَنْ تَبْخَلَ عَنِّي‏.‏ قَالَ قُلْتَ تَبْخَلُ عَلَىَّ مَا مَنَعْتُكَ مِنْ مَرَّةٍ إِلاَّ وَأَنَا أُرِيدُ أَنْ أُعْطِيَكَ‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ وَحَدَّثَنَا عَمْرٌو عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ عَنْ جَابِرٍ فَحَثَا لِي حَثْيَةً وَقَالَ عُدَّهَا‏.‏ فَوَجَدْتُهَا خَمْسَمِائَةٍ قَالَ فَخُذْ مِثْلَهَا مَرَّتَيْنِ‏.‏ وَقَالَ يَعْنِي ابْنَ الْمُنْكَدِرِ وَأَىُّ دَاءٍ أَدْوَأُ مِنَ الْبُخْلِ
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 15, Hadis no. 3137
Sahih-i Buhari 3138Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Cabir İbn Abdullah r.a. şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ci'rane'de ganimetieri paylaştırırken adamın birisi: "Adil ol!" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: "Eğer ben adil olmazsam sen bedbaht olursun!" buyurdu

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا قُرَّةُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بَيْنَمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْسِمُ غَنِيمَةً بِالْجِعْرَانَةِ إِذْ قَالَ لَهُ رَجُلٌ اعْدِلْ‏.‏ فَقَالَ لَهُ ‏ "‏ شَقِيتَ إِنْ لَمْ أَعْدِلْ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 15, Hadis no. 3138
BÂB (16)

بَاب: مَا مَنَّ النَّبِيُّ ﷺ عَلَى الْأُسَارَى مِنْ غَيْرِ أَنْ يُخَمِّسَ

Sahih-i Buhari 3139Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Muhammed İbn Cübeyr babası Cübeyr İbn Mut'im r.a.'in şöyle dediğini nakletmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir esirleri hakkında şöyle buyurdu: "Mut'im İbn Adiyy sağ olsaydı sonra da benimle bu iğrenç adamlar (ın bırakılması) hakkında konuşsaydı kesinlikle hepsini ona bırakırdım

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ فِي أُسَارَى بَدْرٍ ‏ "‏ لَوْ كَانَ الْمُطْعِمُ بْنُ عَدِيٍّ حَيًّا، ثُمَّ كَلَّمَنِي فِي هَؤُلاَءِ النَّتْنَى، لَتَرَكْتُهُمْ لَهُ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 16, Hadis no. 3139
BÂB (17)

بَاب: وَمِنَ الدَّلِيلِ عَلَى أَنَّ الْخُمُسَ لِلْإِمَامِ، وَأَنَّهُ يُعْطِي بَعْضَ قَرَابَتِهِ دُونَ بَعْضٍ: مَا قَسَمَ النَّبِيُّ ﷺ لِبَنِي الْمُطَّلِبِ وَبَنِي هَاشِمٍ مِنْ خُمُسِ خَيْبَرَ

Sahih-i Buhari 3140Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Cübeyr İbn Mut'im r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben Osman İbn Affan ile birlikte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın yanına gittim. O'na (s.a.v.): "Ey Allah'ın Resulü, Muttalib oğullarına verdin fakat bizi bıraktın. Halbuki sana göre bizimle onların konumu aynıdır!" dedik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: "Muttalib oğulları ile Haşim oğulları aynı kategoridedir / aralarında herhangi bir fark yoktur" buyurdu. Leys dedi ki: "Yunus buna ek olarak şu bilgiyi nakletti: Cübeyr dedi ki: "Resulullah (s.a.v.), Abdüşşems oğulları ile Nevfel oğullarına hiçbir pay vermedi.'' İbn İshak şöyle demiştir: "Abdüşşems, Haşim ve Muttalib aynı anadan doğmuşlardır. Anaları Atike binti Mürre'dir. Nevfel ise bunlarla baba bir kardeştir." Tekrar:

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، قَالَ مَشَيْتُ أَنَا وَعُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ، إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَعْطَيْتَ بَنِي الْمُطَّلِبِ وَتَرَكْتَنَا، وَنَحْنُ وَهُمْ مِنْكَ بِمَنْزِلَةٍ وَاحِدَةٍ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّمَا بَنُو الْمُطَّلِبِ وَبَنُو هَاشِمٍ شَىْءٌ وَاحِدٌ ‏"‏‏.‏ قَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ وَزَادَ قَالَ جُبَيْرٌ وَلَمْ يَقْسِمِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِبَنِي عَبْدِ شَمْسٍ وَلاَ لِبَنِي نَوْفَلٍ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ إِسْحَاقَ عَبْدُ شَمْسٍ وَهَاشِمٌ وَالْمُطَّلِبُ إِخْوَةٌ لأُمٍّ، وَأُمُّهُمْ عَاتِكَةُ بِنْتُ مُرَّةَ، وَكَانَ نَوْفَلٌ أَخَاهُمْ لأَبِيهِمْ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 57 (Ganimetin Beşte Biri), Bâb 17, Hadis no. 3140