SÜNNETİMİZSÜNNET VE HADİS KÜTÜPHANESİ
Sahih-i Buhari › Kitâb 81 · Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq) › Bâb 42Konum
KİTÂBLAR (97)
  1. 1Vahyin Başlangıcı7
  2. 2Îmân51
  3. 3İlim76
  4. 4Abdest113
  5. 5Gusül46
  6. 6Hayız40
  7. 7Teyemmüm15
  8. 8Namaz174
  9. 9Namaz Vakitleri81
  10. 10Ezan275
  11. 11Cuma66
  12. 12Korku Namazı6
  13. 13İki Bayram (iydeyn)42
  14. 14Vitir Namazı15
  15. 15Yağmur Duası (Istiskaa)35
  16. 16Güneş ve Ay Tutulması27
  17. 17Kur'ân Okurken Secde Edilecek Yerlerler13
  18. 18Namazın Kısaltılması (At-Taksir)40
  19. 19Gece Namazı (Teheccüd)69
  20. 20Mekke ve Medîne Mescidlerinde Kılınan Namazın Fazîleti10
  21. 21Namaz İçinde Ameller27
  22. 22Namazda Unutkanlık14
  23. 23Cenazeler160
  24. 24Zekât118
  25. 25Hacc260
  26. 26Umre33
  27. 27Hac Yolculuğunu Tamamlamaktan Engellenen Hacılar15
  28. 28Hacda Avlanma Cezası46
  29. 29Medine'nin Faziletleri24
  30. 30Oruç Tutmak117
  31. 31Teravih Namazı6
  32. 32Kadir Gecesinin Fazileti11
  33. 33Ramazânın Son On Gününde İ'tikâf22
  34. 34Alışverişler193
  35. 35Sonradan Teslim Edilecek Mallar İçin Bedel Ödenen Satışlar (Selem Akdi)20
  36. 36Şuf’a3
  37. 37İcâre27
  38. 38Havaleler3
  39. 39Kefalet9
  40. 40Vekâlet21
  41. 41Ekincilik31
  42. 42Su Dağıtımı34
  43. 43Borç, Borç Ödenmesi, Malın Dondurulması, İflas25
  44. 44Hukukî Çekişmeler (Husûmât)16
  45. 45Yerde Bulunup Kaldırılan Şeyler (Lukata)15
  46. 46Zulümler ve Gasb43
  47. 47Ortaklık25
  48. 48Rehin9
  49. 49Kölelerin Azat Edilmesi43
  50. 50Mükâteb6
  51. 51Hediyeler71
  52. 52Şehâdetler53
  53. 53Barış Sağlamak22
  54. 54Şartlar26
  55. 55Vasiyyetler44
  56. 56Cihâd ve Sîretler309
  57. 57Ganimetin Beşte Biri66
  58. 58Cizye ve Muvâde'a33
  59. 59Yaratılışın Başlangıcı136
  60. 60Peygamberler163
  61. 61Peygamberin (ﷺ) ve Ashabının Faziletleri ve Meziyetleri162
  62. 62Peygamberin Sahabeleri128
  63. 63Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri173
  64. 64Peygamber (ﷺ) Tarafından Yönetilen Askeri Seferler (El-Megazi)526
  65. 65Kur'an-ı Kerim 'in Peygamber ﷺ Tefsiri507
  66. 66Kur'ân’ın Faziletleri87
  67. 67Nikâh188
  68. 68Boşanmak100
  69. 69Nafakalar22
  70. 70Yiyecek, Yemek95
  71. 71Akîka Kurbânı9
  72. 72Avcılık, Kesim70
  73. 73Udhiyeler30
  74. 74İçecekler65
  75. 75Hastalar38
  76. 76Tıp101
  77. 77Elbise188
  78. 78Edeb255
  79. 79İzin İsteme77
  80. 80Dualar108
  81. 81Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq)182
  82. 82Kader27
  83. 83Yemînler ve Nezirler87
  84. 84Yeminlerin Keffaretleri15
  85. 85Mîrâs Payları (Ferîzalar)49
  86. 86Allah Tarafından Belirlenen Sınırlar ve Cezalar (Hudûd)89
  87. 87Kan Parası (Ad-Diyat)59
  88. 88Mürtedler22
  89. 89Zorlama altında yapılan ifadeler13
  90. 90Hileler29
  91. 91Ru'yâ Ta'bîri66
  92. 92Fitneler89
  93. 93Hükümler89
  94. 94Temenni20
  95. 95Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin)22
  96. 96Kur'an ve Sünnete Sımsıkı Sarılmak103
  97. 97Allah'ı Birlemek (Tevhid)193
BÂBLAR — Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq) (53)
  1. 1بَاب: ما جاء في الصحة والفراغ، وأن لَا عَيْشَ إِلَّا عَيْشُ الْآخِرَةِ
  2. 2بَاب: مَثَلِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ
  3. 3بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (كُنْ فِي الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ)
  4. 4بَاب: فِي الْأَمَلِ وَطُولِهِ
  5. 5بَاب: مَنْ بَلَغَ سِتِّينَ سَنَةً، فَقَدْ أَعْذَرَ اللَّهُ إِلَيْهِ فِي الْعُمُرِ
  6. 6بَاب: الْعَمَلِ الَّذِي يُبْتَغَى بِهِ وَجْهُ اللَّهِ
  7. 7بَاب: مَا يُحْذَرُ مِنْ زَهَرَةِ الدُّنْيَا وَالتَّنَافُسِ فِيهَا
  8. 8بَاب: قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى: ﴿يا أيها النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ. إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا إِنَّمَا يَدْعُو حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ أَصْحَابِ السَّعِيرِ﴾ /فاطر: ٥ - ٦
  9. 9بَاب: ذَهَابِ الصَّالِحِينَ
  10. 10بَاب: مَا يُتَّقَى مِنْ فِتْنَةِ الْمَالِ
  11. 11بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (هَذَا الْمَالُ خَضِرَةٌ حُلْوَةٌ)
  12. 12بَاب: مَا قَدَّمَ مِنْ مَالِهِ فَهُوَ لَهُ
  13. 13بَاب: الْمُكْثِرُونَ هُمُ الْمُقِلُّونَ
  14. 14بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (مَا يَسُرُّنِي أَنَّ عِنْدِي مِثْلَ أُحُدٍ هَذَا ذَهَبًا)
  15. 15بَاب: الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ
  16. 16بَاب: فَضْلِ الْفَقْرِ
  17. 17بَاب: كَيْفَ كَانَ عَيْشُ النَّبِيِّ ﷺ وَأَصْحَابِهِ، وَتَخَلِّيهِمْ مِنَ الدُّنْيَا
  18. 18بَاب: الْقَصْدِ وَالْمُدَاوَمَةِ عَلَى الْعَمَلِ
  19. 19بَاب: الرَّجَاءِ مَعَ الْخَوْفِ
  20. 20بَاب: الصَّبْرِ عَنْ مَحَارِمِ اللَّهِ
  21. 21بَاب: (وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ) /الطلاق: ٣
  22. 22بَاب: مَا يُكْرَهُ مِنْ قِيلَ وَقَالَ:
  23. 23بَاب: حِفْظِ اللِّسَانِ
  24. 24بَاب: الْبُكَاءِ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ
  25. 25بَاب: الْخَوْفِ مِنَ اللَّهِ
  26. 26بَاب: الِانْتِهَاءِ عَنِ الْمَعَاصِي
  27. 27بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلًا وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا)
  28. 28بَاب: حُجِبَتِ النَّارُ بِالشَّهَوَاتِ
  29. 29بَاب: (الْجَنَّةُ أَقْرَبُ إِلَى أَحَدِكُمْ مِنْ شِرَاكِ نَعْلِهِ، وَالنَّارُ مِثْلُ ذَلِكَ)
  30. 30بَاب: لِيَنْظُرْ إِلَى مَنْ هُوَ أَسْفَلَ مِنْهُ، وَلَا يَنْظُرْ إِلَى مَنْ هُوَ فَوْقَهُ
  31. 31بَاب: مَنْ هَمَّ بِحَسَنَةٍ أَوْ بِسَيِّئَةٍ
  32. 32بَاب: مَا يُتَّقَى مِنْ مُحَقَّرَاتِ الذُّنُوبِ
  33. 33بَاب: الْأَعْمَالُ بِالْخَوَاتِيمِ، وَمَا يُخَافُ مِنْهَا
  34. 34بَاب: الْعُزْلَةُ رَاحَةٌ مِنْ خُلَّاطِ السُّوءِ
  35. 35بَاب: رَفْعِ الْأَمَانَةِ
  36. 36بَاب: الرِّيَاءِ وَالسُّمْعَةِ
  37. 37بَاب: مَنْ جَاهَدَ نَفْسَهُ فِي طَاعَةِ اللَّهِ
  38. 38بَاب: التَّوَاضُعِ
  39. 39بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (بُعِثْتُ أَنَا وَالسَّاعَةَ كَهَاتَيْنِ)
  40. 40بَاب: طلوع الشمس من مغربها
  41. 41بَاب: مَنْ أَحَبَّ لِقَاءَ اللَّهِ أَحَبَّ اللَّهُ لِقَاءَهُ
  42. 42بَاب: سَكَرَاتِ الْمَوْتِ
  43. 43بَاب: نَفْخِ الصُّورِ
  44. 44بَاب: يَقْبِضُ اللَّهُ الْأَرْضَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
  45. 45بَاب: كَيْفَ الْحَشْرُ
  46. 46بَاب: قَوْلِهِ ﷿: ﴿إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ﴾ /الحج: ١
  47. 47بَاب: قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى: ﴿أَلا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ. لِيَوْمٍ عَظِيمٍ. يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ﴾ /المطففين: ٤ - ٦
  48. 48بَاب: الْقِصَاصِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
  49. 49بَاب: مَنْ نُوقِشَ الْحِسَابَ عُذِّبَ
  50. 50بَاب: يَدْخُلُ الْجَنَّةَ سَبْعُونَ أَلْفًا بِغَيْرِ حِسَابٍ
  51. 51بَاب: صِفَةِ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ
  52. 52بَاب: الصِّرَاطُ جَسْرُ جَهَنَّمَ
  53. 53بَاب: فِي الْحَوْضِ

Sahih-i Buhari 6516

Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq)
Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)
BÂB (42)
بَاب: سَكَرَاتِ الْمَوْتِ

Aişe r.anha'nın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ölülere sövmeyİniz. Çünkü onlar önden göndermiş oldukları amellerin karşılıklarına ulaşmışlardır" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ölüm sekeratı", "sekerat" "sekra" kelimesinin çoğuludur. Rağıb ve başkaları şöyle demişlerdir: Sekr, kişi ile aklı arasına engelolan durumdur. Kelime daha çok sarhoşluk verici şeyleri içmede kullanılır. Bu kelime öfke, aşk, elem, uyuma, elemden kaynaklanan kendinden geçme durumlarında da kullanılır. Burada kastedilen bu son durumdur. Hadis-i şerif ölüm şiddetinin insanın mertebesinde eksiklik olduğunu göstermediğini ifade etmektedir. Tam tersine bu durum mümin için ya güzel amellerini arttırma veya yaptığı kötü fiilleri örtme amaçlıdır. Bu açıklamadan yukarıdaki hadislerin atılan başlıkla olan ilişkisi ortaya çıkmaktadır. "Sizin başınıza kıyametiniz kopar." Enes'in radıyallahu anh rivayet ettiği bir hadiste ise "kıyamet kopuncaya kadar" denilmektedir. Kadı Iyaz şöyle der: Hz. Aişe'nin naklettiği bu hadis Enes'in hadisini tefsir etmekte ve maksadın hitaba muhatap olanların kıyameti olduğunu belirtmektedir. Bu cümle Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Sizin şu içinde bulunduğunuz gece var ya! Bundan tam yüz sene sonra şu anda bu gecede bulunanlardan hiçbir kimse, yeryüzünde (hayatta) kalmayacaktır" ifadesine benzemektedir. Bu hadisin açıklaması İlim Bölümünde geçmişti. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in demek istediği, o nesiin o andan yüz sene sonra yok olacağı ve kendi zamanında yaşayanların hiçbirinin konuşmanın üzerinden yüz sene geçtikten sonra hayatta olmayacağıdır. Nitekim gerçek aynen Nebi s.a.v.'in haber verdiği gibi çıkmıştır. Zira Hz. Nebii görenlerden hayatta kalan en son kişi, Müslim ve başkalarının kesin olarak belirttikleri üzere Ebü't-Tufeyl Amir b. Vasile olmuştur. Ebü't-Tufeyl'in vefatı hicrı 110 yılına tesadüf eder. Bu tarih, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaptığı o konuşmadan tam yüz sene sonraki tarihtir. Kirmani şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in verdiği bu cevap üslubu hakimdir. Yani Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle demiş olmaktadır: Büyük kıyametin ne zaman kopacağını sormayı bırakın. Çünkü bunu Allah'tan başka bilen yoktur. Siz asıl• içinde yaşadığınız asrın yok olacağı vakti sorun. Bu sizin için daha uygun bir sorudur. Zira bu tarihi bilmeniz sizleri vakti geçmeden salih ameli bırakmamaya sevkeder. Çünkü hiçbiriniz diğerini geçecek kişinin kim olduğunu bilmiyorsunuz. "Min nasabi'd-dünya ve ezaha = Dünyanın yorgunluklarından ve eza larından." Hadiste geçen "en-nasab" yorgunluk demektir. "en-Nasab" ve "et-taab" vezin vemana itibariyle aynıdır. İbnü't-Tıyn şöyle der: Hadiste yer alan "el-mümin" kelimesi ile özellikle takva sahibi müminin kastedilmiş olma ihtimali olduğu gibi her çeşit müminin kastedilmiş olması da muhtemeldir. "el-Facir" kelimesi ile de katirin kastedilme ihtimali olduğu gibi her türlü asinin buna dahil olma ihtimali de söz konusudur. Davudi şöyle der: "Kulların istirahatı" o kimsenin yapmış olduğu münkerden dolayıdır. Şayet kendisine tepki gösterecek olurlarsa onlara eziyet eder, tepkiyi bir tarafa bırakacak olurlarsa günaha girerler. "Şehirlerin istirahatı" o kişinin işlediği masiyetlerden kaynaklanır. Zira bu tavır kuraklık sebeplerindendir. Dolayısıyla yapılan hareket ekin ve neslin helak olması sonucunu doğurur. "(Ölmekle) istirahat eden ve kendisinden istirahat edilendir. Mümin dünya yorgunluğundan istirahat eder." Bir Uyarı: Bu hadisin yukarıdaki başlıkla ilişkisi şu açıdandır: Ölü için iki durumdan birisi sözkonusudur: Ölü ya rahatlayandır ya da kendisinden kurtulunmuş olandır. Bunlardan her biri için ölüm anında sıkıntılı bir durum veya hafif bir hal sözkonusu olabilir. Bunların birincisi sekeratu'l-mevti oluşturandır. Bunun o kişinin takvası veya günahkarlığı ile alakası yoktur. Aksine kişi takva ehli birisi ise sevabı daha da artar. Aksi takdirde o miktarca günahları bağışlanır. Öte yandan aynı kişi kendi sonunda olan dünyanın eziyetinden rahata kavuşur. Bu anlayışı birinci hadisteki Hz. Aişe'nin ifadesi de teyit etmektedir. Ömer b. Abdulaziz şöyle demiştir: Ölüm sarhoşluğunun (sekeratu'l-mevt) bana kolay geçmesini istemem. Çünkü bu durum, bir mu'minin günahının bağışlanacağı son andır. Bununla birlikte müminin karşılaşacağı müjde kendisiyle karşılaştıkları için meleklerin sevinç duyması ve ona refakat etmeleri, Rabbine kavuşma sebebiyle du ya cağı ferahlık ölüm eleminden başına gelen her şeyi kolay hale getirir. Hatta kişi bunlardan hiçbir şey duymuyormuş hale gelir. "Ölüyü ailesi, malı ve ame/i takip eder." Genellikle olan budur. Nice ölü vardır ki kendisini sadece ameli takip eder. Ehlinden cenazesini takip edenlerden maksat arkadaşları ve Arapların adeti üzere hayvanlarıdır. Ona üzüntü duyma durumu geçince aile fertleri definden sonra ister ikamet etsinler, isterse etmesinler geri dönerler. Kişinin amelinin baki kalması, amelin onunla birlikte kabre girmesi demektir. "Sizden biriniz vefat ettiği zaman sabah akşam ona oturacağı yer arz olunup gösterilir." Bu gösteri, gerçekte ruha ve açıklaması daha önce geçtiği üzere onun bedene nimetin veya azabın idrakini mümkün kılan bitişme ile bitiştiği yeredir. Kurtubi bu konuda iki ihtimalden söz eder: Sözkonusu gösteri sadece ruha mıdır Yoksa hem ruha ve hem de bedenin bir kl5mına mıdır? İbn Battal'ın nakline göre kendi memleketinden birisi şöyle demiştir: Burada sözkonusu gösteriden maksat, bu sizin Allah katında amellerinizin karşılığmın verileceği yerdir demektir. Tekrarla onların bunu hatırlamaları kastediimiştir. Delilolarak cesetlerin fani olduğu ve fani olan bir şeye sunum yapmanın mümkün olmadığı ileri sürülmüş ve şöyle denilmiştir: Buradan anlaşılıyor ki kıyamete kadar devam edecek olan sunum, ancak özellikle ruhlara karşı olacaktır. Sözkonusu sunumu "haber verme" şeklinde yorumlama, hadisin zahirinden bunu gerektiren bir şey yokken dönmek anlamına gelir. Dönme ancak ifadenin zahirinden insanı çeviren bir gerekçe olduğunda geçerlidir denilerek bu görüş tenkit edilmiştir. Bizim kanaatimiz ise şudur: Hadisi zahiri manaya yorumlamayı haberin mümin ve kafir hakkında genelolarak varid olması teyit etmektedir. Bu ruha mahsus bir durum olsaydı bu durumda şehir için büyük bir fayda hasıl olmazdı. Çünkü onun ruhu sahih hadislerde ifade edildiği üzere kesinlikle nimetlenmektedir. Kafirin ruhu da aynı şekilde kesin olarak cehennemde azap görmektedir. Hadis bedenle ilişkisi olan ruha sunum şeklinde yorumlandığında bunun faydası hem şehit ve hem de kafir hakkında ortaya çıkar

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَسُبُّوا الأَمْوَاتَ، فَإِنَّهُمْ قَدْ أَفْضَوْا إِلَى مَا قَدَّمُوا ‏"‏‏.‏
KAYNAK
Sahih-i Buhari, Kitâb 81 (Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq)), Bâb 42, Hadis no. 6516
HADİSİN DERECESİ
Sahih(Buhârî'nin Sahîh'i)
sunnetimiz.com/buhari:6516