SÜNNETİMİZSÜNNET VE HADİS KÜTÜPHANESİ
Sahih-i Buhari › Kitâb 82 · Kader › Bâb 10Konum
KİTÂBLAR (97)
  1. 1Vahyin Başlangıcı7
  2. 2Îmân51
  3. 3İlim76
  4. 4Abdest113
  5. 5Gusül46
  6. 6Hayız40
  7. 7Teyemmüm15
  8. 8Namaz174
  9. 9Namaz Vakitleri81
  10. 10Ezan275
  11. 11Cuma66
  12. 12Korku Namazı6
  13. 13İki Bayram (iydeyn)42
  14. 14Vitir Namazı15
  15. 15Yağmur Duası (Istiskaa)35
  16. 16Güneş ve Ay Tutulması27
  17. 17Kur'ân Okurken Secde Edilecek Yerlerler13
  18. 18Namazın Kısaltılması (At-Taksir)40
  19. 19Gece Namazı (Teheccüd)69
  20. 20Mekke ve Medîne Mescidlerinde Kılınan Namazın Fazîleti10
  21. 21Namaz İçinde Ameller27
  22. 22Namazda Unutkanlık14
  23. 23Cenazeler160
  24. 24Zekât118
  25. 25Hacc260
  26. 26Umre33
  27. 27Hac Yolculuğunu Tamamlamaktan Engellenen Hacılar15
  28. 28Hacda Avlanma Cezası46
  29. 29Medine'nin Faziletleri24
  30. 30Oruç Tutmak117
  31. 31Teravih Namazı6
  32. 32Kadir Gecesinin Fazileti11
  33. 33Ramazânın Son On Gününde İ'tikâf22
  34. 34Alışverişler193
  35. 35Sonradan Teslim Edilecek Mallar İçin Bedel Ödenen Satışlar (Selem Akdi)20
  36. 36Şuf’a3
  37. 37İcâre27
  38. 38Havaleler3
  39. 39Kefalet9
  40. 40Vekâlet21
  41. 41Ekincilik31
  42. 42Su Dağıtımı34
  43. 43Borç, Borç Ödenmesi, Malın Dondurulması, İflas25
  44. 44Hukukî Çekişmeler (Husûmât)16
  45. 45Yerde Bulunup Kaldırılan Şeyler (Lukata)15
  46. 46Zulümler ve Gasb43
  47. 47Ortaklık25
  48. 48Rehin9
  49. 49Kölelerin Azat Edilmesi43
  50. 50Mükâteb6
  51. 51Hediyeler71
  52. 52Şehâdetler53
  53. 53Barış Sağlamak22
  54. 54Şartlar26
  55. 55Vasiyyetler44
  56. 56Cihâd ve Sîretler309
  57. 57Ganimetin Beşte Biri66
  58. 58Cizye ve Muvâde'a33
  59. 59Yaratılışın Başlangıcı136
  60. 60Peygamberler163
  61. 61Peygamberin (ﷺ) ve Ashabının Faziletleri ve Meziyetleri162
  62. 62Peygamberin Sahabeleri128
  63. 63Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri173
  64. 64Peygamber (ﷺ) Tarafından Yönetilen Askeri Seferler (El-Megazi)526
  65. 65Kur'an-ı Kerim 'in Peygamber ﷺ Tefsiri507
  66. 66Kur'ân’ın Faziletleri87
  67. 67Nikâh188
  68. 68Boşanmak100
  69. 69Nafakalar22
  70. 70Yiyecek, Yemek95
  71. 71Akîka Kurbânı9
  72. 72Avcılık, Kesim70
  73. 73Udhiyeler30
  74. 74İçecekler65
  75. 75Hastalar38
  76. 76Tıp101
  77. 77Elbise188
  78. 78Edeb255
  79. 79İzin İsteme77
  80. 80Dualar108
  81. 81Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq)182
  82. 82Kader27
  83. 83Yemînler ve Nezirler87
  84. 84Yeminlerin Keffaretleri15
  85. 85Mîrâs Payları (Ferîzalar)49
  86. 86Allah Tarafından Belirlenen Sınırlar ve Cezalar (Hudûd)89
  87. 87Kan Parası (Ad-Diyat)59
  88. 88Mürtedler22
  89. 89Zorlama altında yapılan ifadeler13
  90. 90Hileler29
  91. 91Ru'yâ Ta'bîri66
  92. 92Fitneler89
  93. 93Hükümler89
  94. 94Temenni20
  95. 95Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin)22
  96. 96Kur'an ve Sünnete Sımsıkı Sarılmak103
  97. 97Allah'ı Birlemek (Tevhid)193
BÂBLAR — Kader (15)
  1. 1بَاب: جَفَّ الْقَلَمُ عَلَى عِلْمِ اللَّهِ
  2. 2بَاب: اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا عَامِلِينَ
  3. 3بَاب: ﴿وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ قَدَرًا مَقْدُورًا﴾ /الأحزاب: ٣٨
  4. 4بَاب: الْعَمَلُ بِالْخَوَاتِيمِ
  5. 5بَاب: إِلْقَاءِ الْعَبْدَ النَّذْرِ إِلَى الْقَدَرِ
  6. 6بَاب: لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ
  7. 7بَاب: الْمَعْصُومُ مَنْ عَصَمَ اللَّهُ
  8. 8بَاب: ﴿وَحَرَامٌ عَلَى قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا أَنَّهُمْ لا يَرْجِعُونَ﴾ /الأنبياء: ٩٥
  9. 9بَاب: ﴿وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلا فِتْنَةً لِلنَّاسِ﴾ /الإسراء: ٦٠
  10. 10بَاب: تَحَاجَّ آدَمُ وَمُوسَى عِنْدَ اللَّهِ
  11. 11بَاب: لَا مَانِعَ لِمَا أَعْطَى اللَّهُ
  12. 12بَاب: مَنْ تَعَوَّذَ بِاللَّهِ مِنْ دَرَكِ الشَّقَاءِ، وَسُوءِ الْقَضَاءِ
  13. 13بَاب: ﴿يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ﴾ /الأنفال: ٢٤
  14. 14بَاب: ﴿قُلْ لَنْ يُصِيبَنَا إِلا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَنَا﴾ /التوبة: ٥١/: قَضَى
  15. 15بَاب: ﴿وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلا أَنْ هَدَانَا اللَّهُ﴾ /الأعراف: ٤٣

Sahih-i Buhari 6614

Kader
Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)
BÂB (10)
بَاب: تَحَاجَّ آدَمُ وَمُوسَى عِنْدَ اللَّهِ

Ebu Hureyre r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle rivayet etmiştir: Adem ve Musa aleyhisselam Allah'ın huzurunda münazara yaptılar. Musa şöyle dedi: Ey Adem, sen bizim atamızsın. Bizi zarara uğrattın ve cennet'ten çıkarttın. Adem buna karşılık: Ey Musa, Allah seni seçti, seninle konuştu, eliyle senin için kitap yazdı. Allah'ın beni yaratmadan kırk sene önce takdir ettiği bir şey için mi beni kınıyorsun?" diye cevap verdi. (Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Böylece Adem Musa'ya galip geldi. Böylece Adem Musa'ya galip geldi, (buyurdu) ve bunu üç kere tekrarladı. Fethu'l-Bari Açıklaması: Adem ve Musa Allah'ın Huzurunda Münazara Yaptılar: Burada Buhari'nin kullandığı Allah'ın huzurunda ifadesi net değildir. Bu münazara kıyamet gününde olacaktır. Huzurunda olmak özel bir durum ve üstünlük anlamındadır, aynı mekanda olmak anlamında değildir. Bu münazaranın dünyada da ahirette de olması mümkündür. Şu ayette kıyamette Allah'ın huzurunda olmaktan söz edilmiştir: "Sıdk Meclisinde, gayet muktedir bir Melrk'in yanındadırlar. "(Kamer, 55) Dünyada Allah'ın huzurunda olmakla ilgili de şu hadisten söz edilebilir: "Rabbimin yanında kalırım, o beni yedirir, içirir" Oruç Kitabında hadisin bu lafızia Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde yer aldığını açıklamıştım. Hadis Ebu Hureyre'den "Adem ve Musa Rablerinin huzurunda münazara yaptılar" lafzıyla da nakledilmiştir. Adem ve Musa Münazara Yaptılar: Alimler bu lafzın zamanı hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bu olayın Musa aleyhisselam zamanında gerçekleşmiş olabileceği söylenmiştir. Bu durumda Allah bir mucize ile Adem'i aleyhisselam diriltmiş, Adem de Musa ile konuşmuştur. Ya da Allah Musa'ya Adem'in kabrini göstermiş o da yanına gelip konuşmuştur. Veya Allah miraç gecesi nasıl diğer Nebilerin ruhlarını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gösterdiyse Musa'ya da Adem'in ruhunu göstermişti. Allah Musa'ya rüyasında Adem'i göstermiş de olabilir. Nitekim Nebilerin rüyası da vahiydir. Kurban kıssasında olduğu gibi, rüyalarında vuku bulan hadisler tevil kabul etmez. Bu olay Musa'nın aleyhisselam vefatından sonrada gerçekleşmiş olabilir. İki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem berzah a.leminde karşılaşmışlardır. Musa ölür ölmez ruhları gökyüzünde buluşmuştur. ıbn Abdilberr ve el-Ka.bisi aynı kanaati paylaşırıar. İbnu'l-Cevzi onların berzahta karşılaşmaları veya bu olayın bir darb-ı mesel olması ihtimallerinden söz etmiştir. Eğer karşılaşmış olsalar böyle konuşurlardı, anlamına geldiğini söylemiştir. Bu darb-ı meselde özellikle Musa'nın zikredilme nedeni onun ağır yükümlülüklerle gönderilen ilk Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olmasıdır. İbnu'l-Cevzı şöyle demiştir: Böyle bir yorum kabul edilebilir oırh0kla birlikte öncelikle ilk ihtimal kabul edilmelidir. Bu hadise sadık bir haber olarak nakledildiğinden dolayı, nasıl gerçekleştiğine muttali olamasak dahi buna iman etmek gereklidir. Ancak bu kıssa öncelikle iman edilmesi gereken meseleler (imanın şartları) arasında değildir. Kabir azabında ve nimetlerinde olduğu gibi manasına hakkıyla vakıf olamasak da müşkilleri açıklamak zorlaşınca teslimiyetten başka bir şey kalmamaktadır. İbn Abdilber şöyle demektedir: Bana göre bu haberi teslimiyetle kabul etmek gereklidir. Bu haberi hakkıyla anlamak mümkün değildir. Bize bu konularda çok az bilgi verilmiştir. Beni yaratmadan kırk sene önce: İbnu'I-Cevzl şöyle demektedir: Mahlukatın hiçbiri yaratılmadan önce, tüm bilgiler Allah'ın ezeli ilminde vardır. Ancak bunların yazılması farklı zamanlarda olmuştur. Sahih-i Müslim'deşöyle bir rivayet vardır: "Allah gökleri ve yeri yaratmadan elli bin sene önce kaderleri belirlemiştir. " Adem kıssası da Adem yaratılmadan kırk sene önce yazılmış olabilir. Bu süre onun çamurdan yaratılıp ruhu üflenene değin geçen süre de olabilir. Nitekim Müslim'in Sahih'inde Adem'in çamurdan yaratılması ile ona ruh üflenmesi arasında geçen sürenin kırk sene olduğu sabit olmuştur. Bu durum kaderlerin genelolarak yer ve göklerin yaratılışından elli bin sene önce yazılması durumu ile çelişmemektedir. EI-Mazerı şöyle demektedir: En doğrusu Allah'ın bunu Adem'i yaratmadan kırksene önce yazmış olmasıdır. Nevevi şöyle demektedir: Bunun takdir edilmesi levh-i mahfuza, Tevrat'a veya levhalara yazılmış olmasıdır. Kader anlamında olması caiz değildir. Çünkü kader ezelidir. Allah'ın iradesi, kullarının başına gelecek olanlar istikametindedir. Bazı alimlerimiz burada Adem'in çamur suretinde yaratılmasının kastedildiğini zannetmişlerdir. Adem kırk sene çamur suretinde kalmıştır. Oysa Adem'in yaratılması ile kastedilen, ona ruh üflenmesidir. Ben buna cevaben şöyle derim: A'meş'in Ebu Salih'ten naklettiği şu rivayet bu durumu anlamayı zorlaştırmaktadır: "Allah gökleri ve yeri yaratmadan önce benim için yazmıştır." Bu rivayette yer alan "benim için yazmıştır" ifadesi takdir etmiştir, anlamında yorumlanır. Ya da yazının birkaç defa olması gibi yazılanın da sayısı artmıştır. Doğrusunu Allah Bilir. Asıl bilgi onun ilmidir. (Nebi s.a.v.), Böylece Adem Musa'ya galip geldi. Böylece Adem Musa'ya galip geldi, (buyurdu) ve bunu üç kere tekrarladı: İbn Abdilber şöyle demektedir: Kaderin ispatı konusunda bu hadis doğru yolda olanlar için önemli bir kaynaktır. Allah kulların amellerini takdir etmiştir. Her• biri Allah'ın ilminde daha önce var olmasından ötürü, kendisi için takdir edilene ulaşır. Kurtubi şöyle demektedir: Adem Musa'yı bir delil ile yenmiştir. Bu delil Tevrat'ta yer alan bir bilgidir. Allah Adem'in Tevbesini kabul etmiştir. Buna rağmen Musa'nın onu kınaması bir nevi zulümdür. Sefadan sonra cefadan bahsetmek de cefadır, denilir. El sıkıştıktan sonra muhalefet tüm izleriyle silinir, yok olur. Artık bir kınama ile karşılaşılmaz. el-Mazerı ve diğer muhakkiklerin verdikleri cevapların sonucu budur. Güvenilir olan da budur. Kaderiye kaderi net bir şekilde ispat eden bu hadisi ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Adem'in aleyhisselam delilini kabul ederek onun Musa'ya galip geldiğine şahitlik etmesini inkar etmişler ve şöyle demişlerdir: "Bu sahih değildir. Çünkü Musa Adem'i Tevbe ettiği bir şeyden dolayı kınamamaktadır. O da öldürülmesi emredilmeyen bir canı öldürmüş, ardından Allah'tan bağışlanma dilemiş, Allah da onu affetmişti. Nasılolur da Allah'ın affettiği bir işten dolayı Adem'i kınar? İkincisi kaderde yazılı olan bir günahı işleme kten ötürü kınanmak caiz olsaydı -ki bu doğru değildir, işlediği bir günahtan ötürü kınanan kimse kendisini kaderle savunurdu. Bu caiz olsaydı o takdirde kısas ve had uygulamak kapısı tamamen kapanırdı. Herkes işlediği günahı kadere yüklerdi. Bu da hadisin bir aslı olmadığını göstermektedir." Bu iddiaya birkaç yönden cevap verilebilir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Adem' in haklılığına özel bir manada hükmetmiştir. Bu haklılık umumi olsaydı, Allah şöyle demezdİ: "Ben size bu ağacı yasak etmedim mi ve size 'şeytan muhakkak sizin apaçık bir düşmanınızdır' demedim mi?"(A'raf, 22) Yine onu bu nedenle cezalandırıp cennetten çıkarmaz ve yeryüzüne indirmezdi. Ancak Musa onu kınayınca ona "Sen Allah'ın eliyle yarattığı ilk insansın, sen şöylesin, sen böylesin, neden bunu yaptın?" demi'şti. Adem de bu üsluba aynıyla karşılık vererek ona: "Sen de Allah'ın seçtiği bir Nebisin, sen şöylesin, sen böylesin" demişti. Eğer bu konumda isen nasıl oluyor da kaderi değiştirecek hiç kimsenin olmadığını bilmiyorsun? Demiş olmaktaydı. Adem'in bu münazarada galip gelmesi iki yönden olmuştur: Birincisi: Hakkında takdir edilenden dolayı hiç kimsenin bir başkasını kınamaya hakkı yoktur. Bu kınama ancak Allah'ın izniyle olur, yani kınayan Allah olur. Musa kendisine izin verilmeden kınadığı için Adem de kaderi öne sürerek Musa ile münazara yapmış ve onu susturmuştur. İkincisi: Adem'in fiilinde hem kader hem kesp vardır. Tevbe, ameli (kesbedileni) silmiştir. Allah onun tevbesini kabul etmiş geriye sadece kaderi sebebiyle işlediği kalmıştır. Kaderden dolayı da insan kınanamaz. Çünkü kader Allah'ın fiilidir. Allah, yaptığı bir şeyden dolayı sorguya çekilemez. Üçüncüsü: İbn Abdilber şöyle demiştir: Bana göre bu durum Adem'e hastır. Çünkü bu münazara Allah Adem'in tevbesini kabul ettikten sonra gerçekleşmiştir. Nitekim ayette şöyle buyrulmaktadır: "Derken Adem Rabbinden bazı kelimeler belleyip aldı ve bu kelimeleri tekrarladı, pişmanlık duyduğunu ifade edip Rabbinden af ve mağfiret dileyerek eksiksiz bir tevbe ile tevbe etti. Allah da tevbesini kabul buyurdu"lıZ Aynı şekilde eğer Musa adam öldürmüş, zina yapmış ya da hırsızlık yapmış olsaydı Adem'in bunları hoş görmemesi güzelolurdu: Bunlar• Allah'ın ilminde önceden vardı, beni yaratmadan önce bunları takdir etmişti. Senin beni kınamaya hakkın yoktur. Ümmet bu gibi amelleri işleyenlerin kınanmasının caiz olacağı konusunda icma etmiştir. Hatta devamlı itaat edeni övmek nasıl müstehap ise, bu fiilleri işleyenleri kınamak da aynı şekilde müstehaptır. Dördüncüsü: Musa Adem'i öldükten sonra kınamıştır. Oysa kınama mükellefe mükellefiyet yurdunda olduğu sürece yöneltilir. Ahkam o zaman yürürlüktedir. İsyan eden kınanır, ona had, kısas ve diğer cezalar uygulanır. Ölülere sövmek ise yasaklanmıştır. "Ölülerinizi ancak hay/rla anınız. " Onların ne olacağını ancak Allah bilir. Kendisine had uygulanan kişiye ikinci bir ceza verilmeyeceği nassla belirlenmiştir. Zina sebebiyle kendisine had uygulanan bir cariyenin kınanması yasaklanmıştır. Musa'nın Adem'i kınaması ise Adem'in mükellefiyet yurdundan irtihal etmesinden sonra olmuştur. Oysa Allah'ın onun tevbesini kabul ettiği nassla sabit olmuştur, artık kınanamayacağı ortadadır. Bu nedenle Adem kaderle ihticac etmiş, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onun getirdiği delilin Musa'ya galip geldiğini belirtmiştir. Buradaki cevapların en doğruları ikinci ve üçüncüsüdür. Bu iki cevap arasında çelişki yoktur, bir tek cevap halinde toplanabilider. Bu da tevbe edenin tevbekar olduğu konuda kınanamayacağıdır. Hele bir de ahirete intikal etmişse hiç kınanmamalıdır. Nevevi de bu fikri benimseyerek şöyle demiştir: Adem'in Musa'ya söylediği söz, Ey Musa, sen de biliyorsun ki ben yaratılmadan önce bunlar benim hakkimda yazıldı. Bu nedenle gerçekleşmesi kaçınılmazdı. Ben ve tüm mahlukat bunlardan bir miskal ağırlığında bir şey değiştirmeye çalışsak bunu başaramazdık. Beni kınama. ;{ınamak aklı değil şer'ı nedenlerle olmalıdır. Allah benim tevbemi kabul etmiş, beni bağışlamıştır. Bu da kınama nedenini ortadan kaldırır. Beni kınayan şer'an mahcup olur. İsyankar kimse, bu isyanın kendisi hakkında takdir edildiğini ileri sürecek olur ve kınanamayacağını söylerse şöyle denir: isyankar kişi ile Adem'in durumu arasında fark vardır. İsyankar kişi hala dünyadadır, hakkında kınama, cezalandırma gibi hükümler yürürlü.t<tedir. Gerek onun hakkında gerek başkası hakkında engelleme ve öğüt vermek söz konusudur. Oysa Adem ölmüştür ve dünyadan ayrılmıştır. isyanının engellenmesi imkansızdır. Kınanmasının da bir faydası yoktur. Aksine kınanınca eziyet edilmiş ve utandırılmış olur. Bu nedenle getirdiği delil onu haklı çıkarmıştır. et-Tibi şöyle demektedir: Cebriye mezhebi asli anlamıyla kudreti Allah hakkında ispat, kul hakkında nefyeder. Mutezile ise tam aksinedir. İkisi de ifrat ve tefrite düşmüşlerdir. Bir ateş çukurunun kenarındadırlar. Dosdoğru olan yol ise orta yoldur. - Bu hadisten anlatılanların dışında, çok sayıda hüküm çıkarılır. Kadı İyaz şöyle demektedir: Bu hadis, Adem'in çıkarıldığı cennetin muttakilere ahirette girecekleri vaad edilen ebedi cennet olduğuna dair ehl-i sünneti desteklemektedir. Bu yönden hadis, Adem'in çıkarıldığı cennetin başka bir cennet olduğunu ileri süren Mutezile ve diğer mezhep leri n görüşüne muhaliftir. Hadisten münazara esnasında doğruyu ortaya çıkarmak için delil ileri sürmenin meşru olduğu, delili açıklamak için tevbih ve tarizde bulunmanın mubah olduğu, bilen ve kesin olarak kabul eden kişinin hiç bilgisi olmayana göre daha fazla kınanacağı sonucu çıkmaktadır. Hadisten anlaşılan bir diğer husus, alimin kendisinden yaşça daha büyük biriyle, babanın oğluyla, oğlun babayla bir konuyu münazara yapabileceğidir. Bunun meşruiyeti bu münazaranın hakkı ortaya çıkarmasında, daha çok bilgi elde etme ve işlerin hakikatine vakıf olma amacı taşımasındadır. Hadisten çıkan bir sonuç da kişi için bir zaman bağışlanamayacak bazı hallerin bir başka zaman bağışlanabileceğidir. Kızgınlık, üzüntü halleri, kişinin yaratılışında hiddet ve şiddetli öfkenin bulunması bağışlanmayı gerektirir. Musa aleyhisseıiim münazarada kendini kaybedince atası Adem'e ismiyle hitap etmişti. Başka zamanlarda hitap etmeyeceği kadar sert bir üslupla Adem' e hitap etmişti. Buna rağmen Adem onun bu halini kabul ederek münazaraya devam etmiş, şüphesini gidermek için ona karşı deliller sunmuştur}

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَفِظْنَاهُ مِنْ عَمْرٍو عَنْ طَاوُسٍ، سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ احْتَجَّ آدَمُ وَمُوسَى، فَقَالَ لَهُ مُوسَى يَا آدَمُ أَنْتَ أَبُونَا خَيَّبْتَنَا وَأَخْرَجْتَنَا مِنَ الْجَنَّةِ‏.‏ قَالَ لَهُ آدَمُ يَا مُوسَى اصْطَفَاكَ اللَّهُ بِكَلاَمِهِ، وَخَطَّ لَكَ بِيَدِهِ، أَتَلُومُنِي عَلَى أَمْرٍ قَدَّرَ اللَّهُ عَلَىَّ قَبْلَ أَنْ يَخْلُقَنِي بِأَرْبَعِينَ سَنَةً‏.‏ فَحَجَّ آدَمُ مُوسَى، فَحَجَّ آدَمُ مُوسَى ‏"‏ ثَلاَثًا‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ‏.‏
KAYNAK
Sahih-i Buhari, Kitâb 82 (Kader), Bâb 10, Hadis no. 6614
HADİSİN DERECESİ
Sahih(Buhârî'nin Sahîh'i)
sunnetimiz.com/buhari:6614