SÜNNETİMİZSÜNNET VE HADİS KÜTÜPHANESİ
Sahih-i Buhari › Kitâb 95 · Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin) › Bâb 1Konum
KİTÂBLAR (97)
  1. 1Vahyin Başlangıcı7
  2. 2Îmân51
  3. 3İlim76
  4. 4Abdest113
  5. 5Gusül46
  6. 6Hayız40
  7. 7Teyemmüm15
  8. 8Namaz174
  9. 9Namaz Vakitleri81
  10. 10Ezan275
  11. 11Cuma66
  12. 12Korku Namazı6
  13. 13İki Bayram (iydeyn)42
  14. 14Vitir Namazı15
  15. 15Yağmur Duası (Istiskaa)35
  16. 16Güneş ve Ay Tutulması27
  17. 17Kur'ân Okurken Secde Edilecek Yerlerler13
  18. 18Namazın Kısaltılması (At-Taksir)40
  19. 19Gece Namazı (Teheccüd)69
  20. 20Mekke ve Medîne Mescidlerinde Kılınan Namazın Fazîleti10
  21. 21Namaz İçinde Ameller27
  22. 22Namazda Unutkanlık14
  23. 23Cenazeler160
  24. 24Zekât118
  25. 25Hacc260
  26. 26Umre33
  27. 27Hac Yolculuğunu Tamamlamaktan Engellenen Hacılar15
  28. 28Hacda Avlanma Cezası46
  29. 29Medine'nin Faziletleri24
  30. 30Oruç Tutmak117
  31. 31Teravih Namazı6
  32. 32Kadir Gecesinin Fazileti11
  33. 33Ramazânın Son On Gününde İ'tikâf22
  34. 34Alışverişler193
  35. 35Sonradan Teslim Edilecek Mallar İçin Bedel Ödenen Satışlar (Selem Akdi)20
  36. 36Şuf’a3
  37. 37İcâre27
  38. 38Havaleler3
  39. 39Kefalet9
  40. 40Vekâlet21
  41. 41Ekincilik31
  42. 42Su Dağıtımı34
  43. 43Borç, Borç Ödenmesi, Malın Dondurulması, İflas25
  44. 44Hukukî Çekişmeler (Husûmât)16
  45. 45Yerde Bulunup Kaldırılan Şeyler (Lukata)15
  46. 46Zulümler ve Gasb43
  47. 47Ortaklık25
  48. 48Rehin9
  49. 49Kölelerin Azat Edilmesi43
  50. 50Mükâteb6
  51. 51Hediyeler71
  52. 52Şehâdetler53
  53. 53Barış Sağlamak22
  54. 54Şartlar26
  55. 55Vasiyyetler44
  56. 56Cihâd ve Sîretler309
  57. 57Ganimetin Beşte Biri66
  58. 58Cizye ve Muvâde'a33
  59. 59Yaratılışın Başlangıcı136
  60. 60Peygamberler163
  61. 61Peygamberin (ﷺ) ve Ashabının Faziletleri ve Meziyetleri162
  62. 62Peygamberin Sahabeleri128
  63. 63Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri173
  64. 64Peygamber (ﷺ) Tarafından Yönetilen Askeri Seferler (El-Megazi)526
  65. 65Kur'an-ı Kerim 'in Peygamber ﷺ Tefsiri507
  66. 66Kur'ân’ın Faziletleri87
  67. 67Nikâh188
  68. 68Boşanmak100
  69. 69Nafakalar22
  70. 70Yiyecek, Yemek95
  71. 71Akîka Kurbânı9
  72. 72Avcılık, Kesim70
  73. 73Udhiyeler30
  74. 74İçecekler65
  75. 75Hastalar38
  76. 76Tıp101
  77. 77Elbise188
  78. 78Edeb255
  79. 79İzin İsteme77
  80. 80Dualar108
  81. 81Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq)182
  82. 82Kader27
  83. 83Yemînler ve Nezirler87
  84. 84Yeminlerin Keffaretleri15
  85. 85Mîrâs Payları (Ferîzalar)49
  86. 86Allah Tarafından Belirlenen Sınırlar ve Cezalar (Hudûd)89
  87. 87Kan Parası (Ad-Diyat)59
  88. 88Mürtedler22
  89. 89Zorlama altında yapılan ifadeler13
  90. 90Hileler29
  91. 91Ru'yâ Ta'bîri66
  92. 92Fitneler89
  93. 93Hükümler89
  94. 94Temenni20
  95. 95Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin)22
  96. 96Kur'an ve Sünnete Sımsıkı Sarılmak103
  97. 97Allah'ı Birlemek (Tevhid)193

Sahih-i Buhari 7260

Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin)
Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)
BÂB (1)
بَاب: مَا جَاءَ فِي إِجَازَةِ خَبَرِ الْوَاحِدِ الصَّدُوقِ فِي الْأَذَانِ وَالصَّلَاةِ وَالصَّوْمِ وَالْفَرَائِضِ وَالْأَحْكَامِ

Ebu Hureyre şöyle demiştir: Bizler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bulunduğumuz bir sırada birden bedevilerden bir adam ayağa kalktı ve "Ya Resulallah! Benim için Allah'ın kitabı ile hükmet!" dedi. Akabinde davalısı olan kişi de ayağa kalktı ve "Ya Resulallah! Hasmım doğru söyledi. Sen onun için Allah'ın kitabıyla hükmet ve (konuşmak üzere) bana izin ver!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona "Söyle!" buyurdu. O da şöyle dedi: Benim oğlum bu kişinin yanında ücretle çalışan bir kimse idi. Oğlum bunun karısıyla zina etmiş. İnsanlar bana oğlumun recm edilmesi gerektiğini haber verdiler. Ben de bu adama (oğlum adına) yüz koyun ve bir de cariyeyi fidye vererek oğlumu bu cezadan kurtardım. Bundan sonra meseleyi bilenlere sordum. Onlar bana. onun karısına recm cezası gerektiğini, benim oğluma da ancak yüz değnek vurulma ile bir yıl sürgüne gönderme cezası gerektiğini haber verdiler" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Canım kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki ben sizin aranızda elbette Allah'ın kitabıyla hükmedeceğim: Cariye ile koyunları kendi sahibine geri veriniz. Senin oğluna gelince; Onun cezası yüz sopa ve bir yıl gurbete sürgün edilmedir" buyurdu. Bundan sonra -Esrem kabilesinden birisi olan- Uneys'e "Bu adamın karısına git! (Tahkikatını yap) eğer kadın suçunu itiraf ederse onu recm et!" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Haber-i vahidin caizliği" Başlıkta geçen "el-idıze" kelimesinden maksat haber-i vahidle amel etmenin ve onun delil değeri taşıdığını söylemenin caizliğidir. Burada yer alan "el-vahid" kelimesi gerçek manasında yani birlik anlamında kullanılmıştır. Hadis usulcülerinin terimi olarak manası ise, tevatür derecesine ulaşmamış haber demektir. İmam Buharl'nin bu başlığı atmaktan maksadı "Bir haber birden çok ravi tarafından rivayet edilmedikçe delil değeri taşımaz. Haberin şahitlik gibi olması için bu gereklidir" diyenlere cevap vermektir. Bu başlıktan haberin geçerli olabilmesi için dört veya daha fazla kişinin bulunmasını şart koşanlara da cevap verilmiş olmaktadır. Üstat Ebu Mansur el-Bağdadl'nin nakline göre bazıları haber-i vahidin kabulü için onun ilk tabakadan son tabakaya kadar üç ravinin üç raviden rivayeti şeklinde olması şarttır demişlerdir. Bazıları ise dört ravinin dört raviden rivayeti şarttır derken, başka bazıları bunu beşe, bazıları ise yediye çıkarmışlardır. Bu sayıları veren bilginlerin görüşü sözkonusu sayının tevatür değeri taşıdığı kanaatinde olmalarıdır veya onlara göre haber, mütevatir, ahad ve bu ikisi arasında orta şeklinde üçe ayrılır. "Nebi s.a.v., görevlilerini (emır) birbiri arkasına nasıl göndermiştir? Gönderilen görevlilerden (emır) biri unutursa o sünnetin hükmüne döndürüıür." Haber-i vahidle ilgili açıklamaların sonlarına doğru "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in birbiri ardından birçok valiler, kumandanlar ve elçiler göndermesi" şeklinde bir başlık gelecektir. İmam Buhari orada "elçiler gönderilmesi" şeklinde bir ifade kullanmaktadır: "Birbiri ardından" ifadesinden maksat, gönderilenierin birden çok olmasıyla birlikte gönderildikleri cihetlerin de birden çok olmasıdır. Kirmanı bu ifadeyi zahirine göre yorumlamış ve birinciden sonra ikinci bir kişinin gönderilmesinin faydası, unuttuğu takdirde ikincinin onu gerçeğe döndürmesidir demiştir. Böylece o haber, haber-i vahid olmaktan çıkmaz. Bu, haber-i vahidin Nebi s.a.v.'in uygulamasından olduğunun sabitliği için güçlü bir delildir. Çünkü haber-i vahid yeterli olmasaydı Nebi s.a.v.'in onları göndermesinde herhangi bir mana olmazdı. İmam Şafiı de -ileride değineceğimiz üzere- bu duruma dikkat çekmektedir. Bu görüşü Nebi s.a.v.'in "Burada bulunan bulunmayana tebliğ etsin" şeklindeki hadisi teyit etmektedir. Bu hadis, Buhari ve Müslim'de yer almaktadır.(Buhari, İlim; Müs!im, Hac) Bunun bir diğer delili de "Benden bir hadis duyup, bunu nakledenin Yüce Allah yüzünü ak etsin!" hadisidir. Bu hadis Sünen kitaplarında yer almaktadır.(Ebu Davud, İlim; Tirmizi, İlim; İbn Mace, Mukaddime) Bazı muhalifler "Onlar sadece zekat toplamak, fetva vermek ve benzeri şeyler için gönderilmişlerdi" diyerek buna itiraz etmişlerdir. Bu görüş bir inada dayanan sabit bir fikirdir. Çünkü görevli (emır) göndermek suretiyle bilgi hasıl olmaktadır ve bu zekat toplamaktan, ahkamı tebliğ etmekten ve başka şeylerden daha geneldir. Bu konuda sadece Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Muaz b. Cebel'i emır tayin etmesi, ona emir verip "Sen ehl-i kitap olan bir kavme gidiyorsun. Onlara Allah'ın kendilerine farz kıldığın! bildir" demesi meşhur olsaydı bu bile yeterli olurdu. Onlardan her bir belde halkının Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in başlarına yönetici (emır) tayin ettiği kimsenin hükmüne başvurduklarına ve verdiği haberi kabul edip, karinesine bakmaksızın ona itimat ettiklerine dair haberler çoktur. Burada zikrettiğimiz hadislerde buna dair örnekler birden fazladır. Bazı bilginler delil olarak "Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et"(Maide 67) ayetini ileri sürmektedirler. Halbuki o bütün insanlığa gönderilmiş ve onlara tebliğde bulunması üzerine vacip olan bir Nebidi. Haber-i vahid makbulolmasaydı, bütün insanlara şifahen hitapta bulunmak imkanı olmadığı için herkese şeriatı tebliğ etmek imkansız hale gelirdi. Aynı şekilde insanlara haberi mütevatir derecesine çıkaracak sayısında elçi göndermek de imkansızdır. Dolayısıyla bu, ispat için uygun bir yoldur. Buna İmam Şafil'nin sonra Buharl'nin ileri sürdüğü deliller de eklenir. Haber-i vahidi reddedenler Nebi s.a.v.ı'in Zülyedeyn'in haberini kabul etmekte duraksadığını delil göstermişlerdir. Oysa bu olayın delil değeri yoktur. Çünkü onun verdiği haber bilgisi ile çelişikti. "İlimle çelişen tüm haber-i vahidler kabul edilmez." Haber-i vahidi reddedenlerin bir diğer delili ise Ebu Bekir ve Ömer'in, Mugıra'nin nine ve ceninin mirası konusunda naklettiği iki hadisi Muhammed b. Mesleme şehadet etmedikçe kabul etmeyip duraksamalarıdır. Diğer delilleri ise Hz. Ömer'in, Ebu Musa'nın izin istemeyle ilgili haberini Ebu Said ona şehadet etmedikçe kabul etmemesi ve İbn Ömer'in "dirilerin ağlamasıyla ölünün azap göreceği" şeklindeki haberini Aişe r.anha'nın kabul etmeyip duraksamasıdır. Buna şöyle cevap verilmiştir: Sözü geçen kişilerin duraksamaları, ya Ebu Musa olayında olduğu gibi şüphe duymaktan kaynaklanmaktadır. Çünkü o söz konusu haberi, Ömer' den üç kez izin isteyip sonra geri dönmesine tepki gösterffiısi ve kendisini tehdit etmesi üzerine nakletmiştir. Bunun üzerine Ömer sözkonuw tenkitten kendisini korumak endişesi ile nakletmiş olabileceği için ondan bu hadisi ispat etmesini istemiştir. Bu konuyu İstizan Bölümünde delilleriyle birlikte açıklamıştık. Haber-i vahidin Aişe r.anha'nın tepkisinde olduğu üzere kesin delille çatışması meselesine gelince, Hz. Aişe r.anha görüşünü "Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez"(En'am 164) ayet-i kerimesine dayandırmıştır. Bütün bunlara haber-i vahidin kabulü için iki ravinin iki raviden nakletmesi şarttır diyenler bu delillere dayanabilirler. Aksi takdirde bundan daha fazla raviyi şart koşanlaraHz. Aişe radıyalliihu anhii tarafından rivayet edilenlerin tümü karşı delildir. Çünkü onlar haberi sadece iki kişiden kabul etmektedirler. Bu da tevatür derecesine ulaşmamaktadır. Aslolan karinenin bulunmamasıdır. Zira karine mevcut olsa, ikinciye ihtiyaç kalmaz. Ebu Bekir, Hz. Aişe radıyalliihu anhii'nın "Nebi s.a.v.'in pazartesi günü vefat ettiği"ne dair verdiği haberi kabul etmiştir. Ömer, Amr b. Hazm'ın "Parmakların diyetinin birbirine eşit olduğu" haberini, ed-Dahhak b. Süfyan'ın "Kadının kocasının diyetine mirasçı olabileceği" haberini, Abdurrahman b. Avf'ın "Veba hastalığı ve Mecusilerden cizye almanın caiz olduğu" haberini, Sa' d b. Ebi' Vakkas'ın "Mest üzerine mesh verme" haberini kabul etmiştir. Osman, Ebi' Said'in kızkardeşi el-Furey'a bnt. Sinan'ın "Kocası ölüp, iddet bekleyen kadının evinde kalması" yolundaki haberini kabul etmiştir. Meseleye akli yönden yaklaşacak olursak Nebi s.a.v. ahkamı tebliğ etmek için insanlar göndermiştir. Haber-i vahidi doğrulamak mümkündür ve ihtiyaten buna göre amel etmek gerekir. Doğru sözlü bir kimsenin haberi ile zannın isabetli çıkması ağır basan bir husustur. Bundan hata olması nadirdir. Dolayısıyla ağır basan masıahat, nadiren görülen mefsedet endişesiyle terk edilemez. Çünkü ahkamın dayanağı şehadete göre ameldir. Bu da kendi başına kesinlik ifade etmez. "Nebie geldik." Yani heyetlerin geldiği sene heyet halinde Nebie geldik. İbn Sa'd adı geçen Malik b. Huveyris topluluğu olan Leys oğullarının varışının Tebuk savaşından önce olduğunu gösteren ifadeler kullanmıştır. Tebuk savaşı hicretin dokuzuncu yılı Receb ayında yapılmıştı. "Biz gençler" ifadede yer alan "şebebe", "şabb" kelimesinin çoğuludur. Şabb orta yaşın altındaki kişi demektir. Orta yaşın başlangıcının açıklaması Ahkam Bölümünde geçmişti. "Yakın" yani yaşça yakın demektir. Hatta bu yakınlık yaştan daha da geneldir. Ebu Davud'da "Bizler o günbilgice birbirimize yakındık"(Ebu Davud, Salat) ifadesi yer alırken Müslim'de "Bizler kıraat açısından birbirimize yakındık" ifadesine yer verilmektedir. (Müslim, Mesacid) "Raki'kan" Bu kelime refikan şeklinde de okunmuştur. Her ikisi buradaki anlam açısından birbirine yakındır. "Ailemizi özledik." Burada "aile" kelimesinden maksat, her bir kişinin eşidir veya bundan daha geneldir. "Bize sordu" yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hadiste adı geçenlere sordu. "Ailelerinizin yanına dönünüz." Nebi s.a.v.'in onlara geri dönmeye izin vermesi şundandır. Hicret Mekke'nin fethinden sonra son bulmuştu. Medine'de ikamet, artık gelen kişinin tercihine kalmıştı. Bunların içerisinde Medine'de ikamet edenler olduğu gibi, ihtiyaç duyduğu şeyi öğrendikten sonra geri dönenler de olmuştur. "Ben onların bir kısmını ezberimde tutuyor, bir kısmını da tutamıyorum." Bir başka rivayette "veya tutamıyorum" ifadesi yer almaktadır. Bu kuşku ifade etmek için değil, çeşitlilik bildirmek içindir. "Namaz vakti gelince" yani vakti girince "Biriniz size ezan okusun" bu hadisin açıklaması Ezan bölümünde geçmişti. "Başlarına birisini kumandan tayin ettL" Bu kişi Abdullah b. Huzafe'dir. Bu hadisin geniş bir açıklaması Meğazl Bölümünün sonlarında geçmişti. Ahkam Bölümünün baş taraflarında bir emire -masiyet konusu olan şeylerde değil de- itaat niteliği olan hususlarda itaat etmenin vacip olduğu ile alakalı olarak geçmişti. İbnü'l-Kayyim, Kur'an'a ilaveten bir hüküm getirdiğinde haber-i vahidi reddedenlere cevap mahiyetinde özetle şöyle demektir: Sünnetin Kur'an karşısındaki durumu üçtür. Birincisi sünnet her açıdan Kur'an'la uyumludur. Bu durumda delillerin ardarda gelmesinden söz edilir. İkinci olarak sünnet Kur'an'la kastedileni beyan etmek üzere gelir. Üçüncüsü ise sünnet Kur'an'ın değinmediği bir hükmü ifade eder. Bu üçüncüsü Nebi s.a.v. tarafından verilmiş başlı başına bir hükümdür. Bu konuda ona itaat etmek gerekir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sadece Kur'an'a uygun düşen hususlarda itaat edilecek olsaydı, bu durumda ona özel bir itaat bulunmamış olurdu. Oysa Yüce Allah; "Kim Resule itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur"(Nisa 80) buyurmaktadır. "Mütevatir veya meşhur olmadıkça Kur'an'üzerine zaid hükmü kabul etmem" diyen kimse çelişkiye düşer. Bilginler şu hükümleri haber-i vahide dayanarak vermişlerdir: Bir kadının halası veya teyzesi üzerine nikahlanması haramdır, neseb itibariyle haram olanlar süt emme itibariyle de haramdır. Şart muhayyerliği, şuf'a, seferı değilken rehin bırakma, ninenin mirastan payalması caizdir. Bir cariye azad edildiğinde kocasını kabul edip etmemekte muhayyerdir. Adet halindeki kadın, oruç tutamaz, namaıkılamaz. Ramazan günü eşiyle ilişkiy. giren kimseye kefaret gerekir. Kocası ölmüş olan kadının yas tutması gerekir. Hurma şırasıyla (nEbiz) abdest almak caizdir. Vitr namazı vaciptir. Mehrin en az miktarı on dirhemdir. Bir kimsenin oğlunun kızı, kızıyla birlikte mirasçı olduğunda mirasın altıda birini alır. Esir düşen kadın rahminde çocuk olup olmadığının anlaşılması için bir adet süresi bekler (istibra). Ana bir kardeşler birbirlerine mirasçı olurlar. çocuğunu öldüren baba kısas edilmez. Mecusilerden cizye alınır. Bir hırsız ikinci kez suç işlediğinde ayağı kesilir. Bir yara iyileşmeden önce karşılığında kısas uygulanmaz. Veresiye malın veresiye fiyatla satılması yasaktır ve bunun dışında açıklaması uzun olan daha bir sürü hükümler sıralamak mümkündür. Bu hadislerin tamamı haber-i vahiddir. Bunların bir kısmı sabitken, bir kısmı böyle değildir. Fakat bilginjer haber-i vahidi üçe ayırmışlardır. Onların bu konuda açıklaması uzun sürecek ayrıntılı görüşleri vardır. Bu görüşlerin ayrıntısıyla ele alınacağı yer usul-i fıkıhtır. Başarı yalnız Allah'tandır

وَحَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ قَامَ رَجُلٌ مِنَ الأَعْرَابِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اقْضِ لِي بِكِتَابِ اللَّهِ‏.‏ فَقَامَ خَصْمُهُ فَقَالَ صَدَقَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، اقْضِ لَهُ بِكِتَابِ اللَّهِ، وَأْذَنْ لِي‏.‏ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ قُلْ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ إِنَّ ابْنِي كَانَ عَسِيفًا عَلَى هَذَا ـ وَالْعَسِيفُ الأَجِيرُ ـ فَزَنَى بِامْرَأَتِهِ فَأَخْبَرُونِي أَنَّ عَلَى ابْنِي الرَّجْمَ، فَافْتَدَيْتُ مِنْهُ بِمِائَةٍ مِنَ الْغَنَمِ وَوَلِيدَةٍ، ثُمَّ سَأَلْتُ أَهْلَ الْعِلْمِ فَأَخْبَرُونِي أَنَّ عَلَى امْرَأَتِهِ الرَّجْمَ، وَأَنَّمَا عَلَى ابْنِي جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَقْضِيَنَّ بَيْنَكُمَا بِكِتَابِ اللَّهِ، أَمَّا الْوَلِيدَةُ وَالْغَنَمُ فَرُدُّوهَا، وَأَمَّا ابْنُكَ فَعَلَيْهِ جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ، وَأَمَّا أَنْتَ يَا أُنَيْسُ ـ لِرَجُلٍ مِنْ أَسْلَمَ ـ فَاغْدُ عَلَى امْرَأَةِ هَذَا، فَإِنِ اعْتَرَفَتْ فَارْجُمْهَا ‏"‏‏.‏ فَغَدَا عَلَيْهَا أُنَيْسٌ فَاعْتَرَفَتْ فَرَجَمَهَا‏.‏
KAYNAK
Sahih-i Buhari, Kitâb 95 (Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin)), Bâb 1, Hadis no. 7260
HADİSİN DERECESİ
Sahih(Buhârî'nin Sahîh'i)
sunnetimiz.com/buhari:7260