Enes b. Malik r.a.'den Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem‘in şöyle buyurduğu mervidir; “Batıl ve haksız yolda iken mücadeleyi bırakana cennetin kenarlarında, hak yolda iken cidal (ve çekişmeleri) terk edene cennetin ortasında ve huyunu güzelleştirene cennetin en a'la mevkiinde köşk yapılır.” Bu hadis’i Tirmizi (Birr ve sıla da) tahric etmiş ve ‘’Hasen’dir’’ demiştir
Sünen-i İbn Mâce › Kitâb 0 · Sünnet (Mukaddime)Konum
- ·Sünnet (Mukaddime)266
- 1Tahâret ve Sünnetleri400
- 2Namaz39
- 3Ezan ve Sünnetleri29
- 4Mescidler ve Cemaatler68
- 5Namazın İkâmesi ve Sünnetleri630
- 6Cenâzeler205
- 7Oruç145
- 8Zekât62
- 9Nikâh171
- 10Talâk78
- 11Keffâretler47
- 12Ticâret171
- 13Hükümler (Ahkâm)67
- 14Hibeler15
- 15Sadakalar46
- 16Rehin53
- 17Şuf'a10
- 18Buluntu Mallar (Lukata)10
- 19Köle Azâdı20
- 20Had Cezâları82
- 21Diyet80
- 22Vasiyyetler24
- 23Mîrâs Payları34
- 24Cihâd129
- 25Hac Menâsiki238
- 26Kurbanlar42
- 27Kesim (Zebâih)38
- 28Av51
- 29Yiyecekler120
- 30İçecekler65
- 31Tıp114
- 32Elbise107
- 33Âdâb170
- 34Dua66
- 35Rüya Tabiri34
- 36Fitneler175
- 37Zühd242
- 1بَابُ اتِّبَاعِ سُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
- 2بَابُ تَعْظِيمِ حَدِيثِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، وَالتَّغْلِيظِ عَلَى مَنْ عَارَضَهُ
- 3بَابُ التَّوَقِّي فِي الْحَدِيثِ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
- 4بَابُ التَّغْلِيظِ فِي تَعَمُّدِ الْكَذِبِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
- 5بَابُ مَنْ حَدَّثَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ حَدِيثًا وَهُوَ يَرَى أَنَّهُ كَذِبٌ
- 6بَابُ اتِّبَاعِ سُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ
- 7بَابُ اجْتِنَابِ الْبِدَعِ وَالْجَدَلِ
- 8بَابُ اجْتِنَابِ الرَّأْيِ وَالْقِيَاسِ
- 9بَابٌ فِي الْإِيمَانِ
- 10بَابٌ فِي الْقَدَرِ
- 11بَابٌ فِي فَضَائِلِ أَصَحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
- 12بَابٌ فِي ذِكْرِ الْخَوَارِجِ
- 13بَابٌ فِيمَا أَنْكَرَتِ الْجَهْمِيَّةُ
- 14بَابُ مَنْ سَنَّ سُنَّةً حَسَنَةً أَوْ سَيِّئَةً
- 15بَابُ مَنْ أَحْيَا سُنَّةً قَدْ أُمِيتَتْ
- 16بَابُ فَضْلِ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ
- 17بَابُ فَضْلِ الْعُلَمَاءِ وَالْحَثِّ عَلَى طَلَبِ الْعِلْمِ
- 18بَابُ مَنْ بَلَّغَ عِلْمًا
- 19بَابُ مَنْ كَانَ مِفْتَاحًا لِلْخَيْرِ
- 20بَابُ ثَوَابِ مُعَلِّمِ النَّاسَ الْخَيْرَ
- 21بَابُ مَنْ كَرِهَ أَنْ يُوطَأَ عَقِبَاهُ
- 22بَابُ الْوَصَاةِ بِطَلَبَةِ الْعِلْمِ
- 23بَابُ الِانْتِفَاعِ بِالْعِلْمِ وَالْعَمَلِ بِهِ
- 24بَابُ مَنْ سُئِلَ عَنْ عِلْمٍ فَكَتَمَهُ
Sünnet (Mukaddime)
بَابُ اجْتِنَابِ الْبِدَعِ وَالْجَدَلِ
بَابُ اجْتِنَابِ الرَّأْيِ وَالْقِيَاسِ
Abdullah b. Amr b. El-As r.a.'den, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in (veda haccında) şöyle dediği rivayet edilmiştir; Allah Teala, ilmi insanlar(ın göğüslerin)den sökmek (silmek) suretiyle almaz. Lakin alimlerin ruhlarını kabzetmek suretiyle alır. Neticede hiçbir alim bırakmayınca halk bir takım cahilleri (alimlerin yerinde) reis edinirler. Onlara (dini sorular) sorulur. Onlar da bilmeden fetva verirler ve böylece hem kendileri dalalete giderler hem de halkı dalalete düşürürler.”
Ebu Hureyre r.a.'den Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, dediği rivayet edilmiştir; “(Bir alim'in verdiği) yanlış fetva yüzünden hataya düşen kişiye günah yoktur. Bütün vebal, yalnız fetva veren (alim)'in boynundadır.”
Abdullah b. Amr r.a.'dan; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in şöyle dediği rivayet edilmiştir; Dini ilim(lerin aslı) üçtür. Bunlar (ve bunları bilebilmek için bilinmesi gerekli ilimler ile bunlardan çıkarılan ilimler)in ötesinde kalan ilimler(in bilinmesi) fazla (zaruri değil)dir. (Bu üç ilim) muhkem ayet(ler), sabit sünnet ve adil fariza (miras payı) ile ilgili ilimlerdir
Muaz b. Cebel r.a.'den; şöyle dediği rivayet edilmiştir; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beni Yemen’e (Vali olarak) gönderdiği zaman buyurdular ki; “Sakın, bildiğin (şer’i kaynaklar) dan başka bir şeyle hüküm verme ve meseleleri hal etme. Eğer bir müşkülün olursa onu aydınlığa kavuşturuncaya kadar veya mesele hakkında bana mektup yazınca (ve cevap alınca)ya kadar dur (bekle).” -Bu hadisi Sadece İbn-i Mace rivayet etti
Abdullah b. Amr b. el-As r.a.'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir; Ben Resulullah s.a.v.’den işittim buyurdular ki ; “Beni İsrail’in işi mutedil olarak devam ediyordu. Nihayet muhtelif milletlerden aldıkları esir kadınlardan doğma nesil türedi ve bu nesil re'y ile hüküm vermeye başlayınca kendileri dalalete gittiler ve Beni İsrail’i dalalete götürdüler, onların işleri anormale dönüştü .” Zevaid’de bu hadis’in isnadı zayıf görülmüştür
بَابٌ فِي الْإِيمَانِ
Ebu Hureyre r.a.'den; Şöyle demiştir; Resulullah s.a.v. buyurdu ki; “İman altmış veya yetmiş küsür bab (bölüm)dür. Bu derecelerin en aşağısı, yoldan zahmet verecekleri şeyi uzaklaştırmak –gidermek- ve en yüksek mertebesi la ilahe illallah demektir. Haya de imandan bir şu'bedir.”
Abdullah b. Ömer radiyallahu anh'den; şöyle demiştir; Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir adam'ın, kardeşini haya dolayısı ile kınadığını işitti. Resulullah buyurdu ki; “Gerçekten haya imandan bir şu'bedir.” İBN-İ ÖMER R.A.’IN BUHARİ’DEKİ HADİS’İ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN
Abdullah r.a.'den; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, dediği rivayet edilmiştir; “Kalbinde hardal zerresi ağırlığınca kibir bulunan kimse cennet'e girmiyecek ve kalbinde, hardal tanesi ağırlığınca iman bulunan kimse (ebedi) ateşe girmeyecektir.” Diğer tahric edenler: Müslim iman; Tirmizi, birr. Tirmizi: Bu hadis Hasen sahihtir demiştir. Bu konuda Ebû Hureyre, İbn Abbas, Seleme b. Ekva’ ve Ebû Saîd’den de hadis rivâyet edilmiştir
Ebu Said-i Hudri r.a.’den yapılan rivayete göre kendisi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu söylemiştir; “Allah Teala, kıyamet günü mu'minleri cehennem ateşinden kurtarınca ve onlar güvenç içine girince birinizin, dünyada iken hakkını almak uğrunda arkadaşı ile yaptığı çekişmeden daha şiddetli bir tarzda mu'minler ateşe atılmış olan (din) kardeşleri için Rableri ile mücadeleye girişirler. Resulullah s.a.v. buyurdu ki ; mu'minler diyecekler ki: “Ey Rabbimiz! Kardeşlerimiz bizlerle namaz kılarlar, beraberimizde oruç tutarlar ve bizimle beraber hac ederlerdi. Sonra sen onları ateşe ithal ettin.” Allah buyuracak ki; “Gidin onlardan tanıdıklarınızı (Cehennemden) çıkarınız” mu'minler, bunun üzerine onlara varacaklar ve yüzlerinden onları tanıyacaklar. Çünkü ateş onların yüzlerini (yaptıkları secde sayesinde) yakmıyacaktır. Onların bir kısmı aşık kemiklerine, bir kısmı da bacaklarına kadar ateş içinde tutuşmuş vaziyettedir. Bunları çıkaracaklar sonra “Ey Rabbimiz! Bize emrettiğiniz adamları (tanıyabildiklerimizi) çıkardık.” Diyecekler. Sonra Allah (Teala) buyuracak ki: “Kalbinde bir dinar ağırlığınca iman olanları çıkarınız. Sonra kalbinde yarım dinar ağırlığınca, onları müteakib de kalblerinde hardal tanesi ağırlığında iman olanları çıkarınız.” Ebu Saidi Hudri dedi ki; Kim bunu doğrulamazsa bu ayeti okusun; ‘‘Şüphe yok ki Allah (Teala) zerre miktarı zulum etmez. Eğer zerre kadar bir iyilik olursa onun ecrini kat kat artırır ve kendi katından da büyük mükafat ihsan eder.’’ (Nisa)
Cündüp b. Abdillah r.a.’den yapılan rivayete göre kendisi şöyle söylemiştir; ‘‘Biz erginlik çağına ermek üzere birer genç iken Nebi s.a.v. ile beraber idik. Biz Kur'an’ı Kerimi öğrenmeden önce imanı öğrendik. Ondan sonra Kur'an’ı öğrendik. Kur'an sayesindede imanımız fazlalaştı.’’ Zevaid de deniyor ki: Bu hadis’in isnadı sahih (yani sağlam), ravileri sika (yani güvenilir) dır
(Abdullah) İbni Abbas r.a.’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir; Resulullah s.a.v. buyurdular ki; ‘’Bu ümmetten iki sınıf vardır ki Müslümanlıkta onlar için nasip yoktur. Bu zümreler Mürciye ve Kaderiye (mezheplerine mensup) olanlardır.’’
Ömer İbnü’l-Hattab Radiyallahu Anh’den rivayet edildiğine göre kendisi söylemişki; Biz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yanında oturuyorduk. Elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat aniden yanımıza geliverdi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, biz'den de hiç kimse kendisini tanımıyordu. Ömer r.a. demişki; Bu yabancı zat, hemen Nebi s.a.v.’in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı.Ellerinide uylukları üzerine koydu. Sonra dedi ki; “Ya Muhammed s.a.v.! İslam nedir?”, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem); -“İslam, Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim, Allah’ın Resulu olduğuma şehadet etmek, namazı dostoğru kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve Ka'be’yi hac etmektir.” Buyurdu. Soru soran zat ; “Doğru söyledin”, dedi. Ömer r.a. dedi ki; “Biz buna hayret ettik. hem soruyor hem doğruluyordu.” Sonra bu zat; Ya Muhammed s.a.v. İman nedir? Dedi. Resulullah s.a.v. “İman, Allah’a, O’nun meleklerine, Nebilerine, kitaplarına, ahiret gününe ve kadere –hayrına ve şerrine inanmaktır.” Buyurdu. Soru sahibi ; Doğru söyledin, dedi. Ömer r.a. dedi ki; “Biz buna şaştık. hem soruyor hem de tasdik ediyordu.” Soru soran zat daha sonra; “Ya Muhammed s.a.v. İhsan nedir?”diye sordu. Resulullah s.a.v.; -“(İhsan), Allah’a, Onu görüyorsun gibi ibadet etmendir. Çünkü gerçekten sen onu göremiyorsun da O, muhakkak seni görüyor.” Buyurdu. Soru sahibi (bu defa) ; Kıyamet ne zaman (kopacak)? Dedi. Resulullah s.a.v.; -“Soru sorulan soru soran (kişi)'den (bu hususta) daha bilgili değildir.” Buyurdu. O zat; O halde kıyametin alametleri nelerdir? Dedi. Resulullah s.a.v.; “Cariye'nin kendi sahibini doğurması (Veki' dediki; yani Arab olmayan kadının Arab çocuğu doğurması) ve yalın ayak, çıplak, yoksul, küçükbaş hayvanların çobanlarının yüksek bina yapmak (hususun)da birbiriyle yarıştıklarını görmendir.” Buyurdu. (Hadisin ikinci derecedeki ravisi Abdullah bin Ömer r.a. dedi ki, bir süre sonra ilk ravi (Ömer bin Hattab r.a. şöyle dedi; Üç gün sonra Resulullah s.a.v. bana rastladı ve; “(Ya Ömer) O (soruları soran) zatın kim olduğunu biliyormusun? Dedi. Ben; Allah ve Resulu bilir, dedim. Resulullah s.a.v. ; “O Cibril’dir. Size dininizin meselelerini öğretmeye geldi.” Buyurdu
Ebu Hureyre Radiyallahu anh’den; demiştir ki; Bir gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem halk(ın yararlanması) için açık bir yere çıkmıştı. Bir adam O’na gelerek; -Ya Resulullah ! İman nedir? Diye sordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem); -“İman; Allah’a, Meleklerine, Kitablarına, Nebilerine, Allah’a kavuşmaya inanman, bir de son dirilmeye inanmandır.” Buyurdu. Adam; -Ya Resulullah! İslam nedir? Diye sordu. Resulullah s.a.v. ; - ‘’ İslam; Allah’a ibadet etmen, O’na hiçbir şeyi ortak etmemen farz namazı dostoğru kılman, farz kılınan zekatı eda etmen ve Ramazan orucunu tutmandır.’’ cevabını verdi.Adam; Ya Resulullah! İhsan nedir? dedi. Resulullah s.a.v.; - ‘’ İhsan; Allah’a onu görüyorsun gibi ibadet etmendir. Çünkü sen O’nu görmüyorsun da O, şüphesiz seni görür. ‘’ buyurdu. Adam; Ya Resulullah! Kıyamet ne zaman kopacaktır? sorusunu sordu. Resulullah s.a.v. ; ‘’ Bu hususta sorulan, sorandan daha bilgili değildir. Ve lakin ben sana kıyametin alametlerinden haber vereyim ; Cariye, kendi sahabesini doğurduğu zaman işte kıyametin alametlerinden birisi budur. (Kim oldukları belirsiz) koyun çobanları yüksek bina yapmakta bir diğeri ile yarıştığı zaman işte bu da kıyametin alametlerindendir. Kıyamet'in kopma zamanı Allah’dan başka kimsenin bilmediği beş şeye dahildir.’’ buyurduktan sonra şu ayeti (Lokman suresinin 34. ayeti) okudu; ‘’Şüphesiz ki, kıyamet saatinin bilgisi Allah yanındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde ne varsa O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini de bilemez. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir, her şeyden haberdardır.’’ BU HADİS’İN BUHARİ’DEKİ RİVAYETİ VE İBN-İ HACER İZAHI İÇİN BURAYA TIKLAYIN
Ali b. Ebi Talib r.a.’den; Resulullah s.a.v.’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir; “İman; Kalb ile tasdik, dil ile (kelime-i şehadet-i söylemek sureti ile) ikrar ve (namaz, oruç, zekat, hac gibi) organlar ile amel etmektir.” Ravilerden Ebu's-Salt dedi ki; Eğer bu sened bir deli üzerinde olunmuş olsaydı deli şifa bulurdu. Not : Zevaid’de şöyle denilmiştir; Alimler, ravi Ebu's-Salt’ın zayıflığı üzerinde ittifak ettikleri için bu hadis'in isnadı zayıftır
Enes bin Malik r.a.’den; Resulullah s.a.v.’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: ‘’Sizin hiç biriniz kendi nefsi için arzuladığını (din) kardeşi için de –yahut buyurdu ki komşusu için de- istemedikçe (tam) iman etmiş olmaz.’’
Enes bin Malik r.a.’den: şöyle dediği mervidir: Resulullah s.a.v. buyurdu ki: ‘’Hiç biriniz, ben kendisine evladından, babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça (tam) iman etmiş olamaz.’’
Ebu Hureyre radiyallahu anh’den: şöyle dediği rivayet edilmiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: ‘’Nefsim, elinde olan (Allah)’a yemin ederim ki siz iman etmedikçe Cennet'e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.’’ Size bir şey göstereyim mi: (öyle bir şey ki) onu yaptığınız zaman bir diğerinizi seversiniz? Selamlaşmayı aranızda yayınız
Abdullah (İbni Mes’ud) radiyallahu anh’den: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: ‘’Müslüman'a sövmek fısktır ve onunla çarpışmak küfürdür.’’
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ebu Hureyre radiyallahu anh.’den: şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki : ‘’Şüphesiz, Allah’tan başka ilah olmadığına ve gerçekten benim, Allah’ın Resulü olduğuma şahadet edip namazı dostoğru ve zakatı gerektiği şekilde ifa edinceye kadar insanlar ile savaşmam bana emredildi.’’ BU HADİS’İN BUHARİDEKİ İBN-İ ÖMER RİVAYETİ VE GENİŞ AÇIKLAMA İÇİN BURAYA TIKLAYIN
Muaz bin Cebel r.a.’den: Şöyle demiştir: Resulullah s.a.v. buyurdu ki: ‘’Şüphesiz Allah’tan başka olmadığına ve gerçekten benim, Allah’ın Resulü olduğuma şehadet edip namazı dostoğru ve zakatı gerektiği şekilde ifa edinceye kadar insanlar ile savaşmam bana emredildi.’’ * * * Bu hadis bir önceki metin olarak benzeridir, senedindeki fark ise hadis’i güçlendirmektedir. BU HADİS’İN BUHARİDEKİ İBN-İ ÖMER RİVAYETİ VE GENİŞ AÇIKLAMA İÇİN BURAYA TIKLAYIN
İbni Abbas ve Cabir bin Abdillah r.a.’dan:şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: ‘’Ümmetimden iki sınıf vardır ki, onlar için İslam’da nasip yoktur. Bu sınıflar Mürciye ve Kaderiye (mezheplerine mensup) olanlardır.’’ BU HADİS’İN BENZERİ 62 no ile GEÇTİ OKUMADIYSANIZ BURAYA TIKLAYIN
Ebu Hureyre ve İbni Abbas r.a.’dan:şöyle dediği rivayet edilmiştir: ‘’İman fazlalaşır ve eksilir.’’ Not: Hadisin isnadının zayıf olduğu Zevaid’de beyan edilmiştir
Ebu'd-Derda r.a.’den: şöyle dediği rivayet edilmiştir: ‘’İman ziyadeleşir ve noksanlaşır.’’
بَابٌ فِي الْقَدَرِ
Abdullah İbn-i Mes'ud r.a.’den: Şöyle demiştir: Dosdoğru ve doğruluğu tasdik olunan Resulullah s.a.v. bize (insanın yaratılışından) haber verdi.. Buyurdu ki: ‘‘Şüphesiz, biriniz (yaratılırken) asıl maddesi anasının karnında toplanır. Sonra bir o kadar (40 günlük) süre içinde bu madde, kan pıhtısı haline dönüşür. Bundan sonra da o kadar zaman zarfında mudğa (= bir çiğnem et) olur. Daha sonra Allah ona bir melek gönderir de dört kelimeyi yazması emrolunur: Allah, meleğe: - Onun amelini, ecelini, rızkını, şaki veya said olduğunu yaz- der. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki: Gerçekten siz'den bir kişi Cennet ehlinin işlediği şeyleri işler. Hatta kendisi ile Cennet arasında yalnız bir arşın mesafe kalır. Bu esnada (Meleğin, ana karnında yazdığı) yazı gelir: o kişiyi önler. Bu kere o şahıs Cehennem ehlinin işlediğini işlemeye başlar ve Cehennem'e girer. Siz'den bir (başka) kişi de Cehennemlik olanların işlediği (fenalıkları) işler. Hatta kendisi ile Cehennem arasında bir kulaç mesafe kalır. Bu sırada (Meleğin yazdığı) kitabı gelir onu önler. Bu defa da o kişi Cennetlik olanların (hayır) işlerini yapar ve Cennete girer.’’ BU HADİS’İN MÜSLİM RİVAYETİ VE İZAHAT İÇİN BURAYA TIKLAYIN
İbni’d-Deylemi r.a.’den gelen rivayete göre kendisi şöyle demiştir: Kader konusunda bir şey (şüphe) benim içime girdi. Ben bunun, dinimi ve durumumu bozmasından korktum. Bunun üzerine Ubey bin Kab r.a.’e vardım ve ‘’Ey Ebe'l-Münzir! Bu Kader meselesi hakkında gerçekten bir şey (şüphe) kalbime girdi. Ben de dinim ve halimden korktum. Kader meselesi ile ilgili aydınlatıcı bir şeyler bana söyle. Senin sözlerinden istifade ettirmesini Allah’tan umarım.’’ dedim. Ubey r.a.: ‘’ Eğer Allah, sahip olduğu göklerin halkını ve yer'in halkına azab etseydi onlara zulüm etmiş olmadan azab vermiş olurdu. Eğer onlara merhamet etseydi Allah’ın rahmeti, onlar için kendilerinin işledikleri amellerinin karşılığından daha hayırlı olurdu ve eğer senin uhud dağı kadar altının veya Uhud dağı kadar (malın) olup hepsini Allah yolunda harcasaydın sen kadere inanmadıkça ve senin başına gelmiş olan şeylerin gelmemesinin imkansızlığını ve başına gelmemiş olan bir şeyin gelmesinin imkansız olduğunu bilmedikçe, harcadığın hayratın kabul edilmiş olmazdı. Şayet bu itikaddan başka bir inanç üzerinde ölürsen muhakkak Cehennem'e gireceğini bilmedikçe bu hayratı yapmış olsaydın bile kabul edilmezdi. Kardeşim Abdullah İbni Mes'ud’a varıp ona (da Kader meselesini sormanda senin için mahzur yok’’, dedi (İbnu'd-Deylemi diyor ki): Bunun üzerine ben Abdullah İbni Mes'ud r.a.’a vardım. Ona sordum. O da Ubeyy bin Kab’ın söylediklerinin benzerini anlattı ve ‘’Huzeyfe r.a.’e gitmen fena olmaz> dedi. Bundan sonra Huzeyfe r.a.‘in yanına gidip (bu meseleyi) ona sordum. Kendisi de Ubeyy ve İbni Mes'ud r.a.’in sözlerine benzer sözler söyledi ve: <Zeyd bin Sabit’e git o'na sor.’’ dedi. Bunun üzerine Zeyd r.a.’e vardım. O'na da sordum. Zeyd r.a.: Ben Resulullah s.a.v.’den işittim. Şöyle buyurdu: ‘’Eğer Allah, sahip olduğu göklerin halkını ve yer'in halkını ta'zib etseydi onlara zulüm etmiş olmadan azab vermiş olurdu. Eğer onlara merhamet etseydi Allah’ın rahmeti onlar için kendilerinin işledikleri amellerinin karşılığından daha hayırlı olurdu ve eğer senin Uhud kadar altın veya Uhud dağı kadar altının olup hepsini Allah yolunda harcasaydın, sen Kader’in hepsine inanmadıkça ve senin başına gelmiş olan şeylerin gelmemesinin imkansızlığını ve başına gelmemiş olan şeylerin gelmesinin imkansız olduğunu bilmedikçe; keza anlatılan bu itikaddan başka bir akide üzerinde ölürsen şüphesiz cehennem'e gireceğini kesinlikle kabullenerek bilmedikçe (yaptığın harcama) senden kabul edilmezdi.’’ Diğer tahric: Ebu Davud, sunne; Ahmed b. Hanbel, V,317. VI
Ali r.a.’den: Şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Biz (bir defa Baki'u'l-Garkad kabristanında bir cenaze dolayısı ile) Resulullah s.a.v.’in yanında oturuyorduk. O’nun elinde bir asa –dal parçası- vardı. Asası ile yere vurdu. Sonra başını kaldırdı ve buyurdu ki: - ‘’Siz'den hiçbir kimse yoktur ki, onun Cennetteki veya Cehennemdeki yeri takdir ve tesbit edilmemiş olsun! (Şaki veya Said olduğunu belirtmemiş olsun!)’’ Bunun üzerine O’na (bir sahabi tarafından) denildi ki: - Ya Resulallah! Öyle ise amel ve ibadetleri bırakıp Cenab-ı Hakk’ın takdirine dayanmıyalım mı? Resulullah s.a.v. cevaben: - ‘’Hayır.Çalışınız ve (amelleri bırakıp) kadere dayanmayınız. Çünkü herkes ne için yaratıldı ise o iş için kendisine kolaylık sağlanmış oluyor. (Kişi said ise ona, saadet ehline ait amellerin ifası kolaylaştırılır. Şaki ise şakavet ehlinin işleri kolaylaştırılır)’’ buyurdu ve şu (mealdeki) ayetleri okudu: ''Ama kim (Allah yolunda malını) verir. Allah’tan korkar,o güzel kelimeyi (La ilahe illallah sözünü) tasdik eder ise muhakkak biz onu (Allah’ın rızasına uygun) en kolay yola muvafık kılarız.Fakat kim cimrilik eder (=Allah hakkını ödemez), Allah’ın yardımına ihtiyaç duymaz (kendisini müstağni sayar) ve en güzel sözü (Tevhid kelimesini) inkar eder ise biz de onu en şiddetli (Cehenneme götürücü) yola hazırlarız.’’ (Leyl)
Ebu Hureyre r.a.’den:şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resulullah s.a.v. buyurdu ki: Kuvvetli mu'min zayıf mu'minden daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir. Her ikisinde de hayır vardır. Sana menfati olan şeylere düşkün ol. Allah’tan da yardım dile ve (faydalı şeyleri istemek, Allah’tan da yardım dilemek hususunda) gevşeklik etme. Eğer (hoşlanmadığın) bir şey sana isabet ederse (başına gelirse) ben şunu isteseydim, bunu yapsaydım (bu iş başıma gelmezdi) deme ve lakin : “Allah (böyle) takdir buyurdu ve dilediğini yapar.> demelisin. Çünkü Lev (=şunu yapsaydım, böyle olsaydı, -eğer- kelimesi) şeytan (vesvesesine ve) işine yol açar.) MÜSLİM RİVAYETİ VE İZAH İÇİN TIKLA
Ebu Hureyre r.a.’den rivayet edildiğine göre kendisi, Resulullah s.a.v.’in şöyle buyurduğunu söylemiştir: <Adem ve Musa (Aleyhisselam) münakaşa ettiler. Musa (Aleyhisselam) Adem (Aleyhisselam)’a: - Ya Adem! Sen babamızsın. İşlediğin günahla bizi zarara soktun ve bizi Cennetten çıkarttın, dedi. Adem (Aleyhisselam) da Ona: - Ya Musa! Allah, insanlar içinden seni seçip kelamını sana verdi. Senin için Tevrat’ı eliyle yazdı. Allah’ın, beni yaratmadan 40 yıl önce hakkımda takdir buyurmuş olduğu bir şey (günah) üzerinde sen beni kınıyor musun? dedi. Böylece Adem, Musa’yı yendi. Böylece Adem, Musa’yı yendi. Böylece Adem, Musa’yı yendi. (Bu cümleyi 3 defa tekrarladı)
Ali r.a.’den Resulullah s.a.v., şöyle buyurdu, dediği rivayet olunmuştur. ‘’Kul, (şu) dört şey'e inanmadıkça iman etmiş olmaz. Allah’ın varlığına, birliğine, ortağının olmadığına, şüphesiz benim, Allah’ın Resulu olduğuma, öldükten sonra dirilmeye ve kader’e.’’ Diğer tahric: Tirmizi, kader TİRMİZİ HADİSİ İÇİN TIKLA Mahir: İfadeler açık ve izah’a gerek yoktur. Bununla beraber kaderiyecilerin bütünüyle imansız olmadığı iddiası da mevcuttur
Mu’minlerin annesi Aişe r.anha.’dan, rivayet edildiğine göre kendisi şöyle demiştir: Resulullah s.a.v., Ensar’dan erginlik çağına ermiyen bir erkek çocuğun cenazesine davet edildi. Ben de: ‘’Ya Resulullah! ne mutlu buna. Hiç bir kötülük (günah) işlemedi, günah işleme çağına ermedi.(Onun için bu çocuk) Cennet kuşlarından bir kuştur.’’ dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: ‘’Ya Aişe! Şu söylediğin söz'den başka şey daha uygun olur. Şüphesiz Allah Cennet için bir kısım insanlar yarattı. Onları babalarının bellerinde iken Cennet için yarattı. Cehennem için de bazı insanları yarattı. Onları babalarının bellerinde iken Cehennem için yarattı. ‘’ MÜSLİM RİVAYETİ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN
Ebu Hureyre r.a.’den, şöyle dediği rivayet edilmiştir: Kureyş kabilesine mensup müşrikler gelip Resulullah s.a.v. ile kader konusunda mücadele ve çekişmeye giriştiler. (Müşrikler kaderi inkar ediyorlardı.) Bu hadise üzerine şu (iki) ayet indi: ‘’48: O gün ki mücrimler yüzleri üzerine (Cehennem) ateşi içinde sürükleneceklerdir. (Ve onlara):Tadın Cehennemin (şiddetli) dokunuşunu! (denecektir.) 49: Şüphesiz her şeyi bir kader ile yarattık.’’ (Kamer suresi: 48, 49.ayetler) MÜSLİM RİVAYETİ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN
Ebu Müleyke r.a.’den rivayet edildiğine göre kendisi Aişe r.a.’ya giderek kader konusunda o'na bir şeyler anlattı Aişe (r.anha annemiz): Ben Resulullah s.a.v.’den işittim buyurdular ki: ‘‘ Kim kader meselesine ait az bir konuşma (bile) yaparsa Ahiret günü bu konuşmasından sorumlu tutulur. Ve kim bu konuda hiç konuşmaz ise niçin konuşmadı diye sorguya çekilmez.’’ Not: Zevaid’de şöyle denilmiştir: Bu hadis'in isnadı zayıftır
Şuayb r.a.’den, babası Muhammed b. Abdillah r.a.’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ashabı Kiram r.a., kader meselesini tartışırken; Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların yanına aniden geldi. Tartıştıklarını anlayınca öfkesinden (mübarek) yüzünde nar tanesi yarılmış gibi kıpkırmızı oldu. Biraz sonra onlara dedi ki: «Bununla mı emrolundunuz veya bunun için mi yaratıldınız? Kur'an'ın bir kısım ayetlerini diğer bir kısım ayetleriyle vuruşturuyorsunuz. Siz'den önceki ümmetler ancak bu tip (lüzumsuz) tartışma ile helak oldular. » Ravi (Muhammed) dediki: (Babam) Abdullah bin Amr şöyle söyledi: «Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in (bazı) meclislerinden nefsimin beni geri bıraktığını beğenirdim. Hele bu meclisten beni geri bıraktığını çok beğendim. » Not : Zevaid’de şöyle denilmiştir: Bu hadisin isnadı sahih ve ravileri de sika zatlardır. BUHARİ HADİS’İ İÇİN BURAYA TIKLAYIN
(Abdullah) İbni Ömer r.a.’den: şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resul-i Ekrem s.a.v.: (İslam dininde) hastalığın (kendiliğinden) bulaşması yok, kuşlarda uğursuzluk yok, baykuş ve Ükey’in (öymesi veya evin damına konmasının) uğursuzluğu da yoktur. > buyurdu. Bir A'rabi ayağa kalkarak: “Ya Resulullah! Sen, (hastalığın bulaşması yoktur, buyurdun, ama) uyuz olan bir deve'nin deve sürüsünün tümünü uyuz ettiğini gördün mü (buna ne dersin)?“ dedi. Resul-i Ekrem s.a.v.: ‘‘ İşte, O (onların uyuz edilmeleri), kaderdir. (Yoksa) kim ilk deveyi uyuz etti?’’ buyurdu. Zevaid’de bu hadis’in isnadı ‘’Zayıftır’’ deniyor
Şa'bi r.a.’den rivayet edildiğine göre kendisi şöyle demiştir: Adiy bin Hatim Kufe’ye geldiği zaman Kufe halkının fıkıhçılarından bir gurupla yanına vardık ve ona: Resulullah Sallallahı Aleyhi ve Sellem’den işittiğin hadisleri bize naklet, dedik. Kendisi de dedi ki: Ben Resulullah Sallallahı Aleyhi ve Sellem’e vardım. Resul-i Ekrem Sallallahı Aleyhi ve Sellem. bana: - ‘’ Ey Hatim oğlu Adiy! Müslüman ol ki selamete eresin.’’ buyurdu. Ben de O’na: - ‘’ İslam nedir?’’ diye sordum. Kendileri: - ‘’ (İslam) Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim şüphesiz Allah’ın Resulü olduğuma şehadet etmen ve kader’in hayrına, şerrine, tatlısına, acısına, tümü ile iman etmendir.’’ dedi. Not: Bu hadisin isnadının zayıf olduğu Zevaid’de bildirilmiştir
Ebu Musa el-Eş'ari r.a.’den: Resulullah Sallallahı Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu,dediği mervidir: ‘’Kalbin durumu, bomboş arazide rüzgarların döndürdüğü kuşun yeleği haline benzer.’’
Cabir r.a.’den rivayet edildiğine göre kendisi şöyle demiştir: Ensar’dan bir adam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelerek: Ya Resulullah! Benim bir cariyem vardır. Ben ondan azil ediyorum? (Bu hareketim caiz mi?), diye sordu. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem O’na: ‘’Cariyen için takdir edilmiş olan şey (çocuk) kendisine gelecektir.’’ dedi. Bundan bir süre sonra Ensari zat, Resul-i Ekrem’e geldi ve: ‘’O cariyem hamile oldu! dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: ‘’Bir nefis için takdir edilmiş olan şey mutlaka olur.’’ Not: Zevaid’de bu hadisin isnadının sahih olduğu belirtilmiştir. BU HADİS’İN MÜSLİMDEKİ BENZERİ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN
Sevban r.a.’den, Resul-i Ekrem s.a.v. şöyle buyurdu, dediği rivayet edilmiştir: ‘‘ Birr'den başka bir şey ömrü arttırmaz ve dua’dan başka bir şey kader’i geri döndürmez. Şüphesiz adam, işlediği günah yüzünden de rızkından mahrum kılınır. ‘‘ Zevaid’de deniyor ki: Şeyhimiz Ebu Fadl el-Karafi’ye bu hadisin durumunu sorduk, dediki: Hasendir Tirmizide ki Süleyman r.a. hadisinde ‘Kader’ lafzı yerine ‘Kaza’ denmekte ve günah’ın rızkı azalttığı ifadesi bulunmamaktadır. BU HADİS’İN BİRAZ FARKLI HALİ TİRMİZİ RİVAYETİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN
Süraka bin Cu'şum r.a.’den, rivayet edildiğine göre kendisi şöyle demiştir: Ben Resul-i Ekrem s.a.v.’e dedim ki: - Ya Resulallah! Amel, kaderleri çizen kalem'in yazdığı mukadderatın cümlesinde mi ki artık kalem onun işini tamamlamış ve kurumuştur? yoksa amel (için geçmişte bir kader oluşu bahis konusu olmayıp kişinin) istikbalde takınacağı tavra göre mi (tahakkuk eder)? Resul-i Ekrem s.a.v.: ‘’Amel, kader ile tesbit edilmiş olan mukadderattan olup kalemin yazıp kuruduğu hususlar içindedir. Herkes ne için yaratıldı ise ona müyesser kılınır. ‘’ Not: Zevaid de: Bu hadis’in isnadı hakkında söz söylendiği bildirlmiştir. Mahir: Bu hadis’in isnadı Cerh’in en hafifi olan birinci mertebe cerh ile cerh edilmiştir. (fihi mekal) Böyle bir lafızla cerh edilen hadis te muhtemel bir zayıflık vardır; daha çok gevşeklik anlamındaki lafızlar cerh’in birinci mertebesimde yer alır. Bu tür hadisler hem itibar hem istişhad için alınabilir ve yazılabilir. Asıl zayıflık üçüncü derece cerh ile cerh edilenlerdir
Cabir bin Abdillah r.a.’den: Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ,şöyle buyurdu: dediği rivayet edilmiştir. ‘’Bu ümmetin Mecusileri Allah’ın kaderlerini yalanlayanlardır. Hastalanırlarsa onları ziyaret etmeyiniz, ölürler ise cenazelerinde bulunmayınız ve onlara rastlarsanız onlara selam vermeyiniz.’’
بَابٌ فِي فَضَائِلِ أَصَحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
Abdullah r.a.’den: Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurdu, dediği rivayet edilmiştir: ‘’Dikkat ediniz! Kendisini Halil edindiğimi sanan her halilin Halilliğinden beriyim. Ben bir Halil ittihaz etmiş olsaydım Ebu Bekr’i Halil edinirdim. Hakikatte sizin arkadaşınız, Allah’ın halilidir. (Ravilerden) Veki' dedi ki (''Arkadaşınız'' tabiri ile) Resulullah kendi nefsini kasdediyor. ‘’ Mahir: Halil: Dost demektir
Ebu Hureyre r.a.’den rivayet edildiğine göre, kendisi Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem‘in şöyle buyurduğunu söylemiştir: ‘’Ebu Bekr’in malı bana yaradığı kadar hiçbir mal bana yararlı olmadı.’’ Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Ebu Bekr ağladı ve dedi ki: - Ya Resulallah! Ben ve malım yalnız senindir.Ya Resulallah
Ali r.a.’den rivayet edildiğine göre, Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem O’na şöyle buyurmuştur: ‘’Ebu Bekr ve Ömer Nebiler ve Resullerden başka, önce gelen ve sonra gelen tüm Cennetliklerin kühul (=saçları ağarmaya başlayanlar)ın seyyidleri (= efendileri)dirler. Ya Ali! Hayatta oldukları müddetçe onlara (Ebu Bekr ve Ömer’e) haber verme.’’
Ebu Said-i Hudri r.a.’den: Kendisi, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurdu, dediği rivayet edilmiştir. ''Gök ufuklarının birisinde doğan yıldız, (yerdeki insanlar tarafından, aradaki mesafe uzaklığı dolayısı ile güçlükle) görülebildiği gibi, Cennet'te yüksek derecelere kavuşanları da, kendilerinden aşağı mertebelerde bulunanlar. (aralarında mesafe farkı itibari ile) zor görebilirler. Şüphesiz Ebu Bekr ve Ömer de o (yüce mertebelere kavuşa)nlardandırlar. Hem de daha yüksektedirler
Huzeyfe bin el-Yeman r.a.’ya şöyle dediği rivayet edilmiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: ''Şüphesiz ben aranızda ne kadar kalacağımı kesinlikle bilmem. Bunun için benden sonraki (şu) iki zat'a uyun''> buyurdu. Ve Ebu Bekir ile Ömer r.a.’ya işaret etti
İbni Ebi Müleyke r.a.’den rivayet edildiğine göre kendisi İbni Abbas r.a.’dan şöyle işittim, demiştir: Ömer bin Hattab r.a. vefat ettikten sonra, naşı Teneşir tahtası üzerine konup henüz kaldırılmadığı zaman halk onun etrafında toplanarak, dua ediyorlar ve rahmet diliyorlar idi. Veyahut İbni Abbas dedi ki O’nu iyilikle anıyorlar ve rahmetle yad ediyorlardı. Ben de bu cemaat içinde idim. Bu esnada birisi beni sıkıştırıp omuzumu tutmakla dikkatimi çekti. Ona doğru dönünce bir de baktım ki Ali bin Ebi Talib r.a.’tir. Ömer r.a.’e rahmet okuduktan sonra şöyle dedi : - (Ya Ömer!) Ben Allah’ın huzuruna senin işlediğin amel gibi bir amel ile çıkmaktan çok hoşlanırım. Senden başka, ameline bu kadar imrendiğim kimseyi bulamadım. Allah’a yemin ederim ki, ben Allah’ın muhakkak seni, iki dostunla (Resul-i Ekrem ve Ebu Bekir’le) beraber kılacağını kuvvetle ümid ederdim. Çünkü ben gerçekten çok defa Resulullah s.a.v.’den: ‘’ Ben Ebu Bekir ve Ömer ile gittim.Ben Ebu Bekir ve Ömer ile girdim. Ben Ebu Bekir ve Ömer ile çıktım > dediğini işitirdim. Bunun için ben Allah’ın seni (Ravzai Mutahhara’ya gömülmekle veya kutsal alemde) iki dostunla beraber bulunduracağını kuvvetle ümid ederdim.’’ MÜSLİM RİVAYETİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN
(Abdullah) İbni Ömer r.a.’dan rivayet edildiğine göre kendisi şöyle demiştir: Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem (bir ara) Ebu Bekir ve Ömer r.a. arasında olduğu halde çıkıp geldi. Ve: ‘’Biz (Ahiret günü) böylece dirileceğiz ‘’ buyurdu
Ebu Cuhayfe r.a.’den: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu,dediği rivayet edilmiştir: ''Ebu Bekir ve Ömer r.a. Nebiler ve Resullerden başka Evvelin ve Ahirin (öncekiler ve sonrakiler) tüm Cennetliklerin Kuhulünün efendileridir