Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allahım! Ümmetim için Perşembe gününün ilk vaktini (yâni bu vakitte yaptıkları işi) bereketti eyle,» buyurmuştur. Not: Bunun senedinde bulunan Abdurrahman ve ondan aşağısının zayıf oldukları, Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA 2238’DE
Sünen-i İbn Mâce › Kitâb 12 · TicâretKonum
- ·Sünnet (Mukaddime)266
- 1Tahâret ve Sünnetleri400
- 2Namaz39
- 3Ezan ve Sünnetleri29
- 4Mescidler ve Cemaatler68
- 5Namazın İkâmesi ve Sünnetleri630
- 6Cenâzeler205
- 7Oruç145
- 8Zekât62
- 9Nikâh171
- 10Talâk78
- 11Keffâretler47
- 12Ticâret171
- 13Hükümler (Ahkâm)67
- 14Hibeler15
- 15Sadakalar46
- 16Rehin53
- 17Şuf'a10
- 18Buluntu Mallar (Lukata)10
- 19Köle Azâdı20
- 20Had Cezâları82
- 21Diyet80
- 22Vasiyyetler24
- 23Mîrâs Payları34
- 24Cihâd129
- 25Hac Menâsiki238
- 26Kurbanlar42
- 27Kesim (Zebâih)38
- 28Av51
- 29Yiyecekler120
- 30İçecekler65
- 31Tıp114
- 32Elbise107
- 33Âdâb170
- 34Dua66
- 35Rüya Tabiri34
- 36Fitneler175
- 37Zühd242
- 1بَابُ الْحَثِّ عَلَى الْمَكَاسِبِ
- 2بَابُ الِاقْتِصَادِ فِي طَلَبِ الْمَعِيشَةِ
- 3بَابُ التَّوَقِّي فِي التِّجَارَةِ
- 4بَابٌ إِذَا قُسِمَ لِلرَّجُلِ رِزْقٌ مِنْ وَجْهٍ فَلْيَلْزَمْهُ
- 5بَابُ الصِّنَاعَاتِ
- 6بَابُ الْحُكْرَةِ وَالْجَلْبِ
- 7بَابُ أَجْرِ الرَّاقِي
- 8بَابُ الْأَجْرِ عَلَى تَعْلِيمِ الْقُرْآنِ
- 9بَابُ النَّهْيِ عَنْ ثَمَنِ الْكَلْبِ وَمَهْرِ الْبَغِيِّ وَحُلْوَانِ الْكَاهِنِ وَعَسْبِ الْفَحْلِ
- 10بَابُ كَسْبِ الْحَجَّامِ
- 11بَابُ مَا لَا يَحِلُّ بَيْعُهُ
- 12بَابُ مَا جَاءَ فِي النَّهْيِ عَنِ الْمُنَابَذَةِ وَالْمُلَامَسَةِ
- 13بَابُ لَا يَبِيعُ الرَّجُلُ عَلَى بَيْعِ أَخِيهِ، وَلَا يَسُومُ عَلَى سَوْمِهِ
- 14بَابُ مَا جَاءَ فِي النَّهْيِ عَنِ النَّجْشِ
- 15بَابُ النَّهْيِ أَنْ يَبِيعَ حَاضِرٌ لِبَادٍ
- 16بَابُ النَّهْيِ عَنْ تَلَقِّي الْجَلَبِ
- 17بَابُ الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَفْتَرِقَا
- 18بَابُ بَيْعِ الْخِيَارِ
- 19بَابُ الْبَيِّعَانِ يَخْتَلِفَانِ
- 20بَابُ النَّهْيِ عَنْ بَيْعِ مَا لَيْسَ عِنْدَكَ، وَعَنْ رِبْحِ مَا لَمْ يُضْمَنْ
- 21بَابٌ إِذَا بَاعَ الْمُجِيزَانِ فَهُوَ لِلْأَوَّلِ
- 22بَابُ بَيْعِ الْعُرْبَانِ
- 23بَابُ النَّهْيِ عَنْ بَيْعِ الْحَصَاةِ، وَعَنْ بَيْعِ الْغَرَرِ
- 24بَابُ النَّهْيِ عَنْ شِرَاءِ مَا فِي بُطُونِ الْأَنْعَامِ وَضُرُوعِهَا، وَضَرْبَةِ الْغَائِصِ
- 25بَابُ بَيْعِ الْمُزَايَدَةِ
- 26بَابُ الْإِقَالَةِ
- 27بَابُ مَنْ كَرِهَ أَنْ يُسَعِّرَ
- 28بَابُ السَّمَاحَةِ فِي الْبَيْعِ
- 29بَابُ السَّوْمِ
- 30بَابُ مَا جَاءَ فِي كَرَاهِيَةِ الْأَيْمَانِ فِي الشِّرَاءِ وَالْبَيْعِ
- 31بَابُ مَا جَاءَ فِيمَنْ بَاعَ نَخْلًا مُؤَبَّرًا، أَوْ عَبْدًا لَهُ مَالٌ
- 32بَابُ النَّهْيِ عَنْ بَيْعِ الثِّمَارِ قَبْلَ أَنْ يَبْدُوَ صَلَاحُهَا
- 33بَابُ بَيْعِ الثِّمَارِ سِنِينَ وَالْجَائِحَةِ
- 34بَابُ الرُّجْحَانِ فِي الْوَزْنِ
- 35بَابُ التَّوَقِّي فِي الْكَيْلِ وَالْوَزْنِ
- 36بَابُ النَّهْيِ عَنِ الْغِشِّ
- 37بَابُ النَّهْيِ عَنْ بَيْعِ الطَّعَامِ قَبْلُ مَا لَمْ يُقْبَضْ
- 38بَابُ بَيْعِ الْمُجَازَفَةِ
- 39بَابُ مَا يُرْجَى فِي كَيْلِ الطَّعَامِ مِنَ الْبَرَكَةِ
- 40بَابُ الْأَسْوَاقِ وَدُخُولِهَا
- 41بَابُ مَا يُرْجَى مِنَ الْبَرَكَةِ فِي الْبُكُورِ
- 42بَابُ بَيْعِ الْمُصَرَّاةِ
- 43بَابُ الْخَرَاجُ بِالضَّمَانِ
- 44بَابُ عُهْدَةِ الرَّقِيقِ
- 45بَابُ مَنْ بَاعَ عَيْبًا فَلْيُبَيِّنْهُ
- 46بَابُ النَّهْيِ عَنِ التَّفْرِيقِ بَيْنَ السَّبْيِ
- 47بَابُ شِرَاءِ الرَّقِيقِ
- 48بَابُ الصَّرْفِ وَمَا لَا يَجُوزُ مُتَفَاضِلًا يَدًا بِيَدٍ
- 49بَابُ مَنْ قَالَ: لَا رِبَا إِلَّا فِي النَّسِيئَةِ
- 50بَابُ صَرْفِ الذَّهَبِ بِالْوَرِقِ
- 51بَابُ اقْتِضَاءِ الذَّهَبِ مِنَ الْوَرِقِ، وَالْوَرِقِ مِنَ الذَّهَبِ
- 52بَابُ النَّهْيِ عَنْ كَسْرِ الدَّرَاهِمِ وَالدَّنَانِيرِ
- 53بَابُ بَيْعِ الرُّطَبِ بِالتَّمْرِ
- 54بَابُ الْمُزَابَنَةِ وَالْمُحَاقَلَةِ
- 55بَابُ بَيْعِ الْعَرَايَا بِخَرْصِهَا تَمْرًا
- 56بَابُ الْحَيَوَانِ بِالْحَيَوَانِ نَسِيئَةً
- 57بَابُ الْحَيَوَانِ بِالْحَيَوَانِ مُتَفَاضِلًا يَدًا بِيَدٍ
- 58بَابُ التَّغْلِيظِ فِي الرِّبَا
- 59بَابُ السَّلَفِ فِي كَيْلٍ مَعْلُومٍ، وَوَزْنٍ مَعْلُومٍ إِلَى أَجَلٍ مَعْلُومٍ
- 60بَابُ مَنْ أَسْلَمَ فِي شَيْءٍ فَلَا يَصْرِفْهُ إِلَى غَيْرِهِ
- 61بَابٌ إِذَا أَسْلَمَ فِي نَخْلٍ بِعَيْنِهِ لَمْ يُطْلِعْ
- 62بَابُ السَّلَمِ فِي الْحَيَوَانِ
- 63بَابُ الشَّرِكَةِ وَالْمُضَارَبَةِ
- 64بَابُ مَا لِلرَّجُلِ مِنْ مَالِ وَلَدِهِ
- 65بَابُ مَا لِلْمَرْأَةِ مِنْ مَالِ زَوْجِهَا
- 66بَابُ مَا لِلْعَبْدِ أَنْ يُعْطِيَ وَيَتَصَدَّقَ
- 67بَابُ مَنْ مَرَّ عَلَى مَاشِيَةِ قَوْمٍ، أَوْ حَائِطٍ هَلْ يُصِيبُ مِنْهُ
- 68بَابُ النَّهْيِ أَنْ يُصِيبَ مِنْهَا شَيْئًا إِلَّا بِإِذْنِ صَاحِبِهَا
- 69بَابُ اتِّخَاذِ الْمَاشِيَةِ
(12) Kitâb: Ticâret
بَابُ مَا يُرْجَى مِنَ الْبَرَكَةِ فِي الْبُكُورِ
(Abdullah) bin Ömer (r.a.)'dan rivâytt «dediğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dua etmiştir: «Allahım! Ümmetim için gündüzün ilk zamanını (yâni bu vakitte yaptıkları işi) bereketli eyle.» Not: Bunun senedinde bulunan ravi Abdurrahman'ın zayıflığı Zevaid'de bildirilmiştir
بَابُ بَيْعِ الْمُصَرَّاةِ
Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Bir musarrâtı (= müşteriyi aldatmak için sütü sağılmayıp göğsünde biriktiren) bir hayvanı satın alan bir kimse (hayvanı kabul veya satıcıya iade etmek hususunda) üç güne kadar serbesttir. Eğer onu iade ederse onunla beraber bir sâ' semrâ (yâni buğday) değil bir sâ' kuru hurmayı da (sağılan süte karşılık) versin.» BUHARİ HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA MÜSLİM HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA EBU DAVUD HADİSLERİ VE İZAH: 3443 – 3444 – 3445 – 3446 İzahları 3446 İbn-i Ömer rivayetinde
Abdullah bin Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Ey insanlar! Muhaffele (=müşteriyi aldatmak amacıyla sütü sağılmayıp göğsünde hapsedilen) bir hayvanı satın alan bir kimse (hayvanı geri vermek hususunda) üç güne kadar serbesttir. Müşteri onu geri verecekse onunla beraber, sağdığı sütünün iki mislini (Veya eldeki) bir mislini (n kıymeti kadar) buğday da versin.» Not: Bu hadisi Ebu Davtid da rivayet etmiştir. EI-Fetih'te: Bunun senedi zayıftır ve İbn-i Kuddame demiş ki bu hadisin zahiri ile amel etmek alimlerin ittifakı ile terkedilmiştir, diye bilgi verilmiştir. EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
Abdullah bin Mes'ûd (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Sadık ve masdûk olan Ebü'I-Kasım (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üzerinde çehâdet ederim ki O, bize şöyle buyurdu: «Muhaffel (müşteriyi aldatmak için sütü sağılmayıp göğsünde biriktirilen) hayvanları satmak bir aldatmadır ve aldatmak, hiç bir müslümana helâl değildir.» Not: Bunun senedinde Cabir el-Ca'fi bulunduğu ve kendisinin doğruluğunun şüpheli olduğu, Zevılld'de bildirilmiştir
بَابُ الْخَرَاجُ بِالضَّمَانِ
Aişe (r.anha)'dan; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (satın alınan) kölenin gelirinin, kölenin helak olmasından sorumlu olması nedeni, ile (müşterinin hakkı) olduğuna hükmetti
Aişe (r.anha)'dan; Şöyle demiştir: Bir adam bir köleyi satın aldı ve çalıştırıp ondan gelir sağladı. Sonra kölede bir kusur bulup (satıcıya) geri verdi. Bunun üzerine satıcı: Yâ Resülallah! Adam, benim kalemi çalıştırıp ondan gelir sağladı, dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Satın alınan malın geliri, onun helak olmasından sorumlu olması nedeni ile (müşterinin hakkı) dır.» buyurdu. EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
بَابُ عُهْدَةِ الرَّقِيقِ
Semure bin Cündüb (r.a.)'den rivayet edildiğine; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurdu, demiştir: «(Satılan) kölenin uhdesi (yâni alıcısının muhayyerliği veya satıcısının zimmetinde olduğu süre) üç gündür.» Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedindeki raviler sika zatlardır. Ancak Said bin Ebi Arube'nin hafızası son zamanlarında karışmıştı. Fakat Abede bin Süleyman kendisinden, bu halinden önce rivayette bulunmuştur. Ravi el-Hasan'ın Semure (r.a.)'den hadis işitmesi meselesi de söz götürür. AÇIKLAMA 2245’te
Ukbe bin Âmir (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Dört günden sonra uhde yoktur.»
بَابُ مَنْ بَاعَ عَيْبًا فَلْيُبَيِّنْهُ
Ukbe bin Âmir (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, kendisi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şunu işitmiştir: «Müslüman, müslümanın kardeşidir. Kusurlu bir malı (din) kardeşine satan hiç bir müslüman'a (bu satış) helal olmaz. Meğer ki (satarken) bu kusuru ona açıklaya.» Diğer tahric: Müslim, Ahmed, Tabarani, Hakim ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA 2247’de
Vasile bin el-Eska' (r.a.j'den; Şöyle demiştir: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittim, buyurdular ki: «Kusurunu açıklamadığı bir malı satan bir kimse, dâima Allah'ın gazabı altındadır ve melekler devamlı ona la'net ederler.» Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan Bakiyye bin el-Velid tedlisçidir. Şeyhi de zayıftır
بَابُ النَّهْيِ عَنِ التَّفْرِيقِ بَيْنَ السَّبْيِ
Abdullah bin Mes'ûd (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Esirler getirildiği zaman Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), aynı ev halkını biribirinden ayırmak istemediği için hepsini toplu halde (bir kişiye) verirdi. Bu hadis zevaid türündendir. Ahmed de tahric etmiştir. Açıklaması 2250 nolu Hadis’te
Ali (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana kardeş ve gencecik iki köle hibe etti. Ben bunların birisini sattım. Sonra Resûl-ı Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «O iki gencecik ne işlediler? (Yâni halleri nasıldır?)» buyurdu. Ben: Bunların birisini sattım, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «O'nu geri al,» buyurdu. Diğer tahric. Tirmizi ve Hakim AÇIKLAMA 2250’de
Ebu Musa (el-Eş'ari) (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) câriye ile çocuğunu ve (köle olan) iki kardeşi biribirinden ayıran kimseye la'net etmiştir. AÇIKLAMA 2248, 2249 VE 2250 : Zevaid türünden olan İbni Mes'ud (r.a.)'m hadisini Ahmed de rivayet etmiştir. Ali {r.a.)'ın hadisini Tirmizi ve Hakim de rivayet etmiştir. Ebu Musa (r.a.)'ın hadisinin Zevaid türünden olduğuna dair bir kayıt bulunmamakla beraber Kütüb-i Sitte'nin diğerlerinde göremedim. El-Münziri'nin bildirdiğine göre Darekutni de rivayet etmiştir. Camiü's-Sağir'de, İbni Mace'den rivayet edilmiştir. Bu itibarla Zevaid türünden olması kuvvetle muhtemeldir. İlk hadise göre, esir alınan aile ferdIerinin hepsinin toplu halde bir kimseye verilmesi gerekir, Resul-i Ekrem (s.a.v.) böylelerini biribirinden ayırmak istemezdi. Hadis metninin açık manası ve yorumu böyledir. Camiü's-Sağir haşiyesinde el-Hafni şöyle der: Yani esirler içinde bir kadın ile çocuğu veya bir erkek ile çocuğu ya da iki kardeş bulunduğu zaman Resul-i Ekrem (s.a.v.) kadını birisine, çocuğunu da başka şahsa vermezdi. Keza erkeği bir şahsa, çocuğunu da başka şahsa vermezdi. Kardeşleri de ayrı ayrı kişilere vermezdi. Resul-i Ekrem (s.a.v.), üstün merhameti dolayısıyla kadınla çocuğunu aynı şahsa, erkekle çocuğunu birlikte bir kişiye ve iki kardeşi de beraberce bir adama verirdi. Ali (r.a.)'ın hadisine göre esir edilen iki kardeşi biribirinden ayırmamalıdır. Bu hadiste geçen "Gulam" kelimesi, erginlik çağına yaklaşmış erkek çocuk, oğlan çocuk, köle ve hizmetçi anlamlarına gelir. Burada hangi mananın kasdedildiğine dair bir kayda rastlamadım. Bunların köle olduğu açıktır. Fakat yaş durumlarının ne olduğuna dair bir sarahat yoktur. Ancak, köle manasını ifade eden "Abd" kelimesi yerine "Gulam" kelimesinin kullanılmış olması nedeniyle bunların gencecik oldukları kuvvetle muhtemeldir. Aşağıda, alimlerin görüşleri beyan edilirken görüleceği üzere, ana ile evlad durumundaki iki esiri biribirinden ayırmamak hükmü, evladın küçük yaşta olması haline tahsis edilmektedir. Evlad büyüdükten sonra anasından ayırmakta bir sakınca görülmemektedir. Durum bu olunca iki kardeşin de küçük yaşta olduğu ihtimali kuvvet kazanır. Hakikatını Allah bilir. Ali'nin sattığı köleyi geri alması için verilen emrin zahirine göre yapılan satış sahih sayılmamıştır. Ebu Musa (r.a.)'ın hadisi de cariye ile çocuğunu ve köle olan kardeşleri biribirinden ayırmanın yasaklığına ve bu hareketin Allah'ın rahmetinden uzak kalmaya sebep olduğuna delalet eder. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in lanet etmesi kişinin Allah'ın rahmetinden uzak kalması için dilekte bulunması demektir. Bunun nasıl bir tehdid olduğu açıktır. ESİR EDİLEN AİLE FERDLERİNİ BİRİBİRİNDEN AYIRMANIN HÜKMÜ HAKKINDAKİ ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ: Tuhfe yazarı bu babtaki hadislerin şerhinde şöyle der: "Burada cariye ile çocuğunu ayırmadan maksat birisini satıp diğerini satmamak veya ikisini ayrı ayrı şahıslara satmak ya da hibe yolu ile bunları ayrı ayrı kimselere vermektir. Esir alınan baba ile çocuğu da aynı hükme tabidir. Hatta biribirine mahrem durumunda olan yakın akrabalar da böyledir. Yani esir alınan aile ferdIerinden biribirine mahrem olanlar bir müslümana verildikten sonra, onun bunları dağıtıp ayrı ayrı şahıslara satması veya hibe etmesi ya da birisini yanında alıkoyup diğerini başkasına vermesi hükmü de aynıdır, yasaktıI". Şerhü's-Sünne'de: Nene, dede ve babanın hükmü de böyledir, denilmiştir. Şevkani de: Bu babta rivayet edilen hadisler, cariye ile çocuğunu ve kardeşleri biribirinden ayırmanın haramlığına delalet ederler. Cariye ile çocuğunu biribirinden ayırmanın haramlığı husüsunda icma bulunduğu el-Bahir'de İmam Yahya'dan naklen beyan edilmiştir. Bu beyana göre, çocuk, anasına muhtaç olmayacak yaşa geldikten sonra, ayırmak caizdir. Ayırmak haram olduğuna rağmen yapılacak satış sahih mi, yoksa geçersiz mi? Ebu Hanife'ye ve bir kavlinde Şafii'ye göre satiş akdi geçerlidir. Şafii'nin diğer bir kavline göre satış batıl ve geçersizdir. Baba ile çocuğunu ayırmaya gelince, bazı fıkıhçılar bunlan biribirinden ayırmanın haram olmadığına hükmetmişlerdir. EI-Bahir sahibi: Baba anaya kıyas edilir, demiştir. Usül ve furü dışında kalan yakınları biribirinden ayırmanın hükmü ise, Hanefiler'e göre bu da haramdır. Şafii'ye göre haram değildir. Kardeşleri ayırmanın haramlığı buradaki nasslarla sabittir. Fakat diğer yakınları bunlara kıyaslamak tam yerinde değildir. Çünkü aralarında fark vardır. Kardeşleri veya ana ile çocuğu biribirinden ayırmadan doğan güçlük başkadır, diğer yakınları biribirinden ayırmanın güçlüğü bu kadar zor değildir. Şu halde diğer akrabaları bunlara kıyaslamak uygun ve yerinde değildir .. Hadislerin zahirine göre söz konusu ayırma satış yolu ile olsun veya başka yolla olsun hepsinin hükmü birdir. Ancak bunları ayıran kişi istek ve irade dışı ayırırsa bunun bir sakıncası yoktur. MeseIa,: Esirler, gaziler arasında taksim edilirken bazen yakın akrabaları biribirinden ayırmak mecburiyeti hasıl olur, diye bilgi vermiştİr. Söz konusu yakınlar kaç yaşına varınca ayırmak caiz olur? Tuhfe yazan bu hususta da şöyle der: 1. Ebu Hanife'nin arkadaşlanna göre, küçükleri, erginlik çağına varıncaya kadar "ayırmak caiz değildir. 2. Şafii'ye göre çocuk yedi veya sekiz yaşa varınca ayırmak caiz olur. 3. Malik'e göre çocuk diş çıkarınca ayırmak caiz olur. 4. Ahmed'e göre çocuk büyüyüp erginlik çağına varsa bile ayırmak caiz olmaz. Hanefiler; Küçük yaştaki kardeşleri ayırmak caizdir, Fakat birisi küçük, diğeri büyük yaşta iseler ayırmak caiz değildir, demişlerdir. EI-Gays'ta beyan edildiğine göre, esir akrabalar, erginlik çağına vardıktan sonra, ayrı ayrı kişilere satış, hibe veya başka yollarla verilebilir ve bu hususta icma vardır. Erginlik çağına varanları ayırmanın caizliği için Darekutni ile Hakim'in rivayet ettikleri Ubade bin es-Samit (r.a.)'ın şu mealdeki hadis de delil gösterilmiştir: "Ana ile çocuğu biribirinden tefrik edilmez. (Ayrı şahıslara satılamaz, hibe edilemez) Bunun üzerine: Ne zamana kadar? diye soruldu. Buna cevaben buyuruldu ki: Erkek çocuk, erginlik çağına varıncaya ve kız çocuk, aybaşı adetini görünceye kadar
بَابُ شِرَاءِ الرَّقِيقِ
Abdülmecîd bin Vehb (r.a.)'den; Şöyle demiştir: El-Adda' bin Hâlid bin Hevze (r.a.) bana dedi ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in benim için yazdığı (yazdırdığı) bir yazıyı sana okutmayalım mı? Abdülmecîd demiştir ki: Ben: Okutunuz, dedim. Bunun üzerine el-Adda' bana bir yazı çıkardı. Baktım ki yazıda şu ifâde vardır: Bu, el-Addâ' bin Hâlid bin Hevze'nin, Allah'ın Besulü Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den satın aldığı mal'ın satışına âit yazı)dır. El-Addâ', Ondan bir köle veya bir câriye satın aldı. (Bu satış) müslümanın müslümana satışıdır. (Satılan malda) hiçbir hastahk yok, hiçbir aldatma yok ve hiçbir huysuzluk yoktur. Diğer tahric: Tirmizi ve Nesai
Amr bin Şuayb'ın dedesi (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Biriniz câriye satın aldığı zaman: Allahım! Ben bunun hayrını ve bunda yarattığın (huyların ve vasıflar) in hayırlısını şüphesiz senden diliyorum. Bunun şerrinden ve bunda yarattığın (huylarla vasıflar) ın şerrinden de şüphesiz sana sığınırım, desin ve mübarek olması için dua etsin. Biriniz bir deve satın aldığı zaman da hörgücünün en yüksek yerinden tutup mübarek olması için duâ etsin ve bu duayı söylesin.» Diğer tahric: Ebu Davud ve Nesai
بَابُ الصَّرْفِ وَمَا لَا يَجُوزُ مُتَفَاضِلًا يَدًا بِيَدٍ
Ömer bin el-Hattâb (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «(Tartı bakımından eşit de olsalar) altını altınla (satmak) faizdir. Meğer ki (taraflardan birisi diğerine;) Al bunu, (diyerek elindeki altına peşin vere) ve (diğeri de ona:î Al bunu, (deyip elindeki altını peşin vere). (Ölçü bakımından eşit de olsalar) buğdayı buğdayla (satmak) da faizdir- Meğer ki (taraflardan birisi diğerine;) Al bunu, (deyip yanındaki buğdayı peşin vere) ve (diğeri de ona:) Al bunu, (deyip yanındaki buğdayı peşin vere). Arpayı arpa ile (mikdarları aynı de olsa satmak) de faizdir. Meğer ki (taraflardan birisi diğerine:) Al bunu, (diyerek yanındaki arpayı peşin vere) ve (diğeri de buna:) Al bunu (diyerek yanındaki arpayı peşin vere). Hurmayı (ayni miktar da olsa) hurma ile (satmak) da faizdir. Meğer ki (taraflardan birisi diğerine:) Al bunu, (deyip yanındaki hurmayı peşin vere) ve (diğeri de ona); Al bunu, (deyip yanındaki hurmayı peşin vere).» EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
Müslim bin Yesar ve Abdullah bin Ubeyd'den; Şöyle demiştir: Ubade bin es-Sâmıt ile Muâviye (r.a.) (bir gün) bir kilisede veya bir havrada bir araya geldiler ve Ubade bin es-Sâmıt, onlara (orada bulunan müslümanlara) şu hadisi nakletti: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizi gümüşü gümüşle, altını altınla, buğdayı buğdayla, arpayı arpayla ve hurmayı hurmayla (Müslim ile Abdullah'dan birisi demiştir ki: Ve tuzu tuz ile, — diğeri bunu söylememiş —) satmaktan nehiy etti. (Meğer ki biribiri ile satılmak istenen bu iki şey biribirine eşit olup ikisi de peşin ola.), Buğdayı arpa ile ve arpayı buğday ile elden ele (yâni ikisi de peşin olmak kaydı ile) dilediğimiz gibi (yâni mikdarlan eşit olmasa bile) satmamıza izin verdi.' EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN: 3349 –
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Mikdarca eşit (ve elden ele peşin verilmek üzere) gümüşü gümüşle, altını altınla, arpayı arpayla ve buğdayı buğdayla (satabilirsiniz.)» MÜSLİM HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
Ebu Saîd(-i Hudri) (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) biz (mücâhidler ile (hazinedeki) karışık hurmalardan (tayin) verirdi. Biz de bunu iyi kaliteli hurma ile değiştirirdik ve iyi hurmanın değer farkına karşılık olmak üzere aldığımız mikdardan fazla mikdarda hurma verirdik. (Bunun iki sa'ını bir sâ' hurmaya satardık). Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «İki sâ' (hurmayı) bir sâ' hurmaya ve iki dirhem (gümüşü) bir dirhem (gümüş)e satmak olmaz. (İkisi de peşin ve tartıca eşit olmak kaydıyla) dirhem, dirhemle dinar da dinarla (satılabilir) iki dirhem arasında ve iki dinar arasında (satışı bozucu) fazlalık ancak tartı bakımından olan (fazlalık) dır.» BUHARİ HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA MÜSLİM HADİSİ İÇİN TIKLA
بَابُ مَنْ قَالَ: لَا رِبَا إِلَّا فِي النَّسِيئَةِ
Ebu Hureyre (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Ben Ebu Sald-i Hudri (r.a.)'den: Bir dirhem (gümüş) ancak bir dirhem (gümüş) ile ve bir dinar (altın) da ancak bir dinar (altın) ile (yâni fazlalıksız satılır), sözünü işittim. Bunun üzerine ben kendisine: Ben îbn-i Abbâs (r.a.)'dan başka şey (Yâni veresiye olmazsa mübadele edilen gümüşlerin veya altınların ağırlığının eşit olmamasında faiz yoktur) dediğini işittim, dedim. Ebû Saîd şöyle cevab verdi: Ben İbn-i Abbas'a rastladım ve ona: Sarf (yâni peşin olarak altını fazla altınla ve gümüşü fazla gümüşle değiştirmenin câizliği) hakkında söylemekte olduğun sözün mesnedinden bana haber ver: Bu, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittiğin bir şey mi, yoksa Allah'ın kitabında bulduğun bir hüküm mü? diye sordum. İbn-i Abbâs: Ben bu hükmü Allah'ın kitabında bulmadım ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den de işitmedim ve lâkin Usâme bin Zeyd bana dedi ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Faiz, ancak veresiyede bulunur.» buyurdu. Diğer tahric: Buhari, Müslim ve Nesai de rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA 2258’de
Ebü'l-Cevzâ (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Ben Ondan yâni İbn-i Abbâs'dan işittim: Sarf (yâni peşin olmak kaydı ile ağırlığı eşit olsun, olmasın gümüşü gümüşle ve altını altınla satma) işine fetva veriyordu ve kendisinden bu fetva naklediliyordu. Sonra bu fetvadan rucû (dönüş) ettiği haberi bana ulaştı. Bir sûre sonra Mekke'de kendisine rastladım ve: Senin bu hükümden rucû ettiğin haberi bana ulaştı, dedim. Kendisi: Evet. O hüküm benim bir görüşüm idi. Halbuki işte Ebû Saîd (-i Hudri), Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sarf işini yasakladığını heber veriyor, dedi
بَابُ صَرْفِ الذَّهَبِ بِالْوَرِقِ
Ömer bin el-Hattâb (r.a.)'dea rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Altını gümüşle (satmak ve gümüşü altınla satmak) ribâ (= faiz)dır. Meğer ki (taraflardan birisi diğerine:) bunu al, (diyerek vereceğini peşin vere) ve (diğeri de ona:) bunu al, (diyerek vereceğini peşin vere).» (Müellifin şeyhi) Ebû Bekir bin Ebİ Şeybe dediki: Ben Süfyan'dan şunu söylerken işittim: «Altını gümüşle» (buyurulmuştur). îyice hıfzediniz. Diğer tahric: Nesai
Mâlik bin Evs bin el-Hadesân (r.a.)'den: Şöyle demiştir: Ben (bir gün sahabîler meclisine) gelerek: Kim dirhemlerini (altınla) değiştirmek ister? diye sordum. Talha bin Ubeydillah, Ömer bin el-Hattâb (r.a.)'nın yanında iken (bana): Altınını bize ver. Sonra kesedarımız (Gabe'den) gelince sen bize gel, dirhemlerini vereceğiz, dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a.) Talha (r.a.)'a hitaben: Hayır, (böyle olmaz) vallahi. Sen ya ona dirhemlerini şimdi vereceksin veya onun altınını kendisine geri vereceksin. Çünkü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Gümüşü altınla satmak faizdir. Meğer ki (taraflardan birisi diğerine:) bunu al, (diyerek vereceğini peşin vere) ve (diğeri de ona:) Bunu al, (diyerek vereceğini peşin vere.)» buyurdu. Diğer tahric: Buhari. Müslim, Tirmizi, Nesai ve Malik bin Enes de rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA 2261’de
Ali bin Ebî Tâlib (r.a.)'âen rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Aralarında ağırlık farkı olmaksızın altın altınla, gümüş de gümüşle (değiştirilebilir). Gümüşe ihtiyacı olan bîr kimse, altın ını onunla değiştirsin. Altına ihtiyacı olan da, gümüşünü onunla değiştirsin. Sarf (yâni bu değiştirmelerin hepsi) şöyle olur: (Taraflardan birisi diğerine:) Al bunu, (diyerek vereceğini peşin verir) ve (diğeri de ona. Al bunu, (diyerek vereceğini peşin verir.)» Diğer tahric: Hakim
بَابُ اقْتِضَاءِ الذَّهَبِ مِنَ الْوَرِقِ، وَالْوَرِقِ مِنَ الذَّهَبِ
“... (Abdullah) bin Ömer (radıyallahü anhüma)’dan: Şöyle demiştir: deve satardım. (Bazen deve bedeli olan) altın yerine gümüş alırdım, (Bazen) dirhemler yerine dinarlar ve (bazen) dinarlar yerine dirhemler alırdım. Sonra (bu durumu) Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e sordum. O : altın ve gümüşten birisini alıp diğerini verdiğin zaman senin ile (alış veriş ettiğin) arkadaşın arasında (alınıp, verilenden ötürü) bir karışıklık (yani ödenmemiş bir şey) varken sakın ondan ayrılma.) buyurdu
بَابُ النَّهْيِ عَنْ كَسْرِ الدَّرَاهِمِ وَالدَّنَانِيرِ
Alkame'nin babası Abdullah (bin Sinan el-Müzenî) (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), müslümanların tedavüldeki sikkeli (altın ve gümüş) paralarını bir ihtiyaç (ve gerek) yok iken kesip kırmayı yasakladı. Diğer tahric: Ebu Davud
بَابُ بَيْعِ الرُّطَبِ بِالتَّمْرِ
Züher oğullarının mevlâsı Zeyd Ebû Ayyaş (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Kendisi arpanın, süit (Nebi arpası) ile satın alınmasının hükmünü Sa'd bin Ebî Vakkas (r.a.)'a sormuştur. Sa'd kendisine: Bunlardan hangisi (hacim ölçüsü bakımından diğerinden) fazla olur? diye sormuş. Kendisi -. Arpa (fazla olur), diye cevab vermiştir. (Zeyd demiş ki:) Bunun üzerine Sa'd (r.a.) beni bu alım satımdan menetti ve şöyle dedi: Ben şu olaya şâhid oldum : Yaş hurmayı kuru hurma ile satın almanın hükmü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e soruldu. Bunun üzerine O; «Yaş hurma kuruduğu zaman (hacim ölçüsü bakımından) eksilir mi?» buyurdu. Sahâbîler: Evet, dediler. Bunun üzerine O, bundan (yâni yaş hurmayı kuru hurma ile satın alınmasını) nehiy buyurdu. EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
بَابُ الْمُزَابَنَةِ وَالْمُحَاقَلَةِ
Abdullah bin Ömer (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Müzâbene*yi yasaklamıştır. Müzâbene; Adamın, hurmalığındaki yaş hurmayı (ağacında) ölçekle (tahmin ederek) kuru hurma ile satmasıdır. (Keza) bağındaki yaş üzümü (dalında, tahmini) ölçekle kuru üzüm ile satmasıdır ve tarlasında bulunan başağındaki taze buğdayı (yine tahmini) ölçekle safi buğday ile satmasıdır. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunların hepsinden nehiy buyurmuştur. EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
Câbîr bin Abdillah (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Muhâkale ve Müzâbene'den nehiy buyurmuştur. EBU DAVUD HADİSLERİ VE İZAH İÇİN: 3404 –
Râfi' bin Hadîc (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mühakale ve Müzâbene'den nehiy buyurmuştur. EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
بَابُ بَيْعِ الْعَرَايَا بِخَرْصِهَا تَمْرًا
Sâlim'in babası (İbn Ömer) (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Ariyye hakkında ruhsat verdiğini Zeyd bin Sabit bana haber verdi
Abdullah bin Ömer (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Ariyye (yâni belirli bir kaç ağacın üstündeki yaş hurmayı) kuru hurma olarak mikdannı tahmin etmek suretiyle satılmasına ruhsat verdiğini Zeyd bin Sabit bana haber verdi. (Râvi) Yahya demiştir ki: Ariyye, kişinin aile ferdlerinin azığı olan kuru hurmasını verip bununla birkaç hurma ağacının yaş hurmasını kuru hurma olarak tahminen takdir etmek Suretiyle satın almasıdır. EBU DAVUD HADİSLERİ VE İZAHLARI: 3362 — 3363 —
بَابُ الْحَيَوَانِ بِالْحَيَوَانِ نَسِيئَةً
Semure bin Cündüb (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), veresiye olarak hayvanı hayvanla satmayı yasakladı. Diğer tahric: Tirmizi, Ebu Davud ve Nesai EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
Câbir (bin Semûre) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Elden ele (yâni peşin olarak) bir hayvanı iki hayvan ile satmakta bîr beis (sakınca) yoktur,» buyurdu ve bu satışın veresiye olarak yapılmasından kerahet etmiştir
بَابُ الْحَيَوَانِ بِالْحَيَوَانِ مُتَفَاضِلًا يَدًا بِيَدٍ
Enes (bin Mâlik) (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), (mu'minlerin anası) Safiyye (bint-i Huyey)'yi yedi baş (cariye - köle) ile satın aldı. (Râvî Abdurrahman dedi ki: (Nebi, Safiyye'yi) Dihye el-Kelbrden (satın aldı.) Zevaid de: Bu hadis’in isnadının sahih, ravilerinin sika olduğu bildiriliyot
بَابُ التَّغْلِيظِ فِي الرِّبَا
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «(Mi'raca) götürüldüğüm gece, karınları odalar gibi (büyük) olan bir kavmin üzerine vardım. Bunların karınlarında dışardan görülen yılanlar vardı. Ben: Bunlar kimlerdir? Yâ Cebrail! diye sordum. Cebrail dedi ki: Bunlar faiz yiyicileridir.» Not: Bunun senedinde bulunan Ali bin Zeyd bin Ced'an'ın zayıf olduğu Zevaidde bildirilmiştir
Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Faiz, yetmiş çeşit günahtır. Bunların en hafifi, erkeğin kendi anası ile zina etmesi (veya evlenmesi) günahı kadardır.» Not: Bunun senedinde bulunan Neclh bin Abdirrahmm Ebil-Maşer'in zayıflığı üzerinde ittifak edildiği, Zevaid'de bildirilmiştir
Abdullah (bin Mes'ûd) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Faiz yetmiş-üç kapı (çeşit) dir.» Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahihtir. Ravi İbn-i Adi'nin adı Muhammed bin İbrahim olup sika bir zattır. Bu hadisi Şu'be'den yalnız kendisi rivayet etmiştir. [AÇIKLAMA]: Yukardaki hadislerin üçü de Zevaid türündendir. İkinci hadisi Hakim ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Bu hadiste faizin yetmiş çeşit günahının bulunduğu ifade edilmiştir. Yani faizin çok çeşitleri vardır. Hepsi de günahtır. En hafif sanılan faizin günahı kişinin, anası ile zina etmesi kadar ağır bir günahtır. Bu hadiste geçen "Nikahlanma" sözü evlenme akdi veya cinsel ilişki manasına yorumlanabilir. İkisinin sonucu aynidir. üçüncü hadiste ise faizin yetmiş kapısının, yani yetmiş çeşidinin bulunduğu bildirilmektedir. Bundan maksad, faizin çeşitlerinin çokluğudur. Yoksa yetmiş sayısı ile tahdid değildir. Gerek bu ve gerekse bundan önceki hadiste geçen "yetmiş üç" sözü de böyle yorumlanınca iki hadis arasında zahiren görülen ihtilaf bertaraf edilmiş olur. Sindi böyle yorum yapmıştır
Ömer bin el-Hattâb (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Son inen âyet, faiz âyetidir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de bu âyeti (teferruatı ile) tefsir etmeden vefat etti. Artık siz faizi de faiz şüphesi bulunan muameleyi de bırakınız. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahihtir ve ravileri sikadır. Ancak ravi Said bin Arube'nin hafızası son zamanlarında zayıflamıştı. [AÇIKLAMA]: Bu hadis de Zevaid türündendir. Sindi: İbn-i Ömer (r.a.)'ın maksadı faiz ayetinin, helal ve haramla ilgili ayetlerin sonuncusu olduğunu ve hükmünün sabit olup mensuh olmasının söz konusu olamıyacağını bildirmektir. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bu ayeti tefsir etmeden vefat ettiğini söylemekle de Ömer (r.a.) şunu demek istemiştir: Yani faizin bütün teferruatını açıklayıcı ve kıyasa mahal bırakmayacak geniş kapsamlı bir açıklamanın Resül-i Ekrem (s.a.v.) tarafından yapılmamış olduğunu bildirmektir. Yoksa bilindiği gibi Resul-i Ekrem (s.a.v.) faiz ayetini açıklayıcı ve faiz hükümlerini beyan edici bir çok hadis buyurmuştur, der. Evet yalnız İbn-i Mace'nin bu bölümde rivayet ettiği 2253 - 2273 nolu 20 kadar hadis faizin hükümlerini beyan eder. Omer (r.a.) bu eser ile faiz konusunda çok ihtiyatlı davranmanın gereğine işaret ederek faiz kokusu duyulacak şüpheli muamelelerden uzak durmak için müslümanların dikkatini çekmek istemiştir. Faizin haram kılınması hakkında kısa bir bilgi vermek uygun olur. Cahiliyet devrinde ve İslamiyet'in ilk zamanlarında yaygın olan faiz usülü daha çok şöyle idi. Parası çok olan bankerler, faizciliği. sanat haline getirmişlerdi. Mesela bir adama yüz dirhemi bir yıl vade ile yüzde 20 nisbetinde bir faizle ödünç verirlerdi. Vadesi geldiğinde adam para sahibi ile yeni bir anlaşma yaparak vadeyi bir yıl daha uzatır ve asıl para ile tahakkuk etmiş olan faize ek olarak vereceği 80 dirhemi ödemeyi kabullenirdi. Böylece ikinci vade geldiğinde 200 dirhem ödemek durumunda kalırdı. İkinci vade geldiğinde taraflar süreyi tekrat uzatır ve buna karşı 250 veya 300 dirhem ödeme yapılması üzerinde ittifak ederlerdi. Bu şekilde sürdürülen faizcilikle paranın bir kaç katı ödenirdi. Mekke'de inen Al-i İmran suresinin yukarda yazılı 130. ayeti ile bu çirkin muamele takbih (çirkin olarak ifade) edilerek müslümanların böyle yapmaları yasaklandı. Bu ayette, faizin kat kat artırılarak yenilmesi yasaklanmış oldu. Günün faiz usülü kat kat artırmak olduğu için bu durum belirtildi. Yoksa ilk anda sanıldığı gibi kat kat olmayıp bilinen bir orandaki faizin mübahlığı manası çıkarılamaz. Mesela: Anasını silahla yaralayan kişi azarlanırken: Ananı silahla yaralaman çirkin bir suçtur, denildiği zaman, kişinin anasını sopa ile yaralamasının veya dövmesinin çirkin bir suç olmadığı manası çıkarılabilir mi? Bu ayet de böyledir. O günkü faiz durumu öyle olduğu için bu ifade buyurulmuştur. Tefsir kitabIarında açıkça belirtildiği gibi bu ayetteki "kat kat faiz" tabiri, böyle olmayan faizin mübahlığını beyan için olmayıp, o günkü çirkin durumu belirtmek içindir. Bu hususta müslümanların icmaı vardır. Ayet-i Celile'yi başka türlü yorumlayan hiç bir ilim adamı yoktur. Kaldı ki Medine-i Münevvere devrinde ve Mekke'nin fethi sırasında inen ve yukarda yazılı bulunan Bakara suresinin 275 - 279 nolu ayetleri faizin çoğunu da azını da kökünden yasaklamıştır. İbn-i Ömer (r.a.) de bu hadiste helal ve haram la ilgili ayetlerin sonuncusunun faiz ayeti olduğunu bildirmekle bu ayetleri kasdediyor. İbn-i Abbas (r.a.)'den rivayet edildigine göre kendisi de riba, yani faiz ayetinin en son inen ayet olduğunu bildirmiştir. Buhari İbn-i Abbas (r.a.)'ın bu rivayetini "Tefsir" bölümünde rivayet etmiştir. Bazı rivayetlerde İbn-i Abbas: En son inen ayet'in; Allah'a döndürüleceğiniz sonra zulüme uğramadan herkesin kazancının tamamının verileceği günden korkunuz ... (Bakara: 281) ayetidir, demiştir. Bu iki rivayet arasında ihtilaf yoktur. Çünkü bu ayet ile faiz ayeti toptan inmiştir. Meşhur Veda haccı esnasında inen faiz ayetinin hükmü de bu esnada uygulanmıştır. Çünkü bu hac esnasında Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in yüzbini aşkın bir İslam cemaatına hitaben buyurdugu ve dünya durdukça tüm insanlık alemine ışık tutacak şaheser hutbesinde cahiliyet devrinin kötü adetlerinin tümünü kökünden kaldırmış ve faizle ilgili olarak da mealen: ''Faiz lağvedilmiştir. Fakat borcunuzun aslını vermeniz gerekir. (Faiz almakla) zulüm etmeyiniz ve (borcun aslını almamakla) zulüme uğramaymız. Faiz, Allah'ın emriyle artık haramdır. Cahiliyet devrinden kalma bu çirkin adetin her çeşidini işte ayaklarımın altında çiğniyorum. ilk kaldırdığım faiz Abdülmuttalib'in oğlu Abbas'ın faizidir.'' buyurmuştur. Altın, gümüş, buğday, arpa, hurma ve tuz'un rebevi yani faizi ihtiva eden mallar olduğu nasslarla sabit olduğunu bundan önceki bablarda görmüştünüz. Bunların dışında kalan malların hangilerinin bunlara tabi olduğunu da orada anlatmıştım. Bazı malların ise bunlara tabi olup olmadığı hususunda sahabilerin ve tabiilerin ihtilaf ettiklerini belirtmiştim. Mesela: Ölçülerek satılan mallardan olan ve yiyecek maddelerinden olmayan kireç faize tabi midir, değil midir? Ebu Hanife'ye göre tabidir. Şafii'ye göre tabi değildir. Yani bir ölçek kireç veresiye iki ölçek kireçle satılabilir mi, satılamaz mı? Keza, bir koyun veresiye iki koyunla satılabilir mi, satılamaz mı? bunun gibi ihtilaflı olan meseleler vardır. Ömer (r.a.) bu eserinde, faiz şüphesi olan meselelerde ihtiyatlı davranmayı tavsiye etmiştir. O'nun bu tavsiyesinden hareketle alimler yani yetkili müctehidler arasında ihtilaf konusu edilen bu gibi meselelerde faiz ihtimali göz önünde bulundurulmalı ve bu gibi muameleleri yapmamalı
Abdullah bin Mes'ûd (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) faiz yiyene, yedirene, şâhidlerine ve kâtibine şüphesiz la'net etti. Diğer tahric: Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbn-i Hibban ve Hakim de bunu rivayet etmişler ve Tirmizi bunun hasen-sahih olduğunu söylemiştir. Müslim de bu hadis metnini Cabir (r.a.)'den merfu olarak rivayet etmiştir. [AÇIKLAMA]: Ayrıca Müslim İbn-i Mes'ud (r.a.)'den de bunu kısa bir metinle rivayet etmiştir. O metinde yalnız faiz yiyen ile yedirenden söz edilmekte ve bunların Peygamber (s.a.v.) tarafından lanetlendiği belirtilmektedir. Buhari de bunun bir benzerini Ebu Cuheyfe (r.a.)'den merfu olarak rivayet etmiştir. Nesai'nin rivayet ettiği ibn-i Mes'ud'un hadisi şöyledir: ''Faiz yiyen, yediren, faizli işleme şahid olanlar ve katiblik eden kimseler bilerek bunu yapınca, Muhammed (s.a.v.)'in dili ile kıyamet günü melunlardır.'' Hadis şarihlerince beyan edildiği gibi hadislerdeki ''Faiz yiyen'' sözünden maksad faiz alandır. Aldıktan sonra yese de yemese de hüküm aynidir. Yararlanma çeşitlerinin en büyüğü yemek olduğu için bu ifade kullanılmıştır. Keza, Faiz yediren'den maksad da faiz verendir. Faizli muameleye şahidlik edenler ile katiblik edenlerin de ayni suça ve günahına ortak oldukları bildirilmektedir. Müslim'deki Cabir (r.a.)'m hadisinde;.''Bunların hepsi faiz günahında ve vebalinde musavi, yani eşittir. ilavesi vardır. Nevevi bu hadisin şerhinde: Bu hadis, faiz alan ile veren arasındaki muameleyi yazmanın ve buna şahidlik etmenin haramlığına ve batıl bir işe yardımcı olmanın yasaklığına açıkça delalet eder, demiştir. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bunları lanetlemesinin iki manası vardır: Birincisi, bunların ilahi rahmetten uzak olduklarını bildirmektir. İkincisi, bunların ilahi rahmetten uzak kalmalarını dilemektir. Bu iki mananın hangisi olursa olsun, bu ve benzeri hadisler faizcilikle uğraşan ve bunların bu muamelelerine katiblik, şahidlik ve benzeri şeylerle yardımcı olanlann akibetlerinin çok fena olduğuna delalet ederler. Çünkü bunların AIlah'ın rahmetinden uzak olduklarının Resul-i Ekrem (s.a.v.) tarafından bildirilmesinden daha büyük bir tehdid düşünülemez. Keza böyle yapanların Allah'ın rahmetinden uzak kalmaları için Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in beddua etmesi ve dilekte bulunması da bir öncekinden hafif bir tehdid sayılamaz. Zira, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in her dileğinin Allah katında makbul olduğu inancındayız. Allah mu'minleri faiz'den korusun
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «(And olsun), şüphesiz İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onlardan, faiz yemeyen (yâni almayan) hiç kimse kalmıyacaktır. Artık faiz yemeyene de faizin tozu konacaktır.» Diğer tahric: Nesai, buyu'; Ebu Davud buyu (3331); Ahmed b. Hanbel, II, 494. ve Hakim. EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
(Abdullah) bin Mes'ûd (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Faiz'den mal çoğaltan hiç bir kimse yoktur ki işinin âkibeti malın azalmasına dönüşmesin.» Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih Olup ravileri sikadır. Çünkü ravi Abbas bin Cafer'i. İbn-i Ebi Hatim ile İbnü'l-Meden1 sıka saymışlar ve İbn-i Hibban da sikalar arasında anmıştır. Senedin kalan ravileri de Müslim'in şartı üzerine sikadır. EI-Fetih'te, bunun senedinin hasen olduğu belirtilmiştir
بَابُ السَّلَفِ فِي كَيْلٍ مَعْلُومٍ، وَوَزْنٍ مَعْلُومٍ إِلَى أَجَلٍ مَعْلُومٍ
(Abdullah) bin Abbâs (r.a.)'dan; §öyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Mekke'den Medine'ye) geldiğinde, halk iki, üç yıllık vâdede hurma (yı teslim etmek ve bedelini peşin ödemek üzere) selef muamelesini yaparlardı. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Kim selef usûlü İle hurma almak isterse (taraflarca) bilinen bir ölçek veya bilinen bir tartıyla ve muayyen bir vadeye değin akid yapsın.» EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
Abdullah bin Selâm (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Bir adam Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldi ve (Yahudilerden bir kavmi kasdederek): Falanın oğulları müslüman oldular. Fakat cidden aç kaldılar. Bundan dolayı dinden dönmelerinden korkuyorum, dedi. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kimin yanında (bir şey) vardır?» buyurdu. Yahudilerden bir adam: Benim yanımda bu kadar (nakid) vardır, (Zannımca üç yüz dinar, dedi) falanın oğullarının bahçesinden (alınacak meyva üzerine) şu ve bu fiyatla (selem akdini yaparım,) dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Şu ve bu fiyatla ve şu şu vâdeyle (olur). Fakat falanın oğullarının bahçesinden (elde edilecek meyva kaydı) olmaz,» buyurdu. Not: Bunun senedinde bulunan Velid bin Müslim'in tedlisçi olduğu Zevaid'de bildirilmiştir
Abdullah bin Ebi'l-Mücâlid (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Selem (usûlü ile yapılan akid esnasmda satıcının yanında mal yoksa bu akdin caiz olup olmadığı) hususunda Abdullah bin Şeddâd (bin el-Hâd) ile (Küfe kadısı Âmir bin Ebî Müsâ el-Eşarî) Ebû Bürde arasında ihtilâf çıktı. Bunun üzerine (Tabii olan bu zâtlar) beni (Sahâbîlerden) Abdullah bin Ebi Evfâ (r.a.)'e gönderdiler Ben de (gidip) ona sordum. (Soruma cevaben): Biz, (gerek) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatta İken ve (gerekse) Ebû Bekir'in ve Ömer'in (halifelikleri) zamanında buğday, arpa, kuru üzüm ve kuru hurma için, yanlarında bu mallar bulunmayan bir kavimle selem muamelesini yapardık, dedi. (Abdullah bin Ebi'l-Mücâlid demiştir ki:) Sonra ben (bu soruyu sahâbilerden) İbn-i Ebzâ (el-Huzâi) (r.a.)'e (da) sordum. O da böyle (Yâni Abdullah bin Ebi Evfâ gibi) cevab verdi. Diğer tahric: Bu hadisi Buhari, Ebu Davud ve Nesai de rivayet etmişlerdir
بَابُ مَنْ أَسْلَمَ فِي شَيْءٍ فَلَا يَصْرِفْهُ إِلَى غَيْرِهِ
Ebû Saîd-i Hudrî (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Sen selem usûlü ile bir mal satın aldığın zaman (teslim almadan önce) onu başka bir mal İle değiştirme.» (İbn-i Mâceh demiştir ki:) Abdullah bin Said de Ebû Said-i Hudrî (r.a.)'in bu hadisini merfû' olarak, aynı metin ve aynı senedle rivayet etti. Ancak kendisi râvî Sa'd'ı zikretmedi. EBU DAVUD HADİSİ İÇİN TIKLA
بَابٌ إِذَا أَسْلَمَ فِي نَخْلٍ بِعَيْنِهِ لَمْ يُطْلِعْ
Necrân'lıdan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben Abdullah bin Ömer (r.a.)'a; Muayyen bir hurmalığın ağaçları hurma çiçeklerini çıkarmadan önce onun hurmalarını selem usûlü ile satın alırım? (Bu caiz mi?) dedim. Abdullah bin Ömer: Hayır, (Böyle yapma,) dedi. Ben : Niçin? diye sordum. Kendisi: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatta iken bir adam, henüz hurma çiçeklerini çıkarmamış olan hurma ağaçlarımı bahçesin (in vereceği hurmalar) da selem yaptı. (Yâni peşin bedel ödeyerek alınacak hurma mahsûlünü satın aldı). Sonra o hurmalık o yıl hiç mahsul çıkarmadı. Bunun üzerine müşteri: Bu hurmalık meyva verinceye kadar bana aittir, dedi. Satıcı da: Ben sana bunun yalnız bu yılki meyvalarını sattım, dedi. Sonra müşteri ile satıcı ihtilâflarını Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e arz ettiler. Bunun Üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), satıcıya: «Müşteri senin hurmalığından bir şey (mahsul) aldı (mı)?» buyurdu. Satıcı : Hayır, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «O halde sen müşterinin malını ne hakla kendine helâl adedersin? Kendisinden aldığını iade et ve (Ey mu'minler) yenilmeye elverişliliği belirinceye kadar hurma ağaçları (ın meyvasın) da selem muamelesini yapmayınız,- buyurdu. EBU DAVUD HADİSİ İÇİN TIKLA
بَابُ السَّلَمِ فِي الْحَيَوَانِ
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in azadlı kölesi) Ebû Râfi' (r.a.)'den Şöyle demiştir; Nebi (Salîallahu Aleyhi ve Sellem) bir adamdan bir bekr (denilen gencecik deve) ödünç aldı ve: «Zekât develeri geldiğinde (onunla) senin borcunu öderiz,» buyurdu. Sonra zekât develeri geldi. Resül-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Yâ Ebâ Râfi'! Bu adama', alacağı olan bekr'ini (= gencecik devesini) öde,» buyurdu. Ben (getirilen zekât develeri içinde) ancak rebâi (ismi verilen yedi yaşındaki deve) ve daha yüksek yaştaki (üstün) develeri buldum. Bunun üzerine (adamın devesine denk deveyi bulamayıp daha üstün develerin bulunduğunu) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e haber verdim. O: «Adama (devesinden üstün olanı) ver. Çünkü insanların en hayırlısı, borcunu en güzel şekilde verenidir,» buyurdu
Irbâd bin Sâriye (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Ben, Nebi (Sallaîlahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında idim. Bir bedevi gelip Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e : Alacaklı olduğum bekrimi (= gencecik devemi) öde, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona yüksek yaşta (yâni devesinden üstün) bir deve verdi. Bedevi: Yâ Resûlallah! Bu, benim devemden yaşça üstün (yâni daha kıymetli) dir, dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «İnsanların en hayırlısı, borcunu en iyi şekilde ödeyenidir.» buyurdu. Tahric: Ebu Rafi' (r.a.)'ın hadisini Müslim, Tirmizi, Ebu Davud ve Nesai de rivayet etmişlerdir. İrbad (r.a.)'ın hadisini Nesai ve Hakim de rivayet etmişlerdir. Her iki hadiste sözü edilen bedevilerin isimleri hakkında bir bilgi edinernedim