SÜNNETİMİZSÜNNET VE HADİS KÜTÜPHANESİ
Sahih-i Buhari › Kitâb 63 · Medine'deki Yardımcıların (Ensar) FaziletleriKonum
KİTÂBLAR (97)
  1. 1Vahyin Başlangıcı7
  2. 2Îmân51
  3. 3İlim76
  4. 4Abdest113
  5. 5Gusül46
  6. 6Hayız40
  7. 7Teyemmüm15
  8. 8Namaz174
  9. 9Namaz Vakitleri81
  10. 10Ezan275
  11. 11Cuma66
  12. 12Korku Namazı6
  13. 13İki Bayram (iydeyn)42
  14. 14Vitir Namazı15
  15. 15Yağmur Duası (Istiskaa)35
  16. 16Güneş ve Ay Tutulması27
  17. 17Kur'ân Okurken Secde Edilecek Yerlerler13
  18. 18Namazın Kısaltılması (At-Taksir)40
  19. 19Gece Namazı (Teheccüd)69
  20. 20Mekke ve Medîne Mescidlerinde Kılınan Namazın Fazîleti10
  21. 21Namaz İçinde Ameller27
  22. 22Namazda Unutkanlık14
  23. 23Cenazeler160
  24. 24Zekât118
  25. 25Hacc260
  26. 26Umre33
  27. 27Hac Yolculuğunu Tamamlamaktan Engellenen Hacılar15
  28. 28Hacda Avlanma Cezası46
  29. 29Medine'nin Faziletleri24
  30. 30Oruç Tutmak117
  31. 31Teravih Namazı6
  32. 32Kadir Gecesinin Fazileti11
  33. 33Ramazânın Son On Gününde İ'tikâf22
  34. 34Alışverişler193
  35. 35Sonradan Teslim Edilecek Mallar İçin Bedel Ödenen Satışlar (Selem Akdi)20
  36. 36Şuf’a3
  37. 37İcâre27
  38. 38Havaleler3
  39. 39Kefalet9
  40. 40Vekâlet21
  41. 41Ekincilik31
  42. 42Su Dağıtımı34
  43. 43Borç, Borç Ödenmesi, Malın Dondurulması, İflas25
  44. 44Hukukî Çekişmeler (Husûmât)16
  45. 45Yerde Bulunup Kaldırılan Şeyler (Lukata)15
  46. 46Zulümler ve Gasb43
  47. 47Ortaklık25
  48. 48Rehin9
  49. 49Kölelerin Azat Edilmesi43
  50. 50Mükâteb6
  51. 51Hediyeler71
  52. 52Şehâdetler53
  53. 53Barış Sağlamak22
  54. 54Şartlar26
  55. 55Vasiyyetler44
  56. 56Cihâd ve Sîretler309
  57. 57Ganimetin Beşte Biri66
  58. 58Cizye ve Muvâde'a33
  59. 59Yaratılışın Başlangıcı136
  60. 60Peygamberler163
  61. 61Peygamberin (ﷺ) ve Ashabının Faziletleri ve Meziyetleri162
  62. 62Peygamberin Sahabeleri128
  63. 63Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri173
  64. 64Peygamber (ﷺ) Tarafından Yönetilen Askeri Seferler (El-Megazi)526
  65. 65Kur'an-ı Kerim 'in Peygamber ﷺ Tefsiri507
  66. 66Kur'ân’ın Faziletleri87
  67. 67Nikâh188
  68. 68Boşanmak100
  69. 69Nafakalar22
  70. 70Yiyecek, Yemek95
  71. 71Akîka Kurbânı9
  72. 72Avcılık, Kesim70
  73. 73Udhiyeler30
  74. 74İçecekler65
  75. 75Hastalar38
  76. 76Tıp101
  77. 77Elbise188
  78. 78Edeb255
  79. 79İzin İsteme77
  80. 80Dualar108
  81. 81Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq)182
  82. 82Kader27
  83. 83Yemînler ve Nezirler87
  84. 84Yeminlerin Keffaretleri15
  85. 85Mîrâs Payları (Ferîzalar)49
  86. 86Allah Tarafından Belirlenen Sınırlar ve Cezalar (Hudûd)89
  87. 87Kan Parası (Ad-Diyat)59
  88. 88Mürtedler22
  89. 89Zorlama altında yapılan ifadeler13
  90. 90Hileler29
  91. 91Ru'yâ Ta'bîri66
  92. 92Fitneler89
  93. 93Hükümler89
  94. 94Temenni20
  95. 95Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin)22
  96. 96Kur'an ve Sünnete Sımsıkı Sarılmak103
  97. 97Allah'ı Birlemek (Tevhid)193
BÂBLAR — Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri (51)
  1. 1بَاب: مَنَاقِبِ الْأَنْصَارِ
  2. 2بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (لَوْلَا الْهِجْرَةُ لَكُنْتُ امْرَأً مِنْ الْأَنْصَارِ)
  3. 3بَاب: إِخَاءِ النَّبِيِّ ﷺ بَيْنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ
  4. 4بَاب: حُبِّ الْأَنْصَارِ من الإيمان
  5. 5بَاب: قَوْلُ النَّبِيِّ ﷺ لِلْأَنْصَارِ: (أَنْتُمْ أَحَبُّ النَّاسِ إِلَيَّ)
  6. 6بَاب: أَتْبَاعِ الْأَنْصَارِ
  7. 7بَاب: فَضْلِ دُورِ الْأَنْصَارِ
  8. 8بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ لِلْأَنْصَارِ: (اصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي عَلَى الْحَوْضِ)
  9. 9بَاب: دُعَاءِ النَّبِيِّ ﷺ: (أَصْلِحْ الْأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَةَ)
  10. 10بَاب: قَوْلِ اللَّهِ: ﴿وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ﴾. /الحشر: ٩
  11. 11بَاب: قَوْلُ النَّبِيِّ ﷺ: (اقْبَلُوا مِنْ مُحْسِنِهِمْ وَتَجَاوَزُوا عَنْ مُسِيئِهِمْ)
  12. 12بَاب: مَنَاقِبُ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ ﵁
  13. 13بَاب: مَنْقَبَةُ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ، وَعَبَّادِ بْنِ بِشْرٍ ﵄
  14. 14بَاب: مَنَاقِبُ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ ﵁
  15. 15بَاب: مَنْقَبَةُ سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ ﵁
  16. 16بَاب: مَنَاقِبُ أُبَيِّ بْنِ كَعْبٍ ﵁
  17. 17بَاب: مَنَاقِبُ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ﵁
  18. 18بَاب: مَنَاقِبُ أَبِي طَلْحَةَ ﵁
  19. 19بَاب: مَنَاقِبُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلَامٍ ﵁
  20. 20بَاب: تَزْوِيجِ النَّبِيِّ ﷺ خَدِيجَةَ، وَفَضْلِهَا ﵂
  21. 21بَاب: ذِكْرُ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْبَجَلِيِّ ﵁
  22. 22بَاب: ذِكْرُ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ الْعَبْسِيِّ ﵁
  23. 23بَاب: ذِكْرُ هِنْدٍ بِنْتِ عُتْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ ﵂
  24. 24بَاب: حَدِيثُ زَيْدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ
  25. 25بَاب: بُنْيَانُ الْكَعْبَةِ
  26. 26بَاب: أَيَّامُ الْجَاهِلِيَّةِ
  27. 27بَاب: مَبْعَثِ النَّبِيِّ ﷺ
  28. 28بَاب: مَا لَقِيَ النَّبِيُّ ﷺ وَأَصْحَابُهُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ بِمكَّةَ
  29. 29بَاب: إِسْلَامُ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ ﵁
  30. 30بَاب: إِسْلَامُ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ ﵁
  31. 31بَاب: ذِكْرُ الْجِنِّ
  32. 32بَاب: إِسْلَامُ أَبِي ذَرٍّ الْغِفَارِيِّ ﵁
  33. 33بَاب: إِسْلَامُ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ ﵁
  34. 34بَاب: إِسْلَامُ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ﵁
  35. 35بَاب: انْشِقَاقُ الْقَمَرِ
  36. 36بَاب: هِجْرَةِ الْحَبَشَةِ
  37. 37بَاب: مَوْتُ النَّجَاشِيِّ
  38. 38بَاب: تَقَاسُمُ الْمُشْرِكِينَ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ
  39. 39بَاب: قِصَّةِ أَبِي طَالِبٍ
  40. 40بَاب: حَدِيثِ الْإِسْرَاءِ
  41. 41بَاب: الْمِعْرَاجِ
  42. 42بَاب: وُفُودِ الْأَنْصَارِ إِلَى النَّبِيِّ ﷺ بِمَكَّةَ، وَبَيْعَةِ الْعَقَبَةِ
  43. 43بَاب: تَزْوِيجِ النَّبِيِّ ﷺ عَائِشَةَ، وَقُدُومِهَا الْمَدِينَةَ، وَبِنَائِهِ بِهَا
  44. 44بَاب: هِجْرَةِ النَّبِيِّ ﷺ وَأَصْحَابِهِ إِلَى الْمَدِينَةِ
  45. 45بَاب: مَقْدَمِ النَّبِيِّ ﷺ وَأَصْحَابِهِ الْمَدِينَةَ
  46. 46بَاب: إِقَامَةِ الْمُهَاجِرِ بِمَكَّةَ بَعْدَ قَضَاءِ نُسُكِهِ
  47. 47بَاب: التَّارِيخِ، مِنْ أَيْنَ أَرَّخُوا التَّارِيخَ
  48. 48بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (اللَّهُمَّ أَمْضِ لِأَصْحَابِي هِجْرَتَهُمْ)
  49. 49بَاب: كَيْفَ آخَى النَّبِيُّ ﷺ بَيْنَ أَصْحَابِهِ
  50. 50بَاب: إِتْيَانِ الْيَهُودِ النَّبِيَّ ﷺ حِينَ قَدِمَ الْمَدِينَةَ
  51. 51باب: إسلام سلمان الفارسي ﵁

(63) Kitâb: Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri

كتاب مناقب الأنصار
Hadis 3776 – 3948 · 173 rivayet · Sayfa 2/4
BÂB (24)

بَاب: حَدِيثُ زَيْدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ

Sahih-i Buhari 3826Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Beldah denilen yerin alt taraflarında kendisine vahiy nazil olmadan önce Zeyd b. Amr b. Nufeyl ile karşılaştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne bir sofra serildi. Ondan yemek istemedi. Daha sonra Zeyd dedi ki: Ben sizlerin putlarınız üzere kestiklerinizden yemem. Ben ancak üzerine Allah'ın adı anılarak kesilenleri yerim. Şüphesiz Zeyd b. Amr Kureyşlilerin kestiği hayvanları ayıplar ve şöyle derdi: Koyunu yaratan Allah'tır. Ona sema'dan su indirdi, yerden de ona ot bitirdi. Daha sonra sizler onu Allah'tan başkası adına kesiyorsunuz. Böylece onların yaptıklarını reddediyar ve (vebali) pek büyük bir iş yaptıkları kanaatinde olduğunu açığa vurmuş oluyordu." Bu Hadis 5499 numara ile gelecektir

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَقِيَ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ بِأَسْفَلِ بَلْدَحَ، قَبْلَ أَنْ يَنْزِلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْوَحْىُ فَقُدِّمَتْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سُفْرَةٌ، فَأَبَى أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا ثُمَّ قَالَ زَيْدٌ إِنِّي لَسْتُ آكُلُ مِمَّا تَذْبَحُونَ عَلَى أَنْصَابِكُمْ، وَلاَ آكُلُ إِلاَّ مَا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ‏.‏ وَأَنَّ زَيْدَ بْنَ عَمْرٍو كَانَ يَعِيبُ عَلَى قُرَيْشٍ ذَبَائِحَهُمْ، وَيَقُولُ الشَّاةُ خَلَقَهَا اللَّهُ، وَأَنْزَلَ لَهَا مِنَ السَّمَاءِ الْمَاءَ، وَأَنْبَتَ لَهَا مِنَ الأَرْضِ، ثُمَّ تَذْبَحُونَهَا عَلَى غَيْرِ اسْمِ اللَّهِ إِنْكَارًا لِذَلِكَ وَإِعْظَامًا لَهُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 24, Hadis no. 3826
Sahih-i Buhari 3827Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Ömer'den rivayete göre Zeyd b. Amr b. Nufeyl doğru dini soruşturmak ve ona tabi olmak üzere Şam'a çıkıp gitti. Yahudilerden bir alim ile karşılaştı. Ona dinlerine dair bir şeyler sordu ve, belki sizin dininize girebilirim, bana anlat, dedi. Yahudi alimi, Allah'ın gazabından payına düşeni almadığın sürece sen bizim dinimiz üzere olamazsın, dedi. Zeyd, ben ancak Allah'ın gazabından kaçmaya çalışıyorum. Ben ebediyyen, gücüm yettiği sürece Allah'ın gazabından hiçbir şey yüklenmek istemiyorum. Peki, sen bana başkasını gösterebilir misin, dedi. Yahudi alimi, bildiğim kadarıyla bu ancak hanif (dini) olabilir, dedi. Zeyd, Hanif nedir, diye sordu. Yahudi, İbrahim'in dini, dedi. O Yahudi de değildi, Nasrani de değildi, Allah'tan başkasına ibadet de etmiyordu. Zeyd çıkıp gitti. Hristiyanlardan bir alime rastladı. Ona da benzeri şeyleri zikretti. Hristiyan alimi ona, Allah'ın lanetinden payına düşeni almadığın sürece bizim dinimiz üzere olamazsın, dedi. Zeyd, ben ise ancak Allah'ın lanetinden kaçıyorum. Gücüm yettiği sürece Allah'ın lanetinden de, onun gazabından da hiçbir şey yüklenmek istemiyorum. Sen bana başkasını gösterebilir misin, dedi. Hristiyan alimi, bildiğim kadarıyla bu ancak hanif'lik olabilir, dedi. Zeyd, Hanif ne demek, diye sordu. Hristiyan, İbrahim'in dinidir, dedi. O Yahudi de değildi, hristiyan da değildi. Allah'tan başkasına da ibadet etmezdi. Zeyd, onların İbrahim aleyhisselam hakkında söylediklerini görünce yanlarından çıkıp ayrıldıktan sonra ellerini kaldırarak dua etti: Allah'ım, İbrahim'in dini üzere olduğuma seni şahit tutuyorum

قَالَ مُوسَى حَدَّثَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَلاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ تُحُدِّثَ بِهِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ أَنَّ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ خَرَجَ إِلَى الشَّأْمِ، يَسْأَلُ عَنِ الدِّينِ وَيَتْبَعُهُ فَلَقِيَ عَالِمًا مِنَ الْيَهُودِ، فَسَأَلَهُ عَنْ دِينِهِمْ، فَقَالَ إِنِّي لَعَلِّي أَنْ أَدِينَ دِينَكُمْ، فَأَخْبِرْنِي‏.‏ فَقَالَ لاَ تَكُونُ عَلَى دِينِنَا حَتَّى تَأْخُذَ بِنَصِيبِكَ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ‏.‏ قَالَ زَيْدٌ مَا أَفِرُّ إِلاَّ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ، وَلاَ أَحْمِلُ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ شَيْئًا أَبَدًا، وَأَنَّى أَسْتَطِيعُهُ فَهَلْ تَدُلُّنِي عَلَى غَيْرِهِ قَالَ مَا أَعْلَمُهُ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ حَنِيفًا‏.‏ قَالَ زَيْدٌ وَمَا الْحَنِيفُ قَالَ دِينُ إِبْرَاهِيمَ لَمْ يَكُنْ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلاَ يَعْبُدُ إِلاَّ اللَّهَ‏.‏ فَخَرَجَ زَيْدٌ فَلَقِيَ عَالِمًا مِنَ النَّصَارَى، فَذَكَرَ مِثْلَهُ، فَقَالَ لَنْ تَكُونَ عَلَى دِينِنَا حَتَّى تَأْخُذَ بِنَصِيبِكَ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ‏.‏ قَالَ مَا أَفِرُّ إِلاَّ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ، وَلاَ أَحْمِلُ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ وَلاَ مِنْ غَضَبِهِ شَيْئًا أَبَدًا، وَأَنَّى أَسْتَطِيعُ فَهَلْ تَدُلُّنِي عَلَى غَيْرِهِ قَالَ مَا أَعْلَمُهُ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ حَنِيفًا‏.‏ قَالَ وَمَا الْحَنِيفُ قَالَ دِينُ إِبْرَاهِيمَ لَمْ يَكُنْ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلاَ يَعْبُدُ إِلاَّ اللَّهَ‏.‏ فَلَمَّا رَأَى زَيْدٌ قَوْلَهُمْ فِي إِبْرَاهِيمَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ خَرَجَ، فَلَمَّا بَرَزَ رَفَعَ يَدَيْهِ فَقَالَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَشْهَدُ أَنِّي عَلَى دِينِ إِبْرَاهِيمَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 24, Hadis no. 3827
Sahih-i Buhari 3828Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Bekir r.a.'ın kızı Esma r.anha, dedi ki: "Ben Zeyd b. Amr b. Nufeyl'i ayakta sırtını Ka'be'ye vermiş olarak şöyle derken gördüm: Ey Kureyş topluluğu! Allah'a yemin ederim, aranızda benim dışımda kimse İbrahim'in dini üzere değildir. O mev'udeyi (diri diri gömülmek istenen kızı) ölümden kurtarıyor, kızını öldürmek istediği takdirde adama onu öldürme, onun geçimini senin yerine ben karşılayacağım, diyordu. Sonra o kızı ondan alırdı. Büyüyünce babasına, arzu edersen onu sana geri verebilirim, dilersen onun ihtiyaçlarını senin yerine karşılamaya devam edebilirim, derdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zeyd b. Amr b. Nufeyl hadisi" Bu Ömer b. el-Hattab b. Nufeyl'in amcasının oğludur. Aşere-i mübeşşere'den birisi olan Said b. Zeyd'in babasıdır. Tevhidi bulmak isteyip, putları bir kenara iten, şirkten uzak duran kimselerden idi. Fakat Nebi sallallShu aleyhi ve sellem'e nübuwet verilmeden önce vefat etmişti. el-Bezzar ve Taberanl'nin rivayet ettikleri bu hadiste Said b. Zeyd şunları söylemektedir: "Zeyd b. Amr ile Varaka b. Nevfel hak dini aramak üzere çıktılar. Nihayet Şam'a geldiler. Varaka hristiyanlığı kabul etti, fakat Zeyd onu kabul etmedi. Musul'a gitti. Orada bir rahip ile karşılaştı, rahip ona hristiyanlığı teklif etti, yine kabul etmedi." Bundan sonra da hadisi ona dair tercümede (başlıkta) yer alan İbn Ömer hadisine yakın bir şekilde zikretti. Bu rivayetinde şunlar da yer almaktadır: "Said b. Zeyd dedi ki: Ben ve Ömer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Zeyd'in durumu hakkında sordum da şöyle buyurdu: Allah ona mağfiret etsin, ona rahmetini ihsan etsin. Şüphesiz ki o İbrahim'in dini üzere ölmüştür." "Hak dini soruşturmak üzere çıktı." Tevhid dinini araştırmak üzere çıktı. "Gücüm yettiği takdirde" yani benim böyle bir şeyi yüklenmeme kudretim var ise. Bir rivayette "ene: ben" lafzında nun, böyle bir işin uzak bir ihtimal olduğu anlamını ifade edecek şekilde şeddeli gelmiştir. Allah'ın gazabından maksat ise onun ikabının (cezasının) ulaştırılmasıdır. "Yanlarından ayrılınca" yani onların topraklarının dışına çıkınca. "Diri diri gömülmek istenen kızı ölümden kurtarıyordu." İfadede mecaz vardır. Onu ölümden kurtarmaktan kasıt, hayatta kalmasını sağlamak, diri diri gömülmesini önlemektir. Hadiste de bunu nasıl yaptığı açıklanmış bulunmaktadır. İbn Ebi'z-Zinad'ın rivayetinde: "O öldürülmesin diye diri diri gömülmek istenen kızı fidye vererek kurtarırdı." Cahiliye dönemi insanları hayatta oldukları halde kız çocuklarını gömerlerdi. Denildiğine göre bunun asıl sebebi, onların iftetleri adına korkulması idi. Çünkü bazı Araplar bir başkasının kızını esir almış ve ona cariye muamelesi yapmıştı. Babası fidye vererek onu kurtarmak isteyince kız da kendisini esir alanı tercih etmişti. Bunun üzerine babası da doğacak her bir kız çocuğunu öldüreceğine dair yemin etti. Diğerleri de bu hususta onun ardından gittiler. Ben bunu "el-Evail" adlı eserimde uzun uzadıya açıklamış bulunuyorum. Aralarından bu işi yapanların çoğunluğu ise yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi açlık ve fakirlik endişesi ile yapıyordu: "Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Çünkü sizin de, onların da rızkını biz veririz. "[En'am, 151] Zeyd'in kıssası da bu ikinci hususa delil teşkil etmektedir. Her iki hususun da bu konuda birer sebep olma ihtimali de vardır

وَقَالَ اللَّيْثُ كَتَبَ إِلَىَّ هِشَامٌ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَتْ رَأَيْتُ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ قَائِمًا مُسْنِدًا ظَهْرَهُ إِلَى الْكَعْبَةِ يَقُولُ يَا مَعَاشِرَ قُرَيْشٍ، وَاللَّهِ مَا مِنْكُمْ عَلَى دِينِ إِبْرَاهِيمَ غَيْرِي، وَكَانَ يُحْيِي الْمَوْءُودَةَ، يَقُولُ لِلرَّجُلِ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَقْتُلَ ابْنَتَهُ لاَ تَقْتُلْهَا، أَنَا أَكْفِيكَهَا مَئُونَتَهَا‏.‏ فَيَأْخُذُهَا فَإِذَا تَرَعْرَعَتْ قَالَ لأَبِيهَا إِنْ شِئْتَ دَفَعْتُهَا إِلَيْكَ، وَإِنْ شِئْتَ كَفَيْتُكَ مَئُونَتَهَا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 24, Hadis no. 3828
BÂB (25)

بَاب: بُنْيَانُ الْكَعْبَةِ

Sahih-i Buhari 3829Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki: "Ka'be bina edilince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Abbas taş taşımaya gittiler. Abbas, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemle, İzarını (belden aşağısını örten elbiseni) boynun üzerine koy, seni taşlardan korusun, dedi. Nebi hemen yere yıkıldı ve gözleri göğe doğru bakmaya başladı. Daha sonra ayılınca izarım, izarım dedi ve üzerine izarını bağladı

حَدَّثَنِي مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا بُنِيَتِ الْكَعْبَةُ ذَهَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَعَبَّاسٌ يَنْقُلاَنِ الْحِجَارَةَ، فَقَالَ عَبَّاسٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اجْعَلْ إِزَارَكَ عَلَى رَقَبَتِكَ يَقِيكَ مِنَ الْحِجَارَةِ، فَخَرَّ إِلَى الأَرْضِ، وَطَمَحَتْ عَيْنَاهُ إِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ أَفَاقَ فَقَالَ ‏ "‏ إِزَارِي إِزَارِي ‏"‏‏.‏ فَشَدَّ عَلَيْهِ إِزَارَهُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 25, Hadis no. 3829
Sahih-i Buhari 3830Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Amr b. Dinar ile Ubeydullah b. Ebi Zeyd dediler ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde Beyt'in etrafında bir çevre duvarı yoktu. Onlar Beyt'in etrafında namaz kılıyorlardı. Nihayet Ömer (halifeliği döneminde) etrafında bir duvar bina etti." Ubeydullah: "Duvarları kısa idi, dedi. Onu (duvarlarını yüksek tutarak) İbnu'z-Zubeyr bina etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ka'be'nin" Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatında ve ona Nebilik verilmeden önce Kureyş tarafından "bina edilmesi." Bundan önce İbrahim sallalIflhu aleyhi ve sellem'in, -Kureyşiiler tarafından bina edilmesinden önce- Ka'be'yi bina etmesi ile alakah açıklamalar geçmiş bulunduğu gibi, Abdullah b. ez-Zubeyr'in de İslam geldikten sonra Ka'be'yi bina etmesiyle ilgili açıklamalar da geçmiş bulunmaktadır. İbn İshak'ın ve başkalarının naklettiklerine göre Kureyş Ka'be'yi bina ettiğinde Nebi sallallahu aleyhi ve sellem 25 yaşında idi. İshak b. RahCye (Rahaveyh)'in, Halid b. Ar'ara yoluyla AIi'den İbrahim aleyhisselflm'ın Beytullahlı bina etmesi ile ilgili olarak şunları söylediğini rivayet etmektedir: "Aradan uzun zaman geçti ve Ka'be'nin binası yıkıldı. Bunun üzerine amalika onu bina etti. Yine aradan bir zaman geçti, yine binası yıkıldı, bu sefer Cürhümlüler onu bina etti. Aradan bir zaman daha geçti, yine yıkıldı. Bu sefer onu Kureyş bina etti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de o sırada genç idi. Hacer-i Esved'i yerine koymak istediklerinde aralarında anlaşmazlık çıktı. Bunun üzerine, bu yoldan çıkacak olan ilk kişi aramızda hakem olsun, dediler. O yoldan ilk çıkıp gelen kişi Nebi sallallflhu aleyhi ve sellem oldu. O da aralarında taşı bir örtü üzerine koyup, her kabileden bir adam tarafından da kaldırılması şeklinde hüküm verdi

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، وَعُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي يَزِيدَ، قَالاَ لَمْ يَكُنْ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَوْلَ الْبَيْتِ حَائِطٌ، كَانُوا يُصَلُّونَ حَوْلَ الْبَيْتِ، حَتَّى كَانَ عُمَرُ، فَبَنَى حَوْلَهُ حَائِطًا ـ قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ ـ جَدْرُهُ قَصِيرٌ، فَبَنَاهُ ابْنُ الزُّبَيْرِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 25, Hadis no. 3830
BÂB (26)

بَاب: أَيَّامُ الْجَاهِلِيَّةِ

Sahih-i Buhari 3831Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe r.anha dedi ki: "Cahiliye döneminde Kureyş Aşure günü oruç tutardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de o günü oruçla geçirirdi. Medine'ye geldiğinde kendisi o gün oruç tuttuğu gibi oruç tutulmasını da emretti. Ramazan orucuna dair hüküm nazil olunca dileyen o günü oruç tutar, istemeyen de tutmazdı

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ هِشَامٌ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ عَاشُورَاءُ يَوْمًا تَصُومُهُ قُرَيْشٌ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَصُومُهُ، فَلَمَّا قَدِمَ الْمَدِينَةَ صَامَهُ وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ كَانَ مَنْ شَاءَ صَامَهُ، وَمَنْ شَاءَ لاَ يَصُومُهُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3831
Sahih-i Buhari 3832Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Abbas r.a. dedi ki: "(Cahiliye dönemi insanları) hac aylarında umre yapmayı, yeryüzünde facirlik olarak görüyorlardı. Diğer taraftan Muharrem ayına Safer adını veriyorlar ve, develerin (vesair bineklerin) sırtındaki yaralar iyileşip, izleri silinince umre yapmak isteyen kimseye umre yapmak helal olur, derlerdi. (İbn Abbas devamla) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabı (Zulhiccenin) dördüncü günü hac niyetiyle ihrama girip telbiye etmiş olarak geldiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara bu ihrama girişlerini umre diye değiştirmelerini emretti. Ey Allah'ın Resulü (ihramdan çıktıktan sonra) ne helal olur, dediler. O da her şey helaldir, diye buyurdu

حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانُوا يَرَوْنَ أَنَّ الْعُمْرَةَ فِي أَشْهُرِ الْحَجِّ مِنَ الْفُجُورِ فِي الأَرْضِ، وَكَانُوا يُسَمُّونَ الْمُحَرَّمَ صَفَرًا وَيَقُولُونَ إِذَا بَرَا الدَّبَرْ، وَعَفَا الأَثَرْ، حَلَّتِ الْعُمْرَةُ لِمَنِ اعْتَمَرْ‏.‏ قَالَ فَقَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابُهُ رَابِعَةً مُهِلِّينَ بِالْحَجِّ وَأَمَرَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَجْعَلُوهَا عُمْرَةً‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَىُّ الْحِلِّ قَالَ ‏ "‏ الْحِلُّ كُلُّهُ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3832
Sahih-i Buhari 3833Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Said b. el-Museyyeb babasından, o da dedesinden rivayetle dedi ki: "Cahiliye döneminde bir sel geldi. Her iki dağın arasını örttü. (Ravilerden) Süfyan dedi ki: (Amr) ayrıca bu çok önemi olan bir hadistir, derdi

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ كَانَ عَمْرٌو يَقُولُ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ جَاءَ سَيْلٌ فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَكَسَا مَا بَيْنَ الْجَبَلَيْنِ‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ وَيَقُولُ إِنَّ هَذَا لَحَدِيثٌ لَهُ شَأْنٌ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3833
Sahih-i Buhari 3834Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Kays b. Ebi Hfuim dedi ki: "Ebu Bekir, Zeyneb diye anılan Ahneslilerden bir kadının yanına gitti. Onun konuşmadığını gördü. Buna ne oluyor, niye konuşmuyor diye sordu. Etrafındakiler, konuşmamak şartıyla haccediyor, dediler. Ebu Bekir ona, Konuş dedi, böyle bir şey helal olmaz. Bu cahiliye dönemi uygulamalarındandır. Bunun üzerine kadın konuştu, sen kimsin dedi. O, ben muhacirlerden bir kişiyim dedi. Kadın, hangi muhacirlerden diye sordu, Kureyş'ten dedi. Kadın: Kureyş'in hangilerindensin, dedi. O, sen çok soru soruyorsun, ben Ebu Bekir'im dedi. Kadın, cahiliyeden sonra Allah'ın bize gönderdiği bu doğru iş üzerinde ne kadar kalacağız, diye sordu. Ebu Bekir şu cevabı verdi: Sizin bu iş üzere kalışınız, sizin imamlarınızın size istikamet üzere muamele etmesine bağlıdır. Kadın, imamlar ne oluyor, deyince, dedi ki: Senin kavminin onlara emir veren ve kavminin kendilerine itaat ettiği başları ve eşrafı yok muydu? Kadın evet deyince, şu cevabı verdi: İşte onlar insanların başında olan (yöneticilerldir, dedi)

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ بَيَانٍ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ دَخَلَ أَبُو بَكْرٍ عَلَى امْرَأَةٍ مِنْ أَحْمَسَ يُقَالُ لَهَا زَيْنَبُ، فَرَآهَا لاَ تَكَلَّمُ، فَقَالَ مَا لَهَا لاَ تَكَلَّمُ قَالُوا حَجَّتْ مُصْمِتَةً‏.‏ قَالَ لَهَا تَكَلَّمِي، فَإِنَّ هَذَا لاَ يَحِلُّ، هَذَا مِنْ عَمَلِ الْجَاهِلِيَّةِ‏.‏ فَتَكَلَّمَتْ، فَقَالَتْ مَنْ أَنْتَ قَالَ امْرُؤٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ‏.‏ قَالَتْ أَىُّ الْمُهَاجِرِينَ قَالَ مِنْ قُرَيْشٍ‏.‏ قَالَتْ مِنْ أَىِّ قُرَيْشٍ أَنْتَ قَالَ إِنَّكِ لَسَئُولٌ أَنَا أَبُو بَكْرٍ‏.‏ قَالَتْ مَا بَقَاؤُنَا عَلَى هَذَا الأَمْرِ الصَّالِحِ الَّذِي جَاءَ اللَّهُ بِهِ بَعْدَ الْجَاهِلِيَّةِ قَالَ بَقَاؤُكُمْ عَلَيْهِ مَا اسْتَقَامَتْ بِكُمْ أَئِمَّتُكُمْ‏.‏ قَالَتْ وَمَا الأَئِمَّةُ قَالَ أَمَا كَانَ لِقَوْمِكِ رُءُوسٌ وَأَشْرَافٌ يَأْمُرُونَهُمْ فَيُطِيعُونَهُمْ قَالَتْ بَلَى‏.‏ قَالَ فَهُمْ أُولَئِكَ عَلَى النَّاسِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3834
Sahih-i Buhari 3835Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe r.anha dedi ki: "Araplardan birisine ait siyah bir kadın Müslüman oldu. Bu kadının mescitte daracık bir evi de vardı. (Aişe) dedi ki: (Zaman zaman) yanımıza gelir ve yanımızda konuşurdu. Sözü bittiği vakit şöyle derdi: "O kemer günü Rabbimizin hayret verici işlerindendir Haberiniz olsun, şüphesiz ki o, küfür beldesinden beni kurtardı." Bunu çokça söylediğini görünce Aişe ona dedi ki: Bu kemer günü dediğin nedir? Kadın dedi ki: Benim yakınlarımdan birisinin küçücük bir kızı üzerinde deriden yapılmış bir kemer olduğu halde dışarı çıkmıştı. Bu kemerini düşürdü, onu et sanan bir çaylak o kemerin üzerine indi ve onu alıp gitti. Onu çalmakla beni itham ettiler. Bu sebeple de bana işkence ettiler. Hatta onlar bunu önümde (fercimde) dahi araştıracak kadar işi ileriye götürdüler. Onlar benim etrafımda iken ve ben de o sıkıntıların içerisinde bulunuyarken o çaylak geliverdi ve tam başlarımızın hizasında durdu. Sonra da kemeri bırakıverdi, onlar da kemeri aldılar. Ben de onlara, işte kendisini çalmaktan beri olduğum halde beni çalmakla itham ettiğiniz budur, dedim

حَدَّثَنِي فَرْوَةُ بْنُ أَبِي الْمَغْرَاءِ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ أَسْلَمَتِ امْرَأَةٌ سَوْدَاءُ لِبَعْضِ الْعَرَبِ، وَكَانَ لَهَا حِفْشٌ فِي الْمَسْجِدِ قَالَتْ فَكَانَتْ تَأْتِينَا فَتَحَدَّثُ عِنْدَنَا فَإِذَا فَرَغَتْ مِنْ حَدِيثِهَا قَالَتْ وَيَوْمُ الْوِشَاحِ مِنْ تَعَاجِيبِ رَبِّنَا أَلاَ إِنَّهُ مِنْ بَلْدَةِ الْكُفْرِ أَنْجَانِي فَلَمَّا أَكْثَرَتْ قَالَتْ لَهَا عَائِشَةُ وَمَا يَوْمُ الْوِشَاحِ قَالَتْ خَرَجَتْ جُوَيْرِيَةٌ لِبَعْضِ أَهْلِي، وَعَلَيْهَا وِشَاحٌ مِنْ أَدَمٍ فَسَقَطَ مِنْهَا، فَانْحَطَّتْ عَلَيْهِ الْحُدَيَّا وَهْىَ تَحْسِبُهُ لَحْمًا، فَأَخَذَتْ فَاتَّهَمُونِي بِهِ فَعَذَّبُونِي، حَتَّى بَلَغَ مِنْ أَمْرِي أَنَّهُمْ طَلَبُوا فِي قُبُلِي، فَبَيْنَا هُمْ حَوْلِي وَأَنَا فِي كَرْبِي إِذْ أَقْبَلَتِ الْحُدَيَّا حَتَّى وَازَتْ بِرُءُوسِنَا ثُمَّ أَلْقَتْهُ، فَأَخَذُوهُ فَقُلْتُ لَهُمْ هَذَا الَّذِي اتَّهَمْتُمُونِي بِهِ وَأَنَا مِنْهُ بَرِيئَةٌ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3835
Sahih-i Buhari 3836Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Dikkat edin, kim yemin edecek olursa Allah'tan başkası adına yemin etmesin. Çünkü Kureyş atalarının adına yemin ediyordu. (Nebi s.a.v.): Atalarınız adına yemin etmeyiniz, diye buyurdu

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ أَلاَ مَنْ كَانَ حَالِفًا فَلاَ يَحْلِفْ إِلاَّ بِاللَّهِ ‏"‏‏.‏ فَكَانَتْ قُرَيْشٌ تَحْلِفُ بِآبَائِهَا، فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَحْلِفُوا بِآبَائِكُمْ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3836
Sahih-i Buhari 3837Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdurrahman b. el-Kasım'dan rivayete göre Kasım cenazenin önünden yürür, cenaze dolayısıyla ayağa kalkmazdı. Aişe'nin de şöyle dediğini haber verirdi: "Cahiliye dönemi insanları cenaze dolayısıyla ayağa kalkarlar ve onu gördüklerinde: -İki defa- sen yakınların arasında ne idiysen, öyle olacaksın, derlerdi

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْقَاسِمِ، حَدَّثَهُ أَنَّ الْقَاسِمَ كَانَ يَمْشِي بَيْنَ يَدَىِ الْجَنَازَةِ وَلاَ يَقُومُ لَهَا، وَيُخْبِرُ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ كَانَ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ يَقُومُونَ لَهَا، يَقُولُونَ إِذَا رَأَوْهَا كُنْتِ فِي أَهْلِكِ مَا أَنْتِ‏.‏ مَرَّتَيْنِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3837
Sahih-i Buhari 3838Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Amr b. Meymun dedi ki: "Ömer r.a. dedi ki: Müşrikler güneş Sebir dağı üzerine doğmadıkça Cem'den (Müzdelife'den) ayrılmazlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara muhalefet ederek güneş doğmadan oradan ayrıldı

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ إِنَّ الْمُشْرِكِينَ كَانُوا لاَ يُفِيضُونَ مِنْ جَمْعٍ حَتَّى تَشْرُقَ الشَّمْسُ عَلَى ثَبِيرٍ، فَخَالَفَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَفَاضَ قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3838
Sahih-i Buhari 3839Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İkrime'den rivayete göre وكأسا دهاقا "ve ke'sen dihakan" buyruğunu, ardı arkasına gelen dopdolu (kaseler), diye açıklamıştır. [-3840-] "İbn Abbas da dedi ki: Ben babamı cahiliye döneminde: Bize dopdolu bir kase ver de içelim, derken dinlemişimdir

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ قُلْتُ لأَبِي أُسَامَةَ حَدَّثَكُمْ يَحْيَى بْنُ الْمُهَلَّبِ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، ‏{‏وَكَأْسًا دِهَاقًا‏}‏ قَالَ مَلأَى مُتَتَابِعَةً‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3839
Sahih-i Buhari 3840Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ve yine İkrime dedi ki: İbn Abbâs: Ben babam Abbâs'tan işittim, Câhiliyet devrinde hizmetçisine: "Bizi arka arkaya dolu kadehle sula" diyordu, demiştir

قَالَ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ سَمِعْتُ أَبِي يَقُولُ، فِي الْجَاهِلِيَّةِ اسْقِنَا كَأْسًا دِهَاقًا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3840
Sahih-i Buhari 3841Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre r.a. Nebi'in şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Bir şairin söylemiş olduğu en doğru söz, Lebid'in şu sözüdür: Dikkat edin, Allah'ın dışında her bir şey batıldır. Umeyye b. es-Salt da neredeyse Müslüman oluverecekti. " Bu Hadis Hadis 6147 ve 6489 numara ile gelecektir . Diğer tahric edenler: Tirmizi edeb; Müslim, Şiir

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَصْدَقُ كَلِمَةٍ قَالَهَا الشَّاعِرُ كَلِمَةُ لَبِيدٍ أَلاَ كُلُّ شَىْءٍ مَا خَلاَ اللَّهَ بَاطِلٌ وَكَادَ أُمَيَّةُ بْنُ أَبِي الصَّلْتِ أَنْ يُسْلِمَ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3841
Sahih-i Buhari 3842Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe r.anha dedi ki: "Ebu Bekir'in kendisine haraç getiren (kazandıklarını getirip teslim eden) bir kölesi vardı. O da onun gelirinden yerdi. Bir gün ona bir şeyler getirdi, Ebu Bekir de ondan yedi. Köle ona, bunun ne olduğunu biliyor musun, dedi. Ebu Bekir, nedir diye sordu. Kölesi, cahiliye döneminde bir kişiye kahinlik yapmış idim. Halbuki bu işi doğru dürüst bilen birisi de değildim. Ancak ben onu aldattım. O da bu işime karşılık bana (bunu) verdi. İşte senin o yediğin de ondandır, dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir elini (ağzına) soktu ve karnında ne varsa dışarı çıkardı

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ لأَبِي بَكْرٍ غُلاَمٌ يُخْرِجُ لَهُ الْخَرَاجَ، وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَأْكُلُ مِنْ خَرَاجِهِ، فَجَاءَ يَوْمًا بِشَىْءٍ فَأَكَلَ مِنْهُ أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ لَهُ الْغُلاَمُ تَدْرِي مَا هَذَا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ وَمَا هُوَ قَالَ كُنْتُ تَكَهَّنْتُ لإِنْسَانٍ فِي الْجَاهِلِيَّةِ وَمَا أُحْسِنُ الْكِهَانَةَ، إِلاَّ أَنِّي خَدَعْتُهُ، فَلَقِيَنِي فَأَعْطَانِي بِذَلِكَ، فَهَذَا الَّذِي أَكَلْتَ مِنْهُ‏.‏ فَأَدْخَلَ أَبُو بَكْرٍ يَدَهُ فَقَاءَ كُلَّ شَىْءٍ فِي بَطْنِهِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3842
Sahih-i Buhari 3843Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Ömer r.a. dedi ki: "Cahiliye dönemi insanları kesilmiş deve etini habelu'l-habeleye kadar vadeli olarak satadardı,." Dedi ki: "Habelu'l-habele dişi devenin, karnındaki yavruyu doğurduktan sonra o doğan yavrunun bir daha hamile kalması demektir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara bu işi yasakladı

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ يَتَبَايَعُونَ لُحُومَ الْجَزُورِ إِلَى حَبَلِ الْحَبَلَةِ، قَالَ وَحَبَلُ الْحَبَلَةِ أَنْ تُنْتَجَ النَّاقَةُ مَا فِي بَطْنِهَا، ثُمَّ تَحْمِلَ الَّتِي نُتِجَتْ، فَنَهَاهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3843
Sahih-i Buhari 3844Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ğaylan b. Cerir'den rivayete göre "Biz Enes b. Malik'in yanına gider, o da bize Ensara dair hadisler anlatırdı. Bana, senin kavmin de filan filan günü şunu şunu yaptı. Senin kavminde şu şu günü şunları şunları yaptı, derdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cahiliye günleri" yani Nebi saIlaIlahu aleyhi ve seIlem'in doğumu ile bi'seti (Nebi olarak gönderilmesi) arasında meydana gelen olaylar. Burada maksat budur. Çoğunlukla Nebiliğin verilmesinden önceki dönem hakkında kullanılır. Yüce Allah'ın, "Allah'a karşı cahiliye zannı gibi hakkın dışında bir zan besliyorlardı." [Al-i İmran,1S4] buyruğu ile, "İlk cahiliyenin ki gibi açılıp saçılarak salınıp yürümeyin." [Ahzab,33] buyrukları bu kabildendir. Bu başlıktaki hadislerin çoğu da böyledir. 3834- "Bu" yani konuşmayı terk etmek "helal değildir." el-İsmail1'nin de bir başka yoldan Ebu Bekir es-Sıddık'tan diye nakledilen rivayete göre kadın ona şöyle demiştir: "Cahiliye döneminde bizlerle senin kavmin arasında bir şer çıkmıştı. Bu sebeple Allah bizi bundan esenliğe çıkartacak olursa hac yapana kadar hiçbir kimseylekonuşmamaya dair yemin etmiştim. Bunun üzerine Ebu Bekir, şüphesiz İslam böyle bir şeyi yıkar, diye cevap verdi." Ebu Bekir radıyaIlahu anh'ın bu sözü, konuşmamak üzere yemin etmiş olan bir kimsenin konuşmasının müstehap olduğuna ve bundan dolayı keffaret yükümlülüğünün de bulunmadığına delil gösterilmiştir. Çünkü Ebu Bekir o kadına keffarette bulunmasını söylememiştir. Bunun kıyas edildiği bir mesele de şudur: Bir kimse konuşmamayı adayacak olursa onun bu adağı adak olmaz. Çünkü Ebu Bekir böyle bir işin helal olmayacağını, böyle bir şeyin cahiliye işlerinden olduğunu, İslamın bunu yıktığını açıkça ifade etmiş bulunmaktadır. Ebu Bekir de böyle bir şeyi ancak bir tevkife (Nebiden aldığı bir habere) bağlı olarak söyler. Dolayısıyla onun bu sözleri merfu' (hadis) hükmündedir. "Bu salih iş üzere ne kadar kalacağız?" Kastettiği, İslam dini ile onun kapsadığı adalet, söz birliği, mazluma yardım ve her bir şeyin yerli yerince konulması halidir. "Sizin imamlarınız (önderleriniz, yöneticileriniz)" Çünkü insanlar kendilerini yönetenlerin dinleri üzeredirler. Bu sebeple kim gerçek imamların gösterdiği yolun dışına çıkarsa kendisi de sapıtmış olur, başkasını da saptırmış olur. 3835- "Onun bir hifşi vardı." Hifş küçük ve dar ev demektir. Bu olaya dair açıklamalar daha önce Namaz bahsinde Mescidler ile ilgili başlıklarda açıklanmış bulunmaktadır.(439 numaralı hadiste) Bu olaya dair hadisin bu başlıkta yer alması, da cahiliye döneminin hem tiill uygulamalarında, hem de sözlerinde ne kadar kaba ve katı olduklarını ifade etmesi cihetiyledir. 3837- "Cahiliye dönemi insanları cenaze dolayısıyla ayağa kalkarlard!." Bu hadisin zahirinden anlaşıldığına göre Aişe radıyallahu an ha 'ya şariin (Nebi efendimizin) cenaze için ayağa kalkılması emri ulaşmamıştır. Bu sebeple o bu işin cahiliye döneminde yapılan işlerden olduğu ve İslamın da onlara muhalefet ilkesini getirdiği kanaatinde olmuş bulunmaktadır. Cenazeler bölümünde (1310 nolu hadiste) bu mesele ile ilgili ve bu hükmün nesh olup olmadığına dair görüş ayrılıklarını ortaya koyan açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Bunun nesh olduğu kabul edildiği takdirde acaba bu vücubun neshi midir ve geriye müstehap olarak kalmış mıdır, kalmamış mıdır yoksa mutlak olarak cevaz mı neshedilmiştir? Şafiı alimlerinden bazıları sonuncusunu tercih etmiş ve Şafi\1erin çoğunluğu bunun mekruh olduğu kanaatini benimsemiştir. el-Mehamili ise bu konuda ittifak olduğunu dahi iddia etmiştir. Fakat el-Mütevelli muhalefet ederek müstehaptır demiş, Nevevı de bunu tercih ederek şunları söylemiştir: Bu Aişe'nin ashab-ı kiram ile ilgili onlardan farklı olarak dile getirdiği hükümler arasındadır. Fakat bu hususta ashab-ı kiram'ın görüşü daha bir tercihe şayandır. 3841-'''Şairin söylediği en doğru söz" ile kast edilen şairin "Allah'ın dışındaki. .. " ifcidesidir. Yani onun zati sıfatlarının rahmeti, azabı ve benzeri fiili sıfatların dışındaki her şey batıldır. Bundan dolayı (Allah Resulü) cenneti ve cehennemi sözkonusu etmiştir. Yahut da beyitte "batıl oluş"tan kasıt yok oluştur, fani oluştur. Bozukluk ve fesad değildir. Çünkü Allah'ın dışındaki her bir varlığın zatı dolayısıyla fani olduğu aşikardır. Hatta cennet ve cehennem için bile bu sözkonusudur. Fakat onlar yüce Allah'ın onları baki kılması ile ve cennet ile cehennem ehli hakkında devamlılığı yaratması suretiyle baki kalırlar. "el-Hak" hakikat anlamı ile hakkında zevalin caiz olmadığı, düşünülemediği şeydir. Nebi efendimizin, "Sen el-haksın, sözün el-haktır, vaadin el-haktır" derken başlarına elif lam getirip, bunların dışındakileri sözkonusu ederken elif, lam'ı getirmeyişindeki sır da muhtemelen budur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 3842- "Ona haraç verirdi." Yani kazandıklarını getirip, teslim ederdi. Haraç efendinin kölesinin kazancından getirip teslim etmek üzere tespit ettiği miktara denilir. "Bana onun karşılığında bunu verdi." Yani benim onun için kahinlik yapmam karşılığında bunu verdi. İbnu't-Tın der ki: Ebu Bekir'in kendisini kusturması böyle bir şeyden büsbütün sakınmak, korunmak içindir. Çünkü cahiliye döneminde yapılanların vebali kaldırılmıştır. Eğer böyle bir iş İslam geldikten sonra olmuş olsaydı yediğinin mislini ya da kıymetini tazminat olarak vermesi gerekirdi. Sa'dece kusması da yetmezdi. İbnu't-Tın şöyle demiştir: Fakat görüldüğü kadarıyla Ebu Bekir r.a.'ın kendisini kusturmasının sebebi, kahinin kehaneti karşılığında aldığı ücretin yenilmesini yasaklayan hükmü sabit görmüş olmasındandır. Kahin ise şer'i bir delile dayanmaksızın yakında meydana gelecek şeyleri haber veren kimsedir. Bu cahiliye döneminde, özellikle de Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in Nebiliğinden önce oldukça çoğalmıştı. 3843- (Numaralı hadis) İbn Ömer'in gebe kalmış dişi devenin gebeliği ile ilgili hadisi rivayet ettiği olup buna dair yeterli açıklamalar daha önce Alışverişler (Buyur) bölümünde geçmiş bulunmaktadır.(2143 numaralı hadis) Burada zikredilmesinden maksat ise onların cahiliye döneminde bu şekilde alışveriş yapıyor olmaları idi

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا مَهْدِيٌّ، قَالَ غَيْلاَنُ بْنُ جَرِيرٍ كُنَّا نَأْتِي أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ فَيُحَدِّثُنَا عَنِ الأَنْصَارِ،، وَكَانَ، يَقُولُ لِي فَعَلَ قَوْمُكَ كَذَا وَكَذَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا، وَفَعَلَ قَوْمُكَ كَذَا وَكَذَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3844
Sahih-i Buhari 3845Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Şüphesiz cahiliye dönemindeki ilk kasame şüphesiz bizim aramızda, yani Haşim oğulları arasında görülmüştür. Haşim oğullarından bir adamı, Kureyş'in bir başka boyundan, bir başkası ücretle tutmuştu. Onunla birlikte develeriyle beraber yola koyuldu. Ücretli tuttuğu o işçinin yanından, heybelerinin bağları kopmuş Haşimoğullarından bir başka adam geçti. Heybelerini bağlayabileceğim bir ip getirerek yardıma koş ki develer ürküp kaçmasın, dedi. Ona bir ip verdi, o da heybelerini onunla bağladı. Bir yere inip konakladıklarında bir deve dışında bütyn develer kazığa bağlandı. Onu ücretle tutan kişi, bütün develer arasında şu kazığa bağlanmayan devenin durumu neden böyle, diye sordu. İşçi, onun yuları yok, dedi. Adam, yuları nerde diye sorunca, işçi, onu attı, diye cevap verdi. O (ücretle onu tutan kişi) da ecelinin gelmesine sebep teşkil eden bir sopa ile ona vurdu. Yemenlilerden bir adam yanından geçti. Hac mevsiminde bulunacak mısın, diye sordu. Yemenli, her zaman bulunmam ama bulunduğum da olur, dedi. Adam, peki herhangi bir zamanda benden bir mesaj ulaştırabilir misin, diye sordu. Yemenli, olur dedi. (İbn Abbas) dedi ki: Sen hac mevsiminde bulunduğun takdirde, ey KureyşIiler diye seslen. Sana cevap verdikleri vakit sen de, Ey Haşim oğulları hanedanı diye seslen. Sana karşılık verirlerse, Ebu Talib'i sor ve ona şunu haber ver: Filan kişi beni bir deve yuları dolayısıyla öldürdü. Daha sonra ücretle kiralanan kişi öldü. Onu ücretle tutan kişi (Mekke'ye) gelince Ebu Talib onun yanına giderek, bizim arkadaşımız ne yaptı, diye sordu. O kişi, Sizin adamınız hastalandı, ben de ona güzel bir şekilde baktım. Sonra da kendim onu defnettim, dedi. (Ebu Talib): Sana da böyle yapmak yakışırdı, dedi. Bir süre böylece geçti. Daha sonra kendisine bu vasiyeti kendi adına bildirmesini söylediği kişi hacca geldi. Ey Kureyşliler, diye seslendi. Kureyşliler bizleriz, dediler. Ey Haşim oğulları dedi. Haşim oğulları bizleriz, dediler. Ebu Talib nerede diye sordu. İşte bu Ebu Talib'tir, dediler. Ona dedi ki: Filan kişi bana sana şu haberi bildirmemi emretti, Filan kişi onu bir deve yuları dolayısıyla öldürdü. Ebu Talib o adamın yanına giderek ona, bizden şu üç şeyden birisini seçerek kabul et, dedi. Dilersen yüz deve ödersin. Çünkü bizim arkadaşımızı öldürdün. Dilersen senin kavminden elli kişi onu öldürmediğine dair yemin etsinler. Eğer bunları kabul etmeyecek olursan biz de adamımıza karşılık olarak seni öldürürüz. O kişi kavminin yanına gitti, kavmi yemin ederiz dediler. Onun (Ebu Talib'in) yanına o kavimden bir adamın nikahı altında olup, ondan da çocuğu doğmuş bulunan Haşim oğullarından bir kadın gelerek, ey Ebu Talib dedi. Benim bu oğlumu yemin etmesini istediğin elli adamın dışında tutmanı ve kat'i olarak yemin edilen yerde onu yemin etmekle yükümlü tutmamanı diliyorum. Ebu TaIib onun istediğini yaptı. Onlardan bir adam gelerek: Ey Ebu Talib, yüz deveye karşılık elli adamın yemin etmesini istedin. Buna göre her bir adama iki deve isabet eder. İşte sana iki deve. Benden bunları kabul et ve kesin olarak yeminlerin yapıldığı yerde yemin etmekten beni muaf tut, dedi. Ebu Talib bu iki deveyi de kabul etti. Diğer kırk sekiz kişi gelip yemin ettiler." İbn Abbas dedi ki: "Nefsim elinde olan (Allah)'a yemin ederim ki bir sene bu olayın üzerinden geçmeden o kırk sekiz kişiden gözünü kırpan tek kişi kalmamıştı

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا قَطَنٌ أَبُو الْهَيْثَمِ، حَدَّثَنَا أَبُو يَزِيدَ الْمَدَنِيُّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ إِنَّ أَوَّلَ قَسَامَةٍ كَانَتْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ لَفِينَا بَنِي هَاشِمٍ، كَانَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ اسْتَأْجَرَهُ رَجُلٌ مِنْ قُرَيْشٍ مِنْ فَخِذٍ أُخْرَى، فَانْطَلَقَ مَعَهُ فِي إِبِلِهِ، فَمَرَّ رَجُلٌ بِهِ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ قَدِ انْقَطَعَتْ عُرْوَةُ جُوَالِقِهِ فَقَالَ أَغِثْنِي بِعِقَالٍ أَشُدُّ بِهِ عُرْوَةَ جُوَالِقِي، لاَ تَنْفِرُ الإِبِلُ‏.‏ فَأَعْطَاهُ عِقَالاً، فَشَدَّ بِهِ عُرْوَةَ جُوَالِقِهِ، فَلَمَّا نَزَلُوا عُقِلَتِ الإِبِلُ إِلاَّ بَعِيرًا وَاحِدًا، فَقَالَ الَّذِي اسْتَأْجَرَهُ مَا شَأْنُ هَذَا الْبَعِيرِ لَمْ يُعْقَلْ مِنْ بَيْنِ الإِبِلِ قَالَ لَيْسَ لَهُ عِقَالٌ‏.‏ قَالَ فَأَيْنَ عِقَالُهُ قَالَ فَحَذَفَهُ بِعَصًا كَانَ فِيهَا أَجَلُهُ، فَمَرَّ بِهِ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ، فَقَالَ أَتَشْهَدُ الْمَوْسِمَ قَالَ مَا أَشْهَدُ، وَرُبَّمَا شَهِدْتُهُ‏.‏ قَالَ هَلْ أَنْتَ مُبْلِغٌ عَنِّي رِسَالَةً مَرَّةً مِنَ الدَّهْرِ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَكُنْتَ إِذَا أَنْتَ شَهِدْتَ الْمَوْسِمَ فَنَادِ يَا آلَ قُرَيْشٍ‏.‏ فَإِذَا أَجَابُوكَ، فَنَادِ يَا آلَ بَنِي هَاشِمٍ‏.‏ فَإِنْ أَجَابُوكَ فَسَلْ عَنْ أَبِي طَالِبٍ، فَأَخْبِرْهُ أَنَّ فُلاَنًا قَتَلَنِي فِي عِقَالٍ، وَمَاتَ الْمُسْتَأْجَرُ، فَلَمَّا قَدِمَ الَّذِي اسْتَأْجَرَهُ أَتَاهُ أَبُو طَالِبٍ فَقَالَ مَا فَعَلَ صَاحِبُنَا قَالَ مَرِضَ، فَأَحْسَنْتُ الْقِيَامَ عَلَيْهِ، فَوَلِيتُ دَفْنَهُ‏.‏ قَالَ قَدْ كَانَ أَهْلَ ذَاكَ مِنْكَ‏.‏ فَمَكُثَ حِينًا، ثُمَّ إِنَّ الرَّجُلَ الَّذِي أَوْصَى إِلَيْهِ أَنْ يُبْلِغَ عَنْهُ وَافَى الْمَوْسِمَ فَقَالَ يَا آلَ قُرَيْشٍ‏.‏ قَالُوا هَذِهِ قُرَيْشٌ‏.‏ قَالَ يَا آلَ بَنِي هَاشِمٍ‏.‏ قَالُوا هَذِهِ بَنُو هَاشِمٍ‏.‏ قَالَ أَيْنَ أَبُو طَالِبٍ قَالُوا هَذَا أَبُو طَالِبٍ‏.‏ قَالَ أَمَرَنِي فُلاَنٌ أَنْ أُبْلِغَكَ رِسَالَةً أَنَّ فُلاَنًا قَتَلَهُ فِي عِقَالٍ‏.‏ فَأَتَاهُ أَبُو طَالِبٍ فَقَالَ لَهُ اخْتَرْ مِنَّا إِحْدَى ثَلاَثٍ، إِنْ شِئْتَ أَنْ تُؤَدِّيَ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ، فَإِنَّكَ قَتَلْتَ صَاحِبَنَا، وَإِنْ شِئْتَ حَلَفَ خَمْسُونَ مِنْ قَوْمِكَ أَنَّكَ لَمْ تَقْتُلْهُ، فَإِنْ أَبَيْتَ قَتَلْنَاكَ بِهِ فَأَتَى قَوْمَهُ، فَقَالُوا نَحْلِفُ‏.‏ فَأَتَتْهُ امْرَأَةٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ كَانَتْ تَحْتَ رَجُلٍ مِنْهُمْ قَدْ وَلَدَتْ لَهُ‏.‏ فَقَالَتْ يَا أَبَا طَالِبٍ أُحِبُّ أَنْ تُجِيزَ ابْنِي هَذَا بِرَجُلٍ مِنَ الْخَمْسِينَ وَلاَ تَصْبُرْ يَمِينَهُ حَيْثُ تُصْبَرُ الأَيْمَانُ‏.‏ فَفَعَلَ فَأَتَاهُ رَجُلٌ مِنْهُمْ فَقَالَ يَا أَبَا طَالِبٍ، أَرَدْتَ خَمْسِينَ رَجُلاً أَنْ يَحْلِفُوا مَكَانَ مِائَةٍ مِنَ الإِبِلِ، يُصِيبُ كُلَّ رَجُلٍ بَعِيرَانِ، هَذَانِ بَعِيرَانِ فَاقْبَلْهُمَا عَنِّي وَلاَ تَصْبُرْ يَمِينِي حَيْثُ تُصْبِرُ الأَيْمَانُ‏.‏ فَقَبِلَهُمَا، وَجَاءَ ثَمَانِيةٌ وَأَرْبَعُونَ فَحَلَفُوا‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، مَا حَالَ الْحَوْلُ وَمِنَ الثَّمَانِيَةِ وَأَرْبَعِينَ عَيْنٌ تَطْرِفُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3845
Sahih-i Buhari 3846Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe r.anha dedi ki: "Buas günü Allah'ın, Resulünün lehine önceden olmasını takdir ettiği bir gündür. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Medine'ye) geldiğinde onların ileri gelenleri dağılmış bulunuyordu. Önder olanları ölmüş ve yaralanmış idiler. İşte bu, Allah'ın, Resulünün Sallallahu Aleyhi ve Sellem lehine onların İslama girmeleri için önceden meydana gelmesini takdir ettiği bir olaydır

حَدَّثَنِي عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ يَوْمُ بُعَاثٍ يَوْمًا قَدَّمَهُ اللَّهُ لِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم، فَقَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدِ افْتَرَقَ مَلَؤُهُمْ، وَقُتِّلَتْ سَرَوَاتُهُمْ وَجُرِّحُوا، قَدَّمَهُ اللَّهُ لِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فِي دُخُولِهِمْ فِي الإِسْلاَمِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3846
Sahih-i Buhari 3847Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Abbas r.a.'dan: "Safa ile Merve arasındaki vadinin iç tarafında sa'y etmek sünnet değildir. Cahiliye dönemi insanları burada sa'y ederler ve bizler Batha denilen yeri ancak hızlıca koşarak geçeriz, derlerdL

وَقَالَ ابْنُ وَهْبٍ أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ الأَشَجِّ، أَنَّ كُرَيْبًا، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ حَدَّثَهُ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَيْسَ السَّعْىُ بِبَطْنِ الْوَادِي بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ سُنَّةً، إِنَّمَا كَانَ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ يَسْعَوْنَهَا وَيَقُولُونَ لاَ نُجِيزُ الْبَطْحَاءَ إِلاَّ شَدًّا
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3847
Sahih-i Buhari 3848Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Ey insanlar! Söyleyeceklerime kulak veriniz. Sizler de ne diyecekseniz bana duyurunuz. (Böyle yapmadan) gidip de İbn Abbas şöyle dedi demeyiniz." İbn Abbas dedi ki: "Kim Beyt'i tavaf ederse Hicr'in arkasından tavaf etsin. Ona el-Hatim demeyiniz. Çünkü cahiliye döneminde bir kimse yemin eder, sonra da (oraya) kamçısını, ayakkabısını ya da yayını atard

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، أَخْبَرَنَا مُطَرِّفٌ، سَمِعْتُ أَبَا السَّفَرِ، يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ يَا أَيُّهَا النَّاسُ، اسْمَعُوا مِنِّي مَا أَقُولُ لَكُمْ، وَأَسْمِعُونِي مَا تَقُولُونَ، وَلاَ تَذْهَبُوا فَتَقُولُوا قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ، قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ مَنْ طَافَ بِالْبَيْتِ فَلْيَطُفْ مِنْ وَرَاءِ الْحِجْرِ، وَلاَ تَقُولُوا الْحَطِيمُ، فَإِنَّ الرَّجُلَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ كَانَ يَحْلِفُ فَيُلْقِي سَوْطَهُ أَوْ نَعْلَهُ أَوْ قَوْسَهُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3848
Sahih-i Buhari 3849Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Amr b. Meymun dedi ki: "Cahiliye döneminde zina etmiş maymunlar etrafında toplanıp da zina edenleri recmeden maymunlar görmüştüm. Ben de onlarla birlikte o zina eden maymunları recm ettim

حَدَّثَنَا نُعَيْمُ بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ رَأَيْتُ فِي الْجَاهِلِيَّةِ قِرْدَةً اجْتَمَعَ عَلَيْهَا قِرَدَةٌ قَدْ زَنَتْ، فَرَجَمُوهَا فَرَجَمْتُهَا مَعَهُمْ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3849
Sahih-i Buhari 3850Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Bazı•hasletler vardır ki, cahiliye dönemi hasletlerindendir: Neseblere dil uzatmak, ölüler için ağıt yakmak. (Senetteki ravilerden Ubeydullah) üçüncüsünü unuttu. (Yine senetteki ravilerden) Süfyan dedi ki: Derler ki, o, yıldızların konakları vasıtası ile yağmur dilemektir." Fethu'l-Bari Açıklaması: 3845- "İlk kasame" ilk yemin demektir. Şer'i bir terim olarak, Öldürme itharnı esnasında o itharnı kabul veya nefyetmek amacıyla muayyen bir şekilde yemin etmektir. Bunun yemin edenlere yeminlerin taksim edilmesinden alınmış bir lafız olduğu da söylenmiştir. İleride diyetler bölümünde (6899 numaralı hadiste) yüce Allah'ın izniyle hükmü ile ilgili görüş ayrılığı açıklanacaktır. "Haşim oğullarından bir adam." Bu, Amr b. A1kame b. el-Muttalib b. Abdi Menartır. Sanki İbn Abbas bu rivayeti Haşim oğulları ile Muttalib oğulları arasındaki sevgi, kardeşlik ve yardımlaşma dolayısıyla mecazi olarak Haşim oğullarına nispet etmiş gibidir. "Yanından" işçi tutulanın yanından"geçti." "Heybelerinin bağı" heybe deriden ve' elbiseden yapılmış olan kaba denilir. Bağ denilen şey de iptir. "Ecelinin gelmesine sebep olan" yani onun ölümü neticesini veren, "öldü" ifadesi daha sonraki ifadelerin deliliyle ölüm kertesine geldi, demektir. "Son nefeslerini vermeden önce Yemen halkından bit adam onun yanından geçti." * * * "Öldü" ifadesi ve ondan sonraki "Son nefeslerini vermeden önce" ifadesi Buhari'nin nüshalannda bulunmamaktadır. (Fethu'l-Bari baskısındaki dipnottan, VII, 193) * * * "Mevsimde" yani hac mevsiminde "bulunacak mısın?" "Bir yular dolayısıyla beni öldürdü." Bir yuları bahane ederek beni öldürdü. "Onun yanına Haşim oğullarından bir kadıngeldi." Bu kadın da öldürülenin kızkardeşi Alkame'nin kızı Zeyneb'tir. "Yeminlerin kesin olarak yapıldığı yer" olan Rükün ile Makam arasıdır. "Nefsim elinde olana yemin ederim." İbnu't-Tın der ki: Görüldüğü kadarıyla bu olayı İbn Abbas'a doğru söylediklerinden kesin olarak emin olduğu bir topluluk haber vermiştir. Bu sebeple buna dair yemin edebiimiştir. Derim ki: Şunu demek istiyor, bu Kasame (yemin) sırasında henüz doğmamıştı. Ona bunu haber verenin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olma ihtimali de vardır. Bu hadisin Sahih-i Buhari'nin kapsamına girmesi bakımından bu daha mümkün görünmektedir. "Sene geçmeden" yani yemin ettikleri günden itibaren bir sene bitmeden. 3846- "Buas günü." Buna dair açıklamalar Ensarın Menkıbeleri başlığının girişinde (2777 nolu Hadis'te) ve tercih edilen görüşe göre nübuvvetin verilişinden önce olduğuna dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. 3848- "Ey insanlar, size söyleyeceklerim e kulak veriniz ve siz de sözünüzü bana işittiriniz." Yani sizin söylediğimi bellediğinizi bileyim diye sözümü bana tekrar ediniz. Sanki maksadını anlayamayıp, ondan söylediğinden farklı bir şey haber vereceklerinden çekinmiş gibidir. Bu sebeple şöyle demiş gibidir: Benden sağlam ve iyi bir şekilde bellemek üzere sözümü dinleyiniz ve it ıice bellemeden İbn Abbas dedi, demeye kalkışmayınız. 3849- "Cahiliye döneminde ... maymunlar gördüm." el-İsmail! bu kıssayı bir başka yoldan İsa b. Hittan yoluyla Amr b. Meymun'dan nispeten daha uzun bir şekilde zikretmiş bulunmaktadır. Amr b. Meymun dedi ki: "Yemen'de yakınlarıma ait koyunlar ile birlikte idim. Yüksekçe bir tepede bulunuyordum. Bir maymun bir başka maymun ile birlikte geldi. Onun eli üzerine yattı. Ondan daha küçük bir maymun geldi, o dişi maymuna işaret etti. Dişi maymun elini ilk maymunun altından yavaşça çekti ve onun arkasından gitti. Gözümün önünde onunla ilişki kurdu. Daha sonra geri döndü, yavaşça elini birinci maymunun yanağı altına sokmaya başlayınca dehşetle uyanıverdi. Onu koklayınca bağırdı. Diğer maymu nlar gelip toplandı. Yine bağırmaya devam ederek eliyle o dişi maymunu işaret etmeye başladı. Maymunlar sağa sola gidip geldi. O benim tanıdığım maymunu getirdiler. Her ikisine bir çukur kazdılar ve iki maymunu da recm ettiler. Andolsun ben Adem oğullarından olmayanlar arasında recmi görmüş oldum." İbnu't-Tin der ki: Belki de bunlar daha önce mesh olmuşların soyundan gelmiş ve bu hüküm de aralarında devam etmiş olabilir. Daha sonra da: Mesh olanların nesli devam etmez, demektedir. Derim ki: Mutemet olan görüş budur. Çünkü Müslim'in Sahih'inde sabit olduğuna göre: "Mesh olanların nesli yoktur." Yine Müslim'de İbn Mes'ud tarafından merfu olarak rivayet edilmiş hadiste şöyle denilmektedir: "Allah, helak etmiş olduğu hiçbir kavmin nesiini devam ettirmemiştir." 3850- "Cahiliye dönemi hasletlerinden: Neseplere dil uzatmak" yani bazı kimselerin diğer bazılarının nesebine bilgisizce dil uzatmaları. Ölülere "ağıt yakmak." "Derler ki: O yıldızların konaklamaları vasıtasıyla yağmur dilemektir." Yani onlar bu yıldızın doğuşu sebebiyle bize yağmur yağdırıldı, derler. İstiska bölümünde buna dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ خِلاَلٌ مِنْ خِلاَلِ الْجَاهِلِيَّةِ الطَّعْنُ فِي الأَنْسَابِ وَالنِّيَاحَةُ، وَنَسِيَ الثَّالِثَةَ، قَالَ سُفْيَانُ وَيَقُولُونَ إِنَّهَا الاِسْتِسْقَاءُ بِالأَنْوَاءِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 26, Hadis no. 3850
BÂB (27)

بَاب: مَبْعَثِ النَّبِيِّ ﷺ

Sahih-i Buhari 3851Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Abbas r.a. dedi ki: Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e O kırk yaşında iken (vahiy) indirildi. Mekke'de on-üç yıl kaldı. Sonra ona hicret etmesi emri verildi. Medine'ye hicret etti. Orada da on yıl kaldıktan sonra vefat etti sallal .. l€ıhu aleyhi ve sellem" Bu Hadis 3902, 3903, 4465, 4979 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'in bi'seti" (başlıktaki şekliyle) el-meb'as: ba's'ten gelmektedir. Asıl anlamıyla harekete getirmek demektir. Herhangi bir işe yönlendirmek için dekullanılır. "Muhammed" Beyhaki'nin Oelailu'n-Nubuwe adlı eserinde mürsel bir senetle zikrettiğine göre "Abdulmuttalib, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğunca onun için bir ziyafet hazırladı. Misafirler yemeklerini yedikten sonra "adını ne koydun" diye sordular. O da:' Muhammed diye cevap verdi. Niçin onun akrabalarından (atalarından) birisinin herhangi bir ismini verrrJ€din, diye sordular. Semada Allah'ın, yeryüzünde de onun yarattıklarının ondan hamd ile (övgüyle) söz etmesini istedim, çiiye cevap verdi. "B. Abdullah." Babasının adının Abdullah olduğu hususunda görüş ayrılığı yoktur. Ancak ne zaman öldüğü hususunda ihtilaf vardır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğmadan önce öldüğü söylendiği gibi, doğduktan sonra öldüğü' de söylenmiştir. Ancak birincisi daha sağlam bir görüştür. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in babası(nın doğumundan sonra öldüğünü söyleyenler} de Nebiin yaşı hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Tercih edilen görüş bir yaşından küçük olduğudur. "B. Abdulmuttalib." Adının cumhura göre Şeybetu'l-Hamd olduğu belirtilmiştir. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kırk yaşında iken vahiy indirildi." İşte bu başlıkta bu hadisten maksat budur. Bu hususta ittifak hasıl olmuştur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nitelikleri ile ilgili başlıkta Enes'in rivayet ettiği: "Kırk yaşına bastığında ona Nebilik verildi" hadisi geçmiş bulunmaktadır. Bed'u'l-vahy bahsinde de ona vahyin Ramazan ayında indirildiği belirtilmiştir. Sahih ve meşhur olan görüşe göre o Rebiulevvel ayında doğmuştur. Bu durumda ona vahiy indirildiği sırada kırkbuçuk yaşında idi, demektir

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أُنْزِلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ ابْنُ أَرْبَعِينَ، فَمَكَثَ ثَلاَثَ عَشْرَةَ سَنَةً، ثُمَّ أُمِرَ بِالْهِجْرَةِ، فَهَاجَرَ إِلَى الْمَدِينَةِ، فَمَكَثَ بِهَا عَشْرَ سِنِينَ، ثُمَّ تُوُفِّيَ صلى الله عليه وسلم‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 27, Hadis no. 3851
BÂB (28)

بَاب: مَا لَقِيَ النَّبِيُّ ﷺ وَأَصْحَابُهُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ بِمكَّةَ

Sahih-i Buhari 3852Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Habbab dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'nin gölgesinde bulunuyorken bir burdeyi yastık edinip ona yaslanmışken yanına vardım. Ey Allah'ın Resulü dedim. Bizim için Allah'a dua etmez misin? Yüzü kızarmış olduğu halde oturdu ve dedi ki: Sizden öncekiler andolsun demir taraklarla taranarak eti ya da damarları kemiklerinden ayrılırdı da bu dahi onu dininden geri döndürinezdi. Testere başının ortasına konulur, ikiye ayrılırdı. Bu da onu dininden geri çevirmezdi. Andolsun Allah bu dini tamamlayacaktır. Öyle ki bir suvari San'a'dan, Hadramevt'e kadar yol alacak da Allah'tan başkasından korkmayacaktır." (Ravilerden) Beyan: "Ve koyunları için kurttan ... " ibaresini eklemiştir

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا بَيَانٌ، وَإِسْمَاعِيلُ، قَالاَ سَمِعْنَا قَيْسًا، يَقُولُ سَمِعْتُ خَبَّابًا، يَقُولُ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ مُتَوَسِّدٌ بُرْدَةً، وَهْوَ فِي ظِلِّ الْكَعْبَةِ، وَقَدْ لَقِينَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ شِدَّةً فَقُلْتُ أَلاَ تَدْعُو اللَّهَ فَقَعَدَ وَهْوَ مُحْمَرٌّ وَجْهُهُ فَقَالَ ‏ "‏ لَقَدْ كَانَ مَنْ قَبْلَكُمْ لَيُمْشَطُ بِمِشَاطِ الْحَدِيدِ مَا دُونَ عِظَامِهِ مِنْ لَحْمٍ أَوْ عَصَبٍ مَا يَصْرِفُهُ ذَلِكَ عَنْ دِينِهِ، وَيُوضَعُ الْمِنْشَارُ عَلَى مَفْرِقِ رَأْسِهِ، فَيُشَقُّ بِاثْنَيْنِ، مَا يَصْرِفُهُ ذَلِكَ عَنْ دِينِهِ، وَلَيُتِمَّنَّ اللَّهُ هَذَا الأَمْرَ حَتَّى يَسِيرَ الرَّاكِبُ مِنْ صَنْعَاءَ إِلَى حَضْرَمَوْتَ مَا يَخَافُ إِلاَّ اللَّهَ ‏"‏‏.‏ زَادَ بَيَانٌ وَالذِّئْبَ عَلَى غَنَمِهِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 28, Hadis no. 3852
Sahih-i Buhari 3853Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necm (suresin)i okudu ve secde etti. Bir adam dışında, secde etmedik kimse kalmadı. Onun da bir avuç çakıl alarak (alnına doğru) kaldırdığını ve onun üzerine secde ettiğini gördü ve, bu kadarı bana yeter, dedi. Andolsun daha sonra onun Allah'ı inkar eden bir kafir olarak öldürülmüş gördüm

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه قَالَ قَرَأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم النَّجْمَ، فَسَجَدَ فَمَا بَقِيَ أَحَدٌ إِلاَّ سَجَدَ، إِلاَّ رَجُلٌ رَأَيْتُهُ أَخَذَ كَفًّا مِنْ حَصًا فَرَفَعَهُ فَسَجَدَ عَلَيْهِ وَقَالَ هَذَا يَكْفِينِي‏.‏ فَلَقَدْ رَأَيْتُهُ بَعْدُ قُتِلَ كَافِرًا بِاللَّهِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 28, Hadis no. 3853
Sahih-i Buhari 3854Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem etrafında Kureyş'ten bir takım kimseler bulunuyorken, secde halindeyken Ukbe b. Ebi Muayt doğum yapmış bir devenin eşini getirerek onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sırtına bıraktı. Allah Resulü başını kaldırmadı. Fatıma (aleyhesselam) gelip onu sırtından aldı ve bunu yapana beddua etti. Bunun üzerinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: Allah'ım, Kureyş'in ileri gelenlerini, Ebu Cehil b. Hişam'ı, Utbe b. Rabia'yı, Şeybe b. Rabia'yı ve Umeyye b. Halefi -yahut da Ubeyy b. Halefi şüphe eden ravilerden Şu'be'dir- sana havale ediyorum. Bedir günü onların öldürülmüş olduğunu gördüm. Umeyye b. Halef yahut Ubeyy (b. Halef) dışında hepsi bir kuyuya atılmışlardı. Umeyye -yahut Ubeyyise organları dağılmış olduğundan dolayı kuyuya atılmadı

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَاجِدٌ وَحَوْلَهُ نَاسٌ مِنْ قُرَيْشٍ جَاءَ عُقْبَةُ بْنُ أَبِي مُعَيْطٍ بِسَلَى جَزُورٍ، فَقَذَفَهُ عَلَى ظَهْرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَلَمْ يَرْفَعْ رَأْسَهُ فَجَاءَتْ فَاطِمَةُ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ فَأَخَذَتْهُ مِنْ ظَهْرِهِ، وَدَعَتْ عَلَى مَنْ صَنَعَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اللَّهُمَّ عَلَيْكَ الْمَلأَ مِنْ قُرَيْشٍ أَبَا جَهْلِ بْنَ هِشَامٍ، وَعُتْبَةَ بْنَ رَبِيعَةَ، وَشَيْبَةَ بْنَ رَبِيعَةَ، وَأُمَيَّةَ بْنَ خَلَفٍ ـ أَوْ أُبَىَّ بْنَ خَلَفٍ ‏"‏‏.‏ شُعْبَةُ الشَّاكُّ ـ فَرَأَيْتُهُمْ قُتِلُوا يَوْمَ بَدْرٍ، فَأُلْقُوا فِي بِئْرٍ غَيْرَ أُمَيَّةَ أَوْ أُبَىٍّ تَقَطَّعَتْ أَوْصَالُهُ، فَلَمْ يُلْقَ فِي الْبِئْرِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 28, Hadis no. 3854
Sahih-i Buhari 3855Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Said b. Cubeyr dedi ki: "Abdurrahman b. Ebza bana dedi ki: Abdullah b. Abbas'a şu iki ayetin durumunu bir sor: "Allah'ın haram kıldığı canı öldürmeyin . " [En'am, 151; İsra, 33] ayeti ile: "Kim kasten bir mu'mini öldürürse ... " [Nisa, 93] ayetini. Ben de İbn Abbas'a sordum. Dedi ki: Furkan suresindeki (68. ayet) nazil olunca Mekke müşrikleri, biz Allah'ın haram kıldığı canı öldürdük. Allah ile birlikte başka bir ilaha dua (ve ibadet) ettik, üstelik fuhşiyatı da işledik. Bunun üzerine yüce Allah: "Tövbe eden ve iman eden müstesna ... " [Furkan, 70] buyruğunu indirdi. İşte bu ayet onlar içindir. Nisa suresindeki (93.) ayet ise İslamı ve şer'i hükümlerini bildikten sonra öldüren kimse hakkındadır. İşte onun cezası cehennemdir. Ben bunu Mücahid'e naklettim de o: pişman olan müstesna dedi." Bu Hadis 4590,4762,4763,4764,4765,4766 numara ile gelecektir

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، أَوْ قَالَ حَدَّثَنِي الْحَكَمُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ أَمَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبْزَى قَالَ سَلِ ابْنَ عَبَّاسٍ عَنْ هَاتَيْنِ الآيَتَيْنِ، مَا أَمْرُهُمَا ‏{‏وَلاَ تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ ‏}‏ ‏{‏وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا‏}‏ فَسَأَلْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ فَقَالَ لَمَّا أُنْزِلَتِ الَّتِي فِي الْفُرْقَانِ قَالَ مُشْرِكُو أَهْلِ مَكَّةَ فَقَدْ قَتَلْنَا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ، وَدَعَوْنَا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ، وَقَدْ أَتَيْنَا الْفَوَاحِشَ‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏إِلاَّ مَنْ تَابَ وَآمَنَ‏}‏ الآيَةَ فَهَذِهِ لأُولَئِكَ وَأَمَّا الَّتِي فِي النِّسَاءِ الرَّجُلُ إِذَا عَرَفَ الإِسْلاَمَ وَشَرَائِعَهُ، ثُمَّ قَتَلَ فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ‏.‏ فَذَكَرْتُهُ لِمُجَاهِدٍ فَقَالَ إِلاَّ مَنْ نَدِمَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 28, Hadis no. 3855
Sahih-i Buhari 3856Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Urve b. Zubeyr'den dedi ki: Ben (Abdullah) b. Amr b. el-As'a sordum: Bana müşriklerin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yaptıkları en ağır işkencenin ne olduğunu haber ver, dedim. Dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'nin Hicr'inde namaz kılmakta iken Ukbe b. Ebi Muayt geldi ve elbisesini onun boynuna dolayıp, boğazını alabildiğine sıkt!. Ebu Bekir gelip, onu omzundan tutarak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üzerinden geri itti ve: Sizler bir adamı Rabbim Allah'tır diye öldürür müsünüz?" [Mu'min, 28] dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüzü" uykunun etkisinden dolayı "kızarmış olduğu halde oturdu." Kızgınlığından ötürü kızarmış olma ihtimali de v.ardır. İbnu't-TIn bunu kesin olarak ifade etmiştir. "Testere ... konulurdu." İbnu't-TIn der ki: Kendilerine bu işkencenin yapıldığı kimseler enbiya ya da onlara tabi olan kimseler idi. Ashab-ı kiram arasında da kendisine bu işkence yapıldığı takdirde sabredecek kimseler vardı. Daha sonra şunları söyler: Ashab-ı kiram'dan olsun, onların peşinden gidenler arasından ve onlardan sonra gelenlerden olsun Allah yolunda eziyet görüp de ruhsat olanı yapacak olsalar da kendileri için uygun bir iş olacak kimseler hala var olagelmiştir. "Andalsun Allah bu işi tamamlayacaktır." İş (emr)den kasıt, İslam'dır. 3855 numaralı İbn Abbas'tan gelen katilin tövbesi ile ilgili hadisin açıklaması ileride yüce Allah'ın izniyle en-Nisa suresinin tefsirinde gelecektir. Burada bundan maksat, müşriklerin Müslümanlara yaptıkları öldürme, işkence ve buna benzer işlerin (günahlarının) Müslüman olmaları halinde üzerlerinden kalkmış olacağına işaret etmektir. "Muhammed b. Amr, Ebu Selerne dedi ki: Bana Amr b. eı-As anlattı." Ebu Ya'la ve el-Bezzar sahih bir senedie Enes'in şöyle dediğini rivayet etmektedirler: "Bir keresinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i baygın düşünceye kadar dövdüler. Ebu Bekir ayağa kalkarak şöyle seslendi: Veyl olsun sizlere! Siz Rabbim Allah'tır dedi diye birisini öldürecek misiniz? Bunun üzerine onu bırakarak Ebu Bekir'in üzerine yürüdüler." Bu, sahabe mürsellerinden bir rivayettir. Bunu Ebu Ya'la hasen bir senedie uzunca, Ebu Bekir'in kızı Esma yoluyla gelen bir hadis olarak rivayet etmektedir: "Ona: Müşriklerin Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e yaptıklarını gördüğün en aşırı ve ağır işkence nedir?" diye sordular. Bundan sonra da az önce kaydettiğimiz İbn İshak'ın anlattığına yakın olarak hadisi zikretmektedir. Bu rivayette şu ifadeler de vardır: "Haberi Ebu Bekir'e ulaştıran kişi gelip dedi ki: Arkadaşını yetiş! (Esrna) dedi ki: Ebu Bekir yanımızdan -ki dört küçük örüğü de vardı-: Veyl size! Rabbim Allah'tır dedi diye bir adamı öldürür müsünüz diyerek çıktı. Nebii bırakıp, Ebu Bekir'in üzerine yürüdüler. Ebu Bekir yanımıza geri döndüğünde elini örüklerinden hangisine dokundurduysa (saçları) elinde kalıyordu." Ebu Bekir'in başından geçen bu olayın Ali yoluyla gelen bir şahidi de vardır. Bunu el-Bezzar, Muhammed b. Ali yoluyla rivayet etmiştir. O da babasından naklettiğine göre Ali irad ettiği hutbesinde dedi ki: "İnsanların en kahramanı kimdir? Sensin dediler. O dedi ki: Evet, kim benimle teke tek çarpıştıysa mutlaka ben ondan intikamımı almışımdır, fakat en kahraman kişi Ebu Bekir'dir. Andolsun ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i Kureyş'in yakalamış olduğunu gördüm. Birisi onu tekmeliyor, diğeri ona karşı dikiliyor ve ona: Sen bunca ilahı tek bir ilah kabul ediyorsun öyle mi, diyorlardı. Allah'a yemin ederim aramızdan Ebu Bekir dışında kimse (oraya) yaklaşamadı. Kimisine vuruyor, kimisini itiyor ve şöyle diyordu: Veyl olsun size! Rabbim Allah'tır dedi diye bir adamı öldürecek misiniz? Daha sonra Ali ağladı, sonra şöyle devam etti: Allah adına size soruyorum. Firavun hanedanından iman eden kişi mi daha faziletlidir yoksa Ebu Bekir mi? Herkes sustu, sonra Ali dedi ki: Allah'a yemin ederim Ebu Bekir'in bir anı dahi ondan daha hayırlıdır. Çünkü o imanını gizleyen bir adamdı, bu (Ebu Bekir) ise imanını açıkça ilan ediyordu

حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنِي الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ أَخْبِرْنِي بِأَشَدِّ، شَىْءٍ صَنَعَهُ الْمُشْرِكُونَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِي حِجْرِ الْكَعْبَةِ إِذْ أَقْبَلَ عُقْبَةُ بْنُ أَبِي مُعَيْطٍ، فَوَضَعَ ثَوْبَهُ فِي عُنُقِهِ فَخَنَقَهُ خَنْقًا شَدِيدًا، فَأَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ حَتَّى أَخَذَ بِمَنْكِبِهِ وَدَفَعَهُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏{‏أَتَقْتُلُونَ رَجُلاً أَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ‏}‏ الآيَةَ‏.‏ تَابَعَهُ ابْنُ إِسْحَاقَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ عُرْوَةَ عَنْ عُرْوَةَ، قُلْتُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو‏.‏ وَقَالَ عَبْدَةُ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ قِيلَ لِعَمْرِو بْنِ الْعَاصِ‏.‏ وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو عَنْ أَبِي سَلَمَةَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ الْعَاصِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 28, Hadis no. 3856
BÂB (29)

بَاب: إِسْلَامُ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ ﵁

Sahih-i Buhari 3857Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ammar b. Yasir dedi ki: "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i beraberinde beş köle, iki kadın ve Ebu Bekir'den başka kimse olmadığı halde görmüşümdür." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu Bekir es-Sıddık r.a.'ın Müslüman olması" Bu başlık altında Ammar'ın hadisini zikretmektedir. Buna dair açıklama daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Bu hadiste Ebu Bekir r.a.'ın erken dönemde Müslüman olduğuna delil vardır. Çünkü Ammar, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber onun dışında erkeklerden bir kimseyi gördüğünü söylememiştir. Cumhur da Ebu Bekir'in ilk Müslüman erkek olduğunu ittifakla kabul etmiştir. İbn İshak'ın belirttiğine göre, Ebu Bekir Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e pek yakında Nebilik verileceğinden çok emin idi. Buna sebep ise buna dair işitip gördüğü delillerdi. Bundan dolayı Allah Resulü onu İslamı kabul etmeye davet edince, ilk anda elini çabuk tutarak onu tasdike koşmuştur. 31. SAID B. EBİ VAKKAS R.A.'IN MÜSLÜMAN OLMASI

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حَمَّادٍ الآمُلِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ مَعِينٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُجَالِدٍ، عَنْ بَيَانٍ، عَنْ وَبَرَةَ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ قَالَ عَمَّارُ بْنُ يَاسِرٍ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَا مَعَهُ إِلاَّ خَمْسَةُ أَعْبُدٍ وَامْرَأَتَانِ، وَأَبُو بَكْرٍ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 29, Hadis no. 3857
BÂB (30)

بَاب: إِسْلَامُ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ ﵁

Sahih-i Buhari 3858Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Said b. el-Müseyyeb dedi ki: Ben Ebu İshak Sa'd b. Ebi Vakkas'ı şöyle derken dinledim: "İslama girdiğim günde hiç kimse müslüman olmadı. Andolsun yedi gün boyunca ben İslamın üçte biri olarak kaldım." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sa'd'ın Müslüman olması" Burada Sa'd'ın rivayet ettiği hadisi zikretmektedir. Bunun yeterli açıklaması onun menkıbeleri ile ilgili başlıkta geçmiş bulunmaktadır. Bu hadisin bir önceki başlıktaki ile ilişkisi ve ikisinin ortak noktası, her birisinde sözü edilen kişinin İslama özelolarak önce girmiş olmasını gerektirmesidir. Fakat bu husus o kişinin bu konuda sahip olduğu bilgiye göre yorumlanmıştır. Yoksa Bilal ve Sa'd'den önce Hatice, Sa'd b. Harise, Ali b. Ebi Talib ve başkaları Müslüman olmuştur. (Muhtasar olmayan Fethu'l-Bari'de de böyle)

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هَاشِمٌ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا إِسْحَاقَ، سَعْدَ بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ يَقُولُ مَا أَسْلَمَ أَحَدٌ إِلاَّ فِي الْيَوْمِ الَّذِي أَسْلَمْتُ فِيهِ، وَلَقَدْ مَكَثْتُ سَبْعَةَ أَيَّامٍ وَإِنِّي لَثُلُثُ الإِسْلاَمِ
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 30, Hadis no. 3858
BÂB (31)

بَاب: ذِكْرُ الْجِنِّ

Sahih-i Buhari 3859Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ma'n b. Abdurrahman dedi ki: Babamı şöyle derken dinledim: "Ben Mesruk'a, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Kur'an'ı dinledikleri gece cinleri kim haber verdi, diye sordum. O dedi ki: Bana senin babanın --yani Abdullah'ın-- anlattığına göre onların gelişini bir ağaç haber verdL

حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، عَنْ مَعْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، سَأَلْتُ مَسْرُوقًا مَنْ آذَنَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بِالْجِنِّ لَيْلَةَ اسْتَمَعُوا الْقُرْآنَ‏.‏ فَقَالَ حَدَّثَنِي أَبُوكَ ـ يَعْنِي عَبْدَ اللَّهِ ـ أَنَّهُ آذَنَتْ بِهِمْ شَجَرَةٌ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 31, Hadis no. 3859
Sahih-i Buhari 3860Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayte göre; "O, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte iken, abdesti ve ihtiyacını karşılamak için bir su matarası taşıyordu. Bir seferinde beraberinde bu matara ile birlikte onun arkasından giderken, bu kimdir diye sordu. Ben Ebu Hureyre'yim dedi. Ban'a kendileri ile temizlenmek üzere birkaç taş bul, fakat bana kemik ve hayvan pisliği getirme, buyurdu. Ona elbisemin ucuna koyarak taşıdığım birkaç taş götürüp yanına bıraktım. Sonra uzaklaştım. Nihayet işini bitirince onunla beraber yürüdüm, Acaba kemiğin ve hayvan pisliğinin durumu nedir? Diye sordum. Şöyle buyurdu: Bu ikisi cinlerin yiyeceklerindendir. Bana Nasibin cinlerinden --ki onlar ne iyi cinlerdir-- bir heyet geldi ve benden azık istediler, Bunun üzerine ben de onlar için Allah'a, nerede bir kemik ve bir pislik bulurlarsa mutlaka üzerinde yiyecek bir şeyler bulmalan için dua ettim," Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cinlere dair" yaratmanın başlangıcı (Bed'u'l-halk) bölümünün baş taraflanhda cinler ile ilgili, tekrara ihtiyaç bırakmayacak açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. "Ma'n b. Abdurrahman" b. Abdullah b. Mes'ud'dur, "Bana Nasıbın cinlerinin heyeti geldi." Nasıbın, el-Cezire (bölgesin)de meşhur bir beldedir

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَدِّي، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه أَنَّهُ كَانَ يَحْمِلُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِدَاوَةً لِوَضُوئِهِ وَحَاجَتِهِ، فَبَيْنَمَا هُوَ يَتْبَعُهُ بِهَا فَقَالَ ‏"‏ مَنْ هَذَا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ ابْغِنِي أَحْجَارًا أَسْتَنْفِضْ بِهَا، وَلاَ تَأْتِنِي بِعَظْمٍ وَلاَ بِرَوْثَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَتَيْتُهُ بِأَحْجَارٍ أَحْمِلُهَا فِي طَرَفِ ثَوْبِي حَتَّى وَضَعْتُ إِلَى جَنْبِهِ ثُمَّ انْصَرَفْتُ، حَتَّى إِذَا فَرَغَ مَشَيْتُ، فَقُلْتُ مَا بَالُ الْعَظْمِ وَالرَّوْثَةِ قَالَ ‏"‏ هُمَا مِنْ طَعَامِ الْجِنِّ، وَإِنَّهُ أَتَانِي وَفْدُ جِنِّ نَصِيبِينَ وَنِعْمَ الْجِنُّ، فَسَأَلُونِي الزَّادَ، فَدَعَوْتُ اللَّهَ لَهُمْ أَنْ لاَ يَمُرُّوا بِعَظْمٍ وَلاَ بِرَوْثَةٍ إِلاَّ وَجَدُوا عَلَيْهَا طَعَامًا ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 31, Hadis no. 3860
BÂB (32)

بَاب: إِسْلَامُ أَبِي ذَرٍّ الْغِفَارِيِّ ﵁

Sahih-i Buhari 3861Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Abbas r.a., dedi ki: "Ebu Zer', Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Nebilik verildiği haberini alınca kardeşine: (Devene) bin de şu vadiye git. Kendisinin bir Nebi olduğunu, semadan kendisine haber geldiğini iddia eden bu adam ile ilgili bana dair bilgi topla ve onun sözünü bizzat işit, sonra yanıma gel, dedi. Kardeşi gitti, onun yanına vardı, onun sözlerini dinledi. Sonra da Ebu Zerr'in yanına dönerek ona dedi ki: Ben onun ahlakın üstün değerlerini enirettiğini, şiir olmayan bir söz söylediğini gördüm. Ebu Zerr, bana istediğim bilgiyi beni rahatlatacak şekilde getiremedin, dedi. Bunun üzerine kendisi azığını hazırladı, içinde su bulunan kırbasını yüklendi. Nihayet Mekke'ye geldi. Mescide gitti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i aradı ama onu tanımıyordu. Ona dair kimseye bir şey sormaktan da hoşlanmadı. Sonunda gece oldu. Ali onu görünce bir yabancı olduğunu anladı. (Ebu Zerr) onu görünce onun (Ali'nin) arkasından gitti. Onlardan biri arkadaşına sabah oluncaya kadar . hiçbir şey sormadı. Daha sonra kırbasını ve azığını taşıyarak mescide gitti. O gün geçip gitti ve akşam oluncaya kadar Nebi onu görmedi. Nihayet akşam olunca yatacağı yere geri döndü. Yine Ali yanından geçerek, bu adamın kalacağı yeri bilme zamanı gelmedi mi, dedi. Sonra onu kaldırdı ve onunla birlikte gitti, ama biri arkadaşına bir şey sormuyordu. Nihayet üçüncü gün oldu, Ali tekrar aynı şeyi yaptı. Yine onunla birlikte kalktı, gitti. Sonra, bana senin buraya neden geldiğini anlatmayacak mısın, dedi. Ebu Zerr, eğer bana mutlaka doğruyu göstereceğine dair bir söz ve bir ant verecek olursan anlatırım, dedi. O da istediğini verdi. Ebu Zerr de ona durumu bildirdi. (Ali) dedi ki: O haktır, o Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir. Sabahı edince benim arkamdan gel. Ben senin için korkulacak bir şey görürsem su döker gibi duracağım. Yoluma devam ettiğim takdirde benim gireceğim yere sen de girene kadar arkamdan gel. O da bunu yaptı. Arkasından onu takip etmeye koyuldu. Nihayet (Ali) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdi. O da onunla birlikte girdi, bazı sözlerini dinledi ve hemen o yerde Müslüman oldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona dedi ki: Sen kavminin yanına geri dön ve onlara bildir. Benim emrim (durumum) sana gelinceye kadar (öylece kal.) (Ebu Zer') dedi ki: Nefsim elinde olana yemin ederim ki onların (Kureyş'in) arasında bunu yüksek sesle bağırıp söyleyeceğim. Dışarı çıktı ve mescide gitti. En yüksek sesiyle bağırdı: Şahadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve şüphesiz Muhammed Allah'ın Resulüdür. Hemen akabinde orada bulunanlar ayağa kalkıp canını acıtacak şekilde onu dövdüler. Abbas geldi, üzerine abanarak: Yazık size! Siz bunun Gıfar kabilesinden olduğunu bilmiyor musunuz? Sizin Şam'a giden ticaret yolunuzun üzerinde olduklarını bilmiyor musunuz, diyerek onu ellerinden kurtardı. Ertesi gün aynı şeyi yaptı, yine onu dövdüler, üzerine yürüdüler. el-Abbas da üzerine abandı (onu korudu)." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu Zerr el-Gıfari" Cundub b. Cunade b. Süfyan b. Ubeyde b. Haram b. Gıfar (el-Gıfari) "nin Müslüman olması" Gıfar Kinane oğullarındandır. "Ona dair soru sormaktan hoşlanmadı." Çünkü Nebiin kavminin onun yanına gitmek isteyenlere işkence ettiklerini yahut bizzat yanına gelmek isteyenler dolayısıyla Nebie işkence ettiklerini ya da onun işinin açığa çıkmasından hoşlanmadıkları için hakkında soru soranlara yol göstermediklerini veya onunla bir araya gelmeyi engellediklerini ya da onu bırakıp geri dönsün diye o soranı aldatmak istediklerini anlamıştı. "Ali b. Ebi Talib onu gördü." Bu, Ebu Zerr'in başından geçen bu olayın Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e Nebiliğin verilmesinden iki seneden daha fazla bir süre geçtikten sonra cereyan etmiş olduğunu göstermektedir. Öyle ki Ali bu zaman zarfında tek başına yabancılarla konuşabilecek ve onları misafir olarak ağarlayabilecek bir konuma gelmişti. Çünkü sahih kabul edilen görüşe göre nubuwet verildiği sırada Ali 10 yaşında idi. Bundan daha küçük olduğu da söylenmiştir. Bu haber ise yaşı ile ilgili sahih kabul edilen görüşü daha da pekiştirmektedir. "Kavminin yanına geri dön, onlara haber ver. Benim emrim sana gelinceye kadar..." Ebu Kuteybe'nin rivayetinde şöyle denilmektedir: "Bu durumu gizle ve kavminin yanına geri dönerek onlara haber ver. Bizim üstün geldiğimize (ya da durumumuzun açığa çıktığına) dair haber sana ulaşınca sen de geL" Abdullah b. es-Samit'in rivayetinde şöyle denilmektedir: "Benim önümde hurmalıkları olan bir yer bana gösterildi. Sen benden kavmine tebliği götürebilir misin? Belki Allah senin vasıtanla onlara fayda verir." Bundan sonra da kardeşi Uneys'in annesinin İslam'a giriş olayını zikretti, onların kavimleri Gıfar'a gittiklerini ve onların yarısının Müslüman olduklarını zikrettiği hadisi aktardı. "Andalsun bunu yüksek sesle" yani tevhid kelimesini bağırarak "söyleyeceğim." Maksat onun yüksek sesle bunu müşrikler arasında açıkça söyleyeceğidir. O Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in kendisine gizleme emrini vermesinin vücub ifade etmek üzere değil, kendisine şefkati sebebiyle söylediğini anlamış gibidir. Böylelikle ona kendisinin bu işe gücünün yettiğini anlatmış oldu. Bundan dolayı da Nebi sallallahu aleyhi ve sellem onun bu işi yapmasına itiraz etmemiştir. Bundan hakkı söyleyen kimseye eziyet (ve işkence) yapacağından korkulan kimselerin yanında hakkı söylemenin -susmak caiz olsa bile- caiz olduğu anlaşılmaktadır. Meselenin tahkiki sonucu, bu hususun hükmü durumun ve maksatların farklılığına göre farklı olacağıdır, buna göre ecrin kazanılıp kazanılmayacağıdır. "Sonra oradakiler kalktl." İbn Kuteybe rivayetinde: "Bu Sabiı (dininden dönen)in üzerine kalkınız (hücum ediniz), dediler." "Onlar da kalktılar." Müslüman olan kimseye SaM derlerdi. Çünkü bu kelime bir şeyden bir şeye intikal etmeyi anlatmak üzere kullanılan "saba, yesbu" fiilinden gelmektedir. "Canını acıtacak kadar onu dövdüler." Ebu Kuteybe rivayetinde: "Öleyim diye beni dövdüler." Yani beni öyle bir dövdüler ki, dövenler ondan dolayı ölseydim dahi buna aldırmazlardl. "Bunun üzerine beni bıraktılar" dövmekten vazgeçtiler. * * * Bu cümle Buhari'deki bu başlıkta bulunmamaktadır. Daha önce 3522 numara ile geçmiş bulunan Ebu Kuteybe rivayetinde yer almaktadır. (Fethu'l-Bari, VII, 214'deki dipnot). * * * "el-Abbas onun üzerine abandı." Ebu Kuteybe yoluyla gelen rivayette: "Bir önceki gün söylediği sözün aynışını tekrarladı" şeklindedir. Hadiste el-Abbas'ın güzel tutum sergilediği ne ve onun güzel kavrayışlı olduğuna delil olacak ifadeler bulunmaktadır. Çünkü o, kavminden onları korkutarak Ebu Zerr'i kurtarmak sonucuna ulaşmıştır. Zira onun kavmi ticaret yollarını keserek onları uzaklaştırabilirdi. Mekkelilerin ise geçimleri ticarete bağlı idi. Bundan dolayı hemen onu dövmekten vazgeçtiler. Yine hadiste Ebu Zerr'in erken dönemde Müslüman olduğuna delil bulunmaktadır. Fakat açıkça görüldüğü \,izere bu, Nebilikten uzun bir süre sonra olmuştur. Zira az önce kaydettiğimiz gibi Ali radıyall€ıhu anh'dan da söz edilmektedir

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا الْمُثَنَّى، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا بَلَغَ أَبَا ذَرٍّ مَبْعَثُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لأَخِيهِ ارْكَبْ إِلَى هَذَا الْوَادِي، فَاعْلَمْ لِي عِلْمَ هَذَا الرَّجُلِ الَّذِي يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ، يَأْتِيهِ الْخَبَرُ مِنَ السَّمَاءِ، وَاسْمَعْ مِنْ قَوْلِهِ، ثُمَّ ائْتِنِي‏.‏ فَانْطَلَقَ الأَخُ حَتَّى قَدِمَهُ وَسَمِعَ مِنْ قَوْلِهِ، ثُمَّ رَجَعَ إِلَى أَبِي ذَرٍّ، فَقَالَ لَهُ رَأَيْتُهُ يَأْمُرُ بِمَكَارِمِ الأَخْلاَقِ، وَكَلاَمًا مَا هُوَ بِالشِّعْرِ‏.‏ فَقَالَ مَا شَفَيْتَنِي مِمَّا أَرَدْتُ، فَتَزَوَّدَ وَحَمَلَ شَنَّةً لَهُ فِيهَا مَاءٌ حَتَّى قَدِمَ مَكَّةَ، فَأَتَى الْمَسْجِدَ، فَالْتَمَسَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ يَعْرِفُهُ، وَكَرِهَ أَنْ يَسْأَلَ عَنْهُ حَتَّى أَدْرَكَهُ بَعْضُ اللَّيْلِ، فَرَآهُ عَلِيٌّ فَعَرَفَ أَنَّهُ غَرِيبٌ‏.‏ فَلَمَّا رَآهُ تَبِعَهُ، فَلَمْ يَسْأَلْ وَاحِدٌ مِنْهُمَا صَاحِبَهُ عَنْ شَىْءٍ حَتَّى أَصْبَحَ، ثُمَّ احْتَمَلَ قِرْبَتَهُ وَزَادَهُ إِلَى الْمَسْجِدِ، وَظَلَّ ذَلِكَ الْيَوْمَ وَلاَ يَرَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَمْسَى، فَعَادَ إِلَى مَضْجَعِهِ، فَمَرَّ بِهِ عَلِيٌّ فَقَالَ أَمَا نَالَ لِلرَّجُلِ أَنْ يَعْلَمَ مَنْزِلَهُ فَأَقَامَهُ، فَذَهَبَ بِهِ مَعَهُ لاَ يَسْأَلُ وَاحِدٌ مِنْهُمَا صَاحِبَهُ عَنْ شَىْءٍ، حَتَّى إِذَا كَانَ يَوْمَ الثَّالِثِ، فَعَادَ عَلِيٌّ مِثْلَ ذَلِكَ، فَأَقَامَ مَعَهُ ثُمَّ قَالَ أَلاَ تُحَدِّثُنِي مَا الَّذِي أَقْدَمَكَ قَالَ إِنْ أَعْطَيْتَنِي عَهْدًا وَمِيثَاقًا لَتُرْشِدَنَّنِي فَعَلْتُ فَفَعَلَ فَأَخْبَرَهُ‏.‏ قَالَ فَإِنَّهُ حَقٌّ وَهُوَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَإِذَا أَصْبَحْتَ فَاتْبَعْنِي، فَإِنِّي إِنْ رَأَيْتُ شَيْئًا أَخَافُ عَلَيْكَ قُمْتُ كَأَنِّي أُرِيقُ الْمَاءَ، فَإِنْ مَضَيْتُ فَاتْبَعْنِي حَتَّى تَدْخُلَ مَدْخَلِي‏.‏ فَفَعَلَ، فَانْطَلَقَ يَقْفُوهُ حَتَّى دَخَلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَدَخَلَ مَعَهُ، فَسَمِعَ مِنْ قَوْلِهِ، وَأَسْلَمَ مَكَانَهُ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ ارْجِعْ إِلَى قَوْمِكَ، فَأَخْبِرْهُمْ حَتَّى يَأْتِيَكَ أَمْرِي ‏"‏‏.‏ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَصْرُخَنَّ بِهَا بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ، فَخَرَجَ حَتَّى أَتَى الْمَسْجِدَ فَنَادَى بِأَعْلَى صَوْتِهِ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ‏.‏ ثُمَّ قَامَ الْقَوْمُ فَضَرَبُوهُ حَتَّى أَضْجَعُوهُ، وَأَتَى الْعَبَّاسُ فَأَكَبَّ عَلَيْهِ قَالَ وَيْلَكُمْ أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّهُ مِنْ غِفَارٍ وَأَنَّ طَرِيقَ تِجَارِكُمْ إِلَى الشَّأْمِ فَأَنْقَذَهُ مِنْهُمْ، ثُمَّ عَادَ مِنَ الْغَدِ لِمِثْلِهَا، فَضَرَبُوهُ وَثَارُوا إِلَيْهِ، فَأَكَبَّ الْعَبَّاسُ عَلَيْهِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 32, Hadis no. 3861
BÂB (33)

بَاب: إِسْلَامُ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ ﵁

Sahih-i Buhari 3862Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Kays dedi ki: "Ben Said b. Zeyd b. Amr b. Nufeyl'i Kufe mescidinde şöyle derken dinledim: Allah'a yemin ederim, ben kendimi şu halde gördüm: Ömer kendisi daha Müslüman olmadan önce beni Müslüman oldum diye bağlamıştı ve eğer Uhud dağı sizin Osman'a yaptıklarınız dolayısıyla yerinden kopsa, hiç şüphesiz bu gerçekleşmesi uygun olan bir şey olurdu." Bu Hadis 3867 ve 6942 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Said b. Zeyd" b. Amr b. Nufeyl "in müslüman olması" Babası (Zeyd)'den daha önce söz edilmiş ve bunun Ömer b. el-Hattab'ın amcasının oğlu olduğu da belirtilmiş idi. "Allah'a yemin ederim, ben kendimi şu halde gördüm" Müslüman ulduğu için onu tahkir etmek üzere ve İslamdan dönmeye mecbur etmek amacıyla bağlamıştı. "Eğer Uhud yerinden oynasa ... " Bundan sonra gelecek olan rivayette "yerinden oynaması da hakka uygun olurdu" denilmektedir. el-İsmaill'nin rivayetinde ise "bu hak olurdu" şeklindedir. Yani böyle bir şey gerekirdi. Said bu sözü Osman'ı öldürmenin büyük bir iş olduğunu anlatmak için söylemiştir. O bu ifadeleri yüce Allah'ın şu buyruğundan hareketle söylemiştir: "Bundan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp dağılarak yıkılacak. Rahman'a evi ad isnad ettiler diye." [Meryem, 90-91] İbnu't-Tın der ki: Said bu sözlerini temsili ifade olmak üzere söylemiştir. edDavudı der ki: Yani bütün kabileler harekete geçip Osman'ın intikamını isteyecek olsa buna değerdi. Ancak bu, uzak bir yorumdur

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ زَيْدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ، فِي مَسْجِدِ الْكُوفَةِ يَقُولُ وَاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُنِي وَإِنَّ عُمَرَ لَمُوثِقِي عَلَى الإِسْلاَمِ قَبْلَ أَنْ يُسْلِمَ عُمَرُ، وَلَوْ أَنَّ أُحُدًا ارْفَضَّ لِلَّذِي صَنَعْتُمْ بِعُثْمَانَ لَكَانَ مَحْقُوقًا أَنْ يَرْفَضَّ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 33, Hadis no. 3862
BÂB (34)

بَاب: إِسْلَامُ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ﵁

Sahih-i Buhari 3863Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah b. Mes'ud r.a. dedi ki: "Ömer İslam'a girdikten sonra hep aziz (güçlü) olageldik

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَا زِلْنَا أَعِزَّةً مُنْذُ أَسْلَمَ عُمَرُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 34, Hadis no. 3863
Sahih-i Buhari 3864Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah b. Ömer, babasının şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Kendisi evde korku ile duruyorken yanına el-As b. Vail es-Sehmi Ebu Amr üzerinde çizgili bir cübbe ve ipek şeritler konulmuş bir gömlek bulunduğu halde --ki o Sehm oğullarından olup, cahiliye döneminde bizimle antlaşmalı olanlardan idi-- dedi ki: Bu halin nedir? (Ömer) cevap verdi: Senin kavmin İslama girdiğim takdirde beni öldüreceklerini ileri sürüyorlar. el-As b. Vail: Onlar sana bir zarar veremezler, dedi. O bana bu sözü söyledikten sonra ben de kendimi güvende hissettim. el-As dışarı çıktı. İnsanların vadiyi bir sel gibi doldurmuş olduklarını gördü, nereye gitmek istiyorsunuz diye sordu. Onlar şu dininden dönen Hattab'ın oğlunun yanına gidiyoruz deyince, elAs: Hayır, buna imkan yok dedi ve bunun üzerine insanlar geri döndü." Bu Hadis 3865 numara ile gelecektir

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ فَأَخْبَرَنِي جَدِّي، زَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ بَيْنَمَا هُوَ فِي الدَّارِ خَائِفًا، إِذْ جَاءَهُ الْعَاصِ بْنُ وَائِلٍ السَّهْمِيُّ أَبُو عَمْرٍو، عَلَيْهِ حُلَّةُ حِبَرَةٍ، وَقَمِيصٌ مَكْفُوفٌ بِحَرِيرٍ، وَهُوَ مِنْ بَنِي سَهْمٍ، وَهُمْ حُلَفَاؤُنَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَقَالَ لَهُ مَا بَالُكَ قَالَ زَعَمَ قَوْمُكَ أَنَّهُمْ سَيَقْتُلُونِي إِنْ أَسْلَمْتُ‏.‏ قَالَ لاَ سَبِيلَ إِلَيْكَ‏.‏ بَعْدَ أَنْ قَالَهَا أَمِنْتُ، فَخَرَجَ الْعَاصِ، فَلَقِيَ النَّاسَ قَدْ سَالَ بِهِمُ الْوَادِي فَقَالَ أَيْنَ تُرِيدُونَ فَقَالُوا نُرِيدُ هَذَا ابْنَ الْخَطَّابِ الَّذِي صَبَا‏.‏ قَالَ لاَ سَبِيلَ إِلَيْهِ‏.‏ فَكَرَّ النَّاسُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 34, Hadis no. 3864
Sahih-i Buhari 3865Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Amr b. Dinar Abdullah b. Ömer'den rivayetle dedi ki: "Ömer Müslüman olunca insanlar onun evinin yanında toplandılar ve Ömer dininden döndü dediler. --Bu sırada ben küçük bir çocuktum ve odamın damında idim.-- Üzerinde ipekten bir kaftan bulunan bir adam geldi. Ömer dininden döndü, bu da ne oluyor? İşte ben onu himayeme alıyorum, dedi. (İbn Ömer) dedi ki: İnsanların yanlarından bölük bölük ayrılıp gittiklerini gördüm. Bu adam kim, diye sordum. Bu el-As b. Vail'dir dediler

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ سَمِعْتُهُ قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ لَمَّا أَسْلَمَ عُمَرُ اجْتَمَعَ النَّاسُ عِنْدَ دَارِهِ وَقَالُوا صَبَا عُمَرُ‏.‏ وَأَنَا غُلاَمٌ فَوْقَ ظَهْرِ بَيْتِي، فَجَاءَ رَجُلٌ عَلَيْهِ قَبَاءٌ مِنْ دِيبَاجٍ فَقَالَ قَدْ صَبَا عُمَرُ‏.‏ فَمَا ذَاكَ فَأَنَا لَهُ جَارٌ‏.‏ قَالَ فَرَأَيْتُ النَّاسَ تَصَدَّعُوا عَنْهُ فَقُلْتُ مَنْ هَذَا قَالُوا الْعَاصِ بْنُ وَائِلٍ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 34, Hadis no. 3865
Sahih-i Buhari 3866Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah b. Ömer dedi ki: "Ömer'in bir şey için, ben onun böyle olduğunu zannediyorum, dediğini ne kadar işittimse mutlaka o şeyin onun zannettiği gibi olduğunu gördüm. Ömer oturuyorken yanından güzel bir adam geçti. Bunun üzerine Ömer, andolsun bunun hakkındaki zannım doğru çıkmadı, yahut bu cahiliye dönemindeki dini üzere devam etmektedir ya da cahiliye döneminde onların kahini idi, o adamı yanıma getirin, dedi. Adam yanına çağrılınca ona bunları söyledi. O adam dedi ki: Ben bugün gördüğüm şekilde bir Müslüman adamın bir şeyle karşılanmış olduğunu görmedim. Ömer dedi ki: Sana ant vererek söylüyorum ki, mutlaka bana haber vermelisin. Adam: Evet, ben cahiliye döneminde onların kahinleri idim, dedi. Ömer, Peki, sana haber getiren kadın cinnin sana getirdiği en şaşırtıcı neydi, diye sordu. Adam dedi ki: Bir gün ben çarşıda iken halinden korkuya kapılmış olduğunu anladığım bir vaziyette bana geldi ve cinlerin ne kadar ümitsiz olduğunu ve artık baş aşağı geri çevrildikten sonra ne kadar ümitlerini kestiklerini, develerinin yanına ve onların eğerleri altında konulanıara var(ıp sığın)dıklarını görmüyor musun, dedi. Ömer dedi ki: Doğru söylüyor. Ben bir gün onların putlarının yakınlarında bir yerde uyurken bir adam bir buzağı ile geldi ve onu boğazlayıverdi. Ona birisi yüksek sesle bağırdı. .Asla ondan daha yüksek sesle bağıran bir kimseyi işitmiş değilim. Şöyle diyordu: Ey açıkça düşmanlık eden kişi! Başarılı bir iş ortaya çıktı. Fasih bir adam senden başka hiçbir ilah yok, diyor. Bunun üzerine herkes ileri atıldı. Ben de, bunun ötesinde ne olduğunu öğrenmeden durmayacağım dedim. Sonra bir daha seslendi: Ey düşmanlığı açıkça olan bir kimse! Başarılı bir iş ortağı çıktı, fasih bir adam lajlahe illailah diyor. Ben de kalktım, aradan fazla zaman geçmemişti ki bize, bu bir nebidir denildi

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ، أَنَّ سَالِمًا، حَدَّثَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ مَا سَمِعْتُ عُمَرَ، لِشَىْءٍ قَطُّ يَقُولُ إِنِّي لأَظُنُّهُ كَذَا‏.‏ إِلاَّ كَانَ كَمَا يَظُنُّ، بَيْنَمَا عُمَرُ جَالِسٌ إِذْ مَرَّ بِهِ رَجُلٌ جَمِيلٌ فَقَالَ لَقَدْ أَخْطَأَ ظَنِّي، أَوْ إِنَّ هَذَا عَلَى دِينِهِ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، أَوْ لَقَدْ كَانَ كَاهِنَهُمْ، عَلَىَّ الرَّجُلَ، فَدُعِيَ لَهُ، فَقَالَ لَهُ ذَلِكَ، فَقَالَ مَا رَأَيْتُ كَالْيَوْمِ اسْتُقْبِلَ بِهِ رَجُلٌ مُسْلِمٌ، قَالَ فَإِنِّي أَعْزِمُ عَلَيْكَ إِلاَّ مَا أَخْبَرْتَنِي‏.‏ قَالَ كُنْتُ كَاهِنَهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ‏.‏ قَالَ فَمَا أَعْجَبُ مَا جَاءَتْكَ بِهِ جِنِّيَّتُكَ قَالَ بَيْنَمَا أَنَا يَوْمًا فِي السُّوقِ جَاءَتْنِي أَعْرِفُ فِيهَا الْفَزَعَ، فَقَالَتْ أَلَمْ تَرَ الْجِنَّ وَإِبْلاَسَهَا وَيَأْسَهَا مِنْ بَعْدِ إِنْكَاسِهَا وَلُحُوقَهَا بِالْقِلاَصِ وَأَحْلاَسِهَا قَالَ عُمَرُ صَدَقَ، بَيْنَمَا أَنَا عِنْدَ آلِهَتِهِمْ إِذْ جَاءَ رَجُلٌ بِعِجْلٍ فَذَبَحَهُ، فَصَرَخَ بِهِ صَارِخٌ، لَمْ أَسْمَعْ صَارِخًا قَطُّ أَشَدَّ صَوْتًا مِنْهُ يَقُولُ يَا جَلِيحْ، أَمْرٌ نَجِيحْ رَجُلٌ فَصِيحْ يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ‏.‏ فَوَثَبَ الْقَوْمُ قُلْتُ لاَ أَبْرَحُ حَتَّى أَعْلَمَ مَا وَرَاءَ هَذَا ثُمَّ نَادَى يَا جَلِيحْ، أَمْرٌ نَجِيحْ، رَجُلٌ فَصِيحْ، يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ فَقُمْتُ فَمَا نَشِبْنَا أَنْ قِيلَ هَذَا نَبِيٌّ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 34, Hadis no. 3866
Sahih-i Buhari 3867Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Kays dedi ki: "Ben Said b. Zeyd'i etrafındakilere şöyle derken dinIedim: Ömer'in henüz daha Müslüman olmadan önce, beni ve kendi kız kardeşini Müslüman olmuşuz diye nasıl bağlamış olduğunu bir görseydiniz. Eğer Osman'a da yaptıklarınızdan dolayı Uhud çöküp yerinden gitse, gerçekten bu (yaptığınız işin büyüklüğüne göre) hak ve uygun bir şey olur." Fethu'l-Bari Açıklaması: 3864- "Üzerinde çizgili bir elbise olduğu halde" çizgili olarak dikilmiş burdeye "hulletun habirun" denilir. 38ti5- "Bu da ne demek?" Yani böyle bir şeyolmaz, kimse seni öldüremez, kimse sana ilişemez. "Ben onu himayeme alıyorum." Kimsenin ona haksızlık etmesine karşı onu korumama alıyorum. 3866- "Mutlaka onun zannettiği gibi olurdu." Bu da onun daha önce menkıbeleri anlatılırken muhaddes birisi olduğuna uygun bir açıklamadır. "Bunun hakkındaki zannım doğru çıkmadı." İbn Ömer yoluyla gelen Beyhaki'nin kaydettiği rivayette şöyle denilmektedir: "Ben feraset sahibi birisi idim. Şayet bu adam vaktiyle kahinlik yapan birisi değilse şu an için benim görüşüm doğru olamaz demektir." .. "Andolsun o onların kahini idi." Yani kavmine kahinlik yapardı. Hulasa Omer iki tahmınde bulundu. Bu iki tahmininden birisinin de iki ihtimali vardı. Şöyle demiş gibidir: Benim bu zannım ya yanlıştır, ya doğrudur. Eğer doğru ise şu anda bu kişi ya küfrü üzere devam etmektedir ya da daha önce bir kahin idi. Durum sonuncusunun doğru olduğunu ortaya çıkarmıştır. Muhtemelen o bu halini yürüyüşünün şeklinden ya da bu zanna sahip olmasını etkileyen daha başka bir karineden tespit etmiştir. Doğrusunu en iyi bilen AlIah'hr. "Ben sana and veriyorum." Muhammed b. Ka'b yoluyla gelen rivayette: "Bi_ zim daha önceki müşrikliğimiz senin daha önce yapmış olduğun kahinliğinden daha büyüktür" denilmektedir. "Mutlaka bana haber vermelisin." Yani ben senden bana •haber vermeni istiyorum. Başkasını kabul etmem. "Evet, ben cahiliye döneminde onların kahini idim." Kahin gaybı işlere dair haber getiren kimsedir. Cahiliye döneminde çok idiler. Onların önemli. bir çoğunluğu da bu hususta cinlerine tabi olurdu. Bazısı ise kendisine soru soranın sözlerinden hareketle meydana gelecek bazı işlerin daha önce ortaya çıkacak olan sebeplerini bildiği iddiasında bulunuyordu. Böyle olan kimseye de arraf adı verilir. İleride buna dair hükmün ne olduğu Tıp bölümünde (5758 nolu hadiste) açıkve anlaşılır bir şekilde gelecektir

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا قَيْسٌ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ زَيْدٍ، يَقُولُ لِلْقَوْمِ لَوْ رَأَيْتُنِي مُوثِقِي عُمَرُ عَلَى الإِسْلاَمِ أَنَا وَأُخْتُهُ وَمَا أَسْلَمَ، وَلَوْ أَنَّ أُحُدًا انْقَضَّ لِمَا صَنَعْتُمْ، بِعُثْمَانَ لَكَانَ مَحْقُوقًا أَنْ يَنْقَضَّ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 34, Hadis no. 3867
BÂB (35)

بَاب: انْشِقَاقُ الْقَمَرِ

Sahih-i Buhari 3868Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes b. Malik r.a. rivayete göre "Mekkeliler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den kendilerine bir ayet (belge) göstermesini istediler. O da kendilerine ayın iki parçaya bölündüğünü gösterdi. Öyle ki Hira dağını o iki parça arasında gördüler

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ أَهْلَ، مَكَّةَ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُرِيَهُمْ آيَةً، فَأَرَاهُمُ الْقَمَرَ شِقَّتَيْنِ، حَتَّى رَأَوْا حِرَاءً بَيْنَهُمَا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 35, Hadis no. 3868
Sahih-i Buhari 3869Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah r.a. dedi ki: "Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Mina'da bulunuyorken ay yarıldı. Şahit olunuz dedi. Ay'dan bir parça da dağ tarafına gitti." Ebu'd-Duha, Mesruk, Abdullah'tan: "Mekke'de (ay) yarıldı" diye rivayet etmiştir. Muhammed b. Müslim de, İbn Ebi Necih'den, o Mücahid'den, o Ma'mer'den, o Abdullah'tan diye ona mutabaatta bulunmuştur

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ انْشَقَّ الْقَمَرُ وَنَحْنُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِنًى فَقَالَ ‏ "‏ اشْهَدُوا ‏"‏‏.‏ وَذَهَبَتْ فِرْقَةٌ نَحْوَ الْجَبَلِ وَقَالَ أَبُو الضُّحَى عَنْ مَسْرُوقٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ انْشَقَّ بِمَكَّةَ‏.‏ وَتَابَعَهُ مُحَمَّدُ بْنُ مُسْلِمٍ عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ عَنْ مُجَاهِدٍ عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 35, Hadis no. 3869
Sahih-i Buhari 3870Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah b. Abbas r.a.: "Ay, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında yarıldı

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ مُضَرَ، قَالَ حَدَّثَنِي جَعْفَرُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما أَنَّ الْقَمَرَ، انْشَقَّ عَلَى زَمَانِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 35, Hadis no. 3870
Sahih-i Buhari 3871Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah r.a. dedi ki: "Ay yarıldı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ayın" Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde onun bir mucizesi olmak üzere "yarılması" "Nübuvvetin alametleri başlığı"ndan sonra da bu anlamda bir başlık açmıştır. "İki parçaya (ayrıldığını onlara gösterdi)" Müslim de bu hadisi Buhari ile aynı yoldan Said'in, Katade'den diye zikrettiği bir rivayet olarak ve: "Onlara ayın yarıldığını iki defa gösterdi" lafzıyla zikretmiştir. Hocamız Hafız Ebu'I-Fadl'a ait "Nazmu's-sıre" adlı eserde şu ifadeler yer almaktadır: "Ayın iki defa yarıldığı icma' ile kabul edilmiştir. Fakat hadis alimleri arasında ayın Nebi döneminde birden çok defa yarıldığını açıkça söyleyen kimse olduğunu bilmiyorum. Buhari ve Müslim'in şarihlerinden kimse de bu hususa el atmamıştır. İbnu'l-Kayyim bu rivayeti sözkonusu ederek şöyle demektedir: 'el-Merrat: Kereler, defalar' lafzı ile kimi zaman fiiller, kimi zaman da başka maddi şeyler kastedilir ama birinci anlam daha çok görülen bir husustur. "Ay iki defa yarıldı" rivayeti ikinci türdendir. Bazıları bu inceliği fark etmediğinden ayın yarılmasının iki defa ortaya çıktığını iddia etmiştir. Bu ise hadis ve sıret alimlerinin yanlış olduğunu bildikleri bir husustur. Böyle bir iş sadece bir defa gerçekleşmiştir. el-İmad b. Kesir der ki: "İki defa" ifadesinin bulunduğu rivayet üzerinde düşünmek gerekir. Muhtemelen bu ifadeyi kullanan kişi iki parçaya ayrıldığını söylemek. istemiştir. Derim ki: İşte bu husustaki rivayetleri telif etmek için başka türlü açıklamanın uygun görükmeyeceği tek açıklama budur. Daha sOnra hocamızın manzumesine baş vurdum, manzumedeki ifadelerin sözü geçen şekilde yorumlanmasının da muhtemelolduğunu gördüm. Lafızları şöyledir: "Ve ay iki parça oldu. Bir parçası yükseldi, Bir diğer parçası ise dağın yakınına indL Bu ise icma' ile iki kere oldu, Hem nass ve sema' yoluyla nakledilen tevatürle böyledir." ° halde onun "iki parça" sözü ile "iki kere" sözünün açıklaması şöyle yapılabilir: 0, "icma' ile" derken birden çok gerçekleşmesini değil, bizzat yarılmasının esası ile ilgilidir. Bununla birlikte bizzat ayın yarılması ile ilgili icma'ın nakledildiğı hususu da su götürür. İleride buna dair açıklama gelecektir. "Öyle ki Hira'yı ikisi" ayın iki parçası "arasında gördüler." Hira'nın Mekke'den Mina'ya giden kimsenin sol tarafında kalan bir dağ olduğuna dair açıklamalar Bed'u'l-vahy (Vahyin başlangıcı) bahsinde geçmiş bulunmaktadır. el-Hattabi der ki: Ayın yarılması diğer Nebilerin göstermiş olduğu ayetlerden (mucizelerden) hemen hemen hiç birisinin onunla boy ölçüşemeyeceği büyüklükte büyük bir ayet (mucize)dir. Çünkü bu, göklerin melekOtunda ve bu aHmin yapısında mürekkep (yerleştirilmiş) tabiatıardan (karakterlerden) farklı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Herhangi bir yolla buna ulaşmak, bunu gerçekleştirmek ümit dahi edilemez. Bundan dolayı bu ayetin kesin bir deliloluşu daha bi.r açıktır

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ انْشَقَّ الْقَمَرُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 35, Hadis no. 3871
BÂB (36)

بَاب: هِجْرَةِ الْحَبَشَةِ

Sahih-i Buhari 3872Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Urve b. Zubeyr'den rivayete göre; Ubeydullah b. Adiy b. el-Hıyar'ın kendisine Misver b. Mahreme ile Abdurrahman b. el-Esved b. Abdi Yeğus'dan şöyle dediklerini haber vermektedir: Dayın Osman ile (onun anne bir) kardeşi Velid b. Ukbe hakkında konuşmaktan seni alıkoyan nedir? Çünkü herkes Osman'ın ona yaptıkları dolayısı ile çok konuşmaya başlamıştı. Ubeydullah dedi ki: Bunun üzerine ben de Osman namaza çıkıp giderken önüne çıktım ve, seninle görülecek bir işim var. Bu iş bir nasihattir, dedim. Ey adam senden Allah'a sığınınm dedi. Bunun üzerine ben de ayrılıp gittim. Namazı bitirdikten sonra el-Misver ile İbn Abdi Yeğus'un yanına oturdum. Ben de onlara Osman'a söylediğimi, onun da bana verdiği cevabı aktardım. Her ikisi de bana, sen üzerine düşeni yaptın, dediler. Ben onlarla birlikte oturuyorken, Osman'ın elçisi yanıma geldi. Bana: Allah seni sınıyor, dediler. Gittim ve Osman'ın yanına girdim. Bana, az önce sözünü ettiğin nasihatin neydi, dedi. (Ubeydullah) dedi ki: Önce kelime-i şahadet getirdim, sonra şunları söyledim: Şüphesiz Allah Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i Nebi olarak gönderdi. Üzerine Kitabı indirdi. Sen de Allah'ın ve Resulünün davetini kabul edip, ona iman edenlerden oldun. İlk iki hicrette bulundun. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sahabilik ettin, onun hareket ve tutumlarını gördün. İnsanlar ise Velid b. Ukbe hakkında çokça konuşur oldular. Dolayısıyla senin ona had uygulamak senin üzerinde bir hak oldu. Bana dedi ki: Kardeşimin oğlu, sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yetiştinmi? Ben: Hayır dedim fakat örtüsünün arkasındaki bakire kıza kadar ulaşan ilmi bana da ulaştı. (Ubeydullah) dedi ki: Osman da kelime-i şahadet getirdikten sonra dedi ki: Şüphesiz Allah Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hak ile gönderdi. Üzerine Kitabı indirdi, ben de Allah ve Resulünün davetini kabul edenlerden oldum. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile gönderilenlere iman ettim. Senin de dediğin gibi ilk iki hicrette bulundum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sahabelik ettim, ona bey'at ettim. Allah'a yemin ederim, Allah onun ruhunu kabzedinceye kadar ona itaatsizlik etmedim, onu aldatmadım. Daha sonra yüce Allah Ebu Bekir'e halifelik verdi. Allah'a yemin ederim, ona da karşı gelmedim ve onu da aldatmadım. Sonra Ömer halife oldu. Allah'a yemin ederim ona da karşı gelmedim, onu da aldatmadım. Arkasından ben halifelik makamına getirildim, onların benim üzerimdeki hakları ne idiyse, benim de sizin üzerinizde öyle hakkım yok mudur? (Ubeydullah), evet dedi. (Osman) dedi ki: O halde sizden bana ulaşan bu sözler (dedikodular) ne oluyor? el-Velid b. Ukbe'nin durumu ile ilgili olarak söylediklerine gelince, inşallah bu hususta biz hak olan ne ise onu yapacağız. (Ubeydullah) dedi ki: Velid'e de kırk celde vurdu. Ali'ye celdeyi vurması için emir verdi, ona celde vuran o oldu." Yunus ile Zühri'nin kardeşinin oğlu, Zühri'den şöyle dediğini nakletmektedirler: "(Osman dedi ki): Onların hakı gibi benim de sizin üzerinizde hakkım yok mu?

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنَا عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَدِيِّ بْنِ الْخِيَارِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الأَسْوَدِ بْنِ عَبْدِ يَغُوثَ قَالاَ لَهُ مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تُكَلِّمَ خَالَكَ عُثْمَانَ فِي أَخِيهِ الْوَلِيدِ بْنِ عُقْبَةَ وَكَانَ أَكْثَرَ النَّاسُ فِيمَا فَعَلَ بِهِ‏.‏ قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَانْتَصَبْتُ لِعُثْمَانَ حِينَ خَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ فَقُلْتُ لَهُ إِنَّ لِي إِلَيْكَ حَاجَةً وَهْىَ نَصِيحَةٌ‏.‏ فَقَالَ أَيُّهَا الْمَرْءُ، أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ، فَانْصَرَفْتُ، فَلَمَّا قَضَيْتُ الصَّلاَةَ جَلَسْتُ إِلَى الْمِسْوَرِ وَإِلَى ابْنِ عَبْدِ يَغُوثَ، فَحَدَّثْتُهُمَا بِالَّذِي قُلْتُ لِعُثْمَانَ وَقَالَ لِي‏.‏ فَقَالاَ قَدْ قَضَيْتَ الَّذِي كَانَ عَلَيْكَ‏.‏ فَبَيْنَمَا أَنَا جَالِسٌ مَعَهُمَا، إِذْ جَاءَنِي رَسُولُ عُثْمَانَ، فَقَالاَ لِي قَدِ ابْتَلاَكَ اللَّهُ‏.‏ فَانْطَلَقْتُ حَتَّى دَخَلْتُ عَلَيْهِ، فَقَالَ مَا نَصِيحَتُكَ الَّتِي ذَكَرْتَ آنِفًا قَالَ فَتَشَهَّدْتُ ثُمَّ قُلْتُ إِنَّ اللَّهَ بَعَثَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم وَأَنْزَلَ عَلَيْهِ الْكِتَابَ، وَكُنْتَ مِمَّنِ اسْتَجَابَ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم وَآمَنْتَ بِهِ، وَهَاجَرْتَ الْهِجْرَتَيْنِ الأُولَيَيْنِ، وَصَحِبْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَأَيْتَ هَدْيَهُ، وَقَدْ أَكْثَرَ النَّاسُ فِي شَأْنِ الْوَلِيدِ بْنِ عُقْبَةَ، فَحَقٌّ عَلَيْكَ أَنْ تُقِيمَ عَلَيْهِ الْحَدَّ‏.‏ فَقَالَ لِي يَا ابْنَ أَخِي أَدْرَكْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ قُلْتُ لاَ، وَلَكِنْ قَدْ خَلَصَ إِلَىَّ مِنْ عِلْمِهِ مَا خَلَصَ إِلَى الْعَذْرَاءِ فِي سِتْرِهَا‏.‏ قَالَ فَتَشَهَّدَ عُثْمَانُ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ قَدْ بَعَثَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم بِالْحَقِّ وَأَنْزَلَ عَلَيْهِ الْكِتَابَ، وَكُنْتُ مِمَّنِ اسْتَجَابَ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم وَآمَنْتُ بِمَا بُعِثَ بِهِ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَهَاجَرْتُ الْهِجْرَتَيْنِ الأُولَيَيْنِ كَمَا قُلْتَ، وَصَحِبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبَايَعْتُهُ، وَاللَّهِ مَا عَصَيْتُهُ وَلاَ غَشَشْتُهُ حَتَّى تَوَفَّاهُ اللَّهُ، ثُمَّ اسْتَخْلَفَ اللَّهُ أَبَا بَكْرٍ فَوَاللَّهِ مَا عَصَيْتُهُ وَلاَ غَشَشْتُهُ، ثُمَّ اسْتُخْلِفَ عُمَرُ، فَوَاللَّهِ مَا عَصَيْتُهُ وَلاَ غَشَشْتُهُ، ثُمَّ اسْتُخْلِفْتُ، أَفَلَيْسَ لِي عَلَيْكُمْ مِثْلُ الَّذِي كَانَ لَهُمْ عَلَىَّ قَالَ بَلَى‏.‏ قَالَ فَمَا هَذِهِ الأَحَادِيثُ الَّتِي تَبْلُغُنِي عَنْكُمْ فَأَمَّا مَا ذَكَرْتَ مِنْ شَأْنِ الْوَلِيدِ بْنِ عُقْبَةَ، فَسَنَأْخُذُ فِيهِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِالْحَقِّ قَالَ فَجَلَدَ الْوَلِيدَ أَرْبَعِينَ جَلْدَةً، وَأَمَرَ عَلِيًّا أَنْ يَجْلِدَهُ، وَكَانَ هُوَ يَجْلِدُهُ‏.‏ وَقَالَ يُونُسُ وَابْنُ أَخِي الزُّهْرِيِّ عَنِ الزُّهْرِيِّ أَفَلَيْسَ لِي عَلَيْكُمْ مِنَ الْحَقِّ مِثْلُ الَّذِي كَانَ لَهُمْ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ مَا ابْتُلِيتُمْ بِهِ مِنْ شِدَّةٍ وَفِي مَوْضِعٍ الْبَلَاءُ الِابْتِلَاءُ وَالتَّمْحِيصُ مَنْ بَلَوْتُهُ وَمَحَّصْتُهُ أَيْ اسْتَخْرَجْتُ مَا عِنْدَهُ يَبْلُو يَخْتَبِرُ مُبْتَلِيكُمْ مُخْتَبِرُكُمْ وَأَمَّا قَوْلُهُ بَلَاءٌ عَظِيمٌ النِّعَمُ وَهِيَ مِنْ أَبْلَيْتُهُ وَتِلْكَ مِنْ ابْتَلَيْتُهُ
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 36, Hadis no. 3872
Sahih-i Buhari 3873Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe r.anha'dan rivayete göre "Ümmü Habibe ile Ümmü Selerne Habeşistan'da iken gördükleri ve içinde suretler bulunan bir kiliseyi söz konusu ettiler. Onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattılar, o şöyle buyurdu: Onlar, aralarında salih bir insan öldüğü takdirde kabri üzerine bir mescit bina eder ve o mescidin içinde o suretleri yaparlardı. Bunlar kıyamet gününde Allah nezdinde insanların en şerlileridir

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ أُمَّ، حَبِيبَةَ وَأُمَّ سَلَمَةَ ذَكَرَتَا كَنِيسَةً رَأَيْنَهَا بِالْحَبَشَةِ، فِيهَا تَصَاوِيرُ، فَذَكَرَتَا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّ أُولَئِكَ إِذَا كَانَ فِيهِمُ الرَّجُلُ الصَّالِحُ فَمَاتَ بَنَوْا عَلَى قَبْرِهِ مَسْجِدًا، وَصَوَّرُوا فِيهِ تِيكَ الصُّوَرَ، أُولَئِكَ شِرَارُ الْخَلْقِ عِنْدَ اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 36, Hadis no. 3873
Sahih-i Buhari 3874Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Halid kızı Ümmü Halid dedi ki: "Ben küçük bir kız iken Habeşistan'dan geri geldim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana üzerinde çizgiler bulunan bir elbise giydirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem eliyle o çizgilerin üzerini siliyor ve senah senah diyordu." Humeydı dedi ki: "(Senah senah), güzel güzel demektir

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سَعِيدٍ السَّعِيدِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أُمِّ خَالِدٍ بِنْتِ خَالِدٍ، قَالَتْ قَدِمْتُ مِنْ أَرْضِ الْحَبَشَةِ وَأَنَا جُوَيْرِيَةٌ، فَكَسَانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَمِيصَةً لَهَا أَعْلاَمٌ، فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمْسَحُ الأَعْلاَمَ بِيَدِهِ وَيَقُولُ ‏ "‏ سَنَاهْ، سَنَاهْ ‏"‏‏.‏ قَالَ الْحُمَيْدِيُّ يَعْنِي حَسَنٌ حَسَنٌ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 36, Hadis no. 3874
Sahih-i Buhari 3875Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah r.a. dedi ki: "Daha önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e namazda olduğu halde selam veriyor, o da selamımızı alıyordu. Fakat Necaşı'nin yanından döndükten sonra ona selam verdik ama selamımızı almadı. Ey Allah'ın Resulü dedik, daha önce biz sana selam veriyorduk, sen de selamımızı alıyordun. Şöyle buyurdu: Şüphesiz namazda belli bir meşguliyet vardır." (Senedde yer alan ravilerden Süleyman dedi ki): "Ben İbrahim'e: Sen nasıl yapıyorsun, diye sordum. O da İçimden selamı alıyorum, dedi

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا نُسَلِّمُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يُصَلِّي فَيَرُدُّ عَلَيْنَا، فَلَمَّا رَجَعْنَا مِنْ عِنْدِ النَّجَاشِيِّ سَلَّمْنَا عَلَيْهِ فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْنَا، فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا كُنَّا نُسَلِّمُ عَلَيْكَ فَتَرُدُّ عَلَيْنَا قَالَ ‏ "‏ إِنَّ فِي الصَّلاَةِ شُغْلاً ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ لإِبْرَاهِيمَ كَيْفَ تَصْنَعُ أَنْتَ قَالَ أَرُدُّ فِي نَفْسِي‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 36, Hadis no. 3875