Enes r.a.'dan rivayete' göre, amcası Bedir'e katılmamıştı. Bu sebeple: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilk savaşına katılamadım. Andolsun eğer Allah, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bulunmarnı nasip ederse, şüphesiz Allah benim nasıl bir gayret göstereceğim i görecektir, dedi. Uhud günü (düşmanla) karşılaştı. Müslümanlar bozguna uğrayınca şunları söyledi: Allah'ım -müslümanları kastederek- bunların yaptıklarından dolayı sana özür beyan ediyorum. Müşriklerin yaptıklarından da uzak olduğumu sana açıklıyorum. Sonra kılıcını alıp ileri atıldı. Sa'd b. Muaz ile karşılaştı. Ona: Nereye ey Sa'd! Şüphesiz ben cennetin kokusunu Uhud'un berisinden alıyorum, dedi. İleri atıldı ve öldürüldü. Kimse onu tanıyamadı. Ancak kızkardeşi onu bir beninden -ya da parmak uçlarından- tanıyabildi. Mızrak yarası, kılıç darbesi ve isabet eden ok yarasından oluşan seksen küsur yara görülmüştü." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Şüphesiz Allah görecektir." Savaşmakta canı pahasına dahi olsa işi oldukça ileri götüreceğini kastetmektedir. "Ben cennetin kokusunu Uhud'un berisinden alıyorum." Bunun hakikat anlamıyla olması ihtimali vardır. O alışılmışın ötesinde hoş bir ko ku almış ve bunun cennetin kokusu olduğunu anlamış olabilir. Bunu sahip olduğu yakıne göre söylemiş olma ihtimali de vardır. Öyle ki, onun için gayb olan bir husus, kendince fiilen hissedilen bir hal almıştır. Yani, benim bu savaştığım yerde bulunan bir kişi sonunda cennete varır. "İleri atıldı ve öldürüldü." Bu Enes b. en-Nadr'ın oldukça ileri derecede kahraman birisi olduğunu göstermektedir. Öyle ki, Uhud günü gösterdiği sebatına ve mükemmel kahramanlığına rağmen Sa'd b. Muaz dahi Enes b. en-Nadr'ın yaptığını yapma cesaretini gösterememişti. "Vücudunda mızrak yarası, kılıç darbesi ve ok yarası olmak üzere seksen küsur yara görüldü." Enes dedi ki: Biz "mu'minler arasında Allah'a verdikleri sözd1 içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır. Onlardan kimisi adağını yerine getir, di ... "[Ahzab, 23] ayetinin, onun ve benzeri kimselerin hakkında indiği kanaatinde idik. \ Hadis-i şerifte cihad esnasında zor olanın üzerine gitmenin caiz olduğuna, kişinin şahadeti elde etmek için canını feda edebileceğine, verilen ahde sadakatla bağlı kalmaya işaret vardır. Bu hadisten çıkartılabilecek diğer sonuçlar daha önceden Cihad bölümünde geçmiş bulunmaktadır.(2805. hadiste)
Sahih-i Buhari › Kitâb 64 · Peygamber (ﷺ) Tarafından Yönetilen Askeri Seferler (El-Megazi)Konum
- 1Vahyin Başlangıcı7
- 2Îmân51
- 3İlim76
- 4Abdest113
- 5Gusül46
- 6Hayız40
- 7Teyemmüm15
- 8Namaz174
- 9Namaz Vakitleri81
- 10Ezan275
- 11Cuma66
- 12Korku Namazı6
- 13İki Bayram (iydeyn)42
- 14Vitir Namazı15
- 15Yağmur Duası (Istiskaa)35
- 16Güneş ve Ay Tutulması27
- 17Kur'ân Okurken Secde Edilecek Yerlerler13
- 18Namazın Kısaltılması (At-Taksir)40
- 19Gece Namazı (Teheccüd)69
- 20Mekke ve Medîne Mescidlerinde Kılınan Namazın Fazîleti10
- 21Namaz İçinde Ameller27
- 22Namazda Unutkanlık14
- 23Cenazeler160
- 24Zekât118
- 25Hacc260
- 26Umre33
- 27Hac Yolculuğunu Tamamlamaktan Engellenen Hacılar15
- 28Hacda Avlanma Cezası46
- 29Medine'nin Faziletleri24
- 30Oruç Tutmak117
- 31Teravih Namazı6
- 32Kadir Gecesinin Fazileti11
- 33Ramazânın Son On Gününde İ'tikâf22
- 34Alışverişler193
- 35Sonradan Teslim Edilecek Mallar İçin Bedel Ödenen Satışlar (Selem Akdi)20
- 36Şuf’a3
- 37İcâre27
- 38Havaleler3
- 39Kefalet9
- 40Vekâlet21
- 41Ekincilik31
- 42Su Dağıtımı34
- 43Borç, Borç Ödenmesi, Malın Dondurulması, İflas25
- 44Hukukî Çekişmeler (Husûmât)16
- 45Yerde Bulunup Kaldırılan Şeyler (Lukata)15
- 46Zulümler ve Gasb43
- 47Ortaklık25
- 48Rehin9
- 49Kölelerin Azat Edilmesi43
- 50Mükâteb6
- 51Hediyeler71
- 52Şehâdetler53
- 53Barış Sağlamak22
- 54Şartlar26
- 55Vasiyyetler44
- 56Cihâd ve Sîretler309
- 57Ganimetin Beşte Biri66
- 58Cizye ve Muvâde'a33
- 59Yaratılışın Başlangıcı136
- 60Peygamberler163
- 61Peygamberin (ﷺ) ve Ashabının Faziletleri ve Meziyetleri162
- 62Peygamberin Sahabeleri128
- 63Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri173
- 64Peygamber (ﷺ) Tarafından Yönetilen Askeri Seferler (El-Megazi)526
- 65Kur'an-ı Kerim 'in Peygamber ﷺ Tefsiri507
- 66Kur'ân’ın Faziletleri87
- 67Nikâh188
- 68Boşanmak100
- 69Nafakalar22
- 70Yiyecek, Yemek95
- 71Akîka Kurbânı9
- 72Avcılık, Kesim70
- 73Udhiyeler30
- 74İçecekler65
- 75Hastalar38
- 76Tıp101
- 77Elbise188
- 78Edeb255
- 79İzin İsteme77
- 80Dualar108
- 81Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq)182
- 82Kader27
- 83Yemînler ve Nezirler87
- 84Yeminlerin Keffaretleri15
- 85Mîrâs Payları (Ferîzalar)49
- 86Allah Tarafından Belirlenen Sınırlar ve Cezalar (Hudûd)89
- 87Kan Parası (Ad-Diyat)59
- 88Mürtedler22
- 89Zorlama altında yapılan ifadeler13
- 90Hileler29
- 91Ru'yâ Ta'bîri66
- 92Fitneler89
- 93Hükümler89
- 94Temenni20
- 95Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin)22
- 96Kur'an ve Sünnete Sımsıkı Sarılmak103
- 97Allah'ı Birlemek (Tevhid)193
- 1بَاب: غَزْوَةِ الْعُشَيْرَةِ، أَوْ الْعُسَيْرَةِ
- 2بَاب: ذِكْرِ النَّبِيِّ ﷺ مَنْ يُقْتَلُ بِبَدْرٍ
- 3بَاب: قِصَّةِ غَزْوَةِ بَدْرٍ
- 4بَاب: قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى:
- 5بَاب: عِدَّةِ أَصْحَابِ بَدْرٍ
- 6بَاب: دُعَاءِ النَّبِيِّ ﷺ عَلَى كُفَّارِ قُرَيْشٍ: شَيْبَةَ وَعُتْبَةَ وَالْوَلِيدِ وَأَبِي جَهْلِ بْنِ هِشَامٍ، وَهَلَاكِهِمْ
- 7بَاب: قَتْلِ أَبِي جَهْلٍ
- 8بَاب: فَضْلُ مَنْ شَهِدَ بَدْرًا
- 9بَاب: شُهُودِ الْمَلَائِكَةِ بَدْرًا
- 10بَاب: حَدِيثِ بَنِي النَّضِيرِ، وَمَخْرَجِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ إِلَيْهِمْ فِي دِيَةِ الرَّجُلَيْنِ، وَمَا أَرَادُوا مِنَ الْغَدْرِ بِرَسُولِ اللَّهِ ﷺ
- 11بَاب: قَتْلِ كَعْبِ بْنِ الْأَشْرَفِ
- 12بَاب: قَتْلِ أَبِي رَافِعٍ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي الْحُقَيْقِ
- 13بَاب: غَزْوَةِ أُحُدٍ
- 14بَاب: ﴿إِذْ هَمَّتْ طَائِفَتَانِ مِنْكُمْ أَنْ تَفْشَلا وَاللَّهُ وَلِيُّهُمَا وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ﴾. / آل عمران: ١٢٢
- 15بَاب: قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى: ﴿إِنَّ الَّذِينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ إِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا وَلَقَدْ عَفَا اللَّهُ عَنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ﴾ /آل عمران: ١٥٥/
- 16بَاب: ﴿إِذْ تُصْعِدُونَ وَلا تَلْوُونَ عَلَى أَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فِي أُخْرَاكُمْ فَأَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْلا تَحْزَنُوا عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلا مَا أَصَابَكُمْ وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ﴾ /آل عمران: ١٥٣/. تُصْعِدُونَ: تَذْهَبُونَ، أَصْعَدَ وَصَعِدَ فَوْقَ الْبَيْتِ
- 17بَاب:
- 18بَاب: ﴿لَيْسَ لَكَ مِنَ الأَمْرِ شَيْءٌ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَإِنَّهُمْ ظَالِمُونَ﴾. /آل عمران: ١٢٨
- 19بَاب: ذِكْرِ أُمِّ سَلِيطٍ
- 20بَاب: قَتْلِ حَمْزَةَ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ﵁
- 21بَاب: مَا أَصَابَ النَّبِيَّ ﷺ مِنَ الْجِرَاحِ يَوْمَ أُحُدٍ
- 22بَاب: ﴿الَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِلَّهِ وَالرَّسُولِ﴾ / آل عمران: ١٧٢
- 23بَاب: مَنْ قُتِلَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ يَوْمَ أُحُدٍ. مِنْهُمْ: حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، وَالْيَمَانُ، وَأَنَسُ بْنُ النَّضْرِ، وَمُصْعَبُ بْنُ عُمَيْرٍ
- 24بَاب: (أُحُدٌ يُحِبُّنَا وَنُحِبُّهُ)
- 25بَاب: غَزْوَةِ الرَّجِيعِ، وَرِعْلٍ، وَذَكْوَانَ، وَبِئْرِ مَعُونَةَ، وَحَدِيثِ عَضَلٍ وَالْقَارَةِ وَعَاصِمِ بْنِ ثَابِتٍ وَخُبَيْبٍ وَأَصْحَابِهِ
- 26بَاب: غَزْوَةِ الْخَنْدَقِ، وَهِيَ الْأَحْزَابُ
- 27بَاب: مَرْجِعِ النَّبِيِّ ﷺ مِنْ الْأَحْزَابِ، وَمَخْرَجِهِ إِلَى بَنِي قُرَيْظَةَ وَمُحَاصَرَتِهِ إِيَّاهُمْ
- 28بَاب: غَزْوَةِ ذَاتِ الرِّقَاعِ
- 29بَاب: غَزْوَةِ بَنِي الْمُصْطَلِقِ مِنْ خُزَاعَةَ، وَهِيَ غَزْوَةُ الْمُرَيْسِيعِ
- 30بَاب: غَزْوَةِ أَنْمَارٍ
- 31بَاب: حَدِيثِ الْإِفْكِ
- 32بَاب: غَزْوَةِ الْحُدَيْبِيَةِ
- 33بَاب: قِصَّةِ عُكْلٍ وَعُرَيْنَةَ
- 34بَاب: غَزْوَةِ ذات القرد
- 35بَاب: غَزْوَةِ خَيْبَرَ
- 36بَاب: اسْتِعْمَالِ النَّبِيِّ ﷺ عَلَى أَهْلِ خَيْبَرَ
- 37بَاب: مُعَامَلَةِ النَّبِيِّ ﷺ أَهْلَ خَيْبَرَ
- 38بَاب: الشَّاةِ الَّتِي سُمَّتْ لِلنَّبِيِّ ﷺ بِخَيْبَرَ
- 39بَاب: غَزْوَةِ زَيْدِ بْنِ حَارِثَةَ
- 40بَاب: عُمْرَةِ الْقَضَاءِ
- 41بَاب: غَزْوَةِ مُؤْتَةَ مِنْ أَرْضِ الشَّأْمِ
- 42بَاب: بَعْثِ النَّبِيِّ ﷺ أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ إِلَى الْحُرُقَاتِ مِنْ جُهَيْنَةَ
- 43بَاب: غَزْوَةِ الْفَتْحِ
- 44بَاب: غَزْوَةِ الْفَتْحِ فِي رَمَضَانَ
- 45بَاب: أَيْنَ رَكَزَ النَّبِيُّ ﷺ الرَّايَةَ يَوْمَ الْفَتْحِ
- 46بَاب: دُخُولِ النَّبِيِّ ﷺ مِنْ أَعْلَى مَكَّةَ
- 47بَاب: مَنْزِلِ النَّبِيِّ ﷺ يَوْمَ الْفَتْحِ
- 48بَاب: مَقَام النَّبِيِّ ﷺ بِمَكَّةَ زَمَنَ الْفَتْحِ
- 49باب: من شهد الفتح
- 50بَاب: قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى: ﴿وَيَوْمَ حُنَيْنٍ إِذْ أَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْئًا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِرِينَ. ثُمَّ أَنْزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ - إِلَى قَوْلِهِ - غَفُورٌ رَحِيمٌ﴾ /التوبة: ٢٥ - ٢٧/
- 51بَاب: غَزْوَةِ أَوْطَاسٍ
- 52بَاب: غَزْوَةِ الطَّائِفِ
- 53بَاب: السَّرِيَّةِ الَّتِي قِبَلَ نَجْدٍ
- 54بَاب: بَعْثِ النَّبِيِّ ﷺ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ إِلَى بَنِي جَذِيمَةَ
- 55بَاب: سَرِيَّةُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حُذَافَةَ السَّهْمِيِّ، وَعَلْقَمَةَ بْنِ مُجَزِّزٍ الْمُدْلِجِيِّ. وَيُقَالُ: إِنَّهَا سَرِيَّةُ الأنصاري
- 56بَاب: بَعْثُ أَبِي مُوسَى وَمُعَاذٍ بن جبل ﵄ إِلَى الْيَمَنِ قَبْلَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ
- 57بَاب: بَعْثُ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ ﵇، وَخَالِدِ بْنِ الْوَلِيدِ ﵁، إِلَى الْيَمَنِ قَبْلَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ
- 58بَاب: غَزْوَةُ ذِي الْخَلَصَةِ
- 59بَاب: غَزْوَةُ ذَاتِ السُّلَاسِلِ
- 60بَاب: ذَهَابُ جَرِيرٍ إِلَى الْيَمَنِ
- 61بَاب: غَزْوَةُ سِيفِ الْبَحْرِ، وَهُمْ يَتَلَقَّوْنَ عِيرًا لِقُرَيْشٍ، وَأَمِيرُهُمْ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ ﵁
- 62بَاب: حَجُّ أَبِي بَكْرٍ بِالنَّاسِ فِي سَنَةِ تِسْعٍ
- 63بَاب: وَفْدُ بَنِي تَمِيمٍ
- 64بَاب: وَفْدِ عَبْدِ الْقَيْسِ
- 65بَاب: وَفْدِ بَنِي حَنِيفَةَ، وَحَدِيثِ ثُمَامَةَ بْنِ أُثَالٍ
- 66بَاب: قِصَّةُ الْأَسْوَدِ الْعَنْسِيِّ
- 67بَاب: قِصَّةِ أَهْلِ نَجْرَانَ
- 68بَاب: قِصَّةُ عُمَانَ وَالْبَحْرَيْنِ
- 69٧٠ بَاب: قُدُومِ الْأَشْعَرِيِّينَ وَأَهْلِ الْيَمَنِ
- 70بَاب: قِصَّةُ دَوْسٍ وَالطُّفَيْلِ بْنِ عَمْرٍو الدَّوْسِيِّ
- 71بَاب قِصَّةِ وَفْدِ طَيِّئٍ، وَحَدِيثُ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ
- 72بَاب: حَجَّةِ الْوَدَاعِ
- 73بَاب: غَزْوَةِ تَبُوكَ، وَهِيَ غَزْوَةُ الْعُسْرَةِ
- 74بَاب: حَدِيثُ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، وَقَوْلُ اللَّهِ ﷿: ﴿وَعَلَى الثَّلاثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا﴾ /التوبة: ١١٨
- 75بَاب: نُزُولِ النَّبِيِّ ﷺ الْحِجْرَ
- 76بَاب - كِتَابِ النَّبِيِّ ﷺ إِلَى كِسْرَى وَقَيْصَرَ
- 77بَاب: مَرَضِ النَّبِيِّ ﷺ وَوَفَاتِهِ
- 78بَاب: آخِرِ مَا تَكَلَّمَ بِهِ النَّبِيُّ ﷺ
- 79بَاب: وَفَاةِ النَّبِيِّ ﷺ
- 80بَاب: بَعْثِ النَّبِيِّ ﷺ أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ ﵄ فِي مَرَضِهِ الَّذِي تُوُفِّيَ فِيهِ
- 81بَاب: كَمْ غَزَا النَّبِيُّ ﷺ
(64) Kitâb: Peygamber (ﷺ) Tarafından Yönetilen Askeri Seferler (El-Megazi)
بَاب: غَزْوَةِ أُحُدٍ
Zeyd b. Sabit r.a. dedi ki: "Mushafı istinsah ettiğimiz vakit Ahzab suresinden bir ayeti bulamadım .. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ayeti okuduğunu da işitiyordum. Biz onu (yazılı olarak) aradık. Ensardan Huzeyme b. Sabit'in yanında onu bulduk. (Bu ayet yüce Allah'ın): "mu'minler arasında Allah'a verdikleri sözde içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır. Onlardan kimisi adağını yerine getirdi, kimisi de beklemektedir."[Ahzab, 23] ayetidir. Biz de bunu mushafta bulunduğu sureye koyduk
Zeyd b. Sabit r.a. dedi ki: ygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud gazvesine çıktıktan sonra onunla birlikte çıkım kimselerden bir kısmı geri döndü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de ashabı\iki gruba ayrıldı: Bir kesim, onlarla savaşırız diyor, diğer kesim onlarla savaşmayız, diyordu. Bunun üzerine de: "Münafıklar hakkında ne diye iki gruba ayrıldınız? Halbuki Allah onları kazandıkları yüzünden baş aşağı yıkıvermiş bulunuyor."[Nisa, 88] buyruğu indi ve (Allah Resulü) şöyle buyurdu: O Taybe'dir. Ateşin gümüşün yaramaz kısımlarını silip süpürdüğü gibi, o da günahları siler süpürür." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Onunla beraber çıkmış olanlardan bazıları geri döndü." Kastettiği Abdullah b. Ubey ile onun arkadaşlarıdır. Bu husus, Meğazı bölümünde Musa b. Ukbe yoluyla gelen rivayette açıkça ifade edilmiş bulunmaktadır. Abdullah b. Ubey'in görüşü Medine'de kalmak hususunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in görüşüne uygundu. Başkaları Medine'nin dışına çıkma görüşünü ortaya atıp Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da onların görüşlerini kabul edince ve Medine'nin dışına çıkması üzerine Abdullah b. Ubey arkadaşlarına: Onlara itaat etti, bana da karşı geldi. O halde niçin kendimizi ölüme maruz bırakalım ki, dedi ve savaşa çıkanların üçte birini alıp geri döndü. İbn İshak rivayetinde der ki: Abdullah b. Amr b. Haram -ki Cabir'in babasıdır ve o da Abdullah b. Ubey gibi Hazreclidir- arkalarından giderek geri dönmeleri için onlara yalvardı ise de kabul etmediler. Bu sefer: Allah sizi bizden uzak tutsun, dedi. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı" Abdullah b. Ubey ile geri dönen kimseler hakkındaki hükmün ne olduğu hususunda "ikiye ayrılmışlardL" "Bunun üzerine bu ayet indi." Bu ayetin nüzul sebebi ile ilgili olarak sahih olan da budur. "Ve: O Taybe'dir ... günahları siler." Buna dair açıklamalar Hac bahsinin sonlarında (1883. hadiste) yeteri kadar geçmiş bulunmaktadır
بَاب: ﴿إِذْ هَمَّتْ طَائِفَتَانِ مِنْكُمْ أَنْ تَفْشَلا وَاللَّهُ وَلِيُّهُمَا وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ﴾. / آل عمران: ١٢٢
Cabir r.a. dedi ki: "Hani sizden iki zümre bozulmaya yüz tutmuştu."[Ali İmran, 122] buyruğu, bizler yani Selime oğulları ile Harise oğulları hakkında inmiştir. Hiçbir zaman bu ayetin inmemiş olmasını arzu etmem .. Çünkü yüce Allah: "Halbuki Allah, o ikisinin velisidir" diye buyurmaktadır." Bu Hadis ileride 4558 numara ile gelecektir
Cabir dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Ey Cabir, evlendin mi, diye sordu. Ben: Evet dedim. Nasıl bir hanım ile, bakire ile mi yoksa dul ile mi, diye sordu. Ben, bakire değil duldur, dedim. Allah Resulü: Niye genç bir kızla evlenmedin ki onunla oynaşırdın, diye buyurdu. Ben: Ey Allah'ın Resulü, benim babam Uhud günü öldürüldü, geriye de benim kızkardeşim olan dokuz kız bıraktı. Onların yanına bir şey beceremeyen küçük bir kız daha getirmek yerine, onların saçlarını tarayacak, onları gözetecek bir hanım bulunsun istedim. Allah Resulü: İsabet ettin diye buyurdu
Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre; babası Uhud günü şehit düştü. Geriye de ödenmesi gereken bir miktar borç ile altı kız çocuğu bıraktı. Hurmaların toplanma zamanı gelince (Cabir) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim ve, benim babamın Uhud günü şehit düştüğünü ve geriye çok miktarda borç bıraktığını biliyorsun. Ben alacaklıların da seni görmelerini istiyorum, dedim. Allah Resulü: Git ve her bir hurmayı ayrı bir yerde topla, dedi. Ben de dediğini yaptım. Sonra onu çağırdım. (Alacaklılar) onu görünce o anda sanki bana güvenmediler (alacaklarının hemen ödenmesini istediler). Allah Resulü onların yaptıklarını görünce harman edilmiş en büyük kümenin yanına yaklaşarak etrafında üç defa dolaştı. Sonra onun yanıbaşında oturdu, sonra da bana: Arkadaşlarını çağır, dedi. Babamın emanetini (alacaklarını) ödemeyi Allah nasip edinceye kadar onlara ölçerek verip, durdu. Ben de babamın emanetinin (borçlarının) eksiksiz olarak ödenmesi halinde geriye tek bir meyveyi dahi kızkardeşlerime götürmemeye razı idim .. Fakat yüce Allah harman yerindeki bütün hurma kümelerini esenliğekavuşturdu. Öyle ki ben, Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'in yanıbaşında oturduğu hurma kümesine bakıyordum da tek bir hurma tanesi dahi eksilmemiş gibi geldi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "O zaman içinizden iki zümre bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah on-ların velisi idi."[Al-i İmran, 122] buyruğundaki "el-feşl: bozulmak, bozguna uğramak" korkmak demektir. Bunun görüş belirtmek hakkında kullanıldığı takdirde acze düşmek, bedeni bir hali anlatmak için kullanıldığı takdirde ise, bitkin düşmek, savaş ile ilgili kullanıldığı takdirde korkaklık göstermek anlamına geldiği de söylenmiştir. "Veli" de yardımcı demektir. "Bu ayet bizim hakkımızda inmiştir." Yani Hazredilerden olan kendi kavmi Selime oğulları ile onların akrabaları olan Evslilerden bulunan Harise oğulları hakkında :nmiştir. "Ben bu ayetin nazil olm'amasını arzu etmezdim .. Çünkü yüce Allah: "Ve Allah onların velisidir" diye buyurmuştur." Ayet-i kerime her ne kadar zahiri anlamı itibariyle onların değerini düşürmekte ise de, sonunda onlar için oldukça büyük bir şeref ifadesi taşımaktadır. İbn İshak der ki: Yüce Allah'ın: "Halbuki Allah onların velisidir" buyruğu, onların içlerinden geçirdikleri bozguna uğramak duygularını onlardan uzaklaştırandır, demektir .. Çünkü böyle bir düşünce şeytan ın bir vesvesesi olmakla birlikte onların gevşeklik göstermeleri sözkonusu olmamıştı. Bu husustaki ikinci rivayeti (4053 numaralı hadis) ile ilgili açıklamalar Nübuwetin alametleri başlığında (3580. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Birinci rivayetin (4052 numaralı hadisin) ihtiva ettiği hususlara dair açıklamalar da Nikah bölümünde gelecektir. Bu rivayetin burada kaydedilmesindeki amaç ise Cabir'in babası Abdullah'ın Uhud'da şehit düşmüş kimselerden olduğunun belirtilmesidir. Tirmizi'de, Talha b. Hiraş yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: "Cabir'i şöyle derken dinledim: Nebi sallallShu aleyhi ve sellem benimle karşılaştı ve dedi ki: Ne diye seni böyle gönlü kırık görüyorum? Ben: Ey Allah'ın Resulü, babam Uhud'da şehit düştü, geriye de çok miktarda borç ve bakıma muhtaç çoluk çocuk bıraktı, dedim. Allah Resulü bana: Sana müjde vereyim mi, diye buyurdu. Şüphesiz Allah senin babanı huzuruna aldı ve, benden dilekte bulun, dedi. Senin baban: Tekrar bana hayat ver (beni dünyaya gönder) senin uğrunda bir defa daha öldürüleyim, dedi ve: "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanrna. Bilakis onlar Rableri katında diridirler ... "[Al-i İmran, 169] ayeti indirildi
Sa'd b. Ebi Vakkas r.a. dedi ki: "Uhud günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. Beraberinde onun önünde savaşan iki adam vardı. Üzerlerinde beyaz elbiseler vardı. Bu iki kişi alabildiğine şiddetli çarpışıyorlardı. Onları ne daha önce görmüştüm, ne de sonra gördüm." Bu Hadis 5826 numara ile gelecektir
Sa'd b. Ebi Vakkas dedi ki: "Uhud günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ok torbasındaki okları benim önüme açarak: Anam babam sana feda olsun, ok at, diye buyurdu
Yahya b. Said dedi ki: Said b. el-Müseyyeb 'i şöyle derken dinledim: "Ben Sa'd'i şöyle derken dinledim: Uhud günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ana ve babasını bir arada benim için zikretti ve onlar sana feda olsun, diye buyurdu
İbn el-Müseyyeb'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Sa'd b. Ebi Vakkas r.a. dedi ki: Uhud günü Resulullah sallal1ahu aleyhi ve sellem savaşırken benim için anne babasının her ikisini de bir arada zikretti -o bu sözleriyle, babam ve anam sana feda olsun dediği zamanı kastetmektedir
İbn Şeddad dedi ki: "Ali r.a.'ı şöyle derken dinledim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sa'd'in dışında herhangi bir kimse için (babam anam sana feda olsun, diyerek) baba ve annesini bir arada zikrettiğini hiç işitmedim
Ali r.a. dedi ki: "Ben Sa'd b. Malik dışında kimseye baba ve annesini bir arada zikir {ederek, sana feda olsunlar deldiğini duymadım. Ben Uhud günü onu: Ey Sa'd ok at, babam anam sana feda olsun derken dinledim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Beraberinde iki adam vardı. Onun önünde savaşıyorlardı." Bunlar Cibril ve Mikail idiler. Nitekim Müslim'de bir başka rivayet yoluyla Mis'ar'den böyle rivayet edilmiştir. Hadisin sonunda: "Cibril ve Mikail'i kastediyor" denilmektedir. "Sa'd'in dışında" kastettiği Sad b. Ebi Vakkas'tır. {Ebu Vakkas} da ikinci rivayette olduğu gibi İbn Malik'tir
Mu'temir, babasından rivayetle dedi ki: "Ebu Osman, o günlerin birisinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte kalıp da savaşmış Talha ve Sa'd'ın dışında kimse kalmamış olduğunu --onlardan rivayet ettiği iki hadislerine göre- söylemiştir
Mu'temir, babasından rivayetle dedi ki: "Ebu Osman, o günlerin birisinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte kalıp da savaşmış Talha ve Sa'd'ın dışında kimse kalmamış olduğunu --onlardan rivayet ettiği iki hadislerine göre- söylemiştir
Muhammed b. Yusuf dedi ki: es-Saib b. Yezid'i şöyle derken dinledim: "Ben, Abdurrahman b. Avf, Talha b. Ubeydullah, el-Mikdad ve Said (Allah onlardan razı olsun) ile birlikte arkadaşlık ettim. Onlardan birisinin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hadis naklettiğini duymadım. Ancak ben Talha'nın Uhud gününden söz ettiğini dinledim
Kays dedi ki: "Ben Talha'nın Uhud günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kendisiyle koruduğu elinin felç olmuş olduğunu gördüm
Enes r.a. dedi ki: "Uhud gününde insanlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in etrafından dağıldılar. Ebu Talha ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünde, kalkanı ile onu koruyordu. Ebu Talha oldukça hızlı bir şekilde ok atan bir kişi idi. O gün iki ya da üç yay kırdı. Bir adam beraberindeki ok torbası ile yanından geçiyor, Nebi ona: O ok torbasını Ebu Talha'nın önüne bir saç, diyordu. (Enes) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de uzanıp oradakileri gözetliyor idi. Ebu Talha ise: Babam anam sana feda olsun, öne uzanıp bakma, sana düşmanın attığı oklardan birisi isabet eder. Benim göğsüm sana siper olsun, diyordu. Ebu Bekir'in kızı Aişe ile Ümmü Süleym'in ise elbiselerini toplamış oldukları halde onların baldırlarındaki halhallarının göründüğünü ve omuzlarında kırbaları taşıyarak savaşçıların ağızlarına boşalttıklarını, sonra tekrar geri dönüp o kırbalarını doldurduklarını, sonra gelerek o kırbaların sularını savaşçıların ağızlarına boşalttıklarını gördüm. Andolsun Ebu Talha'nın elinden kılıç (uyuklamaktan dolayı) iki ya da üç defa düştü
Aişe r.anha dedi ki: "Uhud gününde (ilkin) müşrikler bozguna uğradı. İblis --üzerine Allah'ın Ianeti olsun--: Ey Allah'ın kulları, arkanıza dikkat ediniz, diye feryat etti. Bunun üzerine onların önlerinde olanlar geri döndü, arkada kalanlarıyla birlikte şiddetlice savaştılar. Huzeyfe bakınınca babası el-Yeman'ı görüverdi. Ey Allah'ın kulları babam, babam (onu sakın öldürmeyin) dedi. (Urve) dedi ki: Aişe r.anha dedi ki: Allah'a yemin ederim onu öldürmekten geri durmadılar. Bunun üzerine Huzeyfe: Allah size mağfiret buyursun, dedi. Urve dedi ki: Allah'a yemin ederim, Huzeyfe'de Allah'a kavuşuncaya kadar hayır hep devam etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnsanlar dağıldı" bozguna uğradı. Maksat onların bir kısmıdır. Bu ifadeyi bu şekilde mutlak olarak kullanması daha önce açıklandığı gibi onların dağılmış olmaları dolayısı iledir. Gerçekte durum şudur: Savaşa katılanlar üç gruba ayrıldılar. Bir kısım Medine'nin yakınlarına varıncaya kadar geri dönüp kaçmaya devam etti. Bunlar savaş bitene kadar geri dönmediler. Bunların sayısı pek azdı. Yüce Allah'ın: "İki ordunun karşılaştığı gün içinizden geri dönüp kaçanları ancak şeytan yaptıkları bazı işler yüzünden yoldan çıkarmak istemişti."[Al-i İmran, 155] buyruğu bunlar hakkında nazil olmuştur. Bir başka kesim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in öldürüldüğünü işitince şaşırıp kaldılar. Onlardan her birisinin amacı ya kendisini korumak yahut da savaş ile ilgili kanaati ve basireti doğrultusunda öldürülünceye kadar devam etmek istemişti. Ashabın çoğunluğu da bunlar idi. Bir diğer kesim de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte sebat göstermişti. Daha sonra ikinci kısımda bulunanlar da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in az önce kaydedilen yedinci hadiste (4060-4061) açıkladığım gibi peyderpey geri döndüler. Böylelikle Nebi sallalliıhu aleyhi ve sellem ile birlikte kalanlara dair birbirinden farklı çeşitli haberlerin arası telif edilebilir. "O gün elinde" ileri derecede ok attığından dolayı "iki ya da üç yay kırıldı." "Bakma" yani onların ne yaptıklarını görmek için bakma. "Sana isabet eder." O bunu bir örnek olsun diye söylemiş gibidir yani bakarsan sana isabet edebilir. "Ben senin önünde çarpışıyorum." Yani kendimi sana feda ediyorum. "Ebu Bekir 'in kızı" mu'minlerin annesi "Aişe'yi" ve Enes'in annesi "Ümmü Suleym'i gördüm ... " "Halhallarını görüyordum." Hadis daha önce Cihad bölümünde (2880 numara ile ) geçmiş bulunmaktadır. "Uhud gününde müşrikler geri dönüp kaçtı. İblis: Ey Allah'ın kulları, arkanıza dikkat edin diye feryat etti." Yani arka tarafınızdan kendinizi korumaya çalışın. Bu, savaş esnasında gerisinden saldırıya uğrayacağından korkulan kimseler için söylenen bir sözdür. Bu olay da okçuların yerlerini terk edip daha önce açıklandığı gibi, müşriklerin karargahında ganimet toplamak üzere girdikleri vakit olmuştu. "Bunun üzerine öndekiler geri döndü, geride bıraktıklarıyla birlikte savaştı." Yani onların düşman olduklarını zannediyorlardı. Buna dair açıklamalar da geçmiş bulunmaktadır. Geri döndüklerinde Müslümanlar müşriklere karıştı ve her iki ordu birbirinden ayırtedilmeyecek şekilde birbirine girdi. Bu sebeple de Müslümanlar birbirlerini öldürdüler. İbn İshak der ki: "Bana Asım b. Ömer, Mahmud b. Lebid'in şöyle dediğini nakletti: Huzeyfe'nin babası el-Yeman ile Sabit b. Vakş oldukça yaşlı iki ihtiyar idiler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem onları kadın ve çocuklarla birlikte bırakmıştı. Onlar da kendi aralarında konuşarak şehit olmayı arzu ettiler. Kılıçlarını alıp müslümanların geri çekilmelerinden sonra Müslümanlara yetiştiler. Fakat Müslümanlar onların yanlarına geldiklerini bilmiyarlardı. Sabit'i müşrikler öldürdü, el-Yeman'ın ise Müslümanların kılıçları üzerine inip kalktı ve onun kim olduğunu tanımadan onu öldürdüler." "Urve dedi ki. .. " İbn İshak'ın rivayetinde şöyle denilmektedir: Huzeyfe: Babamı öldürdün, dedi. Onlar: Allah'a yemin ederiz onu tanımadık, dediler. Doğruyu söylediler. Bunun üzerine Huzeyfe: Allah size mağfiret etsin, dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem el-Yeman'ın diyetin i ödemek istedi, Huzeyfe ise onun diyetini Müslümanlara sadaka olarak bağışladı. Bu hali onun Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in nezdindeki hayırlı oluşunu daha da arttırdı
بَاب: قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى: ﴿إِنَّ الَّذِينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ إِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا وَلَقَدْ عَفَا اللَّهُ عَنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ﴾ /آل عمران: ١٥٥/
Osman b. Mevheb'den dedi ki: Beytullah'ı hacceden bir adam geldi. Bir takım kimselerin oturmakta olduğunu görünce: Bu oturanlar kimlerdir, diye sordu. Bunlar Kureyş'tendir, dediler. Peki bu yaşlı kişi kimdir, diye sordu. O, İbn Ömer'dir, dediler. Onun yanına giderek: Ben sana bir hususa dair soru soracağım. Bana anlatır mısın dedi ve sordu: Bu Beyt'in hürmeti ile sana söz veriyorum. Osman b. Affan'ın Uhud günü kaçtığını biliyor musun? İbn Ömer: Evet dedi. Yine sordu: Bedir günü de bulunmadığını ve Bedir'e katılmadığını da biliyor musun? İbn Ömer: Evet dedi. Bu sefer: Onun Rıdvan Bey'atinde de bulunmayıp, ona katılmadığını da biliyor musun, diye sordu. İbn Ömer yine: Evet deyince, adam tekbir getirdi. İbn Ömer: Gel de senin bana sorduğun hususları bildirip açıklayayım dedi ve şunları ekledi: Onun Uhud günü kaçtığını sordun. Şehadet ederim ki Allah bundan ötürü onu affetmiştir. Bedir'de bulunmayışına gelince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı onun nikahı altında idi ve o sırada hastaydı. Bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Sana Bedir'e katılmış olan birisinin ecri ve payı verilecektir" diye buyurdu. Rıdvan bey'atinde bulunmayışına gelince, eğer Mekke vadisinde Osman b. Affan'dan daha güçlü birisi bulunsaydı, şüphesiz onun yerine onu gönderirdi. (Fakat olmadığından) Osman'ı göndermişti. Rıdvan bey'ati ise Osman Mekke'ye gittikten sonra oldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da sağ elini göstererek: Bu Osman'ın elidir deyip, onu kendi elinin üzerinekoyup: Bu da Osman için (bey'at) olsun, dedi. Haydi şimdi bu söylediklerimi de öğrenmiş olarak gidebilirsin." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İki ordunun karşılaştığı gün içinizden geri dönüp kaçanları ... "[Ali İmraın, 155} Nakil ilmini bilenlerin ittifakla belirttiklerine göre burada bundan maksat, Uhud günüdür. Bedir günü olduğunu söyleyenler yanıImıştır .. Çünkü Bedir günü Müslümanlardap hiçbir kimse geri dönüp kaçmamıştır. Evet, yüce Allah'ın: "Furkan günü olan iki ordunun birbirleriyle karşılaştıkları günde kulumuza indirdiğimize inanmışsanız ... "[Enfa!,41] buyruğu ile kastedilen -ki bu ayet el-Enfal suresindedir- Bedir günüdür,. Fakat burada: "İki ordunun karşılaştığı zaman" buyruğu her nerede geçtiyse onunla Bedir gününün kastedilmesi gerekmez. "Yoldan çıkarmak istemişti." Yani yoldan çıkmayı onlara süslü ve güzel göstermişti. Bu rivayette: "Bu Beyt'in hürmeti için söz veriyorum" ibaresinin kullanılması Abdullah b. Ömer'e göre böyle bir yeminin caiz olduğu anlamını vermektedir .. Çünkü o bu şekilde yemin etmesine tepki göstermemiştir. Bu hususta bir dereceye kadar bazı açıklamalar, yüce Allah'ın izniyle el-Eyman ve'n-Nüzur (yeminler ve adaklar) bölümünde gelecektir
بَاب: ﴿إِذْ تُصْعِدُونَ وَلا تَلْوُونَ عَلَى أَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فِي أُخْرَاكُمْ فَأَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْلا تَحْزَنُوا عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلا مَا أَصَابَكُمْ وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ﴾ /آل عمران: ١٥٣/. تُصْعِدُونَ: تَذْهَبُونَ، أَصْعَدَ وَصَعِدَ فَوْقَ الْبَيْتِ
Ebu İshak dedi ki: Bera' b. A'zib r.a.'ı şöyle derken dinledim: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud günü piyadelerin başına Abdullah b. Cubeyr'i kumandan tayin etti. Bunlar geriye dönüp kaçtılar. İşte yüce Allah'ın: "Nebi arkanızdan size seslenip dururken" [Ali İmran, 153] buyruğu bunu anlatmaktadır. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah size keder üstüne keder vererek cezalandırdı." Abd b. Humeyd'in Mücahid yoluyla rivayetine göre o, şöyle demiştir: "Birinci keder; Muhammed öldürüldü, diyen sesi işitmeleri idi. İkinci kederleri ise, Nebi satlallahu aleyhi ve sellem'in etrafından dağılıp dağda yukarıya doğru koşmaları idi. O sırada da aralarından öldürülenleri hatırladılar ve üzüldüler." "Kaybettiklerinize" ele geçiremediğiniz ganimetiere "ve başınıza gelenlere" yaralanmalar ve kardeşlerinizin öldürülmesine "üzülmeyesiniz diye
بَاب:
Enes, Ebu Talha'dan rivayetle (Allah ikisinden de razı olsun) dedi ki: "Ben de Uhud günü uyuklamanın kendisini bürüdüğü kimselerden idim. O kadar ki kılıç elimden defalarca düştü. O düşüyor, ben onu alıyordum, o düşüyor ben onu alıyordum." Bu Hadis 4562 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sonra o kedein i:l:rdından üzerinize bir emniyet, bir uyuklama indirdi. .. "[Ali İmran, 154] buyruğu hakkında ıbn ıshak der ki: Yüce Allah uyuklamayı yakın sahibi kimse'. !ere güvenlik olmak üzere indirdi.. Çünkü onlar uykudayken korkmazlar. Kendi nefislerinden başka bir şeyin telaşına düşmeyen münafıklar ise son derece korku ve dehşet içinde idiler
بَاب: ﴿لَيْسَ لَكَ مِنَ الأَمْرِ شَيْءٌ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَإِنَّهُمْ ظَالِمُونَ﴾. /آل عمران: ١٢٨
Salim babasından rivayet ettiğine göre; "Babası Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i sabah namazının ikinci rek'atinde başını rüku'dan kaldırınca şöyle derken dinlemiştir: Allah'ım, filana, filana ve filana lanet olsun. O bu sözlerini 'semi'allahu limen hamideh, Rabbena ve leke'l-hamd' dedikten sonra söylüyordu. Bunun üzerine yüce Allah: 'O işten sana hiçbir şey düşmez ... Zalim olduklarından dolayı onlara azap eder' buyruğunu indirdL" Bu Hadis 4070,4559, 7346 numara ile gelecektir
Hanzala b. Ebi Süfyan'dan dedi ki: Ben Salim b. Abdullah'ı şöyle derken dinledim: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Safvan b. Umeyye, Suheyl b. Amr ve Haris b. Hişam'a beddua ediyordu. Bunun üzerine: 'O işten sana hiçbir şey düşmez ... Yahut zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.' [Ali İmran, 128] buyruğu nazil oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Hişam'ın, Ebu Said el-Hudri yoluyla rivayet ettiği hadiste belirtildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in alt çenesindeki küçük azı dişini kıran ile onun alt dudağını yaralayan kişi, Utbe b. Ebi Vakkas'tır. Abdullah b. Şihab ez-Zühri'ye göre ise alnını yaralayan kişi odur. Abdullah b. Kamia ise onun yanağını yaralamış ve miğferdeki iki halka yanağına batmıştı. Malik b. Sinan da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzünden kanı emmiş, sonra zırhın halkalarını çıkartmıştır. Bunun üzerine Allah Resulü ona: Ateş sana asla değmeyecektir, diye buyurmuştur. İbn İshak da Sa'd b. Ebi Vakkas'ın rivayet ettiği hadiste şunları zikretmektedir: "Ben, kardeşim Utbe b. Ebi Vakkas'ı, Uhud günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yaptıklarını yaptıktan sonra öldürmeyi arzuladığım kadar hiçbir kimseyi öldürmeyi arzulamadım." Taberani'de de Ebu Umarne'den şöyle dediği zikredilmektedir: "Uhud günü Abdullah b. Kamia Resulullah sallaHahu aleyhi ve sellem'e bir ok attı. Yüzünü yaraladı ve küçük azı dişini kırdı. Bu arada İbn Kamia: Bu oku benden al, onu ben İbn Kamia atıyorum, deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yüzünden kanı silerken: Allah seni kahretsin, ne oluyor sana, diye buyurdu. Yüce Allah ona bir dağ keçisini musallat etti, onu paramparça edinceye kadar taslayıp durdu
بَاب: ذِكْرِ أُمِّ سَلِيطٍ
Sa'lebe b. Ebi Malik'ten rivayete göre Ömer b. el-Hattab r.a. Medinelilerin hanımları arasında örtüler dağıttı. Bunlardan iyice bir örtü geri kaldı. Yanında bulunanlardan birisi ona: "Ey mu'minlerin emiri, sen bunu senin nikahın altında bulunan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızına --bu sözleriyle Ali'nin kızı Ümmü Külsum'u kastediyorlardı-- ver, dediler. Ömer: Hayır, Ümmü Selit buna daha bir hak sahibidir, dedi. --Ümmü Sellt de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at eden Ensar hanımlarından birisi idi.-- Ömer dedi ki:. Çünkü o Uhud günü bize sırtında kırbalarla su taşıyordu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Üm mü Sellt"e dair zikredilen hadis, daha önce Cihad bölümünd açıklanmış bulunmaktadır. Burada sözü edilen Üm mü Sellt, Ebu Said el-Hudrı'nin annesidir. Ebu Sallt adında birisinin hanım ı idi. Kocası hicretten önce vefat ettikten sonra onunla Malik b. Sinan el-Hudrı evlendi ve ondan Ebu Said dünyaya geldi
بَاب: قَتْلِ حَمْزَةَ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ﵁
Amr b. Umeyye ed-Oamri dedi ki: "Ben Ubeydullah b. Adiy b. el-Hiyar ile birlikte (yola) çıktım. Hıms'a geldiğimizde Ubeydullah b. Adiy bana: Ne dersin Vahşi'nin yanına gidip ona Hamza'yı nasıl öldürdüğünü soralım mı, dedi. Ben: Peki, dedim. Vahşi, Hıms'da kalıyordu. Biz de onun nerede olduğunu sorduk, bize: İşte orada, evinin gölgesinde bir tulum gibi duruyor, denildi. (Amr) dedi ki: Biz de ona doğru gittik ve onun yakınında durduk. Selam verdik, selamı aldı. (Amr) dedi ki: Ubeydullah da sarığına sarılmış Vahşi onun sadece gözlerini ve ayaklarını görebiliyordu. Ubeydullah: Beni tanıyor musun, diye sordu. (Amr) dedi ki: Ona baktıktan sonra: Allah'a yemin ederim ki hayır deyip şöyle devam etti: Ancak şunu biliyorum Adiy b. el-Hiyar Ebu lys kızı Ümmü Kıtal adında birisi ile evlendiğini ve bu kadından onun Mekke'de bir erkek evlat doğurduğunu biliyorum. Ben de ona süt anne bulmaya çalışıyordum. İşte bu çocuğu annesiyle birlikte taşıyıp götürüp babasına verdik. Sanki ben senin ayaklarına (bakarken onun ayaklarını) görür gibiyim. (Amr) dedi ki: Ubeydullah yüzünü açtı, sonra: Hamza'yı nasıl öldürdüğünü bize anlatır mısın, dedi. Vahşi: Olur dedi. Hamza Bedir'de Tuayme b. Adiy b. el-Hiyar'ı öldürmüştü. Bunun üzerine efendim olan Cubeyr b. Mut'im bana: Şayet amcama karşılık Hamza'yı öldürürsen sen de hür olacaksın, dedi. (Vahşi) dedi ki: Herkes' Ayneyn -ki Ayneyn Uhud karşısında bir dağ olup, onunla Uhud arasında bir vadi vardır- senesi sefere çıkınca, ben de savaşa katılmak üzere onlarla birlikte çıktım. Savaşmak üzere saf tuttuklarında Siba' ileri atılarak: Benimle teke tek kim çarpışır dedi. (Vahşi) dedi ki: Karşısına Hamza b. Abdulmuttalib çıktı. Ey Siba', ey kadınların bızırlarını kesen (kadın sünnetçisi) Ümmü Enmar'ın oğlu, sen Allah'a ve onun Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'E muhalefet mi ediyorsun, dedi. (Vahşi) dedi ki: Sonra üzerine bir hamle yaptı. Herif, geçip gitmiş dün gibi oluverdi (Yokolup gitti). (Vahşi devamla) dedi ki: Ben de bir kayanın altında Hamza'ya tuzak kurup, saklandım. Bana yaklaşınca ona harbemi attım, mızrağımı Hamza'nın kasığına yerleştirdim, mızrak Hamza'nın iki uyluğu arasından (öbür tarafa) çıkmıştı. (Vahşi) dedi ki: İşte bu mızrak, Hamza'yı olduğu yere çökertti. Herkes geri dönünce ben de onlarla birlikte geri döndüm. İslam Mekke'de yayılıncaya kadar ben de Mekke'de kaldım. Sonra Taife çıkıp gittim. Taifliler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e elçiler gönderdiler. Bana: O kendisine elçi olarak gidenleri rahatsız etmez, denildi. Ben de Taif heyetiyle beraber çıkıp gittim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vardım, beni görünce: Sen Vahşi değil misin, diye sordu. Ben: Evet dedim. Sen Hamza'yı öldürdün öyle mi, diye sordu. Ben: iş sana ulaşan haberde olduğu gibi oldu, dedim. Allah Resulü: Bana yüzünü hiç göstermeyebilir misin, diye sordu. (Vahşi) dedi ki: Ben de çıkıp gittim. Resulullah s.a.v. vefat ettikten sonra Müseylimetu'l-Kezzab ortaya çıktı, kendi kendime dedim ki: Andolsun Müseylime'nin üzerine ben de gideceğim. Belki onu öldürür, böylelikle Hamza'yı öldürmekle yaptığım kötülüğün karşılığı bir iyilik yapmış olurum .. (Vahşi) dedi ki: Ben de ona karşı savaşa gidenlerle birlikte çıktım ve onun ile ilgili olarak olanlar oldu. (Vahşi) dedi ki: Bir de ne göreyim, yıkık bir duvarın bir kenarında bir kişinin durduğunu gördüm. Sanki esmer bir deveyi andırıyordu. Saçı başı dağınıktı. (Vahşi) dedi ki: Hemen harbemi ona attım. Harbemi iki memesi arasına yerleştirdim ve harbem arkadan iki kürek kemiği arasından çıktı. (Vahşi) dedi ki: Ensardan bir adam ileri atıldı ve onun tepesine kılıçla bir darbe indirdi." (Abdu'I-Aziz b. Abdullah b: Seleme) dedi ki: Abdullah b. el-fadl dedi ki: Bana Süleyman b. Yesar'ın haber verdiğine göre o Abdullah b. Ömer'i şöyle derken dinlemiştir: "Bir evin damında bulunan bir kız şöyle seslendi: Ey mu'minlerin emiri, haberin olsun, onu o siyah i köle öldürdü." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Vahşi" -ki b. Harb'dir-"nin yanına gidelim mi?" Cubeyr b. Mut'im'in azatlısı Habeş'li Vahşi'dir. "Sanki o" büyük bir "tulum gibi idi." Bu isim (hamit), çoğunlukla içi dolu tulum hakkında kullanılır. İbn Aiz'in zikrettiği bir rivayette: "Onu oldukça şişman, gözleri kızarmış bir kişi bulduk" şeklindedir. "Bürünmüş" yani sarığını çenesi altından geçirmeden başının üzerine sarmış demektir. "Ona sütanne arıyordum." İbn İshak rivayetinde şu fazlalık va;dır: "Allah'a yemin ederim, Zi Tava denilen yerde seni emziren Sa'd oğullarından olan (süt) annene teslim ettiğimden beri seni görmüş değilim. Ben seni ona uzattığım sırada o, devesi üzerinde bulunuyordu. Seni elimden aldığında kendisine doğru kaldırırken ayağının parıltısını görmüştüm. İşte şimdi sen benim başucumda durunca o ayakları tanıdım." Bu ifadeler bu başlıktaki hadiste geçen: "Sanki senin ayaklarını görmüş gibiyim" sözlerine açıklık getirmektedir. Yani onun ayaklarını daha önce taşıyıp götürdüğü çocuğun ayaklarına benzetmiş oldu. Gerçekten o çocuğun o olduğu ortaya çıktı. Her iki görmesi arasında ise yaklaşık elli yıllık bir süre geçmişti. Bu ise aşırı bir zekaya ve kıyafet ilmine dair eksiksiz bir bilgiye sahip olduğunu göstermektedir. "Herkes" yani Kureyş ye beraberinde bulunanlar "Ayneyn yılı" yani Uhud senesi "çıkınca ... " Vahşi'nin "Ayneyn Uhud karşısında bir dağdır" yani Uhud cihetinde bir dağdır sözüne gelince, Vahşi'nin o yılı o dağa nispet ederek zikredip, Uhud'a nispet etmeyişinin sebebi, Kureyşlilerin Ayneyn dağı yakmında karargah kurmuş olmalarıdır. "Ben de herkesle birlikte savaşa çıktım." Tayalisı rivayetinde şöyle demektedir: "Uhud günü harbemi yanıma alarak çıktım. Ben Habeşlilerden bir kişiyim. Onların harbe oyunlarını bilen birisi idim. (Vahşi) dedi ki: Ben onlarla birlikte ne birisini öldürmek, ne de savaşmak amacıyla çıktım. Benim tek meselem Hamza idi." İbn İshak'ta da: "Vahşi, Habeşlilerin usulü ile harbe atan birisi idi. Hedefe isabet ettirmemesi çok nadirdi" denilmektedir. "Bızırları kesen" (ibaresini açıklayıcı olmak üzere) İbn İshak: Annesi Mekke'de kadınları sünnet ederdi, demektedir. Araplar bu tabiri yermek amacıyla kullanırlar. "Karşı çıkan, düşmanlık eden" onlara karşı duran, inat eden. "Geçip giden dün gibi" ifadesi, onu öldürmüş olmasından kinayedir yani onu mahvetti, yok etti. "Bana onun elçilere dokunmadığı söylendi." Yani elçiler onun tarafından rahatsız edilmezdL Tayalisı rivayetinde şöyle denilmektedir: "Şam'a kaçmak istemiştim. Bir adam bana: Ne oluyor sana, Allah'a yemin olsun bir kimse hak şehadeti getirmiş olarak Muhammed'e giderse mutlaka onu serbest bırakır, dedi. Bunun üzerine ben de yola koyuldum. Ben onun başı ucunda hak şehadetini -ayakta durup getirinceye kadar beni fark etmedi." İbn İshak'ta da: "Aniden benim başı ucunda durduğumu gördü" denilmektedir. "(Allah Resı1lü): Hamza'yı sen mi öldürdün, diye buyurdu. Ben: Durum sana ulaştığı gibi oldu, dedim." Yunus b. Bukeyr de İbn İshak'ın el-Megazl'sinde şöyle denildiği belirtilmektedir: "Resı1lullah sallalli,hu aleyhi ve sellem'e: Bu Vahşi'dir, denildi. Allah Resı1lü: Onu bırakınız .. Çünkü bir tek adamın bile Müslüman olması, bin tane katirin öldürülmesinden daha çok sevdiğim bir şeydir, diye buyurdu." "Bana yüzünü hiç göstermeyebilir misin?" Tayalisı'nin rivayetinde şöyle denmektedir: "Yüzünü bana gösterme, seni görmeyeyim, diye buyurdu." '(Vahşi) dedi ki: "Ben de ... çıktım." Taberani'de şöyle denilmektedir: "(Allah Resı1lü): Ey Vahşi, çık git, daha önce Allah yolundan başkalarını alıkoydu ğu n gibi şimdi de Allah yolunda savaş, diye buyurdu." "Andolsun Müseylime'nin üzerine gideceğim dedim." Tayalisi'deki rivayette: "Müseylime'nin durumu ortaya çıkınca ben de onun üzerine giden askerlerle birlikte yola koyuldum ve harbemi yanıma aldım." denilmektedir. "Hamza'ya karşılık onu öldürebirim." Yani onu öldürerek Hamza'yı öldürmeye denkbir iş yapayım. Daha sonra şu sözleriyle bunu açıklamaktadır: "Böylece ben hem insanların en hayırlı olanını, hem de en şerli olanını öldürmüş oldum." Vahşi'nin: "Müseylime'nin durumu ile ilgili olanlar oldu" ifadesi ile kastedilen ona karşı yapılan savaştır. Müseylime ile Müslümanlar arasındaki bu vakada, ashab-ı kiram'dan çok kimse şehit düşmüştür. Daha sonra ileride yüce Allah'ın izniyle Fiten bölÜmünde açıklanacağı üzere Müseylime'nin öldürülmesi ile Müslümanlar zaferi kazanmış oldular. "Esmer bir deve" yani rengi kül gibi. Savaşın tozlarından dolayı bu rengi almıştı. Hadisten Çıkan Diğer Sonuçlar Vahşi'nin rivayet ettiği bu hadiste Vahşi'nin sahip olduğu ileri derecede zeka ile alakah olarak belirtilenler ile Hamza'nın pek çok menkıbesi dışında bir takım sonuçlar da çıkarılmaktadır: 1- Kişi yakını olan birisine yahut da arkadaşına herhangi bir eziyette bulunmuş olan bir kimseyi görmekten hoşlanmayabilir .. Fakat bu, bu iki kişinin birbirleri ile yasaklanmış şekliyle dargın durmalarını gerektirmez. 2- İslam, Müslüman olmadan önce yapılan günahları siler, süpürür. 3-Savaşta tedbirli olmak gerektiği gibi, kimsenin savaşta kimseyi küçümsememesi gerekir .. Çünkü o gün Hamza r.a.'ın Vahşi'yi görmüş olduğu muhakkaktır .. Fakat onu küçümsediği için ona karşı kendisini korumaya gerek duymamıştır .. Fakat nihayetinde tam karşısından Vahşi ona harbesini saplamıştır. İbn İshak da şunları söylemektedir: "Bana Muhammed b. Cafer b. Zubeyr anlatarak dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıktı, (yaralılar arasında) Hamza'yı aradı. Onun vadinin iç tarafında burnunun, kulaklarının kesilmiş olduğunu gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Eğer -Abdulmuttalib'in kızı- Safiye üzülmeyecek ve bu benden sonra uygulanan bir sünnet olmayacak olsaydı, onu yırtıcı hayvanların karınıarından ve kuşların kursaklarından haşredilsin diye öylece bırakırdım." İbn Hişam ek olarak şunları da söylemektedir: "Ve Allah Resulü şöyle buyurdu: Ebediyyen senin gibi bir musibet ile karşılaşmayacağım. Bunun üzerine Cibril inip: Hamza semada Allah'ın arslanı ve Resulünün arslanı diye yazılıdır, dedi
بَاب: مَا أَصَابَ النَّبِيَّ ﷺ مِنَ الْجِرَاحِ يَوْمَ أُحُدٍ
Hemmam'dan riv€lyete göre o Ebu Hureyre r.a.'ı şöyle derken dinlemiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem --küçük azı dişini işaret ederek- Allah'ın gazabı Nebiine bu işi yapan bir kavme çok şiddetlidir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Allah yolunda öldüreceği bir kimseye de Allah'ın gazabı çok şiddetli olur
İbn Abbas r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Allah yolunda öldürdüğü bir kimseye Allah'ın gazabı pek şiddetli olur. Allah'ın nebisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünü kanatmış bir kavme karşı da Allah'ın gazabı pek şiddetli olur. " Bu Hadis 4076 numara ile gelecektir
Ebu Hazimiden rivayete göre o Sehl b. Sa'd'a --Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaralanmasına dair soru sorulurken-- şöyle derken dinlemiştir: "Allah'a yemin ederim ki ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünü kimin yıkadığını, kimin o vakit su döktüğünü ve ne ile tedavi edildiğini çok iyi biliyorum. (Devamla) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Fatıma (selam ona) onu yıkıyor, Ali de kalkanından ona su döküyordu. Fatıma suyun kanamayı arttırmaktan bir işe yaramadığını görünce, bir hasırdan bir parça alıp onu yaktı ve onu (külünü) yarasına bastırdı. Böylece kanın akması durdu. O gün onun küçük azı dişi de kırıldı, yüzü yaralandı ve başındaki miğfer de kırıld
İbn Abbas dedi ki: "Bir Nebi tarafından öldürülen kimseye Allah'ın gazabı pek şiddetli olur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünü kanatan kimseye de Allah'ın gazabı pek şiddetli olur." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Uhud günü Nebi saIlaIl€ıhu aleyhi ve seIlem'e isabet eden yaralar." Abdurrezzak, Mamer'den,. o ez-Zühri'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "O gün Nebi saIlaIl€ıhu aleyhi ve seIlem'in yüzüne yetmiş darbe indirildi. Hepsinin zararına karşı Allah onu korudu." Bu rivayet kavi bir mürseldir. Yetmiş ile gerçek anlamını da kastetmiş olabilir. Darbelerin çokluğunu anlatmak için mubalağalı bir ifadeyi kullanmak yolunu da seçmiş olabilir. Hadisten anlaşıldığına göre tedavi olmak caizdir. Nebiler de yaralamalar, acı ve ızdırap veren haller ve hastalıklar gibi dünyevi bir takım arızi musibetlerle karşı karşıya kalabilirler. Böylelikle onların ecirlerinin artması ve derecelerinin daha da yükselmesine sebep olunur. Diğer taraftan bunlar, hoşa gitmeyen hallere karşı sabır hususunda onlara tabi olanların da uyması içindir. Güzel akıbet takva sahiplerinindir
بَاب: ﴿الَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِلَّهِ وَالرَّسُولِ﴾ / آل عمران: ١٧٢
Aişe r.anha'dan rivayete göre: "Yaralandıktan sonra yine Allah'ın ve Resulünün davetine icabet edenler, onlardan iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir mükfaat vardır."[Ali İmran, 172] buyruğu ile ilgili olarak Urve'ye şunları söylemiştir: Kardeşimin oğlu, senin iki baban Zübeyr ve Ebu Bekir bunlar arasında idi. Uhud günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in başına gelenler gelip çatınca müşrikler de onu bırakıp geri dönünce tekrar (Müslümanların üzerine) geri geleceklerinden korktu. Kim onların arkasından gider, diye sordu. Aralarından yetmiş kişi bunun için öne çıktı." (Urve) dedi ki: Aralarında Ebu Bekir ve Zübeyr'de vardı. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah'ın ve Resulünün davetine icabet edenler[Ali İmran, 172] buyruğu" Başlık, bu buyruğun nüzuI sebebi ve bunun Uhud ile alakası olduğu anlamındadır. İbn İshak dedi ki: Uhud Şewalin ortası ve cumartesi günü oldu. Ertesi gün Şewalin 16'sına rastlayan Pazar günü Resulullah salı allah u aleyhi ve sellem'in münadisi halk arasında, düşmanın arkasından gidip, düşmanı takip etmek için nida ettirdi ve, bizimle beraber ancak dün Uhud'da bulunanlar çıkabilir, dedi. Cabir b. Abdullah da onunla birlikte çıkmak için izin isteyince ona izin verdi. O Sadece düşmanları korkutmak için ve karşı karşıya kaldıkları musibetlerin kendilerini, düşmanlarını takip etmekten yana acze düşürmediğini anlamalarını sağlamak için çıktı. Hamrau'l-Esed denilen yere ulaşınca Huzaalı Said b. Ebi Mabed onunla karşılaştı. Bana Abdullah b. Ebi Bekr'in anlattığına göre ashabının karşı karşıya kaldığı musibet dolayısıyla ona taziyede bulundu ve Ebu Süfyan ile beraberindekilerle er-Ravha denilen yerde karşılaşmış olduğunu, kendi kendilerini: Muhammed'in ashabının pek çoğunu ve onların ileri gelenlerini öldürdüğümüz halde onları toptan imha etmeden geri döndük diye kınadıklarınr, bunun üzerine Mabed'in onlara Muhammed (Uhud'a) katılmayıp, Medine'de geri kalanlardan oluşan benzerini görmediğim büyük bir toplulukla sizin arkanızdan sizi takip etmek üzere yola koyulduklarını haber verdiğini söyledi. (Abdullah b. Ebi Bekr) dedi ki: Bu onları görüşlerinden vazgeçirdi, bunun üzerine Mekke'ye geri döndüler
بَاب: مَنْ قُتِلَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ يَوْمَ أُحُدٍ. مِنْهُمْ: حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، وَالْيَمَانُ، وَأَنَسُ بْنُ النَّضْرِ، وَمُصْعَبُ بْنُ عُمَيْرٍ
Katade dedi ki: "Kıyamet gününde arap kabileleri arasında Ensardan nurlu şehitleri daha çok olacak olan herhangi bir kabile bilmiyorum. Katade dedi ki: Ayrıca bize Enes b. Malik'in anlattığına göre Uhud günü Ensardan 70 kişi öldürüldü. Bi'ri Maune'de 70 kişi, kıyamet gününde 70 kişi şehit düştü. (Enes) dedi ki: Bi'ri Maune, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatta iken olmuştu, Yemame günü de Ebu Bekir'in halifeliği döneminde Müseylimetu'I-Kezzab'ın öldürüldüğü gündür
Cabir b. Abdullah r.a.'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud'da öldürülenlerden iki kişiyi aynı kefene sarıyar, sonra bunların hangisi daha çok Kur'an'ı biliyordu diye soruyordu. Ona herhangi birisi işaret edilecek olursa lahde onu öne yerleştiriyor ve şöyle buyuruyordu: Kıyamet gününde bunlara ben şahit olacağım. Allah Resulü şehit1erin kanlarıyla gömülmesini emretti, onlara namaz kılmadı ve gusül de edilmediler
Cabir b. Abdullah r.a.'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud'da öldürülenlerden iki kişiyi aynı kefene sarıyar, sonra bunların hangisi daha çok Kur'an'ı biliyordu diye soruyordu. Ona herhangi birisi işaret edilecek olursa lahde onu öne yerleştiriyor ve şöyle buyuruyordu: Kıyamet gününde bunlara ben şahit olacağım. Allah Resulü şehit1erin kanlarıyla gömülmesini emretti, onlara namaz kılmadı ve gusül de edilmediler
Ebu Musa r.a. --zannederim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye nakletti- dedi ki: "Rüyamda bir kılıç salladığımı gördüm. Ön tarafının ortası kırıldı. Meğer o Uhud günü mu'minlerden isabet alacak olanlar demekmiş. Sonra onu bir daha salladım, önceki halinden daha güzel bir hale geldi. Meğer o da Allah'ın nasip edeceği fetih ve mu'minlerin bir araya gelip toplanmaları demekmiş. Rüyamda ayrıca birtakım inekler gördüm. Şüphesiz Allah en hayırlı olandır. Meğer onlar da Uhud günü (şehid düşecek) mu'minler demekmiş
Habbab r.a. dedi ki: "Bizler yüce Allah'ın vechini (rızasını) arayarak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte hicret ettik. Ecrimizi vermek Allah'a aittir. Aramızdan kimisi ecrinden hiçbir şey yemediği haldegeçip gitti. Bunlardan birisi Mus'ab b. Umeyr idi. Uhud günü öldürüldüğünde geriye sadece çizgili bir elbise bırakmıştı. Onunla baş tarafından onu örttüğümüz takdirde ayakları dışarıda kalıyordu. O örtüyle ayakları örtülecek olursa başı dışarıda kalırdı. Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bizlere: Onunla baş tarafından onu örtün üz ve ayakları üzerine de izhir otu bırakınız, diye buyurdu. Ya da, ayakları üzerine izhirden bir miktar bırakınız, dedi. Kimisinin de meyveleri kendisi için olgunlaştı. İşte o da onları toplamaktadır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ve onların cenaze namazıarını kılmadı." Bu hadise dair açıklamalar daha önce Cenazeler bölümünde(1343. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Ki hayır Allah'tandır." Bu da Iyad'ın ve başkalarının açıkça belirttikleri gibi rüyanın bir parçasıdır .. es-Süheyll der ki: Buyruk, "boğazlanan inekler gördüm, hayır da Allah'tandır" demektir. Derim ki: İbn İshak'ın rivayetinde: "Ve ben -ki hayır Allah'tandır- inekler gördüm" şeklindedir. Mürselolarak Urve'den gelen İbn Abbas'ın zikrettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Gördüğüm inekleri aramızda bir takım kimselerin öldürülmesi şeklinde yorumladım. (İbn Abbas) dedi ki: Bu Müslümanlardan şehit edilenler olarak çıktı." (İnek demek olan "bekar" kelimesi ile aynı kökten gelen) "Bakr: boğazlamak, kesmek" lafzı karnın yarılması demektir. İşte bu da isimden uygun bir anlamın çıkartılması suretiyle rüya yorum şekillerinden birisidir
بَاب: (أُحُدٌ يُحِبُّنَا وَنُحِبُّهُ)
Katade, Enes r.a.'l şöyle derken dinledim: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Uhud bizi seven, bizim" de kendisini sevdiğimiz bir dağdır
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud'u görünce şöyle buyurdu: Bu bizi seven, bizim de kendisini sevdiğimiz bir dağdır. Allah'ım, gerçek şu ki İbrahim Mekke'yi haram belde kıldı. Ben de onun (Medine'nin) iki kara taşlığı arasını haram (belde) kılıyorum
Ukbe'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün çıkıp Uhud'da şehit düşenler üzerine cenaze namazı kıldı. Daha sonra minbere çıkıp şöyle buyurdu: "Ben sizden önce gideceğim. Ben size karşı bir şahidim. Andolsun şu anda Havz'ıma bakıyorum. Bana yeryüzü hazinelerinin anahtarları -ya da yeryüzünün anahtarları- verildi. Ben Allah'a yemin ederim ki sizin hakklnlzda benden sonra şirk koşacağınızdan korkmuyorum,. Fakat sizin için onda (dünyaIık hususunda) birbirinizle yarışa gireceğinizden korkuyorum." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bu, bizi seven, bizim de kendisini sevdiğimiz bir dağdır." Bundan sonraki rivayetten açıkça anlaşıldığına göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözü, hacdan dönüşü sırasında dağı gördüğü vakit söylemiştir. Bunun anlamı ile ilgili olarak ilim adamlarının farklı görüşleri vardır: 1- İfadede muzaf hazf edilmiştir. Bunun takdiri: "Uhud halkı" şeklindedir. Bununla da kastedilen Ensardır ... Çünkü Uhud'a komşu olanlar onlardır. 2- Allah ResLılü bunu aile halkına yaklaşıp, onlarla karşılaşacağı için bir seferden döndüğü vakit lisan-ı hali ile sevincini anlatmak için söylemiştir. Nitekim seven kimsenin sevdikleriyle karşılaşması halinde yaptığı budur. 3- Sevgi gerçek manasıyla, hakikati ve zahiri üzere ifade edilmiştir.. Çünkü Uhud, Ebu Abs b. Cebr yoluyla gelen merfu hadiste Sabit olduğu üzere cennetteki dağlardan birisidir: "Uhud bizi seven, bizim de kendisini sevdiğimiz bir dağdır ve o cennetteki dağlardandır." Bu hadisi Ahmed rivayet etmiştir. Dağın tesbih etmesi mümkün olduğu gibi, onun sevgi beslernesi de mümkündür ve buna bir engel yoktur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu dağa sarsılması üzerine akıl sahibi varlıklara hitap edildiği gibi hitap etmiş ve ona: "Hareket etme Uhud" demiştir. Süheyli der ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem güzelliklere yormayı, gUzel ismi severdi. Ehadiyetten türemiş isimden daha güzel bir isim de olamaz. (es-Süheyli devamla) der ki: Uhud her ne kadar ehadiyet'ten türetilmiş ise de, harflerinin harekesi ötredir. Bu ise ehad (ber ve tek) olanın dininin, yüce ve üstün olduğu izlenimini vermektedir. Dolayısıyla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Uhud'a sevgisi hem lafzen, hem de manen sözkonusu olup, dağlar arasında bundan dolayı ona tahsis edilmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Nebi efendimizin "bizi seven, bizim de kendisini sevdiğimiz" sözleri ile ilgili açıklamalar Çihad bölümünün "hizmet görmek üzere küçük çocukla gazaya çıkan" başlığında (2893. hadiste) geçmiş bulunmaktadır
بَاب: غَزْوَةِ الرَّجِيعِ، وَرِعْلٍ، وَذَكْوَانَ، وَبِئْرِ مَعُونَةَ، وَحَدِيثِ عَضَلٍ وَالْقَارَةِ وَعَاصِمِ بْنِ ثَابِتٍ وَخُبَيْبٍ وَأَصْحَابِهِ
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gözcülük yapmak üzere bir seriyye gönderdi. Başlarına da Asım b. Sabit'i -ki bu da Ömer b. el-Hattab'ın oğlu Asım'ın dedesidir- kumandan tayin etti. Onlar da yola koyuldular. Usfan ile Mekke arasında bir yerde iken Huzeyllilere mensup Lihyan oğulları diye anılan bir kola onlardan bahsedildi. Bunlar da yaklaşık yüz okçu ile birlikte onların peşlerine düştüler, izlerini takip ettiler. Nihayet onların konakladıkları bir yere vardılar. Orada Medine'den beraberlerinde azık olarak almış oldukları hurma çekirdeklerini buldular. Bu Yesrib (Medine) hurması(nın çekirdiği)dir, dediler. Onların izlerini takip ettiler ve sonunda onlara yetiştiler. Asım ve arkadaşlarına yaklaştıklarında Fedfed denilen yere sığındılar. Onları takip edenler gelip, etraflarını sardılar ve, eğer yanımıza inip gelecek olursanız sizden hiçbir kimseyi öldürmeyeceğimize dair size söz ve teminat veriyoruz, dediler. Asım: Ben bir kafirin himayesini kabul ederek yerimden inmem. Allah'ım sen bizim durumumuzu Nebiine bildir, dedi. Onlarla aralarında Asım'ın da bulunduğu yedi kişiye atılan oklarla öldürünceye kadar çarpıştılar. Geriye Hubeyb, Zeyd ve bir başka kişi kaldı. Bunlara da söz ve teminat verdiler. Söz ve teminat vermeleri üzerine yanlarına indiler. Onları ellerine geçirince yaylarının kirişlerini çözerek kirişlerle onları bağladılar. Bu ikisiyle birlikte olan o üçüncü şahıs: Bu sözde durmayışın başıdır diyerek, onlarla birlikte gitmek istemedi. Kendileriyle beraber gelsin diye onu sürükleyip uğraştılarsa da o bunu kabul etmeyince onu öldürdüler. Hubeyb ile Zeyd'i alıp Mekke'ye götürüp orada sattılar. Hubeyb'i, el-Haris b. Amir b. Nevfel oğulları satın aldı. Bedir günü el-Haris'i öldüren kişi Hubeyb'in kendisi idi. Bu sebeple onların yanında bir süre esir kaldı. Nihayet onu öldürmek üzere ittifak ettiklerinde o da etek traşı olmak üzere el-Haris'in kızlarından birisinden bir ustura istedi. O da ona verdi. (el-Haris'in kızı) dedi ki: Ben fark etmeden küçük bir çocuğum onun yanına suzülüverdi ve yanına varınca alıp onu uyluğu üzerine oturttu. Onu görünce öyle bir korkuya kapıldım ki Hubeyb de benim korktuğumu anladı. Ustura da elinde idi. Bu çocuğu öldüreceğimden mi korkuyorsun? Ben inşallah böyle bir şey yapmayacağırTı dedi. el-Haris'in kızı şöyle derdi: Ben hiçbir. zaman Hubeyb'den daha hayırlı bir esir görmüş değilim. Andolsun onu bir üzüm salkımından üzüm yerken gördüm. Halbuki o gün Mekke'de meyve namına bir şey yoktu. Üstelik o zincirler de vurulmuştu. Şüphesiz ki o Allah'ın ona ihsan ettiği bir rızıktan başka bir şey değildi. Onu öldürmek üzere alıp Harem'in dışına çıktılar. Hubeyb: Bırakın da iki rekat namaz kılayım dedi. Daha sonra yanlarına döndüğünde şunları söyledi: Şayet benim ölümden korktuğumu zannetmeyecek olsaydınız daha da kılacaktım. Böylelikle Hubeyb öldürülme esnasında iki rekat namaz kılma sünnetini başlatan ilk kişi oldu. Daha sonra: Allah'ım, onları sayılarıyla tek tek biliyorsun. (Hepsini helak eyle), diye dua ettikten sonra şunları söyledi: "Aldırmam Müslüman olarak öldürülsem Allah için hangi yanım üzere yıkılsam Dilerse mübarek kılar (elbet) uğrunda Rabbim Parçalanmış bir vücudu, olsa da darmadağın" Daha sonra Ukbe b. el-Haris kalkıp onu öldürdü. Kureyş onu (öldürüldüğünü) tanımak amacıyla cesedinden bir parça getirsinler diye bazılarını gönderdiler. Asım da Bedir günü onların büyüklerinden birisini öldürmüştü. Yüce Allah bulutu andıran bir arı sürüsünü gönderdi ve Kureyşlilerin elçi olarak gönderdikleri kimselere karşı onu korudular. Ondan hiçbir şeyalamadılar
Amr'dan rivayete göre o Cabir'i şöyle derken dinlemiştir: "Hubeyb'i öldüren kişi Ebu Sirvaa'dır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "er-Radı ... gazvesi" er-Radı, Huzeyl'liler yurdundan bir yerin adıdır. Vaka ona yakın bir yerde cereyan ettığinden ona bu ad verilmiştir. "Bi'ri Maune" de Mekke ile Usfan arasında Huzeyl topraklarından bir yerdir. Bu vaka aynı zamanda Kurra seriyesi diye de bilinir. Sözü geçen Ri'I ve Zekvan oğulları ile meydana gelmiştir. "Onların yanında esir kaldı. Nihayet onu öldürmeyi kararlaştırdılar." İbn Sa'd'ın rivayetinde şöyle denilmektedir: Her ikisihi haram aylar çıkana kadar hapsettiler. Daha sonra onları Ten'im denilen yere çıkartıp, ikisini de orada öldürdüler. Bureyde b. Sufyan'ın rivayetinde: "Onu esir tuttukları sürece ona kötü muamele ettiler. O da onlara: Şerefli olan insanlar esirlerine böyle muamele etmez dedi. Bundan sonra ona güzel muamele etmeye başladılar. Onu gözetmek üzere bir kadının yanında bıraktılar" demektedir. İbn Sa'd da Nevfel oğullarının azadlısı olan Mevheb yoluyla şöyle dediğini zikretmektedir: Hubeyb -ki onu yanında bırakmışlardı- bana: Ey Mevheb, senden üç şey istiyorum. Bana tatlı su içir, putlar üzerinde onlar adına kesilmiş olan yiyecekleri benden uzak tut, beni öldürmek istediklerinde de bana bildir, dedi. "Andolsun onun bir üzüm salkımından yediğini gördüm. O gün Mekke'de meyve namına bir şey yoktu." İbn İshak'ın daha önce geçtiği üzere İbn Ebi Necih'ten şöyle denilmektedir: "Evinde bir adamın başı gibi bir üzüm salkımı vard!." "Bu, ancak Allah'ın ona verdiği bir rlZıkt!." İbn Sa'd'ın rivayetinde: "Allah'ın Hubeyb'e ihsan ettiği bir rızıktı" denilmektedir. İbn Battal der ki: Yüce Allah'ın bunu kafirlere karşı bir ayet (belge, mucize) ve risaletinin doğruluğunu ispatlamak üzere nebisinin lehine bir burhan (kesin delil) kılmış olması mümkündür. Günümüzde Müslümanlar arasında böyle bir şeyin kendisine verilmiş olduğunu iddia eden kimselerin ise bu sözlerinin açıklanacak bir tarafı yoktur .. Çünkü Müslümanlar dine girmiş, nübuwete kesin olarak inanmış bulunuyorlar. Onların nezdinde böyle bir belgenin (kerametin, mucizenin) izhar edilmesinin anlamı ne olabilir ki? Böyle bir iddiayı kabul etmenin tek sakıncası cahil bir kimsenin kalkıp bu gibi alametlerin nebi olmayan bir kimsenin elinde ortaya çıkması mümkün olduğuna göre, bir Nebi böyle bir şey gösterirse onu nasıl tasdik edebiliriz? Çünkü Nebi olmayanların da bu gibi şeyleri ortaya koydukları kabul edilmektedir, şeklindeki bir itirazdan başkası sözkonusu olmasa dahi, böyle bir yolu kapatmak için bu gibi işlerin gerçekleştiğini kabul etmemek gerekir, der ve nihayet şunları söyler: Ancak bu tür işler harikulade türden olmayıp, herhangi bir eşyanın mahiyetini değiştirmiyar ise kabul edilebilir. Mesela yüce Allah'ın bir kulunun duasını derhal kabul etmesi ve buna benzer fazilet sahibinin faziletini ve velinin kerametini ortaya koyan türden olması hali müstesnadır. Yüce Allah'ın Asım'ı düşmanları onun saygınlığını çiğnemesinler diye korumuş olması da bu kabildendir. İbn Batlal'ın sözleri burada sona ermektedir. Hülasa İbn Battal kerameti kabul edenlerle, etmeyenler arasında orta bir yol izlemiş ve kabul ettiği kerametleri bazen bazı şahıslardan görülen ve harikulade olmayan türden olanları kabul etmiştir. Kabul edilemeyecek olanlar ise mesela eşyanın mahiyetini değiştiren türden gösterilen işlerdir. Ehl-i sünnetin meşhur görüşü ise mutlak olarak kerametin varlığını kabul etmektir .. Fakat Ebu'I-Kasım el-Kuşeyri gibi bazı muhakkikler bazı Nebilerin meydan okumak üzere gösterdikleri halleri istisna ederek şunları söylemektedir: Babasız bir evladı var etmek gibi bir dereceye de asla ulaşamazlar. . Bu görüş bu husustaki görüşlerin en mutedil alanıdır. Anında duanın kabul edilmesi, yemeğin ve suyun arttırılması, gözden uzak hallerin mükaşefe ile bilinmesi, gelecekte olacak bazı şeyleri haber vermek ve benzeri hususlar gerçekten çokça görülür. O kadar ki salih olduğu kabul edilen kimselerin bu gibi şeyleri göstermeleri tabii bir hadise halini almıştır. O halde şu an için olağan üstü hal el-Kuşeyri'nin söylediklerine münhasır kalmış olur ve herhangi bir Nebiin göstermiş olduğu her bir mucizenin bir veli için keramet olarak meydana gelmesi mümkündür, diye mutlak ifade kullananların sözlerine kayıt getirmek de muayyen bir hal alır. Bütün bunların ötesinde avamın kabul ettiği şu kanaat vardır: Olağan üstü bir hadiseyi göstermek o işi yapanın yüce Allah'ın velilerinden olduğunun delilidir. Oysa bu böyle bir şey söyleyenin bir yanlışlığı, bir hatasıdır .. Çünkü olağan üstü bir hal bazen sihirbaz, kahin ve rahip gibi batıl üzere olan bir kimse vasıtasıyla da gösterilebilir. O halde böyle bir olağan üstü hali Allah'ın velisi oluşa delil gösteren kimselerin bu konuda ayırtedici bir özelliği de ortaya koymaları gerekir. Bu hususta söylenenlerin en uygunu ise böyle bir işi gösteren kimsenin halinin sınanmasıdır. Eğer bu kimse şer'i emir ve yasaklara sımsıkı bağlı birisi ise bu onun veli oluşunun bir alameti olur. Aksi takdirde olmaz. Tevfik Allah'tandır. "Daha sonra Ukbe b. el-Haris kalktı ve onu öldürdü." Ebu'l-Esved'in, Urve 'den diye naklettiği rivayette şöyle denilmektedir: "Kendisi dar ağacında iken silahlarını vücuduna yerleştirdiklerinde ona seslenerek yemin ettirdiler: Muhammed'in senin yerinde olmasını ister misin, diye sordular. O: Vallahi'l-azim hayır, onun ayağına batacak bir diken karşılığında bile kurtulmak istemem." Kureyş Asım'ı tanımak üzere vücudundan bir şey getirsinler diye birtakım kimseleri gönderdi. Asım Bedir günü onların büyüklerinden birisini öldürmüştü." Muhtemelen sözü edilen büyük kişi Ukbe b. Ebi Muayt'tır. Asım, Bedir'den dönmelerinde n sonra Nebi s.a.v.'in emriyle onu öldürmüştü. "Bulut gibi bir an sürüsü" sözü edilen "ed-deber"in eşek anı an olduğu söylendiği gibi erkek anlar olduğu da söylenmiştir. "Onu korudular" yani onlara karşı onu korudular. "Ondan hiçbir şeyalmaya güç yetiremediler." Şube'nin rivayetinde şöyle denilmektedir: "Etinden hiçbir şey koparamadılar." İbn İshak'ın, Asım b. Ömer'den, onun Katade'den diye naklettiği rivayetinde şöyle denilmektedir: "Asım b. Sabit Allah'a ebediyyen bir müşriğe dokunmayacağına, bir müşriğin de kendisine dokunmayacağına dair söz vermişti. Ömer bu haber kendisine ulaşınca şöyle derdi: Allah mu'min kulunu hayatta iken koruduğu gibi vefatından sonra da korur." Hadisten anlaşıldığına göre, esir alınan bir kimse kendisine verilen emanı kabul etmeyebilir ve öldürülecek dahi olsa kendisine erişilmesine, dokunulmasına izin vermeyebilir. Bu ise kafir bir kimsenin hükmünün kendisi hakkında uygulanmasını kendi gururuna yedirmemesi dolayısıyla yapılır. Elbetteki bu hüküm azimeti uygulamak istediği takdirde sözkonusudur. Şayet ruhsat yönünü seçmek isterse onların emanını kabul edebilir. Hasan-ı Basri der ki: Bunda bir sakınca olmaz. Süfyan es-Sevri ben bunu mekruh görüyorum. demiştir. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1-Müşriklere verilen söze bağlı kalınır, onların çocuklarını öldürmekten sakınılır, kendisini öldürmek isteyen kimselere karşı da yumuşak davranılır. 2-Evliyanın kerameti kabul edilir. Müşriklere de genelleştirmek suretiyle bed- dua edilebilir. 3-Öldürülmeden önce namaz kılmak meşrudur 4-Öldürülme halinde şiir düzülüp söylenebilir 5-Hadisten Hubeyb'in güçlü bir yakıne sahip olduğu ve dininde oldukça salebetli olduğu anlaşılmaktadır. 6-Yüce Allah,ezeli bilgisine uygun olarak Müslüman kulunu ona daha çok sevap vermek üzere birtakım belalara maruz bırakabilir .. Çünkü yüce Rabbimiz dileseydi, ona bunları yapamazlardı. 7 -Müslümanın duası kabul edilir, o hayatta iken de, ölümünden sonra da ilahı ikrama mazhar olur. Buna benzer dikkatle düşünüldüğü takdirde hadisten daha başka hususlar da anlaşılabilir. Yüce Allah'ın bedenini müşriklerden korumaya dair duasını kabul etmekle birlikte, onu öldürmelerine engelolmayışı, ona şehadeti nasip ederek ikramda bulunmayı murad etmiş olmasından dolayıdır. Etinden bir parçanın koparılmasını engellemek suretiyle onun himaye edilmesi de onun kerametlerindendir. 8-Hadisten Kureyş müşriklerinin Harem bölgesine ve Haram aylara büyük derecede saygı gösterdikleri de anlaşılmaktadır
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerine kurra denilen yetmiş kişiyi bir iş için gönderdi. Süleym oğullarından olan Ri'L ve Zekvan adındaki iki boy Bi'r Maune diye anılan bir kuyuya yakın bir yerde . karşılarına çıktılar. Kurra onlara: Allah'a yemin ederiz, bizim kastımız sizin üzerinize gelmek değildir. Biz sadece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir işini görmek üzere buradan geçip gidiyoruz, dediler .. Fakat onları öldürdüler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir ay boyunca sabah namazında onlara beddua etti. İşte kunut böyle başladı. Daha önce biz kunut yapmazdık." Abdulaziz dedi ki: Bir adam Enes'e kunuta dair: Rüku'dan sonra mı yapılır, yoksa kıraatin bitirilmesinden sonra mı, diye sordu. Enes: Hayır, kıraatin bitirilmesinden sonra, diye cevap verdi
Enes dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir ay boyunca rüku'dan sonra bazı Arap kabilelerine beddua ederek kunut yapt
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre Ri'l, Zekvan, Usayya ve Lihyan oğulları bir düşmanlarına karşı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den yardım istediler. O da bizim kendilerini döemıerinde Kurra diye adlandırdığımız Ensardan yetmiş kişiyi onlara yardımcı olmak üzere gönderdi. Bunlar gündüzün odun topluyorlar, geceleyin namaz kılıyorlardı. Nihayet Bi'ri Maune'ye ulaştıklarında onları öldürdüler ve onlara gadrettiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e haberleri ulaşınca bir ay boyunca sabah namazında Arap kabilelerinden bazı kabileler olan Ri'l'e, Zekvan'a, Usayya'ya ve Lihyan oğullarına beddua ederek kunut yaptı. Enes dedi ki: Biz onlar hakkında (indirilmiş) Kur'an('dan bir bölüm dahi) okuduk. Daha sonra bu kaldırıldı. (O bölüm şöyleydi:) 'Bizim adımıza kavmimize şunu tebliğ ediniz. Biz Rabbimize kavuştuk. O bizden razı olduğu gibi bizi derazı etti
Enes'ten rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem --Ümmü Süleym'in bir kardeşi olan-- dayısını da yetmiş süvari ile birlikte gönderdi. Müşriklerin başında Amir b. et-Tufeyl vardı. (Nebi efendimizi) şu üç husustan birisini seçmekte serbest bırakarak dedi ki: Çöı ahalisi senin olsun, şehir halkı da benim olsun yahut ben senden sonraki halife olayım ya da bini böyle diğer bini böyle olan Gatafanlılar ile üzerine gelip gazada bulunacağım. Fakat Amir Ümmü Fulan'ın evinde bir tauna yakalanınca: Filan oğullarına mensup bir kadının evinde bir devenin guddesi gibi bir gudde ile musibete uğradım. Haydi bana atımı getirin, dedi ve atının üzerinde öldü. Ümmü Suleym'in kardeşi olan Haram -ki o da topa! birisi idi- ile filan oğullarından bir adam (Haram) dedi ki: Ben onların yanına gideceğim. Siz de yakında durunuz. Eğer bana em an verirlerse siz de (yakınımda bulunmuş) olursunuz. Eğer beni öldürürlerse siz de arkadaşlarınızın yanına gidersiniz. (Haram) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in risaletini size tebliğ edeyim diye bana em an veriyor musunuz? Onlarla konuşmaya koyuldu. Bir adama bir işaret verdiler. O da bunun üzerine arkasından dolanarak ona (silahını) sapladı. Hemmam: -Zannederim ön tarafından çıkıncaya kadar mızrağını sapladı, dedi.- (Haram): Allahuekber Ka'be'nin Rabbine yemin ederim ki kurtuldum, dedi. Bunun üzerine (Haram ile beraber bulunan) o adam (diğer arkadaşlarına) yetişti. O sakat adam dışında hepsi öldürüldü. O da bir dağın tepesinde bulunuyordu. Bunun üzerine yüce Allah üzerimize -ki sonra neshedilen buyruklardan oldu- şunu indirdi: "Şüphesiz biz Rabbimize kavuştuk. O bizden razı olduğu gibi bizi de razı ettL" Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de otuz gün boyunca sabahleyin Ri'l, Zekvan, Lihyan oğulları ve Allah'a ve Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e isyan eden Usayya'ya beddua etti
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Haram b. Milhan --ki Enes'in dayısı idi- Bi'ri Maune gününde mızrak saplanarak öldürülünce kanını şöyle yapıp yüzüne ve başına sürdükten sonra: Kabe'nin Rabbine yemin ederim ki kurtuldum, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi sallalIahu aleyhi ve selIem bir iş için yetmiş kişi gönderdi." Daha önce rivayet, Cihad bölümünde bir başka yoldan Said'den, o Katade'den şu lafızia nakledilmişti: "Ri'l, Zekvan, Usayya ve Lihyan oğulları Nebi salIalIahu aleyhi ve selIem'e geldiler, Müslüman olduklarını söyleyerek kavimlerine karşı yardımcı istediler." Onların bu şekilde yardımcı istemeleri düşmanla savaşmak için olmayabilir. Onların bu yardımcı isteyişleri muhtemelen yalnızca İslama davet etmek için idi. İbn İshak buna açıklık getirerek şöyle demektedir: "Bana babam, el-Muğire b. Abdurrahman'dan ve başkalarından naklen dedi ki: Mulaibu'l-Esinne diye bilinen Ebu. Bera Amir b. Malik Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzo.runa geldi. Allah Resulü ona Müslüman olmayı teklif ettiği halde o Müslüman olmamakla birlikte pek uzak da durmayarak dedi ki: Ey Muhammed, eğer sen Necidlilere ashabından bazılarını gönderecek olursan onların• senin bu davetini kabul edeceklerini ümit ediyorum ve onları ben himayeme alıyorum. Bunun üzerine Allah Resulü el-Münzir b. Amr'ı kırk kişi ile gönderdi. el-Haris b. es-Simme, Haram b. Milhan, Rafi' b. Budeyl b. Verka, Urve b. Esma, Amir b. Fuheyre bunlar arasında olup onların dışında Müslümanların hayırlılarından başkaları da vardı. "Karşılarına iki kabile çıktı." Yani Süleym oğullarından bir topluluk çıktı. "Deve guddesi gibi bir gudde" Yani bana böyle bir gudde isabet etti. Gudde denilen şey, deve hastalıklardan bir hastalıktı, develerin taunu diye bilinir. "Daha sonra nesh edilen buyruklardan oldu." Yani tilaveti nesh oldu. Dolayısıyla bunların cünup tarafından okunması ve buna benzer Kur'an için haram olan hükümler, tilaveti neshedilen bu buyruklar için sözkonusu değildir. "Ka'be'nin Rabbine yemin ederim" şehit olarak "kurtuldum
Aişe r.anha dedi ki: "Ebu Bekir ileri derecede şiddete maruz kalınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den (hicret etmek için) izin istedi. Allah Resulü ona: Kal, gitme diye buyurdu. Ey Allah'ın Resulü sana da hicret için izin verileceğini mi ümit ediyorsun, diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Gerçek şu ki, ben bunu ümit ediyorum; diye cevap verdi. Aişe r.anha dedi ki: Bunun üzerine Ebu Bekir de onu beklemeye başladı. Bir gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğle vakti yanına gelip, onu çağırdı. Yanında kim varsa dışarı çıkar, dedi. Ebu Bekir: Yanımdakiler benim iki kızımdır deyince, Allah Resulü şöyle buyurdu: Biliyor musun, bana çıkrnam için izin verildi. Ebu Bekir: Ey Allah'ın Resulü, ben de beraber miyim, diye sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Berabersin diye buyurdu. Ebu Bekir: Ey Allah'ın Resulü, çıkmak için hazırlamış olduğum iki tane dişi devem var, dedi. Onlardan birisini -ki el-Ced'a diye bilinendir- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e verdi. İkisi de develerine binip Sevr'deki mağaraya varıncaya kadar yollarına devam ettiler. O mağarada saklandılar. Amir b. Fuheyre, Aişe'nin anne bir kardeşi olan Abdullah b. et-Tufayl b. Sahbere'nin kölesi idi. Ebu Bekir 'in de sağmal koyunları vardı. Amir akşama doğru onları alır ve sabaha doğru yanlarına ulaşırdı. Gecenin son vakitlerinde yanlarına ulaşıp, sabalileyin erkenden geri dönerdi. Bu sebeple de çobanlarda[l kimse onu fark etmezdi. (Nebi) yola çıkınca o da onlarla birlikte yola çıktı. Sırayla onu terkilerine bindiriyorlardı. Nihayet Medine'ye geldiler. Amir b. Fuheyre, Bi'ri Maune günü öldürüldü
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir ay boyunca rüku'dan sonra Ri'l ve Zekvan'a beddua ederek kunut yaptı. Usayya'da Allah'a ve Resulüne isyan etti diyordu
Enes b. Malik dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bi'ri Maune'de şehit düşenleri öldüren kimselere otuz gün boyunca sabahleyin dua ettiğinde Ri'l'e, Lihyan'a ve Allah'a ve Resulüne isyan eden Usayye'ye beddua etti." Enes dedi ki: Bunun üzerine şam yüce Allah, Bi'ri Maune'de öldürülen kimseler hakkında Nebiine daha sonra nesh olununcaya kadar okuyup durduğumuz Kur'an{'dan şu buyrukları) indirdi: "Bizim kavmimize tebliğ ediniz. Rabbimize kavuştuk. O bizden razı oldu, biz de ondan razı olduk
Asım el-Ahvel dedi ki: Enes b. Malik r.a.'e namazda kunut yapmaya dair soru sordum, o: Evet (Nebi kunut yaptı), dedi. Ben: rüku'dan önce mi idi yoksa sonra mı idi, diye sordum. O: Önce dedi. Ben: Filan kişinin senden naklen bana haber verdiğine göre sen rüku'dan sonra demişsin, dedim. Enes: Yalan söylüyor dedi.. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ancak rüku'dan sonra bir ay boyunca kunut yaptı.. Çünkü o el-Kurra denilen -ki altmış kişi idiler- kimseleri müşriklerden bir topluluğa göndermişti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile onlar arasında da bunlar hakkında bir ahit yapılmıştı. Kendileri ile Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem arasında ahit bulunan bu kimseler (ahitlerine uymayarak) onlara üstünlük sağladılar. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir ay boyunca rüku'dan sonra kunut yapıp, onlara beddua etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Aişe dedi ki: Ebu Bekir r.a. (hicret için) çıkmak hususunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den izin istedi." Burada hicret için çıkmak kastedilmiştir. Hadise dair yeterli açıklamalar uzun uzadıya daha önce Hicret ile ilgili başlıklarda geçmiş bulunmaktadır. (Hadis)
بَاب: غَزْوَةِ الْخَنْدَقِ، وَهِيَ الْأَحْزَابُ
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud günü kendisini teftiş ettiğinde ondört yaşında idi. Savaşa katılmasına izin vermedi.. Fakat Hendek günü teftiş ettiğinde onbeş yaşında idi. Savaşa katılmasına izin verdi