Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Sahih-i Buhari › Kitâb 87 · Kan Parası (Ad-Diyat)Konum
- 1Vahyin Başlangıcı7
- 2Îmân51
- 3İlim76
- 4Abdest113
- 5Gusül46
- 6Hayız40
- 7Teyemmüm15
- 8Namaz174
- 9Namaz Vakitleri81
- 10Ezan275
- 11Cuma66
- 12Korku Namazı6
- 13İki Bayram (iydeyn)42
- 14Vitir Namazı15
- 15Yağmur Duası (Istiskaa)35
- 16Güneş ve Ay Tutulması27
- 17Kur'ân Okurken Secde Edilecek Yerlerler13
- 18Namazın Kısaltılması (At-Taksir)40
- 19Gece Namazı (Teheccüd)69
- 20Mekke ve Medîne Mescidlerinde Kılınan Namazın Fazîleti10
- 21Namaz İçinde Ameller27
- 22Namazda Unutkanlık14
- 23Cenazeler160
- 24Zekât118
- 25Hacc260
- 26Umre33
- 27Hac Yolculuğunu Tamamlamaktan Engellenen Hacılar15
- 28Hacda Avlanma Cezası46
- 29Medine'nin Faziletleri24
- 30Oruç Tutmak117
- 31Teravih Namazı6
- 32Kadir Gecesinin Fazileti11
- 33Ramazânın Son On Gününde İ'tikâf22
- 34Alışverişler193
- 35Sonradan Teslim Edilecek Mallar İçin Bedel Ödenen Satışlar (Selem Akdi)20
- 36Şuf’a3
- 37İcâre27
- 38Havaleler3
- 39Kefalet9
- 40Vekâlet21
- 41Ekincilik31
- 42Su Dağıtımı34
- 43Borç, Borç Ödenmesi, Malın Dondurulması, İflas25
- 44Hukukî Çekişmeler (Husûmât)16
- 45Yerde Bulunup Kaldırılan Şeyler (Lukata)15
- 46Zulümler ve Gasb43
- 47Ortaklık25
- 48Rehin9
- 49Kölelerin Azat Edilmesi43
- 50Mükâteb6
- 51Hediyeler71
- 52Şehâdetler53
- 53Barış Sağlamak22
- 54Şartlar26
- 55Vasiyyetler44
- 56Cihâd ve Sîretler309
- 57Ganimetin Beşte Biri66
- 58Cizye ve Muvâde'a33
- 59Yaratılışın Başlangıcı136
- 60Peygamberler163
- 61Peygamberin (ﷺ) ve Ashabının Faziletleri ve Meziyetleri162
- 62Peygamberin Sahabeleri128
- 63Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri173
- 64Peygamber (ﷺ) Tarafından Yönetilen Askeri Seferler (El-Megazi)526
- 65Kur'an-ı Kerim 'in Peygamber ﷺ Tefsiri507
- 66Kur'ân’ın Faziletleri87
- 67Nikâh188
- 68Boşanmak100
- 69Nafakalar22
- 70Yiyecek, Yemek95
- 71Akîka Kurbânı9
- 72Avcılık, Kesim70
- 73Udhiyeler30
- 74İçecekler65
- 75Hastalar38
- 76Tıp101
- 77Elbise188
- 78Edeb255
- 79İzin İsteme77
- 80Dualar108
- 81Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq)182
- 82Kader27
- 83Yemînler ve Nezirler87
- 84Yeminlerin Keffaretleri15
- 85Mîrâs Payları (Ferîzalar)49
- 86Allah Tarafından Belirlenen Sınırlar ve Cezalar (Hudûd)89
- 87Kan Parası (Ad-Diyat)59
- 88Mürtedler22
- 89Zorlama altında yapılan ifadeler13
- 90Hileler29
- 91Ru'yâ Ta'bîri66
- 92Fitneler89
- 93Hükümler89
- 94Temenni20
- 95Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin)22
- 96Kur'an ve Sünnete Sımsıkı Sarılmak103
- 97Allah'ı Birlemek (Tevhid)193
- 1بَاب: قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى: ﴿وَمَنْ أَحْيَاهَا﴾ /المائدة: ٣٢
- 2بَاب: سُؤَالِ الْقَاتِلِ حَتَّى يُقِرَّ، وَالْإِقْرَارِ فِي الْحُدُودِ
- 3بَاب: إِذَا قَتَلَ بِحَجَرٍ أَوْ بِعَصًا
- 4بَاب: قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى:
- 5بَاب: مَنْ أَقَادَ بِالْحَجَرِ
- 6بَاب: مَنْ قُتِلَ لَهُ قَتِيلٌ فَهُوَ بِخَيْرِ النَّظَرَيْنِ
- 7بَاب: مَنْ طَلَبَ دَمَ امْرِئٍ بِغَيْرِ حَقٍّ
- 8بَاب: الْعَفْوِ فِي الْخَطَإِ بَعْدَ الْمَوْتِ
- 9بَاب إِذَا أَقَرَّ بِالْقَتْلِ مَرَّةً قُتِلَ بِهِ
- 10بَاب: قَتْلِ الرَّجُلِ بِالْمَرْأَةِ
- 11بَاب: الْقِصَاصِ بَيْنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ فِي الْجِرَاحَاتِ
- 12بَاب: مَنْ أَخَذَ حَقَّهُ، أَوِ اقْتَصَّ دُونَ السُّلْطَانِ
- 13بَاب: إِذَا مَاتَ فِي الزِّحَامِ أَوْ قُتِلَ
- 14بَاب: إِذَا قَتَلَ نَفْسَهُ خَطَأً فَلَا دِيَةَ لَهُ
- 15بَاب: إِذَا عَضَّ رَجُلًا فَوَقَعَتْ ثَنَايَاهُ
- 16بَاب: ﴿السِّنَّ بِالسِّنِّ﴾ /المائدة: ٤٥
- 17بَاب: دِيَةِ الْأَصَابِعِ
- 18بَاب: إِذَا أَصَابَ قَوْمٌ مِنْ رَجُلٍ، هَلْ يُعَاقِبُ أَوْ يَقْتَصُّ مِنْهُمْ كُلِّهِمْ
- 19بَاب: الْقَسَامَةِ
- 20بَاب مَنِ اطَّلَعَ فِي بَيْتِ قَوْمٍ ففقؤوا عَيْنَهُ، فَلَا دِيَةَ لَهُ
- 21بَاب: الْعَاقِلَةِ
- 22بَاب: جَنِينِ الْمَرْأَةِ
- 23بَاب: جَنِينِ الْمَرْأَةِ، وَأَنَّ الْعَقْلَ عَلَى الْوَالِدِ وَعَصَبَةِ الْوَالِدِ، لَا عَلَى الْوَلَدِ
- 24بَاب: مَنِ اسْتَعَانَ عَبْدًا أَوْ صَبِيًّا
- 25بَاب: الْمَعْدِنُ جُبَارٌ وَالْبِئْرُ جُبَارٌ
- 26بَاب: الْعَجْمَاءُ جُبَارٌ
- 27بَاب: إِثْمِ مَنْ قَتَلَ ذِمِّيًّا بِغَيْرِ جُرْمٍ
- 28بَاب: لَا يُقْتَلُ الْمُسْلِمُ بِالْكَافِرِ
- 29بَاب: إِذَا لَطَمَ الْمُسْلِمُ يَهُودِيًّا عِنْدَ الْغَضَبِ
(87) Kitâb: Kan Parası (Ad-Diyat)
بَاب: جَنِينِ الْمَرْأَةِ، وَأَنَّ الْعَقْلَ عَلَى الْوَالِدِ وَعَصَبَةِ الْوَالِدِ، لَا عَلَى الْوَلَدِ
Ebu Hureyre r.a. şöyle anlatmıştır: Huzeyl kabilesinden iki kadın birbiriyle kavgaya tuştu ve bu esnada biri diğerine bir taş fırlattı ve hem anneyi, hem de karnındaki yavruyu öldürdü. Taraflar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hükmüne başvurdular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem cenin'in diyetnin bir köle veya cariyenin gurre olarak verilmesi, kadının diyetinin akılesi tarafından ödenmesi gerektiğine hükmetti. Fethu'l-Bari Açıklaması: ''Ana Rahmindeki Cenin'in Hükmü ... " İbn Battal şöyle demiştir: Buharl'nin attığı bu başlıktan maksadı, öldürülen kadının diyetinin katil kadının babası ve babasının asabesi üzerine olduğunu vurgulamaktır. Biz de şunu ekleyelim: Kadının babası ve babasının asabesi, kadının kendi asabesidir. Böylece atılan başlık, birinci haberin lafzıyla tam olarak uygun düşmektedir. Buhari'nin bir diğer maksadı da diyetin kadının asabesi üzerine olduğunu belirtmektir. Bunu da naklettiği ikinci hadis açıklamaktadır. Buna göre Nebi s.a.v. kadının diyetinin akılesi üzerine olduğuna hükmetmiştir. Buharinin bunu "baba" kelimesiyle zikretmesi, olayın bazı rivayet yollarında gelen ifadeye işaret etmek içindir. "Çocuk üzerine değil" İbn Battal şöyle demiştir: İmam Buhari, öldürülen kadının çocuğunun kendi asabesinden olmadığı takdirde kadın adına diyete katıImayacağını vurgulamak istemektedir. Çünkü diyeti ödemekle zevi'l-erham değil, asabe yükümlüdür. Bundan dolayı ana bir kardeşler, kardeşlerinin diyetine katılmazlar. İbn Battal şöyle der: Bu haberin gereği, anneye mirasçı olan kimseler onun asabesinden olmadıkları takdirde onun adına diyet ödemekle yükümlü olmadıklarıdır. Bu İbnü'I-Münzir'in dediği gibi bilginler arasında ittifakla kabul edilen bir husustur. Biz de şunu hatırlatalım: Bundan önce Usame b. Umeyre'in rivayetinde şöyle bir cümlenin yer aldığını ifade etmiştim: "Kadının babası diyeti onun çocukları öder deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Diyeti ödemekle asabe yükümlü olur' buyurdu."(Beyhaki, Sünen, VIII)
بَاب: مَنِ اسْتَعَانَ عَبْدًا أَوْ صَبِيًّا
Enes b. Malik şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye geldiği zaman (üvey babam) Ebu Talha benim elimden tutup, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına götürdü ve "Ya Resulallah! Enes akıllı bir oğlandır, sana hizmet etsin!" dedi. Ben de artık hem hazar'da, hem de seferde ona hizmet ettim. Valiahi bana yapmış olduğum bir şey için "Bunu neden böyle yaptın?", yapmadığım bir şey için de "Bunu neden böyle yapmadın?" demedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Köle veya çocuktan yardım istme." Kirmanı şö>,le demiştir: Atılan başlığın yazılan mektupla ilişkisi şudur: Köle (o işte çalışırken) helak olup ölse onun kıymetini ya da hürün diyetin i vermek gerekli olur. "Ümmü Seleme'nin katiplerin hocasına haberci gönderip "Bana yün tiftikleyecek oğlan köleler yolla, hür yollama demesi" İbn Battal şöyle demiştir: Ümmü Seleme'nin hür istememesi şundandır: Çoğunluğu oluşturan bilginler şöyle derler: Bir kimse ergenlik çağına ermemiş, hür bir kişiden veya efendisinin iznini almaksızın köleden yardım ister de çocuk veya köle bu işte helak olurlarsa çalıştıran kişi o kölenin kıymetini tazmin eder. Hürün diyeti ise çalıştıranın akılesi tarafından ödenir. Kirmanı şöyle der: Ümmü Seleme'nin hür' gönderilmesini istememeGki maksadı, hüirü onurlandırma ve kölenin bedelini ödeme isteğidir. Zira hd,rrün' bu işte helak olması durumunda bedelini o tazmin etmeyecektir. Köle ise böyle değildir. Çünkü köle bu işte helak olduğu takdirde bedelini Ümmü Seleme ödeyecektir. Hadis, -yukarıdaki hadiste olduğu gibi- hür kimselerle komşu çocuklarını ağır meşakkatin bulunmadığı, ölmelerinden endişe edilmeyen işlerde çalıştırmanın caiz olduğuna delildir
بَاب: الْمَعْدِنُ جُبَارٌ وَالْبِئْرُ جُبَارٌ
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayvanların meydana getirdikleri yaralamalar hederdir, kuyu ve madenden kaynaklanan zarar ziyan, ölüm hederdir, rikaz (define) ma/larında beşte bir oranında vergi vardır" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: HAYVAN ZARARINA DAİR BÖLÜM AÇIKLAMADAN SONRA "Acma", "a'cem" kelimesinin müennesi olup, hayvan demektir. "Cubar" bir şey ödemek gerekmeyen heder demektir. Tirmizi şöyle demiştir: Bazı bilginler bunu tefsir ederken şu açıklamayı yaparlar: Acma, sahibinin elinden kurtulan hayvan demektir. Böyle bir hayvan bağını koparıp, herhangi bir zarar verdiğinde sahibinin bir şey tazmin etmesi gerekmez. Ebu. DavUd hadisi naklettikten sonra şöyle der: Acma, bağından boşanmış, yanında hiç kimse olmayan hayvan demektir. Bu geceleyin değil, gündüz sözkonusu olur. "Kuyulardan kaynaklanan zarar ziyan, ölüm hederdir." Esved b. Ala'nın Müslim'de yer alan nakli "Kuyunun sebep olduğu yara hederdir" şeklindedir.(Müslim, Hudud) Ebu. Ubeyd şöyle der: Burada kuyudan maksat sahibi bilinmeyen çölde bulunan eski kuyulardır. Bu kuyuya bir insan' veya hayvan düştüğü takdirde hiçbir kimse bir şey ödemekle yükümlü olmaz. Aynı şekilde bir kimse kendi toprağında veya kimsenin sahibi olmadığı •jlü bir arazide kUY1('Pçsa oraya bir insan veya başka bir canlı düşüp ölse, buna kuyu açan kimse sep olmadığı takdirde herhangi bir tazminat ödemesi gerekmediği gibi ta'zir de gerekmez. Bunun gibi bir kimse kendisine kuyu kazsın diye bir başkasını işçi tutsa, o kişi çalışma esnasında bu kuyuya yuvarlansa yine herhangi bir şey tazmin etmek gerekmez. Buna karşılık bir kimse Müslümanların gelip geçtiği yol üzerinde kuyu kazsa, aynı şekilde bir başkasının mülkünde onun iznini almadan kuyu açsa ve bir kimse bu kuyuya düşerek ölse, o kişinin diyeti kuyuyu kazan kimsenin akılesine aittir. Kefareti ise kendi malından öder. Bu kuyuya insan değil de hayvan düşüp ölse, onun tazmini kuyuyu kazan kimsenin malından yapılır. Açılan hertürlü çukur yukarıda belirtilen ayrıntı çerçevesinde kuyu gibi değerlendirilir. Hadiste geçen "cerh= yaralama"dan maksat, en-Nihaye'de Ezherı'den nakledildiği üzere oraya düşenin aldığı yaradır. Yara sadece buna mahsus da değildir. Tam tersine bütün ölümler yaralama kategorisindedir. Kadi İyad ve bir grup bilgin şöyle derler: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunu "yaralama" kelimesiyle ifade etmesi, genelde zarar ve ziyanın yaralama şeklinde ortaya çıkmasındandır ya da bu bir örnekleme olup, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem başka zarar ve ziyana bununla dikkat çekmiştir. Gerek cana, gerekse mala gelen bütün zarar ve ziyanlarda hüküm buna göredir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu konuda Hanefiler muhalif kalmışlardır. Onlar hayvana binmiş bir kimseye kıyasen kuyu kazana mutlak olarak tazminat yükümlülüğü getirmişlerdir. Oysa nassın bulunduğu yerde kıyas yapılamaz. "Madenden kaynaklanan zarar ziyan, ölüm hederdir." Bu konudaki hüküm kuyu konusundaki ile aynıdır. Bir kimse kendi mülkünde veya ölü arazide maden kuyusu kazsa ve oraya bir şahıs düşüp ölse kanı hederdir. Aynı şekilde bir kimse çalıştırmak üzere bir işçi kiralasa, o kişi o maden çukuruna yuvarlanıp ölse kanı hederdir. Bu konuda bir hurma ağacına çıkmak üzere kiralanıp, ağaçtan düşerek ölen işçi örneğinde olduğu gibi herhangi bir işi görmek üzere kiralanan bütün ücretliler bu konuda kuyu ve maden örneğinde zikredilen hükme tabidirler. "Define mal/arında beşte bir oranında vergi vardır." Bunun genişçe bir açıklaması Zekat bölümünde geçmişti)
بَاب: الْعَجْمَاءُ جُبَارٌ
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayvanların verdiği zararın diyeti hederdir, kuyu kazmaktan meydana gelen zarar da hederdir. Maden kazmada meydana gelen zarar da hederdir. Define mallarında beşte bir oranında vergi vardır" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İbn Sirin şöyle demiştir: Bilginler hayvan tepmesinden meydana gelen zararı ödetmezlerdi." Burada yer alan "en-Nefha" ayağıyla vurma yani tepme demektir. "Binicinin hayvanın dizginini çekmesinden dolayı ayağı ile bir şeye zarar verdiğinde zararı ziya nı tazmin etmek gerektiğini belirtirlerdi." Hadis metninde yer alan "el-inan" hayvana binen kişinin onu istediği tarafa yönlendirmesi için ağzına konulan şey yani dizgin demektir. Hadisin ma\: şudur: Bir hayvana binildiği ve binid de dizginini çektiği takdirde hayvan ayağıyla bir şeye zarar verirse, binen kişi o zararı tazmin eder. Buna karşılık binid sebep olmadan hayvan ay ağıyla bir şeye zarar verecek olursa, binen kişi bunu tazmin etmez. "Hammad şöyle demiştir: Hayvan tepmesinden meydana gelen zarar tazmin olunmaz, ancak insanın hayvanı dürtmesi dolayısıyla meydana gelen zarar ziyan tazmin olunur." "Ancak insanın hayvanı dürtmesi dolayısıyla meydana gelen zarar ziyan tazmin olunur." Bu durum, hayvanı sahibinin veya başka bir kimsenin dürtmesi durumundan daha geneldir. "Bir kimse hayvanına vurur, hayvan da buna tepki olarak ayağı ile ona vurursa meydana gelen zarar ziyan tazmin edilmez." İbn Ebi Şeybe'nin nakline göre Muhammed b. Sırın şöyle demiştir: Kadı Şureyh hayvanı süren veya binen kimse hayvanın verdiği zarar ve ziyanı tazmin eder ancak hayvan kendisine vurulması neticesinde bir zarara yol açarsa tazmin etmez dedi. Ben "Hayvanın muakabesi nedir" diye sordum. Kadı Şureyh "Bir kimse hayvana vurur da, hayvan da onu yaralarsa buna muakabe denir dedi. "Hayvanını kiraya veren kimse (mükarı) üzerinde bir-kadın bulunan eşe ği sürdüğü zaman ... " ve kadın da o hayvandan düştüğünde sürücü üzerine tazminat yoktur. "Şa'bı ise şöyle demiştir: Sürücü hayvanı sürüp yorduğu zaman, hayvanın verdiği zararı tazmin eder. Hayvanı yormaksızın yavaş yavaş yumuşaklıkla sürer de bu sırada bir zarar verirse o zararı ödemez." İbn Battal şöyle demiştir: Hanefiler hayvanın-ön a)laklarıyla, arka ayaklarının verdiği zararı farkli mütalaa etmişler ve hayvan arka ayakları ve kuyruğuyla zarar verdiğinde kişi buna sebep bile olsa hayvanın verdiği zararı tazmin etmez, buna karşılık ön ayakları ve ağzıyla verdiği zararı tazmin eder demişlerdir. İmam Buhari, Kefe imamlarından bu görüşe muhalif görüşü naklederek bunu kabul etmediğine işaret etmektedir. Şafiilerin bu konudaki görüşü şöyledir: Hayvanla birlikte insan bulunduğu takdirde insan hayvanın cana veya organa ya da mala verdiği zararı tazmin eder. Bu kişi ister hayvanı süren, ister binen, ister yularını çeken olsun fark etmediği gibi hayvanın sahibi veya kiraya vereni ya da kiralayanı veya ödünçalanı ya da gasıbı olsun yine farketmez. Ayrıca hayvanın bu zarara ön veya arka ayaklarıyla ya da kuyruğuyla veya başıyla yol açması arasında fark olmadığı gibi zararın gece veya gündüz meydana gelmiş olmasında da herhangi bir fark yoktur. Bu görüşün deliline gelince, zarar ve ziyanın kasten veya başka bir yolla yapılmış olması arasında hiçbir fark yoktur. Hayvanla birlikte bulunan kimse ona hakimdir. Hayvan adeta onun elindeki bir alet gibidir. Dolayısıyla hayvanın fiili kişi hayvanı buna ister sevk etsin, isterse etmesin yine bunu ister bilsin, isterse bilmesin kendisine nispet edilir. İmam Malik'ten de buna benzer bir görüş nakledilmiştir. Ancak birisi hayvanın tepmesine sebep olacak bir hareket yapmadan teperse, bu müstesnadır. İbn Abdilberr'in nakline göre çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. Bu hadis, hayvanın ekin veya başka bir şeyi gece ve gündüz itlaf etmesi arasında fark olmadığına delil gösterilmiştir. Hanefl ve zahirilerin görüşü bu doğrultudadır. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginleri şöyle demişlerdir: Verilen zarar ve ziyan gündüz meydana gelmişse tazminat yükümlülüğü düşer. Gece yapılmışsa hayvan sahibi hayvanını korumakla görevlidir. Dolayısıyla hayvan sahibinin kusuru neticesinde bir zarar ve ziyan meydana gelmişse hayvan sahibi hayvanın bu zararını tazmin etmekte yükümlüdür. Bu tahsisin delili ise İmam Şafii, Ebu Davlid, Nesa! ve İbn Mace'nin, Zührı, Haram b. Muhaysa el-Ensarı vasıtasıyla Bera b. Azib'den yaptıkları şu nakildir: "Bera'nın zarara yol açan bir devesi vardı. Bir gün bu deve bir bahçeye girerek oraya hasar verdi. Bunun üzerine Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bahçeleri gündüz sahiplerinin korumaları, hayvanları geceleyin sahiplerinin muhafaza etmeleri ve geceleyin verdikleri zararı sahiplerinin tazmin etmesi gerektiğine hükmetti. "(Ebu Diıvud, Buyu' ve'l-İcarat) İbn Abdilberr şöyle demiştir: Bu hadis her ne kadar mürsel ise de meşhur olup, sika raviler tarafından nakledilmiştir. Hadisi Hicaz fıkıh bilginleri kabul etmiştir. Tahavl'nin bu hadisin yukarıda zikredilen hadisle mensuh olduğuna işaret etmesine gelince, nesheden rivayetin tarihi bilinmeden ihtimale açık bir durumda nesih olamaz denilerek tenkit edilmiştir. Bundan daha güçlü olanı ise İmam Şafii'nin şu görüşüdür: Biz Bera hadisini sabit olduğu ve ravilerinin durumu bilindiği için kabul ediyoruz. "Hayvanların verdiği zarar ziyan hederdir" hadisi bu hadisle çelişmez. Çünkü bu, özel anlam kastedilerek kullanılmış genel ifadedir
بَاب: إِثْمِ مَنْ قَتَلَ ذِمِّيًّا بِغَيْرِ جُرْمٍ
Abdullah b. Amr'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim bir zimmfyi haksız yere öldürürse cennet kokusunu alamaz. Halbuki cennetin kokusu kırk yıllık uzakızktan duyulur." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Suçsuz bir zimmiyi öldürme." Hadisteki "cennetin kokusunu alamama", -genel anlamlıolmakla birlikte- belli bir zamana mahsustur. Çünkü akli ve nakli deliller bir kişinin Müslüman olarak öldüğü takdirde büyük günahları işlemiş bile olsa Müslüman olduğuna hükmedileceği ve cehennemde ebediyyen kalmayacağını göstermektedir. Böyle bir kimse cennete girmeden önce aza b görmüş olsa bile sonunda varacağı yer cennettir. . "Kırk yıllzk uzaklzk" Bu hadisin bir benzerini Tirmizi'de, Ebu Hureyre şu şekilde nakleder: "Cennetin kokusu yetmiş yıllık uzakızktan duyulur. "(Tirmizi, Diyat) el-Muvatta'da yer alan başka bir hadise göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Cennetin kokusubeş yüz yıllzk mesafeden duyulur" demiştir. İbn Battal bu konu üzerine şu açıklamayı yapar: Kırk yaş olgunluk yaşıdır. Bu yaşa eren kimsenin ameli, yakini ve pişmanlığı artar. Sanki bu yaşa gelmiş bir kişi kendisini itaata zorlayan cennet kokusunu almış gibidir. İbn Battal şöyle devam eder: Yetmiş yaş ise mücadelenin son sınırıdır. Bu yaşa gelince, insana pişmanlık ve ecelin gelip çatma korkusu musaHat olur. Netice olarak Allahu Teala'ın başarılı kılmasıyla itaati artar ve kişi yetmiş yaşından itibaren cennet kokusunu almaya başlar. Bizim kanaatimiz ise şöyledir: Hadiste yer alan rakamları cem' ve telif etmek için şöyle denebilir: Kırk, mahşer yerindeki durma noktasından cennet kokusunun alındığı zamanın en kısasıdır. Yetmiş, bundan daha ötedir ya da bu rakamlar abartı için ifade edilmiştir. Beşyüz sonra, bin bunlardan daha fazladır. Bu, şahıstan şahsa ve yapılan amellere göre farklılık arzeder. Cennetin kokusunu en uzak mesafeden alan kimsenin en yakın mesafeden ve bu ikisi arasındaki yerden alana göre üstünlüğü vardır. Tirmizi şerhinde bu konuya işaret ederek şöyle demiştir: Bu rivayetleri cem ve telif etmek için şöyle denebilir: Bu kişilerin mertebeleri ve derecelerindeki farklılığa göre şahıstan şahsa değişebilir. Sonra bu açıklamanın bir benzerini İbnü'I-Arabi'de gördüm. O şöyle demektedir: Cennetin kokusu doğalolarak alınamaz. Ancak Allahu Teala'ın alınmasını yaratmış olduğu şeyalınabilir. Allahu Teala'ın dilediği kimselerden bazıları cennetin kokusunu yetmiş yıllık mesafeden alırken, bazıları beş yüz yıllık mesafeden alır
بَاب: لَا يُقْتَلُ الْمُسْلِمُ بِالْكَافِرِ
Ebu Cuhayfe şöyle demiştir: Ali r.a.'e "Sizin yanınızda Kur'an'da olmayan herhangi bir şey var mı?" diye sordum. Hadisi rivayet eden İbn Uyeyne bir keresinde "insanların yanında olmayan bir şey var mı?" diye sorduğunu nakletmiştir. Hz. Ali bu soruya şöyle cevap vermiştir: "Taneyi yaran ve insanı yaratan Allah'a yemin ederim ki bizim yanımızda Kur'an'da olandan başka bir şey yoktur. Ancak insana Allah'ın kitabını anlama hususunda verilen bir anlayış ve bir de şu sahifedeki şey vardır" dedi. Ben "O sahifedeki nedir?" diye sordum. Ali "Diyet, esirin kurtarılması ve kafir karşılığında Müslümanın öldürülemeyeceği hükümleridir" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kafiri öldüren Müslümanın kısasen öldürülemeyeceği." imam Buharl'nin bu başlığı bir önceki başlıktan daha sonraya koyması, bir zimmıyi öldürmeye yönelik olarak gelen şiddetli tehditten onu teammüden öldüren Müslümanın kısas edilmesinin gerekmeyeceğine işaret etmek ve bir Müslüman bir kafiri öldürdü diye kısasen öldürülmediğine göre onun bütün kafirleri öldürmeye hakkının olmadığına, tam tersine haksız yere zimmıyi ve muahidi öldürmesinin haram olduğuna işaret etmek içindir. "Hz. Ali'ye sordum." Bu rivayet, bir başka yönden İlim ve başka bölümlerde Mutarrıf'tan naklediimiştİ. Orada hadisin açıklaması, onu Hz. Ali'dennakleden ravilerin lafız farklılıklarının beyanı, diyet ve esiri kurtarmanın ne demek olduğu da açıklanmıştı. Kafiri öldüren Müslümanın öldürülmemesine gelince, çoğunluğun kanaati bu yöndedir. Ancak İmam Malik'in yol kesen ve bu nitelikte suç işleyen kimseler hakkındaki görüşüne göre bir kimse bir başkasını pusuya düşürerek öldürdüğünde -maktul zimmı bile olsa- kısasen öldürülmesi gerekir. Bu hüküm, kafiri öldüren Müslümanın öldürülemeyeceği hükmünün bir istisnasını teşkil etmektedir. Aslında bu, bir istisna değildir. Çünkü burada başka bir nitelik vardır. O da yeryüzünde fesad çıkarmaktır. Hanefiler bu hükme muhalif kalarak şöyle demişlerdir: Bir Müslüman, bir zimmıyi haksız yere öldürdüğü takdirde kısasen katledilir. Buna karşılık müste'meni öldürdüğünde katledilmez
بَاب: إِذَا لَطَمَ الْمُسْلِمُ يَهُودِيًّا عِنْدَ الْغَضَبِ
Ebu Said el-Hudrl'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Nebiler arasında şu, şundan daha hayırlıdır demeyiniz!" buyurmuştur
Ebu Said el-Hudrı şöyle demiştir: Yahudilerden bimin yüzüne tokat atılmış bunun üzerine Yahudi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve "Ya Muhammed! Ensardan olan sahabilerinden biri benim yüzüme tokat vurdu" diye şikayet etti. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onu çağırın!" buyurdu. Sahabiler o Ensarlı kişiyi çağırdılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sen bu kişinin yüzüne tokat attın mı?" diye sordu. O kişi şöyle cevap verdi: "Ya Resulallah! Ben Yahudilerin yanından geçtim de bu kişinin 'Musa'yı bütün insanlığın üstüne seçip tercih eden Allah'a yemin ederim ki' dediğini işittim. Ensarlı şöyle devam etti: 'Ben Muhammed'in üstüne de mi (yükseltti)?' dedim. Bu sırada öfkeye kapıldım ve yüzüne bir tokat attım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: "Nebiler arasında benim daha hayırlı olduğmu söylemeyiniz. Gerçek şu ki insanlar kıyamet gününde (dehşetten) bayılacaklar. Fakat ilk ayılan ben olacağım. O anda bir de göreceğim ki Musa arşın ayaklarından birini tutmuş olduğu halde olacaktır. Bilmiyorum Musa da bayılanların içinde olacak da benden evvel mi ayılacak, yoksa Tur dağındaki bayılmasının karşılığı mı verilecek?" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Öfkelendiği bir anda bir yahudiye tokat atan Müslümana bir şey lazım gelmeyeceği." Yani böyle bir Müslümana tıpkı bir zimmıyi tokatladığında olduğu gibi kısas uygulanmaz. İmam Buhari, bu ifadesiyle sanki muhalif olan bil!;Iinin tokat atmada kısas yapılma kanaatini taşıdığına işaret etmektedir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zimmıden dolayı Müslümanı kısas etmediğini göre bu uygulama, kısasm cereyan etmediğini göstermektedir. Fakat Kufe bilginlerinin tamamı tokat atmada kısas uygulanacağı kanaatinde değillerdir. Buradaki hüküm, onların içinden bu kanaati taşıyanlarla ilgilidir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1. Bir zimmı bir Müslümanı şikayet edebilir, davasını hakime götürebilir ve hakim de bunu dinleyebilir. 2. Hükmü bilmeyen kimse, hakimden bunu öğrenebilir ve Müslüman açısından bu kadarıyla yetinilir. 3. Bir zimmı, bilgisi olmadığı bir hususta söz söylemeye kalkıştığında ilmiyle meşhur olan bir Müslüman ona ta'zir cezası uygulayabilir. Hadisten çıkan diğer sonuçlar, Musa aleyhisselam kıssasında geçmişti