SÜNNETİMİZSÜNNET VE HADİS KÜTÜPHANESİ
Sahih-i Buhari › Kitâb 63 · Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri › Bâb 44Konum
KİTÂBLAR (97)
  1. 1Vahyin Başlangıcı7
  2. 2Îmân51
  3. 3İlim76
  4. 4Abdest113
  5. 5Gusül46
  6. 6Hayız40
  7. 7Teyemmüm15
  8. 8Namaz174
  9. 9Namaz Vakitleri81
  10. 10Ezan275
  11. 11Cuma66
  12. 12Korku Namazı6
  13. 13İki Bayram (iydeyn)42
  14. 14Vitir Namazı15
  15. 15Yağmur Duası (Istiskaa)35
  16. 16Güneş ve Ay Tutulması27
  17. 17Kur'ân Okurken Secde Edilecek Yerlerler13
  18. 18Namazın Kısaltılması (At-Taksir)40
  19. 19Gece Namazı (Teheccüd)69
  20. 20Mekke ve Medîne Mescidlerinde Kılınan Namazın Fazîleti10
  21. 21Namaz İçinde Ameller27
  22. 22Namazda Unutkanlık14
  23. 23Cenazeler160
  24. 24Zekât118
  25. 25Hacc260
  26. 26Umre33
  27. 27Hac Yolculuğunu Tamamlamaktan Engellenen Hacılar15
  28. 28Hacda Avlanma Cezası46
  29. 29Medine'nin Faziletleri24
  30. 30Oruç Tutmak117
  31. 31Teravih Namazı6
  32. 32Kadir Gecesinin Fazileti11
  33. 33Ramazânın Son On Gününde İ'tikâf22
  34. 34Alışverişler193
  35. 35Sonradan Teslim Edilecek Mallar İçin Bedel Ödenen Satışlar (Selem Akdi)20
  36. 36Şuf’a3
  37. 37İcâre27
  38. 38Havaleler3
  39. 39Kefalet9
  40. 40Vekâlet21
  41. 41Ekincilik31
  42. 42Su Dağıtımı34
  43. 43Borç, Borç Ödenmesi, Malın Dondurulması, İflas25
  44. 44Hukukî Çekişmeler (Husûmât)16
  45. 45Yerde Bulunup Kaldırılan Şeyler (Lukata)15
  46. 46Zulümler ve Gasb43
  47. 47Ortaklık25
  48. 48Rehin9
  49. 49Kölelerin Azat Edilmesi43
  50. 50Mükâteb6
  51. 51Hediyeler71
  52. 52Şehâdetler53
  53. 53Barış Sağlamak22
  54. 54Şartlar26
  55. 55Vasiyyetler44
  56. 56Cihâd ve Sîretler309
  57. 57Ganimetin Beşte Biri66
  58. 58Cizye ve Muvâde'a33
  59. 59Yaratılışın Başlangıcı136
  60. 60Peygamberler163
  61. 61Peygamberin (ﷺ) ve Ashabının Faziletleri ve Meziyetleri162
  62. 62Peygamberin Sahabeleri128
  63. 63Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri173
  64. 64Peygamber (ﷺ) Tarafından Yönetilen Askeri Seferler (El-Megazi)526
  65. 65Kur'an-ı Kerim 'in Peygamber ﷺ Tefsiri507
  66. 66Kur'ân’ın Faziletleri87
  67. 67Nikâh188
  68. 68Boşanmak100
  69. 69Nafakalar22
  70. 70Yiyecek, Yemek95
  71. 71Akîka Kurbânı9
  72. 72Avcılık, Kesim70
  73. 73Udhiyeler30
  74. 74İçecekler65
  75. 75Hastalar38
  76. 76Tıp101
  77. 77Elbise188
  78. 78Edeb255
  79. 79İzin İsteme77
  80. 80Dualar108
  81. 81Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq)182
  82. 82Kader27
  83. 83Yemînler ve Nezirler87
  84. 84Yeminlerin Keffaretleri15
  85. 85Mîrâs Payları (Ferîzalar)49
  86. 86Allah Tarafından Belirlenen Sınırlar ve Cezalar (Hudûd)89
  87. 87Kan Parası (Ad-Diyat)59
  88. 88Mürtedler22
  89. 89Zorlama altında yapılan ifadeler13
  90. 90Hileler29
  91. 91Ru'yâ Ta'bîri66
  92. 92Fitneler89
  93. 93Hükümler89
  94. 94Temenni20
  95. 95Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin)22
  96. 96Kur'an ve Sünnete Sımsıkı Sarılmak103
  97. 97Allah'ı Birlemek (Tevhid)193
BÂBLAR — Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri (51)
  1. 1بَاب: مَنَاقِبِ الْأَنْصَارِ
  2. 2بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (لَوْلَا الْهِجْرَةُ لَكُنْتُ امْرَأً مِنْ الْأَنْصَارِ)
  3. 3بَاب: إِخَاءِ النَّبِيِّ ﷺ بَيْنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ
  4. 4بَاب: حُبِّ الْأَنْصَارِ من الإيمان
  5. 5بَاب: قَوْلُ النَّبِيِّ ﷺ لِلْأَنْصَارِ: (أَنْتُمْ أَحَبُّ النَّاسِ إِلَيَّ)
  6. 6بَاب: أَتْبَاعِ الْأَنْصَارِ
  7. 7بَاب: فَضْلِ دُورِ الْأَنْصَارِ
  8. 8بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ لِلْأَنْصَارِ: (اصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي عَلَى الْحَوْضِ)
  9. 9بَاب: دُعَاءِ النَّبِيِّ ﷺ: (أَصْلِحْ الْأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَةَ)
  10. 10بَاب: قَوْلِ اللَّهِ: ﴿وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ﴾. /الحشر: ٩
  11. 11بَاب: قَوْلُ النَّبِيِّ ﷺ: (اقْبَلُوا مِنْ مُحْسِنِهِمْ وَتَجَاوَزُوا عَنْ مُسِيئِهِمْ)
  12. 12بَاب: مَنَاقِبُ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ ﵁
  13. 13بَاب: مَنْقَبَةُ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ، وَعَبَّادِ بْنِ بِشْرٍ ﵄
  14. 14بَاب: مَنَاقِبُ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ ﵁
  15. 15بَاب: مَنْقَبَةُ سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ ﵁
  16. 16بَاب: مَنَاقِبُ أُبَيِّ بْنِ كَعْبٍ ﵁
  17. 17بَاب: مَنَاقِبُ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ﵁
  18. 18بَاب: مَنَاقِبُ أَبِي طَلْحَةَ ﵁
  19. 19بَاب: مَنَاقِبُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلَامٍ ﵁
  20. 20بَاب: تَزْوِيجِ النَّبِيِّ ﷺ خَدِيجَةَ، وَفَضْلِهَا ﵂
  21. 21بَاب: ذِكْرُ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْبَجَلِيِّ ﵁
  22. 22بَاب: ذِكْرُ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ الْعَبْسِيِّ ﵁
  23. 23بَاب: ذِكْرُ هِنْدٍ بِنْتِ عُتْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ ﵂
  24. 24بَاب: حَدِيثُ زَيْدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ
  25. 25بَاب: بُنْيَانُ الْكَعْبَةِ
  26. 26بَاب: أَيَّامُ الْجَاهِلِيَّةِ
  27. 27بَاب: مَبْعَثِ النَّبِيِّ ﷺ
  28. 28بَاب: مَا لَقِيَ النَّبِيُّ ﷺ وَأَصْحَابُهُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ بِمكَّةَ
  29. 29بَاب: إِسْلَامُ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ ﵁
  30. 30بَاب: إِسْلَامُ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ ﵁
  31. 31بَاب: ذِكْرُ الْجِنِّ
  32. 32بَاب: إِسْلَامُ أَبِي ذَرٍّ الْغِفَارِيِّ ﵁
  33. 33بَاب: إِسْلَامُ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ ﵁
  34. 34بَاب: إِسْلَامُ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ﵁
  35. 35بَاب: انْشِقَاقُ الْقَمَرِ
  36. 36بَاب: هِجْرَةِ الْحَبَشَةِ
  37. 37بَاب: مَوْتُ النَّجَاشِيِّ
  38. 38بَاب: تَقَاسُمُ الْمُشْرِكِينَ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ
  39. 39بَاب: قِصَّةِ أَبِي طَالِبٍ
  40. 40بَاب: حَدِيثِ الْإِسْرَاءِ
  41. 41بَاب: الْمِعْرَاجِ
  42. 42بَاب: وُفُودِ الْأَنْصَارِ إِلَى النَّبِيِّ ﷺ بِمَكَّةَ، وَبَيْعَةِ الْعَقَبَةِ
  43. 43بَاب: تَزْوِيجِ النَّبِيِّ ﷺ عَائِشَةَ، وَقُدُومِهَا الْمَدِينَةَ، وَبِنَائِهِ بِهَا
  44. 44بَاب: هِجْرَةِ النَّبِيِّ ﷺ وَأَصْحَابِهِ إِلَى الْمَدِينَةِ
  45. 45بَاب: مَقْدَمِ النَّبِيِّ ﷺ وَأَصْحَابِهِ الْمَدِينَةَ
  46. 46بَاب: إِقَامَةِ الْمُهَاجِرِ بِمَكَّةَ بَعْدَ قَضَاءِ نُسُكِهِ
  47. 47بَاب: التَّارِيخِ، مِنْ أَيْنَ أَرَّخُوا التَّارِيخَ
  48. 48بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (اللَّهُمَّ أَمْضِ لِأَصْحَابِي هِجْرَتَهُمْ)
  49. 49بَاب: كَيْفَ آخَى النَّبِيُّ ﷺ بَيْنَ أَصْحَابِهِ
  50. 50بَاب: إِتْيَانِ الْيَهُودِ النَّبِيَّ ﷺ حِينَ قَدِمَ الْمَدِينَةَ
  51. 51باب: إسلام سلمان الفارسي ﵁

Sahih-i Buhari 3905

Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri
Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)
BÂB (44)
بَاب: هِجْرَةِ النَّبِيِّ ﷺ وَأَصْحَابِهِ إِلَى الْمَدِينَةِ

Nebi s.a.v.'in eşi Aişe r.anha dedi ki: "Aklım erdiğinden beri anne babamı hep dini kabul etmiş olarak hatırlıyorum. ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in günün iki tarafında, sabah akşam bize gelmediği bir günümüzün geçtiği de olmuyordu. Müslümanlar belalara maruz kalınca Ebu Bekir Habeşistan topraklarına doğru hicret etmek üzere çıkıp gitti. Nihayet Berk el-ğimad denilen yere ulaşınca Kare kabilesinin efendisi olan İbnu'd-Dağine onunla karşılaştı. Ona: Ey Ebu Bekir nereye gitmek istiyorsun diye sordu. Ebu Bekir ona dedi ki: Kavmim beni dışaı çıkardı. Bu sebeple ben de yeryüzünde dolaşmak ve Rabbime ibadet etmek istiyorum. İbnu'd-Dağine dedi ki: Ey Ebu Bekir, senin gibi birisi ne çıkar, ne çıkartılır. Çünkü sen hiçbir şeye sahip olmayana mal verirsin. Akrabalık bağını gözetirsin, çaresiz kalmış kimselerin yükünü kaldırmasına yardım edersin. Misafire ikram edersin. Haklı olunan hallerde karşı karşıya kalınan musibetlere karşı da yardımcı olursun. Ben seni himayeme alıyorum. Geri dön ve kendi şehrinde Rabbine ibadet et. Ebu Bekir geri döndü, İbn ed-Dağine de onunla beraber bineğine binerek gitti. İbnu'd-Dağine akşama doğru Kureyş eşrafını dolaşarak onlara dedi ki: Şüphesiz Ebu Bekir gibi bir kimse ne yurdundan çıkar, ne de çıkartılır. Sizler hiçbir şeyi olmayana bir şeyler veren, akrabalık bağını gözeten,' yükünü kaldıramayan kimsenin yükünü taşımasına yardımcı olan, misafiri ikram edip ağırlayan, haklı olunan hallerde musibetler'e karşı karşıya kalındığı takdirde yardımcı olan birisini mi şehrinizin dışına çıkartacaksınız? Kureyş İbnu'd-Dağine'nin 0'nu himayesine almasına karşı çıkmadı. İbnu'dDağine'ye dediler ki: O halde Ebu Bekir'e söyle de Rabbine evinde ibadet etsin, orada namazını kılsın ve orada dilediği kadar (Kur'an) okusun. Bunları yaparak bizleri rahatsız etmesin ve bu işini açık bir şekilde yapmasın. Çünkü bizler kadınlarımızın ve çocüklarımızın fitneye maruz kalmalarından (dinleri hakkında tereddüte düşmelerinden) korkuyoruz. İbnu'd-Dağine bunları Ebu Bekir'e söyledi. Ebu Bekir bir süre böylece devam etti. Evinde Rabbine ibadet ediyor, namazını açıktan kılmıyor, evi dışında bir yerde Kur'an okumuyordu. Daha sonra Ebu Bekir'in hatırına bir başka fikir geldi. Evinin avlusuna bir mescid bina etti. Orada namaz kılıyor, Kur'an okuyordu. Bunun üzerine müşriklerin kadınları ve çocukları onun etrafında gelip toplanıyorlardı. Onun bu haline hayret ediyor veseyrediyorlardı. Ebu Bekir Kur'an okuduğu vakit gözlerine hakim olamayarak çokça ağlayan bir adam idi. Bu hal Kureyş'in müşrik eşrafını korkutmaya başladı. Bunun için İbnu'd-Dağine'ye haber gönderdiler. O da yanlarına gelince dediler ki: Biz senin Ebu Bekir'i himaye etmeni kabul etmiştik. Ancak Rabbine evinde ibadet etmesi şartıyla bunu kabul etmiştik. O bu şartı çiğneyerek evinin avlusunda bir mescid bina etti, açıkça namaz kılmaya ve orada Kur'an okumaya başladı. Bizler ise hanımlarımızı ve çocuklarımızı dinleri hususunda tereddüte düşürmesinden korktuk. Ona bu işten vazgeçmesini söyle. Şayet yalnızca kendi evi içerisinde Rabbine ibadet etmek ile yetinmeyi arzu ederse yapsın. Şayet bunu açıkça yapmaktan başka bir teklifi kabul etmezse ondan senin himayeni tekrar sana geri iade etmesini söyle. Çünkü biz senin himayeni bozmak istemedik. Fakat bizler Ebu Bekir'in açıkça ibadet etmesini de kabul etmiyoruz. Aişe (devamla) dedi ki: Bunun üzerine İbnu'd-Dağine Ebu Bekir'e gelerek dedi ki: Benim senin için, nasıl akit1eştiğimi biliyorsun. Ya bu akdin hududu içerisinde kalırsın yahut da bana himayeni geri verirsin. Çünkü ben Arapların, kendisine bir himaye verdiğim bir kimseye karşı bu ahdimi bozduğumu işitmesini istemiyorum. Bunun üzerine Ebu Bekir, ben de senin himaye ni sana geri iade ediyorum, buna karşılık yüce Allah'ın himayesine razıyım, dedi. O sırada Nebi henüz Mekke'de idi. Nebi Müslümanlara: Bana hicret edeceğiniz yer iki kara taşlık arasında hurmalıklı bir yer olarak gösterildi, dedi. Bu iki kara taşlık (Medine'nin) iki Harresidir. Bu sefer hicret edenler Medine'ye doğru hicret etti. Daha önce Habeşistan'a hicret etmiş olanların hepsi de Medine'ye geri döndü. Ebu Bekir de Medine'ye gitmek üzere hazırlandı. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine: Acele etme! Çünkü ben bana da (hicret için) izin verileceğini ümit ederim dedi. Bu sefer Ebu Bekir: Babam sana feda olsun, böyle bir şey ümit ediyor musun diye sordu. Evet, diye cevap verdi. Bunun üzerine Ebu Bekir de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gitmek için hicret etmekten geri kaldı. Yanında bulunan iki deveyi de dört ay boyunca Arabistan kirazı yapraklarıyla besledi. Aişe dedi ki: Bir ara biz öğle sıcağına doğru Ebu Bekir'in evinde oturmakta iken birisi Ebu Bekir'e, işte Resulullah, yüzünü örtmüş olduğu halde geliyor, dedi. -Allah Resulünün de o saatte bize gelmek adeti yoktu.- Ebu Bekir, babam anam ona feda olsun, Allah'a yemin ederim bu saatte onun gelmesi için mutlaka önemli bir sebep vardır, dedi. (Aişe) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem geldi ve izin istedi. Ebu Bekir de ona izin verince içeri girdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu Bekir'e: Yanında kim varsa dışarı çıkart, dedi. Ey Allah'ın Resulü, babam sana feda olsun. Bunlar senin ehlin(yakınların)dir, dedi. Allah Resulü: (Mekke'den) çıkmak hususunda bana izin verildi, dedi. Ebu Bekir: Ben de seninle yol arkadaşı mıyım? Babam sana feda olsun ey Allah'ın Resulü, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Evet diye buyurdu. Ebu Bekir: Babam sana feda olsun ey Allah'ın Resulü, şu iki devemden birisini al, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bedelini ödemek şartıyla dedi. Aişe dedi ki: Biz de alelacele onların hazırlıklarını yaptık. Bir heybeye onlara yiyeceklerini koyduk. Ağzı bağlanacağı sıra Ebu Bekir'in kızı kardeşim Esma belinin kuşağından bir parça yırtıp ayırdı ve onunla dağarcığın ağzını kapattı. Bu cihetle Esma'ya "Zatu'n-Nitakayn: İki kuşaklı" denildi. Aişe der ki: Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ebu Bekir, Sevr dağındaki bir mağaraya gittiler ve orada üç gece gizlendiler. Her gece yanlarında Ebu Bekir'in oğlu Abdullah gecelerdi. Abdullah becerikli; anlayışlı bir genç delikanlı idi. Seher vakti Resulullah ile Ebu Bekir'in yanından ayrılır, geceyi Mekke'de geçirıniş gibi Kureyş ile sabahlardı. Abdullah, Allah Resulü ile Ebu Bekir hakkında Kureyş müşriklerinin hazırladıkları hilelerden duyduklarını iyice beller, karanlık basınca gider Resulullah ile Ebu Bekir'e haber verirdi. . Ebu Bekir'in kölesi Amir b. Fuheyre bol süt1ü, sağmal koyun otlatır ve akşamdan bir süre geçtikten sonra Resulullah ile Ebu Bekir'e getirirdi. Onlar da taze süt içerek gecelerlerdi. O süt kendi sağmallarının sütü idi. İçine kızgın taş konularak ısıtılıyordu. Nihayet gecenin sonunda Amir (b. Fuheyre) mağaranın önüne gelip sağmal koyunlara seslenirdi. Mağarada bulundukları üç gece boyunca Amir hep böyle yaptı. Resulullah ile Ebu Bekir ed-Dll oğullarından bir adamı da ücretle tutmuşlardı. Bu kişi Abd b. Adiy oğullarından idi. Maharetli bir yol kılavuzu idi. el-As b. Vail es-Sehmi oğulları için antlaşmalı olarak elini kana sokmuştu. Ama yine de Kureyş kafirlerinin dini üzere idi. Her ikisi de ona güvenerek develerini ona teslim ettikten sonra üç gece sonra üçüncü gecenin sabahında develerini de beraber getirmek üzere Sevr mağarasında buluşmak üzere onunla sözleştiler. Amir b. Fuheyre ile kılavuz onlarla birlikte yola koyuldu ve (kılavuz) onları alarak Sevahil yolundan gitti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Anne babamı" Ebu Bekir ile Ümmü Ruman'ı "Dine bağlı" yani İslam dinine bağlı idiler. "Müslümanlar" Haşim ve Muttalib oğullarını Ebu Talib şi'binde muhasara, ettiklerinde müşriklerin eziyet ve işkencelerine maruz kalarak "ibtila olunduklarında" Nebi salı allah u aleyhi ve sellem de daha önce açıklandığı üzere Habeşistan'a hicret etmek için ashabına izin verdiğinde ... "Ebu Bekir de Habeşistan'a doğru hicret etmek üzere çıktı." Böylelikle daha önce oraya giden Müslümanlara katılmak istemişti. Önce Hc1'heştan'a hicret etmiş olanların ewela Cidde'ye gittiklerini açıklamış idik. Cidde Mekke'nin sahilidir. Oradan deniz yoluyla Habeşistan'a gideceklerdi. "Berku'I-Gımad" Mekke'den Yemen cihetine doğru beş günlük mesafededir. "O Kare'nin efendisi idi." Kare, Hun oğullarından meşhur bir kabiledir. "Kavmim beni çıkardı." Yani çıkmama sebep teşkil etti. "Dolaşmak istiyorum." Muhtemelen Ebu Bekir, İbn ed-Dağine'den nereye gitmek istediğini saklamıştır. Çünkü o bir kafir idi. Yoksa daha önce onun Habeşistan'a gitmek üzere yola çıktığı açıklanmış bulunmaktadır. Bilindiği gibi, belli bir süre yeryüzünde tek başına yürümeden gitmek istediği yoldan oraya ulaşamazdı. Dolayısıyla onun bu gidişi için dolaşmak (seyahat) denilebilir. Yoksa gerçek anlamıyla seyahat, yerleşmek amacıyla belirli bir yere gitmek maksadını gözetmemektir. "Ben seni himayeme alıyorum." Seni rahatsız edecek kimselere karşı seni koruyorum. "Bunun üzerine" Ebu Bekir "geri döndü. İbnu'd-Dağine de onunla birlikte gitmek üzere bineğine bindi." Kefalet bölümündeki rivayette "İbnu'd-Dağine bineğine bindi ve Ebu Bekir ile döndü" denilmektedir. "Senin gibi birisi çıkmaz." Kendi isteğiyle başka bir yerde ikamet etmek niyetiyle vatanından çıkmaz. Çünkü senin gibi birisi kendi şehrinin halkına faydalı olan birisidir. "Çıkartılmaz" Yine belirtilen husus dolayısıyla kendi isteği olmaksızın kimse onu dışarı çıkartmaz. Bazı Maliki mezhebi alimleri buradan şu sonucu çıkartmışlardır: Başkasına faydalı olan bir kimsenin ağır basan bir zorunluluk olmaksızın başka bir şehre gitmesine imkan verilmez. "Kureyşiiler onun istediğini reddetmedi." Yani Ebu Bekir'i himayesi altına aldığını söylemesine karşı çıkmadı. "Bu" kafirleri "korkuttu." Çünkü onların kadınların ve gençlerin kalplerinin ince ve yufka oluşu sebebiyle İslam dinine yöneleceklerini biliyorlardı. "Biz Ebu Bekir'in (bu işleri) açıktan yapmasını kabul etmiyoruz." Yani sözünü ettikleri kadınlarının ve çocuklarının dinine girmeleri korkusu dolayısı ile ona karşı tepkisiz duramayıp, sessiz kalamayacaklarını anlatmak istiyorlardı. "Ben de Allah'ın himayesine razı oluyorum." Onun emanına ve himayesine razıyım. Hadisten dinde daha ağır olan amell uygulamanın caiz olduğu ve Ebu Bekir'in de yakininin oldukça güçlü olduğu anlaşılmaktadır. "Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem henüz Mekke'de idi." İşte bu bölümde Ebu Bekir es-Sıddık'in pek çok fazileti bulunmaktadır ki, bunlar onu başkalarından ayrıcalıklı kılmıştır. Üzerinde düşünen kimse için bunlar açıkça görülür. "Yavaş ol" acele etme. "Kendisini" hicret etmekten "alıkoydu." "Öğle sıcağında" yani zevalin ilk vakitlerinde. Bu, gündüzün en sıcak olduğu zamandır. Sıcak günlerde de çoğunlukla bu vakitte kaylule yapılır. "İşte Resulullah üstünü" başını "örtmüş olarak geliyor." "Buradakiler sadece senin yakınlarındır." Bununla Musa b. Ukbe'nin açıkladığı gibi Aişe ve Esma'ya işaret etmektedir. O rivayetinde şöyle demektedir: "(Allah Resulü): Yanındakileri dışarı çıkar, dedi. Ebu Bekir dedi ki: Burada senin aleyhine duruma şahit olacak kimse yoktur. Bu ikisi benim kızlarımdır." "Bu iki devemden birisini (al). Allah Resulü, bedelini ödeyerek diye buyurdu." İbn İshak şunu eklemektedir: "Allah Resulü ben bana ait olmayan bir deveye binmem, dedi. Ebu Bekir: O senindir dedi. Allah Resulü: Hayır, fakat bunu satın aldığın fiyata alırım, dedi. Ebu Bekir, ben bunu şu kadara satın aldım, deyince, Allah Resulü de: Ben de o bedele satın ahyorum, dedi. Ebu Bekir: Deve senindir dedi." Ebu Bekir'in kızı Esma yoluyla gelen Taberani'deki rivayette şöyle denilmektedir: "Allah Resulü: Bedeliyle ey Ebu Bekir dedi. O, madem arzu ediyorsun, bedeliyle olsun dedi." es-Süheylı de er-Revdu'I-Unuf adlı eserinde Mağribli ilim adamlarından bir kimseye: Ebu Bekir, Allah Resulü yolunda malını harcamış olmakla birlikte deveyi karşılıksız almak istememesinin sebebi sorulunca: Hicretinin ancak kendi öz malından aldığı deve üzerine gerçekleşmesini istemiştir, diye açıklamıştır. "Biz de bir heybede onlara azık hazırladık." Yani bir dağarcığa azıklarını koyduk. "Kuşak sahibi (zatu'n-nitak)" Kuşak (nitak): Göbeğin etrafında bağlanan şeye denilir. "(Aişe) dedi ki: Sonra Resulullah sallall€ıhu aleyhi ve sellem ve Ebu Bekir Sevr da\ ğındaki bir mağaraya gittiler." Hakim der ki: Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'in (Mekke'den) çıktığı gül1ün pazartesi, Medine'ye girdiği günün de pazartsLgÜnü olduğu hususunda haberler tevatür derecesini bulmuştur. Musa b. Ukbe de İbn Şihab'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ali, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yatağında yatakta olanın Nebi olduğu izlenimini verecek şekilde yattı. Kureyşliler ise yatakta yatan kimsenin üzerine hangisinin hücum edip, onu bağlayacağı hususunda farklı görüşleri ortaya atarak danışıp durdu. Nihayet sabah olunca karşılarında Ali'yi buldular. Ona Nebii sordular. O, bu hususta bir şey bilmiyorum deyince, onu ellerinden kaçırmış olduklarını anladılar. İbn İshak da buna yakın bir şekilde olayı anlatarak şunları eklemektedir: "Cibril ona o gece yatağında yatmaması emrini verdi. O da Ali'yi çağırarak bu gece yatağında yatmasını ve yeşil burdesi ile örtünmesini emretti. Ali de onun dediğini yaptı. Daha sonra Nebi sallallahu aleyhi ve selle m bir avuç toprak alarak onların yanına çıktı. Bu toprağı başlarına saçmaya koyuldu. Bu arada Yasin suresini "Artık onlar görmezler" [Yasin, 9] buyruğuna kadar okudu. Ahmed de İbn Abbas'tan hasen bir senedIe yüce Allah'ın: "Hani o kafir!er senin için tuzak kuruyorlardı." [Enfal, 30] buyruğu hakkında şunları söylediğini zikretmektedir: "Bir gece Kureyşliler Mekke'de birbirleriyle danışınca onlardan birisi: Sabah olunca onu zincire vurunuz dedi. Kastettiği kişi Nebi sallallahu aleyhi ve selle m idi. Bir diğeri hayır onu öldürünüz, bir başkası onu şehrinizden çıkartınız dedi. Yüce Allah Nebie haber verdi, o gece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yatağında Ali yattı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de çıktı ve mağaraya gitti. Müşrikler geceyi Nebi sallallahu aleyhi ve selle m zannederek Ali'yi koruyarak geçirdiler. Yani uyanıp kalkmasını ve aralarında söz birliği ettikleri işi yapma vaktin i bekleyip durdular. Sabah olduğunda Ali'yi gördüler ve böylelikle Allah onların tuzaklarını boşa çıkarmış oldu. -Senin o arkadaşın nerede, diye sordular. Ali bilmiyorum deyince, onun izini takip etmeye koyuldular. Dağa vardıklarında izleri karıştırdılar. Dağın tepesine çıktılar, mağaranın yanından geçtiler. Mağaranın kapısında örümcek ağını görünce, buraya girmiş olsaydı bu mağara kapısında bu örümcek ağının olmaması gerekirdi dediler. Allah Resulü o mağarada üç gece kaldı." "Orada" mağarada "gizlendiler" saklandılar. "Zeki ve anlayışlı" anlayışı hızlı, kıvrak ve maharetli birisi demektir. "Sabah erkenden" çıkar, seher vakti Mekke'ye giderdi. "Minha: Sağmal koyun" ile ilgili açıklamalar daha önce Hibe bölümünde (2629. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Bu tabir aynı zamanda her, koyun hakkında da kullanılabilir. "Kızgın taş konularak ısıtılmış taze süt" yani guneşte ya da ateşte kızdınlmış, taşların içine konduğu taze süttür. Bu işten kasıt ise, sütün bir parça pişmesi ve hamlığının gitmesidir. "Antlaşmalı olarak elini (kana) sokmuştu." Cahiliye dönemi insanları yeminleştikleri vakit sağ ellerini kana, hoş bir kokuya yahut da bulaşma özelliği olan herhangi bir şeye daldırırlardı. Bu onların yaptıkları yemini daha bir pekiştirici olurdu

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَأَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لَمْ أَعْقِلْ أَبَوَىَّ قَطُّ إِلاَّ وَهُمَا يَدِينَانِ الدِّينَ، وَلَمْ يَمُرَّ عَلَيْنَا يَوْمٌ إِلاَّ يَأْتِينَا فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَرَفَىِ النَّهَارِ بُكْرَةً وَعَشِيَّةً، فَلَمَّا ابْتُلِيَ الْمُسْلِمُونُ خَرَجَ أَبُو بَكْرٍ مُهَاجِرًا نَحْوَ أَرْضِ الْحَبَشَةِ، حَتَّى بَلَغَ بَرْكَ الْغِمَادِ لَقِيَهُ ابْنُ الدَّغِنَةِ وَهْوَ سَيِّدُ الْقَارَةِ‏.‏ فَقَالَ أَيْنَ تُرِيدُ يَا أَبَا بَكْرٍ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَخْرَجَنِي قَوْمِي، فَأُرِيدُ أَنْ أَسِيحَ فِي الأَرْضِ وَأَعْبُدَ رَبِّي‏.‏ قَالَ ابْنُ الدَّغِنَةِ فَإِنَّ مِثْلَكَ يَا أَبَا بَكْرٍ لاَ يَخْرُجُ وَلاَ يُخْرَجُ، إِنَّكَ تَكْسِبُ الْمَعْدُومَ، وَتَصِلُ الرَّحِمَ وَتَحْمِلُ الْكَلَّ، وَتَقْرِي الضَّيْفَ، وَتُعِينُ عَلَى نَوَائِبِ الْحَقِّ، فَأَنَا لَكَ جَارٌ، ارْجِعْ وَاعْبُدْ رَبَّكَ بِبَلَدِكَ‏.‏ فَرَجَعَ وَارْتَحَلَ مَعَهُ ابْنُ الدَّغِنَةِ، فَطَافَ ابْنُ الدَّغِنَةِ عَشِيَّةً فِي أَشْرَافِ قُرَيْشٍ، فَقَالَ لَهُمْ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ لاَ يَخْرُجُ مِثْلُهُ وَلاَ يُخْرَجُ، أَتُخْرِجُونَ رَجُلاً يَكْسِبُ الْمَعْدُومَ، وَيَصِلُ الرَّحِمَ، وَيَحْمِلُ الْكَلَّ، وَيَقْرِي الضَّيْفَ، وَيُعِينُ عَلَى نَوَائِبِ الْحَقِّ فَلَمْ تُكَذِّبْ قُرَيْشٌ بِجِوَارِ ابْنِ الدَّغِنَةِ، وَقَالُوا لاِبْنِ الدَّغِنَةِ مُرْ أَبَا بَكْرٍ فَلْيَعْبُدْ رَبَّهُ فِي دَارِهِ، فَلْيُصَلِّ فِيهَا وَلْيَقْرَأْ مَا شَاءَ، وَلاَ يُؤْذِينَا بِذَلِكَ، وَلاَ يَسْتَعْلِنْ بِهِ، فَإِنَّا نَخْشَى أَنْ يَفْتِنَ نِسَاءَنَا وَأَبْنَاءَنَا‏.‏ فَقَالَ ذَلِكَ ابْنُ الدَّغِنَةِ لأَبِي بَكْرٍ، فَلَبِثَ أَبُو بَكْرٍ بِذَلِكَ يَعْبُدُ رَبَّهُ فِي دَارِهِ، وَلاَ يَسْتَعْلِنُ بِصَلاَتِهِ، وَلاَ يَقْرَأُ فِي غَيْرِ دَارِهِ، ثُمَّ بَدَا لأَبِي بَكْرٍ فَابْتَنَى مَسْجِدًا بِفِنَاءِ دَارِهِ وَكَانَ يُصَلِّي فِيهِ وَيَقْرَأُ الْقُرْآنَ، فَيَنْقَذِفُ عَلَيْهِ نِسَاءُ الْمُشْرِكِينَ وَأَبْنَاؤُهُمْ، وَهُمْ يَعْجَبُونَ مِنْهُ، وَيَنْظُرُونَ إِلَيْهِ، وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ رَجُلاً بَكَّاءً، لاَ يَمْلِكُ عَيْنَيْهِ إِذَا قَرَأَ الْقُرْآنَ، وَأَفْزَعَ ذَلِكَ أَشْرَافَ قُرَيْشٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ، فَأَرْسَلُوا إِلَى ابْنِ الدَّغِنَةِ، فَقَدِمَ عَلَيْهِمْ‏.‏ فَقَالُوا إِنَّا كُنَّا أَجَرْنَا أَبَا بَكْرٍ بِجِوَارِكَ، عَلَى أَنْ يَعْبُدَ رَبَّهُ فِي دَارِهِ، فَقَدْ جَاوَزَ ذَلِكَ، فَابْتَنَى مَسْجِدًا بِفِنَاءِ دَارِهِ، فَأَعْلَنَ بِالصَّلاَةِ وَالْقِرَاءَةِ فِيهِ، وَإِنَّا قَدْ خَشِينَا أَنْ يَفْتِنَ نِسَاءَنَا وَأَبْنَاءَنَا فَانْهَهُ، فَإِنْ أَحَبَّ أَنْ يَقْتَصِرَ عَلَى أَنْ يَعْبُدَ رَبَّهُ فِي دَارِهِ فَعَلَ، وَإِنْ أَبَى إِلاَّ أَنْ يُعْلِنَ بِذَلِكَ فَسَلْهُ أَنْ يَرُدَّ إِلَيْكَ ذِمَّتَكَ، فَإِنَّا قَدْ كَرِهْنَا أَنْ نُخْفِرَكَ، وَلَسْنَا مُقِرِّينَ لأَبِي بَكْرٍ الاِسْتِعْلاَنَ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَأَتَى ابْنُ الدَّغِنَةِ إِلَى أَبِي بَكْرٍ فَقَالَ قَدْ عَلِمْتَ الَّذِي عَاقَدْتُ لَكَ عَلَيْهِ، فَإِمَّا أَنْ تَقْتَصِرَ عَلَى ذَلِكَ، وَإِمَّا أَنْ تَرْجِعَ إِلَىَّ ذِمَّتِي، فَإِنِّي لاَ أُحِبُّ أَنْ تَسْمَعَ الْعَرَبُ أَنِّي أُخْفِرْتُ فِي رَجُلٍ عَقَدْتُ لَهُ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ فَإِنِّي أَرُدُّ إِلَيْكَ جِوَارَكَ وَأَرْضَى بِجِوَارِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ‏.‏ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَئِذٍ بِمَكَّةَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلْمُسْلِمِينَ ‏"‏ إِنِّي أُرِيتُ دَارَ هِجْرَتِكُمْ ذَاتَ نَخْلٍ بَيْنَ لاَبَتَيْنِ ‏"‏‏.‏ وَهُمَا الْحَرَّتَانِ، فَهَاجَرَ مَنْ هَاجَرَ قِبَلَ الْمَدِينَةِ، وَرَجَعَ عَامَّةُ مَنْ كَانَ هَاجَرَ بِأَرْضِ الْحَبَشَةِ إِلَى الْمَدِينَةِ، وَتَجَهَّزَ أَبُو بَكْرٍ قِبَلَ الْمَدِينَةِ، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ عَلَى رِسْلِكَ، فَإِنِّي أَرْجُو أَنْ يُؤْذَنَ لِي ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ وَهَلْ تَرْجُو ذَلِكَ بِأَبِي أَنْتَ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ فَحَبَسَ أَبُو بَكْرٍ نَفْسَهُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِيَصْحَبَهُ، وَعَلَفَ رَاحِلَتَيْنِ كَانَتَا عِنْدَهُ وَرَقَ السَّمُرِ وَهْوَ الْخَبَطُ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ‏.‏ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ قَالَ عُرْوَةُ قَالَتْ عَائِشَةُ فَبَيْنَمَا نَحْنُ يَوْمًا جُلُوسٌ فِي بَيْتِ أَبِي بَكْرٍ فِي نَحْرِ الظَّهِيرَةِ قَالَ قَائِلٌ لأَبِي بَكْرٍ هَذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُتَقَنِّعًا ـ فِي سَاعَةٍ لَمْ يَكُنْ يَأْتِينَا فِيهَا ـ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ فِدَاءٌ لَهُ أَبِي وَأُمِّي، وَاللَّهِ مَا جَاءَ بِهِ فِي هَذِهِ السَّاعَةِ إِلاَّ أَمْرٌ‏.‏ قَالَتْ فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَأْذَنَ، فَأُذِنَ لَهُ فَدَخَلَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأَبِي بَكْرٍ ‏"‏ أَخْرِجْ مَنْ عِنْدَكَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّمَا هُمْ أَهْلُكَ بِأَبِي أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنِّي قَدْ أُذِنَ لِي فِي الْخُرُوجِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ الصَّحَابَةُ بِأَبِي أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو بَكْرٍ فَخُذْ بِأَبِي أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِحْدَى رَاحِلَتَىَّ هَاتَيْنِ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ بِالثَّمَنِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَجَهَّزْنَاهُمَا أَحَثَّ الْجَهَازِ، وَصَنَعْنَا لَهُمَا سُفْرَةً فِي جِرَابٍ، فَقَطَعَتْ أَسْمَاءُ بِنْتُ أَبِي بَكْرٍ قِطْعَةً مَنْ نِطَاقِهَا فَرَبَطَتْ بِهِ عَلَى فَمِ الْجِرَابِ، فَبِذَلِكَ سُمِّيَتْ ذَاتَ النِّطَاقِ ـ قَالَتْ ـ ثُمَّ لَحِقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ بِغَارٍ فِي جَبَلِ ثَوْرٍ فَكَمَنَا فِيهِ ثَلاَثَ لَيَالٍ، يَبِيتُ عِنْدَهُمَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ وَهْوَ غُلاَمٌ شَابٌّ ثَقِفٌ لَقِنٌ، فَيُدْلِجُ مِنْ عِنْدِهِمَا بِسَحَرٍ، فَيُصْبِحُ مَعَ قُرَيْشٍ بِمَكَّةَ كَبَائِتٍ، فَلاَ يَسْمَعُ أَمْرًا يُكْتَادَانِ بِهِ إِلاَّ وَعَاهُ، حَتَّى يَأْتِيَهُمَا بِخَبَرِ ذَلِكَ حِينَ يَخْتَلِطُ الظَّلاَمُ، وَيَرْعَى عَلَيْهِمَا عَامِرُ بْنُ فُهَيْرَةَ مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ مِنْحَةً مِنْ غَنَمٍ، فَيُرِيحُهَا عَلَيْهِمَا حِينَ يَذْهَبُ سَاعَةٌ مِنَ الْعِشَاءِ، فَيَبِيتَانِ فِي رِسْلٍ وَهْوَ لَبَنُ مِنْحَتِهِمَا وَرَضِيفِهِمَا، حَتَّى يَنْعِقَ بِهَا عَامِرُ بْنُ فُهَيْرَةَ بِغَلَسٍ، يَفْعَلُ ذَلِكَ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ مِنْ تِلْكَ اللَّيَالِي الثَّلاَثِ، وَاسْتَأْجَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ رَجُلاً مِنْ بَنِي الدِّيلِ، وَهْوَ مِنْ بَنِي عَبْدِ بْنِ عَدِيٍّ هَادِيًا خِرِّيتًا ـ وَالْخِرِّيتُ الْمَاهِرُ بِالْهِدَايَةِ ـ قَدْ غَمَسَ حِلْفًا فِي آلِ الْعَاصِ بْنِ وَائِلٍ السَّهْمِيِّ، وَهْوَ عَلَى دِينِ كُفَّارِ قُرَيْشٍ فَأَمِنَاهُ، فَدَفَعَا إِلَيْهِ رَاحِلَتَيْهِمَا، وَوَاعَدَاهُ غَارَ ثَوْرٍ بَعْدَ ثَلاَثِ لَيَالٍ بِرَاحِلَتَيْهِمَا صُبْحَ ثَلاَثٍ، وَانْطَلَقَ مَعَهُمَا عَامِرُ بْنُ فُهَيْرَةَ وَالدَّلِيلُ فَأَخَذَ بِهِمْ طَرِيقَ السَّوَاحِلِ‏.‏
KAYNAK
Sahih-i Buhari, Kitâb 63 (Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri), Bâb 44, Hadis no. 3905
HADİSİN DERECESİ
Sahih(Buhârî'nin Sahîh'i)
sunnetimiz.com/buhari:3905