SÜNNETİMİZSÜNNET VE HADİS KÜTÜPHANESİ
Sahih-i Buhari › Kitâb 92 · Fitneler › Bâb 19Konum
KİTÂBLAR (97)
  1. 1Vahyin Başlangıcı7
  2. 2Îmân51
  3. 3İlim76
  4. 4Abdest113
  5. 5Gusül46
  6. 6Hayız40
  7. 7Teyemmüm15
  8. 8Namaz174
  9. 9Namaz Vakitleri81
  10. 10Ezan275
  11. 11Cuma66
  12. 12Korku Namazı6
  13. 13İki Bayram (iydeyn)42
  14. 14Vitir Namazı15
  15. 15Yağmur Duası (Istiskaa)35
  16. 16Güneş ve Ay Tutulması27
  17. 17Kur'ân Okurken Secde Edilecek Yerlerler13
  18. 18Namazın Kısaltılması (At-Taksir)40
  19. 19Gece Namazı (Teheccüd)69
  20. 20Mekke ve Medîne Mescidlerinde Kılınan Namazın Fazîleti10
  21. 21Namaz İçinde Ameller27
  22. 22Namazda Unutkanlık14
  23. 23Cenazeler160
  24. 24Zekât118
  25. 25Hacc260
  26. 26Umre33
  27. 27Hac Yolculuğunu Tamamlamaktan Engellenen Hacılar15
  28. 28Hacda Avlanma Cezası46
  29. 29Medine'nin Faziletleri24
  30. 30Oruç Tutmak117
  31. 31Teravih Namazı6
  32. 32Kadir Gecesinin Fazileti11
  33. 33Ramazânın Son On Gününde İ'tikâf22
  34. 34Alışverişler193
  35. 35Sonradan Teslim Edilecek Mallar İçin Bedel Ödenen Satışlar (Selem Akdi)20
  36. 36Şuf’a3
  37. 37İcâre27
  38. 38Havaleler3
  39. 39Kefalet9
  40. 40Vekâlet21
  41. 41Ekincilik31
  42. 42Su Dağıtımı34
  43. 43Borç, Borç Ödenmesi, Malın Dondurulması, İflas25
  44. 44Hukukî Çekişmeler (Husûmât)16
  45. 45Yerde Bulunup Kaldırılan Şeyler (Lukata)15
  46. 46Zulümler ve Gasb43
  47. 47Ortaklık25
  48. 48Rehin9
  49. 49Kölelerin Azat Edilmesi43
  50. 50Mükâteb6
  51. 51Hediyeler71
  52. 52Şehâdetler53
  53. 53Barış Sağlamak22
  54. 54Şartlar26
  55. 55Vasiyyetler44
  56. 56Cihâd ve Sîretler309
  57. 57Ganimetin Beşte Biri66
  58. 58Cizye ve Muvâde'a33
  59. 59Yaratılışın Başlangıcı136
  60. 60Peygamberler163
  61. 61Peygamberin (ﷺ) ve Ashabının Faziletleri ve Meziyetleri162
  62. 62Peygamberin Sahabeleri128
  63. 63Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri173
  64. 64Peygamber (ﷺ) Tarafından Yönetilen Askeri Seferler (El-Megazi)526
  65. 65Kur'an-ı Kerim 'in Peygamber ﷺ Tefsiri507
  66. 66Kur'ân’ın Faziletleri87
  67. 67Nikâh188
  68. 68Boşanmak100
  69. 69Nafakalar22
  70. 70Yiyecek, Yemek95
  71. 71Akîka Kurbânı9
  72. 72Avcılık, Kesim70
  73. 73Udhiyeler30
  74. 74İçecekler65
  75. 75Hastalar38
  76. 76Tıp101
  77. 77Elbise188
  78. 78Edeb255
  79. 79İzin İsteme77
  80. 80Dualar108
  81. 81Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq)182
  82. 82Kader27
  83. 83Yemînler ve Nezirler87
  84. 84Yeminlerin Keffaretleri15
  85. 85Mîrâs Payları (Ferîzalar)49
  86. 86Allah Tarafından Belirlenen Sınırlar ve Cezalar (Hudûd)89
  87. 87Kan Parası (Ad-Diyat)59
  88. 88Mürtedler22
  89. 89Zorlama altında yapılan ifadeler13
  90. 90Hileler29
  91. 91Ru'yâ Ta'bîri66
  92. 92Fitneler89
  93. 93Hükümler89
  94. 94Temenni20
  95. 95Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin)22
  96. 96Kur'an ve Sünnete Sımsıkı Sarılmak103
  97. 97Allah'ı Birlemek (Tevhid)193
BÂBLAR — Fitneler (26)
  1. 1بَاب: مَا جَاءَ فِي قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى: ﴿وَاتَّقُوا فِتْنَةً لا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً﴾ /الأنفال: ٢٥/. وَمَا كَانَ النَّبِيُّ ﷺ يُحَذِّرُ مِنَ الْفِتَنِ
  2. 2بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (سَتَرَوْنَ بَعْدِي أُمُورًا تُنْكِرُونَهَا)
  3. 3بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (هَلَاكُ أُمَّتِي عَلَى يَدَيْ أُغَيْلِمَةٍ سُفَهَاءَ)
  4. 4بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (وَيْلٌ لِلْعَرَبِ مِنْ شَرٍّ قَدِ اقْتَرَبَ)
  5. 5بَاب: ظُهُورِ الْفِتَنِ
  6. 6بَاب: لَا يَأْتِي زَمَانٌ إِلَّا الَّذِي بَعْدَهُ شَرٌّ مِنْهُ
  7. 7بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (مَنْ حَمَلَ عَلَيْنَا السِّلَاحَ فَلَيْسَ مِنَّا)
  8. 8بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (لَا تَرْجِعُوا بَعْدِي كُفَّارًا، يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ)
  9. 9بَاب: تَكُونُ فِتْنَةٌ الْقَاعِدُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْقَائِمِ
  10. 10بَاب: إِذَا الْتَقَى الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفَيْهِمَا
  11. 11بَاب: كَيْفَ الْأَمْرُ إِذَا لَمْ تَكُنْ جَمَاعَةٌ
  12. 12بَاب: مَنْ كَرِهَ أَنْ يُكَثِّرَ سَوَادَ الْفِتَنِ وَالظُّلْمِ
  13. 13بَاب: إِذَا بَقِيَ فِي حُثَالَةٍ مِنَ النَّاسِ
  14. 14بَاب: التَّعَرُّبِ فِي الْفِتْنَةِ
  15. 15بَاب: التَّعَوُّذِ مِنَ الْفِتَنِ
  16. 16بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (الْفِتْنَةُ مِنْ قِبَلِ الْمَشْرِقِ)
  17. 17بَاب: الْفِتْنَةِ الَّتِي تَمُوجُ كَمَوْجِ الْبَحْرِ
  18. 18بَاب: إِذَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِقَوْمٍ عَذَابًا
  19. 19بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ لِلْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ: (إِنَّ ابْنِي هَذَا لَسَيِّدٌ، وَلَعَلَّ اللَّهَ أَنْ يُصْلِحَ بِهِ بَيْنَ فِئَتَيْنِ مِنَ الْمُسْلِمِين)
  20. 20بَاب: إِذَا قَالَ عِنْدَ القوم شَيْئًا، ثُمَّ خَرَجَ فَقَالَ بِخِلَافِهِ
  21. 21بَاب: لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُغْبَطَ أَهْلُ الْقُبُورِ
  22. 22بَاب: تَغْيِيرِ الزَّمَانِ حَتَّى تُعْبَدَ الْأَوْثَانُ
  23. 23بَاب: خُرُوجِ النَّارِ
  24. 24بَاب: ذِكْرِ الدَّجَّالِ
  25. 25بَاب: لَا يَدْخُلُ الدَّجَّالُ الْمَدِينَةَ
  26. 26بَاب: يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ

Sahih-i Buhari 7110

Fitneler
Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)
BÂB (19)
بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ لِلْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ: (إِنَّ ابْنِي هَذَا لَسَيِّدٌ، وَلَعَلَّ اللَّهَ أَنْ يُصْلِحَ بِهِ بَيْنَ فِئَتَيْنِ مِنَ الْمُسْلِمِين)

Usame'nin azatlısı Harmele şöyle anlatmıştır: -Amr b. Dinar 'Ben bu Harmele'yi görmüşümdür' demiştir.' -Usame b. Zeyd beni Ali'nin yanına gönderdi ve ona şöyle dedi: Ali senden şimdi soracak ve "Arkadaş ın Üsame neden bana yardım etmekten, yanımda yer almaktan geri kaldı?" diyecektir. Ali'ye şöyle de: Üsame sana şunu söylüyor: Eğer sen bir aslanın ağzının içinde olaydın, orada seninle beraber olmayı arzu ederdim. Fakat bu meseleyi (Müslümanlarla çarpışmayı) doğru bulmuyorum. Harmele olayın devamını şöyle anlattı: Ben bu sözü getirip, Ali'ye haber verdim, fakat bana hiçbir şey vermedi. Sonra Hasen, Hüseyin ve İbn Cafer'in yanına gittim. Onlar binek devemi ağır yüklerle yüklediler. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İsrail Ebu Musa." Bu İsrail'in künyesidir. İsrail, Basralı olup, ticaret maksadıyla Hindistan'a gider gelirdi ve orada bir süre kalırdı. "Onunla Kufe'de karşılaştım." Bu sözü söyleyen Süfyan b. Uyeyne'dir. "İbn Şübrüme'ye geldi." İbn Şübrüme, Ebu Cafer el-Mansur'un halifeliği döneminde Kufe kadılığı yapan Abdullah'tır. İbn Şübrüme, Ebu Cafer'in halifeliği zamanında 144 senesinde vefat etmiştir. Kendisi tavizsiz, iffetli, güvenilir ve fakih bir aHmdi. "Beni Kı1fe emiri İsa b. Musa'nın huzuruna al da ona vaaz edeyim." Burada adı geçen İsa, Mansur'un kardeşinin oğlu İbn Musa b. Muhammed b. Ali b. Abdullah b. Abbas'tır. Kendisi o zamanlar Kı1fe emiri idi. "İbn Şübrüme, İsrail'e emirden bir tehlike gelir diye korktu da bunu yapmadı." Yani onu .İsa b. Musa'nın huzuruna almadı. Herhalde bunun sebebi onun canından endişe duymasıydı. Çünkü o gerçeği bütün çıplaklığıyla söyleyen biriydi. Bundan dolayı İsa'ya kibar davranmayacağından ve onun da karşı tepki olarak gençliğin ve iktidarın verdiği gafletle ona gaddar davranacağından korktu. İbn Battal şöyle demiştir: İbn Şübrüme'nin bu uygulaması, bir kimsenin canına kastedileceğinden endişe duyduğu takdirde iyiliği emredip, kötülüğü yasaklama yükümlülüğünün üzerinden düşeceğini göstermektedir. Bu olayda adı geçen İsa, el-Mehdl'nin halifeliği döneminde 168 yılında vefat etmiştir. "Ali'nin oğlu Hasan, Muaviye b. Ebi Süfyan'ın üzerine büyük birliklerle yürüdüğü zaman." Sulh bölümünde Abdullah b. Muhammed'in nakline göre Süfyan şöyle anlatır: "Vallahi el-Has en b. Ali, Muaviye'yi dağlar gibi birliklerle karşıladı." Hadiste geçen "........." kelimesinin çoğuludur. Ketıbe, bir araya gelmiş büyük bir askeri birlik demektir. İbn Battal şöyle demiştir: el-Hasen Muaviye'ye halifelik işini teslim etti ve Allah'ın kitabı, Nebiinin sünnetini uygulamak şartıyla ona bey'at etti. Muaviye, KMe'ye girdi. Halk kendisine bey'at etti. Bu yıla insanlar bir araya geldiği ve savaş kesildiği için "Senetü'l-cemaa" adı verildi. İbn Ömer, Sa'd b. Ebi Vakkas, Muhammed b. Mesleme gibi savaşmaktan kaçınma fikrinde olan herkes, Muaviye'ye bey'at etti. Muaviye, el-Hasen'e üç yüz milyon elbise, otuz köle ve yüz deve verdi ve sonra Medine'ye döndü. Muaviye de KMe'ye el-Muğire b. Şu'be'yi, Basra'ya Abdullah b. Amir'i vali tayin etti. Kendisi ise Dımaşk'a dc,ndü. ''Amr b. eı-As, Muaviye'ye 'Ben arkada olanları geri dönmedikçe geri dönüp kaçmayacak olan bir ordu görüyorum' dedi." Yani mukabilinde olan geri dönmedikçe, geri dönüp kaçmayacak olan bir ordu görüyorum dedi. Sulh bölümünde Abdullah b. Muhammed'in rivayetinde şu ifade geçmişti: "Ben öyle birlikler görüyorum ki akranını öldürmedikçe geri dönmez." Bu daha açıktır. "Muaviye Amr'a (babaları öldürülürse) Müslümanların çocuklarını bakmayı bana kim tekeffül eder?" dedi." Yani onların babaları öldürüldüğü takdirde kendilerini bakmayı kim üstlenir? Sulh bölümünde geçen rivayette şöyle bir cümle yer almaktaydı: "Muaviye ona dedi ki: -Vallahi o, iki kişinin en hayırlısıydı.- Ey Amr! Bunlar, bunlar, şunlar, şunlar öldürüldüğü takdirde insanların işlerini görmeyi benim adıma kim üstlenecek? Kadınlarına benim adıma kim bakacak? Çocuklarına ve zayıflarına benim adıma kim bakacak?" Muaviye bu sözüyle her iki ordunun askerlerinin her iki bölgedeki insanların büyük bir kısmını teşkil ettiğine işaret ediyor ve bunlar öldürüldüğü takdirde insanların durumunun kötüye gideceğini, onların ardından halkın ve çocuklarının durumlarının bozulacağını söylemek istiyordu. ''Abdullah b. Amir ile Abdurrahman b. Semura 'Biz Muaviye ile karşı karşıya gelir ve ona barış istemesini söyleriz'" dediler. Yani ona barış teklif ederiz demek istediler. Bu ifadenin zahirinden anlaşılan, onların buna bilfiil başladıklarıdır. Sulh bölümünde ise o iki ismi Muaviye'nin gönderdiği geçmişti. Bu iki haberi Abdullah ve Abdurrahman kendilerini Muaviye'ye teklif ettiler, o da onların görüşüne katıldı diyerek cem ve telif etmek mümkündür. "Muaviye dedi ki: Bu kişiye gidin ve ona" dilediği kadar mal "teklif edin ve deyin ki" yani Müslümanların kanlarını sulh yoluyla kurtarma konusunda onunla konuşun ve "Kendisinden isteyin" yani ondan halifelik davasından geri çekilmesini ve görevi Muaviye'ye teslim etmesini isteyin. Ona da bunun karşılığında dilediği malı verin. el-Hasen b. Ali onlara şöyle dedi: "Biz Abdulmuttalib'in çocuklarıyız. O maldan bizde de var. Bu ümmet kanı uğruna birbirini öldürdü." Abdullah'la, Abdurrahman şöyle dediler: "Muaviye sana şunları şunları teklif ediyor, senden istiyor ve talep ediyor." el-Hasen "Bunları bana kim garanti eder?" diye sordu. Abdullah'la, Abdurrahman "Biz bunları sana garanti ediyoruz" dediler. el-Hasen onlardan ne istediyse, onlar "Biz bunu sana tekeffül ediyoruz" dediler. Bunun üzerine onlarla barıştı. "(Buhari, Sulh) İbn Battal şöyle demiştir: Bu, Muaviye'nin sulh istediğini ve el-Hasen'e mal teklif edip, onda barış isteği uyandırdığını, kılıcı geri çekmeyi teşvik ettiğini ve dedesinin onun sebebiyle ıslah konusunda seyyid olacağı vaadini hatırlattığını göstermektedir. el-Hasen ona şöyle cevap vermiştir: "Biz Abdulmuttalib'in çocuklarıyız. O maldan bizde de var." Yani bizler cömert ve bize tabi olan aile ve azatlılarımıza genişlik sağlama karakterinde yaratılmışız. Bizler bunu halifelikle birlikte başarıyorduk. Böylece sözkonusu tutum bizim için bir adet haline gelmiştir. el-Hasen "Bu ümmet" ifadesiyle Şam ve Irak ordularını kastetmektedir. "Kad aset" fiili onlar birbirlerini katletti demektir. Bundan ancak geçmişte yaptıklarını bağışlamakla ve mal verip birbirlerine kaynaşmakla vazgeçerler. el-Hasen yaptığı bu konuşmalarla fitneyi yatıştırmak ve maldan başkasıyla gönlü olmayacaklara mal dağıtmak istemiştir. Abdullah ve Abdurrahman onun ileri sürdüğü bütün şartları uygun görmüşler ve kendisine her yıl adı geçenlerin ihtiyaç duyacakları mal, elbise ve azıktan verileceği taahhüdünde bulunmuşlardır. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Bu olay Nebilik alametlerinden ve el-Hasen b. Ali'nin menkıbelerinden biridir. Çünkü o iktidarı taraftarı az olduğu için terk etmediği gibi, bir zilletten veya hastalıktan da bırakmış değildir. Tam tersine Allah katında olanı istediği için vazgeçmiştir. Zira o bu tavrının Müslümanların kanlarını koruyacağını düşünmüştür ve böylece dini ve ümmetin masıahatını gözetmiştir. 2- Bu olay Hz. Ali ile beraberinde bulunanları, Muaviye ile taraftarlarını tekfir eden Haridiere bir cevaptır. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem her iki zümreyi "Müslüman" olarak nitelemektedir. Buradan hareketle Süfyan b. Uyeyne bu hadisin sonunda şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "mine'lmüslimın" ifadesi, bizi son derece hayrette bırakmıştır. 3- Hadis Müslümanların arasını düzeltmenin, özellikle de bunda onların kanlarını koruma niteliği varsa faziletli olduğunu göstermektedir. Bu olay Muaviye'nin halka şefkatli olduğunu, Müslümanlara şefkatle yaklaştığını ve iktidarı çekip çevirmedeki ileri görüşlülüğünü, geleceği görmedeki yeteneğini göstermektedir. 4- Halifeliğe daha uygunu varken ondan daha aşağı mertebedeki birisi geçebilir. Çünkü Bedir savaşına katılmış olan Sa'd b. Ebi Vakkas ve Said b. Zeyd hayatta oldukları halde el-Hasen ve Muaviye'den her biri hilafet makamına geçmişlerdir. Bu görüş İbnu't-Tın'e aittir. 5- Bir halife Müslümanlar için fayda gördüğü takdirde kendi kendine halifelikten çekilebilir, dini ve dünyevi vazifelerini mal karşılığında bırakabilir. Bunun için mal almak ve şartlarını yerine getirdikten sonra onu vermek caizdir. Bunun şartı, lehine görevden çekinilen kişinin görevi terk edenden daha uygun olması ve verilen mal veren kimsenin şahsi malı olmasıdır. Çekilme kamu görevinden çekilme şeklinde olup, verilen mal da beytü'lmalden ise bu durumda masıahatın ve menfaatin halk yararına olması şarttır. İbn Battal bu hususa işaret ederek şöyle demiştir: Mal veren ve onu alan kişilerden her birinin görev konusunda dayanacağı bir sebebi ve esas alacağı bir görev akdi olmalıdır. 6- Seyyidlik en faziletli olana mahsus değildir. Tam tersine o kavmin başkanıdır. Kelimenin çoğulu "sade" şeklindedir. Bu kelime "es-su'det" kökünden türemedir. Bazıları seyyidin kalabalık bir insan grubuna başkan olmasını gözünün önüne alarak bunun "es-sevad" kökünden türediğini söylemişlerdir. "es-Sevad" çok sayıda insan demektir. Mühelleb şöyle demiştir: Seyyidlik insanların kendisinden yararlandığı kişinin hakkıdır. Çünkü seyyidlik ıslaha bağlanmıştır. 7- Kızın oğluna "oğul" denebilir. Annenin babası olan dedenin karısı kızının oğluna haram olduğu, kızın oğlunun karısının da o dedeye haram olduğu noktasında -bunlar miras almada birbirlerinden farklı olmakla birlikte- icma vardır. 8- Hz. Ali halifeliğe daha layık ve hakka daha yakın olduğu halde Muaviye ve Ali' den hiçbirinin yanında savaşa katılmayanların görüşlerinin doğru olduğu bu hadisten anlaşılmaktadır. Sa'd b. Ebi Vakkas, İbn Ömer, Muhammed b. Mesleme ve bu savaşlardan ayrılan diğer kişilerin görüşleri bu doğrultudadır. Ehl-i sünnet alimlerinin çoğunluğu "Eğer mu'minlerden iki grup birbiriyle vuruşurlarsa aralannı düzeltin"(Hucurat 9) ayet-i kerimesini esas aldıkları için Hz. Ali'nin yanında çarpışanların isabetli hareket ettikleri kanaatine varmışlardır. Ayet-i kerimede meşru devlet başkanına isyan eden kimselerle (bağı) savaşma emri verilmektedir. Hz. Ali'ye karşı çarpışanların bağı oldukları sabittir. Çoğunluğu oluşturan bilginler bu görüşlerinin yanında bunlardan hiçbirini kınamama konusunda ittifak etmişlerdir. Çoğunluk onlar "içtihat edip, hata ettiler" demektedirler. Ehl-i sünnetten az bir zümre ise -Mutezile mezhebinin çoğunluğu da bu görüştedir- her iki grubun isabetli olduğunu söylerken, bir başka grup isabetli olanın muayyen olmayan bir zümre olduğunu söylemişlerdir. "Üsame b. Zeyd beni gönderdi." Yani Medine'den gönderdi. "Ali'nin yanına" yani KCıfe'deki Ali'ye gönderdi. Ravi burada mesajın içeriğinden söz etmiyor. Ancak "fakat bana hiçbir şey vermedi" ifadesi Üsame'nin onu Ali'den biraz mal istemek üzere gönderdiğini ifade etmektedir. "Üsame, Harmele'ye dedi ki: Ali senden şimdi soracak ve 'Arkadaş ın Üsame bana yardımdan niçin geri kaldı?' diyecektir." Bunu Üsame, Ali'ye yardımdan geri kalmasının mazereti olarak hazırlamıştı. Çünkü o Ali'nin kendisine yardımdan geri kalanlara özellikle ehl-i beytine mensup Üsame gibi birisinin geri kalmasına tepki göstereceğini biliyordu. Bundan dolayı Üsame, kendisinin canına çok düşkün olduğu ve Ali'yi sevmediği için ona yardımdan geri kalmadığını, Ali en korkunç bir mekanda bile olsa onunla birlikte olmayı ve kendisine destek çıkmayı sevdiğini, ancak Müslümanlarla çarpışmaktan hoşlanmadığı için geri kaldığını ifade etti. "Fakat bu meseleyi (Müslümanlarla çarpışmayı) doğru bulmuyorum" cümlesi bunu ifade etmektedir. "Hasen, Hüseyin ve İbn Cafer'in yanına gittim. Onlar binek devemi ağır yüklerle yüklediler." Yani benim için deveme götürebileceği kadar mal yüklediler

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ قَالَ عَمْرٌو أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ، أَنَّ حَرْمَلَةَ، مَوْلَى أُسَامَةَ أَخْبَرَهُ قَالَ عَمْرٌو وَقَدْ رَأَيْتُ حَرْمَلَةَ قَالَ أَرْسَلَنِي أُسَامَةُ إِلَى عَلِيٍّ وَقَالَ إِنَّهُ سَيَسْأَلُكَ الآنَ فَيَقُولُ مَا خَلَّفَ صَاحِبَكَ فَقُلْ لَهُ يَقُولُ لَكَ لَوْ كُنْتَ فِي شِدْقِ الأَسَدِ لأَحْبَبْتُ أَنْ أَكُونَ مَعَكَ فِيهِ، وَلَكِنَّ هَذَا أَمْرٌ لَمْ أَرَهُ، فَلَمْ يُعْطِنِي شَيْئًا، فَذَهَبْتُ إِلَى حَسَنٍ وَحُسَيْنٍ وَابْنِ جَعْفَرٍ فَأَوْقَرُوا لِي رَاحِلَتِي‏.‏
KAYNAK
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 19, Hadis no. 7110
HADİSİN DERECESİ
Sahih(Buhârî'nin Sahîh'i)
sunnetimiz.com/buhari:7110