SÜNNETİMİZSÜNNET VE HADİS KÜTÜPHANESİ
Sahih-i Buhari › Kitâb 92 · FitnelerKonum
KİTÂBLAR (97)
  1. 1Vahyin Başlangıcı7
  2. 2Îmân51
  3. 3İlim76
  4. 4Abdest113
  5. 5Gusül46
  6. 6Hayız40
  7. 7Teyemmüm15
  8. 8Namaz174
  9. 9Namaz Vakitleri81
  10. 10Ezan275
  11. 11Cuma66
  12. 12Korku Namazı6
  13. 13İki Bayram (iydeyn)42
  14. 14Vitir Namazı15
  15. 15Yağmur Duası (Istiskaa)35
  16. 16Güneş ve Ay Tutulması27
  17. 17Kur'ân Okurken Secde Edilecek Yerlerler13
  18. 18Namazın Kısaltılması (At-Taksir)40
  19. 19Gece Namazı (Teheccüd)69
  20. 20Mekke ve Medîne Mescidlerinde Kılınan Namazın Fazîleti10
  21. 21Namaz İçinde Ameller27
  22. 22Namazda Unutkanlık14
  23. 23Cenazeler160
  24. 24Zekât118
  25. 25Hacc260
  26. 26Umre33
  27. 27Hac Yolculuğunu Tamamlamaktan Engellenen Hacılar15
  28. 28Hacda Avlanma Cezası46
  29. 29Medine'nin Faziletleri24
  30. 30Oruç Tutmak117
  31. 31Teravih Namazı6
  32. 32Kadir Gecesinin Fazileti11
  33. 33Ramazânın Son On Gününde İ'tikâf22
  34. 34Alışverişler193
  35. 35Sonradan Teslim Edilecek Mallar İçin Bedel Ödenen Satışlar (Selem Akdi)20
  36. 36Şuf’a3
  37. 37İcâre27
  38. 38Havaleler3
  39. 39Kefalet9
  40. 40Vekâlet21
  41. 41Ekincilik31
  42. 42Su Dağıtımı34
  43. 43Borç, Borç Ödenmesi, Malın Dondurulması, İflas25
  44. 44Hukukî Çekişmeler (Husûmât)16
  45. 45Yerde Bulunup Kaldırılan Şeyler (Lukata)15
  46. 46Zulümler ve Gasb43
  47. 47Ortaklık25
  48. 48Rehin9
  49. 49Kölelerin Azat Edilmesi43
  50. 50Mükâteb6
  51. 51Hediyeler71
  52. 52Şehâdetler53
  53. 53Barış Sağlamak22
  54. 54Şartlar26
  55. 55Vasiyyetler44
  56. 56Cihâd ve Sîretler309
  57. 57Ganimetin Beşte Biri66
  58. 58Cizye ve Muvâde'a33
  59. 59Yaratılışın Başlangıcı136
  60. 60Peygamberler163
  61. 61Peygamberin (ﷺ) ve Ashabının Faziletleri ve Meziyetleri162
  62. 62Peygamberin Sahabeleri128
  63. 63Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri173
  64. 64Peygamber (ﷺ) Tarafından Yönetilen Askeri Seferler (El-Megazi)526
  65. 65Kur'an-ı Kerim 'in Peygamber ﷺ Tefsiri507
  66. 66Kur'ân’ın Faziletleri87
  67. 67Nikâh188
  68. 68Boşanmak100
  69. 69Nafakalar22
  70. 70Yiyecek, Yemek95
  71. 71Akîka Kurbânı9
  72. 72Avcılık, Kesim70
  73. 73Udhiyeler30
  74. 74İçecekler65
  75. 75Hastalar38
  76. 76Tıp101
  77. 77Elbise188
  78. 78Edeb255
  79. 79İzin İsteme77
  80. 80Dualar108
  81. 81Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq)182
  82. 82Kader27
  83. 83Yemînler ve Nezirler87
  84. 84Yeminlerin Keffaretleri15
  85. 85Mîrâs Payları (Ferîzalar)49
  86. 86Allah Tarafından Belirlenen Sınırlar ve Cezalar (Hudûd)89
  87. 87Kan Parası (Ad-Diyat)59
  88. 88Mürtedler22
  89. 89Zorlama altında yapılan ifadeler13
  90. 90Hileler29
  91. 91Ru'yâ Ta'bîri66
  92. 92Fitneler89
  93. 93Hükümler89
  94. 94Temenni20
  95. 95Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin)22
  96. 96Kur'an ve Sünnete Sımsıkı Sarılmak103
  97. 97Allah'ı Birlemek (Tevhid)193
BÂBLAR — Fitneler (26)
  1. 1بَاب: مَا جَاءَ فِي قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى: ﴿وَاتَّقُوا فِتْنَةً لا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً﴾ /الأنفال: ٢٥/. وَمَا كَانَ النَّبِيُّ ﷺ يُحَذِّرُ مِنَ الْفِتَنِ
  2. 2بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (سَتَرَوْنَ بَعْدِي أُمُورًا تُنْكِرُونَهَا)
  3. 3بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (هَلَاكُ أُمَّتِي عَلَى يَدَيْ أُغَيْلِمَةٍ سُفَهَاءَ)
  4. 4بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (وَيْلٌ لِلْعَرَبِ مِنْ شَرٍّ قَدِ اقْتَرَبَ)
  5. 5بَاب: ظُهُورِ الْفِتَنِ
  6. 6بَاب: لَا يَأْتِي زَمَانٌ إِلَّا الَّذِي بَعْدَهُ شَرٌّ مِنْهُ
  7. 7بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (مَنْ حَمَلَ عَلَيْنَا السِّلَاحَ فَلَيْسَ مِنَّا)
  8. 8بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (لَا تَرْجِعُوا بَعْدِي كُفَّارًا، يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ)
  9. 9بَاب: تَكُونُ فِتْنَةٌ الْقَاعِدُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْقَائِمِ
  10. 10بَاب: إِذَا الْتَقَى الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفَيْهِمَا
  11. 11بَاب: كَيْفَ الْأَمْرُ إِذَا لَمْ تَكُنْ جَمَاعَةٌ
  12. 12بَاب: مَنْ كَرِهَ أَنْ يُكَثِّرَ سَوَادَ الْفِتَنِ وَالظُّلْمِ
  13. 13بَاب: إِذَا بَقِيَ فِي حُثَالَةٍ مِنَ النَّاسِ
  14. 14بَاب: التَّعَرُّبِ فِي الْفِتْنَةِ
  15. 15بَاب: التَّعَوُّذِ مِنَ الْفِتَنِ
  16. 16بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (الْفِتْنَةُ مِنْ قِبَلِ الْمَشْرِقِ)
  17. 17بَاب: الْفِتْنَةِ الَّتِي تَمُوجُ كَمَوْجِ الْبَحْرِ
  18. 18بَاب: إِذَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِقَوْمٍ عَذَابًا
  19. 19بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ لِلْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ: (إِنَّ ابْنِي هَذَا لَسَيِّدٌ، وَلَعَلَّ اللَّهَ أَنْ يُصْلِحَ بِهِ بَيْنَ فِئَتَيْنِ مِنَ الْمُسْلِمِين)
  20. 20بَاب: إِذَا قَالَ عِنْدَ القوم شَيْئًا، ثُمَّ خَرَجَ فَقَالَ بِخِلَافِهِ
  21. 21بَاب: لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُغْبَطَ أَهْلُ الْقُبُورِ
  22. 22بَاب: تَغْيِيرِ الزَّمَانِ حَتَّى تُعْبَدَ الْأَوْثَانُ
  23. 23بَاب: خُرُوجِ النَّارِ
  24. 24بَاب: ذِكْرِ الدَّجَّالِ
  25. 25بَاب: لَا يَدْخُلُ الدَّجَّالُ الْمَدِينَةَ
  26. 26بَاب: يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ

(92) Kitâb: Fitneler

كتاب الفتن
Hadis 7048 – 7136 · 89 rivayet · Sayfa 2/2
BÂB (17) · DEVAMI

بَاب: الْفِتْنَةِ الَّتِي تَمُوجُ كَمَوْجِ الْبَحْرِ

Sahih-i Buhari 7098Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Vail şöyle anlatmıştır: Üsame'ye "Şununla konuşsan!" denildi. Üsame cevaben şöyle dedi: "Şüphesiz ben onunla konuştum. Ancak ilk açanı ben olarak (fitne) kapısını açmadan! Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittiğim bir sözden sonra insanlardan iki kişi üzerine emir olan bir şahsa "Sen hayırlısın" diyecek değilim. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyordu: "Kıyamet günü bir adam getirilir ve cehenneme atılır da cehennem, eşeğin değirmen taşın döndürerek öğütmesi gibi onu öğütür. Bunun üzerine cehennem halkı da onun başına toplanırlar 'Ey filan! Sen marufu emredip, münkeri yasaklıyar değil miydin?' derler. O da 'Evet, ben marufu emreder ancak kendim yapmazdım ve yine ben münkeri yasaklar, onu da kendim işlerdim" der. Fethu'l-Bari Açıklaması: AÇIKLAMA’DAN SONRA DA BİR BAB VE HADİSLER VAR "Denizin dalgalanması gibi dalgalanacak olan fitne." İmam Buhari bu başlıkla İbn Ebi Şeybe'nin naklettiği şu hadise işaret eder gibidir: "Yüce Allah bu ümmete beş fitne vermiştir. "(İbn Ebi Şeybe, Musannef, VII, 453) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dört fitneyi zikrettikten sonra beşincisini şöyle anlatmıştır: "Denizin dalgalanması gibi dalgalanacak olan fitne. Bu fitne esnasında insanlar hayvanlar gibi yani akılsız olacaklardır." Bunu Ebu Musa'nın "O zamanın çoğunluğunun aklı gidecektir" şeklindeki rivayet ettiği hadis teyid etmektedir. İbn Ebi Şeybe'nin bir başka rivayet yoluyla nakline göre Huzeyfe şöyle demiştir: "Dinini bildiğin sürece fitne sana zarar vermeyecektir. Asıl fitne hak ile batılı karıştırdığında (zararlı olacaktır}."(İbn Ebi Şeybe, Musannef, VII, 468) "Onlar fitne anında" yani fitne başgösterdiğinde "şu beyit1eri örnek edinmeyi severlerdi." "Genç bir dilberdir savaş, ilk baş gösterdiğinde." Yani savaş genç kız gibi olur. Bir başka ifade ile savaş ilk çıktığında onu denemeyen kimse uzak durur ve sonra içine girer. Böylece savaş onu yok eder. "O tutuştuğunda" Bu ifade savaşın kızışmasının kinayeli anlatımıdır. "Kocakarı" Bunun manası savaşın kendisiyle evlenmeyi hiç kimsenin istemediği bir hale geldiğini vurgulamaktır. "Şamta" Bu şiirde sözü edilen koca karıyı niteleyen bir kelimedir. Davudl'ye göre bu kadının saçlarının çok çok ağardığının kinayeli anlatımıdır. "Huzeyfe şöyle demiştir: Ömer'in yanında oturuyorduk." Bu hadisin açıklaması Nebilik alametleri bölümünde geniş bir şekilde yapılmıştı. "Yarından önce bu gece olduğunu bildiği gibi biliyordu." Yani onun bilgisi tıpkı yarından önce bugünün olduğu gibi zorunlu bir bilgiydi. İbn Battal şöyle demiştir: Huzeyfe'nin Ömer kendisine en büyük fitneyi sorduğunda özel fitneyi haber vermesinin sebebi, kederlenip, kafasını meşgul etmemesi içindir. Bundan dolayı ona şöyle demiştir: "Seninle onun arasında kapalı bir kapı vardır. Huzeyfe kapının o olduğunu bildiği halde kendisine "Kapı sensin" demedi ve anlayacağı şekilde üstü kapalı olarak ifade edip, açıkça belirtmedi. Bu onun güzel edebindendi. Hz. Ömer "Kapı kırılırsa bir daha kapanmaz" sonucunu kırma işleminin ancak galebe çalmakla olmasından çıkarmıştır. Galebe çalmak, ancak fitnede olur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in haberinden ümmetin kendi arasında savaşacağı ve kıyamete kadar öldürmenin sürüp gideceği anlaşılmaktadır. Nitekim Şeddad'ın naklettiği bir hadiste buna benzer bir ifade yer almaktadır: "Ümmetimin içine kılıç (bir defa) girdi mi kıyamete kadar kaldlnlmayacaktır." Bu hadisi Taberi rivayet etmiş, İbn Hibban sahih olduğunu belirtmiştir.(İbn Hibban, Sahih, XVI, 220) "Nebi s.a.v. bir gün bir ihtiyacını gidermek için Medine bahçelerinden birine çıktı." Bu hadisin açıklaması Ebu Bekir'in menkıbeleri bölümünde geçmişti. "Kuffu'l-bi'ri" tamlaması, kuyunun etrafında oturmak için yapılan yer anlamına gelir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Osman hakkında "Kendisine isabet edecek beJa" ifadesine gelecek olursak, İbn Battal şu açıklamayı yapmıştır: Hz. Ömer de öldürüldüğü halde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in belayı Osman için zikretmesi, Ömer'in onun gibi bir imtihan geçirmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü halifelikten çekilmesini isteyen bazı insanlar ona musallat olmuşlardı. Zira kendisinin hiç alakası yokken ve ona karşı ileri sürdükleri şeylerden mazur iken zalim ve haksız olarak nitelenmişti. Sonra evine saldırmışlar, aile mahremiyetine dokunmuşlardı. Bütün bunlar öldürülmesine ilaveten fazladan uğradığı haksızlıklardı. Biz de şunu ekleyelim: Kısacası Hz. Osman'a mahsus olan beladan maksat öldürülmesine ilaveten gördüğü birtakım sıkıntılardır. Nitekim aynen böyle olmuştur. "Üsame'ye şununla konuşsan denildi." Burada hem söyleyen ve hem de kendisiyle konuşulması istenen kişi müphem bırakılmıştır. Müslim'in rivayetinde kendisiyle konuşulması istenen kişinin adı şöyle geçmektedir: "Ona Osman'ın huzuruna girip kendisiyle konuşsan denildi. "(Müs!im, Zühd) "Şüphesiz ben onunla konuştum. Ancak ilk açanı ben olarak (fitne) kapısını açmadan!" Yani işaret ettiğiniz konuda onunla konuştum. Fakat sözümde fitne ve benzeri şeyleri uyandırmaksızın gizlice maslahatı gözetip, edebe uyarak konuştum. "Eşeğin, değirmen taşlarıyla öğütmesi gibi onu öğütür." Süfyan ve Ebu Muaviye rivayetinde "Bağırsakları dışarıya fırlayacak ve eşeğin döndüğü gibi dönecek" ifadesi geçmişti. Burada yer alan "aktab", "kıtb" kelimesinin çoğulu olup, bağırsaklar demektir. "İndilak" bağırsakların hızla dışarıya dökülmesi demektir. Arapça'da kılıç herhangi bir kimse tarafından çekilmeksizin kınından çıkarsa bunu "indeleka's-seyfu min ğımdihi''' cümlesiyle ifade ederler. "Cehennem halkı onun başına toplanırlar." Yani etrafında toplanırlar. "EtMe bihi'l-kavmu" bir topluluk onun etrafında dönmeseler bile halka oldular demektir. "Ben marufu emreder ancak kendim yapmazdım ve yine ben münkeri yasaklar, onu da kendim işlerdim." Kadı Iyaz şöyle demiştir: Üsame'nin demek istediği halifeye açıktan tepki koyma kapısını açmak istemediğidir. Çünkü o bunun kötü akıbetinden endişe duyuyordu. Tam tersine ona kibar davranıp, gizlice nasihat etmiştir. Bu, kabul edilmeye daha layık bir tavırdır. "Üzerime emir olan bir kişi hakkında o insanların hayırlısıdır diyecek değilim." Bu ifade de -aslı esası olmayan bir şeyle kuyruk sallayan kimse gibi- hak sözkonusu olduğunda, emirlere yağcılık yapıp, içinden geçenin aksini dışa vurmayı kınama vardır. Üsame güzel görülen mudarat ile kınanmış olan yağcılığa işaret etmektedir. Mudaratın ölçüsü bunu yaparken dine herhangi bir zararın gelmemesidir. Kınanmış yağcılığın ölçüsü ise bunda çirkin olan bir şeyi süsleme, batılı doğru gösterme ve benzeri tavırlar sözkonusudur. Taberi' şöyle demiştir: Selef bilginleri iyiliği emretme konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazı bilginler iyiliği emretmek mutlak olarak vaciptir demişler ve buna delil olarak Tarık b. Şihab'ın naklettiği "Cihadın en üstünü zalim sultanın huzurunda gerçeği söylemektir" hadisi ile "Herhangi biriniz bir kötülüğü görürse bunu eliyle değiştirsin" hadisinin genelliğini göstermişlerdir. Bazıları ise münkere tepki koymak gereklidir, fakat şartı tepki koyan kimseye öldürülme k ve benzeri gibi daha önce sözkonusu olmayan bir belanın gelmemesidir demişlerdir. Bir başka bilgin grubu ise kişi münkere Ümmü Seleme hadisi dolayısıyla kalpten tepki koyar demişler ve delilolarak onun rivayet ettiği "Benden sonra başınıza birtakım idareciler gelecek. Onların yaptıklarını kim çirkin görürse sorumluluğundan kurtulur, kim tepki gösterirse selamet bulur. Fakat sorumluluk (yaptıklarına) razı olup, ardından gidenedir" hadisini delilolarak göstermişlerdir. Bir başkası ise şöyle demiştir: İyiliği emretmek buna gücü yeten ve kendi nefsi için herhangi bir zarar geleceği endişesi duymayan kimseye vaciptiı;. İsterse bunu emreden kimse günah işliyor olsun. Çünkü genelolarak iyiliği emretmek sevap kazandırır. Özellikle emreden kişi, itaat edilen bir şahıs ise. O kişinin özel günahına gelince, Yüce Allah onu bağışlayabilir de, hesaba çekebilir de! "İyiliği kendisinde hiçbir ayıp ve kusur olmayan kimse ancak emreder" diyen kimse bununla daha iyiyi kastediyorsa ne ala! Aksi takdirde kendisinden başka bunu yapan bulunmadığı takdirde böyle bir anlayış iyiliği emretme kapısının kapanmasını gerektirir. Taberi şöyle devam eder: "Yukarıda zikredilen Üsame hadisinde iyilik yapmaları emredilen kimseler nasıloluyor da cehenneme gidiyorlar?" diye sorulacak olursa cevabımız şudur: Onlar kendilerine emredilene sarılmadılar ve günahlarından dolayı azaba uğradılar. Kendilerine iyiliği emreden kişi ise onlara yasak ettiği şeyi kendisi yaptığı için cehenneme gitti. Bu hadisten emirlere saygı göstermek, onlara edep dairesi içinde davranmak ve insanların haklarında konuştuklarını kendilerine bildirmek gerektiği anlaşılmaktadır. Bundan maksat kötülükten vazgeçmeleri, başkasına eziyet etmeksizin amaca ulaşacak şekilde kibarlıkla ve güzel bir üslupla tedbir almalarıdır. 18. BAB

حَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، قَالَ قِيلَ لأُسَامَةَ أَلاَ تُكَلِّمُ هَذَا‏.‏ قَالَ قَدْ كَلَّمْتُهُ مَا دُونَ أَنْ أَفْتَحَ بَابًا، أَكُونُ أَوَّلَ مَنْ يَفْتَحُهُ، وَمَا أَنَا بِالَّذِي أَقُولُ لِرَجُلٍ بَعْدَ أَنْ يَكُونَ أَمِيرًا عَلَى رَجُلَيْنِ أَنْتَ خَيْرٌ‏.‏ بَعْدَ مَا سَمِعْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ يُجَاءُ بِرَجُلٍ فَيُطْرَحُ فِي النَّارِ، فَيَطْحَنُ فِيهَا كَطَحْنِ الْحِمَارِ بِرَحَاهُ، فَيُطِيفُ بِهِ أَهْلُ النَّارِ فَيَقُولُونَ أَىْ فُلاَنُ أَلَسْتَ كُنْتَ تَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ، وَتَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ فَيَقُولُ إِنِّي كُنْتُ آمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَلاَ أَفْعَلُهُ، وَأَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ وَأَفْعَلُهُ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 17, Hadis no. 7098
Sahih-i Buhari 7099Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Bekre şöyle demiştir: Yemin olsun ki Allah beni Cemel vakası günlerinde bir kelime ile mükafatlandırmıştır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kulağına Fars halkının Kisra Perviz'in kızını başlarına hükümdar seçtikleri haberi gidince "İdarelerini bir kadına veren hiçbir kavim iflah olmamıştır" buyurmuştu

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ الْهَيْثَمِ، حَدَّثَنَا عَوْفٌ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، قَالَ لَقَدْ نَفَعَنِي اللَّهُ بِكَلِمَةٍ أَيَّامَ الْجَمَلِ لَمَّا بَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ فَارِسًا مَلَّكُوا ابْنَةَ كِسْرَى قَالَ ‏ "‏ لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمُ امْرَأَةً ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 17, Hadis no. 7099
Sahih-i Buhari 7100Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Meryem'in nakline göre Abdullah b. Ziyad el-Esedi şöyle demiştir: Talha, ZUbeyr ve Hz. Aişe Basra'ya doğru yola çıktıkları zaman Hz. Ali, Ammar b. Yasir ve Hasen b. Ali'yi gönderdi. Bunların ikisi Kufe'ye bizim yanımıza geldi. İkisi de minbere çıktı. AIi'nin oğlu Hasen minberin üzerinde üst tarafına geçti. Ammar ise {minber üzerinde} Hasan'den daha aşağıda ayağa kalktı. Bizler onu dinlemek üzere toplandık. Ebu Meryem dedi ki: Ben Ammar'dan şöyle derken işittim. Hz. Aişe Basra'ya doğru yürümüştür ve Allah'a yemin ederim ki Hz. Aişe elbette dünyada ve ahirette sizin Nebiinizin eşidir. Fakat Allah Teala Ali b. Ebi Talib'e mi itaat ediyorsunuz, yoksa Hz. Aişe'yi mi itaat ediyorsunuz diye belli etmek için Hz. Aişe ile sizleri imtihan etmiştir

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا أَبُو حَصِينٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مَرْيَمَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زِيَادٍ الأَسَدِيُّ، قَالَ لَمَّا سَارَ طَلْحَةُ وَالزُّبَيْرُ وَعَائِشَةُ إِلَى الْبَصْرَةِ بَعَثَ عَلِيٌّ عَمَّارَ بْنَ يَاسِرٍ وَحَسَنَ بْنَ عَلِيٍّ، فَقَدِمَا عَلَيْنَا الْكُوفَةَ فَصَعِدَا الْمِنْبَرَ، فَكَانَ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ فَوْقَ الْمِنْبَرِ فِي أَعْلاَهُ، وَقَامَ عَمَّارٌ أَسْفَلَ مِنَ الْحَسَنِ، فَاجْتَمَعْنَا إِلَيْهِ فَسَمِعْتُ عَمَّارًا يَقُولُ إِنَّ عَائِشَةَ قَدْ سَارَتْ إِلَى الْبَصْرَةِ، وَوَاللَّهِ إِنَّهَا لَزَوْجَةُ نَبِيِّكُمْ صلى الله عليه وسلم فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ، وَلَكِنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى ابْتَلاَكُمْ، لِيَعْلَمَ إِيَّاهُ تُطِيعُونَ أَمْ هِيَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 17, Hadis no. 7100
Sahih-i Buhari 7101Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Vail şöyle demiştir: Ammar b. Yasir, Kufe minberi üzerinde ayağa kalkarak Hz. Aişe'den ve onun {Beraberindekilerle} Basra'ya doğru yürüyüşünden söz etti ve "Muhakkak ki Hz. Aişe dünyada da, ahirette de sizin Nebiinizin eşidir, fakat o, kendisi ile imtihan olunduğunuz zatlardan biridir" dedi

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي غَنِيَّةَ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، قَامَ عَمَّارٌ عَلَى مِنْبَرِ الْكُوفَةِ، فَذَكَرَ عَائِشَةَ وَذَكَرَ مَسِيرَهَا وَقَالَ إِنَّهَا زَوْجَةُ نَبِيِّكُمْ صلى الله عليه وسلم فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ، وَلَكِنَّهَا مِمَّا ابْتُلِيتُمْ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 17, Hadis no. 7101
Sahih-i Buhari 7102Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

[– 7103 - 7104-] Ebu Vail şöyle demiştir: Ebu Musa ve Ebu Mesud, Ammar'ın huzuruna girdiler. Zira Hz. Ali onu Kufelileri seferber etmek için göndermişti. Ebu Musa ve Ebu Mesud "Biz senin İslam'a girdiğinden beri bu işe süratle girmenden daha sevimsiz bir iş yaptığını görmüş değiliz" dediler. Ammar da onlara "Ben de sizin İslam'a girmenizden bu yana benim katımda bu işten geri durmanızdan daha sevimsiz bir iş yaptığınızı görmedim" dedi ve Ebu Musa ile Ebu Mesud'a birer takım elbise giydirdi ve sonra beraberce mescide gittiler

حَدَّثَنَا بَدَلُ بْنُ الْمُحَبَّرِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، يَقُولُ دَخَلَ أَبُو مُوسَى وَأَبُو مَسْعُودٍ عَلَى عَمَّارٍ حَيْثُ بَعَثَهُ عَلِيٌّ إِلَى أَهْلِ الْكُوفَةِ يَسْتَنْفِرُهُمْ فَقَالاَ مَا رَأَيْنَاكَ أَتَيْتَ أَمْرًا أَكْرَهَ عِنْدَنَا مِنْ إِسْرَاعِكَ فِي هَذَا الأَمْرِ مُنْذُ أَسْلَمْتَ‏.‏ فَقَالَ عَمَّارٌ مَا رَأَيْتُ مِنْكُمَا مُنْذُ أَسْلَمْتُمَا أَمْرًا أَكْرَهَ عِنْدِي مِنْ إِبْطَائِكُمَا عَنْ هَذَا الأَمْرِ‏.‏ وَكَسَاهُمَا حُلَّةً حُلَّةً، ثُمَّ رَاحُوا إِلَى الْمَسْجِدِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 17, Hadis no. 7102
Sahih-i Buhari 7103Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

[– 7103 - 7104-] Ebu Vail şöyle demiştir: Ebu Musa ve Ebu Mesud, Ammar'ın huzuruna girdiler. Zira Hz. Ali onu Kufelileri seferber etmek için göndermişti. Ebu Musa ve Ebu Mesud "Biz senin İslam'a girdiğinden beri bu işe süratle girmenden daha sevimsiz bir iş yaptığını görmüş değiliz" dediler. Ammar da onlara "Ben de sizin İslam'a girmenizden bu yana benim katımda bu işten geri durmanızdan daha sevimsiz bir iş yaptığınızı görmedim" dedi ve Ebu Musa ile Ebu Mesud'a birer takım elbise giydirdi ve sonra beraberce mescide gittiler

حَدَّثَنَا بَدَلُ بْنُ الْمُحَبَّرِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، يَقُولُ دَخَلَ أَبُو مُوسَى وَأَبُو مَسْعُودٍ عَلَى عَمَّارٍ حَيْثُ بَعَثَهُ عَلِيٌّ إِلَى أَهْلِ الْكُوفَةِ يَسْتَنْفِرُهُمْ فَقَالاَ مَا رَأَيْنَاكَ أَتَيْتَ أَمْرًا أَكْرَهَ عِنْدَنَا مِنْ إِسْرَاعِكَ فِي هَذَا الأَمْرِ مُنْذُ أَسْلَمْتَ‏.‏ فَقَالَ عَمَّارٌ مَا رَأَيْتُ مِنْكُمَا مُنْذُ أَسْلَمْتُمَا أَمْرًا أَكْرَهَ عِنْدِي مِنْ إِبْطَائِكُمَا عَنْ هَذَا الأَمْرِ‏.‏ وَكَسَاهُمَا حُلَّةً حُلَّةً، ثُمَّ رَاحُوا إِلَى الْمَسْجِدِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 17, Hadis no. 7103
Sahih-i Buhari 7104Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

[– 7103 - 7104-] Ebu Vail şöyle demiştir: Ebu Musa ve Ebu Mesud, Ammar'ın huzuruna girdiler. Zira Hz. Ali onu Kufelileri seferber etmek için göndermişti. Ebu Musa ve Ebu Mesud "Biz senin İslam'a girdiğinden beri bu işe süratle girmenden daha sevimsiz bir iş yaptığını görmüş değiliz" dediler. Ammar da onlara "Ben de sizin İslam'a girmenizden bu yana benim katımda bu işten geri durmanızdan daha sevimsiz bir iş yaptığınızı görmedim" dedi ve Ebu Musa ile Ebu Mesud'a birer takım elbise giydirdi ve sonra beraberce mescide gittiler

حَدَّثَنَا بَدَلُ بْنُ الْمُحَبَّرِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، يَقُولُ دَخَلَ أَبُو مُوسَى وَأَبُو مَسْعُودٍ عَلَى عَمَّارٍ حَيْثُ بَعَثَهُ عَلِيٌّ إِلَى أَهْلِ الْكُوفَةِ يَسْتَنْفِرُهُمْ فَقَالاَ مَا رَأَيْنَاكَ أَتَيْتَ أَمْرًا أَكْرَهَ عِنْدَنَا مِنْ إِسْرَاعِكَ فِي هَذَا الأَمْرِ مُنْذُ أَسْلَمْتَ‏.‏ فَقَالَ عَمَّارٌ مَا رَأَيْتُ مِنْكُمَا مُنْذُ أَسْلَمْتُمَا أَمْرًا أَكْرَهَ عِنْدِي مِنْ إِبْطَائِكُمَا عَنْ هَذَا الأَمْرِ‏.‏ وَكَسَاهُمَا حُلَّةً حُلَّةً، ثُمَّ رَاحُوا إِلَى الْمَسْجِدِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 17, Hadis no. 7104
Sahih-i Buhari 7105Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

[– 7106 - 7107-] Şekık b. Seleme şöyle demiştir: Ebu Mesud, Ebu Musa ve Ammar ile birlikte oturuyardum. Ebu Mesud, Ammar'a "Senden başka arkadaşlarından her birine isteseydim şöyle derdim: 'Ben senin Nebi s.a.v.'e sahabi olduğundan beri benim nazarımda bu işe süratle girişinden daha ayıp bir iş yaptığını görmedim!' Ammar da "Ey Ebu Mesud! Ben de ne senin, ne de arkadaşlarının Nebi s.a.v.'e sahabi olmanızdan bu yana benim nazarımda bu işten geri durmanızdan daha ayıp bir iş yaptığınızı görmedim" dedi. Bunun üzerine zengin olan Ebu Mesud hizmetçisine "Evladım! İki takım elbise getir" dedi ve bunlardan birini Ebu Musa'ya, diğerini Ammar'a verdi. Sonra onlara "Bu yeni elbiseler içinde Cuma namazına gidin" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yemin olsun ki Allah beni Cemel vakası günlerinde bir kelime ile mükafatlandırmıştır." Humeyd'in rivayetine göre Ebu Bekre "Allah beni Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den duyduğum bir şeyle korumuştur" demiştir. Ömer b. Şebbe, Kitabu Ahbari'l-Basra isimli eserde Cemel vakasını uzun uzun anlatmıştır. Biz olayı özetlemek ve onun sahih veya hasen isnadla nakletlikleri ile kısıtlı kalmak ve onun dışındakilerden uzak durmak istiyoruz. Davud b. Ebi Hind'in nakline göre Şa'bı şöyle demiştir: Hz. Osman katledilince, insanlar Ali'ye geldiler. Ali o esnada Medine çarşısında bulunuyordu. Ona "Uzat elini sana bey'at edelim"?ediler. Ali "Bekleyin, insanlarla danışmalarda bulunayım" dedi. Danıştığı kirhselerden bazıları, "İnsanlar, kendi beldelerine dönüp, Osman'ın öldüğünü söylerler ve ondan sonra yerine biri geçmezse ihtilaf çıkmayacağı ve ümmetin fesada uğramayacağından emin olunamaz" dediler. Bunun üzerine Eşter, Ali'nin elini tuttu ve insanlar ona bey' at ettiler. İbn Şihab yoluyla gelen rivayete göre Şa'bi şöyle demiştir: Osman katledildiğinde Ali onların arasında idi. İnsanların Talha'ya bey'at edeceklerinden korkunca onları kendisine bey'at etmeye davet etti. Halk onu bırakıp, Talha'ya veya bir başkasına gitmedi. Sonra Talha ve ZUbeyr' e haber gönderdi, onlar da Ali'ye bey'at ettiler. Ömer b. Şebbe'nin İbn Şihab yoluyla yaptığı rivayete göre Talha ve ZUbeyr, Ali'den umre yapmak için izin istediler. Sonra Mekke'ye doğru yola çıktılar. Hz. Aişe ile karşılaştılar ve Osman'ın katillerini öldürmek için kanını talep etme noktasında ittifak ettiler. Avf el-A'rabi yoluyla yaptığı nakle göre Şa'bi şöyle demiştir: Hz. Osman Ya'la b. Umeyye'yi San'a'ya vali yaptı. Ya'la Osman'ın nezdinde değeri yüksek bir kişi idi. Osman'ın katledildiği sıralarda Ya'la hacca gelmişti. Talha ve ZUbeyr' e dört yüz bin (dinar) yardımda bulundu. Kureyş'ten yetmiş kişiyi techiz etti. Hz. Aişe'ye seksen dinara "Asker" adında bir deve satın aldı. Asım b. Küleyb'in babası Asım'dan nakline göre Hz. Ali "Neyle imtihan edildiğimi biliyor musunuz? İnsanların en itaatkarı Hz. Aişe'dir, en şiddetlisi ZUbeyr'dir, en dahisi Talha'dır. Kendisiyle en iyi geçinilen Ya'IS b. Umeyye'dir" demiştir. Ömer b. Şebbe İbn Ebi Leyla vasıtasıyla yaptığı rivayette şöyle demiştir: Hz. Ali 36 yılının Rebiulewel ayının sonunda yola çıktı. Muhammed b. Ali b. Ebi Talib yoluyla gelen rivayete göre ise Medine' den beraberinde dokuz yüz binitli olduğu halde yola çıktı ve Zukar denilen yerde konakladı. Kays b. Ebi Hazim yoluyla gelen rivayete göre Ömer b. Şebbe şöyle demiştir: Hz. Aişe yola çıkınca Amir oğulları suyunun birinin başında konakladı. O sırada köpekler ona karşı havladı. Hz. Aişe "Bu hangi sudur" diye sordu. Orada bulunanlar "el-hav'eb" dediler. Hz. Aişe "Geri dönmekten başka bir şey düşünmüyorum" dedi. beraberinde bulunan bazı kimseler ona "Tam tersine ilerle. Müslümanlar seni görür de Allah aralarını düzeltir" dediler. Hz. Aişe Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bize "el-Hav'eb köpekleri birinize havladığında onun durumu nice olur!" diye sormuştu dedi. Ahmed ve el-Bezzar'ın hasen isnadla Ebu Rafi'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hz. Ali'ye "İleride seninle Hz. Aişe arasında bir sorun çıkacak" dedi. Ali "Ya Resulallah! Onların en bedbahtı ben mi olacağım?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır! Fakat böyle bir durumla karşılaştığında onu güvenli yerine geri çevir" buyurdu.(Ahmed b. Hanbel, VI, 393) "İdarelerini bir kadına veren hiçbir kavim if/ah o/mamıştır." "İdarelerini bir kadına verenler" ifadesi üzerine el-İsmallı, en-Nadr b. Şumeyl vasıtasıyla Avf'tan şöyle bir farklı rivayette bulunmuştur: "Ebu Bekre dedi ki: Ben Cemel vakasında yer alanların iflah olmayacakların anladım." İbn Battal'ın Mühelleb'den nakline göre Ebu Bekre hadisinin zahiri, Hz. Aişe'nin o tavrı sergilediği esnadaki görüşünü değersiz kılma izlenimi vermektedir. Oysa gerçek böyle değildir. Zira Ebu Bekre'nin görüşü olarak bilinen, onun insanlar arasını düzeltme talebinde Hz. Aişe'nin görüşünde olduğudur. Onların maksadı savaşmak değildi, fakat savaş patlak verince Hz. Aişe'yle birlikte bulunanların savaşmaktan başka çareleri kalmadı. Ebu Bekre Hz. Aişe'nin görüşünden geri dönmemiştir. Ancak Hz. Aişe yanında yer alanların onun emri altında olduklarını görünce ve Fars halkının Kisra Perviz'in kızını başlarına hükümdar seçtiklerini duyunca onların galip geleceklerini düşünmüşllir. Mühelleb şöyle der: Hiç kimsenin Hz. Aişe ve yanında yer alanların Ali ile halifelik üzerine çekiştiklerini ve aralarından herhangi birisine halifeliği üstlenmesi çağrısında bulunduklarını nakletmemesi, bu fikrin doğru olduğunu göstermektedir. Hz. Aişe'nin bizzat kendisi ve beraberinde bulunanlar Ali'ye ve beraberindekilere Osman'ın katillerini öldürmemesi ve onları kısas etmeme si dolayısıyla tepki göstermişlerdir. Ali, Osman'ın ailesinden bazı kimselerin bu konuda kendisine başvurmalarinı bekliyordu. Muayyen olarak herhangi bir kimsenin Osman' ın katillerinden olduğu tespit edilirse onu kısasen öldürecekti. Onlar bu yüzden ihtilafa düştüler. Osman'ı öldürdüğü ileri sürülenIerin onları öldürmek üzere aralarında anlaşacaklarından korktular ve kendi aralarında savaşı başlattılar. Sonunda olanlar oldu. Ali onlara galip gelince Ebu Bekre - Osman'ın kanını talep etme konusunda Hz. Aişe'nin görüşüne katılmakla birlikte- savaşa katılmama yolundaki görüşünden dolayı Allah'a hamdetti. Ömer b. Şebbe'nin anlattıkları burada son bulmaktadır. Onun söylediklerinin bazıları zikrettiğim ve edeceğim sebepten dolayı tartışılır. İki Müslümanın birbirlerine kılıç çekmeleri bölümünde kısa süre önce elAhnef hadisinde onun Ali'ye yardım etmek için yola çıktığı ve Ebu Bekre ile karşılaştığı, Ebu Bekre'nin ona savaşa katılmayı yasakladığı geçmişti. Ondan bir bölüm önce İbnü'l-Hadramı yakıldığında Ebu Bekre'nin bu gibi durumlarda esasen çarpışma taraftarı olmadığını gösteren ifadeler geçmişti. O ne Hz. Aişe'nin görüşüne ve ne de Müslümanlar arasında savaşın caiz olduğu yolunda Hz. Ali'nin düşüncesine esasen katılmıyordu. Onun görüşü Sa' d b. Ebi Vakkas, Muhammed b. Mesleme, Abdullah b. Ömer ve başkaları gibi savaşa katılmama şeklinde idi. Bundan dolayı Ebu Bekre Sıffın savaşına ne Ali'nin ve ne de Muaviye'nin safında katılmamıştır. İbnü't-Tın şöyle der: Ebu Bekre hadisi kadının yargı görevine getirilmesinin caiz olmadığı görüşünü savunanlara delil olmuştur. Çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. İbn Cerır et-Taberi buna muhalif olmuş ve kadınların şahitliklerinin kabul edildiği hususlarda hüküm vermeleri caizdir, demiştir. Bazı Malikiler ise bu caizliğin mutlak olduğunu söylemişlerdir. "Talha, ZUbeyr ve Hz. Aişe Basra'ya yürüyünce." Ömer b. Şebbe ceyyid bir isnadla onların sene başında Mekke'den yola çıktıklarından söz etmektedir. Yine kendisine ait bir başka isnatla; ifadesine göre aralarındaki olay hicri 36 senesinin cemaziyelahirinin yarısında olmuştur. Ömer el-Medainl'nin el-Ala Ebu Muhammed vasıtasıyla babasından yaptığı rivayette şöyle der: Adamın biri zaviyede iken Ali'ye gelir ve "Bunlarla ne üzere savaşıyorsun?" diye sorar. Ali "Hak üzere" deyince, adam "Onlar kendilerinin haklı olduklarını söylüyorlar" der. Ali "Onlarla İslam toplumundan ayrılmaları ve bey'atı bozmaları nedeniyle çarplŞIyorum" der. Taberl'nin İsam b. Küleyb el-Cermı yoluyla nakline görebabası şöyle demiştir: Osman zamanında bir emirin hastalandığını ve başucunda bir kadın olduğunu gördüm. İnsanlar o emiri istiyorlardı. Kadın onlara yasak getirse, bundan vazgeçeceklerdi. Fakat o kadın bunu yapmadı ve halk da söz konusu emiri öldürdü. Sonra o sene ben savaşa katıldım ve Osman'ın katledildiği haberini duyduk. Savaştan dönüp Basra'ya ulaştığımızda bize şöyle denildi: Bu Talha, ZUbeyr ve Hz. Aişe'dir. İnsanlar hayrete düştüler ve onlara neden gittiklerinin seb.ebini sordular. Onlar Osman' a kızdıkları için ve kendisine destek vermemelerinden dolayı tövbe etmek için çıktıklarını söylediler. Hz. Aişe dedi ki: Üç hususta sizin adınıza Osman'a kızdık. Bir genci emir yapması, kamçı ve sopa vurması. Onun adına üç şeye kızmazsak ona adil davranmış olmayız: Bunlar, Kan dökülmesi, ay ve belde dokunulmazlığıdır. İsam'ın babası şöyle davam eder: Ben ve kavmimden iki kişi Ali'ye gittik. Ona selam verdik. Kendisine sorduk. Bize şöyle dedi: İnsanlar bu kişiye düşmanlık ettiler ve onu öldürdüler. Ben onlardan uzağım. Sonra beni göreve getirdiler. Din hakkında endişem olmasaydı, isteklerine olumlu cevap vermezdim. Bundan sonra ZUbeyr ve Talha umre konusunda benden izin istediler. Onlardan söz aldım ve kendilerine izin verdim. Onlar mu'minlerin annesine kendisine uygun olmayan şeyi teklif ettiler. Yaptıklarını duydum ve İslam'da bir gedik açılacağından korktum ve onlara uydum. Arkadaşları şöyle dediler: Vallahi onlar çarpışmadıkça, kendileriyle çarpışmayı istemiyoruz. Biz ancak arayı düzeltmek için çıktık. İsam'ın babası olayı anlattı. Buna göre savaşın ilk patlak vermesi, iki ordunun çocuklarının birbirine sövmesi, sonra ok atmaları üzerine oldu. Ardından köleler, sonra ayak takımı bazı kimseler onlara uydu. Böylece savaş patlak verdi. Basra'da hendek kazmışlardı. Bir grup. kişi katlediidi, diğerleri yaralandı. Ali taraftarları galip geldiler ve onların adına birisi şöyle seslendi: Geri kaçanı takip etmeyin, yaralıyı öldürmeyin, hiç kimsenin evine girmeyin! Sonra Ali insanları topladı ve onlardan bey'at aldı. İbn Abbas'ı Basra'ya vali yapıp, KUfe'ye döndü. İbn Ebi Şeybe'nin ceyyid bir isnatla nakline göre Abdurrahman b. Ebza şöyle demiştir: Abdullah b. Büdeyl b. Verka el-Huzaı Cemel günü Hz. Aişe'ye gitti. Hz. Aişe hevdecin içindeydi. Ona "Ey mu'minlerin annesi! Biliyor musun Osman katledildiğinde sana gelmiştim. Bana 'Ali'den ayrılma' demiştin" dedi. Hz. Aişe cevap vermedi. Abdullah b. Büdeyl "Deveyi kesiniz" dedi ve kestiler. Bunun üzerine ben ve Hz. Aişe'nin kardeşi Muhammed indik, onun hevdecini taşıdık ve Ali'nin önüne koyduk. Ali'nin emri üzerine Hz. Aişe bir eve alındı. Yine İbn Ebi Şeybe'nin sahih bir isnatla nakline göre Zeyd b. Vehb şöyle demiştir: Hz. Ali, karşı taraf savaşa başlamadıkça savaştan geri durdu ve onlarla öğleden sonra savaştı. Güneş batınca devenin çevresinde onu savunanlardan bir gözcü vardı. Ali "Hiçbir yaralıyı öldürmeyiniz, geri kaçanı yakalayıp katletmeyiniz, kapısını kapatıp silahını atan can güvenliği içindedir" dedi.(İbn Eb! Şeybe, Musannef, VII, 546) İmam Şafiı'nin nakline göre Ali b. el-Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib şöyle demiştir: Mervan b. el-Hakem'in huzuruna girdim. Bana "Baban Ali'den daha kerim birisini görmedim. Cemel olayı günü biz geri çekildiğimizde onun bir nidacısı 'Geri dönen öldürülmeyecektir, hiçbir yaralı öldürülmeyecektir' diye nida etti" dedi. Taberl'nin nakline göre el-Ahnef şöyle demiştir: Sonra iki grup birbiriyle karşı karşıya geldi. İlk öldürülen Talha oldu. ZUbeyr geri döndü ve o da katlediidi. "Hz. Ali b. Ebi Talib, Ammar b. Yasir ile Hasen b. Ali'yi (insanları seferber etmeleri için) yolladı. Bu iki kişi Kufe'ye bizim yanımıza geldiler." Ömer b. Şebbe ve Taberi bunun sebebini kendi isnadlarıyla İbn Ebi leyla'dan şöyle nakletmiştir: Ali, Ebu Musa'nın Kufe emirliğini kabul etti. Medine'den çıkınca Haşim b. Utbe b. Ebi Vakkas'ı ona göndererek "Yanındaki Müslümanlarla birliktekal ve hak yolunda benim yardımcılarım ol" diye haber gönderdi. Ebu Musa es-Saib b. Malik el-Eş'arl'ye danıştı. O da "Ali'nin sana emrettiğine uy" dedi. Ebu Musa "Ben bu kanaatte değilim" dedi ve halkı seferber olmaktan caydırmaya başladı. Haşim bunu Ali'ye mektupla bildirdi. Mektubunu Muhil b. Halife et-Taı ile birlikte gör..derdi. Ali, Ammar b. Yasir ve el-Hasen b. Ali'yi halkı seferber etmeleri için gönderdi. Kurza b. Kab'ı Kufe'ye emir tayin etti. Kurza onun Ebu Musa'ya yazdığı mektubu okuyunca, Ebu Musa görevden çekildi. Hasen ve Ammar mescide girdiler. "İkisi de minbere çıktı. Ali'nin oğlu Hasen minberin üzerinde üst tarafına geçti. Ammar ise (minber üzerinde) Hasen'den daha aşağıda ayağa kalktı. Bizler onu dinlemek üzere toplandık. Ebu Meryem dedi ki: Ben Ammar'dan şöyle derken işittim." İshak b. Rahuye'nin rivayetinde Ammar'ın sözü şöyle aktarılmaktadır: "mu'minierin emiri bizi sizleri seferber etmek üzere gönderdi. Annemiz (Hz. Aişe radıyallahu anha) Basra'ya yürümüştü." İbn Ebi Leyla'nın bu olayla ilgili rivayet i ise şöyledir: "el-Hasen dedi ki: "Ali şöyle diyor: 'Ben Allah'ın üzerindeki hakkını gözeten herkese seferber olmasını hatırlatıyorum. Eğer ben mazlumsam bana yardım eder, zalimsem benden desteğini çeker. Allah'a yemin olsun ki Talha ve ZUbeyr bana ilk bey' at eden kişilerdi. Sonra ahidıerini bozdular. Ben hiçbir malı tercih etmedim, hiçbir hükmü değiştirmedim." İbn Ebi Leyla "Bu konuşma üzerine oniki bin kişi onun saflarında yer almak üzere ortaya çıktı" dedi. "Hz. Aişe Basra'ya doğru yürümüştür ve Allah'a yemin ederim ki Hz. Aişe elbette dünyada ve ahirette sizin Nebiinizin eşidir. Fakat Allah Teala Ali b. Ebi Talib'e mi itaat ediyorsunuz, yoksa Hz. Aişe'yi mi itaat ediyorsunuz diye belli etmek için Hz. Aişe ile sizleri imtihan etmiştir." İbn Ebi Şeybe'de bu olay şöyle nakledilir: Ammar dedi ki: Annemiz bu yürüyüşüne çıkmıştır. Vallahi o dünya ve ahirette Muhammed'in eşidir, fakat Yüce Allah Ali'ye mi yoksa ona mı itaat edeceğimizi belli etmek için bizi onunla denemiştir."(İbn Ebi Şeybe, Musannej, VI, 390) Ammar'ın bu sözüyle söylemek istediği bu olayda doğru Ali'nin yanında idi. Hz. Aişe bununla birlikte İslam' dan çıkmış olmadığı gibi, cennette Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi olmaktan mahrum olacak değildir. Bu söz Ammar'ın insafı, takvasının şiddeti ve hak olan sözü araştırma titizliğinden sayılır. "Sonra beraberce mescide gittiler." İbn Battal şöyle demiştir: Onların aralarında geçen bu karşılıklı konuşma her iki zümrenin kendi içtihadına göre hareket ettiğini ve doğrunun kendi yanında olduğu kanaatini taşıdığını göstermektedir. İbn Battal şöyle der: Ebu Mesud varlıklı ve cömert bir kişi idi. O ikisi Ebu Mesud'un yanında Cuma günü toplanmışlardı. Ebu Mesud, Ammar'a cumaya katılması için bir elbise giydirdi. Zira o sefer elbisesi içinde ve savaşçı kılığında idi. Ebu Mesud bu elbiseyle Ammar'ın Cumaya gitmesini hoş görmedi. Elbiseyi ona Ebu Musa'nın huzurunda giydirmek istemedi. Çünkü Ebu Musaya giydirmemişti. Bunun üzerine Ebu Musa'ya da giydirdi. "A'yebe" Bu kelime "ayb" kelimesinin ism-i tafdilidir. Ebu Mesud onların her birinin işe süratli koyulmalarını kendi inancına göre ayıp kabul etti. Ammar' ın ayıbı halifeye muhalefette geçkalmak ve Yüce Allah'ın "Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın"(Hucurat 9) ayet-i kerimesine sarılmayı terk etmekti. Diğer ikisinin ayıbı ise fitne zamanı doğrudan savaşa katılmayı terk etme tarzındaki hareketleriydi. Ebu Mesud bu konudaki hadisleri esas aldığı için ve Müslümana karşı silah çekme konusunda var olan tehdit dolayısıyla savaşa katılmama fikrinde idi. Ammar meşru idareciye isyan edenle (baği), ahdini bozanlar ve "Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın" ayet-i kerimesine yapışma konusunda Ali'nin görüşünü taşıyordu. O, savaş konusunda varid olan tehdidi, arkadaşına saldırgan olan kimselere yönelik olarak değerlendiriyordu

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقِ بْنِ سَلَمَةَ، كُنْتُ جَالِسًا مَعَ أَبِي مَسْعُودٍ وَأَبِي مُوسَى وَعَمَّارٍ فَقَالَ أَبُو مَسْعُودٍ مَا مِنْ أَصْحَابِكَ أَحَدٌ إِلاَّ لَوْ شِئْتُ لَقُلْتُ فِيهِ غَيْرَكَ، وَمَا رَأَيْتُ مِنْكَ شَيْئًا مُنْذُ صَحِبْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْيَبَ عِنْدِي مِنِ اسْتِسْرَاعِكَ فِي هَذَا الأَمْرِ‏.‏ قَالَ عَمَّارٌ يَا أَبَا مَسْعُودٍ وَمَا رَأَيْتُ مِنْكَ وَلاَ مِنْ صَاحِبِكَ هَذَا شَيْئًا مُنْذُ صَحِبْتُمَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْيَبَ عِنْدِي مِنْ إِبْطَائِكُمَا فِي هَذَا الأَمْرِ‏.‏ فَقَالَ أَبُو مَسْعُودٍ وَكَانَ مُوسِرًا يَا غُلاَمُ هَاتِ حُلَّتَيْنِ‏.‏ فَأَعْطَى إِحْدَاهُمَا أَبَا مُوسَى وَالأُخْرَى عَمَّارًا وَقَالَ رُوحَا فِيهِ إِلَى الْجُمُعَةِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 17, Hadis no. 7105
Sahih-i Buhari 7106Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

[– 7106 - 7107-] Şekık b. Seleme şöyle demiştir: Ebu Mesud, Ebu Musa ve Ammar ile birlikte oturuyardum. Ebu Mesud, Ammar'a "Senden başka arkadaşlarından her birine isteseydim şöyle derdim: 'Ben senin Nebi s.a.v.'e sahabi olduğundan beri benim nazarımda bu işe süratle girişinden daha ayıp bir iş yaptığını görmedim!' Ammar da "Ey Ebu Mesud! Ben de ne senin, ne de arkadaşlarının Nebi s.a.v.'e sahabi olmanızdan bu yana benim nazarımda bu işten geri durmanızdan daha ayıp bir iş yaptığınızı görmedim" dedi. Bunun üzerine zengin olan Ebu Mesud hizmetçisine "Evladım! İki takım elbise getir" dedi ve bunlardan birini Ebu Musa'ya, diğerini Ammar'a verdi. Sonra onlara "Bu yeni elbiseler içinde Cuma namazına gidin" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yemin olsun ki Allah beni Cemel vakası günlerinde bir kelime ile mükafatlandırmıştır." Humeyd'in rivayetine göre Ebu Bekre "Allah beni Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den duyduğum bir şeyle korumuştur" demiştir. Ömer b. Şebbe, Kitabu Ahbari'l-Basra isimli eserde Cemel vakasını uzun uzun anlatmıştır. Biz olayı özetlemek ve onun sahih veya hasen isnadla nakletlikleri ile kısıtlı kalmak ve onun dışındakilerden uzak durmak istiyoruz. Davud b. Ebi Hind'in nakline göre Şa'bı şöyle demiştir: Hz. Osman katledilince, insanlar Ali'ye geldiler. Ali o esnada Medine çarşısında bulunuyordu. Ona "Uzat elini sana bey'at edelim"?ediler. Ali "Bekleyin, insanlarla danışmalarda bulunayım" dedi. Danıştığı kirhselerden bazıları, "İnsanlar, kendi beldelerine dönüp, Osman'ın öldüğünü söylerler ve ondan sonra yerine biri geçmezse ihtilaf çıkmayacağı ve ümmetin fesada uğramayacağından emin olunamaz" dediler. Bunun üzerine Eşter, Ali'nin elini tuttu ve insanlar ona bey' at ettiler. İbn Şihab yoluyla gelen rivayete göre Şa'bi şöyle demiştir: Osman katledildiğinde Ali onların arasında idi. İnsanların Talha'ya bey'at edeceklerinden korkunca onları kendisine bey'at etmeye davet etti. Halk onu bırakıp, Talha'ya veya bir başkasına gitmedi. Sonra Talha ve ZUbeyr' e haber gönderdi, onlar da Ali'ye bey'at ettiler. Ömer b. Şebbe'nin İbn Şihab yoluyla yaptığı rivayete göre Talha ve ZUbeyr, Ali'den umre yapmak için izin istediler. Sonra Mekke'ye doğru yola çıktılar. Hz. Aişe ile karşılaştılar ve Osman'ın katillerini öldürmek için kanını talep etme noktasında ittifak ettiler. Avf el-A'rabi yoluyla yaptığı nakle göre Şa'bi şöyle demiştir: Hz. Osman Ya'la b. Umeyye'yi San'a'ya vali yaptı. Ya'la Osman'ın nezdinde değeri yüksek bir kişi idi. Osman'ın katledildiği sıralarda Ya'la hacca gelmişti. Talha ve ZUbeyr' e dört yüz bin (dinar) yardımda bulundu. Kureyş'ten yetmiş kişiyi techiz etti. Hz. Aişe'ye seksen dinara "Asker" adında bir deve satın aldı. Asım b. Küleyb'in babası Asım'dan nakline göre Hz. Ali "Neyle imtihan edildiğimi biliyor musunuz? İnsanların en itaatkarı Hz. Aişe'dir, en şiddetlisi ZUbeyr'dir, en dahisi Talha'dır. Kendisiyle en iyi geçinilen Ya'IS b. Umeyye'dir" demiştir. Ömer b. Şebbe İbn Ebi Leyla vasıtasıyla yaptığı rivayette şöyle demiştir: Hz. Ali 36 yılının Rebiulewel ayının sonunda yola çıktı. Muhammed b. Ali b. Ebi Talib yoluyla gelen rivayete göre ise Medine' den beraberinde dokuz yüz binitli olduğu halde yola çıktı ve Zukar denilen yerde konakladı. Kays b. Ebi Hazim yoluyla gelen rivayete göre Ömer b. Şebbe şöyle demiştir: Hz. Aişe yola çıkınca Amir oğulları suyunun birinin başında konakladı. O sırada köpekler ona karşı havladı. Hz. Aişe "Bu hangi sudur" diye sordu. Orada bulunanlar "el-hav'eb" dediler. Hz. Aişe "Geri dönmekten başka bir şey düşünmüyorum" dedi. beraberinde bulunan bazı kimseler ona "Tam tersine ilerle. Müslümanlar seni görür de Allah aralarını düzeltir" dediler. Hz. Aişe Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bize "el-Hav'eb köpekleri birinize havladığında onun durumu nice olur!" diye sormuştu dedi. Ahmed ve el-Bezzar'ın hasen isnadla Ebu Rafi'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hz. Ali'ye "İleride seninle Hz. Aişe arasında bir sorun çıkacak" dedi. Ali "Ya Resulallah! Onların en bedbahtı ben mi olacağım?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır! Fakat böyle bir durumla karşılaştığında onu güvenli yerine geri çevir" buyurdu.(Ahmed b. Hanbel, VI, 393) "İdarelerini bir kadına veren hiçbir kavim if/ah o/mamıştır." "İdarelerini bir kadına verenler" ifadesi üzerine el-İsmallı, en-Nadr b. Şumeyl vasıtasıyla Avf'tan şöyle bir farklı rivayette bulunmuştur: "Ebu Bekre dedi ki: Ben Cemel vakasında yer alanların iflah olmayacakların anladım." İbn Battal'ın Mühelleb'den nakline göre Ebu Bekre hadisinin zahiri, Hz. Aişe'nin o tavrı sergilediği esnadaki görüşünü değersiz kılma izlenimi vermektedir. Oysa gerçek böyle değildir. Zira Ebu Bekre'nin görüşü olarak bilinen, onun insanlar arasını düzeltme talebinde Hz. Aişe'nin görüşünde olduğudur. Onların maksadı savaşmak değildi, fakat savaş patlak verince Hz. Aişe'yle birlikte bulunanların savaşmaktan başka çareleri kalmadı. Ebu Bekre Hz. Aişe'nin görüşünden geri dönmemiştir. Ancak Hz. Aişe yanında yer alanların onun emri altında olduklarını görünce ve Fars halkının Kisra Perviz'in kızını başlarına hükümdar seçtiklerini duyunca onların galip geleceklerini düşünmüşllir. Mühelleb şöyle der: Hiç kimsenin Hz. Aişe ve yanında yer alanların Ali ile halifelik üzerine çekiştiklerini ve aralarından herhangi birisine halifeliği üstlenmesi çağrısında bulunduklarını nakletmemesi, bu fikrin doğru olduğunu göstermektedir. Hz. Aişe'nin bizzat kendisi ve beraberinde bulunanlar Ali'ye ve beraberindekilere Osman'ın katillerini öldürmemesi ve onları kısas etmeme si dolayısıyla tepki göstermişlerdir. Ali, Osman'ın ailesinden bazı kimselerin bu konuda kendisine başvurmalarinı bekliyordu. Muayyen olarak herhangi bir kimsenin Osman' ın katillerinden olduğu tespit edilirse onu kısasen öldürecekti. Onlar bu yüzden ihtilafa düştüler. Osman'ı öldürdüğü ileri sürülenIerin onları öldürmek üzere aralarında anlaşacaklarından korktular ve kendi aralarında savaşı başlattılar. Sonunda olanlar oldu. Ali onlara galip gelince Ebu Bekre - Osman'ın kanını talep etme konusunda Hz. Aişe'nin görüşüne katılmakla birlikte- savaşa katılmama yolundaki görüşünden dolayı Allah'a hamdetti. Ömer b. Şebbe'nin anlattıkları burada son bulmaktadır. Onun söylediklerinin bazıları zikrettiğim ve edeceğim sebepten dolayı tartışılır. İki Müslümanın birbirlerine kılıç çekmeleri bölümünde kısa süre önce elAhnef hadisinde onun Ali'ye yardım etmek için yola çıktığı ve Ebu Bekre ile karşılaştığı, Ebu Bekre'nin ona savaşa katılmayı yasakladığı geçmişti. Ondan bir bölüm önce İbnü'l-Hadramı yakıldığında Ebu Bekre'nin bu gibi durumlarda esasen çarpışma taraftarı olmadığını gösteren ifadeler geçmişti. O ne Hz. Aişe'nin görüşüne ve ne de Müslümanlar arasında savaşın caiz olduğu yolunda Hz. Ali'nin düşüncesine esasen katılmıyordu. Onun görüşü Sa' d b. Ebi Vakkas, Muhammed b. Mesleme, Abdullah b. Ömer ve başkaları gibi savaşa katılmama şeklinde idi. Bundan dolayı Ebu Bekre Sıffın savaşına ne Ali'nin ve ne de Muaviye'nin safında katılmamıştır. İbnü't-Tın şöyle der: Ebu Bekre hadisi kadının yargı görevine getirilmesinin caiz olmadığı görüşünü savunanlara delil olmuştur. Çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. İbn Cerır et-Taberi buna muhalif olmuş ve kadınların şahitliklerinin kabul edildiği hususlarda hüküm vermeleri caizdir, demiştir. Bazı Malikiler ise bu caizliğin mutlak olduğunu söylemişlerdir. "Talha, ZUbeyr ve Hz. Aişe Basra'ya yürüyünce." Ömer b. Şebbe ceyyid bir isnadla onların sene başında Mekke'den yola çıktıklarından söz etmektedir. Yine kendisine ait bir başka isnatla; ifadesine göre aralarındaki olay hicri 36 senesinin cemaziyelahirinin yarısında olmuştur. Ömer el-Medainl'nin el-Ala Ebu Muhammed vasıtasıyla babasından yaptığı rivayette şöyle der: Adamın biri zaviyede iken Ali'ye gelir ve "Bunlarla ne üzere savaşıyorsun?" diye sorar. Ali "Hak üzere" deyince, adam "Onlar kendilerinin haklı olduklarını söylüyorlar" der. Ali "Onlarla İslam toplumundan ayrılmaları ve bey'atı bozmaları nedeniyle çarplŞIyorum" der. Taberl'nin İsam b. Küleyb el-Cermı yoluyla nakline görebabası şöyle demiştir: Osman zamanında bir emirin hastalandığını ve başucunda bir kadın olduğunu gördüm. İnsanlar o emiri istiyorlardı. Kadın onlara yasak getirse, bundan vazgeçeceklerdi. Fakat o kadın bunu yapmadı ve halk da söz konusu emiri öldürdü. Sonra o sene ben savaşa katıldım ve Osman'ın katledildiği haberini duyduk. Savaştan dönüp Basra'ya ulaştığımızda bize şöyle denildi: Bu Talha, ZUbeyr ve Hz. Aişe'dir. İnsanlar hayrete düştüler ve onlara neden gittiklerinin seb.ebini sordular. Onlar Osman' a kızdıkları için ve kendisine destek vermemelerinden dolayı tövbe etmek için çıktıklarını söylediler. Hz. Aişe dedi ki: Üç hususta sizin adınıza Osman'a kızdık. Bir genci emir yapması, kamçı ve sopa vurması. Onun adına üç şeye kızmazsak ona adil davranmış olmayız: Bunlar, Kan dökülmesi, ay ve belde dokunulmazlığıdır. İsam'ın babası şöyle davam eder: Ben ve kavmimden iki kişi Ali'ye gittik. Ona selam verdik. Kendisine sorduk. Bize şöyle dedi: İnsanlar bu kişiye düşmanlık ettiler ve onu öldürdüler. Ben onlardan uzağım. Sonra beni göreve getirdiler. Din hakkında endişem olmasaydı, isteklerine olumlu cevap vermezdim. Bundan sonra ZUbeyr ve Talha umre konusunda benden izin istediler. Onlardan söz aldım ve kendilerine izin verdim. Onlar mu'minlerin annesine kendisine uygun olmayan şeyi teklif ettiler. Yaptıklarını duydum ve İslam'da bir gedik açılacağından korktum ve onlara uydum. Arkadaşları şöyle dediler: Vallahi onlar çarpışmadıkça, kendileriyle çarpışmayı istemiyoruz. Biz ancak arayı düzeltmek için çıktık. İsam'ın babası olayı anlattı. Buna göre savaşın ilk patlak vermesi, iki ordunun çocuklarının birbirine sövmesi, sonra ok atmaları üzerine oldu. Ardından köleler, sonra ayak takımı bazı kimseler onlara uydu. Böylece savaş patlak verdi. Basra'da hendek kazmışlardı. Bir grup. kişi katlediidi, diğerleri yaralandı. Ali taraftarları galip geldiler ve onların adına birisi şöyle seslendi: Geri kaçanı takip etmeyin, yaralıyı öldürmeyin, hiç kimsenin evine girmeyin! Sonra Ali insanları topladı ve onlardan bey'at aldı. İbn Abbas'ı Basra'ya vali yapıp, KUfe'ye döndü. İbn Ebi Şeybe'nin ceyyid bir isnatla nakline göre Abdurrahman b. Ebza şöyle demiştir: Abdullah b. Büdeyl b. Verka el-Huzaı Cemel günü Hz. Aişe'ye gitti. Hz. Aişe hevdecin içindeydi. Ona "Ey mu'minlerin annesi! Biliyor musun Osman katledildiğinde sana gelmiştim. Bana 'Ali'den ayrılma' demiştin" dedi. Hz. Aişe cevap vermedi. Abdullah b. Büdeyl "Deveyi kesiniz" dedi ve kestiler. Bunun üzerine ben ve Hz. Aişe'nin kardeşi Muhammed indik, onun hevdecini taşıdık ve Ali'nin önüne koyduk. Ali'nin emri üzerine Hz. Aişe bir eve alındı. Yine İbn Ebi Şeybe'nin sahih bir isnatla nakline göre Zeyd b. Vehb şöyle demiştir: Hz. Ali, karşı taraf savaşa başlamadıkça savaştan geri durdu ve onlarla öğleden sonra savaştı. Güneş batınca devenin çevresinde onu savunanlardan bir gözcü vardı. Ali "Hiçbir yaralıyı öldürmeyiniz, geri kaçanı yakalayıp katletmeyiniz, kapısını kapatıp silahını atan can güvenliği içindedir" dedi.(İbn Eb! Şeybe, Musannef, VII, 546) İmam Şafiı'nin nakline göre Ali b. el-Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib şöyle demiştir: Mervan b. el-Hakem'in huzuruna girdim. Bana "Baban Ali'den daha kerim birisini görmedim. Cemel olayı günü biz geri çekildiğimizde onun bir nidacısı 'Geri dönen öldürülmeyecektir, hiçbir yaralı öldürülmeyecektir' diye nida etti" dedi. Taberl'nin nakline göre el-Ahnef şöyle demiştir: Sonra iki grup birbiriyle karşı karşıya geldi. İlk öldürülen Talha oldu. ZUbeyr geri döndü ve o da katlediidi. "Hz. Ali b. Ebi Talib, Ammar b. Yasir ile Hasen b. Ali'yi (insanları seferber etmeleri için) yolladı. Bu iki kişi Kufe'ye bizim yanımıza geldiler." Ömer b. Şebbe ve Taberi bunun sebebini kendi isnadlarıyla İbn Ebi leyla'dan şöyle nakletmiştir: Ali, Ebu Musa'nın Kufe emirliğini kabul etti. Medine'den çıkınca Haşim b. Utbe b. Ebi Vakkas'ı ona göndererek "Yanındaki Müslümanlarla birliktekal ve hak yolunda benim yardımcılarım ol" diye haber gönderdi. Ebu Musa es-Saib b. Malik el-Eş'arl'ye danıştı. O da "Ali'nin sana emrettiğine uy" dedi. Ebu Musa "Ben bu kanaatte değilim" dedi ve halkı seferber olmaktan caydırmaya başladı. Haşim bunu Ali'ye mektupla bildirdi. Mektubunu Muhil b. Halife et-Taı ile birlikte gör..derdi. Ali, Ammar b. Yasir ve el-Hasen b. Ali'yi halkı seferber etmeleri için gönderdi. Kurza b. Kab'ı Kufe'ye emir tayin etti. Kurza onun Ebu Musa'ya yazdığı mektubu okuyunca, Ebu Musa görevden çekildi. Hasen ve Ammar mescide girdiler. "İkisi de minbere çıktı. Ali'nin oğlu Hasen minberin üzerinde üst tarafına geçti. Ammar ise (minber üzerinde) Hasen'den daha aşağıda ayağa kalktı. Bizler onu dinlemek üzere toplandık. Ebu Meryem dedi ki: Ben Ammar'dan şöyle derken işittim." İshak b. Rahuye'nin rivayetinde Ammar'ın sözü şöyle aktarılmaktadır: "mu'minierin emiri bizi sizleri seferber etmek üzere gönderdi. Annemiz (Hz. Aişe radıyallahu anha) Basra'ya yürümüştü." İbn Ebi Leyla'nın bu olayla ilgili rivayet i ise şöyledir: "el-Hasen dedi ki: "Ali şöyle diyor: 'Ben Allah'ın üzerindeki hakkını gözeten herkese seferber olmasını hatırlatıyorum. Eğer ben mazlumsam bana yardım eder, zalimsem benden desteğini çeker. Allah'a yemin olsun ki Talha ve ZUbeyr bana ilk bey' at eden kişilerdi. Sonra ahidıerini bozdular. Ben hiçbir malı tercih etmedim, hiçbir hükmü değiştirmedim." İbn Ebi Leyla "Bu konuşma üzerine oniki bin kişi onun saflarında yer almak üzere ortaya çıktı" dedi. "Hz. Aişe Basra'ya doğru yürümüştür ve Allah'a yemin ederim ki Hz. Aişe elbette dünyada ve ahirette sizin Nebiinizin eşidir. Fakat Allah Teala Ali b. Ebi Talib'e mi itaat ediyorsunuz, yoksa Hz. Aişe'yi mi itaat ediyorsunuz diye belli etmek için Hz. Aişe ile sizleri imtihan etmiştir." İbn Ebi Şeybe'de bu olay şöyle nakledilir: Ammar dedi ki: Annemiz bu yürüyüşüne çıkmıştır. Vallahi o dünya ve ahirette Muhammed'in eşidir, fakat Yüce Allah Ali'ye mi yoksa ona mı itaat edeceğimizi belli etmek için bizi onunla denemiştir."(İbn Ebi Şeybe, Musannej, VI, 390) Ammar'ın bu sözüyle söylemek istediği bu olayda doğru Ali'nin yanında idi. Hz. Aişe bununla birlikte İslam' dan çıkmış olmadığı gibi, cennette Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi olmaktan mahrum olacak değildir. Bu söz Ammar'ın insafı, takvasının şiddeti ve hak olan sözü araştırma titizliğinden sayılır. "Sonra beraberce mescide gittiler." İbn Battal şöyle demiştir: Onların aralarında geçen bu karşılıklı konuşma her iki zümrenin kendi içtihadına göre hareket ettiğini ve doğrunun kendi yanında olduğu kanaatini taşıdığını göstermektedir. İbn Battal şöyle der: Ebu Mesud varlıklı ve cömert bir kişi idi. O ikisi Ebu Mesud'un yanında Cuma günü toplanmışlardı. Ebu Mesud, Ammar'a cumaya katılması için bir elbise giydirdi. Zira o sefer elbisesi içinde ve savaşçı kılığında idi. Ebu Mesud bu elbiseyle Ammar'ın Cumaya gitmesini hoş görmedi. Elbiseyi ona Ebu Musa'nın huzurunda giydirmek istemedi. Çünkü Ebu Musaya giydirmemişti. Bunun üzerine Ebu Musa'ya da giydirdi. "A'yebe" Bu kelime "ayb" kelimesinin ism-i tafdilidir. Ebu Mesud onların her birinin işe süratli koyulmalarını kendi inancına göre ayıp kabul etti. Ammar' ın ayıbı halifeye muhalefette geçkalmak ve Yüce Allah'ın "Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın"(Hucurat 9) ayet-i kerimesine sarılmayı terk etmekti. Diğer ikisinin ayıbı ise fitne zamanı doğrudan savaşa katılmayı terk etme tarzındaki hareketleriydi. Ebu Mesud bu konudaki hadisleri esas aldığı için ve Müslümana karşı silah çekme konusunda var olan tehdit dolayısıyla savaşa katılmama fikrinde idi. Ammar meşru idareciye isyan edenle (baği), ahdini bozanlar ve "Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın" ayet-i kerimesine yapışma konusunda Ali'nin görüşünü taşıyordu. O, savaş konusunda varid olan tehdidi, arkadaşına saldırgan olan kimselere yönelik olarak değerlendiriyordu

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقِ بْنِ سَلَمَةَ، كُنْتُ جَالِسًا مَعَ أَبِي مَسْعُودٍ وَأَبِي مُوسَى وَعَمَّارٍ فَقَالَ أَبُو مَسْعُودٍ مَا مِنْ أَصْحَابِكَ أَحَدٌ إِلاَّ لَوْ شِئْتُ لَقُلْتُ فِيهِ غَيْرَكَ، وَمَا رَأَيْتُ مِنْكَ شَيْئًا مُنْذُ صَحِبْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْيَبَ عِنْدِي مِنِ اسْتِسْرَاعِكَ فِي هَذَا الأَمْرِ‏.‏ قَالَ عَمَّارٌ يَا أَبَا مَسْعُودٍ وَمَا رَأَيْتُ مِنْكَ وَلاَ مِنْ صَاحِبِكَ هَذَا شَيْئًا مُنْذُ صَحِبْتُمَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْيَبَ عِنْدِي مِنْ إِبْطَائِكُمَا فِي هَذَا الأَمْرِ‏.‏ فَقَالَ أَبُو مَسْعُودٍ وَكَانَ مُوسِرًا يَا غُلاَمُ هَاتِ حُلَّتَيْنِ‏.‏ فَأَعْطَى إِحْدَاهُمَا أَبَا مُوسَى وَالأُخْرَى عَمَّارًا وَقَالَ رُوحَا فِيهِ إِلَى الْجُمُعَةِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 17, Hadis no. 7106
Sahih-i Buhari 7107Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

[– 7106 - 7107-] Şekık b. Seleme şöyle demiştir: Ebu Mesud, Ebu Musa ve Ammar ile birlikte oturuyardum. Ebu Mesud, Ammar'a "Senden başka arkadaşlarından her birine isteseydim şöyle derdim: 'Ben senin Nebi s.a.v.'e sahabi olduğundan beri benim nazarımda bu işe süratle girişinden daha ayıp bir iş yaptığını görmedim!' Ammar da "Ey Ebu Mesud! Ben de ne senin, ne de arkadaşlarının Nebi s.a.v.'e sahabi olmanızdan bu yana benim nazarımda bu işten geri durmanızdan daha ayıp bir iş yaptığınızı görmedim" dedi. Bunun üzerine zengin olan Ebu Mesud hizmetçisine "Evladım! İki takım elbise getir" dedi ve bunlardan birini Ebu Musa'ya, diğerini Ammar'a verdi. Sonra onlara "Bu yeni elbiseler içinde Cuma namazına gidin" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yemin olsun ki Allah beni Cemel vakası günlerinde bir kelime ile mükafatlandırmıştır." Humeyd'in rivayetine göre Ebu Bekre "Allah beni Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den duyduğum bir şeyle korumuştur" demiştir. Ömer b. Şebbe, Kitabu Ahbari'l-Basra isimli eserde Cemel vakasını uzun uzun anlatmıştır. Biz olayı özetlemek ve onun sahih veya hasen isnadla nakletlikleri ile kısıtlı kalmak ve onun dışındakilerden uzak durmak istiyoruz. Davud b. Ebi Hind'in nakline göre Şa'bı şöyle demiştir: Hz. Osman katledilince, insanlar Ali'ye geldiler. Ali o esnada Medine çarşısında bulunuyordu. Ona "Uzat elini sana bey'at edelim"?ediler. Ali "Bekleyin, insanlarla danışmalarda bulunayım" dedi. Danıştığı kirhselerden bazıları, "İnsanlar, kendi beldelerine dönüp, Osman'ın öldüğünü söylerler ve ondan sonra yerine biri geçmezse ihtilaf çıkmayacağı ve ümmetin fesada uğramayacağından emin olunamaz" dediler. Bunun üzerine Eşter, Ali'nin elini tuttu ve insanlar ona bey' at ettiler. İbn Şihab yoluyla gelen rivayete göre Şa'bi şöyle demiştir: Osman katledildiğinde Ali onların arasında idi. İnsanların Talha'ya bey'at edeceklerinden korkunca onları kendisine bey'at etmeye davet etti. Halk onu bırakıp, Talha'ya veya bir başkasına gitmedi. Sonra Talha ve ZUbeyr' e haber gönderdi, onlar da Ali'ye bey'at ettiler. Ömer b. Şebbe'nin İbn Şihab yoluyla yaptığı rivayete göre Talha ve ZUbeyr, Ali'den umre yapmak için izin istediler. Sonra Mekke'ye doğru yola çıktılar. Hz. Aişe ile karşılaştılar ve Osman'ın katillerini öldürmek için kanını talep etme noktasında ittifak ettiler. Avf el-A'rabi yoluyla yaptığı nakle göre Şa'bi şöyle demiştir: Hz. Osman Ya'la b. Umeyye'yi San'a'ya vali yaptı. Ya'la Osman'ın nezdinde değeri yüksek bir kişi idi. Osman'ın katledildiği sıralarda Ya'la hacca gelmişti. Talha ve ZUbeyr' e dört yüz bin (dinar) yardımda bulundu. Kureyş'ten yetmiş kişiyi techiz etti. Hz. Aişe'ye seksen dinara "Asker" adında bir deve satın aldı. Asım b. Küleyb'in babası Asım'dan nakline göre Hz. Ali "Neyle imtihan edildiğimi biliyor musunuz? İnsanların en itaatkarı Hz. Aişe'dir, en şiddetlisi ZUbeyr'dir, en dahisi Talha'dır. Kendisiyle en iyi geçinilen Ya'IS b. Umeyye'dir" demiştir. Ömer b. Şebbe İbn Ebi Leyla vasıtasıyla yaptığı rivayette şöyle demiştir: Hz. Ali 36 yılının Rebiulewel ayının sonunda yola çıktı. Muhammed b. Ali b. Ebi Talib yoluyla gelen rivayete göre ise Medine' den beraberinde dokuz yüz binitli olduğu halde yola çıktı ve Zukar denilen yerde konakladı. Kays b. Ebi Hazim yoluyla gelen rivayete göre Ömer b. Şebbe şöyle demiştir: Hz. Aişe yola çıkınca Amir oğulları suyunun birinin başında konakladı. O sırada köpekler ona karşı havladı. Hz. Aişe "Bu hangi sudur" diye sordu. Orada bulunanlar "el-hav'eb" dediler. Hz. Aişe "Geri dönmekten başka bir şey düşünmüyorum" dedi. beraberinde bulunan bazı kimseler ona "Tam tersine ilerle. Müslümanlar seni görür de Allah aralarını düzeltir" dediler. Hz. Aişe Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bize "el-Hav'eb köpekleri birinize havladığında onun durumu nice olur!" diye sormuştu dedi. Ahmed ve el-Bezzar'ın hasen isnadla Ebu Rafi'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hz. Ali'ye "İleride seninle Hz. Aişe arasında bir sorun çıkacak" dedi. Ali "Ya Resulallah! Onların en bedbahtı ben mi olacağım?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır! Fakat böyle bir durumla karşılaştığında onu güvenli yerine geri çevir" buyurdu.(Ahmed b. Hanbel, VI, 393) "İdarelerini bir kadına veren hiçbir kavim if/ah o/mamıştır." "İdarelerini bir kadına verenler" ifadesi üzerine el-İsmallı, en-Nadr b. Şumeyl vasıtasıyla Avf'tan şöyle bir farklı rivayette bulunmuştur: "Ebu Bekre dedi ki: Ben Cemel vakasında yer alanların iflah olmayacakların anladım." İbn Battal'ın Mühelleb'den nakline göre Ebu Bekre hadisinin zahiri, Hz. Aişe'nin o tavrı sergilediği esnadaki görüşünü değersiz kılma izlenimi vermektedir. Oysa gerçek böyle değildir. Zira Ebu Bekre'nin görüşü olarak bilinen, onun insanlar arasını düzeltme talebinde Hz. Aişe'nin görüşünde olduğudur. Onların maksadı savaşmak değildi, fakat savaş patlak verince Hz. Aişe'yle birlikte bulunanların savaşmaktan başka çareleri kalmadı. Ebu Bekre Hz. Aişe'nin görüşünden geri dönmemiştir. Ancak Hz. Aişe yanında yer alanların onun emri altında olduklarını görünce ve Fars halkının Kisra Perviz'in kızını başlarına hükümdar seçtiklerini duyunca onların galip geleceklerini düşünmüşllir. Mühelleb şöyle der: Hiç kimsenin Hz. Aişe ve yanında yer alanların Ali ile halifelik üzerine çekiştiklerini ve aralarından herhangi birisine halifeliği üstlenmesi çağrısında bulunduklarını nakletmemesi, bu fikrin doğru olduğunu göstermektedir. Hz. Aişe'nin bizzat kendisi ve beraberinde bulunanlar Ali'ye ve beraberindekilere Osman'ın katillerini öldürmemesi ve onları kısas etmeme si dolayısıyla tepki göstermişlerdir. Ali, Osman'ın ailesinden bazı kimselerin bu konuda kendisine başvurmalarinı bekliyordu. Muayyen olarak herhangi bir kimsenin Osman' ın katillerinden olduğu tespit edilirse onu kısasen öldürecekti. Onlar bu yüzden ihtilafa düştüler. Osman'ı öldürdüğü ileri sürülenIerin onları öldürmek üzere aralarında anlaşacaklarından korktular ve kendi aralarında savaşı başlattılar. Sonunda olanlar oldu. Ali onlara galip gelince Ebu Bekre - Osman'ın kanını talep etme konusunda Hz. Aişe'nin görüşüne katılmakla birlikte- savaşa katılmama yolundaki görüşünden dolayı Allah'a hamdetti. Ömer b. Şebbe'nin anlattıkları burada son bulmaktadır. Onun söylediklerinin bazıları zikrettiğim ve edeceğim sebepten dolayı tartışılır. İki Müslümanın birbirlerine kılıç çekmeleri bölümünde kısa süre önce elAhnef hadisinde onun Ali'ye yardım etmek için yola çıktığı ve Ebu Bekre ile karşılaştığı, Ebu Bekre'nin ona savaşa katılmayı yasakladığı geçmişti. Ondan bir bölüm önce İbnü'l-Hadramı yakıldığında Ebu Bekre'nin bu gibi durumlarda esasen çarpışma taraftarı olmadığını gösteren ifadeler geçmişti. O ne Hz. Aişe'nin görüşüne ve ne de Müslümanlar arasında savaşın caiz olduğu yolunda Hz. Ali'nin düşüncesine esasen katılmıyordu. Onun görüşü Sa' d b. Ebi Vakkas, Muhammed b. Mesleme, Abdullah b. Ömer ve başkaları gibi savaşa katılmama şeklinde idi. Bundan dolayı Ebu Bekre Sıffın savaşına ne Ali'nin ve ne de Muaviye'nin safında katılmamıştır. İbnü't-Tın şöyle der: Ebu Bekre hadisi kadının yargı görevine getirilmesinin caiz olmadığı görüşünü savunanlara delil olmuştur. Çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. İbn Cerır et-Taberi buna muhalif olmuş ve kadınların şahitliklerinin kabul edildiği hususlarda hüküm vermeleri caizdir, demiştir. Bazı Malikiler ise bu caizliğin mutlak olduğunu söylemişlerdir. "Talha, ZUbeyr ve Hz. Aişe Basra'ya yürüyünce." Ömer b. Şebbe ceyyid bir isnadla onların sene başında Mekke'den yola çıktıklarından söz etmektedir. Yine kendisine ait bir başka isnatla; ifadesine göre aralarındaki olay hicri 36 senesinin cemaziyelahirinin yarısında olmuştur. Ömer el-Medainl'nin el-Ala Ebu Muhammed vasıtasıyla babasından yaptığı rivayette şöyle der: Adamın biri zaviyede iken Ali'ye gelir ve "Bunlarla ne üzere savaşıyorsun?" diye sorar. Ali "Hak üzere" deyince, adam "Onlar kendilerinin haklı olduklarını söylüyorlar" der. Ali "Onlarla İslam toplumundan ayrılmaları ve bey'atı bozmaları nedeniyle çarplŞIyorum" der. Taberl'nin İsam b. Küleyb el-Cermı yoluyla nakline görebabası şöyle demiştir: Osman zamanında bir emirin hastalandığını ve başucunda bir kadın olduğunu gördüm. İnsanlar o emiri istiyorlardı. Kadın onlara yasak getirse, bundan vazgeçeceklerdi. Fakat o kadın bunu yapmadı ve halk da söz konusu emiri öldürdü. Sonra o sene ben savaşa katıldım ve Osman'ın katledildiği haberini duyduk. Savaştan dönüp Basra'ya ulaştığımızda bize şöyle denildi: Bu Talha, ZUbeyr ve Hz. Aişe'dir. İnsanlar hayrete düştüler ve onlara neden gittiklerinin seb.ebini sordular. Onlar Osman' a kızdıkları için ve kendisine destek vermemelerinden dolayı tövbe etmek için çıktıklarını söylediler. Hz. Aişe dedi ki: Üç hususta sizin adınıza Osman'a kızdık. Bir genci emir yapması, kamçı ve sopa vurması. Onun adına üç şeye kızmazsak ona adil davranmış olmayız: Bunlar, Kan dökülmesi, ay ve belde dokunulmazlığıdır. İsam'ın babası şöyle davam eder: Ben ve kavmimden iki kişi Ali'ye gittik. Ona selam verdik. Kendisine sorduk. Bize şöyle dedi: İnsanlar bu kişiye düşmanlık ettiler ve onu öldürdüler. Ben onlardan uzağım. Sonra beni göreve getirdiler. Din hakkında endişem olmasaydı, isteklerine olumlu cevap vermezdim. Bundan sonra ZUbeyr ve Talha umre konusunda benden izin istediler. Onlardan söz aldım ve kendilerine izin verdim. Onlar mu'minlerin annesine kendisine uygun olmayan şeyi teklif ettiler. Yaptıklarını duydum ve İslam'da bir gedik açılacağından korktum ve onlara uydum. Arkadaşları şöyle dediler: Vallahi onlar çarpışmadıkça, kendileriyle çarpışmayı istemiyoruz. Biz ancak arayı düzeltmek için çıktık. İsam'ın babası olayı anlattı. Buna göre savaşın ilk patlak vermesi, iki ordunun çocuklarının birbirine sövmesi, sonra ok atmaları üzerine oldu. Ardından köleler, sonra ayak takımı bazı kimseler onlara uydu. Böylece savaş patlak verdi. Basra'da hendek kazmışlardı. Bir grup. kişi katlediidi, diğerleri yaralandı. Ali taraftarları galip geldiler ve onların adına birisi şöyle seslendi: Geri kaçanı takip etmeyin, yaralıyı öldürmeyin, hiç kimsenin evine girmeyin! Sonra Ali insanları topladı ve onlardan bey'at aldı. İbn Abbas'ı Basra'ya vali yapıp, KUfe'ye döndü. İbn Ebi Şeybe'nin ceyyid bir isnatla nakline göre Abdurrahman b. Ebza şöyle demiştir: Abdullah b. Büdeyl b. Verka el-Huzaı Cemel günü Hz. Aişe'ye gitti. Hz. Aişe hevdecin içindeydi. Ona "Ey mu'minlerin annesi! Biliyor musun Osman katledildiğinde sana gelmiştim. Bana 'Ali'den ayrılma' demiştin" dedi. Hz. Aişe cevap vermedi. Abdullah b. Büdeyl "Deveyi kesiniz" dedi ve kestiler. Bunun üzerine ben ve Hz. Aişe'nin kardeşi Muhammed indik, onun hevdecini taşıdık ve Ali'nin önüne koyduk. Ali'nin emri üzerine Hz. Aişe bir eve alındı. Yine İbn Ebi Şeybe'nin sahih bir isnatla nakline göre Zeyd b. Vehb şöyle demiştir: Hz. Ali, karşı taraf savaşa başlamadıkça savaştan geri durdu ve onlarla öğleden sonra savaştı. Güneş batınca devenin çevresinde onu savunanlardan bir gözcü vardı. Ali "Hiçbir yaralıyı öldürmeyiniz, geri kaçanı yakalayıp katletmeyiniz, kapısını kapatıp silahını atan can güvenliği içindedir" dedi.(İbn Eb! Şeybe, Musannef, VII, 546) İmam Şafiı'nin nakline göre Ali b. el-Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib şöyle demiştir: Mervan b. el-Hakem'in huzuruna girdim. Bana "Baban Ali'den daha kerim birisini görmedim. Cemel olayı günü biz geri çekildiğimizde onun bir nidacısı 'Geri dönen öldürülmeyecektir, hiçbir yaralı öldürülmeyecektir' diye nida etti" dedi. Taberl'nin nakline göre el-Ahnef şöyle demiştir: Sonra iki grup birbiriyle karşı karşıya geldi. İlk öldürülen Talha oldu. ZUbeyr geri döndü ve o da katlediidi. "Hz. Ali b. Ebi Talib, Ammar b. Yasir ile Hasen b. Ali'yi (insanları seferber etmeleri için) yolladı. Bu iki kişi Kufe'ye bizim yanımıza geldiler." Ömer b. Şebbe ve Taberi bunun sebebini kendi isnadlarıyla İbn Ebi leyla'dan şöyle nakletmiştir: Ali, Ebu Musa'nın Kufe emirliğini kabul etti. Medine'den çıkınca Haşim b. Utbe b. Ebi Vakkas'ı ona göndererek "Yanındaki Müslümanlarla birliktekal ve hak yolunda benim yardımcılarım ol" diye haber gönderdi. Ebu Musa es-Saib b. Malik el-Eş'arl'ye danıştı. O da "Ali'nin sana emrettiğine uy" dedi. Ebu Musa "Ben bu kanaatte değilim" dedi ve halkı seferber olmaktan caydırmaya başladı. Haşim bunu Ali'ye mektupla bildirdi. Mektubunu Muhil b. Halife et-Taı ile birlikte gör..derdi. Ali, Ammar b. Yasir ve el-Hasen b. Ali'yi halkı seferber etmeleri için gönderdi. Kurza b. Kab'ı Kufe'ye emir tayin etti. Kurza onun Ebu Musa'ya yazdığı mektubu okuyunca, Ebu Musa görevden çekildi. Hasen ve Ammar mescide girdiler. "İkisi de minbere çıktı. Ali'nin oğlu Hasen minberin üzerinde üst tarafına geçti. Ammar ise (minber üzerinde) Hasen'den daha aşağıda ayağa kalktı. Bizler onu dinlemek üzere toplandık. Ebu Meryem dedi ki: Ben Ammar'dan şöyle derken işittim." İshak b. Rahuye'nin rivayetinde Ammar'ın sözü şöyle aktarılmaktadır: "mu'minierin emiri bizi sizleri seferber etmek üzere gönderdi. Annemiz (Hz. Aişe radıyallahu anha) Basra'ya yürümüştü." İbn Ebi Leyla'nın bu olayla ilgili rivayet i ise şöyledir: "el-Hasen dedi ki: "Ali şöyle diyor: 'Ben Allah'ın üzerindeki hakkını gözeten herkese seferber olmasını hatırlatıyorum. Eğer ben mazlumsam bana yardım eder, zalimsem benden desteğini çeker. Allah'a yemin olsun ki Talha ve ZUbeyr bana ilk bey' at eden kişilerdi. Sonra ahidıerini bozdular. Ben hiçbir malı tercih etmedim, hiçbir hükmü değiştirmedim." İbn Ebi Leyla "Bu konuşma üzerine oniki bin kişi onun saflarında yer almak üzere ortaya çıktı" dedi. "Hz. Aişe Basra'ya doğru yürümüştür ve Allah'a yemin ederim ki Hz. Aişe elbette dünyada ve ahirette sizin Nebiinizin eşidir. Fakat Allah Teala Ali b. Ebi Talib'e mi itaat ediyorsunuz, yoksa Hz. Aişe'yi mi itaat ediyorsunuz diye belli etmek için Hz. Aişe ile sizleri imtihan etmiştir." İbn Ebi Şeybe'de bu olay şöyle nakledilir: Ammar dedi ki: Annemiz bu yürüyüşüne çıkmıştır. Vallahi o dünya ve ahirette Muhammed'in eşidir, fakat Yüce Allah Ali'ye mi yoksa ona mı itaat edeceğimizi belli etmek için bizi onunla denemiştir."(İbn Ebi Şeybe, Musannej, VI, 390) Ammar'ın bu sözüyle söylemek istediği bu olayda doğru Ali'nin yanında idi. Hz. Aişe bununla birlikte İslam' dan çıkmış olmadığı gibi, cennette Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi olmaktan mahrum olacak değildir. Bu söz Ammar'ın insafı, takvasının şiddeti ve hak olan sözü araştırma titizliğinden sayılır. "Sonra beraberce mescide gittiler." İbn Battal şöyle demiştir: Onların aralarında geçen bu karşılıklı konuşma her iki zümrenin kendi içtihadına göre hareket ettiğini ve doğrunun kendi yanında olduğu kanaatini taşıdığını göstermektedir. İbn Battal şöyle der: Ebu Mesud varlıklı ve cömert bir kişi idi. O ikisi Ebu Mesud'un yanında Cuma günü toplanmışlardı. Ebu Mesud, Ammar'a cumaya katılması için bir elbise giydirdi. Zira o sefer elbisesi içinde ve savaşçı kılığında idi. Ebu Mesud bu elbiseyle Ammar'ın Cumaya gitmesini hoş görmedi. Elbiseyi ona Ebu Musa'nın huzurunda giydirmek istemedi. Çünkü Ebu Musaya giydirmemişti. Bunun üzerine Ebu Musa'ya da giydirdi. "A'yebe" Bu kelime "ayb" kelimesinin ism-i tafdilidir. Ebu Mesud onların her birinin işe süratli koyulmalarını kendi inancına göre ayıp kabul etti. Ammar' ın ayıbı halifeye muhalefette geçkalmak ve Yüce Allah'ın "Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın"(Hucurat 9) ayet-i kerimesine sarılmayı terk etmekti. Diğer ikisinin ayıbı ise fitne zamanı doğrudan savaşa katılmayı terk etme tarzındaki hareketleriydi. Ebu Mesud bu konudaki hadisleri esas aldığı için ve Müslümana karşı silah çekme konusunda var olan tehdit dolayısıyla savaşa katılmama fikrinde idi. Ammar meşru idareciye isyan edenle (baği), ahdini bozanlar ve "Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın" ayet-i kerimesine yapışma konusunda Ali'nin görüşünü taşıyordu. O, savaş konusunda varid olan tehdidi, arkadaşına saldırgan olan kimselere yönelik olarak değerlendiriyordu

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقِ بْنِ سَلَمَةَ، كُنْتُ جَالِسًا مَعَ أَبِي مَسْعُودٍ وَأَبِي مُوسَى وَعَمَّارٍ فَقَالَ أَبُو مَسْعُودٍ مَا مِنْ أَصْحَابِكَ أَحَدٌ إِلاَّ لَوْ شِئْتُ لَقُلْتُ فِيهِ غَيْرَكَ، وَمَا رَأَيْتُ مِنْكَ شَيْئًا مُنْذُ صَحِبْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْيَبَ عِنْدِي مِنِ اسْتِسْرَاعِكَ فِي هَذَا الأَمْرِ‏.‏ قَالَ عَمَّارٌ يَا أَبَا مَسْعُودٍ وَمَا رَأَيْتُ مِنْكَ وَلاَ مِنْ صَاحِبِكَ هَذَا شَيْئًا مُنْذُ صَحِبْتُمَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْيَبَ عِنْدِي مِنْ إِبْطَائِكُمَا فِي هَذَا الأَمْرِ‏.‏ فَقَالَ أَبُو مَسْعُودٍ وَكَانَ مُوسِرًا يَا غُلاَمُ هَاتِ حُلَّتَيْنِ‏.‏ فَأَعْطَى إِحْدَاهُمَا أَبَا مُوسَى وَالأُخْرَى عَمَّارًا وَقَالَ رُوحَا فِيهِ إِلَى الْجُمُعَةِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 17, Hadis no. 7107
BÂB (18)

بَاب: إِذَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِقَوْمٍ عَذَابًا

Sahih-i Buhari 7108Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah bir kavme azap indirince, o kavim içinde bulunan her ferde azap gelir. Sonra herkes kendi amellerine göre diriltilir" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: ''Allah'ın bir topluluğa azap indirmesi." Yani Allah'ın, bir kavme kötü amellerine ceza olarak azap indirmesi. "Sonra herkes kendi amellerine göre diriltilir." Yani onlardan her bir fert, kendi ameline göre diriltilir. Ameli salih ise akıbeti salih, aksi takdirde kötü olur. Bu azap, salihler için temizlik, fasıklar için intikam olmuş olur. İbn Hibban'ın Sahih'inde Aişe r.anha'nın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah aralarında salih kimseler olduğu halde cezasını hak edenlere darbesini indirdiğinde salih kimseler de onlarla birlikte aynı darbeye maruz kalırlar. Sonra herkes kendi niyetine ve ameline göre diriltilir. "(İbn Hibban, Sahih, XVI, 305) İbn Battal şöyle der: Bu hadis, Zeynep bnt. Cahş hadisini açıklamaktadır. Zeynep, Res.ulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "İçimizde bu kadar salih kimseler varken biz helak or muyuz?" diye sormuş, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet, fısk u fücur çoğaldığı zaman (helak olursunuz)" cevabını vermiştir. Münker açığa vurulup, günahlar alenen işlendiğinde herkes helak edilir. Biz de şunu ekleyelim: İbn Battal'ın son sözüne uygun düşen Hz. Ebu Bekir'in naklettiği şu hadistir: "İnsanlar bir münkeri görür de onu değiştirmezlerse Yüce Allah'ın onların tümüne ceza vermesi yakındır." Bu hadisi Sünen imamları rivayet etmiş, İbn Hibban sahih olduğunu belirtmiştir. (İbn Hibban, Sahih, 1,540; Ebu Dawd, Melahim; İbn Mace, Rten; Tirmizi, Tefsir Maide) Bunun bir benzeri Hz. Aişe radıyallilhu anha'nın naklettiği şu hadistir: "Hayret vericidir ki ümmetimden bazı kimseler Beytullah'a sığınmış bir adamı (yakalamaya) yönelirler. Onlar daha çölde iken yerin dibine batırılırlar." Biz "Ya Resulallah! Bazen yolda her çeşit insan bulunabilir" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet! Bunların aralarında oraya kasten yola çıkan olduğu gibi, istemeden çıkan, onlardan olmadığı halde onlarla birlikte bulunan olabi/ir. Bunların tümü helak olup gider ancak değişik şekilde dirilirler. Yüce Allah onları niyetlerine göre diri/tir" buyurdu.(Müs!im, fiten) Müslim'in, Ümmü Seleme'den de buna benzer bir nakli vardır: "Ben Ya Resulallah! Buna istemeden katılanın durumu nasılolur?" diye sordum. Resulullah sallallilhu aleyhi ve sellem "O da onlarla birlikte yerin dibine batırılır, fakat kıyamet günü niyetine göre diri/ir." buyurdu.(Müs!im, fiten) Onun Cabir'den de bir nakli daha vardır. Buna göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kul öldüğü şekil üzere diri/ir" buyurmuştur. Davudi şöyle der: İbn Ömer hadisinin manası şudur: "Küfürlerinden dolayı azaba uğrayan milletlerin içerisinde çarşı-pazarlarda alışveriş edenler ve onlardan olmayanlar bulunabilir. Bunların tümü eceııeriyle ölür. Ancak kıyamet günü kendi ameııerine göre dirilirler." Kısacası aynı ölümü paylaşmak, aynı sevabı veya cezayı paylaşmayı gerektirmez. Tam tersine her bir ferde kendi niyetine göre amelinin karşılığı verilir. İbn Ebi Cemre bu akıbete uğrayan kimselerin başına bunun gelmesi, marufu emretmeyerek, münkeri yasaklamayarak sessiz kalmaları olduğu kanaatini benimsemiştir. İyiliği emredip, kötülüğü yasaklayanlar ise gerçek mu'minlerdir. Yüce Allah onların başlarına azap göndermez. Tam tersine azabı onlardan savuşturur. Nitekim şu ayetler bu anlayışı teyit etmektedir: "Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helak etmişizdir. "(Kasas,59) "Halbuki sen onların içinde iken Allah onları azap edecek değildir ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici deği/dir. "(Enfal 33) Kendisi yapmasa bile kötülüğü yasaklamayanların başına azabın geleceğini şu ayet-i kerime göstermektedir:: "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini yahut onlarla alayedildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıneaya kadar kafirlerle beraber oturmayın yoksa siz de onlar gibi olursunuz. "(Nisa 140) Bu ayetten kafirlerden ve zalimlerden kaçmanın meşru olduğu hükmü anlaşılmaktadır. Çünkü onlarla birlikte bulunmak, insanın kendisini tehlikeye atması anlamına gelmektedir. Bu, kişinin onlara yardım etmediği ve yaptıklarına razı olmadığında sözkonusudur. Buna karşılık onlara yardım eder veya yaptıklarından hoşlanırsa artık onlardan olur. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Semud diyarından çıkmakta acele etme emri vermesi bunu teyit etmektedir. İnsanların kendi amellerine göre dirilmeleri adil bir hükümdür. Çünkü onlar ahirette yaptıkları salih amellerin karşılığını alacaklardır. Dünyada ise başlarına hangi bela gelirse gelsin bu yaptıkları kötü amelin kefareti olacaktır. Dolayısıyla dünyada zulmedenlerin üzerine gönderilecek olan azap, onlarla birlikte bulunup, yaptıklarına ses çıkarmayanlara da gelecektir. Bu onların yağcılıklarına bir cezadır. Sonra kıyamet günü her bir fert dirilecek ve kendi amelinin karşılığını alacaktır. Bu hadis-i şerif kötülüğü yasaklamayan kimselere bir uyarı ve büyük bir korkutma niteliklidir. Onların hali bu olduğuna göre yağcılık yapanların hali nice olacaktık! Yapılanlara razı olanların durumu nice olacaktır! Onlarla iş birliği yapanların durumu nice olacaktır! Yüce Allah'tan esenlik dileriz. Biz de şunu ekleyelim: İbn Ebi Cemre'nin açıklamasından çıkan zorunlu sonuç şudur: Asilerin yaptıklarından dolayı itaatkarlara dünyada azap gelmez. Kurtubi et-Tezkire'de bu yaklaşıma meyletmiştir. Az önce yaptığımız açıklama bu hadisin zahirine çok daha yakındır. Bunun bir benzerini Kadı İbnü'l-Arabi benimsemiştir. Bu konu, Zeynep bnt. Cahş'ın naklettiği hadis açıklanırken ele alınacaktır. Zeynep "İçimizde bu kadar iyi kimseler varken biz helak edilir miyiz?" diye sorunca, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet, fısk u füeur çoğa/dığı zaman {helak olursunuz)!" diye cevap vermiştir. Bu hadis Fiten bölümünün sonunda gelecektir

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُثْمَانَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِقَوْمٍ عَذَابًا، أَصَابَ الْعَذَابُ مَنْ كَانَ فِيهِمْ، ثُمَّ بُعِثُوا عَلَى أَعْمَالِهِمْ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 18, Hadis no. 7108
BÂB (19)

بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ لِلْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ: (إِنَّ ابْنِي هَذَا لَسَيِّدٌ، وَلَعَلَّ اللَّهَ أَنْ يُصْلِحَ بِهِ بَيْنَ فِئَتَيْنِ مِنَ الْمُسْلِمِين)

Sahih-i Buhari 7109Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Süfyan b. Uyeyne şöyle anlatmıştır: Bize İsrail Ebu Musa el-Basri rivayet etti. Onunla Kufe'de karşılaştım. O, Kufe kadısı Abdullah b. Şubrime'nin yanına gelmişti. Ona "Beni Kufe emiri İsa b. Musa'nın huzuruna al da ona vaaz edeyim!" dedi. İbn Şübrime, İsrail'e emirden bir tehlike gelir diye korktu da bunu yapmadı. İsrail şöyle dedi: "Bize Hasan-ı Basrl şöyle anlatt•t: Ali'nin oğlu Hasan, Muaviye b. Süfyan'ın üzerine büyük birliklerle yürüdüğü zaman Amr b. eı-As, Muaviye'ye 'Ben arkada olanları geri dönmedikçe geri dönüp kaçmayacak olan bir ordu görüyorum' dedi. Muaviye Amr'a (babaları öldürülürse) Müslümanların çocuklarına bakmayı bana kim tekeffü! eder?" dedi. Amr "Ben tekeffül ederim" dedi. Bundan sonra Abdullah b. Amir ile Abdurrahman b. Semura "Biz Muaviye ile karşı karşıya gelir ve ona barış istemesini söyleriz" dediler. Hasan-ı Basrı şöyle dedi: "Yemin olsun ki ben Ebu Bekre'den işittim. Şöyle dedi: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem minberde hutbe okurken torunu Hasan içeriye girdi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şüphesiz bu benim oğlum bir seyyiddir. Umarım ki Allah bu oğlum sebebiyle Müslümanlardan iki büyük fı rkan ın arasını düzeltir" buyurdu

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ أَبُو مُوسَى، وَلَقِيتُهُ، بِالْكُوفَةِ جَاءَ إِلَى ابْنِ شُبْرُمَةَ فَقَالَ أَدْخِلْنِي عَلَى عِيسَى فَأَعِظَهُ‏.‏ فَكَأَنَّ ابْنَ شُبْرُمَةَ خَافَ عَلَيْهِ فَلَمْ يَفْعَلْ‏.‏ قَالَ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ قَالَ لَمَّا سَارَ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنهما ـ إِلَى مُعَاوِيَةَ بِالْكَتَائِبِ‏.‏ قَالَ عَمْرُو بْنُ الْعَاصِ لِمُعَاوِيَةَ أَرَى كَتِيبَةً لاَ تُوَلِّي حَتَّى تُدْبِرَ أُخْرَاهَا‏.‏ قَالَ مُعَاوِيَةُ مَنْ لِذَرَارِيِّ الْمُسْلِمِينَ‏.‏ فَقَالَ أَنَا‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرٍ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَمُرَةَ نَلْقَاهُ فَنَقُولُ لَهُ الصُّلْحَ‏.‏ قَالَ الْحَسَنُ وَلَقَدْ سَمِعْتُ أَبَا بَكْرَةَ قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ جَاءَ الْحَسَنُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ ابْنِي هَذَا سَيِّدٌ وَلَعَلَّ اللَّهَ أَنْ يُصْلِحَ بِهِ بَيْنَ فِئَتَيْنِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 19, Hadis no. 7109
Sahih-i Buhari 7110Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Usame'nin azatlısı Harmele şöyle anlatmıştır: -Amr b. Dinar 'Ben bu Harmele'yi görmüşümdür' demiştir.' -Usame b. Zeyd beni Ali'nin yanına gönderdi ve ona şöyle dedi: Ali senden şimdi soracak ve "Arkadaş ın Üsame neden bana yardım etmekten, yanımda yer almaktan geri kaldı?" diyecektir. Ali'ye şöyle de: Üsame sana şunu söylüyor: Eğer sen bir aslanın ağzının içinde olaydın, orada seninle beraber olmayı arzu ederdim. Fakat bu meseleyi (Müslümanlarla çarpışmayı) doğru bulmuyorum. Harmele olayın devamını şöyle anlattı: Ben bu sözü getirip, Ali'ye haber verdim, fakat bana hiçbir şey vermedi. Sonra Hasen, Hüseyin ve İbn Cafer'in yanına gittim. Onlar binek devemi ağır yüklerle yüklediler. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İsrail Ebu Musa." Bu İsrail'in künyesidir. İsrail, Basralı olup, ticaret maksadıyla Hindistan'a gider gelirdi ve orada bir süre kalırdı. "Onunla Kufe'de karşılaştım." Bu sözü söyleyen Süfyan b. Uyeyne'dir. "İbn Şübrüme'ye geldi." İbn Şübrüme, Ebu Cafer el-Mansur'un halifeliği döneminde Kufe kadılığı yapan Abdullah'tır. İbn Şübrüme, Ebu Cafer'in halifeliği zamanında 144 senesinde vefat etmiştir. Kendisi tavizsiz, iffetli, güvenilir ve fakih bir aHmdi. "Beni Kı1fe emiri İsa b. Musa'nın huzuruna al da ona vaaz edeyim." Burada adı geçen İsa, Mansur'un kardeşinin oğlu İbn Musa b. Muhammed b. Ali b. Abdullah b. Abbas'tır. Kendisi o zamanlar Kı1fe emiri idi. "İbn Şübrüme, İsrail'e emirden bir tehlike gelir diye korktu da bunu yapmadı." Yani onu .İsa b. Musa'nın huzuruna almadı. Herhalde bunun sebebi onun canından endişe duymasıydı. Çünkü o gerçeği bütün çıplaklığıyla söyleyen biriydi. Bundan dolayı İsa'ya kibar davranmayacağından ve onun da karşı tepki olarak gençliğin ve iktidarın verdiği gafletle ona gaddar davranacağından korktu. İbn Battal şöyle demiştir: İbn Şübrüme'nin bu uygulaması, bir kimsenin canına kastedileceğinden endişe duyduğu takdirde iyiliği emredip, kötülüğü yasaklama yükümlülüğünün üzerinden düşeceğini göstermektedir. Bu olayda adı geçen İsa, el-Mehdl'nin halifeliği döneminde 168 yılında vefat etmiştir. "Ali'nin oğlu Hasan, Muaviye b. Ebi Süfyan'ın üzerine büyük birliklerle yürüdüğü zaman." Sulh bölümünde Abdullah b. Muhammed'in nakline göre Süfyan şöyle anlatır: "Vallahi el-Has en b. Ali, Muaviye'yi dağlar gibi birliklerle karşıladı." Hadiste geçen "........." kelimesinin çoğuludur. Ketıbe, bir araya gelmiş büyük bir askeri birlik demektir. İbn Battal şöyle demiştir: el-Hasen Muaviye'ye halifelik işini teslim etti ve Allah'ın kitabı, Nebiinin sünnetini uygulamak şartıyla ona bey'at etti. Muaviye, KMe'ye girdi. Halk kendisine bey'at etti. Bu yıla insanlar bir araya geldiği ve savaş kesildiği için "Senetü'l-cemaa" adı verildi. İbn Ömer, Sa'd b. Ebi Vakkas, Muhammed b. Mesleme gibi savaşmaktan kaçınma fikrinde olan herkes, Muaviye'ye bey'at etti. Muaviye, el-Hasen'e üç yüz milyon elbise, otuz köle ve yüz deve verdi ve sonra Medine'ye döndü. Muaviye de KMe'ye el-Muğire b. Şu'be'yi, Basra'ya Abdullah b. Amir'i vali tayin etti. Kendisi ise Dımaşk'a dc,ndü. ''Amr b. eı-As, Muaviye'ye 'Ben arkada olanları geri dönmedikçe geri dönüp kaçmayacak olan bir ordu görüyorum' dedi." Yani mukabilinde olan geri dönmedikçe, geri dönüp kaçmayacak olan bir ordu görüyorum dedi. Sulh bölümünde Abdullah b. Muhammed'in rivayetinde şu ifade geçmişti: "Ben öyle birlikler görüyorum ki akranını öldürmedikçe geri dönmez." Bu daha açıktır. "Muaviye Amr'a (babaları öldürülürse) Müslümanların çocuklarını bakmayı bana kim tekeffül eder?" dedi." Yani onların babaları öldürüldüğü takdirde kendilerini bakmayı kim üstlenir? Sulh bölümünde geçen rivayette şöyle bir cümle yer almaktaydı: "Muaviye ona dedi ki: -Vallahi o, iki kişinin en hayırlısıydı.- Ey Amr! Bunlar, bunlar, şunlar, şunlar öldürüldüğü takdirde insanların işlerini görmeyi benim adıma kim üstlenecek? Kadınlarına benim adıma kim bakacak? Çocuklarına ve zayıflarına benim adıma kim bakacak?" Muaviye bu sözüyle her iki ordunun askerlerinin her iki bölgedeki insanların büyük bir kısmını teşkil ettiğine işaret ediyor ve bunlar öldürüldüğü takdirde insanların durumunun kötüye gideceğini, onların ardından halkın ve çocuklarının durumlarının bozulacağını söylemek istiyordu. ''Abdullah b. Amir ile Abdurrahman b. Semura 'Biz Muaviye ile karşı karşıya gelir ve ona barış istemesini söyleriz'" dediler. Yani ona barış teklif ederiz demek istediler. Bu ifadenin zahirinden anlaşılan, onların buna bilfiil başladıklarıdır. Sulh bölümünde ise o iki ismi Muaviye'nin gönderdiği geçmişti. Bu iki haberi Abdullah ve Abdurrahman kendilerini Muaviye'ye teklif ettiler, o da onların görüşüne katıldı diyerek cem ve telif etmek mümkündür. "Muaviye dedi ki: Bu kişiye gidin ve ona" dilediği kadar mal "teklif edin ve deyin ki" yani Müslümanların kanlarını sulh yoluyla kurtarma konusunda onunla konuşun ve "Kendisinden isteyin" yani ondan halifelik davasından geri çekilmesini ve görevi Muaviye'ye teslim etmesini isteyin. Ona da bunun karşılığında dilediği malı verin. el-Hasen b. Ali onlara şöyle dedi: "Biz Abdulmuttalib'in çocuklarıyız. O maldan bizde de var. Bu ümmet kanı uğruna birbirini öldürdü." Abdullah'la, Abdurrahman şöyle dediler: "Muaviye sana şunları şunları teklif ediyor, senden istiyor ve talep ediyor." el-Hasen "Bunları bana kim garanti eder?" diye sordu. Abdullah'la, Abdurrahman "Biz bunları sana garanti ediyoruz" dediler. el-Hasen onlardan ne istediyse, onlar "Biz bunu sana tekeffül ediyoruz" dediler. Bunun üzerine onlarla barıştı. "(Buhari, Sulh) İbn Battal şöyle demiştir: Bu, Muaviye'nin sulh istediğini ve el-Hasen'e mal teklif edip, onda barış isteği uyandırdığını, kılıcı geri çekmeyi teşvik ettiğini ve dedesinin onun sebebiyle ıslah konusunda seyyid olacağı vaadini hatırlattığını göstermektedir. el-Hasen ona şöyle cevap vermiştir: "Biz Abdulmuttalib'in çocuklarıyız. O maldan bizde de var." Yani bizler cömert ve bize tabi olan aile ve azatlılarımıza genişlik sağlama karakterinde yaratılmışız. Bizler bunu halifelikle birlikte başarıyorduk. Böylece sözkonusu tutum bizim için bir adet haline gelmiştir. el-Hasen "Bu ümmet" ifadesiyle Şam ve Irak ordularını kastetmektedir. "Kad aset" fiili onlar birbirlerini katletti demektir. Bundan ancak geçmişte yaptıklarını bağışlamakla ve mal verip birbirlerine kaynaşmakla vazgeçerler. el-Hasen yaptığı bu konuşmalarla fitneyi yatıştırmak ve maldan başkasıyla gönlü olmayacaklara mal dağıtmak istemiştir. Abdullah ve Abdurrahman onun ileri sürdüğü bütün şartları uygun görmüşler ve kendisine her yıl adı geçenlerin ihtiyaç duyacakları mal, elbise ve azıktan verileceği taahhüdünde bulunmuşlardır. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Bu olay Nebilik alametlerinden ve el-Hasen b. Ali'nin menkıbelerinden biridir. Çünkü o iktidarı taraftarı az olduğu için terk etmediği gibi, bir zilletten veya hastalıktan da bırakmış değildir. Tam tersine Allah katında olanı istediği için vazgeçmiştir. Zira o bu tavrının Müslümanların kanlarını koruyacağını düşünmüştür ve böylece dini ve ümmetin masıahatını gözetmiştir. 2- Bu olay Hz. Ali ile beraberinde bulunanları, Muaviye ile taraftarlarını tekfir eden Haridiere bir cevaptır. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem her iki zümreyi "Müslüman" olarak nitelemektedir. Buradan hareketle Süfyan b. Uyeyne bu hadisin sonunda şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "mine'lmüslimın" ifadesi, bizi son derece hayrette bırakmıştır. 3- Hadis Müslümanların arasını düzeltmenin, özellikle de bunda onların kanlarını koruma niteliği varsa faziletli olduğunu göstermektedir. Bu olay Muaviye'nin halka şefkatli olduğunu, Müslümanlara şefkatle yaklaştığını ve iktidarı çekip çevirmedeki ileri görüşlülüğünü, geleceği görmedeki yeteneğini göstermektedir. 4- Halifeliğe daha uygunu varken ondan daha aşağı mertebedeki birisi geçebilir. Çünkü Bedir savaşına katılmış olan Sa'd b. Ebi Vakkas ve Said b. Zeyd hayatta oldukları halde el-Hasen ve Muaviye'den her biri hilafet makamına geçmişlerdir. Bu görüş İbnu't-Tın'e aittir. 5- Bir halife Müslümanlar için fayda gördüğü takdirde kendi kendine halifelikten çekilebilir, dini ve dünyevi vazifelerini mal karşılığında bırakabilir. Bunun için mal almak ve şartlarını yerine getirdikten sonra onu vermek caizdir. Bunun şartı, lehine görevden çekinilen kişinin görevi terk edenden daha uygun olması ve verilen mal veren kimsenin şahsi malı olmasıdır. Çekilme kamu görevinden çekilme şeklinde olup, verilen mal da beytü'lmalden ise bu durumda masıahatın ve menfaatin halk yararına olması şarttır. İbn Battal bu hususa işaret ederek şöyle demiştir: Mal veren ve onu alan kişilerden her birinin görev konusunda dayanacağı bir sebebi ve esas alacağı bir görev akdi olmalıdır. 6- Seyyidlik en faziletli olana mahsus değildir. Tam tersine o kavmin başkanıdır. Kelimenin çoğulu "sade" şeklindedir. Bu kelime "es-su'det" kökünden türemedir. Bazıları seyyidin kalabalık bir insan grubuna başkan olmasını gözünün önüne alarak bunun "es-sevad" kökünden türediğini söylemişlerdir. "es-Sevad" çok sayıda insan demektir. Mühelleb şöyle demiştir: Seyyidlik insanların kendisinden yararlandığı kişinin hakkıdır. Çünkü seyyidlik ıslaha bağlanmıştır. 7- Kızın oğluna "oğul" denebilir. Annenin babası olan dedenin karısı kızının oğluna haram olduğu, kızın oğlunun karısının da o dedeye haram olduğu noktasında -bunlar miras almada birbirlerinden farklı olmakla birlikte- icma vardır. 8- Hz. Ali halifeliğe daha layık ve hakka daha yakın olduğu halde Muaviye ve Ali' den hiçbirinin yanında savaşa katılmayanların görüşlerinin doğru olduğu bu hadisten anlaşılmaktadır. Sa'd b. Ebi Vakkas, İbn Ömer, Muhammed b. Mesleme ve bu savaşlardan ayrılan diğer kişilerin görüşleri bu doğrultudadır. Ehl-i sünnet alimlerinin çoğunluğu "Eğer mu'minlerden iki grup birbiriyle vuruşurlarsa aralannı düzeltin"(Hucurat 9) ayet-i kerimesini esas aldıkları için Hz. Ali'nin yanında çarpışanların isabetli hareket ettikleri kanaatine varmışlardır. Ayet-i kerimede meşru devlet başkanına isyan eden kimselerle (bağı) savaşma emri verilmektedir. Hz. Ali'ye karşı çarpışanların bağı oldukları sabittir. Çoğunluğu oluşturan bilginler bu görüşlerinin yanında bunlardan hiçbirini kınamama konusunda ittifak etmişlerdir. Çoğunluk onlar "içtihat edip, hata ettiler" demektedirler. Ehl-i sünnetten az bir zümre ise -Mutezile mezhebinin çoğunluğu da bu görüştedir- her iki grubun isabetli olduğunu söylerken, bir başka grup isabetli olanın muayyen olmayan bir zümre olduğunu söylemişlerdir. "Üsame b. Zeyd beni gönderdi." Yani Medine'den gönderdi. "Ali'nin yanına" yani KCıfe'deki Ali'ye gönderdi. Ravi burada mesajın içeriğinden söz etmiyor. Ancak "fakat bana hiçbir şey vermedi" ifadesi Üsame'nin onu Ali'den biraz mal istemek üzere gönderdiğini ifade etmektedir. "Üsame, Harmele'ye dedi ki: Ali senden şimdi soracak ve 'Arkadaş ın Üsame bana yardımdan niçin geri kaldı?' diyecektir." Bunu Üsame, Ali'ye yardımdan geri kalmasının mazereti olarak hazırlamıştı. Çünkü o Ali'nin kendisine yardımdan geri kalanlara özellikle ehl-i beytine mensup Üsame gibi birisinin geri kalmasına tepki göstereceğini biliyordu. Bundan dolayı Üsame, kendisinin canına çok düşkün olduğu ve Ali'yi sevmediği için ona yardımdan geri kalmadığını, Ali en korkunç bir mekanda bile olsa onunla birlikte olmayı ve kendisine destek çıkmayı sevdiğini, ancak Müslümanlarla çarpışmaktan hoşlanmadığı için geri kaldığını ifade etti. "Fakat bu meseleyi (Müslümanlarla çarpışmayı) doğru bulmuyorum" cümlesi bunu ifade etmektedir. "Hasen, Hüseyin ve İbn Cafer'in yanına gittim. Onlar binek devemi ağır yüklerle yüklediler." Yani benim için deveme götürebileceği kadar mal yüklediler

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ قَالَ عَمْرٌو أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ، أَنَّ حَرْمَلَةَ، مَوْلَى أُسَامَةَ أَخْبَرَهُ قَالَ عَمْرٌو وَقَدْ رَأَيْتُ حَرْمَلَةَ قَالَ أَرْسَلَنِي أُسَامَةُ إِلَى عَلِيٍّ وَقَالَ إِنَّهُ سَيَسْأَلُكَ الآنَ فَيَقُولُ مَا خَلَّفَ صَاحِبَكَ فَقُلْ لَهُ يَقُولُ لَكَ لَوْ كُنْتَ فِي شِدْقِ الأَسَدِ لأَحْبَبْتُ أَنْ أَكُونَ مَعَكَ فِيهِ، وَلَكِنَّ هَذَا أَمْرٌ لَمْ أَرَهُ، فَلَمْ يُعْطِنِي شَيْئًا، فَذَهَبْتُ إِلَى حَسَنٍ وَحُسَيْنٍ وَابْنِ جَعْفَرٍ فَأَوْقَرُوا لِي رَاحِلَتِي‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 19, Hadis no. 7110
BÂB (20)

بَاب: إِذَا قَالَ عِنْدَ القوم شَيْئًا، ثُمَّ خَرَجَ فَقَالَ بِخِلَافِهِ

Sahih-i Buhari 7111Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Nafi şöyle anlatmıştır: Medine ahalisi Yezid b. Muaviye'ye bey'at etmekten caydıkları zaman İbn Ömer kendi maiyetini ve oğlunu topladı ve onlara hitaben şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim "Verdiği sözde durmayıp cayan her bir kişi için kıyamet gününde bir bayrak dikilir" diyordu. Bizler bu adama Allah'ın ve Resulünün bey'at emri üzere bey'at ettik ve ben bir kimsenin bir adama Allah'ın ve Resulünün bey'at emri üzere bey'at edilip de sonra savaş bayrağı dikilmesinden daha büyük bir sözden cayma bilmiyorum Sizden herhangi birinin Yezid'in bey'atinden caydığını ve başkasına bey'at ettiğini öğrenirsem, şayet böyle bir şey olursa bu tavır, aramızdaki ilişkiyi bitirir

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ لَمَّا خَلَعَ أَهْلُ الْمَدِينَةِ يَزِيدَ بْنَ مُعَاوِيَةَ جَمَعَ ابْنُ عُمَرَ حَشَمَهُ وَوَلَدَهُ فَقَالَ إِنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ يُنْصَبُ لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏ وَإِنَّا قَدْ بَايَعْنَا هَذَا الرَّجُلَ عَلَى بَيْعِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَإِنِّي لاَ أَعْلَمُ غَدْرًا أَعْظَمَ مِنْ أَنْ يُبَايَعَ رَجُلٌ عَلَى بَيْعِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ، ثُمَّ يُنْصَبُ لَهُ الْقِتَالُ، وَإِنِّي لاَ أَعْلَمُ أَحَدًا مِنْكُمْ خَلَعَهُ، وَلاَ بَايَعَ فِي هَذَا الأَمْرِ، إِلاَّ كَانَتِ الْفَيْصَلَ بَيْنِي وَبَيْنَهُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 20, Hadis no. 7111
Sahih-i Buhari 7112Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu'l-Minhal şöyle demiştir: İbn Ziyad ve Mervan Şam'a hakim oldukları, Abdullah b. Zübeyr de Mekke'de harekete geçtiğinde, Basra'da kura ilimle uğraşanlar yine hilafete karşı isyan ettiklerinde, babamla birlikte Ebu Berze el-Eslemi'nin yanına gittik ve evinde bulunduğu sırada huzuruna girdik. Ebu Berze kendisine ait kamıştan yapılmış yüksek bir odanın gölgesinde otururken huzuruna girdik ve yanında oturduk. Babam ondan hadis rivayet etmesini istedi. Ona "Ey Ebu Berze! İnsanların içine düştükleri hali görmez misin?" dedi. Onun ilk konuştuğunda işittiğim sözü şu oldu: "Şüphesiz benim Allah katında sevap beklediğim şeylerden biri, Kureyş'ten birtakım kabileiere öfke duyar oluşumdur. Şüphesiz sizler ey Arap topluluğu, sizler bilmekte olduğunuz şu illet, azlı k veya sapıklık hali üzere idiniz ve muhakkak ki Allah sizleri İslam dini ve Muhammed ile kurtardı. Nihayet şu gördüğünüz seviyeye ulaştınız. Şu dünya aranızı ifsat edip bozdu ve şu Şam' da bulunan zat vallahi eğer savaşırsa dünyalık elde etmekten başka bir amaçla savaşmaz. Şu sizlerin aranızda bulunan kimseler vallahi savaşırlarsa muhakkak dünyalık elde etmek için savaşırlar ve şu Mekke' de bulunan kimse de eğer savaşırsa mutlaka dünyalık elde etmek için savaşır

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا أَبُو شِهَابٍ، عَنْ عَوْفٍ، عَنْ أَبِي الْمِنْهَالِ، قَالَ لَمَّا كَانَ ابْنُ زِيَادٍ وَمَرْوَانُ بِالشَّأْمِ، وَوَثَبَ ابْنُ الزُّبَيْرِ بِمَكَّةَ، وَوَثَبَ الْقُرَّاءُ بِالْبَصْرَةِ، فَانْطَلَقْتُ مَعَ أَبِي إِلَى أَبِي بَرْزَةَ الأَسْلَمِيِّ حَتَّى دَخَلْنَا عَلَيْهِ فِي دَارِهِ وَهْوَ جَالِسٌ فِي ظِلِّ عُلِّيَّةٍ لَهُ مِنْ قَصَبٍ، فَجَلَسْنَا إِلَيْهِ فَأَنْشَأَ أَبِي يَسْتَطْعِمُهُ الْحَدِيثَ فَقَالَ يَا أَبَا بَرْزَةَ أَلاَ تَرَى مَا وَقَعَ فِيهِ النَّاسُ فَأَوَّلُ شَىْءٍ سَمِعْتُهُ تَكَلَّمَ بِهِ إِنِّي احْتَسَبْتُ عِنْدَ اللَّهِ أَنِّي أَصْبَحْتُ سَاخِطًا عَلَى أَحْيَاءِ قُرَيْشٍ، إِنَّكُمْ يَا مَعْشَرَ الْعَرَبِ كُنْتُمْ عَلَى الْحَالِ الَّذِي عَلِمْتُمْ مِنَ الذِّلَّةِ وَالْقِلَّةِ وَالضَّلاَلَةِ، وَإِنَّ اللَّهَ أَنْقَذَكُمْ بِالإِسْلاَمِ وَبِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم حَتَّى بَلَغَ بِكُمْ مَا تَرَوْنَ، وَهَذِهِ الدُّنْيَا الَّتِي أَفْسَدَتْ بَيْنَكُمْ، إِنَّ ذَاكَ الَّذِي بِالشَّأْمِ وَاللَّهِ إِنْ يُقَاتِلُ إِلاَّ عَلَى الدُّنْيَا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 20, Hadis no. 7112
Sahih-i Buhari 7113Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Huzeyfe b. el-Yeman şöyle demiştir: Bugün zamanımızda münafıklar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanındaki münafıklardan daha beterdirler. Çünkü o zamanki münafıklar nifaklarını gizlerlerdi. Bugünküler ise bütün bütün açığa vuruyorlar

حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ وَاصِلٍ الأَحْدَبِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ، قَالَ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ الْيَوْمَ شَرٌّ مِنْهُمْ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم كَانُوا يَوْمَئِذٍ يُسِرُّونَ وَالْيَوْمَ يَجْهَرُونَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 20, Hadis no. 7113
Sahih-i Buhari 7114Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Huzeyfe şöyle demiştir: Münafıklık Nebi s.a.v. zamanında idi. Bugün ise nifak, imandan sonra küfürdür. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kavmin yanında bir şey söyleyip sonra oradan çıkınca söylediğinin aksini söyleme." İmam Buhari bu konuda İbn Ömer'in rivayet ettiği "Verdiği sözde durmayıp cayan her bir kişi için kıyamet gününde bir bayrak dikilir" hadisine yer vermiştir. Bu konuda İbn Ömer'in Yezid b. Muaviye'ye bey'atle ilgili olarak yaşadığı bir olay vardır. İmam Buhari yine dünyalık elde etmek için iktidar uğruna çarpışan kimselere tepkisini konu alan Ebu Berze hadisine yer vermekte, ardından Huzeyfe'nin münafıklarla ilgili ifadesini zikretmektedir. Son ifadenin atılan başlığa olan uygunluğu gayet açıktır. Birinci rivayetin başlıkla uygunluğu ise arkadan konuşmanın, yüzüne konuşmaktan başka olmasının bir çeşit verilen sözden dönme olmasındandır. Ahkam bölümünde "Bir kimsenin Sultanı Yüzüne Karşı Överken Dışarı Çıktığında Bunun Aksini Konuşmasının Çirkinliği" şeklinde bir başlık gelecektir. İmam Buhari orada İbn Ömer'in emirlerin huzurunda oradan çıkınca söylenenlerin aksini söyleyen kimselerin durumunun ne olacağı şeklindeki soruya "İbn Ömer "Biz bu hareketi (Nebi zamanında) münafıklık sayıyorduk" şeklindeki sözüne yer vermiştir. "Medine ahalisi Yezid b. Muaviye'ye bey'at etmekten caydıkları zaman." elİsmallı'de şu ifade yer almaktadır: Muaviye İbn Ömer'in Yezid'e bey'at etmesini isteyince, İbn Ömer bunu kabul etmedi ve "Her iki emire de bey'at etmiyorum" dedi. Bunun üzerine Muaviye ona yüz bin dirhem para gönderdi. İbn Ömer paraları aldı. Akabinde de bir kişiyi göndererek "Biat etmene man i olan nedir?" diye sordurdu. İbn Ömer "Bu, bunun içindir -yani bu paranın bağışlanması bey'atin gerçekleşmesi içindir.- Benim dinim o takdirde nazarımda çok ucuz olmuş olur" dedi. Muaviye ölünce İbn Ömer, Yezid'e bey'atini bildirmek üzere mektup yazdı. "Medine ahalisi Yezid b. Muaviye'ye bey'at etmekten caydıkları zaman." Hadisin kalan kısmı yukarıda zikredildiği gibidir. Biz şunu ekleyelim: Bunun sebebi Taberl'nin Yezid b. Muaviye'ye isnat ederek zikrettiği şu olaydır: Yezid, Medine'ye amcasının oğlu Osman b. Muhammed b. Ebu Süfyan'ı vali tayin etmişti. Vali Osman, aralarında melekler tarafından yıkanan Hanzala b. Ebu Amir'in oğlu Abdullah b. Hanzala, Abdullah b. Ebu Amr b. Hafs el-Mahzumı olmak üzere Medine halkından bir grubu Yezid' e gönderdi. Yezid onlara ikram etti ve birtakım hediyeler verdi. Heyet geri dönünce Yezid'in ayıp ve kusurlannı sayıp dökmeye başladı. Onun içki içtiğini söyleyip daha başka iddialarda bulundular. Sonra Osman'ın üzerine çullanıp, onu valilikten azlettiler. Yezid b. Muaviye'ye bey'at etmekten vazgeçtiler. Bu olay Yezid'in kulağına gidince, onlara karşı Müslim b. Ukbe el-Mürrı'nin kumandasında bir ordu hazırladı. Ona Medine halkına üç gün çağrıda bulunmasını emretti. "Eğer bu görüşlerinden dönerlerse ne ala! Dönmezlerse onlarla çarpış. Medine'ye galip geldiğinde üç gün süreyle orduya izin ver, sonra saldırıdan vazgeç" diye emretti. Ordu kumandanı Medinelilerin üzerine yürüdü. Hicrı30 yılının zilhicce ayında oraya ulaştı ve Medine ahalisiyle çarpıştı. Ensarın emiri Abdullah b. Hanzala idi. Kureyş'in başında Abdullah b. Mutl', diğer kabileierin başında ise Mukbil b. Yesar el-Eşcaıbulunuyordu. Bunlar bir hendek kazdılar. Savaş başlayınca Medine ahalisi yenildi. İbn Hanzala öldürüldü. İbn Mutl' kaçtı. Müslim b. Ukbe, Medinede üç gün süreyle orduya izin verdi. Aralarında Ma'ki! b. Sinan, Muhammed b. Ebu'l-Cehm b. Huzeyfe, Yezid b. Abdullah b. Zem'a bulunmak üzere bir grup çembere alınarak kat/edildi. Kalanlarıyla Yezid'e bağlanmaları şartıyla anlaşma yaptı. "Haşemehu" İbnu't-Tın, bu kelimenin burada hizmetçileri ve maiyeti anlamına olduğunu söylemiştir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Bey'at almış olan yöneticiye itaat vaciptir, idaresinde zalim bile olsa ona isyan edilemez ve böyle bir idareci, fasıklık yapmakla görevinden çekilmiş sayılmaz. "Şu sizlerin aranızda bulunan kimseler." Yezid b. Zurey' ve İbnü'l-Mübarek'in rivayetine göre Ebu Berze "Şu etrafınızda bulunan ve kurranız olduğunu iddia ettiğiniz kimseler" demiştir. Sikkın'in rivayetine göre Nafi b. el-Ezrak'tan da söz etmiş ve son kısmında şöyle demiştir: "Babam 'o halde bana ne emredersin?' dedi. Ben senin hiç kimseyi terk ettiğini görmüyorum. O da şöyle dedi: Bugün ancak karınıarı insanların malından boş, sırtları kanlarından hafif olan topluluğu hayırlı görüyorum" demiştir. Sikkın'in rivayetine göre "İnsanların içinde bana en sevimli olanı kursakları insanların mallarından boş, sırtları kanlarından hafif olan şu topluluktur demiştir." Bu ifade Ebu Berze'nin fitne zamanı bir köşeye çekilmek gerektiği ve Müslümanlarla savaşla ilgili olarak hiçbir şeye katılmamak, -özellikle bu savaş bir iktidar talebi uğruna ise- tarafsız kalmak gerektiği şeklinde idi. 2- Fitne baş gösterdiğinde alimlerle ve dini yaşayan kimselerle danışmalarda bulunmak gerekir. Bir alim de görüşüne başvuran kimseye gerekli nasihatı vermekle yükümlüdür. 3- Bir münkeri işleyene arkasından bile olsa sözlü tepki göstermekle yetinmek mümkündür. Çünkü bu tepkiyi duyan kimse bundan öğüt alır ve o münkere düşmekten kaçınır

حَدَّثَنَا خَلاَّدٌ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي الشَّعْثَاءِ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ إِنَّمَا كَانَ النِّفَاقُ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَّا الْيَوْمَ فَإِنَّمَا هُوَ الْكُفْرُ بَعْدَ الإِيمَانِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 20, Hadis no. 7114
BÂB (21)

بَاب: لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُغْبَطَ أَهْلُ الْقُبُورِ

Sahih-i Buhari 7115Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Hayattaki bir kişi kabirdeki bir adam'ın yanından geçerken 'Keşke şu ölünün yerinde ben olaydım' diye ölümü temenni etmedikçe kıyamet kopmaz' buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kabirlerde olanlar (diriler tarafından) gıpta edilmedikçe kıyametin kapmayacağı." Hadiste yer alan "gıpta", gıpta edilen kimse aynı durumda kalmak şartıyla onun gibi olmayı temenni etmek demektir. "Hayattaki bir kişi kabirdeki bir adamın yanından geçerken 'Keşke şu ölünün yerinde ben olaydım' diyecektir." Yani keşke ben de ölü olaydım diyecektir. , İbn Battal şöyle demiştir: Fitne zamanlarında kabirde bulunanlara gıpta edip, ölmeyi temenni etmek batılın galebe çalmasından dolayı dinin elden gideceği korkusu, masiyetterin ve münkerin ortaya çıkması nedeniyledir. Bu, herkes için genel bir durum değildir. Bu sadece hayır ehli kimselere mahsustur. Onların dışındakiler, canlarına veya ailelerine ya da dünyalıklarına gelecek bir musibetten dolayı -dinleriyle ilgili bu konuda hiçbir şeyolmasa bile- bunu temenni ederler. Bu anlayışı Müslim'in Ebu H1zim rivayetiyle Ebu Hureyre' den naklettiği şu hadis teyit etmektedir: "Dünya hayatı, bir kimsenin birisinin kabrine gidip, toprağına bulanarak 'Keşke şu kabirde yatanın yerinde ben olsaydım' demedikçe ve din, onun açısından beladan başka bir anlam ifade etmedikçe sona ermeyecektir."(Müslim, fiten) Hadiste "recul=erkek" kelimesinin kullanılması, genellikle kabristana erkeklerin gitmesinden dolayıdır. Aksi takdirde kadın açısından da aynı şeyleri tasawur etmek mümkündür. Bundan sonra Kurtub! şöyle demiştir: Bu hadis, ileride fitne ve ağır meşakkati n baş göstereceğine, bundan dolayı dinin hafife alınacağına ve dini meselelere özen göstermenin azalacağına, kimsenin dünyası, geçimi ve bununla ilgili şeylerden başka bir derdinin olmayacağına işaret etmektedir. Bundan dolayı fitne zamanlarındaibadetin değeri daha da büyük olmuştur. Nitekim Müslim'in Makil b. Yesar' dan naklettiği bir hadiste Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Fitne zamanlarında ibadet bana hicret gibidir" buyurmuştur. (Müslim, fiten)

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَمُرَّ الرَّجُلُ بِقَبْرِ الرَّجُلِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي مَكَانَهُ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 21, Hadis no. 7115
BÂB (22)

بَاب: تَغْيِيرِ الزَّمَانِ حَتَّى تُعْبَدَ الْأَوْثَانُ

Sahih-i Buhari 7116Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Devs kabilesinin kadınlarımn kıçları Zülhalasa (putuna doğru) çalkalanmadıkça kıyamet kopmaz" buyurmuştur. Zülhalasa, cahiliye döneminde Devs kabilesinin tapmış oldukları putun adıdır

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ قَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ أَخْبَرَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَضْطَرِبَ أَلَيَاتُ نِسَاءِ دَوْسٍ عَلَى ذِي الْخَلَصَةِ ‏"‏‏.‏ وَذُو الْخَلَصَةَ طَاغِيَةُ دَوْسٍ الَّتِي كَانُوا يَعْبُدُونَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 22, Hadis no. 7116
Sahih-i Buhari 7117Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kahtan oğullarından bir adam çıkıp insanları asasıyla sevk ve idare etmedikçe kıyamet kopmayacaktr" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hatta tattaribe" yani kıçları birbirine vurmadıkça. "Eiyat" "el-elye" kelimesinin çoğuludur. Kelime bu haliyle kıç anlamına gelen "el-adze"ye benzer. Çünkü onun da çoğulu, "el-a'caz"dır. "Zülhalasa, Devs'in tağiyesidir." yani putudur. İbnü't-Tin şöyle demiştir: Hadis Devs kabilesi kadınlarının hayvanlara binerek kendi memleketlerinden sözkonusu puta doğru yolculuk yapacaklarını haber vermektedir. Kadınların kıçlarının çalkalanmasından maksat budur. Biz de şunu ekleyelim: Söylenmek istenen, sözkonusu putun etrafında dönerken kadınların kıçlarının birbirine vuracak kadar izdiham oluşturmaları olabilir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu ve benzer hadislerde söylenmek istenen, dinin hiçbir mensubu kalmayacak derecede yeryüzünün her köşesinden silinip kesilmesi demek değildir. Zira İslam'ın kıyamet kopuncaya kadar yeryüzünde kalacağı sabittir. Ancak İslam zayıflayacak ve ilk başladığı gibi tekrar garip hale gelecektir. İmam Buhari' bundan sonra "Ümmetimden bir zümre hak uğruna çarp/şmaya devam edecektir" hadisine yer vermektedir. Bu hadisin, diğer haberleri tahsis ettiği ve hak üzere baki kalacak zümrenin kıyamet kopuncaya kadar Beytü'lMakdis'te olacakları anlaşılmaktadır. İbn Battal, bu açıklamayla bu konudaki haberler birbiriyle uzlaşmaktadır der. İbn Battal'ın delilolarak gösterdiği rivayette o kimselerin Beytü'l-Makdis'te kıyamete kadar kalacaklarına açık bir ifade yoktur. Haberde sadece "Allah'ın emri gelinceye dek" ifadesi yer almaktadır. "Allah'ın emri" deyiminden maksat, hayatta kalan ve hak üzere olan mu'minlerin alınması olma ihtimali vardır. Haberlerin zahirieri Beytü'l-makdis'te olmakla nitelenen kimselerin son nesiinin Hz. İsa ile birlikte bulunanlar olmasını gerektirmektedir. Sonra Yüce Allah hoş bir esinti gönderecek ve ne kadar mu'min varsa onların ruhlarını alacaktır, geriye sadece insanların kötüleri kalacaktır. "Kahtan oğullarından bir adam çıkıp insanları asasıyla sevk ve idare etmedikçe." Bu hadisin açıklaması Kureyş'in menKıbeleri bölümünün baş taraflarında geçmişti. Kurtubi' et-Tezkira isimli eserinde şöyle der: "İnsanları asasıyla sevk ve idare etmedikçe" cümlesi, Kahtan oğullarından çıkacak adamın onlara galebe çalacağının ve insanların ona boyun eğeceğinin kinayeli anlatımıdır. Yoksa burada asanın bizzat kendisi kastedilmiş değildir. Fakat onun zikredilmesi sözkonusu kişinin onlara sert davranacağı ve kendilerine baskı uygulayacağına işaret etmektedir. Kurtubi' şöyle devam eder: Bazıları şöyle demiştir: Kahtan'lı kişi, onları gerçek asa ile önüne katıp sürecektir, deve ve davarlar nasıl sürülüyorsa öylece sürüp sevk edecektir

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، عَنْ ثَوْرٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَخْرُجَ رَجُلٌ مِنْ قَحْطَانَ يَسُوقُ النَّاسَ بِعَصَاهُ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 22, Hadis no. 7117
BÂB (23)

بَاب: خُرُوجِ النَّارِ

Sahih-i Buhari 7118Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hicaz topraklarında bir ateş çıkıp, Busra'daki develerin boyunlarını aydınlatmadıkça kıyamet kopmayacaktır" diye haber vermiştir

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ أَخْبَرَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَخْرُجَ نَارٌ مِنْ أَرْضِ الْحِجَازِ، تُضِيءُ أَعْنَاقَ الإِبِلِ بِبُصْرَى ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 23, Hadis no. 7118
Sahih-i Buhari 7119Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Fırat (nehrinin suyu çekilerek) kıymetli altın hazinesinin açığa çıkma zamanı yakındır. Her kim o zaman orada hazır bulunursa ondan bir şey almasın." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ateş çıkması." Yani Hicaz topraklarından bir ateş çıkması. "Hicaz topraklarında bir ateş çıkıp ... " Kurtubi', et-Tezkira'da şöyle der: Sözkonusu ateş, Hicaz bölgesinde Medine'de çıkmıştır. Ateş 654 yılı cemaziyelahirinin üçüncü Çarşamba gecesi gecenin ilk saatlerinde büyük bir depremin ardından başlamış ve Cuma günü kuşluk vaktine kadar devam edip, sonra sönmüştür. Nevevi şöyle der: Şam halkı nezdinde bu ateşin çıktığı bilgisi tevatür derecesindedir. Ebu Şame, Zeylü'r-Ravdateyn isimli eserde şöyle der: 54 yılı şaban ayının başlarında Medine-i Münewere' den mektuplar geldi. Bu mektuplarda Sahihayn'da yer alan haberi tasdik eden büyük bir olayın açıklaması yer almaktaydı. Ebu Şame, bu hadise yer verir ve şöyle der: Sözkonusu yangını gören kimselerden güvendiğim birisi bana o ateşin ışığında çölde kitap yazdığını haber verdi. "Busrd'daki develerin boyunlarını aydınlatmadıkça ... " İbnü't-Tin şöyle demiştir: Yani bu ateşin bulunduğu yerden gelen ıŞığı; Şam toprakları hududu içinde yer alan Busra'daki develeri aydınlatacaktır. Ebü'l-Baka "Yani develerin boyunlarını aydınlık edecektir" demiştir. "en-yahsira'l-Furatu" yani meşhur Fırat nehri açılmadıkça. Öyle anlaşılıyor ki o hazinelerden alma yasaklığıonu almaktan kaynaklanan fitne ve çarpışma nedeniyledir. Sözkonusu alma yasaklığı, bu olayın zamanın ahirinda dünyadaki haşr zamanında, henüz ortaya çıkmadığında ya da çıkan kısmın az olduğu anda gerçekleşeceğinden kaynaklanabilir. Bu durumda o hazineden alan kimsenin aldığı bir işe yaramaz. İmam Buharl'nin bu hadise Ateş çıkması başlığı altında yer vermesinin arkasında yatan sır bu olsa gerektir. Bence birinci ihtimal daha ağır basmaktadır. Zira Müslim bu hadisi bir başka rivayet yoluyla Ebu Hureyre' den şu şekilde nakletmiştir: "Fırat nehrinin suları çekilerek altın dağı çıkacaktır. İnsanlar bunun yüzünden birbiriyle çarpışacak ve her yüz kişiden doksandokuzu bu uğurda öldürülecektir. Her bir kimse bnu ele geçirecek olanın ben olacağını umarım' diyecektir."(Müslim, fiten)

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ الْكِنْدِيُّ، حَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ خُبَيْبِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ جَدِّهِ، حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يُوشِكُ الْفُرَاتُ أَنْ يَحْسِرَ عَنْ كَنْزٍ مِنْ ذَهَبٍ، فَمَنْ حَضَرَهُ فَلاَ يَأْخُذْ مِنْهُ شَيْئًا ‏"‏‏.‏ قَالَ عُقْبَةُ وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ إِلاَّ أَنَّهُ قَالَ ‏"‏ يَحْسِرُ عَنْ جَبَلٍ مِنْ ذَهَبٍ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 23, Hadis no. 7119
Sahih-i Buhari 7120Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Harise b. Vehb'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sadakalannızı veriniz! Zira ileride insanlar öyle bir zamana çatacaklar ki kişi sadakasıyla dolaşacak da onu kabul edecek bir kimse bulamayacaktır

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، حَدَّثَنَا مَعْبَدٌ، سَمِعْتُ حَارِثَةَ بْنَ وَهْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ تَصَدَّقُوا، فَسَيَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَمْشِي الرَّجُلُ بِصَدَقَتِهِ، فَلاَ يَجِدُ مَنْ يَقْبَلُهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ مُسَدَّدٌ حَارِثَةُ أَخُو عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ لأُمِّهِ‏ قَالَهُ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 23, Hadis no. 7120
Sahih-i Buhari 7121Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Davaları bir olan iki büyük topluluk birbiriyle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Otuza yakın yalancı deccaller türemedikçe kıyamet kopmayacaktır. Bunların hepsi kendilerinin Allah'ın Resu/ü olduklarını iddia edeceklerdir. Yine ilim alınmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman birbirine yaklaşmadıkça, fitneler zuhur etmedikçe, herc yani adam öldürme vakaları çoğalmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Aranızda mal çoğalıp, sel gibi akmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Hatta mal o derece çoğalacak ki mal sahibi malının zekatını kim kabul eder diye endişelenecektir. Dahası mal sahibi bazı kimseler, zekat vermek isteyecek fakat zekat teklif ettiği kimse 'Benim zekata ihtiyacım yoktur' diyecektir. İşte bunlar olmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Yine halk yüksek binalar yapma yarışına girmedikçe ve bir kimse ölen bir kimsenin kabri yanından geçerken 'Keşke bunun yerinde ben olaydım' diye ölmeyi temenni etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Güneş batı tarafından doğup, insanlar bu hadiseyi görünce toptan iman edeceklerdir, fakat Bu iman evvelce iman etmemiş olan yahut imanında hayır ve fazilet kazanmayan kimseleri imanları kendilerine fayda vermeyeceği bir zamandır. Kıyamet şüphesiz kopacaktır. Hem de satıcıyla alıcı aralarında kumaşlarını açacaklar ancak satış tamam olmadan ansızın kıyamet kopacak, onu dürmeye fırsat bulamayacaklardır. Mutlaka kıyamet kopacaktır. Hem de sağmal devesinin sütünü sağıp gelen kişiye sütünü içmek nasip olmayacak, hem de kişi havuzunu sıuayıp tamir edecek, fakat kıyamet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak nasip olmayacaktır. Kıyamet muhakkak kopacaktır. Hem de yemek yemekte olan kişi lokmasını ağzına götürecek, (kıyamet ansızın kopacak da) o lokmayı yemek nasip olmayacaktır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kişi sadakasıyla dolaşacak da onu kabul edecek bir kimse bulamayacaktır." Bu olayın, Ömer b. Abdulaziz'in halifeliği döneminde gerçekten olduğu gibi meydana gelme ihtimali vardır. Bu durumda sözkonusu olay kıyamet alametlerinden olmaz. Bu, Nebilik alametleri bölümünde geçen Adiy b. Hatim hadisindeki ifade gibidir. O hadiste şöyle bir cümle geçmişti: "Eğer uzun bir hayat yaşayacak olursan bir kimsenin avucunun içinin altınla dolu olarak çıktığını ve onu kabul edecek kimse arayıp da bulamayacağını göreceksin." Enbiya bölümünde Hz. İsa'nın hayat hikayesi anlatılırken şöyle bir hadis geçmişti: "Meryem oğlu İsa'nın aranıza ineceği gün yakındır." Bu hadiste "mal çoğalacak" şeklinde bir cümle geçmişti. Bir başka rivayette ise "Hatta onu hiç kimse kabul etmeyecek" ifadesi yer almaktadır. Yukarıdaki hadisten maksat bu olabilir. Ancak birinci ihtimal daha ağır basmaktadır. "İki büyük topluluk birbiriyle sauaşmadıkça." Bu hadis Rikak bölümünde geçmişti. "İki topluluk"tan maksat, Hz. Ali ve taraftarlarıyla, Muaviye ve taraftarlarıdır. Onların "Müslüman" şeklinde isimlendirilmeleri ve "davalarının bir olduğu"nun belirtilmesi, her iki grubu tekfir eden Haridiere ve onlar gibi düşünenlere cevap teşkil etmektedir. "Ammar'ı haddi aşan zalim bir grup katledecektir" hadisi, bu savaşta doğru yolda olanın Hz. Ali olduğunu göstermektedir. Zira Ammar'ı Muaviye taraftarları katletmişti. Bezzar'ın ceyyid bir isnadla nakline göre Zeyd b. Vehb şöyle demiştir: Bir gün Huzeyfe'nin yanında idik. Bize ''Dininize mensup bazı kimseler ortaya çıkıp birbirinin yüzüne kılıçla vurduğunda haliniz nice olacak?" diye sordu. Orada bulunanlar "Bu durumda bize ne emredersin?" diye sordular. Huzeyfe "Ali'nin yanında yer almaya davet edenzümreye bakınız ve onlardan ayrılmayınız. Çünkü hak üzere olan o grup olacaktır" dedi. Yakub b. Süfyan'ın ceyyid bir isnadla nakline göre Zührı şöyle demiştir: "Muaviye, Ali'nin Cemel vakasında yer alanlara galip olduğunu duyunca, Osman'ın kanını talep etmeye başladı. Şam halkı onun çağrısına uydu. Bunun üzerine Ali ona doğru yola çıktı ve iki grup Sıffin'de karşı karşıya geldi. Buharl'nin hocalarından Yahya b. Selman el-Cu'fi'nin Kitabu's-Sıffin isimli eserinde ceyyid bir isnadla nakline göre Ebu Müslim el-Havlını, Muaviye'ye "Sen Ali'yle halifelik mi çekişiyorsun, sen onun gibi misin?" diye sorar. Muaviye "Hayır! Onun benden daha faziletli ve bu işe daha layık olduğunu biliyorum. Fakat siz Osman'ın haksız yere öldürüldüğünü bilmiyor musunuz? Ben onun amca oğluyum, velisiyim, kanını talep ediyorum. Ali'ye gidin ve ona söyleyin, Osman'ın katillerini bize versin" der. Bunlar Ali'ye gelirler, onunla konuşurlar. Ali "O biate dahil olsun ve onlarla olan anlaşmazlığını bana getirsin" der. Ancak Muaviye bunu kabul etmez ve Ali Iraklılardan oluşturduğu ordunun başında yola çıkar. Nihayet Sıffın' da konaklar. Muaviye de yola çıkıp orada ordusunu konuşlandırır. Bu olay 36 yılı zilhiccesinde gerçekleşir. Ali'yle Muaviye birbirlerine elçi gönderirler. Ancak arzularına ulaşamazlar. Bunun üzerine savaş patlak verir. İbn Ebi Hayseme'nin Tarih'inde naklettiğine göre her iki zümreden yaklaşık yetmiş bin kişi katledilir. Bazıları öldürülenlerin bu sayıdan daha fazla olduğunu söylemişlerdir. Bunların arasında yetmişten fazla ordu olduğu söylenmiştir. İbn Ebi Şeybe'nin sahih bir isnatla nakline göre Ebü'r-Rıda şöyle demiştir: Sıffın günü Ammar'ın "Her kimi hurilerin kucaklaması sevindirirse, Sıffin'de sevabını Allah'tan bekleyerek ileri atılsın" dediğini duydum.(İbn Ebi Şeybe, el-Musannej, VII, 547) Ziyad b. Haris şöyle anlatmıştır: Ben Ammar'ın )lanı başında idim. Birisi "Şam ahalisi kafir oldu" deyince, Ammar "Böyle söylemeyiniz! Nebiimiz birdir, fakat onlar haktan sapmış bir topluluktur. Onlarla bu yoldan dönünceye kadar savaşmak bize bir yükümlülüktür" dedi. İbn Sa'd'ın nakline göre Osman katledilip de Ali'ye bey' at edilince, İbn Abbas biatini alabilmek için Muaviye'yi Şam'a tayin etmesi ve daha sonra ona dilediğini yapması teklifinde bulundu. Ancak Ali bunu yapmaktan kaçındı. Bu durum Muaviye'nin kulağına gidince "Vallahi ona asla bey' at etmeyeceğim" dedi. Ali Cemel savaşına katılanlarla işini bitirince Cerir b. Abdullah el-Becell'yi Muaviye'ye göndererek insanların girdiği yola onun da girmesi çağrısında bulundu. Ancak Muaviye bunu kabul etmedi ve daha önce geçtiği üzere Ebu Müslim'i gönderdi. Ancak o gelişini beklemedi. Ali askerleriyle birlikte Muaviye'nin üzerine yürüdü. İki ordu Muharrem ayının 10 unda Sıffın'da karşı karşıya geldi. Bunların ilk çarpışmaları safer ayının başında olmuştu. Şam halkı tam mağlup olmak üzere iken Amr b. el-As'ın verdiği fikir sayesinde Mushafları havaya kaldırarak içindeki hükme boyun eğme çağrısında bulundular. Sonunda iş iki hakem tayinine vardı. Bundan sonra iki grubun ihtilafları, Muaviye'nin Şam yöresinin idaresini tek başına ele alması ve Ali'nin Haridier ile uğraşması dönemi başladı. "Yalancı deccaller türemedikçe ... " Hadiste geçen "deccahln", "deccal" kelimesinin çoğuludur. Bunların hadiste geçen ifadesiyle "ba's" edilmesi, ortaya Çıkarılması demektir. Yoksa Nebi olarak gönderilmeleri anlamında değildir. Bu ifadeden kulların fiillerinin Allah tarafından yaratılmış olduğunu, bütün işlerin onun takdiri sayesinde gerçekleştiğini anlıyoruz. "Bunların hepsi kendilerinin Allah'ın Resu/ü olduklarını iddia edeceklerdir." Bu ifade ortaya çıkacak deccallerden her birinin Nebi olduğunu iddia edeceği noktasında gayet açıktır. Geçen hadisin son kısmında "Ben Nebilerin sonuncusuyum" şeklindeki ifadenin arkasında yatan sır böylece açığa çıkmaktadır. Bunların içinden Nebilik iddiasında bulunacak olanların otuz veya civa rı olması ve bu sayıdan daha fazlasının sadece yalancı olup, sapıklığa davet edecek olması da muhtemeldir. Bu son grup Rafızllerin aşırıları, Batınller, vahdet-i vücutçular, Huıu.liyyeciler, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in getirdiğinin aksine olduğu zorunlu olarak bilinen şeylere davet eden diğer fırka mensupları gibidirler. Bu yaklaşımı Ahmed b. Hanbel'deki Hz. Ali'nin naklettiği şu hadis teyit etmektedir: "Ali, Abdullah b. el-Kevvd'ya sen onlardansın dedi." İbnü'lKevva Nebilik iddia etmedi, o sadece reddetmede ileri gidiyordu. "Depremler çoğalmadıkça ... " Bir çok kuzey, doğu ve batı beldelerinde birden çok deprem meydana gelmiştir. Fakat öyle anlaşılıyor ki depremlerin çokluğundan maksat, onların yaygınlığı ve devamlılığıdır. Seleme b. Nufeyl'in naklettiği ve Ahmed b. Hanbel'de yer alan bir hadiste şöyle denilmektedir: "Kıyametin hemen öncesinde deprem yılları vardır." Ahmed b. Hanbel'in Ebu Said'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kıyamet yaklaştığında yıldırımlar çoğalacaktır" buyurmuştur.(Ahmed b. Hanbel, III, 64) "Kıyamet kopacaktır, kişi havuzunu sıvayıp tamir edecektir." Bunun manası kişi havuzunu çamurla tamir edecek, havuzunu suyla doldurup hayvanlarım sulamak için duvardaki yarıkları çamurla sıvayacaktır. Arapça'da "lata'l-havda -yelituhu.-" onu çamur ve benzeri bir şeyle tamir etti demektir. "Kıyamet muhakkak kopacak, hem de yemek yemekte olan kişi lokmasını ağzına götürecek ... " Burada geçen "ekletehu."lokması anlamınadır

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَقْتَتِلَ فِئَتَانِ عَظِيمَتَانِ، يَكُونُ بَيْنَهُمَا مَقْتَلَةٌ عَظِيمَةٌ، دَعْوَتُهُمَا وَاحِدَةٌ، وَحَتَّى يُبْعَثَ دَجَّالُونَ كَذَّابُونَ، قَرِيبٌ مِنْ ثَلاَثِينَ، كُلُّهُمْ يَزْعُمُ أَنَّهُ رَسُولُ اللَّهِ، وَحَتَّى يُقْبَضَ الْعِلْمُ، وَتَكْثُرَ الزَّلاَزِلُ، وَيَتَقَارَبَ الزَّمَانُ، وَتَظْهَرَ الْفِتَنُ، وَيَكْثُرَ الْهَرْجُ وَهْوَ الْقَتْلُ، وَحَتَّى يَكْثُرَ فِيكُمُ الْمَالُ فَيَفِيضَ، حَتَّى يُهِمَّ رَبَّ الْمَالِ مَنْ يَقْبَلُ صَدَقَتَهُ، وَحَتَّى يَعْرِضَهُ فَيَقُولَ الَّذِي يَعْرِضُهُ عَلَيْهِ لاَ أَرَبَ لِي بِهِ‏.‏ وَحَتَّى يَتَطَاوَلَ النَّاسُ فِي الْبُنْيَانِ، وَحَتَّى يَمُرَّ الرَّجُلُ بِقَبْرِ الرَّجُلِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي مَكَانَهُ‏.‏ وَحَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا، فَإِذَا طَلَعَتْ وَرَآهَا النَّاسُ ـ يَعْنِي ـ آمَنُوا أَجْمَعُونَ، فَذَلِكَ حِينَ لاَ يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِنْ قَبْلُ، أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَقَدْ نَشَرَ الرَّجُلاَنِ ثَوْبَهُمَا بَيْنَهُمَا، فَلاَ يَتَبَايَعَانِهِ وَلاَ يَطْوِيَانِهِ، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَقَدِ انْصَرَفَ الرَّجُلُ بِلَبَنِ لِقْحَتِهِ فَلاَ يَطْعَمُهُ، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَهْوَ يُلِيطُ حَوْضَهُ فَلاَ يَسْقِي فِيهِ، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَقَدْ رَفَعَ أُكْلَتَهُ إِلَى فِيهِ فَلاَ يَطْعَمُهَا ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 23, Hadis no. 7121
BÂB (24)

بَاب: ذِكْرِ الدَّجَّالِ

Sahih-i Buhari 7122Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Muğire b. Şu'be radiyallahu anh şöyle anlatmıştır: Hiç kimse Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e benim sorduğum kadar Deccal'i sormamıştır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana "Ondan sana ne zarar gelecektir?" dedi. "Çünkü insanlar onun beraberinde ekmek dağı ve su nehri vardır diye söylüyorlar!" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "O, Allah nezdinde bunu mu'minlerin sapmasına sebep kılmayacak kadar hakirdir

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي قَيْسٌ، قَالَ قَالَ لِي الْمُغِيرَةُ بْنُ شُعْبَةَ مَا سَأَلَ أَحَدٌ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الدَّجَّالِ مَا سَأَلْتُهُ وَإِنَّهُ قَالَ لِي ‏"‏ مَا يَضُرُّكَ مِنْهُ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ لأَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّ مَعَهُ جَبَلَ خُبْزٍ وَنَهَرَ مَاءٍ‏.‏ قَالَ ‏"‏ هُوَ أَهْوَنُ عَلَى اللَّهِ مِنْ ذَلِكَ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 24, Hadis no. 7122
Sahih-i Buhari 7123Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Ömer'in -zannediyorum- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Deccal'in sol gözü şaşıdır, adeta salkımından dışarı doğru fırlamış üzüm tanesi gibidir" diye haber vermiştir

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أُرَاهُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَعْوَرُ عَيْنِ الْيُمْنَى، كَأَنَّهَا عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 24, Hadis no. 7123
Sahih-i Buhari 7124Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes b. Malik r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Deccal gelecek, nihayet Medine'nin bir tarafına inecek. Sonra Medine üç kere sal/anacak da orada bulunan her kafir ve münafık ona doğru çıkıp gidecektir

حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَجِيءُ الدَّجَّالُ حَتَّى يَنْزِلَ فِي نَاحِيَةِ الْمَدِينَةِ، ثُمَّ تَرْجُفُ الْمَدِينَةُ ثَلاَثَ رَجَفَاتٍ، فَيَخْرُجُ إِلَيْهِ كُلُّ كَافِرٍ وَمُنَافِقٍ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 24, Hadis no. 7124
Sahih-i Buhari 7125Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Bekre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Medine'ye Mesih Deccal'in (değil kendisi) korkusu (bile) giremeyecektir. O gün Medine'nin yedi kapısı olacak, her bir kapıda iki melek bulunacaktır

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَدْخُلُ الْمَدِينَةَ رُعْبُ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ، وَلَهَا يَوْمَئِذٍ سَبْعَةُ أَبْوَابٍ، عَلَى كُلِّ باب مَلَكَانِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 24, Hadis no. 7125
Sahih-i Buhari 7126Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Bekre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Medine'ye Mesih Decca/'in (değil kendisi) korkusu (bile) giremeyecektir. O gün Medine'nin yedi kapısı olacak, her bir kapıda iki melek bulunacaktır

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَدْخُلُ الْمَدِينَةَ رُعْبُ الْمَسِيحِ، لَهَا يَوْمَئِذٍ سَبْعَةُ أَبْوَابٍ، عَلَى كُلِّ باب مَلَكَانِ ‏"‏‏.‏ قَالَ وَقَالَ ابْنُ إِسْحَاقَ عَنْ صَالِحِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَدِمْتُ الْبَصْرَةَ فَقَالَ لِي أَبُو بَكْرَةَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 24, Hadis no. 7126
Sahih-i Buhari 7127Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün insanların arasında (bir konuşma yapmak üzere) ayağa kalktı. Allah'ı layık olduğu sıfatlarla övdü. Sonra Oeccal' den söz ederek şöyle buyurdu: "Ben sizleri kesin olarak ondan korkutuyarum. Hiçbir Nebi yoktur ki kavmini ondan korkutmuş olmasın! Fakat ben sizlere onun hakkında hiçbir Nebiin kendi kavmine söylemediği bir niteliğinden söz edeceğim: Deccal şaşıdır, Allah ise şaşı değildir

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي النَّاسِ فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ ذَكَرَ الدَّجَّالَ فَقَالَ ‏ "‏ إِنِّي لأُنْذِرُكُمُوهُ، وَمَا مِنْ نَبِيٍّ إِلاَّ وَقَدْ أَنْذَرَهُ قَوْمَهُ، وَلَكِنِّي سَأَقُولُ لَكُمْ فِيهِ قَوْلاً لَمْ يَقُلْهُ نَبِيٌّ لِقَوْمِهِ، إِنَّهُ أَعْوَرُ وَإِنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِأَعْوَرَ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 24, Hadis no. 7127
Sahih-i Buhari 7128Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah b. Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır "Bir defasında uyumuştum. (Rüyamda) Kabe'yi tavaf ediyordum. Bir de ne göreyim! Esmer, salıverilmiş düz saçlı bir kişiyle karşı karşıyayım. Başından su dökülüyordu veya su damlıyordu. Oradakilere 'Bu kimdir?' diye sordum. Onlar 'Meryem'in oğludur' dediler. Sonra etrafıma bakarak ilerledim. Birden kırmızı yüzlü, uzun boylu, başı kıvırcık saçlı, sağ gözü sakat, börtlek sanki salkımındaki emsa/inden dışarı çıkmış iri bir üzüm tanesi gibibir adam gördüm. Onun kim olduğunu sordum. 'Bu Deccal'dir' dediler. Ona en çok benzeyen Huzaa kabilesinden İbn Katan'dır

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ أَطُوفُ بِالْكَعْبَةِ، فَإِذَا رَجُلٌ آدَمُ سَبْطُ الشَّعَرِ يَنْطُفُ ـ أَوْ يُهَرَاقُ ـ رَأْسُهُ مَاءً قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالُوا ابْنُ مَرْيَمَ‏.‏ ثُمَّ ذَهَبْتُ أَلْتَفِتُ، فَإِذَا رَجُلٌ جَسِيمٌ أَحْمَرُ جَعْدُ الرَّأْسِ أَعْوَرُ الْعَيْنِ، كَأَنَّ عَيْنَهُ عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ قَالُوا هَذَا الدَّجَّالُ‏.‏ أَقْرَبُ النَّاسِ بِهِ شَبَهًا ابْنُ قَطَنٍ ‏"‏‏.‏ رَجُلٌ مِنْ خُزَاعَةَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 24, Hadis no. 7128
Sahih-i Buhari 7129Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe r.anha Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i namazın içinde Deccal'in fitnesinden Allah'a sığınırken işittim demiştir

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسْتَعِيذُ فِي صَلاَتِهِ مِنْ فِتْنَةِ الدَّجَّالِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 24, Hadis no. 7129
Sahih-i Buhari 7130Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Huzeyfe'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Deccal hakkında "Deccal'in beraberinde bir su ve bir ateş bulunacaktır, fakat onun ateşi soğuk bir sudur, onun suyu ise yakıcı bir ateştir" buyurmuştur

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ رِبْعِيٍّ، عَنْ حُذَيْفَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ فِي الدَّجَّالِ ‏ "‏ إِنَّ مَعَهُ مَاءً وَنَارًا، فَنَارُهُ مَاءٌ بَارِدٌ، وَمَاؤُهُ نَارٌ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو مَسْعُودٍ أَنَا سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 24, Hadis no. 7130
Sahih-i Buhari 7131Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ümmetini şaşı gözlü ve pek yalancı olan Deccal'den sakındırmadık hiçbir Nebi gönderilmemiştir. Haberiniz olsun ki o şaşı gözıüdür. Rabbiniz ise şaşı gözlü değildir. Biliniz ki Deccal'in iki gözünün arasında 'kafir' sözcüğü yazılmıştır. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Deccal" Bu kelime "deceı" kökünden türemedir. Bu kök "örtmek" anlamına gelir. Yalancıya "deccal" denilmesi hakkı kendi batılı ile örtmesindendir. Kurtubı, et-Tezkire'de şöyle der: Deccal'e neden deccal denildiği hakkında bilginler on farklı görüşe ayrılmışlardır. Deccal konusunda ihtiyaç duyulan şeylerden birisi, onun aslı yani İbn Sayyad mı yoksa bir başkası mı olduğudur? İkinci sorun, onun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde mevcut olup olmadığıdır. Üçüncüsü, ne zaman çıktığı, dördüncüsü, çıkış sebebi, beşincisi, nereden çıkacağı, altıncısı, vasıfları, yedincisi, iddia ettiği şey, sekizincisi, zuhur ettiği anda taraftarlarının çoğalması için çıkması mümkün olan olağanüstü haller, dokuzuncusu, ne zaman öleceği, onuncusu, onu kimin öldüreceğidir. Bunlardan birincisinin açıklaması İ'tisam bölümünde Cabir hadisi açıklanırken gelecektir. Buna göre Cabir, Deccal'in İbn Sayyad olduğuna yemin ediyordu. İkinci soruna gelince, Müslim'in naklettiği Temim ed-Darı kıssası ile ilgili olarak Fatıma bnt. Kays hadisinin zorunlu sonucu, onun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde mevcut olduğu ve adalardan birinde tutuklu bulunduğudur. Bunun açıklaması da Cabir hadisi açıklanırken gelecektir. Üçüncü meseleye gelecek olursak, Müslim'de yer alan en-Newas hadisinde onun Müslümanlar Konstantiniyye'yi fethettiği zaman ortaya çıkacağından söz edilmektedir. Çıkış sebebi ise Müslim'in İbn Ömer vasıtasıyla Hafsa'dan nakline göre bir öfkeden dolayı olacaktır. Nereden çıkacağı sorunusun cevabı kesin olarak doğu tarafından çıkacağı şeklindedir. Bir rivayete göre o Horasan'dan çıkacaktır. Bunu Ahmed b. Hanbel ve Hakim, Ebu Bekir' den nakletmişlerdir. Bir başka rivayete göre o Isfahan' dan çıkacaktır. Bu haberi Müslim rivayet etmiştir. Sıfatları bu bölümde naklettiğimiz hadislerde zikredilmektedir. Davası konusunda şunu söylemek mümkündür. Deccal önce çıkacak, sonra imanlı ve salih bir kişi olduğunu iddia edecek, ardından Nebi olduğunu ileri sürüp, sonunda ilahlık iddiasında bulunacaktır. Deccal'in elinde ortaya çıkacak şeyler burada zikredilecektir. Ne zaman öleceğine ve kimin öldüreceğine baktığımızda Deccal Mekke ve Medine hariç bütün yeryüzünde ortaya çıktıktan sonra ölecektir. Sonra Beytü'l-makdis' e yönelecek ve Hz. İsa oraya inip, Deccal'i öldürecektir. Bunu da Müslim rivayet etmiştir. "Ekmek dağı." Bundan maksat, Deccal'in yanında dağlar kadar ekmek olacak demektir. Hadiste "ekmek" kelimesi kullanılmış, bununla ekmeği n asıl maddesi olan -mesela- buğday kastediimiştir. "O, Allah nezdinde bunu mu'minlerin sapmasına sebep kılmayacak kadar hakirdir." Kadı Iyaz şöyle demiştir: Bu cümle Deccal, Yüce Allah'ın katında elinde mu'minleri saptıracak, inançlı kimselerin kalplerini şüpheye düşürecek şeyleri yaratamayacak kadar hakirdir. Onun elinde yaratılanlar, iman edenlerin imanlarını arttırmaya, kalplerinde hastalık olanları şüpheye düşürmeye yöneliktir. Bu ifade, Deccal'i öldürenin "Sen kendi canın hakkında benden daha basiretli değildin" demesine benzer. Yoksa "O Allah nezdinde bundan daha hakirdir" ifadesi, onun yanında bu zikredilenlerden hiçbiri yoktur anlamına değildir. Tam tersine o, Yüce Allah bu türden şeyleri onun doğruluğuna bir alamet kılmayacak kadar hakirdir demektir. Özellikle Yüce Allah onda yalancı ve kMir olduğuna dair açık bir alamet yaratmıştır. Bunu onun konuşması ve vücut kusurları gibi yalancılığına delilolabilecek şeylere ilaveten okumayı bilen ve bilmeyen okur. "Hiçbir Nebi yoktur ki kavmini ondan korkutmuş olmasın!" İbnü'lArabı şöyle der: Nebilerin kavimlerini Deccal konusunda uyarmaları, fitnelerden kaçındırma ve onlara gönül huzuru verme anlamınadır. Bununla onun insanları sarsıp, güzel inançlarından caydırmaması hedeflenmiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ona yakın bir zamanda gönderilmesi fazladan bir uyarı anlamınadır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemı bununla birlikte onların iman üzere sabit oldukları takdirde şüpheleri yakın ile savuşturacaklarına işaret etmektedir. "Deccal şaşı gözıüdür. Rabbiniz ise şaşı gözlü değildir." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Deccal' de sonradan yaratıldığına (hudus) dair deliller apaçık ayan beyan ortada iken, sırf onun şaşı olduğunu vurgulaması, bunun gözle görülür bir vücut kusuru olmasındandır. Zira bunu alim, sade insan ve akli delillere erişemeyecek derecedeki kimseler dahil herkes fark eder. Deccal yaratılışında noksanlık olduğu halde rablık iddiasında bulunduğuna, ilah ise eksiklikten münezzeh olduğuna göre onun yalan söylediği anlaşılacaktır. Müslim'in yaptığı farklı bir rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biliyorsunuz ki içinizden hiçbi kimse ölünceye kadar Rabbini göremeyecektir" demiştir.(Müslim, fiten) Hadis Deccal'in rablik iddiasının yalan olduğuna uyarıda bulunmaktadır. Çünkü Allah Teala'yı görmek ölümle kayıtlanmıştır. Deccal kendisinin Allah olduğunu iddia etmekte ve bununla birlikte insanlar onu görebilmektedir. Bu hadis, Allah'ı yakaza halinde gördüğünü iddia eden kimseye bir cevaptır. Çünkü Allah, böyle bir durumdan münezzehtir. Bu yargıya Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İsra gecesi Yüce Allah'ı görmüş olması ile itiraz edilemez. Zira bu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e mahsus hallerdendir. Yüce Allah ona dünyada öyle bir güç vermiştir ki bunu mu'minler ancak ahirette elde edebilir. "Biliniz ki Deccal'in iki gözünün arasında 'kafir' sözcüğü yazılmıştır." Nevevı şöyle der: Tahkik alimlerinin esas aldığı sahih görüşe göre sözkonusu yazı hakiki oIup, Yüce Allah bunu onun yalan söyIediğine kesin bir delil kıImıştır. Allah, bu yazıyı mü mine gösterirken bedbaht oImasını dilediği kimseIere gizIer

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا بُعِثَ نَبِيٌّ إِلاَّ أَنْذَرَ أُمَّتَهُ الأَعْوَرَ الْكَذَّابَ، أَلاَ إِنَّهُ أَعْوَرُ، وَإِنَّ رَبَّكُمْ لَيْسَ بِأَعْوَرَ، وَإِنَّ بَيْنَ عَيْنَيْهِ مَكْتُوبٌ كَافِرٌ ‏"‏‏.‏ فِيهِ أَبُو هُرَيْرَةَ وَابْنُ عَبَّاسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 24, Hadis no. 7131
BÂB (25)

بَاب: لَا يَدْخُلُ الدَّجَّالُ الْمَدِينَةَ

Sahih-i Buhari 7132Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Said eI-Hudrı şöyIe demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bizIere DeccaI'Ie ilgili oIarak uzun bir konuşma yaptı. Onun bize anIattıkIan arasında şu cümIeIer de vardı: "Deccal gelecektir. Onun Medine'nin içine girmesi haram kılınmıştır. Ancak Medine etrafındaki baz! çorak haldeki araziye inecektir. O gün Medine halkının en hayırlı bir siması yahut insanlann en hayırlılanndan birisi, Deccal'e karşı çıkar ve 'Ben şehadet ederim ki muhakkak sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bize haber verdiği Deccal'sinf' der. Bunun üzerine Deccal (orada bulunanlara) 'Şimdi ben bu adamı öldürüp, sonra diriltirsem benim (ilahlık) iddiamda şüphe eder misiniz?' diye sorar. Onlar da 'Hayır, şüphe etmeyiz' derler. Deccal hemen o adamı öldürür, sonra diriltir. O adam 'Vallahi benim senin Deccal olduğun hakkındaki şimdiki kanaatim bundan önceki imanımdan daha kuvvetlidir' der. Bu defa Deccal bu adamı tekrar öldürmek ister fakat bir daha ona musallat edilmez

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا حَدِيثًا طَوِيلاً عَنِ الدَّجَّالِ، فَكَانَ فِيمَا يُحَدِّثُنَا بِهِ أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ يَأْتِي الدَّجَّالُ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْهِ أَنْ يَدْخُلَ نِقَابَ الْمَدِينَةِ، فَيَنْزِلُ بَعْضَ السِّبَاخِ الَّتِي تَلِي الْمَدِينَةَ، فَيَخْرُجُ إِلَيْهِ يَوْمَئِذٍ رَجُلٌ وَهْوَ خَيْرُ النَّاسِ أَوْ مِنْ خِيَارِ النَّاسِ، فَيَقُولُ أَشْهَدُ أَنَّكَ الدَّجَّالُ الَّذِي حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدِيثَهُ، فَيَقُولُ الدَّجَّالُ أَرَأَيْتُمْ إِنْ قَتَلْتُ هَذَا ثُمَّ أَحْيَيْتُهُ، هَلْ تَشُكُّونَ فِي الأَمْرِ فَيَقُولُونَ لاَ‏.‏ فَيَقْتُلُهُ ثُمَّ يُحْيِيهِ فَيَقُولُ وَاللَّهِ مَا كُنْتُ فِيكَ أَشَدَّ بَصِيرَةً مِنِّي الْيَوْمَ‏.‏ فَيُرِيدُ الدَّجَّالُ أَنْ يَقْتُلَهُ فَلاَ يُسَلَّطُ عَلَيْهِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 25, Hadis no. 7132
Sahih-i Buhari 7133Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Medine'nin giriş yerleri üzerinde birtakım melekler vardır. Medine'ye veba hastalığı ve Deccal giremez" demiştir

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نُعَيْمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْمُجْمِرِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ عَلَى أَنْقَابِ الْمَدِينَةِ مَلاَئِكَةٌ، لاَ يَدْخُلُهَا الطَّاعُونُ وَلاَ الدَّجَّالُ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 25, Hadis no. 7133
Sahih-i Buhari 7134Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes b. Malik'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Medine'ye Deccal gelecek ve birçok meleklerin onu korumakta olduklarını görecektir. Artık oraya Deccal ve veba hastalığı inşallah yaklaşamayacaktır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "O adamı öldürür, sonra diri/tir." Hattflbl'ye göre burada şöyle bir soru gündeme gelebilir: "Yüce Allah'ın bir kflfirin elinde mucize yaratması nasıl mümkün olur? Zira ölüleri diriltmek, Nebilerin gösterdiği büyük mucizelerden biridir. Deccal yalancı, iftiracı ve ilahlık iddia ettiği halde nasılolur da böyle bir mucizeye ulaşabilir?" Bu soruya cevabımız şudur: Söz konusu mucize ona kullara karşı bir fitne kabilinden verilmiştir. Çünkü insanların nezdinde Deccal'in davasında haklı değil, haksız olduğunu gösteren deliller vardır. Bunlardan birisi onun şaşı gözlü olduğu, alnında kafir yazdığı ve bunu Müslümanın okuduğudur. Dolayısıyla onun iddiası, küfür damgası yemiş olması, organındaki eksiklik ve değersiz olmasıyla kendiliğinden çürümektedir. Zira o ilah olsaydı, bu damgayı alnından silerdi. Nebilerin mucizeleri, benzeri getirilebilecek şeyler değildir. Dolayısıyla bu ikisi birbirine benzemez. Mühelleb şöyle demiştir: Deccal'e sözü edilen maktulü canlandırma gücü verilmesi, "O Allah katından bundan daha hakirdir" şeklinde,ki daha önce geçen ifade ile çelişmez. Zira bu sözün anlamı, "o Allah katında kendisine sahih bir biçimde mucize gösterme gücü verilmeyecek kadar hakirdir" demektir. Zira onun bir kimseyi öldürüp, sonra diriltme gücü ne kendisinde, ne de bir başkasında devam etmemiştir. Sonra maktul de bundan sevap elde etmekle birlikte öldürülürken çektiği acı anı hariç herhangi bir zarar görmemiştir. O kişi Yüce Allah'ın bu acıyı kendisinden savuşturmaya olan kudreti sayesinde belki de ölüm acısını hiç duymamış olabilir. İbnü'l-Arabı şöyle der: Deccal'in elinde görülen yağmur yağdırma, kendisine inanana bolluk sağlama, kendisini yalanlayana kıtlık verme, yeryüzünün hazinelerinin onu takip etmesi, beraberindeki cennet ve cehennem, akan sular şeklinde elinde gözüken mucizelerin tümü Allah tarafından bir imtihan ve denemeden ibarettir. Yüce Allah bununla şüpheye düşenleri helak eder, imanı kesin olanları kurtarır. Bütün bunlar korkunç şeylerdir. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Deccal'in fitnesinden daha büyük bir fitne yoktur" buyurmuştur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem namazında ümmetinebir gidiş yolu olmak üzere Deccal'in fitnesinden Allah'a sığınırdı. Müslim'de yer alan diğer bir hadiste ise "Deccalden başkası, sizin hakkınızda endişe ettiğim şeylerin en endişe verici olanıdır"S1 şeklindeki hadise gelince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözü sahabilere söylemiştir. Zira onlar hakkındaendişe ettiği şey, kendilerine Deccal' den daha yakındır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hakkında endişe ettiği kimse için meydana geleceği kesin olan yakın tehlikeden vuku bulacağı zanna dayanan uzak tehlikeye nazaran -bu daha ağır olsa bile- daha çok korku duyulur. "Artık oraya Deccal ve veba hastalığı inşallah yaklaşamayacaktır." Bilginlerin ifadesine göre hadisteki istisna ifadesi (inşallah) gerçekten durumu Allah'ın iradesine bağlamak olabileceği gibi, teberrük için de olabilir. Bu ihtimal daha ağır basmaktadır. Kadı [yaz şöyle demiştir: Bu hadisler, ehl-i sünnete delil teşkil etmektedir. Ehl-i sünnete göre Deccal'in gerçekten vardır, o muayyen bir şahıstır. Yüce Allah onunla kullarını deneyecektir. Kendisine öldürdüğü kişiyi diriltme, bereket, nehirler, cennet, cehennem, yeryüzünün hazinelerirÜn ardından gitmesi, göğe emredip yağmur yağdırması, yeryüzüne emredip bitki bitirmesi gibi birtakım mucizeler verilecektir. Bütün bu sayılanlar Yüce Allah'ın dilemesiyle olacaktır. Sonra Allah Teala bunları yapmaktan onu aciz kılacak ve ne o kişiyi, ne de bir başkasını öldüremeyecektir. Sonra davası çürütülecek ve kendisini Meryem oğlu Hz. İsa öldürecektir. Bu konuda bazı Haridier, Mutezile, Cehmiye muhalif kalmıştır. Onlar Deccal' in varlığını inkar etmişler ve sahih olan hadisleri reddetmişlerdir]

حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْمَدِينَةُ يَأْتِيهَا الدَّجَّالُ، فَيَجِدُ الْمَلاَئِكَةَ يَحْرُسُونَهَا، فَلاَ يَقْرَبُهَا الدَّجَّالُ ـ قَالَ ـ وَلاَ الطَّاعُونُ، إِنْ شَاءَ اللَّهُ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 25, Hadis no. 7134
BÂB (26)

بَاب: يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ

Sahih-i Buhari 7135Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Zeynep bnt. Cahş şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün korku ile Zeyneb'in yanına girerek "La ilahe illailah! Vukuu yaklaşan bir kötülükten dolayı vay Arapların haline! Bugün Ye'cüc ve Me'cüc'ün seddinde şunun gibi bir delik açıldı" buyurdu, sonra baş parmağı ile ona yakın olan şehadet parmağını halkaladı. Zeynep bnt. Cahş dedi ki: Ben "Ya Resulallah! İçimizde bu kadar iyi kimseler varken biz helak edilir miyiz?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet, fısk u fücur çoğaldığı zaman (helak olursunuz)" buyurdu

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي عَتِيقٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّ زَيْنَبَ ابْنَةَ أَبِي سَلَمَةَ، حَدَّثَتْهُ عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ بِنْتِ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ زَيْنَبَ ابْنَةِ جَحْشٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَيْهَا يَوْمًا فَزِعًا يَقُولُ ‏"‏ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَيْلٌ لِلْعَرَبِ مِنْ شَرٍّ قَدِ اقْتَرَبَ، فُتِحَ الْيَوْمَ مِنْ رَدْمِ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مِثْلُ هَذِهِ ‏"‏‏.‏ وَحَلَّقَ بِإِصْبَعَيْهِ الإِبْهَامِ وَالَّتِي تَلِيهَا‏.‏ قَالَتْ زَيْنَبُ ابْنَةُ جَحْشٍ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَنَهْلِكُ وَفِينَا الصَّالِحُونَ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ إِذَا كَثُرَ الْخُبْثُ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 26, Hadis no. 7135
Sahih-i Buhari 7136Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Redm, -Ye'cüc ve Me'cüc Seddi- şunun gibi açıldı" buyurmuştur. Ravi Vüheyb, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Şunun gibi" işaretini göstermek için baş parmağının bir tarafını, şehadet parmağının iki boğumu arasına koymak ve şehadet parmağının bir tarafını da onun üzerine koymak suretiyle "doksan" işareti yapmıştr. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ye'cüc ve Me'cüc" Enbiya bölümünde Zülkarneyn başlığı altında Ye'cüc ve Me' cüc' e dair birtakım açıklamalar geçmişti. Bunların önce Ademoğlu, sonra da Yafes b. Nuh'un çocukları oldukları ifade edilmişti ve başkaları bunu kesin bir dille ifade etmişlerdir. Bazı ilim adamları bunların Yafes b. Nuh'un çocuklarından kabul edilen Moğollar olduğu ile ilgili kanaat sergilemişlerdir. Ed-Dahhak bu kanaaJte olanlardan birisidir. "Vukuu yaklaşan bir kötülükten dolayı vay Arapların haline!" Hadiste tehlike açısından sadece Araplardan söz edilmesi, o zamanlar İslam'a girenlerin büyük bir kısmının Arap olmasından dolayıydı. Hadisteki "kötülük" kelimesinden maksat, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra meydana gelen Osman'ın katli olayıdır. Bundan sonra fitneler ardarda gelmiş ve Araplar diğer milletlerin arasında bir başka hadisteki ifadesiyle yemek yiyenlerin önündeki çanak gibi olmuşlardır. "Birilerinin yemek çanağına üşüştükleri ve saldırdıkları gibi başka milletlerin sizin aleyhinize birbirlerini davet edecekleri ve size saldıracakları günler yakındır. "(Taberani, el-Mucemu'l-Evsat, VII, 180 (Benzer lafızia) Bu hadisteki muhatap Araplardır. Kurtubi şöyle demiştir: Hadisteki "kötülük" kelimesinden maksat, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ümmü Seleme hadisinde işaret ettiği şeyolabilir: "Bu gece ne fitneler indi! Ne hazineler indiI" Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bununla kendisinden sonra yapılacak fetihlere işaret etmiştir. Gerçekten Müslümanların elinde mallar çoğalmış ve fitneleri çeken rekabet ve yarışma baş göstermiştir. İktidar konusundaki yarışma da böyledir. Zira Hz. Osman'a muhalif olanların ona yönelttikleri en büyük tenkit Ümeyye oğullarından ve başkalarından akrabalarını göreve tayin etmesiydi. İşte bu tavrı onun şehidedilmesine yol açtı. Hz. Osman'ın katledilmesi Müslümanlar arasında tarihte şöhret bulan ve devam eden savaşlara yol açtı. "Redm, -Ye'cüc ve Me'cüc Seddi- şunun gibi açıldı." Hadiste geçen "redm" kelimesinden maksat, Zülkarneyn'in yaptırmış olduğu seddir. Bunun niteliği Enbiya bölümündeki hadislerde Zülkarneyn anlatılırken geçmişti. "Baş parmağının bir tarafını, şehadet parmağının iki boğumu arasına koyarak halkaladı." Yani bu iki parmağı halka gibi yaptı. "Evet, fısk u fücur çoğaldığı zaman (helak olursunuz)." Hadiste geçen "habes" kelimesini zina, zinadan dünyaya gelen çocuklar, fısk ve fücur olarak tefsir etmişlerdir. Bu daha iyidir. Zira "habes" kelimesinin zıttı "salah" yani iyiliktir. İbnü'l-Arabi şöyle demiştir: Hadis-i şerif iyi insanların kötülerin kötülüğünü değiştirmedikleri takdirde onların helakıyla helak olacaklarını açıklamaktadır. İyiler, kötüleri değiştirdiğinde ancak bu fayda vermeyip, kötülük işlemeye devam ettiklerinde, kötülük yaygınlık gösterip çoğaldığında ve fesat her tarafı kapladığında da az olanlar da, çok olanlar da helak olup gideceklerdir. Sonra herkes kendi niyetine göre dirilecektir. Ye'cuc ve Me'cüc'un seddinde hadiste sözü edilen kadar bir açıklık meydana gelmesi ifadesinden, bunun devam etmesi dunımunda duvardaki yarığın onların çıkacağı derecede genişleyeceği anlaşılmaktadır. Sanki o esnada Ye'cüc ve Me' cüc'ün insanların karşısına çıkmaları onlar için genel bir helak olacağı anlaşılır. Ye'cüc ve Me'cüc'un ortaya çıktığı andaki dunımları hakkında Müslim'de en-Newas b. Sem'an'ın naklettiği bir hadis yer almaktadır. Bu hadiste Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Deccal'den ve onu Hz. İsa'nın öldüreceğinden söz ettikten sonra sözü Ye'cüc ve Me'cüc'e getirerek şöyle demektedir: "Sonra İsa'ya Yüce Allah 'ın Deccal' den korumuş olduğu bir topluluk gelir. İsa onlann yüzlerini mesh eder ve kendilerine cennetteki derecelerinden söz eder. O tam bundan söz ederken Yüce Allah İsa'ya 'Ben (birtakım) kullar çıkardım ki hiç kimse onlarla savaşamaz. Sen kullanmı al, Tur dağına çıkar' diye vahyeder. Allah Teala Ye'cüc ve Me'cüc'ü gönderir. Onlar her tepeden akın ederler. Ye'cüc ve Me'cüc'un baş tarafı Taberiye gölüne vardığında göldeki suyu içer. Son kısmı oraya geldiğinde 'Bu gölde eskiden su vardı' derler. Allah 'ın Nebii İsa ve beraberinde bulunanlar kuşatılır. (O hale gelirler ki bir öküzün başı onlar için yüz dinardan daha hayırlı olur. Allah'ın Nebii İsa ve beraberinde bulunanlar Yüce Allah'a dua ederler. Allah onlann boyunlanna bir böcek gönderir ve sanki bir kimsenin ölmesi gibi tümü birden ölü hale gelirler. Sonra Allah'ın Nebii İsa ve beraberinde bulunanlar yere inerler. Yeryüzünde onlann kan ve pis kokulannın olmadığı bir kanş yer bulamazlar. İsa ve beraberindekiler Allah'a dua ederler. Yüce Allah Horasan develerinin başı gibi bir kuş sürüsü gönderir. Bunlar leşleri yerden alıp Yüce Allah 'ın dilediği bir yere atar/ar. Sonra Allah bir yağmur gönderir. Bu yağmur sayesinde hiçbir çamur veya kıldan yapılmış ev kalmaz. Yağmur bütün yeryüzünü yıkayıp, ayna gibi yapar. Sonra yeryüzüne 'Meyven i bitir, eski bereketini tekrar getir' denir. O gün orada bulunan topluluk nardan yer ve altında gölgelenir. Onlar bu durumda iken Yüce Allah hoş bir esinti gönderir. Bu, onlan koltuklannın altından alır ve her mu'min ve Müslümanın ruhunu kabzeder. Geriye insanlann kötüleri kalır, onlar tıpkı eşeklerin yaptığı gibi birbirleriyle açıktan ilişkide bulunur ve kıyamet onlann başına kopar."(Müslim, fiten) Hadiste geçen "ez-zelefe" ayna demektir. Bazıları bunun suyu toplamak için yapılan biralet olduğunu söylemişlerdir. Söylenmek istenen şudur: Su yeryüzünün her tarafını kaplar, yeryüzünü öyle temizler ki yere bakan kimse orada kendi yüzünü görür. Yine Müslim' de yer alan bir başka rivayete göre Ye' cüc ve Me' cüc "Yeryüzündekileri öldürdük. Şimdi gidip göktekileri öldürelim" derler ve oklarını göğe doğru fırlatırlar. Bunun üzerine Yüce Allah oklarını kana bulanmış olarak onlara iade eder. (Müslim, fiten)

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يُفْتَحُ الرَّدْمُ رَدْمُ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مِثْلَ هَذِهِ ‏"‏‏.‏ وَعَقَدَ وُهَيْبٌ تِسْعِينَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 92 (Fitneler), Bâb 26, Hadis no. 7136