Kays b. Ebî Garaza'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) devrinde bize (tacirlere) "simsarlar" denilirdi. Rasûlullah (s.a.v.) bize uğrayıp ondan daha güzel bir isim verdi ve: "Ey tacirler topluluğu! Şüphesiz alışverişde boş laf ve yemin bulunur. Onun için siz ona sadaka karıştırınız."buyurdu
Sünen-i Ebû Dâvûd › Kitâb 23 · Ticârî MuâmelelerKonum
- 1Tahâret390
- 2Namaz770
- 3Yağmur Namazı37
- 4Namaz: Yolculukta Namazın Hükümleri52
- 5Namaz: Nâfile Namazlar121
- 6Namaz: Ramazan Namazının Hükümleri30
- 7Namaz: Kur'ân Okurken Secde15
- 8Namaz: Vitir Namazı140
- 9Zekât145
- 10Buluntu Eşya (Lukata)20
- 11Hac Menâsiki325
- 12Nikâh129
- 13Talâk138
- 14Oruç164
- 15Cihâd311
- 16Kurban56
- 17Av18
- 18Vasiyyetler23
- 19Mîrâs Payları43
- 20Haraç, Ganîmet ve İmâret161
- 21Cenâzeler153
- 22Yeminler ve Adaklar84
- 23Ticârî Muâmeleler90
- 24Ücretler (İcâre)155
- 25Kadılık70
- 26İlim28
- 27İçecekler67
- 28Yiyecekler119
- 29Tıp49
- 30Fal ve Uğursuzluk22
- 31Köle Azâdı43
- 32Kıraat Vecihleri40
- 33Hamamlar11
- 34Elbise139
- 35Saç Tarama55
- 36Yüzükler26
- 37Fitneler ve Büyük Savaşlar39
- 38Mehdî12
- 39Savaşlar (Melâhim)60
- 40Had Cezâları143
- 41Diyet Çeşitleri102
- 42Sünnet (Peygamber'in Yolu)177
- 43Genel Âdâb502
- 1بَابٌ فِي التِّجَارَةِ يُخَالِطُهَا الْحَلْفُ وَاللَّغْوُ
- 2بَابٌ فِي اسْتِخْرَاجِ الْمَعَادِنِ
- 3بَابٌ فِي اجْتِنَابِ الشُّبُهَاتِ
- 4بَابٌ فِي آكِلِ الرِّبَا وَمُوكِلِهِ
- 5بَابٌ فِي وَضْعِ الرِّبَا
- 6بَابٌ فِي كَرَاهِيَةِ الْيَمِينِ فِي الْبَيْعِ
- 7بَابٌ فِي الرُّجْحَانِ فِي الْوَزْنِ وَالْوَزْنِ بِالْأَجْرِ
- 8بَابٌ فِي قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ الْمِكْيَالُ مِكْيَالُ الْمَدِينَةِ
- 9بَابٌ فِي التَّشْدِيدِ فِي الدَّيْنِ
- 10بَابٌ فِي الْمَطْلِ
- 11بَابٌ فِي حُسْنِ الْقَضَاءِ
- 12بَابٌ فِي الصَّرْفِ
- 13بَابٌ فِي حِلْيَةِ السَّيْفِ تُبَاعُ بِالدَّرَاهِمِ
- 14بَابٌ فِي اقْتِضَاءِ الذَّهَبِ مِنَ الوَرِقِ
- 15بَابٌ فِي الْحَيَوَانِ بِالْحَيَوَانِ نَسِيئَةً
- 16بَابٌ فِي الرُّخْصَةِ فِي ذَلِكَ
- 17بَابٌ فِي ذَلِكَ إِذَا كَانَ يَدًا بِيَدٍ
- 18بَابٌ فِي التَّمْرِ بِالتَّمْرِ
- 19بَابٌ فِي الْمُزَابَنَةِ
- 20بَابٌ فِي بَيْعِ الْعَرَايَا
- 21بَابٌ فِي مِقْدَارِ الْعَرِيَّةِ
- 22بَابُ تَفْسِيرِ الْعَرَايَا
- 23بَابٌ فِي بَيْعِ الثِّمَارِ قَبْلَ أَنْ يَبْدُوَ صَلَاحُهَا
- 24بَابٌ فِي بَيْعِ السِّنِينَ
- 25بَابٌ فِي بَيْعِ الْغَرَرِ
- 26بَابٌ فِي بَيْعِ الْمُضْطَرِّ
- 27بَابٌ فِي الشَّرِكَةِ
- 28بَابٌ فِي الْمُضَارِبِ يُخَالِفُ
- 29بَابٌ فِي الرَّجُلِ يَتَّجِرُ فِي مَالِ الرَّجُلِ بِغَيْرِ إِذْنِهِ
- 30بَابٌ فِي الشَّرِكَةِ عَلَى غَيْرِ رَأْسِ مَالٍ
- 31بَابٌ فِي الْمُزَارَعَةِ
- 32بَابٌ فِي التَّشْدِيدِ فِي ذَلِكَ
- 33بَابٌ فِي زَرْعِ الْأَرْضِ بِغَيْرِ إِذْنِ صَاحِبِهَا
- 34بَابٌ فِي الْمُخَابَرَةِ
- 35بَابٌ فِي الْمُسَاقَاةِ
- 36بَابٌ فِي الْخَرْصِ
(23) Kitâb: Ticârî Muâmeleler
بَابٌ فِي التِّجَارَةِ يُخَالِطُهَا الْحَلْفُ وَاللَّغْوُ
Hüseyin b. İsa el-Bestamî, Hamid b. Yahya ve Abdullah b. Muhammed ez-Zührî; Süfyân'dan, Süfyân; Cami h. Ebî Raşid, Abdülmelik b. E'yen ve Âsım'dan, onlar; Ebî Vâil'den, o da Kays b, Ehî Garaze'den, önceki (3326.) hadisi ma'na olarak rivayet etmişlerdir. (Bu rivayete göre Rasûlullah, ("Onda beş söz ve yemin bulunur" yerine), "Onda, yalan ve yemin bulunur" buyurmuştur. (Ebû Dâvûd'un hocası) Abdullah ez-Zührî (yukarıdaki cümlenin yerine), "Boş söz ve yalan" demiştir
بَابٌ فِي اسْتِخْرَاجِ الْمَعَادِنِ
İbn Abbas (r.a)'dan şöyle rivayet dilmiştir: Bir adam, on dinar alacaklı olduğu borçlusunun peşine takılıp: Vallahi, borcunu ödeyinceye veya bir kefil getirinceye kadar senden ayrılmam, dedi. Bunun üzerine Hz. Nebi (s.a.v.) o paraya kefil oldu. Borçlu, Rasulullah'ın va'd ettiği zamanda geldi. Rasûlullah (s.a.v.) adama: "Bu altını nereden buldun?" diye sordu. Adam: Madenden, dedi. Rasûlullah (s.a.v.): “Bizim ona ihtiyacımız yok, bunda hayır da yok." buyurup, borçlunun yerine borcunu ödedi
بَابٌ فِي اجْتِنَابِ الشُّبُهَاتِ
Nu'man b. Beşîr (r.a.)'dan rivayet edilmiştir; der ki: Rasûlullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken duydum: "Şüphesiz helâl da bellidir, haram da bellidir. (Fakat) bunlar araında (helâl mi, haram mı olduğu belli olmayan birtakım) şüpheli şeyler vardır; ben bu konuda size bir misâl vereceğim (bu konuyu size bir misâlle anlatacağım): Şüphesiz Allah (c.c) (girilmesi yasak olan) bir koru kurmuştur. Biliniz ki, Allah'ın korusu haram kıldığı şeylerdir. Şüphesiz hayvanlarını koru'nun etrafında otlatan kişi, her an oraa dalabilir ve şüphesiz şüpheli şeylere dalan kişi de (harama) her an cesaret edebilir.”
İbrahim b. Musa er-Râzî, İsa'dan; İsa, Zekeriyya'dan, o da Âmir eş-Şa'bruui Nu'man b. Beşîr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.)'i söyle buyururken işittim: Aynen yukarıdaki (3329.) hadis-. (Bu rivayete göre) Şa'bî, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu da söyledi: "Onlar (helâller ve haramlar) arasında şüpheli şeyler vardır, insanların çoğu onları bilmezler. Şüphelerden sakınan kişi, ırzını ve dinini kurtarmış demektir. Kim de şüpheli şeylere dalarsa harama dalmış olur
Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet edildiğine göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, faiz yemeyen hiçbir kimse kalmayacaktır. Kişi, faiz yemese bile, kendisine onun buharından bulaşacaktır." îbn îsa; "Onun tozundan ona bulaşacaktır" dedi. Diğer tahric: Nesai, buyu'; İbn Mace. ticarat (2278); Ahmed b. Hanbel, II
Âsim b. Küleyb babası vasıtasıyla Ensar'dan bir adamın şöyle dediğini rivayet etti: Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte bir cenazeye çıktık. Onu, kabrin üzerinde, kabir kazan kişiye; "Ayaklarından tarafını genişlet, başının geleceği tarafı genişlet" diye emrederken gördüm. Hz. Nebi (s.a.v.), (kabirden) dönünce, kendisini bir kadının davetçisi karşıladı. Efendimiz de (davete) geldi. Yemek getirildi, Rasûlullah elini yemeğe uzattı sofradakiler de uzattılar ve yediler. Babalarımız Hz. Nebi'e baktılar. O, lokmayı ağızinda dolandırıyor (yutmuyor)du. "Sahibinin izni olmadan alınmış bir koyun eti buluyorum" buyurdu. Bunun üzerine kadına haber gönderildi. Kadın (gelip) şöyle dedi: Ya Rasûlallah! Ben, Baki'a (benim için) bir koyun satın almak üzere (adam) gönderdim ama bulamadım. Bir koyun satın alan komşuma, koyunu parasıyla bana göndermesi için haber gönderdim, fakat adam (evde) bulunmadı. Bunun üzerine, onun hanımına (haber) gönderdim, o da koyunu bana gönderdi". Hz. Nebi (s.a.v.): "Onu, esirlere yedir" buyurdu
بَابٌ فِي آكِلِ الرِّبَا وَمُوكِلِهِ
Abdullah b. Mes'ud (r.a)'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), faiz yiyene, yedirene, (muamelesine) şahitlik edene ve yazana lanet etti
بَابٌ فِي وَضْعِ الرِّبَا
Süleyman b. Amr; babası (Amr b. el-Ahfas)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah'ı (s.a.v.) Veda Haccmda dinledim. Şöyle diyordu: "Haberiniz olsun, şüphesiz cahiliye faizlerinden olan tüm faizler kaldırılmıştır. Sermayeleriniz ise kendinize aittir. Siz zulmetmeyiniz, zulme de uğramayınız. Haberiniz olsun, şüphesiz cahiliye devrinin bütün kan davaları kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in oğlu Hâris'in kan davasıdır." Haris, Benî Leys kabilesinde çocuğuna süt annesi aramakta idi. onu Huzeyl öldürdü. Hz. Nebi devamla şöyle dedi: " (Ey Allah'ım!) Tebliğ ettim mi?" Sahâbîler üç kerre: - Evet, dediler. Rasûlullah da üç sefer: "Allah'ım, sen şahid ol" dedi
بَابٌ فِي كَرَاهِيَةِ الْيَمِينِ فِي الْبَيْعِ
Ebû Hureyre (r.a), Rasûlullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken işittiğini haber vermiştir: “Yemin; (sahibinin zannınca) malın revacına, (aslında) bereketin mahvına sebeptir." İbn Şerh; (bereketin yerine),”kazancın" demiştir. İbn Şerh; "Saîd b. el~Müseyyeb'den, o Ebû Hureyre'den, o da Hz. Nebi'den" demiştir
بَابٌ فِي الرُّجْحَانِ فِي الْوَزْنِ وَالْوَزْنِ بِالْأَجْرِ
Süveyd b. Kays (r.a)'in şöyle dediği rivayet edilir: Mahrafe el-Abdî ile birlikte Hecer'den bez alıp, Mekke'ye getirdik. Rasûlullah (s.a.v.), yürüyerek yanımıza geldi ve bizimle bir iç don pazarlığı yaptı. Orada ücretle tartan bir adam vardı. Rasûlullah (s.a.v.) bu adama: "Tart ve (biraz) ağır tut" buyurdu
Ebû Safvân b. Umeyra'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hicretten önce, Mekke'de Rasûlullah (s.a.v.)'e geldim... (Ravi), bu (önceki 3336.) hadisi söyledi, "ücretle tartan"ı anmadı. Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi, Kays da Süfyân'ın dediği gibi rivayeî etti. Söz Süfyân'ın sözüdür, (doğrusu Süfyân'ın rivayetidir)
Ebû Rizme der ki: Babamı şöyle derken işittim: Bir adam Şu'be'ye: "Safvân sana muhalefet etti" dedi. Şu'be de, "Bu başımı yardı" karşılığını verdi. Bana, Yahya b. Maîn'in: "Her kim Süfyân'a muhalefet ederse (önemsizdir) söz, Süfyân'ın sözüdür." dediği ulaştı
Ahmed b. Hanbel, Vekî vasıtasıyla Şu'be'nin, "Süfyân'ın hafızası benim hafızamdan daha sağlamdır." dediğini nakletmiştir
بَابٌ فِي قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ الْمِكْيَالُ مِكْيَالُ الْمَدِينَةِ
İbn Ömer (r.a.)'dan, Rasûlullah (s.a.v.)'in; "Vezin (ağırlık ölçüsü) Mekkelilerin vezni, ölçekse Medinelilerin ölçeğidir" dediğini rivayet etmiştir. Ebû Dâvûd şöyle dedi: Bu hadisi, Feryabî ve Ebû Ahmed; Süfyân'dan aynı şekilde rivayet etmişlerdir. (İbn Dükeyn), onlara (Feryâbî ve Ebû Ahmed'e isnadda değil) metinde muvafakat etmiştir. Ebû Ahmed, ibn Ömer'in yerine, 'İbn Abbas'dan" demiştir. Yine bu hadisi, Velid b. Müslim, Hanzala'dan; "Medine'nin vezni, Mekke'nin ölçeği" demiştir, şeklinde rivayet etmiştir. Yine Ebû Dâvûd şöyle der: Mâlik b. Dinar'ın, bu konuda Atâ vasıtasıyla Rasûlullah'tan rivayet ettiği hadisin metninde ihtilâf edilmiştir
بَابٌ فِي التَّشْدِيدِ فِي الدَّيْنِ
Semüre (b. Cündüb) r.a'den şöyle rivayet edilmiştir. Derki:Rasûlullah (s.a.v.) bize hitab edip: "Filan oğullarından burada kimse var mı?" diye sordu. Kimse cevap vermedi. Sonra tekrar; "Filan oğulllarından burada kimse var mı?" dedi. Yine kimse cevap vermedi. Rasûlullah (s.a.v.) üçüncü defa tekrar; "Filan oğullarından burada kimse var mı?" buyurdu. Bu sefer bir adam kalkıp: Ben varım ya Rasûlallah! dedi. Hz. Nebi: "Önceki iki seferde niçin cevap vermedin? Şüphesiz ben sizin için sadece hayır anarım. Arkadaşınız, borcuna mukabil hapsedildi (cennete sokulmadı)" buyurdu. (Semüre der ki:) O adamı, arkadaşının bütün borçlarını öderken gördüm. Öyle ki, artık ondan bir şey isteyen hiç kimse kalmadı. Ebû Dâvûd şöyle dedi: (Hadisi Semüre'den nakleden Sem'ân), "Müşennec'in oğlu Sem'an'dır
Ebû Mûse'l-Eş'arî (r.a)'den, Rasûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah katında; nehyettiği büyük günahlardan sonraki en büyük günah; kişinin ödeyecek mal bırakmadan, borçlu olduğu halde Allah'ın karşısına çıkmasıdır
Câbir (r.a)'den rivayet edilmiştir; der ki: Rasûlullah (s.a.v.), borçlu olarak ölenin cenazesini kılmazdı. (Bir gün) bir cenaze getirildi. Rasûlullah (s.a.v.): "Onun borcu var mı?" diye sordu. Evet, iki dinar borcu var, dediler. "Arkadaşınızın namazını kılınız" buyurdu. Bunun üzerine, Ensar'dan olan Ebû Katâde; O iki dinarı ben yükleniyorum, Ya Rasûlallah, dedi. Hz.Peygamber de adamın namazını kıldı. Allah (c.c), Rasûlüne fetihler müyesser buyurunca Efendimiz: "Ben her mü'mine kendi nefsinden daha evlâyım. Her kim borç bırakırsa (borçlu ölürse) onu ödemek bana aittir. Kim de mal bırakırsa vârislerine aittir" buyurdu
İbn Abbas (r.a)'dan rivayet edilmiştir; der ki: Rasûlullah (s.a.v.) bir kafileden, yanında parası olmadığı halde bir dana satın aldı. Danaya kâr verildi, Rasûlullah da sattı. Kâr'ı, Abdülmuttalib oğullarının muhtaç kadınlarına dağıttı ve: “Bundan sonra yanımda parası olmadan hiçbir şey satın almayacağım" buyurdu
بَابٌ فِي الْمَطْلِ
Ebû Hureyre (r.a)'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Zenginin borcunu geciktirmesi zulümdür. Biriniz, (alacağı) bir zengine havale edilirse kabul etsin.”
بَابٌ فِي حُسْنِ الْقَضَاءِ
Ebû Râfi'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) genç bir deve borç almıştı. Kendisine, sadaka develeri geldi. Bana, (alacaklı) adam'a genç devesini ödememi emretti. Ben Efendimize: "Develer arasında altı yaşını doldurmuş güzel bir deveden başkasını bulamadım" dedim. Bunun üzerine Peygameber Efendimiz: "Adam'a onu ver, şüphesiz insanların en hayırlısı borcunu en iyi şekilde ödeyendir." buyurdu
Câbir b. Abdullah (r.a) şöyle demiştir: Hz. Nebi (s.a.v.)'ii bana borcu vardı. Borcunu ödedi ve fazlasını da verdi
بَابٌ فِي الصَّرْفِ
Ömer radiyallahu anh'den Rasûlullah (s.a.v.)'iın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Altını gümüş, buğdayı buğday, hurmayı hurma ve arpayı arpa mukabilinde satmak (veya satın almak) faizdir, ama ikisi de peşin olursa müstesna
Ubâde b. Sâmit (r.a)'den Rasûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Külçe olsun, sikke olsun; altın altınla ve gümüş gümüşle (eşit olarak) satılır. Buğday buğdayla müdyü müdyüne, arpa arpayla müdyü müdyüne, hurma hurmayla müdyü müdyüne ve tuz tuzla müdyü müdyüne satılır. Kim fazla verir veya fazlayı isterse faiz'e dalmış olur. Peşin olmak üzere, gümüş, daha fazla olduğu halde altını gümüş mukabilinde satmakta mahzur yoktur, ama veresiye caiz olmaz. Yine peşin olmak üzere arpa daha fazla olduğu halde buğdayı arpa mukabilinde satmakta mahzur yoktur, ama veresiye caiz olmaz." Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi, Saîd b. Ebî Arûbe ve Hişâm ed-Düstüvâî, Katâde vasıtasıyla Müslim b. Yesâr'dan, Katâde'nin isnadı ile rivayet etmişlerdir. Ayrıca bu hadis'i Müslim, müsâkât; Nesâî, buyu'; İbn Mâce, ticârât ta tahric etti
Ebû Kılâbe, Ebu'l-Eş'as es-San'anî'den, o da Ubâde b. es-Sâmit vasıtasıyla Rasûlullah (s.a.v.)'dan bu (önceki 3349.) haberi hem biraz fazlasıyla hem de daha kısa olarak rivayet etmiştir. Ebû Kılâbe (rivayetinde), Hz. Nebi (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu ilâve etmiştir: "Bu çeşitler değişik olduğunda, peşin olursa istediğiniz şekilde (eşit veya farklı olarak) satınız
بَابٌ فِي حِلْيَةِ السَّيْفِ تُبَاعُ بِالدَّرَاهِمِ
Fedâle b. Ubeyd (r.a)'den rivayet edilmiştir; der ki: Hayber ('in fethi) yılında, Hz. Nebi (s.a.v.)'e içinde altın ve kıymetli taşlar bulunan (altın ve kıymetli taştan yapılmış) bir gerdanlık getirildi. -Ebû Bekir ve İbn Menî' "içerisinde, altınla bağlanmış kıymetli taşlar bulunan bir gerdanlık" dediler.- --- [Hadisi Ebû Davud'a dört ayrı zat rivayet etmiştir. Bunlar; Muhammed b. İsâ, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Ahmed b. Menî' ve Îbnü'l-Alâ'dırlar. Tire arasındaki kısım, önceki cümlenin Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ahmed b. Menî' tarafından nakledilen şeklidir. Ayrıca buradaki "altınla bağlanmış" manasına gelen cümlesi, bazı nüshalarda "altınla kaplı" şeklindedir.] --- Gerdanlığı bir adam yedi veya dokuz dinara satın aldı. Rasûlullah (s.a.v.): "Olmaz, altınla taşların arasını ayırmadıkça (caiz değil)" buyurdu: Satın alan adam: Ama ben sadece taş'ı istedim, dedi. Hz. Nebi (s.a.v.) yine: "Hayır, onların arasını ayırmadıkça olmaz" buyurdu. Bunun üzerine adam, altınla taşın arasını ayırıncaya kadar geri verdi. İbnü İsâ, (adam'ın; ben sadece taşı istedim, sözünü) "ben ticareti istedim" şeklinde söyledi. Ebû Dâvûd dedi ki: İbn İsa'nın kitabında: "taş" şeklindedir. [Başkası "ticareti" demiştir]
Fedâle b. Ubeyd'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hayber savaşı günü, on iki dinara içinde altın ve kıymetli taş bulunan bir gerdanlık satın alıp, altınım taşını ayırdım. Gerdanlıkta on iki dinardan daha fazla altın buldum ve durumu Hz. Nebi (s.a.v.)'e söyledim. Rasûlullah (s.a.v.): “Gerdanlık, ayrılmadıkça satılmaz" buyurdu
Fedâle b. Ubeyd (r.a)'den rivayet edilmiştir. Der ki: Biz Hayber savaşı günü Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte idik. Yahudilerden bir ûkiye altını, dinar mukabilinde -Kuteybe'den başkası; iki ve üç dinar karşılığında dedi, sonra ittifak ettiler- satın alırdık. Bunun üzerine Hz. Nebi (s.a.v.): "Altını, altın karşılığında ancak tartısı tartısına satınız" buyurdu
بَابٌ فِي اقْتِضَاءِ الذَّهَبِ مِنَ الوَرِقِ
İbn Ömer (r.a.)'dan rivayet edilmiştir; der ki: Bakî'da deve satardım; (bazan) dinar karşılığında satar dirhem alır, (bazan da) dirhem karşılığı satar, dinar alırdım. (Sattığımda) bunun dirhemin) yerine şunu (dinarı) alır ve (aldığımda da) bunun yerine şunu verirdim. Rasûlullah (s.a.v.)'a gidip: Ya Rasûlallah, müsaade eder misin, sana (bir şey) soracağım. Ben (bir malı) dirhem mukabilinde satıp, dinar alıyorum. Bunun yerine şunu alıyor ve bunun yerine şunu veriyorum (altının yerine gümüşü alıp veriyorum), dedim. Rasûlullah (s.a.v.): "Aranızda (ödenmemiş) bir şey kalmadıkça o günün rayici ile (birinin yerine ötekini) almanda mahzur yok" buyurdu. Bu hadis'i ayrıca; Tirmizî, buyu'; Nesâî, buyu'; İbn Mâce, ticârât; Dârimî, buyu' da tahric ettiler
Bize Hüseyin b. el-Esved, Ubeydullah'dan o İsrail'den, İsrail de Simâk'den önceki (3354.) hadisi aynı mana ve isnadla rivayet etti. Önceki hadis daha mükemmeldir. İsrail (rivayetinde) "o günkü rayici ile" sözünü zikretmedi
بَابٌ فِي الْحَيَوَانِ بِالْحَيَوَانِ نَسِيئَةً
Semure (r.a)'den rivayet edildiğine göre; Hz. Nebi (s.a.v.); hayvan'ı, hayvan karşılığında veresiye olarak satmayı menetmiştir
بَابٌ فِي الرُّخْصَةِ فِي ذَلِكَ
Abdullah b. Amr (b.el-Âs) (r.a)'dan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah (s.a.v.), kendisine bir ordu teçhiz etmesini emretti. Ancak develer tükendi, (tüm askere yetişmedi). Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), genç zekât develeri karşılığında (deve) almasını emretti. Zekât develeri gelinceye kadar iki deveye karşılık bir deve alırdı
بَابٌ فِي ذَلِكَ إِذَا كَانَ يَدًا بِيَدٍ
Câbir (r.a)'den rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (s.a.v.), iki köle karşılığında bir köle satın almıştır
بَابٌ فِي التَّمْرِ بِالتَّمْرِ
Ayyâş'ın babası Zeyd'in haber verdiğine göre; O, Sa'd b. Ebî Vakkâs (r.a)'a, buğdayı süit karşılığında, satmanın hükmünü sordu. Sa'd kendisine: Bunların hangisi üstün? dedi. O da: Buğday, karşılığını verdi. Bunun üzerine Sa'd, Zeyd'i bundan menedip şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.)'e kuru hurmayı taze hurma karşılığında satmanın hükmü sorulurken işittim; Rasûlullah (s.a.v.): "Taze hurma kuruduğu zaman eksilir mi?" buyurdu. Evet, dediler. Bunun üzerine Efendimiz, bu satıştan menetti. Ebû Dâvûd; "Bu hadisi, Mâlik'in rivayetine benzer bir şekilde İsmail b. Ümeyye de rivayet etmiştir" der
Tevbe'nin babası Rebi' b. Nâfi, Muâviye'den -yani İbn Sellâm'dan- o Yahya b. Ebî Kesîr'den, o Abdullah'dan Abdullah da Ebû Ayyâş'dan; kendisinin Sa'd b. Ebî Vakkâs'ı; "Rasûlullah (s.a.v.), taze hurmayı kuru hurma karşılığında veresiye olarak satmayı nehyetti" derken işittiğini haber verdi. Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisin benzerini îmrân b. Ebî Enes, Benî Mahzum'un mevlasından o da Sa'd vasıtasıyla Rasûlullah'dan rivayet etmiştir
بَابٌ فِي الْمُزَابَنَةِ
İbn Ömer (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre; Rasulullah (s.a.v.) (ağaç üzerindeki) hurmayı (yerdeki) hurma karşılığında, (asmadaki) taze üzümü (yerdeki) kuru üzüm karşılığında ve biçilmemiş ekini buğday karşılığında ölçü satmayı menetti
بَابٌ فِي بَيْعِ الْعَرَايَا
Zeyd b. Sâbit'in oğlu Hârice'nin , babasından rivayet ettiğine göre; Rasûlullah (s.a.v.), taze ve kuru hurma karşılığında, ariyye yoluyla yapılan alışverişe ruhsat verdi
Sehl b. Ebî Hasme'den rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (s.a.v.), (taze) meyveyi hurma karşılığında satmayı nehyetti, arâyâya ise ruhsat verdi. O; meyevenin tahmin edilerek kendi mikdarı karşılığında satılmasıdır. Taze meyveyi (satın alan) sahipleri onu taze olarak yerler
بَابٌ فِي مِقْدَارِ الْعَرِيَّةِ
Ebû Hureyre (r.a)'den rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (s.a.v.), beş veskten daha azında veya beş veskte -Dâvûd b. el-Husayn şüphe etti- arâyâ yoluyla alışverişe ruhsat verdi. Ebû Dâvûd; "Câbir'in hadisi, dört veska kadar" şeklindedir, der
بَابُ تَفْسِيرِ الْعَرَايَا
Abdu Rabbih b. Saîd el-Ensarî'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ariyye, bir kimsenin hurma ağacını (n meyvesini) bir başkasına vermesi veya malından (bahçesinden) bir veya iki ağacı yemek için ayırması ve onu hurma karşılığında satmasıdır
İbn İshak'dan, şöyle dediği rivayet edilmiştir: Arâyâ, bir kimsenin hurma ağaçlarını (meyvelerini) bir adama hibe edip, kendisine, hibe ettiği adamın o ağaçlarla ilgilenmesinin ağır gelmesi ve bu yüzden o (ağaçlardaki) hurmayı, tahminî misli kadar hurma ile değiştirmesidir
بَابٌ فِي بَيْعِ الثِّمَارِ قَبْلَ أَنْ يَبْدُوَ صَلَاحُهَا
Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (s.a.v.), salahı görünmedikçe meyveyi satmayı nehyetti. (Bundan) hem satıcıyı hem de alıcıyı menetti
İbn Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.); Kızarıncaya kadar hurmayı, beyazlayıncaya ve âfetten zarar görmez hale gelinceye kadar da başağı satmaktan nehyetti. (Bundan) hem satıcıyı hem de alıcıyı menetti
Ebû Hureyre (r.a)'dan rivayet edildi ki: Rasûlullah (s.a.v.); taksim edilmedikçe ganimetleri, her türlü âfetin etkilenmez hale gelmedikçe de hurmayı satmayı ve kişinin (elbiseni beline) bağlamadan namaz kılmasını nehyetti
Cabir b. Abdillah (r.a)'ın, şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), meyve işkâha (renklenmeye) başlamadıkça, onu satmaktan nehyetti. (Ravilerden Süleym b. Hayyân tarafından, şeyhi Saîd b. Mîna'ya): Meyvenin işkahı nedir? diye soruldu. O da: Meyvenin kızarmaya veya sararmaya başlaması ve yenilecek hale gelmesi, cevabını verdi
Enes b. Mâlik (r.a)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (s.a.v.), kararmadıkça üzümü, sertleşmedikçe buğdayı (taneyi) satmaktan nehyetti
Yunus'dan rivayet edilmiştir; der ki: Ebu'z-Zinâd'a; salahı görünmeden önce meyveyi satmanın hükmünü ve bu konuda zikredilen haberleri sordum. Şu cevabı verdi: Urve b. Zübeyr, Sehl b. Ebî Hasme vasıtasıyla Zeyd b. Sâbit'in şöyle dediğini haber verdi: (Rasûlullah s.a.v. zamanında), insanlar henüz salahı görünmemiş (olgunlaşmamış) meyveleri alıp satıyorlardı. İnsanlar (müşteriler) meyveleri topladığı ve tarafların haklarını isteme vakti geldiği zaman, müşteri; "Meyve çürüdü, ermeden bozulup döküldü, hastalık dokundu" -ki bunlar hep âfettir- gibi laflar ediyor ve bununla davalaşıyor (ücreti düşürmek istiyor) lardı. Halkın, Rasûlullah (s.a.v.) katındaki davaları artınca Efendimiz (s.a.v.); ihtilâf ve anlaşmazlıklarının çokluğundan ötürü, bir istişare olmak üzere: "Eğer bu tür alışverişi (ağacın üzerindeki meyveyi satmayı) bırakmayacaksaniz, o zaman salahı görünmedikçe (olgunlaşmadıkça, âfetten zarar görmez hale gelmedikçe) meyveyi satmayınız” buyurdu
Câbir (r.a)'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.); Meyveyi, salahı görünmeden ve -arâyâ hariç- dinar ve dirhemin dışında bir şey karşılığında satmaktan nehyetti
بَابٌ فِي بَيْعِ السِّنِينَ
Câbir b. Abdullah (r.a)'den rivayet edildiğine göre: Rasûlullah (s.a.v.), (ağacın) birkaç sene (içinde vereceği meyve) yi önceden satmayı nehyetti. Âfetlerin (mahvettiği meyvelerin bedelini ise) indirdi. Ebû Dâvûd dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'den, (zararın) üçte bir olması konusunda, sahih bir haber gelmedi. Bu ancak Medinelilerin görüşüdür
Câbir b. Abdillah (r.a)'dan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (s.a.v.), mu'âveme (seneliğine satış)'tan nehyetmiştir. Raviler (Saîd b. Mîna ve Ebû Zübeyr)'den birisi, (mu'âveme yerine) "beyu's-sinîn" dedi