Abdullah b. Ömer (r.a)'den rivayet olunduğuna göre, Rasûlullah (s.a.v.): "Biriniz bir velime’ye çağrıldığı zaman, hemen ona gitsin" buyurmuştur. Ayrıca bu hadis'i; Buhari, nikâh; Müslim, nikâh; İbn Mâce, nikâh; Dârimî, nikâh; Muvatta, nikâh ; Ahmed b. Hanbel, II, 20, 22, 37. de tahric ettiler. Mahir: Velime: Düğün yemeğidir. İzah, 3742 de
Sünen-i Ebû Dâvûd › Kitâb 28 · YiyeceklerKonum
- 1Tahâret390
- 2Namaz770
- 3Yağmur Namazı37
- 4Namaz: Yolculukta Namazın Hükümleri52
- 5Namaz: Nâfile Namazlar121
- 6Namaz: Ramazan Namazının Hükümleri30
- 7Namaz: Kur'ân Okurken Secde15
- 8Namaz: Vitir Namazı140
- 9Zekât145
- 10Buluntu Eşya (Lukata)20
- 11Hac Menâsiki325
- 12Nikâh129
- 13Talâk138
- 14Oruç164
- 15Cihâd311
- 16Kurban56
- 17Av18
- 18Vasiyyetler23
- 19Mîrâs Payları43
- 20Haraç, Ganîmet ve İmâret161
- 21Cenâzeler153
- 22Yeminler ve Adaklar84
- 23Ticârî Muâmeleler90
- 24Ücretler (İcâre)155
- 25Kadılık70
- 26İlim28
- 27İçecekler67
- 28Yiyecekler119
- 29Tıp49
- 30Fal ve Uğursuzluk22
- 31Köle Azâdı43
- 32Kıraat Vecihleri40
- 33Hamamlar11
- 34Elbise139
- 35Saç Tarama55
- 36Yüzükler26
- 37Fitneler ve Büyük Savaşlar39
- 38Mehdî12
- 39Savaşlar (Melâhim)60
- 40Had Cezâları143
- 41Diyet Çeşitleri102
- 42Sünnet (Peygamber'in Yolu)177
- 43Genel Âdâb502
- 1بَابُ مَا جَاءَ فِي إِجَابَةِ الدَّعْوَةِ
- 2بَابٌ فِي اسْتِحْبَابِ الْوَلِيمَةِ عِنْدَ النِّكَاحِ
- 3بَابٌ فِي كَمْ تُسْتَحَبُّ الْوَلِيمَةُ
- 4بَابُ الْإِطْعَامِ عِنْدَ الْقُدُومِ مِنَ السَّفَرِ
- 5بَابُ مَا جَاءَ فِي الضِّيَافَةِ
- 6بَابُ نَسْخِ الضَّيْفِ يَأْكُلُ مَنْ مَالِ غَيْرِهِ
- 7بَابٌ فِي طَعَامِ الْمُتَبَارِيَيْنِ
- 8بَابُ إِجَابَةِ الدَّعْوَةِ إِذَا حَضَرَهَا مَكْرُوهٌ
- 9بَابٌ إِذَا اجْتَمَعَ دَاعِيَانِ أَيُّهُمَا أَحَقُّ
- 10بَابٌ إِذَا حَضَرَتِ الصَّلَاةُ وَالْعَشَاءُ
- 11بَابٌ فِي غَسْلِ الْيَدَيْنِ عِنْدَ الطَّعَامِ
- 12بَابٌ فِي غَسْلِ الْيَدِ قَبْلَ الطَّعَامِ
- 13بَابٌ فِي طَعَامِ الْفُجَاءَةِ
- 14بَابٌ فِي كَرَاهِيَةِ ذَمِّ الطَّعَامِ
- 15بَابٌ فِي الِاجْتِمَاعِ عَلَى الطَّعَامِ
- 16بَابُ التَّسْمِيَةِ عَلَى الطَّعَامِ
- 17بَابُ مَا جَاءَ فِي الْأَكْلِ مُتَّكِئًا
- 18بَابُ مَا جَاءَ فِي الْأَكْلِ مِنْ أَعْلَى الصَّحْفَةِ
- 19بَابُ مَا جَاءَ فِي الْجُلُوسِ عَلَى مَائِدَةٍ عَلَيْهَا بَعْضُ مَا يُكْرَهُ
- 20بَابُ الْأَكْلِ بِالْيَمِينِ
- 21بَابٌ فِي أَكْلِ اللَّحْمِ
- 22بَابٌ فِي أَكْلِ الدُّبَّاءِ
- 23بَابٌ فِي أَكْلِ الثَّرِيدِ
- 24بَابٌ فِي كَرَاهِيَةِ التَّقَذُّرِ لِلطَّعَامِ
- 25بَابُ النَّهْيِ عَنْ أَكْلِ الْجَلَّالَةِ وَأَلْبَانِهَا
- 26بَابٌ فِي أَكْلِ لُحُومِ الْخَيْلِ
- 27بَابٌ فِي أَكْلِ الْأَرْنَبِ
- 28بَابٌ فِي أَكْلِ الضَّبِّ
- 29بَابٌ فِي أَكْلِ لَحْمِ الْحُبَارَى
- 30بَابٌ فِي أَكْلِ حَشَرَاتِ الْأَرْضِ
- 31بَابُ مَا لَمْ يُذْكَرْ تَحْرِيمُهُ
- 32بَابٌ فِي أَكْلِ الضَّبُعِ
- 33بَابُ النَّهْيِ عَنْ أَكْلِ السِّبَاعِ
- 34بَابٌ فِي أَكْلِ لُحُومِ الْحُمُرِ الْأَهْلِيَّةِ
- 35بَابٌ فِي أَكْلِ الْجَرَادِ
- 36بَابٌ فِي أَكْلِ الطَّافِي مَنِ السَّمَكِ
- 37بَابٌ فِي الْمُضْطَرِّ إِلَى الْمَيْتَةِ
- 38بَابٌ فِي الْجَمْعِ بَيْنَ لَوْنَيْنِ مِنَ الطَّعَامِ
- 39بَابُ أَكْلِ الْجُبْنِ
- 40بَابٌ فِي الْخَلِّ
- 41بَابٌ فِي أَكْلِ الثُّومِ
- 42بَابٌ فِي التَّمْرِ
- 43بَابٌ فِي تَفْتِيشِ التَّمْرِ الْمُسَوَّسِ عِنْدَ الْأَكْلِ
- 44بَابُ الْإِقْرَانِ فِي التَّمْرِ عِنْدَ الْأَكْلِ
- 45بَابٌ فِي الْجَمْعِ بَيْنَ لَوْنَيْنِ فِي الْأَكْلِ
- 46بَابُ الْأَكْلِ فِي آنِيَةِ أَهْلِ الْكِتَابِ
- 47بَابٌ فِي دَوَابِّ الْبَحْرِ
- 48بَابٌ فِي الْفَأْرَةِ تَقَعُ فِي السَّمْنِ
- 49بَابٌ فِي الذُّبَابِ يَقَعُ فِي الطَّعَامِ
- 50بَابٌ فِي اللُّقْمَةِ تَسْقُطُ
- 51بَابٌ فِي الْخَادِمِ يَأْكُلُ مَعَ الْمَوْلَى
- 52بَابٌ فِي الْمِنْدِيلِ
- 53بَابُ مَا يَقُولُ الرَّجُلُ إِذَا طَعِمَ
- 54بَابٌ فِي غَسْلِ الْيَدِ مِنَ الطَّعَامِ
- 55بَابُ مَا جَاءَ فِي الدُّعَاءِ لِرَبِّ الطَّعَامِ إِذَا أُكِلَ عِنْدَهُ
(28) Kitâb: Yiyecekler
بَابُ مَا جَاءَ فِي إِجَابَةِ الدَّعْوَةِ
İbn Ömer (r.a)'den rivayet olunmuştur; dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), (bir önceki 3736. hadisin) manasını (ifade eden bir cümle) söyledi. (Hz. Nebi bu cümleye): "Eğer oruçlu değilse (orada ikram edilen) yemeği yesin. Oruçlu ise (yemek veren kimsenin ev halkı için) dua etsin." (sözlerini de) ilâve etti. Ayrıca bu hadis'i; Müslim, nikâh; İbn Mâce, nikâh ta tahric etti. İzah, 3742 de
İbn Ömer (r.a)'den Rasûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: "Biriniz (din) kardeşini (bir ziyafete) çağırdığı zaman (çağrılan kişi bu davete) hemen icabet etsin. (Çağırılan şey ister) velime (yemeği) olsun, ya da benzeri bir şey olsun (farketmez)." İzah, 3742 de
İbn Ömer'den (yine Eyyub) vasıtasıyla (bir önceki 3738. hadis'in) bir de manası (rivayet olunmuştur). İzah, 3742 de
Câbir (r.a)'den Rasûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: "(Bir ziyafete) çağrılan kimse hemen icabet eylesin. Artık dilerse yer, dilerse yemez." Ayrıca bu hadis'i; Müslim, nikâh; İbn Mâce, sıyâm da tahric etti. İzah, 3742 de
Nâfi'den rivayet olunduğuna göre; Abdullah b. Ömer, Rasûlullah (s.a.v.)'n şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Bir (ziyafete) çağrılıp da icabet etmeyen kimse Allah'a ve Rasûlüne isyan etmiştir. Çağrılmaksızın (bir ziyafet yerine) giren kimse de hırsız olarak girmiş ve çapulcu olarak çıkmıştır." Ebû Dâvûd dedi ki: (Bu hadisin raviierinden) Ebân b. Tarık'(ın kimliği) belirsizdir. İzah, 3742 de
el-A'rac'dan rivayet olunduğuna göre; Ebû Hureyre (r.a) şöyle dermiş: Yemeğin en kötüsü (kendisine) zenginlerin çağrılıp da, fakirlerin çağrılmadığı davet yemeğidir. Davete gelmeyen kimse muhakkak ki Allah'a ve Rasûlüne karşı gelmiştir
بَابٌ فِي اسْتِحْبَابِ الْوَلِيمَةِ عِنْدَ النِّكَاحِ
Sâbit'den rivayet olunduğuna göre; Enes b. Mâlik'in yanında Zeyneb binti Cahş'ın (Hz. Peygamber'le) evlenmesinden söz edilince, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)'in onun için verdiği düğün yemeği kadar hanımlarından birine düğün yemeği verdiğini görmedim. (Onun düğününde) bir dişi koyun ziyafeti verdi. Ayrıca bu hadis'i; Buharî, nikâh; Müslim, nikâh; İbn Mâce, nikâh; Ahmed b. Hanbel, III, 172, 227. de tahric ettiler
Enes b. Mâlik (r.a)'den rivayet olunduğuna göre; Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Safiyye için bir kavut ve kuru hurma ziyafeti verdi. Diğer tahric. Tirmizi, nikah; İbni Mace, nikah (1909) AÇIKLAMA Ulema, evlenme münasebetiyle verilen yemeğin vaktinde ihtilâf etmişlerdir. Bazıları bu yemeğin nikâhtan önce verileceğini söylerken bazıları da nikâhtan sonra verilebileceğini söylemişlerdir. Zifaftan önce ve zifaftan sonra verilebileceğine dair görüşler de vardır.[el-İhtiyar li talilil Muhtar, IV-176.] Nikâh öncesinden itibaren zifaf sonrasına kadar olan geniş süre içerisinde herhangi bir zamanda verilebileceğini söyleyenler de olmuştur. Günümüzde genellikle bu genişlikten yararlanılarak bu yemek, nikâh ile zifaf arasında verilmektedir, Mişkât'ta rivayet edilen bir hadis-i şerifte, Fahr-i Kâinat Efendimiz'in Hz. Safiyye'nin nikâhı münasebetiyle hays denilen bir yemek ziyafeti verdiği ifade edilmektedir. Mişkât'ta rivayet edilen diğer bir hadis-i şerifte de Hz. Nebidin bu ziyafette kuru hurma, yağ ve yoğurt kurusundan yapılan bir yemek verdiği rivayet edilmektedir. Aliyyü'l-Kârî'ye göre, bu iki rivayette anlatılmak istenen yemeklerin ikisi de aynı yemektir. Aralarında bir fark yoktur. Çünkü "hays" yemeği içinde de kuru hurma, kuru peynir ve yağ bulunur. Tıybî de netice itibariyle aynı şeyleri söylemiştir. Hz. Nebi, Hz. Zeyneb validemizin nikâhı münasebetiyle ise bir koyun ziyafeti vermiştir. Bu durum Hz. Nebi'in bazı ailelerinin düğünlerinde etli bazı ailelerinin düğünlerinde ise etsiz ziyafet verdiğini ortaya koymaktadır. Hadis-i şeriflerde ekmekten hiç bahsedilmediğine göre etsiz ve ekmeksiz düğün ziyafeti vermek caizdir
بَابٌ فِي كَمْ تُسْتَحَبُّ الْوَلِيمَةُ
Sakîf (kabilesin)den (devamlı) iyilikle anılan, yani hayırlı işlerinden dolayı devamlı övülen tek gözlü bir adamdan rivayet olunduğuna göre; (ki, ravi Hasan Basrî bu adam hakkında şöyle diyor): "Eğer onun ismi Züheyr b. Osman değilse, isminin ne olduğunu bilmiyorum." Nebi (s.a.v.): "Birinci gün düğün yemeği (vermek) bir görevdir. İkinci gün ise bir iyiliktir. Üçüncü gün (vermek ise) bir süm'a ve riyadır" buyurmuştur. Katâde dedi ki: Bir adam bana, Saîd b. el-Müseyyeb'in birinci günü (verilen bir düğün yemeğine) çağırüıp gittiğini, ikinci gün yine çağrılıp gittiğini, üçüncü gün de çağrıldığını (fakat) gitmediğini ve: (Bu yemeği üçüncü günde verenler) süm 'a ve riya sahibi kimselerdir, dediğini haber verdi
Şu (bir önceki 3745. hadisin sonunda anlatılan) olayda (yine) Katâde yoluyla Sâid b. el-Müseyyeb'den (şu şekilde de rivayet olunmuştur: Katâde) dedi ki: (Saîd) üçüncü gün de çağrıldı (fakat gitmedi) ve (gelen) davetçiyi taşladı
بَابُ الْإِطْعَامِ عِنْدَ الْقُدُومِ مِنَ السَّفَرِ
Câbir (r.a)'den rivayet olunmuştur; dedi ki: Nebi (s.a.v.) Medine'ye gelince bir deve yahut da bir sığır kesti
بَابُ مَا جَاءَ فِي الضِّيَافَةِ
Ebû Şurayh el-Kâ'bî'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kim Allah'a inanıyorsa misafirine ikram etsin. (Misafirin, bu ziyaretine karşılık dünyada hakettiği) hediyesi, (ev sahibinin hediyeleri ile geçen) günü ve gecesidir. Misafirlik üç gündür. Bundan fazlası ise (misafire) bir sadakadır. Misafirin ev sahibinin yanında onu bıktırıncaya kadar oturması caiz değildir." Ebû Dâvûd dedi ki: (Bu hadis) Haris b. Miskîn 'e okundu, ben de (orada) hazır bulundum. (Hadis ona okunan şekliyle şöyle idi): Eşheb dedi ki: (îmam) Mâlik'e, Nebi (s.a.v.)'in "Onun hediyesi bir gün ve gecedir" sözünün manası soruldu da şöyle cevap verdi: (Yani) ona bir gün bir gece ikram eder, iyilikte bulunur ve onu barındırır: (Onun) üç gün misafir olma (hakkı) vardır
Ebû Hureyre (r,a)'den rivayet olunduğuna göre; Nebi (s.a.v.): ''Misafirlik üç gündür. Üç günden fazla olan misafirlik ise (ev sahibi için misafire) bir sadakadır" buyurmuştur
Ebû Kerime (r.a)'den Rasûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: "Misafirin (birinci) gecesinde (onu ağırlamak) her müslüman (ev sahibi) üzerine (düşen) bir görevdir. Her kim (misafir olarak bir kimsenin) evinin önünde sabahlayacak olursa, bu kimse (ye ikram etmek) o ev sahibi üzerine bir borçtur. İsterse (borcunu) öder, (borcundan kurtulur), isterse (borcunu ödemeyi) terkeder (borçlu olarak kalır)
el-Mikdâm Ebû Kerîme (r.a)'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir kimse bir kavme misafir olur da (orada ikramdan ve ağırlanmaktan) mahrum olarak sabahlarsa, (bu misafirin en azından) bir gecelik yiyecek hakkını alacak kadar ona tahılından ve (diğer) mal(lar)ından yardım etmek (orada bulunan) her müslüman üzerine (düşen) bir görevdir
Ukbe b. Âmir (r.a)'den rivayet olunmuştur; dedi ki: (Biz Hz. Nebie): Ey Allah'ın Rasûlü, sen bizi (bazen bir yere) gönderiyorsun, biz de bir kavme misafir oluyoruz. (Fakat) onlar bizi ağırlamıyorlar. (Bu hususta) ne buyurursun? diye sorduk. Rasûlullah (s.a.v.) bize şöyle buyurdu: "Eğer bir kavme misafir olur da sizin için (yapılması gereken ikram ve ağırlama ile ilgili) işleri(n yapılmasını hizmetçilerine) emrederlerse bunu kabul edin. (Bunu) yapmazlarsa kendilerine yaraşan misafir hakkını onlardan alın." Ebû Dâvûd dedi ki: Bu (hadis, bîr kimsenin hakkı olan bir şeyi alabileceğine dair kuvvetli bir delildir)
بَابُ نَسْخِ الضَّيْفِ يَأْكُلُ مَنْ مَالِ غَيْرِهِ
İbn Abbas (r.a)'dan rivayet olunmuştur; dedi ki: Şu "Ey iman edenler, mallarınızı aranızda bâtılla (doğru olmayan yollarla haksız yere) yemeyin. Kendi rızanızla yaptığınız ticaret olursa başka..."[Nisa 29] âyet-i kerimesi indikten sonra halka, bir kimsenin evinde yemek yemek zor gelmeye başlamıştı. Derken bu âyeti Nûr süresindeki (61 numaralı) âyet neshetti. (Bu âyette yüce Allah kullarına şöyle) buyurdu: "...Size de kendi evlerinizden başka evlerde yemenizde bir güçlük yoktur.."[Nûr 61] (Yüce Allah'ın bu meseleyle ilgili buyruğu); "toplu olarak ve) ayrı ayrı... (yemenizde de üzerinize bir günah yoktur)" sözüne kadar (sürmektedir). (Bu âyet inmeden önce) zengin bir adam yakınlarından birini yemeğe çağırıldığında (çağırılan kimse), "Ben ondan yemeyi günah görüyorum" derdi; -et-Tecennuh, bir şeyin günah olduğuna inanmak anlamına gelir- ve "fakir bu davete benden daha müstehaktır" diye konuşurdu. Bu âyet(in inmesi) ile (müslümanların, bu âyette zikredilen kimselerin birine ait olan ve) üzerine Besmele çekilen yemekleri yemeleri ve bir de kitap ehlinin yemekleri helâl kılınmış oldu
بَابٌ فِي طَعَامِ الْمُتَبَارِيَيْنِ
İbn Abbas (r.a)'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Nebi (s.a.v.), üstünlüklerini ortaya koyabilmek için yarışan kimselerin yemeklerinin yenmesini yasaklamıştır. Ebû Dâvud dedi ki; Bu hadisi, Cerîr (b. Hazm) 'den rivayet edenlerin ekserisi rivayetlerinin senedinde îbn Abbas (r.a)'ın ismini zikretmediler. (Ancak îkrime'nin rivayet ettiği) bu hadiste olduğu gibi Harun en-Nahvî de (bu hadisi rivayet ederken) îbn Abbasfin ismini zikretti. Hammâd b. Zeyd ise İbn Abbas'in ismini zikretmedi
بَابُ إِجَابَةِ الدَّعْوَةِ إِذَا حَضَرَهَا مَكْرُوهٌ
Sefine Ebû Abdurrahman'dan rivayet olunduğuna göre; Bir adam Ali b. Ebî Tâlib'i misafir etmiş ve ona bir yemek hazırlamış. (Orada hazır bulunan) Fatıma (r. anha) da: "Keşke, Rasûlul-lah (s.a.v.)'i çağırsaydık. (Gelir) bizimle beraber (bu yemekten) o da yerdi" demiş. Bunun üzerine Hz. Nebi'i de (o ziyafete) çağırmışlar. Hz. Nebi de (oraya) gelmiş. Elini kapının (iki tarafındaki) sövelerine koyunca, evin bir köşesine yerleştirilmiş olan yünden yapılmış renkli nakışlarla süslü ve üzerinde rakamlar bulunan ince bir kumaş görüp hemen geri dönerek gitmiş. Hz. Fâtıma da Hz. Ali'ye: Git, ona yetiş bak (bakalım) onun geri dönmesine sebep neymiş? demiş, Hz. Ali de onun peşinden gitmiş. (Hz. Ali Hz. Peygamber'e kavuşunca aralarında geçen konuşmayı şöyle anlatmış. Ben Hz. Nebi'e): Ey Allah'ın Rasûlü, seni geri çeviren sebep nedir? diye sordum. "Benim için yahut da herhangi bir Nebi için nakışlarla süslü bir eve girmek yoktur" buyurdu
بَابٌ إِذَا اجْتَمَعَ دَاعِيَانِ أَيُّهُمَا أَحَقُّ
Nebi (s.a.v.)'in sahâbîlerinin birinden rivayet olunduğuna göre; Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İki kişi birden (seni) davet edecek olursa sen kapısı en yakın olan(ın daveti)ne icabet et. Çünkü kapısı en yakın olan en yakın komşu olandır. Eğer (davet eden bu iki kişiden birisi diğerinden) daha önce davet etmişse, önce davet edenin davetine icabet et
بَابٌ إِذَا حَضَرَتِ الصَّلَاةُ وَالْعَشَاءُ
İbn Ömer (r.a)'den rivayet olunduğuna göre; Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Birinizin akşam yemeği (sofraya) konduğu sırada namaza da başlanmış olursa (o kimse yemek yeme işini) bitirinceye kadar namaz'a kalkmaz." (Bu hadisin ravilerinden Müsedded, rivayetine şunları da) ilâve etti: "Abdullah (b. Ömer), akşam yemeği (sofraya) konunca -yahut ta akşam yemeği (sofraya) gelince- ikameti de işitse, imamın okuyuşunu da işitse (yine de yemeğini) bitirinceye kadar (namaza) kalkmazdı
Câbir b. Abdillah (r.a)'dan Rasûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Yemekten veya başka bir şeyden dolayı o namaz geciktiril(e)mez.”
Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr'den rivayet olunmuştur; dedi ki: İbn Zübeyr zamanında babamla birlikte Abdullah b. Ömer'in yanında (bulunuyor) idim. Abbâd b. Abdillah b. Zübeyr; "Biz, (kılınması için ezan okunup kamet getirilen akşam) namaz(ın)dan önce (ortaya konulmuş olan) akşam yemeğine başlanabileceğini işittik" dedi. Abdullah b. Ömer de "Vah sana! Sen (Hz. Nebi'in sahâbîleri olan) o kimselerin akşam yemeklerinin nasıl olduğunu (biliyormusun)? (Onların akşam yemeklerinin) babanın akşam yemeği gibi (zengin) olduğunu mu zannediyorsun?" diye karşılık verdi
بَابٌ فِي غَسْلِ الْيَدَيْنِ عِنْدَ الطَّعَامِ
Abdullah b. Abbâs'dan şöyle rivayet olunmuştur: Bir gün Rasûlullah (s.a.v.) hela'dan çıkmış. (Orada bulunan sahâbîler) kendisine yemek getirmişler ve: Ey Allah'ın Rasûlü, (yemekten önce abdest alman için) sana abdest suyu da getirelim mi? demişler. (Hz. Nebi de): "Ben ancak namaza kalktığım zaman abdest almakla emrolundum" buyurmuştur
بَابٌ فِي غَسْلِ الْيَدِ قَبْلَ الطَّعَامِ
Selman (r.a)'den şöyle rivayet olunmuştur; dedi ki: Ben Tevrat'ta, "Yemeğin bereketi, yemekten önce elleri ve ağzı yıkamaktır" (sözünü) okumuştum. Bunu Nebi (s.a.v.)'e anlattım. Bunun üzerine (Hz. Peygamber s.a.v.); "Yemeğin bereketi yemekten önce elleri, yemekten sonra da elleri ve ağzı yıkamaktır" buyurdu. Süfyân (es-Sevrî), yemekten önce elleri yıkamayı mekruh görürdü. Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadis zayıftır
بَابٌ فِي طَعَامِ الْفُجَاءَةِ
Câbir b. Abdillah (r.a)'dan rivayet olunmuştur; dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) (bir gün) abdest bozmuş olarak bir dağ geçidinden (bize doğru) geldi. Bizim önümüzde (bulunan) "tirs" yahut da "hacefe" (denilen bir kalkan) üzerinde hurma vardı. Kendisini davet ettik. (Gelip) bizimle birlikte (hurmadan) yedi ve elini suyla yıkamadı
بَابٌ فِي كَرَاهِيَةِ ذَمِّ الطَّعَامِ
Ebû Hureyre (r.a)'den şöyle dediği rivayet olunmuştur: Rasûlullah (s.a.v.) hiçbir zaman bir yemeği kötülememiştir. (Önüne gelen bir) yemekten hoşlanırsa onu yerdi, hoşlanmazsa yemezdi
بَابٌ فِي الِاجْتِمَاعِ عَلَى الطَّعَامِ
Vahşî b. Harb (b. Vahşî b. Harb)'in dedesinden rivayet olunmuştur: Nebi (s.a.v.)'in sahâbîleri (Hz. Nebi'e): Ey Allah'ın Rasûlü, biz (yemek) yiyoruz, fakat doymuyoruz, demişler. (Hz. Nebi de onlara): "Her halde siz (yemeği) ayrı ayrı (kaplarda) yiyorsunuzdur (değil mi)?" demiş. (Onlar da): Evet, cevabını verrnişler. (Bunun üzerine Hz. Nebi): "Yemeği toplu halde yeyiniz ve üzerine Besmele çekiniz. (O zaman) Allah o yemekte sizin için bereket halk eder (de karnınız doyar)" buyurmuş. Ebû Dâvûd dedi ki: Bir düğün yemeğine gider de (önüne) akşam yemeği konacak olursa, ev sahibi izin verinceye kadar (o yemekten) yeme
بَابُ التَّسْمِيَةِ عَلَى الطَّعَامِ
Ebu'z-Zübeyr'den rivayet olunduğuna göre, Câbir b. Abdullah (r.a.) Nebi (s.a.v.)'i şöyle derken işitmiştir: “Bir adam evine girerken Besmele çekerek girerse ve yemek yerken de (Besmele çekerek yerse), şeytan (arkadaşlarına): (Burada) sizin için gecelemek (imkânı da) yok, akşam yemeği de yok, der. Eğer (adam evine) girerken Allah'ı anmadan girerse şeytan (arkadaşlarına: Burada) gecelemek (imkânın)a kavuştunuz, der. Eğer yemeği yerken de Allah'ın adını anmamışsa (şeytan arkadaşlarına: Burada) geceleme ve akşam yemeği (yeme imkânı)na kavuştunuz, der
Huzeyfe (r.a)'den rivayet olunmuştur; dedi ki: Biz Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte bir yemekte bulunmuştuk. Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte sofrada hazır bulunduğunuz halde içimizden hiçbir kimse ondan önce elini sofraya uzatmadı. Derken bir bedevi sanki (arkasından yemeğe doğru) itilmiş gibi (hızla) gelip elini daldırmak üzere yemeğe götürdü. Rasûlullah (s.a.v.) da hemen onun elini tuttu. Sonra bir cariye sanki (arkasından) itiliyormuş gibi (hızla) gelip yemeğe sokmak üzere elini uzattı. Rasûlullah (s.a.v.) onun elini de tuttu ve şöyle buyurdu: "Gerçekten şeytan, üzerine Allah'ın ismi anılmayan (Besmele çekilmeyen) yemeği yemeye imkân bulur. (O bu yemeği kendisine) helâl kılmak için önce kendisine âlet edebileceği şu bedeviyi getirdi. Ben de onun elini tuttum, (şeytana imkân vermedim). Sonra (bu yemeği kendisine) helâl kılmaya âlet etmek üzere bu cariyeyi getirdi. Ben (onun da) elini tuttum. Varlığım elinde olan Zât'a yemin olsun ki, şeytan'ın eli bedevi ve cariyenin eli ile birlikte benim elimdedir
Âişe (r. anha)'dan rivayet olunduğuna göre; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Biriniz ye(mek yemek iste)diği zaman (yemeğe başlarken) yüce Allah'ın ismini ansın. Eğer (yemeğin) başında yüce Allah'ın ismini anmayı unutursa 'Bismillâhi evvelehü ve âhirehu: Başında da sonunda Allah'ın ismiyle başlarım' desin." Ayrıca bu hadis'i Tirmizî, et'ime; İbn Mâce, et'ime; Dârimî, et'ime; Ahmed b. Hanbel, VI, 143 208, 246, 265. te tahric ettiler
Rasûlullah (s.a.v.)'in sahâbîlerinden Ümeyye b. Mahşî (r.a)'den şöyle rivayet olunmuştur: Rasûlullah (s.a.v.) oturuyordu. Bir adam da (orada) yemek yiyordu. (Adam yemek yerken) Besmele çekmedi. Yemekten sadece bir lokma kalmıştı. (Adam) o lokmayı ağzına kaldırdığı sırada, 'Bismillâhi evvelehü ve âhirehu' dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) gülmeye başladı. Sonra: "Şeytan bu adamla beraber yemeye devam ediyordu. (Adam) Aziz ve Celîl olan Allah'ın ismini anınca (şeytan yediği yemekten) karnında ne varsa (hepsini) kustu' buyurdu. Ebû Dâvûd dedi ki: (Bu hadisin râvilerinden olan) Câbir b. Subh, Süleyman b. Harb'in anne cihetinden dedesidir
بَابُ مَا جَاءَ فِي الْأَكْلِ مُتَّكِئًا
Ali b. el-Akmer'den rivayet olunduğuna göre; Ebû Cuhayfe, Rasûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Ben (yemeğimi) dayanarak yemem!" Ayrıca bu hadis'i Buhari, et'ime; Tirmizî, et'ime; İbn Mâce, et'ime; Dârimî, et'ime; Ahmed b. Hanbel, IV, 508, 309. da tahric etti
(Şuayb b. Muhammed b. Abdillah b. Amr'ın) babasından şöyle dediği rivayet olunmuştur: Rasûlullah (s.a.v.)'in hiçbir zaman (bir yere) dayanarak (yemek) yediği görülmemiştir. Arkasında iki adam'ın yürüdüğü de görülmemiştir. Ayrıca bu hadis'i Buhari, ahkâm; İbn Mâce, mukaddime; Ahmed b. Hanbel, II, 125, 127. de tahric etti
Mus'ab b. Süleym'den şöyle dediği rivayet olunmuştur; Ben Enes'i (şöyle) derken işittim: Nebi (s.a.v.) beni (bir yer'e) göndermişti. Döndüğüm zaman kendisini geriye yaslanmış halde hurma yerken buldum
بَابُ مَا جَاءَ فِي الْأَكْلِ مِنْ أَعْلَى الصَّحْفَةِ
İbn Abbas (r.a)'dan rivayet olunduğuna göre; Nebi (s.a.v.): "Biriniz yemek yerken tabağın ortasından yemesin, fakat kenarından yesin. Çünkü bereket tabağın ortasına iner" buyurmuştur. Ayrıca bu hadis'i Tirmizî, et'ime; Ibn Mâce, et'ime; Dârimî, et'ime; Ahmed b. Hanbel, I, 270, 343, 345, 364, III, 490. de tahric etti
Abdullah b. Büsr dedi ki: Nebi (s.a.v.)'in "el-Garrâ" isimli bir yemek kabı vardı ki onu (ancak) dört kişi taşıyabilirdi. (Müslümanlar) kurban bayramı gününe girip de kurban bayramı namazını kıldıkları vakit, bu kab içine tirit konmuş olduğu halde getirildi. (Halk) hemen onun etrafında toplandı. (Yemeğin etrafında toplanan halk) çoğalınca Rasûlullah (s.a.v.) da diz çöküp oturdu. Bunun üzerine (orada bulunan) bir bedevi (Hz. Nebi'e): Bu şekilde oturuş(un manası) nedir? diye sordu. (Hz. Nebi de): "Şüphesiz ki Allah beni mütevazi bir kul olarak yetiştirdi. Zalim ve inatçı (bir insan) olarak yetiştirmedi." cevabını verdi. Sonra; "(Haydi, yemeğin) kenarlarından yeyiniz. Bereketin üzerine indiği tepesin(den yemey)i bırakınız" buyurdu
بَابُ مَا جَاءَ فِي الْجُلُوسِ عَلَى مَائِدَةٍ عَلَيْهَا بَعْضُ مَا يُكْرَهُ
Salim'in babası (Abdullah b. Ömer)'in şöyle dediği rivayet olunmuştur: Rasûlullah (s.a.v.) (ümmetine) iki yemeği yasaklamıştır: 1- Üzerinde şarap içilen bir sofrada otur(arak yemek ye)meyi, 2- Kişinin karnı üzerine (yüzü koyun) yatarak (yemek) yemesini. Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi Cafer b. Burkan, Zühri'den işitmemiştir. Dolayısıyla bu hadis münkerdir. Ayrıca bu hadis'i İbn Mâce, et'ime de tahric etti. İzah 3775 te { 0ku}
Harun b. Zeyd b. Ebi'z-Zerkâ'nın, babasından naklettiği rivayete göre; Cafer (b. Bürkân), bu 3774.hadisi ez-Zührî'den aldığını söylemiştir
بَابُ الْأَكْلِ بِالْيَمِينِ
Abdullah b. Ömer (r.a)'den rivayet olunduğuna göre; Nebi (s.a.v.): "Biriniz (yemek) yediği zaman sağıyla yesin, (bir şey) içtiği zaman da (yine) sağıyla içsin. Çünkü şeytan soluyla yer ve soluyla içer" buyurmuştur
Ömer b. Ebî Seleme'den rivayet olunduğuna göre; Nebi (s.a.v.): "Ey oğulcuğum; yaklaş, Besmele çek, sağ elinle ve önünden ye" buyurmuştur
بَابٌ فِي أَكْلِ اللَّحْمِ
Âişe (r.anhâ)'dan rivayet olunduğuna göre; Rasûlullah (s.a.v.): "Eti bıçakla kesmeyiniz. Çünkü bu ecnebilerin işidir. Onu siz dişlerinizle kopararak yeyiniz. Çünkü böylesi daha lezzetli ve hazmı daha kolaydır" buyurmuştur. Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadis sahih değildir
Safvân b. Ümeyye'den, şöyle dediği rivayet olunmuştur: Nebi (s.a.v.) ile birlikte (et) yiyiyordum. Eti kemikten elimle (sıyırıp) alıyordum. Bunun üzerine; "Kemiği ağzına yaklaştır, (etini dişlerinle) kopararak ye. Çünkü böylesi daha tatlı ve daha yarayışlıdır" buyurdu. Ebû Dâvûd dedi ki: (Bu hadisin ravilerinden) Osman (b. Ebî Süleyman) Safvân 'dan (hadis) işitmemiştir; (binaenaleyh) bu hadis mürseldir
Abdullah b. Me'sûd (r.a)'dan rivayet olunmuştur; dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'in en sevdiği kemik koyun kemiğiydi
(Abdullah b. Mes'ûd) dedi ki: (Hayvanın) kol kısımları Nebi (s.a.v.)'in hoşuna giderdi. Yahudilerin kendisini bir ön butla zehirlediklerine inanırdı
بَابٌ فِي أَكْلِ الدُّبَّاءِ
İshak b. Abdillah b. Ebî Talha'dan (rivayet olunduğuna göre; Enes b. Mâlik'i şöyle derken işitmiştir: Bir terzi Rasûlullah (s.a.v.)'i hazırlamış olduğu bir yemeğe çağırmıştı. Bu yemeğe Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte ben de gittim. Rasûlullah (s.a.v.) bir arpa ekmeğiyle içinde kabak ve pastırma bulunan bir çorbayı benim önüme yaklaştırdı. Ben (yemek esnasında) Rasûlullah (s.a.v.)'in, (yemek içerisinde bulunan) kabakları araştırmakta olduğunu gördüm. O günden itibaren kabağa olan sevgim devam etmektedir. Ayrıca bu hadis'i Buhari, et'ime, buyu'; Müslim, eşribe; Dârimî, et'ime; Tirmizî, et'ime de tahric etti
بَابٌ فِي أَكْلِ الثَّرِيدِ
İbn Abbas'dan şöyle dediği rivayet olunmuştur: Rasûlullah (s.a.v.)'in ekmekten (yapılan) yemekler içerisinde en sevdiği tirit idi. Tirit; hurma ve keş, yağ, un karışımı yemeklerdendir. Ebû Dâvûd der ki: Bu hadis zayıftır
بَابٌ فِي كَرَاهِيَةِ التَّقَذُّرِ لِلطَّعَامِ
(Kabîsa b. Hülb'ün) babasından rivayet olunmuştur; dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)’i, "Yemeklerin bazılarını (yemek)ten (kalbimde) bir endişe hissediyorum" diyen bir adama (şöyle) cevap verirken işittim: “Gönlünde hiçbir endişe doğmasın. (Eğer helâlliği şer'î delillerle sabit olan bir yemeğin yenip yenmeyeceği hususunda gönlünde doğan bir şüphe üzerine o yemeği yemeyi terkedecek olursan) bu konuda hiristiyanlara benzemiş olursun
بَابُ النَّهْيِ عَنْ أَكْلِ الْجَلَّالَةِ وَأَلْبَانِهَا
İbn Ömer (r.a)'den rivayet olunmuştur; dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), pislik yemeyi alışkanlık haline getirmiş olan hayvanın etini) yemeyi ve sütlerini (içmeyi) yasakladı. Ayrıca bu hadis'i Ebû Dâvûd, cihad, et'ime, eşribe; Tirmizî, et'ime; Nesâî, dahâyâ; İbn Mâce, zebâih; Muvatta, edâhi; Ahmed b. Hanbel, 1,219,226, 241,253,321, 339. da tahric etti