İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Kendisi Akabe cemresine taş atmış ve (sonra) onun yanında durmamıştır. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in de böyle yaptığını amlatmıştır
Sünen-i İbn Mâce › Kitâb 25 · Hac MenâsikiKonum
- ·Sünnet (Mukaddime)266
- 1Tahâret ve Sünnetleri400
- 2Namaz39
- 3Ezan ve Sünnetleri29
- 4Mescidler ve Cemaatler68
- 5Namazın İkâmesi ve Sünnetleri630
- 6Cenâzeler205
- 7Oruç145
- 8Zekât62
- 9Nikâh171
- 10Talâk78
- 11Keffâretler47
- 12Ticâret171
- 13Hükümler (Ahkâm)67
- 14Hibeler15
- 15Sadakalar46
- 16Rehin53
- 17Şuf'a10
- 18Buluntu Mallar (Lukata)10
- 19Köle Azâdı20
- 20Had Cezâları82
- 21Diyet80
- 22Vasiyyetler24
- 23Mîrâs Payları34
- 24Cihâd129
- 25Hac Menâsiki238
- 26Kurbanlar42
- 27Kesim (Zebâih)38
- 28Av51
- 29Yiyecekler120
- 30İçecekler65
- 31Tıp114
- 32Elbise107
- 33Âdâb170
- 34Dua66
- 35Rüya Tabiri34
- 36Fitneler175
- 37Zühd242
- 1بَابُ الْخُرُوجِ إِلَى الْحَجِّ
- 2بَابُ فَرْضِ الْحَجِّ
- 3بَابُ فَضْلِ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ
- 4بَابُ الْحَجِّ عَلَى الرَّحْلِ
- 5بَابُ فَضْلِ دُعَاءِ الْحَاجِّ
- 6بَابُ مَا يُوجِبُ الْحَجَّ
- 7بَابُ الْمَرْأَةِ، تَحُجُّ بِغَيْرِ وَلِيٍّ
- 8بَابُ الْحَجُّ، جِهَادُ النِّسَاءِ
- 9بَابُ الْحَجِّ، عَنِ الْمَيِّتِ
- 10بَابُ الْحَجِّ عَنِ الْحَيِّ، إِذَا لَمْ يَسْتَطِعْ
- 11بَابُ حَجِّ الصَّبِيِّ حَدَّثَنَا
- 12بَابُ النُّفَسَاءِ وَالْحَائِضِ، تُهِلُّ بِالْحَجِّ
- 13بَابُ مَوَاقِيتِ أَهْلِ الْآفَاقِ
- 14بَابُ الْإِحْرَامِ
- 15بَابُ التَّلْبِيَةِ
- 16بَابُ رَفْعِ الصَّوْتِ، بِالتَّلْبِيَةِ
- 17بَابُ الظِّلَالِ، لِلْمُحْرِمِ
- 18بَابُ الطِّيبِ، عِنْدَ الْإِحْرَامِ
- 19بَابُ مَا يَلْبَسُ الْمُحْرِمُ مِنَ الثِّيَابِ
- 20بَابُ السَّرَاوِيلِ وَالْخُفَّيْنِ، لِلْمُحْرِمِ، إِذَا لَمْ يَجِدْ إِزَارًا، أَوْ نَعْلَيْنِ
- 21بَابُ التَّوَقِّي فِي الْإِحْرَامِ
- 22بَابُ الْمُحْرِمِ، يَغْسِلُ رَأْسَهُ
- 23بَابُ الْمُحْرِمَةِ، تَسْدُلُ الثَّوْبَ، عَلَى وَجْهِهَا
- 24بَابُ الشَّرْطِ فِي الْحَجِّ
- 25بَابُ دُخُولِ الْحَرَمِ
- 26بَابُ دُخُولِ مَكَّةَ
- 27بَابُ اسْتِلَامِ الْحَجَرِ
- 28بَابُ مَنِ اسْتَلَمَ الرُّكْنَ، بِمِحْجَنِهِ
- 29بَابُ الرَّمَلِ، حَوْلَ الْبَيْتِ
- 30بَابُ الِاضْطِبَاعِ
- 31بَابُ الطَّوَافِ، بِالْحِجْرِ
- 32بَابُ فَضْلِ الطَّوَافِ
- 33بَابُ الرَّكْعَتَيْنِ بَعْدَ الطَّوَافِ
- 34بَابُ الْمَرِيضِ، يَطُوفُ رَاكِبًا
- 35بَابُ الْمُلْتَزِمِ
- 36بَابُ الْحَائِضِ، تَقْضِي الْمَنَاسِكَ، إِلَّا الطَّوَافَ
- 37بَابُ الْإِفْرَادِ بِالْحَجِّ
- 38بَابُ مَنْ قَرَنَ الْحَجَّ، وَالْعُمْرَةَ
- 39بَابُ طَوَافِ الْقَارِنِ
- 40بَابُ التَّمَتُّعِ، بِالْعُمْرَةِ إِلَى الْحَجِّ
- 41بَابُ فَسْخِ الْحَجِّ
- 42بَابُ مَنْ قَالَ كَانَ، فَسْخُ الْحَجِّ لَهُمْ خَاصَّةً
- 43بَابُ السَّعْيِ بَيْنَ الصَّفَا، وَالْمَرْوَةِ
- 44بَابُ الْعُمْرَةِ
- 45بَابُ الْعُمْرَةِ فِي رَمَضَانَ
- 46بَابُ الْعُمْرَةِ فِي ذِي الْقَعْدَةِ
- 47بَابُ الْعُمْرَةِ فِي رَجَبٍ
- 48بَابُ الْعُمْرَةِ، مِنَ التَّنْعِيمِ
- 49بَابُ مَنْ أَهَلَّ بِعُمْرَةٍ مِنْ بَيْتِ الْمَقْدِسِ
- 50بَابُ، كَمِ اعْتَمَرَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
- 51بَابُ الْخُرُوجِ إِلَى مِنًى
- 52بَابُ النُّزُولِ بِمِنًى
- 53بَابُ الْغُدُوِّ مِنْ مِنًى، إِلَى عَرَفَاتٍ
- 54بَابُ الْمَنْزِلِ بِعَرَفَةَ
- 55بَابُ الْمَوْقِفِ بِعَرَفَةَ
- 56بَابُ الدُّعَاءِ بِعَرَفَةَ
- 57بَابُ مَنْ أَتَى عَرَفَةَ، قَبْلَ الْفَجْرِ، لَيْلَةَ جَمْعٍ
- 58بَابُ الدَّفْعِ مِنْ عَرَفَةَ
- 59بَابُ النُّزُولِ بَيْنَ عَرَفَاتٍ، وَجَمْعٍ، لِمَنْ كَانَتْ لَهُ حَاجَةٌ
- 60بَابُ الْجَمْعِ بَيْنَ الصَّلَاتَيْنِ بِجَمْعٍ
- 61بَابُ الْوُقُوفِ بِجَمْعٍ
- 62بَابُ مَنْ تَقَدَّمَ مِنْ جَمْعٍ لِرَمْيِ الْجِمَارِ
- 63بَابُ قَدْرِ، حَصَى الرَّمْيِ
- 64بَابُ مِنْ أَيْنَ تُرْمَى جَمْرَةُ الْعَقَبَةِ
- 65بَابٌ إِذَا رَمَى جَمْرَةَ الْعَقَبَةِ، لَمْ يَقِفْ عِنْدَهَا
- 66بَابُ رَمْيِ الْجِمَارِ رَاكِبًا
- 67بَابُ تَأْخِيرِ رَمْيِ الْجِمَارِ مِنْ عُذْرٍ
- 68بَابُ الرَّمْيِ، عَنِ الصِّبْيَانِ
- 69بَابُ مَتَى يَقْطَعُ الْحَاجُّ، التَّلْبِيَةَ
- 70بَابُ مَا يَحِلُّ لِلرَّجُلِ، إِذَا رَمَى جَمْرَةَ الْعَقَبَةِ
- 71بَابُ الْحَلْقِ
- 72بَابُ مَنْ لَبَّدَ رَأْسَهُ
- 73بَابُ الذَّبْحِ
- 74بَابُ مَنْ قَدَّمَ نُسُكًا، قَبْلَ نُسُكٍ
- 75بَابُ رَمْيِ الْجِمَارِ أَيَّامَ التَّشْرِيقِ
- 76بَابُ الْخُطْبَةِ، يَوْمَ النَّحْرِ
- 77بَابُ زِيَارَةِ الْبَيْتِ
- 78بَابُ الشُّرْبِ، مِنْ زَمْزَمَ
- 79بَابُ دُخُولِ الْكَعْبَةِ
- 80بَابُ الْبَيْتُوتَةِ بِمَكَّةَ، لَيَالِي مِنًى
- 81بَابُ نُزُولِ الْمُحَصَّبِ
- 82بَابُ طَوَافِ الْوَدَاعِ
- 83بَابُ الْحَائِضِ، تَنْفِرُ قَبْلَ أَنْ تُوَدِّعَ
- 84بَابُ حَجَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
- 85بَابُ الْمُحْصِرِ
- 86بَابُ فِدْيَةِ الْمُحْصِرِ
- 87بَابُ الْحِجَامَةِ لِلْمُحْرِمِ
- 88بَابُ مَا يَدَّهِنُ بِهِ الْمُحْرِمُ
- 89بَابُ الْمُحْرِمِ يَمُوتُ
- 90بَابُ جَزَاءِ الصَّيْدِ، يُصِيبُهُ الْمُحْرِمُ
- 91بَابُ مَا يَقْتُلُ الْمُحْرِمُ
- 92بَابُ مَا يُنْهَى عَنْهُ الْمُحْرِمُ، مِنَ الصَّيْدِ
- 93بَابُ الرُّخْصَةِ فِي ذَلِكَ، إِذَا لَمْ يُصَدْ لَهُ
- 94بَابُ تَقْلِيدِ الْبُدْنِ
- 95بَابُ تَقْلِيدِ الْغَنَمِ
- 96بَابُ إِشْعَارِ الْبُدْنِ
- 97بَابُ مَنْ جَلَّلَ الْبَدَنَةَ
- 98بَابُ الْهَدْيِ، مِنَ الْإِنَاثِ وَالذُّكُورِ
- 99بَابُ الْهَدْيِ، يُسَاقُ مِنْ دُونِ الْمِيقَاتِ
- 100بَابُ رُكُوبِ الْبُدْنِ
- 101بَابٌ فِي الْهَدْيِ، إِذَا عَطِبَ
- 102بَابُ أَجْرِ بُيُوتِ مَكَّةَ
- 103بَابُ فَضْلِ مَكَّةَ
- 104بَابُ فَضْلِ الْمَدِينَةِ
- 105بَابُ مَالِ الْكَعْبَةِ
- 106بَابُ صِيَامِ شَهْرِ رَمَضَانَ، بِمَكَّةَ
- 107بَابُ الطَّوَافِ فِي مَطَرٍ
- 108بَابُ الْحَجُّ مَاشِيًا
(25) Kitâb: Hac Menâsiki
بَابٌ إِذَا رَمَى جَمْرَةَ الْعَقَبَةِ، لَمْ يَقِفْ عِنْدَهَا
İbn-i Abbas (r.a.)'dan; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Akabe cemresine taş attığı zaman, geçiyor ve (orada) durmuyordu. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Süveyd bin Said bulunur. Bu ravi hakkında ihtilaf vardır
بَابُ رَمْيِ الْجِمَارِ رَاكِبًا
İbn-i Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devesinin üstünde Akabe cemresine tşaları attı
Kudame bin Abdillah el-Amiri (r.a.)'den; şöyle demiştir: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i Kurban bayramı günü kırmızı ve beyaza çalan sarı renkli bir devesi üstünde Akabe cemresine taş atarken gördüm. Ne dövmek, ne kovmak nede yoldan çekil, yoldan çekil vardı
بَابُ تَأْخِيرِ رَمْيِ الْجِمَارِ مِنْ عُذْرٍ
Ebu'l-Beddah bin Asım'ın babası (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), çobanlar için bir gün (cemrelere çakıl) atmalarına ve diğer bir gün (çakıl atmayı) terk etmelerine ruhsat vermiştir
Ebu'l-Beddah bin Asım'ın babası (Asım bin Adi) (r.a.)'den şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) deve çobanları için geceleri Mina'da geçirme (işini bırakma) k, Kurban bayramı (nın ilk) günü Akabe cemresine taş atıp bundan sonraki iki günlük taşlama işini birleştirerek anılan iki günden birinde (Malik demişki: Anılan iki günün birincisinde dediğini sanırım) yapmalarına ruhsat verdi. Çobanlar bayramın dördüncü günü de (gelip başkaları gibi) taş atma işini tamamlarlar
بَابُ الرَّمْيِ، عَنِ الصِّبْيَانِ
Cabir (r.a.)'den; şöyle demiştir: Biz Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber haccettik. Beraberimizde kadınlar ve çocuklar da vardı. Biz çocuklar yerine Telbiye ettik ve onlar yerine cemrelere taşlar attık
بَابُ مَتَى يَقْطَعُ الْحَاجُّ، التَّلْبِيَةَ
İbn-i Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bayramın ilk günü) Akabe cemresine çakılları atıncaya kadar telbiye getirmeye devam etti. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahihtir ve ravİ Eyyüb, Sahtiyani olan Eyyub'tur
El-Fadl bin Abbas (r.a.)'den; şöyle demiştir: Ben (veda haccında Müzdelife'den Mina'ya kadar) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ridfi (terkisine binmiş durumda) idim. Akabe cemresine çakıl atıncaya kadar O'nun telbiye getirdiğini hep işitiyordum. Akabe cemresine çakıl atınca Telbiye getirmeyi kesti
بَابُ مَا يَحِلُّ لِلرَّجُلِ، إِذَا رَمَى جَمْرَةَ الْعَقَبَةِ
İbn Abbas (r.a.)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Cemreler taşlandıktan sonra kadınlarla cinsel ilişki dışında her şey helaldir. “Güzel kokuda helâl midir?” diye soruldu. O da şöyle karşılık verdi: “Rasûlullah (Sallallau Aleyhi ve Sellem)’i misk kokusunu süründüğünü gördüm. Acaba o koku sayılır mı?” Diğer tahric edenler: Nesai, Menasik-i Hac; Müsned-i Hanbel:
Aişe (r.anha)'dan; şöyle demiştir: Ben (veda haccında) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i ihram'a girmek istediği zaman, ihramlanması için ve ihram'dan çıktığı zaman ihram'dan çıkması sebebiyle (ve henüz ziyaret tavafı etmemişken) kokuladım
بَابُ الْحَلْقِ
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allahım! Saçını traş eden erkeklere mağfiret eyle, » diye dua buyurdu. Sahabiler: Ya Resulallah! Saçını kısaltan erkeklere de, diye ricada bulundular. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allahım! saçını traş edenlere mağfiret eyle,» diye dua etti. Bu duayı üç defa tekrarladı. Sahabiler (r.anhum): Ya Resulallah! Saçını kısaltan erkeklere de, diye ricada bulundular. Resulullah: «Saçını kısaltan erkeklere de (mağfiret eyle),» diye dua etti
İbn-i Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah, saçlarını traş edenlere rahmet eylesin,» diye dua etti. Sahabiler (r.anhum): Ya Resulallah! saçını kısaltanlara da, dediler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah saçlarını traş edenlere rahmet eylesin,» diye dua etti. Sahabiler (r.anhum): Saçlarını kısaltanlara da Ya Resulallah, dediler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah saçlarını traş edenlere rahmet eylesin,» buyurdu. Sahabiler (r.anhum): Saçlarını kısaltanlara da, Ya Resulallah, diye ricada bulundular. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (dördüncü defasında): «Saçlarını kısaltanlara da (Allah rahmet eylesin),» buyurdu
İbn-i Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre: Ya Resulallah! Niçin saçlarını traş edenlere üç defa ve saçlarını kısaltanlara bir defa dua etmekle saçlarını traş edenlere müzahir oldun, destek oldun diye (hikmeti) soruldu. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Saçlarını traş edenler (saç traşı konusunda Resulullah'a uymanın daha iyi olduğunda) şüphe edercesine kat'iyyen davranmadılar.»
بَابُ مَنْ لَبَّدَ رَأْسَهُ
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Hafsa (r.anha)'dan; şöyle demiştir: Ben: Ya Resulallah! İnsanlara ne oluyor ki sen umre'nin ihramından çıkmadığın halde onlar ihram'dan çıktılar? diye sordum. O: «Ben başımı telbid ettim ve kurbanlığımı kladeledim. Artık kurbanımı kesmedikçe ihram'dan çıkamam,» buyurdu
Salim'in babası (ibn-i Ömer) (r.a.)'den; şöyle demiştir: Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den, başını telbid etmiş olduğu halde yüksek sesle telbiyeyi işittim
بَابُ الذَّبْحِ
Cabir bin Abdillah (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Mina'nın hepsi kurban kesme yeridir. Mekke ('ye açılan) boğazların hepsi yol ve kurban kesme yeridir. Arafat'ın hepsi vakfe yeridir ve Müzdelife'nin hepsi vakfe yeridir.»
بَابُ مَنْ قَدَّمَ نُسُكًا، قَبْلَ نُسُكٍ
İbn-i Abbas (r.a.)'dan; şöyle demiştir: (Veda haccında bayramın ilk günü) herhangi bir şeyi diğer bir şey'den yapanların durumları Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sorulduğunda bütün sorulara cevaben, mubarek ellerinin ikisiyle işaret buyurarak hiçbir sakınca bulunmadığını bildirdi
İbn-i Abbas (r.a.)'dan; şöyle demiştir: Mina günü (yani veda haccında bayramın ilk günü) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e (hac ile ilgili bazı) sorular soruluyordu. O da: «Sakıncası yok. Sakıncası yok,» buyuruyordu. Bu arada bir adam gelerek: Ben kurbanımı kesmeden saçımı traş ettim, dedi. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bir sakıncası yok,» buyurdu. Adam: Ben çakılları akşam (güneş battık) dan sonra (Akabe cemresine) attım, dedi. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bir sakınca yoktur,» buyurdu
Abdullah bin Amr (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre: Saç traşı olmadan önce kurban kesen veya kurban kesmeden evvel saç traşı olan kimse'nin durumu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e soruldu. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Sakınca yok,» buyurdu
Cabir bin Abdillah (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Veda haccında) halk (ın hac ile ilgili soruları sormaları) için Kurban bayramının ilk günü Mina'da oturdu. Sonra bir adam O'nun yanına gelerek: Ya Resulallah! Ben kurban kesmeden önce saçımı tıraç ettim dedi. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bir sakınca yok,» buyurdu. Sonra başka bir adam geldi ve: Ya Resulallah! Ben (Akabe cemresine) çakılları atmadan önce kurban kestim, dedi. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bir sakınca yok,» buyurdu. Kısacası o gün Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e takdim (veya te'hir) edilmiş hiç bir şey sorulmadı ki (cevabında): «Sakınca yok,» buyurmasın.' Not: Zevaid'de bunun senedinin sahih ve ravilerinin sıka (güvenilir) oldukları bildirilmiştir
بَابُ رَمْيِ الْجِمَارِ أَيَّامَ التَّشْرِيقِ
Cabir (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Akabe cemresine çakılları kuşluk zamanı attığını ve bundan (yani ilk günden) sonra ise çakılları cemrelere güneşin zevalinden (yani öğle namazı vakti girdikten) sonra attığını gördüm
İbn-i Abbas (r.a.)'da; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bayramın ilk gününden sonraki günlerde) güneş göğün ortasından batıya kayınca cemrelere çakıllar atardı. Şöyle ki taşlama işini bitirince öğle namazına dururdu
بَابُ الْخُطْبَةِ، يَوْمَ النَّحْرِ
Amr bin el-Ahvas (el-Cegmî) (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Ben Veda haccında (Minâ'da) Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şunu işittim: Ey insanlar! Dikkat ediniz! Hangi gün en mukaddes gündür? Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu buyruğu üç kez tekrarladı. Sahâbîler (r.amhum): En mukaddes gün Hacc-ı Ekber günüdür, dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : İşte bu beldeniz (Mekke) de, bu (Zilhicce) ayınızda bu (bayram) gününüz nasıl mukaddes bir gün ise şüphesiz kanlarınız (yâni canlarınız) , mallarınız ve ırzlarınız kendi aranızda öyle mukaddestir. Dikkat ediniz! Hiç bir suçlu kendi nefsinden başka kimse aleyhine suç işlemez (Yâni onun suçundan dolayı başkası cezalandırılmaz). Evlâd babasının suçundan dolayı cezalandırılmaz. Baba da evlâdının suçundan dolayı mulahaza edilmez. Bilmiş olunuz ki, şeytan bu beldeniz (Mekke) de (Allah'tan başkasına ibâdet edilmekle) kendisine itaat edilmekten kesinlikle ebedî surette ümidini yitirmiştir. Lâkin küçümsediğiniz bâzı işlerinizde ona uymak işi vuku bulacak, bu da onu memnun edecektir. Bilmiş olunuz ki, Câhiliyet devrinden kalma kan gütme dâvalarının hepsi iptal edilmiştir. Anılan kan dâvalarından iptal ettiğim ilk kan dâvası Abdulmuttalib'in oğlu el Hâris'in kan davasıdır. (El-Hâris, Beni Leys kabilesinde çocuğu için süt anasını arıyordu. Hüzeyl kabilesi onu öldürmüştü). Bilmiş olun ki Câhiliyet devrinden kalma faiz'in her çeşidi iptal edilmiştir. Mallarınızın sermayesi sizin hakkınızdır. Zulüm etmeyiniz ve zulmolunmayınız, buyurdu. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bundan sonra üç kez: Dikkat ediniz! Ey Ümmetim, Ben (Allah'ın emrini) tebliğ ettim mi?, diye sordu. Sahâbîler (r.anhum): Evet, diye cevab verdiler. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): Allahım şâhid ol, Allahun şâhid ol, Allahım şâhid ol, dedi
Cübeyr bin Mut'im (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Minâ*nın el-Hayf (denilen dere kenarın) da ayağa kalkarak şöyle buyurdu: Allah, benim sözümü işitip de (başkasına) tebliğ eden adamın yüzünü ağartsın. Çünkü fıkıh (kaynağı olan hadisleri) ezberleyen nice adamlar fıkıhçı değiller ve fıkıhçı olan nice (hadis) hafızları kendilerinden daha kuvvetli fıkıhçı]ara (hadisleri) iletebilirler. Üç meziyyet vardır ki müslüman bir kişi onlara sahip olduğu sürece kalbi, kin, hıyanet ve husûmet beslemez: Ameli, tam bir ihlâsla sırf Allah rızâsı için işlemek, müslümanların başındaki yöneticilere hayır dilemek ve müslumanların cemaatından ayrılmamak. Çünkü müslüman cemaatının daveti, arkalarındakileri de kaplar. Not: Zevaid'de şöyle denlımiştir: Bunun senedinde bulunan Muhammed bin İshak tedlisçi olup bunu an'ane ile rivayet etmiştir. Hadisin metni bu haliyle sahihtiro
Abdullah bin Mes'ud (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Arafat'ta muhadrama (yâni kulakları kesik gibi küçücük olan) devesi üstünde olduğu halde şöyle buyurdu, demiştir: (Ey sahâbilerim!) Bu gün hangi gündür, bu ay hangi aydır ve bu belde hangi şehirdir biliyor musunuz? diye sordu. Sahâbîler (r.anhum) : Bu belde mukaddes bir şehirdir, bu ay mukaddes bir aydır ve bu gün mukaddes bir gündür, diye cevab verdiler. (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): Bilmiş olunuz ki bu şehriniz (Mekke) de, bu (Arefe) gününüzde, bu (Zilhicce) ayınız nasıl mukaddes ise, mallarınız ve canlarınız da şüphesiz size haram ve mukaddestir. (Ümmetim!) İyi biliniz ki: Ben Kevser havuzu başında öncünüzüm ve diğer ümmetlere karşı çokluğunuzla övünürüm. Artık (çok günahlar işlemekle) siz benim yüzümü karartmayınız (yâni beni Allah'a karşı mahcub etmeyiniz). Bilmiş olunuz ki: Ve ben (kıyamet günü) bâzı insanları kurtaracağım. Bâzı insanlar da benden kurtarılacak (yâni zebaniler onları götürecekleridir. Ben: Yâ Rabbi! Arkadaşcıklarım (ne olacaklar?) diyeceğim. Allah şöyle buyuracak: ''Senden sonra onların neler ihdas ettiklerini bilmiyorsun." Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahihtir
İbn-i Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Veda haccında bayramın ilk günü cemreler arasında durdu. Sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (beraberinde bulunanlara hitaben): Bu gün hangi gündür? diye sordu. Sahâbüer (r.anhum): Nahr (Kurban bayramı) günüdür, dediler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): Peki bu şehir hangi şehirdir? diye sordu. Sahâbîler (r.anhum): Bu şehir, Mukaddes beldetullahtır, dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : Peki bu ay hangi aydır? buyurdu. Sahâbiler (a.nhum): Bu ay, Allah'ın mukaddes ayıdır, diye cevab verdiler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): Bu gün, hacc-ı Ekber günüdür. Bu ayda, bu günde bu beldeniz nasıl mukaddes ise, canlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da size mukaddestir, buyurdu. Sonra: Ben (Allah'ın emrini) tebliğ ettim mi? buyurdu, Sahâbîler: Evet, diye cevab verdiler. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): Allahım şâhid ol, demeye başladı. Daha sonra halk'a veda etti. Bu nedenle sahâbîler; Bu hac. Veda hacadır, dediler
بَابُ زِيَارَةِ الْبَيْتِ
Âişe ve İbn-i Abbâs (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ziyaret tavafını (bayramın birinci gününü ikinci gününe bağlayan) geceye tehir etmiştir. Diğer tahric: Tirmizî, Ebû Dâvûd, Ahmed ve Beyhaki de Hadis'i rivayet etmişler
Abdullah bin Abbâs (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ifaza (yâni ziyaret) tavafının yedi şavtında remel etmemiş (yâni hızlı ve çalımlı yürümemiş) tir. (Râvî) Atâ demiş ki ifâza tavafında remel yoktur
بَابُ الشُّرْبِ، مِنْ زَمْزَمَ
Muhammed bin Abdirrahman bin Ebî Bekir (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben (bir defa) İbn-i Abbâs (r.a.)'ın yanında oturuyordum. Bir adam onun yanına geldi. İbn-i Abbâs (r.a.), adam'a: Nereden geldin? diye sordu. Adam: Zem-zem'den (geliyorum), dedi. İbn-i Abbâs (r.a.) ona: Zem-zem'den lâyıkıyla içtin (mi?), dedi. Adam: Bu nasıl olur?, diye sordu. İbn-i Abbâs (r.a.): Zem-zem'den su içmek istediğin zaman kıbleye doğru dur, Allah'ın ismini an, Zem-zem suyunu içerken üç defa nefes al ve ondan kana kana iç. Zem-zem suyunu böylece içtikten sonra Allah (Azze ve Celle)'ye hamdet. Çünkü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki : Bizimle münafıklar arasındaki alâmeti farika onların Zem-zem'den kana kana içememeleridir. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bu hadisin senedi sahih ve ravileri güvenilir zatlardır
Cablr bin Abdillah (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre: Kendisi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şu hadîsi işitmiştir: Zem-zem suyu ne maksadla içilirse onun için (yararlı) dır. Not: Suyuti bu kitabın haşiyesinde: Bu hadis diller üstünde çok meşhur bir hadistir. Hadis hafızları bu hadisin sıhhati hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazılarına göre sahih, bir kısmına göre hasen, diğer bir kısmına göre zayıftır. Kuvvetli olan görüş ilk görüştür, demiştir. Zevaid'de de şöyle denilmiştir: Ravi Abdullah bin el-Müemmel'in zayıflığı sebebiyle bu sened zayıftır. El-Hakim bu hadisi el-Müstedrek'te İbn-i Abbas yoluyla rivayet ederek, senedinin sahih olduğunu söylemiştir. Sindi de: Ben diyorum ki alimler bu hadisin hükmünü denediklerini ve bildirilen sonucu aldıklarını anlatmışlardır. (Yani zemzem suyu açlığı gidermek, susuzluğu gidermek, bir has.. talıktan kurtulmak gibi ne niyetle içilirse Allah'ın lütfu ile o niyete uygun sonuç alırur. Bu dunun tecrübelerle sabittir,) der
بَابُ دُخُولِ الْكَعْبَةِ
İbn-i Ömer (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), (Mekke'nin) fetih günü, beraberinde Bilal (bin Rabâh) ve Osman bin Şeybe olduğu halde Ka'be'ye girdi ve kapıyı içerden kilitlediler. Sonra Ka'be'den çıktıkları zaman, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Ka'be'nin neresinde namaz kıldığını Bilâl'e sordum. Bilal, O'nun Ka'be'ye girdiğinde sağında kalan iki direk arasında ve yüzüne karşı gelen duvara doğru namaz kıldığını bana haber verdi. Sonra ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kaç rek'ât namaz kıldığını Bilâl'e sormamış olmaklığımdan dolayı kendi nefsimi kınadım
Âişe (r.anha)'dan; Şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) benim yanımdan sevinçli olarak çıkıp gitti. Bir süre sonra üzgün olarak yanıma döndü. Ben: Yâ ResûIallan! Sen sevinçli olarak yanımdan çıktın ve üzgün olarak döndün? dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Ben Ka'be'ye girdim. Ama keşke girmeseydim. Çünkü (girmekligimle) ümmetime güçlük çıkarmış olduğumdan korkarım.»
بَابُ الْبَيْتُوتَةِ بِمَكَّةَ، لَيَالِي مِنًى
İbn-i Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre: Abbâs bin Abdulmuttalib (r.a.), sikâye hizmeti için Minâ günlerinde geceleri Mekke'de geçirmek üzere Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den izin istedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de ona izin verdi
İbn-i Abbâs (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hiç kimseye (Minâ gecelerinde) geceyi Mekke'de geçirmek ruhsatını vermedi. Yalnız (Abdulmuttalib oğlu) Abbâs'a sikaye hizmetinden dolayı müsaade etti
بَابُ نُزُولِ الْمُحَصَّبِ
Âişe (r.anha)'dan: Şöyle demiştir: (Minâ'dan dönüşte) el-Ebtah (deresin) de konaklamak sünnet değildir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Medine yoluna) çıkması sırf kolay olsun diye orada konakladı
Âişe (r.anha)'dan; Şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Minâ'dan döndüğü günü ertesi güne bağlayan gecenin sonunda Bathâ'dan (Medine'ye) hareket etti. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bu hadisin senedi sahihtir, Ravileri Müslim'in şartı üzerine sıka (güvenilir) kimselerdir
İbn-i Ömer (r.a.)'dan: Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve (O'ndan sonra halîfe olan) Ebû Bekir, Ömer ve Osman (r.anhum) (Minâ'dan dönüşlerinde) el-Ebtah (deresin) de konaklıyorlardı
بَابُ طَوَافِ الْوَدَاعِ
İbn-i Abbâs (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: (Hac için Mekke'ye gelen) halk (farz tavaftan ve Minâ günlerinden sonra) etrafa dağıtıyorlardı. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Sakın hiç kimse Ka'be'yi son kez tavaf etmedikçe (Mekke'den) çıkmasın» buyurdu
İbn-i Ömer (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), adam'ın son görevi Ka'be'yi tavaf (ı Veda) olmadıkça (Mekke'den) çıkmasını yasaklamıştır. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir. Bunun senedinde İbrahim var. Bu, İsmail el-Mekki el-Ferberi'nin oğludur. Ahmed ve başkası onun zayıflığına hükmetmişlerdir
بَابُ الْحَائِضِ، تَنْفِرُ قَبْلَ أَنْ تُوَدِّعَ
Âişe (r.anha)'dan; Şöyle demiştir: Safiyye bint-i Huyey ifâda (yâni farz olan) tavafı ettikten sonra hayız gördü. Âişe demiştir ki: Ben bu durumu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e anlattım. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «¦Safiyye (ifâda tavafını âdet görünceye kadar geciktirmekle) bizim (Medine'ye) hareket etmemizi engelleyici mi?» buyurdu. Ben: Safiyye ifâda tavafı etti ve ondan sonra âdet gördü, dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «O halde Safiyye çıksın (yâni veda tavafını olmadan Medine'ye hareket edebilir.)» buyurdu
Âişe (r.anha)'dan; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Safiyye (bint-i Huyey)'den söz etti. Biz de onun ay başı âdeti hâline girdiğini söyledik. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «(Yahûdî olan kavmine) uğursuzluk getiren kadın! Ben onu ancak yola çıkmamızı engelleyici sanırım (Yâni galiba onun yüzünden Medine'ye hareketimiz gecikecek)», buyurdu. Bunun üzerine benj: Yâ Resülallah! Safiyye Kurban bayramının ilk günü ifâda tavafı etti, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «O zaman (Medine'ye hareket etmemize) engel yok. Ona söyleyin yollansın.» buyurdu
بَابُ حَجَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
Ca'fer bin Muhammed'in babası (Muhammed bin Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebî Tâlib) (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Biz Câbir bin Abdillah (r.a.)'ın yanına girdik. Yanına vardığımız zaman girenlerin kimler olduğunu (bir bir) sordu. Nihayet sıra bana gelince : Ben Muhammed bin Ali bin Hüseyin'im, dedim. Bunun üzerine elini başıma uzatarak (gömleğimin yakasındaki) üst düğmemi çözdü. Sonra alt düğmemi de çözdü. Daha sonra avucunu iki mememin arasına (göğsümün üstüne) koydu. Ben o zaman genç bir çocuktum. (Bana): Hoş geldin. Dilediğini sor, dedi. Ben de ona (Nebi (Aleyhi's-salâtu ve's-selâm)'ın haccının keyfiyetini) sordum. Kendisi â'mâ idi. O sırada namaz vakti geldi. Bunun üzerine bir dokumaya bürünerek (namaza) kalktı. Sarındığı dokuma küçük olduğu için omuzlarına koydukça iki tarafı kendisine doğru geriye dönüyordu. Cübbesi de yanıbaşında askı üstünde (duruyor) idi. Bize namaz kıldırdı. Namaz'dan sonra ben (kendisine) : Bize Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hac edişini anlat, dedim. Bunun üzerine eliyle dokuz sayışma işaret ederek dedi ki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hac etmeden (Medine'de) dokuz yıl durdu. Sonra onuncu yıl Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hacedeceğini halka ilân edilmesini emretti. Bunun üzerine Medine'ye çok insan geldi. Hepsi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)*e uymak (yâni O'nunla beraber hac etmek) ve O'nun yaptığının mislini yapmak istiyordu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Medine'den yola) çıktı. Biz de O'nunla beraber çıktık. Zü'I-Huleyfe'ye vardık. Esma' bint-i Umeys (orada) Muhammed bin Ebi Bekr'i doğurdu ve: Ben ne yapacağım? diye Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e haber gönderdi. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (ona): «Yıkan, kanın akmasını engelleyici bir bez sarın ve ihrama gir» buyurdu. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Zü'I-Huleyfe mescidinde namaz kıldı. Sonra Kasvâ'ya bindi. Nihayet devesi O'nu Beydâ (denilen mevki) ye çıkarınca (Câbir demiştir ki) O'nun önünde gözümün görebildiği kadar binekli ve yayaya baktım, O'nun sağında da o Kadar insan vardı. Solunda da o miktarda insan bulunurdu ve bir o kadar da arkasında vardı. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de aramızda bulunuyordu. Kur'ân (âyetleri) O'na iniyor, mânâlarını da o biliyordu. Artık O, ne yapıyorsa biz de ayni şeyi yapıyorduk. Resûl-i Ekrem, tevhîd'i, (yâni Allah'ın tekliğini ihtiva eden şu telbiye'yi yüksek sesle okudu): "Allahım dâvetine çokça icabet ettim. Senin dâvetine mükerrer icabet ettim. Senin ortağın yoktur. Senin dâvetine tekrar icabet ettim. Şüphesiz, hamd ve ni'met senindir mülk de senindir. Hiç bir ortağın yoktur." Halk ise hâlen yüksek sesle okudukları telbiyeyi yüksek sesle okudular. (Yâni Nebi (s.a.v.)'in telbiyesine ilâve yaptılar.) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de onların okuduklarından bir şeyi reddetmedi (yâni niçin bu ilâveyi yapıyorsunuz demedi). Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendi telbiyesine devam etti. Câbir demiştir ki: Biz hac'dan başka bir şeye niyet etmiyorduk. Biz umreyi bilmiyorduk (Yâni hac ile umre'nin birlikte yapılabileceğini veya hac mevsiminde umre yapılabileceğini bilmiyorduk). Nihayet biz O'nunla beraber Ka'be'ye vardığımız zaman rüknü (Hacer-i Esved'i) istilâm etti ve Üç tur hızlı, dört tur da normal yürüyüşle tavaf etti. Sonra Makam-ı İbrahim'e gidip : «Makam-ı İbrahim'den namazgah edinin.» [Bakara 125.] âyetini okudu. Sonra Makam-ı kendisiyle Ka'be arasına aldı (ve makam'ın arkasında durup iki rekât namaz kıldı). (Râvî Ca'fer demiştir ki:) Babam diyordu ki: O, bu iki rek'at (tavaf namazın) da (Fâtiha'dan sonra) Kâfirûn ve İhlas surelerini okurdu. (Ben babamın bunu ancak Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den merfû' olarak rivayet ettiğini bilirim.) (Câbir rivayetine devamla şöyle demiştir:) Sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ka'be'ye dönerek rüknü (yâni Hacer-i Esved'i) istilâm etti. Sonra (Safa) kapı (sın) dan Safâ'ya çıktı. Nihayet Safâ'ya yaklaşınca; "Şüphesiz Safâ ile Merve Allah'ın (menâsik) alâmetlerindendir" [Bakara 158] âyetini okudu ve: Allah'ın başladığından (sa'y'e) başlarız, buyurarak Safâ'dan (sa'y'e) başladı, Ka'be'yi görünceye kadar Safa tepesinin üstüne çıktı. Sonra tekbîr alarak, tehlil ve hamd eyledi ve; "Allah'tan başka (ibâdete lâyık) hiç bir ilâh yoktur. O, birdir. Ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd da O'nundur. Diriltir ve Öldürür. O, her şeye de kadirdir. Allah'tan başka hiç bir ilâh yoktur. O, birdir. Hiç bir ortağı yoktur. (Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in (verdiği) vaadini yerine getirdi, kuluna zafer verdi ve yalnız başına düşman birliklerini hezimete uğrattı" dedi. Bu arada duâ etti ve bu zikir ile duayı üç defa tekrarladı. Sonra Safa tepesinden inip Merve ye doğru yürüdü. İnişi bitip derenin ortasına varınca hızlı yürüdü. Ayakları dereden çıkınca Merve tepesine varıncaya kadar (yine) normal yürümeye devam etti. Safa üstünde yaptığını Merve üstünde de yaptı. Tavaf (yâni yedi tur sa'y'ı) Merve üstünde bitince : Hac aylarında umre etmenin câizliğini şimdi bildiğim gibi başlangıçta bilseydim kurbanlığımı (Mekke'ye) sevketmezdim ve ihramm'a başladığım haccı umre'ye çevirirdim. Artık sizlerden (hac niyetiyle ihrama girip de) beraberinde kurbanlığı olmayanlar hemen ihramdan çıksın ve haccını umre'ye çevirsin, buyurdu. Bunun üzerine herkes ihramdan çıkıp saçlarını kısalttılar. Yalnız Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile yanında kurbanlığı bulunanlar ihramdan çıkmadılar. Sonra Sürâka bin Mâlik bin Cu'şum ayağa kalkarak: Yâ Resûlallah! Bu iş, bu yılımıza mı mahsus, yoksa ebedî olarak devam edecek mi? diye sordu. Câbir demiştir ki: Bu soru üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir elinin parmaklarını diğer elinin parmaklarına kenetleyerek: Umre şöylece (kenetlenen parmaklarım gibi) hacca dâhil olmuştur. Umre şöylece hacca dâhil olmuştur. Hayır. Bilâkis ebedî olarak devam edecektir, buyurdu. Câbir demiştir ki: Ali (r.a.) Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in develerini (Yemen'den) getirdi. Fâtıma (r.anha)'yı da ihram'dan çıkanlar meyânında, boyalı elbise giymiş ve gözlerine sürme çekilmiş olarak buldu. Ali (r.a.) Fâtima'nın ihramdan çıkmasına karşı çıktı. Fâtime: İhram'dan çıkmamı babam bana emretti, dedi. Alî (r.a.) Irak'ta (halîfe) iken şöyle derdi: Bunun üzerine ben Fâtima'yı bu yaptığı işten dolayı azarlatmak ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen anlattığı husus ile onun yaptığı işe karşı çıkmam meselesi hakkında Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e fetva sormak üzere Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına gittim. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : Fâtima doğru söylemiş, doğru söylemiş. Sen hacca niyetlenirken ne dedin? buyurdu. Ben: Allahım! Resûl'ün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) neye niyetlendiyse, ben de ona niyetlendim, cevâbını verdim. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bana): Benim beraberimde kurbanlığım var. Sen (de) ihramdan çıkma, buyurdu. Câbir demiştir ki: Alî (r.a.)'in Yemen'den getirdiği kurbanlıklar ile Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Medine'den getirdiği kurbanlıkların toplamı yüz adetti. Sonra herkes ihramdan çıkıp saçlarını kısalttılar. Yalnız Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberinde kurbanlığı olanlar ihram'dan çıkmadılar. Sonra terviye günü olunca ve Minâ'ya doğru hareket edecekleri zaman (ihram'dan çıkmış olanlar) hac niyetiyle ihram'a girdiler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayvanına binerek (Minâ'ya) gitti. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (o günün) öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazları ile (ertesi günü) sabah namazını Minâ'da kıldı. Sonra güneş doğuncaya kadar biraz bekledi ve kendisi için (Arafat'a yakın olan) Nemire (denilen yer) de kıldan bir çadırın kurulmasını emretti. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Minâ'dan Nemire'ye) hareket etti. Kureyş kendilerinin câhiliyet devrinde yaptıkları gibi O'nun da Meş'ar-i Haram yanında veya Müzdelife(nin başka bir yerin) de vakfe edeceğinde şüphe etmiyorlardı. Halbuki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Kureyş'in kanaati hilâfına) Müzdelife'yi geçerek Arafat ('ın yakının) a vardı. Nemire'de kendisi için çadırı kurulmuş olarak buldu ve oraya indi. Nihayet güneş göğün ortasında batıya kayınca, Kasvâ'nın hazırlanmasını emretti. Bunun üzerine kasva'ya semer vuruldu. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) binip (Ürene denilen) derenin ortasına vardı. Orada halka bir hutbe okuyarak şöyle buyurdu: Şu ayınızda, şu şehrinizde bu gününüz nasıl mukaddes ise şüphesiz kanlarınız ve mallarınız da size haramdır Bilmiş olunuz ki câhiliyet devri işlerinden olan her şey bu iki ayağımın altına konulmuştur. Câhiliyet devrine ait kanlar bâtıldır. İptal ettiğim kan dâvası el Hâris'in oğlu Rebia'nın kan davasıdır. Câhiliyet döneminin faizi de bâtıldır (yâni islam öncesindeki faiz sözü de geçersizdir). İlk iptal ettiğim faiz bizim faizimiz, Abbâs bin Abdulmuttalib'in faizidir. Çünkü faizin hepsi bâtıldır. Kadınlar hakkında Allah'tan korkunuz. Çünkü şüphesiz siz onları Allah'ın emâneti ile aldınız. Onların ırzlarını Allah'ın kelimesi ile kendinize helâl kıldınız. Yaygılarınıza (yâni evlerinize) hoşlanmadığınız kimselere ayak bastırmamaları şüphesiz sizin onlar üzerindeki hakkınızdır. Bunu yaparlarsa (yâni mahremi olsun veya olmasın hoşlanmadığınız her hangi bir erkek veya kadın'ın evinize girmesine izin verirlerse), onlara zarar vermeyecek biçimde dövünüz. Ma'ruf bir şekilde (yâni hâlinize göre veya normal biçimde) onların nafakasını ve giyeceğini vermek onların sizin üzerinizdeki hakkıdır. Size öyle bir şey bıraktım ki ona sımsıkı sarılırsanız dalâlet'e gitmezsiniz Allah'ın kitabıdır. Ben size sorulacağım. Acaba ne diyeceksiniz? Sahâbîler: (Emrolunduğun şeyleri) tebliğ ettiğine, görevini hakkıyla îfa ettiğine ve (ümmete) nasîhatta bulunduğuna şehâdet ederiz, dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şehâdet parmağını göğe kaldırıp sonra halka doğru eğerek üç defa: Allahım şâhid ol, Allahım şâhid ol, Allahım şâhid ol, dedi (Bu hutbeden) sonra Bilâl (r.a.), ezan okudu. Sonra ikâmet etti. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öğle namazını kıldırdı. Sonra Bilâl ikâmet etti. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ikindi namazını kıldırdı. (Yâni öğle ve ikindi farzlarını ard arda Cem-i Takdim şeklinde kıldırdı). Resûl-i Ekrem bu iki namaz arasında başka namaz kılmadı. Bundan sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (devesine) binerek vakfe yerine geldi. Devesinin göğsünü kayalara çevirdi. Yayaların yolunu da karşısına aldı ve kıbleye döndü. Akşam'a kadar orada vakfeye durdu. Nihayet güneşin sarılığı biraz gitti ve güneş tamamen kayboluncaya kadar vakfeye devam etti. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Usame bin Zeyd'i terkisine alarak oradan (Müzdelife'ye) hareket etti. Resûl-i Ekrem kasvâ'nın yularını o derece kasmıştıki neredeyse devenin başı semerin ön kısmındaki deriye değiyordu ve Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sağ eliyle işaret ederek : Ey insanlar, sükunetten ayrılmayın, sükûnetten ayrılmayın buyuruyordu. Kum tepeciklerinden birine geldikçe düzlüğe çıkıncaya kadar devesinin dizginimi gevşetiyordu. Nihayet Müzdelife'ye vardı. Orada akşam ve yatsı namazlarını bir ezan ve iki ikâmetle kıldırdı. Ve bunlar arasında başka namaz kılmadı. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), fecir doğuncaya kadar uzandı. Fecir doğunca bir ezan ve bir ikâmetle sabah namazını kıldırdı. Sonra Kasvâ'ya binerek Meş'ar-i Harâm'a geldi. Bu dağın üstüne çıktı. Orada Allah'a hamd etti, tekbîr aldı ve tevhîd'de bulundu (Yâni el-Hamdu lillâh Vellahu Ekber ve Lâ ilahe illallah dedi). Ortalık iyice aydınlanıncaya kadar orada vakfe'ye devam etti. Sonra henüz güneş doğmamış iken oradan yola çıktı ve terkisine Fadl bin Abbâs'ı aldı. Fadl, güzel saçlı beyaz tenli ve yakışıklı bir zât idi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yola çıkınca, yanından bir takım kadınlar koşarak geçtiler. Fadl onlara bakmaya başladı. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), elini diğer taraftan (Fadl'ın yüzüne) koydu. Fadl da yüzünü o taraftan çevirip baktı. Nihayet Resül-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Müzde-life ile Minâ arasında bulunan) Muhassir deresine vardı ve (devesini) biraz hızlandırdı. Sonra seni büyük cemre'ye çıkaran orta yola girdi ve nihayet ağacın yanındaki (büyük) cemre'ye vardı (buna Akabe cemresi de denilir). (O cemre'ye) fiske taşı gibi yedi aded çakıl attı. Her çakılı atarken tekbîr alıyordu. Taşları derenin ortasından attı. Sonra mezbahaya döndü. 63 deveyi kendi eliyle boğazladı. Sonra (bıçağı) Alî'ye verdi. Ali de kalan (37) deveyi boğazladı. Resül-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), kurbanlıklarına Alî'yi ortak etti. Sonra, her deveden birer parça etin alınmasını emretti. Bunlar bir çömleğe konularak pişirildi. İkisi de develerin etinden yediler ve et suyundan içtiler. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (ifâda tavafı için Minâ'dan) Ka'be'ye indi. (Tavaftan sonra) öğle namazını Mekke'de kıldı. Daha sonra Zem-zem (kuyusu) üzerinde halka suvarmakta olan Abdulmuttalib'in oğullarının yanma vardı ve (onlara) : (Kuyudan su) çıkarınız Ey Muttalib oğulları. Su çıkarmanız hususunda halkın size izdiham vermesi korkusu olmasaydı ben de sizinle beraber su çıkarırdım, buyurdu. Sonra onlar kendisine bir kova su sundular. O da bundan içti, BU HADİS’İN MÜSLİM RİVAYETİ VE İZAHAT İÇİN BURAYA TIKLAYIN
Aişe (r.anha)'da; şöyle demiştir: Biz üç nevi hac niyetiyle Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in refakatinde yolculuğa çıktık. Bâzılarımız hac ve umreye beraber niyetlenerek ihrama girdi. Bir kısmımız yalnız hac ihramına girdi. Bâzılarımız da yalnız umre ihramına girdi. Hac ve umreyi beraber ifa etmek üzere ihrama girmiş olanlar hac menâsikini tamamlayıncaya kadar ihramdan çıkmadı. Yalnız hac niyetiyle ihram'a girenler de hac menâsikini bitirinceye kadar ihramdan çıkmadı ve yalnız umre ihramına girenler, Ka'be'yi tavaf edip Safa ile Merve arasında sa'y ettikten sonra ilerde hac niyetiyle ihrama girmek üzere, umre'nin ihramından çıktılar
Süfyân(-ı Sevrî) (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üç defa hac etmiştir: İki hacc'ı hicret etmeden önce ve bir haccı hicret ettikten sonra Medine'den gitmek suretiyle ifa etmiştir. Hicretten sonra ettiği hac ile umre'yi birleştirmiştir. (Bu hac'da) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in getirdiği kurbanlar ile Alî'nin getirdiği kurbanların toplamı yüz deveyi bulmuştur. Bu develerden birisi de burnunda gümüşten bir halka bulunan Ebû Cehl'in erkek devesi idi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bunlardan) 63 tanesini kendi eliyle boğazlamış. Ali de kalanları boğazlamıştir. Süfyân'at Bu hadîsi kim (sana) anlatmış? diye sorulmuş kendisi : Ca'fer, babasından, babası da Câbir (r.a.)'den rivayet etmiştir. İbn-i Ebî Leylâ da el-Hakem'den, bu da Mıksem'den, Mıksem de İbn-i Abbfts (r.a.)'dan rivayet etmiştir
بَابُ الْمُحْصِرِ
Haccâc bin Amr el-Ensârî (r.a.)'den: Şöyle demidir: Ben Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyururken işittim: «(İhram'a girdikten sonra) vücûdunun bir tarafı kırılan veya topallayan bir kimse ihramdan çıkabilir ve gelecek yıl haccetmekle mükelleftir.»
Abdullah bin Râfi' Mevlâ Ümmü Seleme (r.anha)'den; Şöyle demiştir: Ben ihrâmlı kimsenin (farz menâsikini tamamlamaktan) men edilmesi meselesini Haccâc bin Amr (el-Ensâriy)e sordum. Bunun üzerine Haccâc şöyle dedi: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «(İhram'a girdikten sonra) vücûdunun bir tarafı kırılan veya hastalanan ya da topallayan kimse ihram'dan çıkabilir ve gelecek yıl haccetmekle mükellef olur.» (Râvî) İkrime demiştir ki: Ben bunu İbn-i Abbâs ve Ebû Hureyre (r.a.)'e rivayet ettim. Bunlar; Haccâc doğru söylemiştir, dediler. (Râvi) Abdürrezzak demiştir ki: Ben bu hadîsi Destevâi sahibi Hişâm'ın cüz'ünde buldum ve Ma'mer'e götürdüm. Ma'mer bana okudu veya ben ona okudum
بَابُ فِدْيَةِ الْمُحْصِرِ
Abdullah bin Ma'kıl (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Ben (Kufe'de) Mescid'de Ka'b bin Ucre (r.a.)'ın yanına oturdum ve ona; ... Oruçtan veya sadakadan veya kurbandan bir fidye — gerekir— âyetini sordum. Ka'b dedi ki: Bu âyet benim hakkımda indirildi. (Ben Hudeybiye'de umre'nin ihramında iken) başımdan bir elemim vardı. Bitler (başımdan) yüzüme dökülür vaziyette ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına götürüldüm. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bana): Meşakkatin şu gördüğüm vaziyete ulaştığını sanmıyordum. Bir koyun bulabilir misin?» diye sordu. Ben: Hayır, diye cevab verdim. Bunun üzerine şu âyet indi: Ka'b dedi ki: Oruç üç gündür. Sadaka her fakire yarım sa' yiyecek vermek üzere altı fakiredir. Kurban da bir koyundur
Ka'b bin Ucra (r.a.)'den; Şöyle demiştir: (Hudeybiye'de) bitler bana eziyet ettiği zaman Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem). başımı tıraş etmemi ve (fidye olarak) üç gün oruç tutmamı veya altı fakiri yedirmemi emretti ve O, kurban edeceğim hayvanın yanımda bulunmadığını biliyordu
بَابُ الْحِجَامَةِ لِلْمُحْرِمِ
îbn-i Abbâs (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) oruçlu ve ihrâmlı iken hacamat olmuştur