Mahmud İbn Rebi"den aktarıldığına göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların kuyusundan ağzına aldığı suyu ona püskürtmüştür
Sahih-i Buhari › Kitâb 80 · DualarKonum
- 1Vahyin Başlangıcı7
- 2Îmân51
- 3İlim76
- 4Abdest113
- 5Gusül46
- 6Hayız40
- 7Teyemmüm15
- 8Namaz174
- 9Namaz Vakitleri81
- 10Ezan275
- 11Cuma66
- 12Korku Namazı6
- 13İki Bayram (iydeyn)42
- 14Vitir Namazı15
- 15Yağmur Duası (Istiskaa)35
- 16Güneş ve Ay Tutulması27
- 17Kur'ân Okurken Secde Edilecek Yerlerler13
- 18Namazın Kısaltılması (At-Taksir)40
- 19Gece Namazı (Teheccüd)69
- 20Mekke ve Medîne Mescidlerinde Kılınan Namazın Fazîleti10
- 21Namaz İçinde Ameller27
- 22Namazda Unutkanlık14
- 23Cenazeler160
- 24Zekât118
- 25Hacc260
- 26Umre33
- 27Hac Yolculuğunu Tamamlamaktan Engellenen Hacılar15
- 28Hacda Avlanma Cezası46
- 29Medine'nin Faziletleri24
- 30Oruç Tutmak117
- 31Teravih Namazı6
- 32Kadir Gecesinin Fazileti11
- 33Ramazânın Son On Gününde İ'tikâf22
- 34Alışverişler193
- 35Sonradan Teslim Edilecek Mallar İçin Bedel Ödenen Satışlar (Selem Akdi)20
- 36Şuf’a3
- 37İcâre27
- 38Havaleler3
- 39Kefalet9
- 40Vekâlet21
- 41Ekincilik31
- 42Su Dağıtımı34
- 43Borç, Borç Ödenmesi, Malın Dondurulması, İflas25
- 44Hukukî Çekişmeler (Husûmât)16
- 45Yerde Bulunup Kaldırılan Şeyler (Lukata)15
- 46Zulümler ve Gasb43
- 47Ortaklık25
- 48Rehin9
- 49Kölelerin Azat Edilmesi43
- 50Mükâteb6
- 51Hediyeler71
- 52Şehâdetler53
- 53Barış Sağlamak22
- 54Şartlar26
- 55Vasiyyetler44
- 56Cihâd ve Sîretler309
- 57Ganimetin Beşte Biri66
- 58Cizye ve Muvâde'a33
- 59Yaratılışın Başlangıcı136
- 60Peygamberler163
- 61Peygamberin (ﷺ) ve Ashabının Faziletleri ve Meziyetleri162
- 62Peygamberin Sahabeleri128
- 63Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri173
- 64Peygamber (ﷺ) Tarafından Yönetilen Askeri Seferler (El-Megazi)526
- 65Kur'an-ı Kerim 'in Peygamber ﷺ Tefsiri507
- 66Kur'ân’ın Faziletleri87
- 67Nikâh188
- 68Boşanmak100
- 69Nafakalar22
- 70Yiyecek, Yemek95
- 71Akîka Kurbânı9
- 72Avcılık, Kesim70
- 73Udhiyeler30
- 74İçecekler65
- 75Hastalar38
- 76Tıp101
- 77Elbise188
- 78Edeb255
- 79İzin İsteme77
- 80Dualar108
- 81Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq)182
- 82Kader27
- 83Yemînler ve Nezirler87
- 84Yeminlerin Keffaretleri15
- 85Mîrâs Payları (Ferîzalar)49
- 86Allah Tarafından Belirlenen Sınırlar ve Cezalar (Hudûd)89
- 87Kan Parası (Ad-Diyat)59
- 88Mürtedler22
- 89Zorlama altında yapılan ifadeler13
- 90Hileler29
- 91Ru'yâ Ta'bîri66
- 92Fitneler89
- 93Hükümler89
- 94Temenni20
- 95Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin)22
- 96Kur'an ve Sünnete Sımsıkı Sarılmak103
- 97Allah'ı Birlemek (Tevhid)193
- 1بَاب: لِكُلِّ نَبِيٍّ دَعْوَةٌ مُسْتَجَابَةٌ
- 2بَاب: أَفْضَلِ الِاسْتِغْفَارِ
- 3بَاب: اسْتِغْفَارِ النَّبِيِّ ﷺ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ
- 4بَاب: التَّوْبَةِ
- 5بَاب: الضَّجْعِ عَلَى الشِّقِّ الْأَيْمَنِ
- 6بَاب: إِذَا بَاتَ طَاهِرًا
- 7بَاب: مَا يَقُولُ إِذَا نَامَ
- 8بَاب: وَضْعِ الْيَدِ الْيُمْنَى تَحْتَ الْخَدِّ اليمنى
- 9بَاب: النَّوْمِ عَلَى الشِّقِّ الْأَيْمَنِ
- 10بَاب: الدُّعَاءِ إِذَا انْتَبَهَ بِاللَّيْلِ
- 11بَاب: التَّكْبِيرِ وَالتَّسْبِيحِ عِنْدَ الْمَنَامِ
- 12بَاب: التَّعَوُّذِ وَالْقِرَاءَةِ عِنْدَ النوم
- 13بَاب: الدُّعَاءِ نِصْفَ اللَّيْلِ
- 14بَاب: الدُّعَاءِ عِنْدَ الْخَلَاءِ
- 15بَاب: مَا يَقُولُ إِذَا أَصْبَحَ
- 16بَاب: الدُّعَاءِ فِي الصَّلَاةِ
- 17بَاب: الدُّعَاءِ بَعْدَ الصَّلَاةِ
- 18بَاب: قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى: ﴿وَصَلِّ عَلَيْهِمْ﴾ /التوبة: ١٠٣/. وَمَنْ خَصَّ أَخَاهُ بِالدُّعَاءِ دُونَ نَفْسِهِ
- 19بَاب: مَا يُكْرَهُ مِنَ السَّجْعِ فِي الدُّعَاءِ
- 20بَاب: لِيَعْزِمْ الْمَسْأَلَةَ، فَإِنَّهُ لَا مُكْرِهَ لَهُ
- 21بَاب: يُسْتَجَابُ لِلْعَبْدِ مَا لَمْ يَعْجَلْ
- 22بَاب: الدُّعَاءِ غَيْرَ مُسْتَقْبِلِ الْقِبْلَةِ
- 23بَاب: الدُّعَاءِ مُسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةِ
- 24بَاب: دَعْوَةِ النَّبِيِّ ﷺ لِخَادِمِهِ بِطُولِ الْعُمُرِ وَبِكَثْرَةِ مَالِهِ
- 25بَاب: الدُّعَاءِ عِنْدَ الْكَرْبِ
- 26بَاب: التَّعَوُّذِ مِنْ جَهْدِ الْبَلَاءِ
- 27بَاب: دُعَاءِ النَّبِيِّ ﷺ: (اللَّهُمَّ الرَّفِيقَ الْأَعْلَى)
- 28بَاب: الدُّعَاءِ بِالْمَوْتِ وَالْحَيَاةِ
- 29بَاب: الدُّعَاءِ لِلصِّبْيَانِ بِالْبَرَكَةِ، وَمَسْحِ رؤوسهم
- 30بَاب: الصَّلَاةِ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ
- 31بَاب: هَلْ يُصَلَّى عَلَى غَيْرِ النَّبِيِّ ﷺ
- 32بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (مَنْ آذَيْتُهُ فَاجْعَلْهُ لَهُ زَكَاةً وَرَحْمَةً)
- 33بَاب: التَّعَوُّذِ مِنَ الْفِتَنِ
- 34بَاب: التَّعَوُّذِ مِنْ غَلَبَةِ الرِّجَالِ
- 35بَاب: التَّعَوُّذِ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ
- 36بَاب: التَّعَوُّذِ مِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ
- 37بَاب: التَّعَوُّذِ مِنَ الْمَأْثَمِ وَالْمَغْرَمِ
- 38بَاب: الِاسْتِعَاذَةِ مِنَ الْجُبْنِ وَالْكَسَلِ
- 39بَاب: التَّعَوُّذِ مِنَ الْبُخْلِ
- 40بَاب: التَّعَوُّذِ مِنْ أَرْذَلِ الْعُمُرِ
- 41بَاب: الدُّعَاءِ بِرَفْعِ الْوَبَاءِ وَالْوَجَعِ
- 42بَاب: الِاسْتِعَاذَةِ مِنْ أَرْذَلِ الْعُمُرِ، وَمِنْ فِتْنَةِ الدُّنْيَا، وَفِتْنَةِ النَّارِ
- 43بَاب: الِاسْتِعَاذَةِ مِنْ فِتْنَةِ الْغِنَى
- 44بَاب: التَّعَوُّذِ مِنْ فِتْنَةِ الْفَقْرِ
- 45بَاب: الدُّعَاءِ بِكَثْرَةِ الْمَالِ والولد مَعَ الْبَرَكَةِ
- 46باب: الدعاء بكثرة الولد مع البركة
- 47بَاب: الدُّعَاءِ عِنْدَ الِاسْتِخَارَةِ
- 48بَاب: الدُّعَاءِ عِنْدَ الْوُضُوءِ
- 49بَاب: الدُّعَاءِ إِذَا عَلَا عَقَبَةً
- 50بَاب: الدُّعَاءِ إِذَا أَرَادَ سَفَرًا أَوْ رَجَعَ
- 51بَاب: الدُّعَاءِ لِلْمُتَزَوِّجِ
- 52بَاب: مَا يَقُولُ إِذَا أَتَى أَهْلَهُ
- 53بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً)
- 54بَاب: التَّعَوُّذِ مِنْ فِتْنَةِ الدُّنْيَا
- 55بَاب: تَكْرِيرِ الدُّعَاءِ
- 56بَاب: الدُّعَاءِ عَلَى الْمُشْرِكِينَ
- 57بَاب: الدُّعَاءِ لِلْمُشْرِكِينَ
- 58بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ)
- 59بَاب: الدُّعَاءِ فِي السَّاعَةِ الَّتِي فِي يَوْمِ الْجُمُعَةِ
- 60بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (يُسْتَجَابُ لَنَا فِي الْيَهُودِ، وَلَا يُسْتَجَابُ لَهُمْ فِينَا)
- 61بَاب: التَّأْمِينِ
- 62بَاب: فَضْلِ التَّهْلِيلِ
- 63بَاب: فَضْلِ التَّسْبِيحِ
- 64بَاب: فَضْلِ ذِكْرِ اللَّهِ ﷿
- 65بَاب: قَوْلِ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ
- 66بَاب: لِلَّهِ مِائَةُ اسْمٍ غَيْرَ وَاحِدٍ
- 67باب: الموعظة ساعة بعد ساعة
(80) Kitâb: Dualar
بَاب: الدُّعَاءِ لِلصِّبْيَانِ بِالْبَرَكَةِ، وَمَسْحِ رؤوسهم
Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e çocuklar getirilir o da dua edermiş. Bir seferinde getirilen çocuk Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kucağındayken işemiş. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem su isteyip kirlenen yeredökmüş elbiseyi yıkamamış
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in başını okşadığı Abdullah İbn Sallebe'den nakledildiğine göre o, Sa 'd İbn Ebi' Vakkas'ı bir rekatlık vitir namazı kılarken görmüştür. Fethu'l-Bari Açıklaması: Ahmed İbn Hanbel yetimin başını akşamanın fazileti hakkında bir hadis rivayet etmiştir. Ebu Hureyre'den gelen hadise göre birisi Resulullah s.a.v.'e kalbinin katılığından şikayette bulununca "Fakirleri doyur, yetimlerin başını okşa" buyurmuştur. Hadisin senedi hasendir
بَاب: الصَّلَاةِ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ
Abdurrahman İbn Ebi Leyla'dan nakledildiğine göre Ka'b İbn Ucre kendisiyle karşılaştığı zaman "Sana bir hediye vereyim mi?" demiş ve şöyle devam etmiş: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün yanımıza geldi. Ona "Ey Allah'ın Resulü! Sana nasıl selam vereceğimizi öğrendik. Peki nasıl salat edeceğiz bilmiyoruz" dedik. Bize اللهم صل على محمد، وعلى آل محمد، كما صليت على آل إبراهيم، إنك حميد مجيد. اللهم بارك على محمد، وعلى آل محمد، كما باركت على آل إبراهيم، إنك حميد مجيد Allahumme salli ala Muhammedin ve ala al-i Muhammed, kema salleyte ala al-i İbrahime inneke Hamidun Mecid. dememizi öğüt1edi". Meali: "Allahım! İbrahim ve ailesine salat ettiğin gibi Muhammed ve ailesine de salat et. Sen hamidsin, mecidsin. Allahım! İbrahim ve ailesine bereket ihsan ettiğin gibi Muhammed ve ailesine de bereket ver. Sen hamidsin mecidsin
Ebu Saıd el-Hudri"den rivayet edildiğine göre sahabller "Ya Resulallah! Selamı biliyoruz peki nasıl salat edeceğiz?" dediler. O da اللهم صل على محمد عبدك ورسولك، كما صليت على إبراهيم، وبارك على محمد، وعلى آل محمد، كما باركت على إبراهيم وآل إبراهيم Allahumme salli ala Muhammedin abdike ve Resulike kema salleyte ala İbrahime. Ve Barik ala Muhammed ve ala al-i Muhammed kema barekte ala İbrahime ve al-i İbrahim. dememizi öğretti. Meali: "Allahım! İbrahim ve ailesine salat ettiğin gibi Muhammed ve ailesine de salat et. İbrahim ve ailesine bereket verdiğin gibi Muhammed ve ailesine de bereket ver" Fethu'l-Bari Açıklaması: Bab başlığında sadece "Resulullah s.a.v.'e salat" ifadesinin geçmesi salatın hükmünün, faziletinin, nasıl yapılacağının ve yerinin işleneceğini düşündürmektedir. Ancak zikredilen hadislere bakılırsa sadece salatın nasıl yapılacağı işlenmiş gibi durmaktadır. Faziletine de işaret edilmek istendiği düşünülebilir. Salatın hükmü konusunda alimlerin on farklı kanaat serdettiklerini görmekteyiz: 1. İbn Cerır et-Taberi'ye göre salat müstehaptır ve alimler bu konuda icma etmişlerdir. 2. İbnü'l-Kassar'ın ve başkalarının aktardığı görüşe göre sınırlama olmaksızın vaciptir; ancak en az bir kere söylenirse vacip yerine gelmiş olur. 3. Ebu Bekr er-Razı, İbn Hazm ve başkalarına göre ise kelime-yi tevhid gibi namaz ya da başka yerlerde ömürde bir kere okunması vaciptir. Kurtubi hayatta bir kere olsun salat getirmenin müekked sünnetler gibi bir görev (vacip) olduğu konusunda icma bulunduğunu ifade etmiştir. 4. Şafi1'ye göre namazın son oturuşunda teşehhüdden sonra selamdan önce okunması vaciptir. 5. Tahavı, Hanemerden bir grup, Hal1ml ve Şafillerden bir gruba göre ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem her zikredildiğinde salat getirilmelidir. Malikllerden İbnü'l-Arabl bu görüşün daha ihtiyata uygun olduğunu belirtmiştir; Ahzab suresinin tefsir edildiği bölümün sonunda Allah'ın Nebi s.a.v.'e yönelik salatının, onu meleklerin yanında övmesi ve meleklerin salatının da ona dua etmeleri anlamına geldiğine dair Ebu'ı-Aliye'den bir yorum nakledilmişti. Mukatil İbn Hayyan ise Allah'ın salatını mağfiret, meleklerin salatını istiğfar olarak yorumlamıştır. İbn Abbas'tan da benzer bir yorum naklediimiştir. İyad el-Kuşeyrı Allah'ın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e salatının teşrif (yüceltme) ve ikramını artırma anlamına geldiğini, Nebi s.a.v.'in dışındakiler için ise rahmet demek olduğunu belirtmiştir. Bu yorum Nebi s.a.v. ile diğer mu'minler arasındaki farka işaret etmektedir. Nitekim bir ayette Allah ve meleklerinin Nebi s.a.v.'e salat ettikleri (Ahzab 56) kaydedilmişken bir başka ayette ise mu'minlere de salat edildiğinden bahsedilmektedir (Ahzab 43). Doğal olarak bilinmektedir ki Resulullah s.a.v. bu konuda başkalarından daha üst mertebede salata layıktır. Bu ayette başka ayetlerden farklı olarak Nebi s.a.v.'in tazim edildiği ve yüceltildiği konusunda icma vardır. Halımı de Resulullah s.a.v.'e salatın onu tazim anlamına geldiğini belirtmiştir. Yani "Allahım! Muhammed'e salat et" demek "onu yücelt" demektir. Bu sözle dünyada isminin yüceltilmesi, dininin yaygınlaşması, şeriatinin ebediliği; ahirette ise bol mükafatlara ermesi, ümmetine şefaat edebilmesi, makam-ı mahmud da fazilete ermesi kastedilmektedir. Buna göre mu'minlerden Hz. Nebi s.a.v.'e salat etmelerinin istenmesi rablerinden ona salat etmesi için dua etmeleri anlamına gelmektedir. Nebi s.a.v.'e salih edilirken Hz. İbrahim ve ailesine salat edilmesinin referans gösterilmesi konusunda açıklama yapmak gerekir. Zira yalnızca Nebi s.a.v. dahi Hz. İbrahim ve ailesinden daha üstün olduğu halde, arap dilindeki teşbih sanatı gereği öğretilen salat dualarında (Salli Barik duaları) diğerleri üstün görülmektedir. Çünkü bu dualarda Hz. İbrahim ve ailesi müşebbeh bihdir (kendisine benzetilen). Halbuki Nebi s.a.v. ile birlikte ailesinin de zikredilmesi üstünlüğünü bir kat daha artırmaktadır. Onun üstünlüğü ona yapılacak salatın da üstünlüğünü gerektirir. Bu konuda farklı yorumlar yapılmıştır: 1. Nebi s.a.v. Salli ve Barik dualarını öğretirken Hz. İbrahim'den daha üstün olduğunu bilmiyordu. Müslim'in rivayet ettiği bir hadise göre Nebi s.a.v. kendisine "mahlukatın en hayırlısı" diye hitap eden sahabıye Hz. İbrahim'i işaret etmiştir. İbnü'l-Arabı bu hadisi delilolarak kullanmış ve Nebi s.a.v.'in kendisi için Hz. İbrahim ile denklik talep etmesi ve ümmetine de bunu emretmesi ile bunu teyit etmiştir. Allah Teala da onu Hz. İbrahim'den daha üstün kılmıştır. Bununla birlikte bu yorum Nebi s.a.v.'in üstün olduğunu öğrendikten sonra salatın şeklini değiştirmemesi sebebi ile tenkit edilmiştir. 2. Nebi s.a.v. tevazusu sebebiyle böyle söylemiş; ümmetine de fazilet elde etmeleri için bunu tavsiye etmiştir. 3. Buradaki teşbih Hz. İbrahim'e yönelik salat ile Nebi s.a.v.'e yönelik salatı asıl itibariyle birbirine benzetmekte, iki salat arasında fazilet benzetmesi yapılmamaktadır. Aynı durum "Nuh'a vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik" ve "Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç size de farz kılındı" ayetlerinde de geçerlidir. Yine "Falancaya iyilik yaptığın gibi kendi çocuğuna da iyilik yap" denildiğinde iki iyilik arasında üstünlük benzerliği kurulmamıştır. Nevevi bu cevapların bir kısmını zikrettikten sonra İmam Şafiı'ye de nisbet edilen son görüşü tercih etmiştir. İbnü'l-Kayyım ise bu son cevap dışındakileri değersiz addedip "En güzeli Nebi s.a.v.'in Hz. İbrahim'in ailesinden daha hayırlı olduğunu söylemektir" der. "Allah Adem'i, Nuh'u, İbrahim ve İmran ailelerini alemlere üstün kılmıştır" ayetinin tefsirinde İbn Abbas'tan şöyle bir yorum nakledilmiştir: Hz. Muhammed, İbrahim ailesindendir. Sanki kendisine ve ailesine özelolarak salat etmemizi emretmekle, genelolarak İbrahim ailesi içerisinde kendisine yapmış olduğumuz salatı bir de özelolarak tekrar ettirmiştir. Bundan ailesi layık olduğu kadar istifade etmiş; geri kalan kısım kendisine ait olmuştur. Bu da İbrahim ailesinden olan diğer kimselerin payından fazladır. Böylece dua da yapılan teşbihin faydası ortaya çıkmaktadır. Şarihlerden bazılarının ifadesine göre Hz. İbrahim'in ailesinden maksat İshak ve İsmail yoluyla devam eden zürriyetidir. Hiç kuşkusuz Hz. İbrahim'in Sare ve Hacer dışında birisinden çocuğu olduğu kesin olarak bilinirse onlar da bu zürriyete dahil olurlar. Bu zürriyet içerisinde salat sırasında müslüman hatta müttaki olanlar düşünülmektedir. Buna göre kastedilenler Nebiler, sıddıklar, şehidler ve salihler olup, başkaları değildir. Barik duasında Nebi s.a.v. için talep edilen bereket, hayır ve ikramda artırım ya da kusurlardan arındırıp temizleme anlamlarına gelmektedir. Hamıd övülmüş demektir. Medd ise en şerefli anlamına gelir. Hamd, ikram ve nimet bahşetmeye delalet ettiği gibi, bu sıfat da azamet ve celal sahibi olmaya delalet eder. Bu hadise dayanarak her namazda Resulullah s.a.v.'e salat getirmenin vacip olduğu ifade edilmiştir. İmam Şafii el-Ümm adlı eserinde Resulullah s.a.v.'e salat getirmenin farz kılındığını ifade etmiştir. Çünkü ayette şöyle buyurulmaktadır: "Allah ve melekleri Nebi'e salat etmektedir. Ey iman edenler! Sizler de ona salat-ü selam edin". Resulullah s.a.v.'e salatın farziyeti en fazla namaz esnasında uygun düşmektedir. Bu konuda Resulullah s.a.v.'den gelen haberlerde de bir delalet söz konusudur. Fukaha bu konuda İmam Şafii'ye muhalefette birleşmemişlerdir. Bilakis Ahmed İbn Hanbeliden bu mesele hakkında iki kanaat aktarılmıştır. İshak İbn Rahuye hamdin farz olduğunu ve onu terkedenin namazını iade etmesi gerektiğiniifade etmiştir. Hanemerle gelince üstadlarımızdan (Şafiılerden) biri, salatın Nebi s.a.v. her zikredildiğinde ona salat getirilmesi gerektiğini söyleyen Tahavı ve benzerlerini, teşehhüdün sonunda da Resulullah s.a.v. anıldığı için burada da salatın vacip kabul edilmesi gerektiğini söylemeye davet etmiştir. Bununla birlikte her ne kadar salatı bırakmamak istenmişse de bu namazın bir şartı da kılınmamıştır. İbnü'l-Kayyım bu meselede İmam Şafii'nin yanındadır. Şöyle der: Teşehhüdde Resulullah s.a.v.'e salat okumanın meşruiyeti konusunda icma oluşmuştur. İhtilaf bunun vacip mi müstehap mı olduğu konusundadır. Selef alimlerinin ameline uymayı gerekli görmeyenıere tabi olmak doğru değildir. Çünkü selef teşehhüdden sonra salat getirirdi. Ancak amel ile inanç / itikad kastediliyorsa bunun vacip olmadığına dair onlardan açık bir delil nakledilmelidir. Bu da bulunamayacak bir şeydir! Nebi s.a.v.'e salatın vacip olup olmadığı konusunda ihtilaf edilen yerler arasında ilk teşehhüdü (dört ya da üç rekatlık namazıarın ikinci rekatındaki teşehhüd), Cuma namazında okunan hutbeyi ve diğer hutbeleri ve cenaze namazını sayabiliriz. Salat getirilmesi konusunda çoğunda sahih isnadlı hadislerin varid olduğu yerler ise şunlardır: Müezzin ile birlikte içten ezan okunduktan sonra, duanın başı, ortası ve sonunda -ki başında olması daha muhtemeldir- kunut duasının sonunda, bayram tekbirlerinde, mescide giriş ve çıkışta, toplanıp ayrılışta, yolculuğa çıkış ve dönüşte, gece namazına kalkışta, Kur'an hatmedildiğinde, sıkıntı halinde yapılan dualarda, günahlardan tevbe edildiğinde, hadis rivayetinde, ilim ve zikir öğretiminde ve bir şeyin unutulmasında. Daha önce geçtiği üzere sahih bir hadiste Cuma günü çokça salat getirilmesi emredilmiştir
بَاب: هَلْ يُصَلَّى عَلَى غَيْرِ النَّبِيِّ ﷺ
İbn Ebi Evfa'dan nakledildiğine göre sadakasını ödemek üzere gelenler için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allahım! Falancaya salat et" diye dua ederdi. Babam sadakasını götürdüğünde de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allahım! İbn Ebi Evfa'nın ailesine salat et" diye dua etti
Ebu Humeyd es-Saidi'den rivayet edildiğine göre sahabiler nasıl salat getireceklerini sorduklarında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allahım! Muhammed, eşleri ve zürriyetine aynen İbrahim ailesi gibi salat et. Muhammed, eşleri ve zürriyetini aynen İbrahim ailesi gibi bereketlendir. Sen hamid ve mecidsin" demelerini öğütledi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu babda müstakil olarak Nebi s.a.v.'den başkalarına salat getirilmesinin ya da Resulullah s.a.v. ile birlikte onun ardından başkalarına da salat edilmesinin hükmü işlenmektedir. Resulullah s.a.v. dışındakilerden maksat diğer Nebiler, melekler ve mü'minlerdir. İbn Abbas salMın Resulullah s.a.v.'e özelolduğu kanaatindeydi. İbn Ebi Şeybe'nin rivayet ettiğine göre İbn Abbas şöyle demiştir: "Bana göre saıM yalnızca Resuluılah s.a.v.'e getirilir". Bu haberin isnadı sahihtir. Nakledildiğine göre İmam Malik de bu düşüncededir ve "Biz başkasına saıM getirmekle taabbüd etmiş olmayız" demiştir. Ömer İbn Abdilaziz'den de benzer bir rivayet gelmiştir. Yine Malik'in bunu mekruh gördüğü ifade edilmiştir. Kadi İyaz ise alimlerin çoğunun müspet kanıda olduğunu söylemiştir. Süfyan ise Nebiler dışında başkasına saıM getirmenin mekruh olduğunu belirtmiştir. Kadi İyaz şöyle der: "Ben, İmam Malik ve Süfyan'ın görüşüne meyyalim. Bu muhakkik mütekellim ve fakihlerin kanaatidir. Alimlerimiz Nebilerin dışındakilerin rıza ve mağfiret ile anılacaklarını; Nebilerden başkalarına müstakil olarak salat getirmenin ise doğru bir davranış olmadığını belirtmişlerdir. Bu Beni Haşim devleti zamanında ihdas edilmiş bir bidattır. Meleklere saıM meselesinde ise açık bir hadis bilmemekteyim. mu'minlere gelince bu konuda da ihtilaf vardır. Bir görüşe göre salat yalnızca Nebi s.a.v.'e yapılır. Daha önce geçtiği üzere İmam Malik bu kanıdadır. Bir gruba göre ise müstakil olarak mu'minlere saıM getirilmez. Ancak naslarda açıkça belirtilmiş olanlara tabi olarak getirilebilir. Çünkü Kur'an'da şöyle buyurulmaktadır: "Nebi'i birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın". Yine selamı öğrettiğinde "Selam bize ve salih kullar üzerine olsun" dediği halde salatı yalnızca kendisine ve ehl-i beytine has kılmıştır. el-Müfhim adlı eserinde Kurtubi ile Hanbelilerden Ebu'l-Meali'nin tercihleri de bu istikamettedir. Bu konu Ahzab suresinin tefsirinde ayrıca incelenmiştir. Sonraki dönem alimlerinden İbn Teymiye de bu kanaattedir .• Müstakil olarak mu'minlere salMı onaylamayıp başkalarına tabi kılınmak suretiyle kabul edenler de vardır. Ebu Hanife ve bir grup alim böyle düşünmektedir. Bazıları da müstakil olarak mu'minlere selamı mekruh görmüştür. Bu son görüş İbn Hanbel'den de nakledilmiştir. Hiçbir kayıt koymaksızın cevaz verenler de vardır. Buhari'nin bab başlığı ve verdiği hadisler böyle düşündüğünü göstermektedir. Bu meselede İbnü'l-Kayyım şu değerlendirmeyi yapar: Doğrusu Nebilere, meleklere, Resulullah s.a.v.'in eşlerine, ailesine, zürriyetine ve mu'minlere genelolarak salat etmenin caiz olduğu görüşüdür. Nebiler dışında hiç kimse için şiar haline gelir endişesiyle müstakil olarak saıM getirilmez. Özellikle de RaflZllerin yaptığı gibi saıM getirilenin, benzerleri hatta daha faziletli olanları ayrı tutuluyorsa (Onlar Hz. Ali'yi sahabilerden hatta Nebi s.a.v.'den ayrı tutup saıM getirirlerdi). Ancak hayatta olanlar için şiar olma endişesi yoksa beis de yoktur
بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (مَنْ آذَيْتُهُ فَاجْعَلْهُ لَهُ زَكَاةً وَرَحْمَةً)
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allahım! Bir mu'min'e kötü söz söylemişsem bunu kıyamet günü kendine yakınlık için bir vesileye çevir" diye dua etmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadis Resulullah s.a.v.'in ümmetine duyduğu şefkati, huyunun güzelliğini ve yüce gönüllülüğünü göstermektedir. Burada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanında yaşamış belli kişiler kastedildiği açıktır. Genel olarak onun zamanını da aşacak tarzda söylediği sözler hakkında muhtemelen bu duası geçerli değildir
بَاب: التَّعَوُّذِ مِنَ الْفِتَنِ
Enes İbn Malik'ten aktarıldığına göre sahabiler soru sormayı abartınca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kızıp minbere çıkmış ve: "Sorduğunuz her şeyi açıklayacağım" demiştir. Enes sözlerine şöyle devam eder: Sağıma soluma baktığım da herkesin yüzünü elbisesiyle örtüp ağladığını gördüm. Derken kavga ettiğinde babasından başkasına nispet edilen bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e babasının kim olduğunu sordu. O da "Huzafe" dedi. Bunun ardından Ömer (b. el-Hattab r.a.): رضينا بالله رباً، وبالإسلام ديناً، وبمحمد صلى الله عليه وسلم رسولاً "Allah'tan rab olarak, İslam'dan din olarak ve Muhammed'den Nebi olarak razıyız. Fitnelerden Allah'a sığınırız" dedi. Bunu takiben Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bugün kadar hayırlı ya da şerli şeyleri birarada görmedim. Bana duvarın arkasında cennete ve cehennem gösterildi" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadis Resulullah s.a.v.'in kızgınlık halinde de hüküm verebileceğini zira onun hem kızgınlık hem de sükun hallerinde yalnızca hakkı konuşacağını göstermektedir. Yine bu rivayet Hz. Ömer'in anlayış kabiliyetine ve engin ilmine delalet etmektedir
بَاب: التَّعَوُّذِ مِنْ غَلَبَةِ الرِّجَالِ
Enes İbn Malik'ten nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Talha'ya şöyle demiştir: "Oğullarınızdan bize hizmet edecek birini araştırın". Ebu Talha da beni arkasına alıp Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdü. Bu vakitten sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seferde her konakladığında ona hizmet ederdim. çoğu zaman şu duayı yaptığını işitmişimdir: "Allahım! Hüzün ve kederden, acizlik ve tembellikten, cimrilik ve korkaklıktan, borç sıkıntısından ve güçlülerin bana galip gelmesinden (tasallutundan) sana sığınırım". Ona hizmete devam ettim. Hayber dönüşünde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisi için aldığı Safıyye bnt. Huyey ile birlikte döndü. Daha önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem arkasını örtü ile kapatırken şimdi Safıyye'yi arkasına almıştı. Sahba mevkiinde Hays yemeyi yaptırıp insanlara ikram etti. Onunla evliliği burada gerçekleşti. Dönüş sırasında Uhud'u görünce "Bu dağ bizi biz de onu severiz" buyurdu. Medıne'yi . görünce de "Allahım! Medfnelilere bereket ihsan et" diye dua etti
بَاب: التَّعَوُّذِ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ
Ümmü Halid bnt. Halid'den rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kabir azabından Allah'a sığınırdı
Mus'ab'dan aktarıldığına göre Sa'd beş şeyi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i referans göstererek zikrederdi: "Allahım cimrilikte, korkaklıktan, hayatın en rezilinden (iyice yaşlanıp ele avuca düşmekten), dünya fitnesinden (Deccfıl) ve kabir azabından sana sığınırım
Aişe r.anha'dan nakledildiğine göre Medine yahudilerinden iki yaşlı kadın ona: "Ölüler azap görüyorlar" demiş; Hz. Aişe ise bunu kabul etmemişti. Onları tasdik etmek istememişti. Onlar çıktıktan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanına gelince durumu ona anlatınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Doğru söylemişler. Onlar azap görüyorlar. Hatta seslerini bütün hayvanlar duymaktadır" dedi. Hz. Aişe sonraki bütün namazıarda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kab ir azabından Allah'a sığındığını duyduğunu söylemiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadisin şerhi daha önce ayrıntısıyla yapılmıştı. Bu hadiste Resulullah yaşlı yahudi kadınları hemen tasdik ederken bir başka rivayette bundan Allah'a sığınmıştır. Halbuki her iki rivayet de Hz. Aişe'den nakledilmektedir. Bu çelişkinin nasıl giderildiği konusunda daha önce bilgi aktarmıştım. Özetle Resulullah'a müslümanların kabir fitnesine uğrayacakları vahyedilmemişti. Bu sebeple yahudilerin kabir azabı göreceklerini ifade etmiştir. Dolayısıyla daha önceki bilgileriyle amel etmiştir. Kabir azabının yahudilerden başkası için de geçerli olduğunu öğrenince bundan Allah'a sığınmış ve namazda kabir azabından Allah'a sığınılmasını emretmiştir. Zira namazda yapılan duanın kabulü daha muhtemeldir
بَاب: التَّعَوُّذِ مِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ
Enes İbn Malik'ten nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua edermiş: "Allahım! Acziyet, tembellik, korkaklık, düşkünlük, kabir azabı, hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım". Fethu'l-Bari Açıklaması: Aslen fitne, imtihan demektir. Terim olarak mekruh olanı açmak için yapılan imtihan anlamına gelir. Yine istenenden gafil olmak anlamında "mallarınız ve çocuklarınız fitnedir" ayetinde kullanılmıştır. Dinden dönmeye zorlama anlamında "mu'min erkek ve kadınları fitneye tabi tuttular" ayetinde geçmektedir. Dalalet, günah, küfür, azap anlamları da vardır
بَاب: التَّعَوُّذِ مِنَ الْمَأْثَمِ وَالْمَغْرَمِ
Aişe r.anha'dan nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua edermiş: "Allahım! Tembellikten, düşkünlükten, günahtan, borçtan, kabir fitne ve azabından, cehennem fitne ve azabından, zenginlik fitnesinin şerrinden, fakirlik fitnesinden, Mesih Deccal fitnesinden sana sığınırım. Allahım! Hatalarımı soğuk kar suyuyla yıka. Bembeyaz elbiseler nasıl kirlerden arınıyorsa sen de benim kalbimi hatalardan öylece arındır. Benimle hatalarımın arasını doğu ile batı arası kadar yap". Fethu'l-Bari Açıklaması: Kabir fitnesi iki melek tarafından yapılacak sorgulamadır.Cehennem fitnesi ise zebanilerin tevbih ederek yapacakları sorgulamadır. "Cehennem, öfkesinden neredeyse çatlayacak haldedir. Ne zaman oraya yeni bir kafile atılsa, oranın bekçileri: «Sizi uyaran bir Nebi daveti size ulaşmadı mı?» diye sorarlar" ayeti buna işaret etmektedir. Zenginlik ve fakirlik fitnesi konusunda ise Gazali şu açıklamayı yapmıştır: Zenginlik fitnesi mal toplama hırsıdır. Yine kişinin helal yolları kullanmamasına ayrıca infak etmesi ya da başkasının haklarına riayet etmesi gereken yerlerde bundan imtina etmesine sebep olacak kadar malı sevmesidir. Fakirlik fitnesi ise hayır ve veraya sebep olmayan yoksulhıktur. Hatta öyle ki bu fakirlik kişiyi dindar ve murvet sahibi insanların yapmayacağı şeylere sevkeder. Kişi hangi harama düştüğünü ya da neler yaptığını bile önemsemez olur. Fakirlik fitnesi kişinin gönlünün fakir olması diye de yorumlanmıştır. Bu hadiste fakirliğin zenginlikten ya da zenginliğin fakirlikten daha faziletli olduğu belirtilmemektedir. Bu hadiste hataların temizlenirken kirleri temizleme konusunda daha iyi sonuç veren sıcak su yerine soğuk kar ve buz suyunun tercih edilmesi bunların el değmemiş daha önce kullanılmamış sular olması sebebiyledir. Dolayısıyla burada bunları zikretmek daha uygun düşmektedir. Hattabi bu yoruma yer vermiştir
بَاب: الِاسْتِعَاذَةِ مِنَ الْجُبْنِ وَالْكَسَلِ
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua ederdi: "Allahım' kederden, hüzünden, düşkünlükten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, borç sıkıntısından ve güçlülerin tasallutundan sana sığınırım" Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadiste zikredilen altı hususun şerhi daha önce yapılmıştı. Keder diye çevirdiğimiz "hemm" kelimesi hali hazırdaki olumsuz durumları ifade eder. Hüzün ise geçmiş zamanla ilgilidir. Düşkünlük, "kudret sahibi olmanın" tersidir. Tembellik de çalışkanlığın zıddıdır. Cimrilik cömertliğe, korkaklık da cesarete aykırıdır
بَاب: التَّعَوُّذِ مِنَ الْبُخْلِ
Said İbn Ebi Vakkas Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i referans göstererek şöyle dua edilmesini emrederdi "Allahım! Cimrilikten, korkaklıktan, hayatın en rezil halinden, dünya fitnesinden ve kabir azabından sana sığımrım
بَاب: التَّعَوُّذِ مِنْ أَرْذَلِ الْعُمُرِ
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua ederdi: "Allah'ım tembellikten, korkaklıktan, düşkünlükten ve cimrilikten sana sığınırım
بَاب: الدُّعَاءِ بِرَفْعِ الْوَبَاءِ وَالْوَجَعِ
Aişe r.anha'dan nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua etmiştir: "Allah'ım bize Mekke'yi sevdirdiğin gibi hatta daha fazla Medine'yi de sevdir. Burada ki hummayı Cuhfe'ye naklet. Allah'ım bize bereket ihsan et
Said İbn Ebi Vakkas şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem veda haccında beni ölüme yaklaştıran hastalığım sebebiyle ziyaret etmişti. Ona şöyle dedim: "Ey Allah'ın Resulü! Gördüğün üzere hastayım; malımın çok olduğunu biliyorsun. Benim yegane varisim, biricik kızımdır. Malımın üçte ikisini tasadduk edeyim mi?" olumsuz cevap verince yarısını bağışlamayı teklif ettim. Bunun üzerine "Üçte bir bile çoktur; varislerini zengin bırakman onlan insanlara avuç açar bırakmandan daha iyidir. Allah nzası için verdiğin her nafakanın karşılığını göreceksin, Hatta hanımına yedirdiği yemek sebebiyle bile sevap alacaksın" buyurdu. Ben "Arkadaşlarımdan geriye mi kalacağım?" diye sordum. Şöyle cevap verdi: "Asla geri kalmayacaksın. Allah rızası için yaptığın her amel seni bir derece yükseltecek. Senin bir kısım insanlara fayda n bazılanna (İslam düşmanlanna) ise zarann dokunacaktır. Allahım! Ashabımın hicretini tamamla. Onlan topuklan üstünde geri çevirme. Sa'd İbn Havle'ye ise üzülmek gerekir", Said İbn Havle Mekke'de öldüğü için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem üzüntü duymuştu, Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu babda genel olsun özel olsun insanlara bulaşan hastalıkların yok oimasıyla ilgili rivayetler ele alınmak istenmiştir. Veba konusu tıp bölümünde işlenmişti. Veba taun hastalığından daha geneldir. Buna göre veba hastalığı havanın kötüleşmesinden ortaya çıkan genel bir hastalıktır ve ona taun denmesi mecazendir. Tıp bölümünde taun ve veba kelimelerinin eş anlamlı olduğunu iddia edenlere gerekli cevabı vermiştim. Benim bu konudaki dayanağım Medine'de veba hastalığının görülebilir olmasına rağmen, taun hastalığının oraya giremeyece ği yolunda ki rivayettir. Uranllerle ilgili haberde de bu gerçek bildirilmiştir. Nebi s.a.v.'in "Allah'ım ashabımın hicretini tamamla onları topukları üstünde geri çevirme" sözü Sa'd'ın Medine'ye dönmesi ve hasta olduğu için Mekke'de kalamayacağı için ona afiyet dilediğine işaret etmektedir. Yine "Said İbn Havle'ye ise üzülmek gerekir" sözü de buna işaret etmektedir. Sa'd İbn Havle'yle ilgili durum vasiyetler bölümünün başında açıklanmıştı
بَاب: الِاسْتِعَاذَةِ مِنْ أَرْذَلِ الْعُمُرِ، وَمِنْ فِتْنَةِ الدُّنْيَا، وَفِتْنَةِ النَّارِ
Abdulmelik İbn Mus'ab'ın naklettiğine göre babası şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu duasıyla sizde Allah'a sığının! "Allahım! Korkaklıktan, cimrilikten, ömrün en rezil halinden, dünya fitnesinden ve kabir azabından sana sığınırım
Aişe r.anha'dan nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Tembellikten, düşkünlükten, borçtan, günahtan, cehennem azabından, cehennem fitnesinden, kabir fitnesinden, kabir azabından, zenginlik ve fakirlik fitnelerinin şerrinden ve mesih deccal fitnesinin şerrinden sana sığımrım. Allahım! Hatalarımı kar ve buz suyuyla yıka. Beyaz elbise nasıl kirden temizleniyorsa sende kalbimi hatalardan temizle. Benimle hatalarım arasındaki mesafeyi doğuyla ile batı arasında ki mesafe kadar yap
بَاب: الِاسْتِعَاذَةِ مِنْ فِتْنَةِ الْغِنَى
Aişe r.anha'dan nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua ederdi: "Allahım! Cehennem fitnesinden ve azabından, kabir fitnesinden ve azabından, zenginlik ve fakirlik fitnelerinden, mesih deccal fitnesinden sana sığınırım
بَاب: التَّعَوُّذِ مِنْ فِتْنَةِ الْفَقْرِ
Aişe r.anha'dan nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua ederdi: "Allahım! Cehennem azabından ve fitnesinden, kabir fitnesinden ve azabından, zenginlik ve fakirlik fitnelerinin şerrinden ve mesih deccal fitnesinin şerrinden sana sığınırım. Allahım! Hatalarımı kar ve buz suyuyla yıka. Beyaz elbise nasıl kirden temizleniyorsa sende kalbimi hatalardan temizle. Benimle hatalarım arasındaki mesafeyi doğuyla ile batı arasında ki mesafe kadar yap. Allahım! Tembellikten, günahtan ve borçtan sana sığımrım
بَاب: الدُّعَاءِ بِكَثْرَةِ الْمَالِ والولد مَعَ الْبَرَكَةِ
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre Ümmü Süleym "Ey Allah'ın resulü! Enes hizmetçiniz olsun; ona dua buyurun" dediğinde Resullullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allahım! Malını ve çocuklarını ve ona verdiğin her şeyi bereketli kıl" diye dua etmiştir
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre Ümmü Süleym "Ey Allah'ın resulü! Enes hizmetçiniz olsun; ona dua buyurun" dediğinde Resullullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allahım! Malını ve çocuklarını ve ona verdiğin her şeyi bereketli kıl" diye dua etmiştir
باب: الدعاء بكثرة الولد مع البركة
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre Ümmü Süleym "Ey Allah'ın resulu! Enes hizmetçiniz olsun; ona dua buyurun" dediğinde Resullullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allahım! Malını ve çocuklarını ve ona verdiğin her şeyi bereketli kıl" diye dua etmiştir
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre Ümmü Süleym "Ey Allah'ın resulu! Enes hizmetçiniz olsun; ona dua buyurun" dediğinde Resullullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allahım! Malını ve çocuklarını ve ona verdiğin her şeyi bereketli kıl" diye dua etmiştir
بَاب: الدُّعَاءِ عِنْدَ الِاسْتِخَارَةِ
Cabir İbn Abdullah r.a. şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem istihareyi Kur'an'dan bir sure gibi öğretirdi. Şöyle derdi "Birşey yapmak istediğinizde iki rekat namaz kılın. Sonra şöyle dua edin "Allahım! İlmine sığınıp hakkımda hayırlı olanı senden diliyorum. Kudretine sığınıp senden güç istiyorum. Senin yüce fazlından niyaz ediyorum. Çünkü sen güçlüsün ben değilim. Sen bilirsin ben bilmem. Sen bütün gayblardan haberdarsın. Allahım! Eğer yapmak istediğim şey dinim hayatım ve ahretim için hayırlı ise onu benim için takdir et. Eğer dinim hayatı m ve ahretim için kötü ise onu benden beni de ondan uzak eyle. Hakkımda hayır neyse her zaman onu nasip eyle. Sonra da beni takdir ettiğinden razı et". Daha sonrada ihtiyacınız neyse onu söyleyin". Fethu'l-Bari Açıklaması: İstihare Allah'tan hayırlı olanı istemektir. Yani iki durumdan birini tercih etmek zorunda kalan kişinin hayırlı olanı arzulamasıdır. Hadis metninde istiharenin yapılması düşünülen her şey için geçerli olduğu ifade edilmektedir. İbn Ebi Cemre buradaki ifadenin genel olmasına rağmen hususi bir anlamının olduğunu belirtmiştir. Zira vacip ve müstehapların yapılmasında mekruh ve haramların terkinde istihare geçerli değildir. Dolayısıyla yalnızca mubahlar ve hangisiyle başlama konusunda tereddüt yaşanılan müstehaplar meselesinde istihare olabilir. Bana göre (İbn Hacer) muhayyer bırakıldığımız vacip ve müstehaplar da istihareye dahildir. Örneğin zaman itibariyle hemen yapılması gerekmeyen vacip ve müstehaplar böyledir. Böylece küçük olsun büyük olsun her mesele istihareye uygun olmaktadır. Nice küçük şeyler vardır ki büyük olaylara sebep ol,maktadır. İstihare duasının Kur'an'dan bir sure gibi öğretilmesi konusunda Tıbı şöyle der: Söz konusu dua ve istihare namazı, farz namazlar ve Kur'an'a benzetildiği için bunlara karşı oldukça itinalı davranılması öğütlenmiş olmaktadır. Allah'ın fazlından talep etmek Rabbimizin nimet verdiği zaman fazlından verdiğine işaret etmektedir. Yani Ehl-i sünnetin itikadı üzere kimsenin Allah'ın nimetleri üzerinde bir hakkı bulunmamaktadır. İlim ve kudret yalnızca Allah'a aittir. Kullar ancak Allah'ın verdiği kadar ilim ve kudret sahibidir. İstihare duası yapılırken sanki şöyle denilmektedir: "Allahım! Sen bende kudret yaratmadan önce, yaratırken ve yarattıktan sonra yegane kudret sahibisin". İstihare duasında hayırsız işlerden kurtulma talebi yapılırken kalbin onunla bütün bağlantısının kesilmesi arzulanmaktadır. "Onu benden beni ondan uzaklaştır" ifadesi Ehl-i sünnetin de belirttiği üzere şerrin de Allah'tan olduğuna işaret etmektedir. Çünkü eğer kişi şer yapmaya muktedir ise onu uzaklaştırmaya da muktedir olmalıdır. Yani bunu başkasının yapmasını istemeye muhtaç olmazdı. "Beni ondan razı kıl" ifadesi kalbin ona bağlı kalmamasını talep etmek demektir. Rıza, kalbin kazaya teslim olması demektir. Bu hadiste Resulullah s.a.v.'in ümmetine duyduğu şefkat ve din ve dünya işleriyle alakalı menfaatlerine olan her şeyi öğrettiği görülmektedir. Yine kulun ancak fÜI anında kudret sahibi olup öncesinde muktedir olmadığı da bu rivayette bildirilmektedir. Kulun bir şeyi bilmesi, ona yönelmesi, yapmaya muktedir olması Allah'ın yaratmasıyladır. Kul her şeyi Allah'a hava le etmelidir. Yalnızca onun kudret sahibi olduğunu bilmelidir. Her şeyi ondan istemelidir. İstihare sonrası ne yapılacağı hususunda ihtilaf edilmiştir. İbn Abdisselam kişinin uygun gördüğü şeyi yapabileceğini ifade eder. Onun bu konudaki delili İbn Mes'ud'dan gelen hadisin bazı varyantıarında "sonra azmedip yapsın" ibaresinin yer alması; hadisin başında da "birşey yapmak istediğinizde şöyle deyin" ifadesinin bulunmasıdır
بَاب: الدُّعَاءِ عِنْدَ الْوُضُوءِ
Ebu Musa el-Eş'arı radiyallahu anh şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem su isteyip abdest aldı. Sonra ellerini kaldırıp: "Allahım! Ebu Amir'e mağfiret et! Allahım! Onu kıyamet günü insanların çoğundan üstün eyle" diye dua etti. Ellerini kaldırdığı zaman koltuk altlarının beyazlığını gördüm
بَاب: الدُّعَاءِ إِذَا عَلَا عَقَبَةً
Ebu Musa el-Eş'ari r.a. şöyle demiştir: Biz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bir seferdeydik. Yüksek bir yere çıkınca bağırarak tekbir getirirdik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ey insanlar! Kendinize acıyın. Sağır ya da gaibe dua etmiyorsunuz. Gören ve işiten Allah'a dua ediyorsunuz" buyurdu. Sonra yanıma geldi ve benim "Kudret ancak Allah'a aittir" diye zikrettiğimi duydu. Bana: "Ey Abdullah İbn Kays! Böyle zikretmeye deuam et. Çünkü bu cennet hazinelerindendir" dedi. "Sana cennet hazinelerinden birini öğreteyim mi? 'La havle vela kuvvete illa billah' de" demiş de oıa:bilir. AÇiKLAMA : Bu hadiste öğretilen dua güzelliği ve insanların nazarından koruduğu için hazine olarak isimlendirilmiştir
بَاب: الدُّعَاءِ إِذَا أَرَادَ سَفَرًا أَوْ رَجَعَ
Abdullah İbn Ömer'den nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem savaş, hac veya umreden dönerken yükseğe çıktığı her yerde üç kere tekbir getirir sonra şöyle derdi: "Ortağı bulunmayan Allah'tan başka ilah yoktur. Mülk de onundur hamd de ona mahsustur. O her şeye kadirdir. Bizler ona döneceğiz. Ona tövbe edip ibadet etmekte ve hamd etmekteyiz. Allah'ın vaadi hak yardımı kesindir. O tek başına düşmanlarını yok edebilecek kudrete sahiptir" Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadiste her ne kadar yalnızca savaş, hac ve umre zikredilse de alimlerin çoğuna göre söz konusu dua başka amaçlarla yapılan yolculuklar için de geçerlidir. Ancak bu yolculuğun akraba ziyareti ya da ilim talebi gibi meşru sebeplerle yapılması şarttır. Çünkü bunların her biri Allah'a itaat kavramına dahildir. Hatta mubah yolculuklar için dahi bu dua geçerlidir. Zira hakkında sevap vaadi bulunmayan yolculuklara çıkanlar sevap elde edecekleri filleri yapmaktan men edilmemişlerdir. Allah'ın vaadinden maksat İslam dininin yayılması ve müslümanların güçlenmesidir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır "Allah size pek çok ganimetler vaat etmektedir", "Allah içinizden iman edip makbul ve güzel işler işleyenlere kesin olarak vaat buyurur ki: Daha önce mu'minleri dünyada hakim kıldığı gibi kendilerini de hakim kılacak, kendileri için beğenip seçtiği İslam dinini tatbik etme gücü verecek ve yaşadıkları korkulu dönemin arkasından, kendilerini tam bir güvene erdirecektir. Çünkü onlar, yalnız Bana ibadet edip hiçbir şeyi Bana şerik yapmazlar. Artık bundan sonra kim küfrana saparsa, işte onlar yoldan Çıkıp Allah'a karşı gelmiş olurlar". Bu ayetler savaş yolculukları ile ilgilidir. Hac ve umre ile ilgili ise "Allah dilerse mescidi harama güven içinde gireceksiniz" buyurulmuştur. Hadis metninde Allah'ın yardımından bahsedilirken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine yapılan yardımı kastetmektedir. Allah düşmanlarını hiç bir insanoğlunun katkısı olmaksızın hezimete uğratmaya muktedirdir. Düşman ifadesiyle kimlerin kastedildiğine dair farklı görüşler vardır. Bir görüşe göre bunlar hendek savaşında müslümanlara karşı birleşen Kureyşli kafirler ve onlara tabi olan Arap ve yahudi kabilelerdir. Bunlar hakkında Ahzab suresi nazil olmuştur. Bu konudaki rivayet savaş bölümünde ayrıntısıyla nakledilmiştir
بَاب: الدُّعَاءِ لِلْمُتَزَوِّجِ
Enes İbn Malik'den nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Abdurrahman İbn Avf'ın güzel koktuğunu fark edince bunun sebebini sormuş; o da ufak bir altın parçası mehir vererek evlendiğini söylemiştir. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah mubarek kılsın. Bir koyun dahi olsa kesip insanlara ziyafet ver" buyurmuştur
Cabir İbn Abdullah r.a. şöyle demiştir: Babam vefat ettiğinde yedi yahut dokuz kız çocuğu vardı. Daha sonra ben bir kadınla evlendim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana evlenip evlenmediği mi sorduğunda ona olumlu cevap verince bana "Kız mı dul mu?" diye sordu. Ben de dulolduğunu söyledim. Bunun üzerine "Oynaşacağın ya da birlikte güleceğin bir kız yok muydu?" dedi. Ben de dedim ki "Babam yedi yahut dokuz kız bırakıp öldü. Onların başına onlar gibi birisini getirmek istemedim. Onlara bakacak birisiyle evlenmek istedim". Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah mübarek kılsın" diye dua etti. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Uyeyne ve Muhammed İbn Müslim'in Ömer'den yaptıkları nakilde "Allah mübarek kılsın" ibaresi yoktur. Nebi s.a.v.'in Abdurrahman İbn Avf için yaptığı dua yalnızca onun eşiyle ilgili bereket niyazı anlamına gelmekte iken Cabir İbn Abdullah için yaptığı dua da ise kız kardeşlerinin masıahatını kendi nefsine tercih ettiği için onun aklına bereket niyazı söz konusudur. Çünkü Cabir kardeşleri sebebiyle genelde genç bir erkeğin tercih edeceği bir kızla evlenmek yerine dul bir kadınla evlenmeyi yeğlemiştir
بَاب: مَا يَقُولُ إِذَا أَتَى أَهْلَهُ
İbn Abbas'tan nakledildiğine göre HesliluIlah şöyle buyurmuştur: "Biriniz eşiyle beraber olmak istediğinde şöyle desin "Bismiilah! Allahım! Bizi şeytan ın tasallatundan muhafaza buyur. Bize verdiğin rızıklara şeytanı yaklaştırma". Eğer bu birleşmelerinden çocuk meydana gelirse o cocuğa şeytan ebediyen zarar veremez". Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadisin lafzına göre eşiyle birlikte olmak isteyen kişi bu duayı yapar. Bu rivayet eşiyle birlikte olmaya başlamış kişilerin bu duayı yapacakları ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Bu hadisle alakah izahat ayrıntılı bir şekilde nikah bölümünde geçmiştir. Şeytan ın çocuğa zarar vermemesi dini ve bedeni konusunda zarar verememesi ile ilgilidir yoksa çocuğun vesveseden emin olması anlamına gelmemektedir
بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً)
Enes İbn Malik'den rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in en fazla yaptığı dua şudur: Rabbena atina fi'd-dünya haseneten ve fi'l-Ahireti haseneten ve kina azabennar = "Rabbimiz bize dünyada ve ahirette güzellikler ver ve bizi cehennem azabından koru". Fethu'l-Bari Açıklaması: Kadi İyad bu hadisle ilgili şu açıklamaya yer verir: Nebi s.a.v.'in bu ayeti dua niyetiyle çokça okuması onun dünya ve ahiretle ilgili yapılacak duaların anlamlarını kapsaması sebebiyledir. Bu duada talep edilen iyilik nimet demektir. Nebi s.a.v. dünya ve ahiret nimetlerini ve cehennem azabından korunmayı niyaz etmiştir. Biz de Allah'tan aynı şeyi niyaz ediyoruz. Selef alimlerinin bu dua metninde geçen "hasene" kelimesiyle ilgili pek çok yorumu vardır. İbn Ebi Hatim'in sahih bir senetle naklettiğine göre Hasan el-Basri "hasene" kelimesini ilim ve dünyada yapılan ibadet diye yorumlamıştır. Muhammed İbn Ka'b el-Kurazi'ye göre ise salih zevce de hasene cinsindendir. Yezid İbn Malik'den de benzer bir yorum naklediimiştir. İbnü'l-Münzir'in naklettiğine göre Süfyan es-Sesvri dünyadaki haseneyi temiz rızık ve ilim; ahiretteki haseneyi ise cennet diye yorumlamıştır. Atiyye ise dünyada ilim ve onunla amel, ahirette ise hesabın kolaylaştırılıp cennete dahil edilmek anlamını vermiştir. İbn Kesir ise dünyadaki hasenenin sıhhat, geniş ev, saliha kadın, iyi çocuk, bol rızık, faydalı ilim, iyi amel, uysal binek ve hoş seda (öldükten sonra iyi anılış) gibi alimlerin hasene kabul ettikleri dünyada istenilen her türlü şeyi kapsadığını ifade etmiştir. Ona göre ahiretteki hasenenin en üstünü cennete girmektir. Ayrıca Arasat'taki büyük korkudan emin olmak ve hesabın kolaylaştırılması gibi uhrevi nimetler de bu cümledendir. Cehennem azabından korunmaya gelince burada kastedilen haramlardan kaçınıp şüpheli şeyleri terk etmek gibi azaptan koruyacak şeyler konusunda yapılan ilahi yardımdır
بَاب: التَّعَوُّذِ مِنْ فِتْنَةِ الدُّنْيَا
Said İbn Ebi Vakkas'tan nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahabılere şu duayı yazı öğretir gibi öğretmiştir. "Allahım! Cimrilikten, korkaklıktan, ömrün en rezil halinden, dünya fitnesinden ve cehennem azabından sana sığınırım
بَاب: تَكْرِيرِ الدُّعَاءِ
Aişe r.anha'dan nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sihir yapıldığı zaman yapmadığı bazı şeyleri yapmış zannediyordu. Bunun üzerine Rabbine dua etti. Sonra aralarında şu konuşma geçti. - "Hissettin mi? AlIah bana sorduğun sorunun cevabını verdi". - "Ey Allah'ın resulü! Ne sormuştum?" - "Bana iki adam geldi. Biri baş tarafıma diğeri ayak tarafıma oturdu. Aralarında şöyle konuştular. - "Bu kişinin hastalığı nedir?" - "Sihir yapılmış". - "Sihiri kim yapmış?" - "Lebid İbn Asam" - "Sihir neyle yapılmış?" - "Tarak, saç saka! artığı ve erkek hurmanın kurumuş çiçek kapçığı ile" - "Nerede yapılmış" - "Zervan'da". Zervan, Beni Züreyde'de bir kuyudur. Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem o kuyuya gitti. Döndüğünde "ValIahi! kuyunun suyu kıpkırmızı idi ve oradaki hurma ağaçları şeytanların başları gibiydi" buyurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dönünce Hz. Aişe'ye kuyunun nasılolduğunu anlattı. Hz. Aişe sihiri oradan çıkarıp çıkarmadığını sorduğunda ise şöyle buyurdu: "AlIah bana şifa verdi. Onu çıkarıp insanların arasında bir şerh yaymak istemedim
بَاب: الدُّعَاءِ عَلَى الْمُشْرِكِينَ
İbn Ebi Evfa'dan aktarıldığına göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem düşmanlarına şöyle beddua etmiştir: "Kitab'ı indiren, hesabı hızlı gören, düşmanları mağlup eden Allahım! Bu düşmanları mahvet ve onları sarsıntıya uğrattı
Ebu Hureyre r.a.'den nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem akşam namazının son rekatında rükudan doğrulduktan sonra kunut okurdu. Şöyle derdi: "Allahım! Velid İbn Velid'i, Seleme İbn Hişam'ı, zulme uğramış mu'minleri kurtar. Mudar'a karşı şiddetli davran. Onlara Yusuf için verdiğin yedi yılı ver
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kurralardan oluşan bir seriyye gönderdi. Onlar pusuya düşürülüp öldürüldüler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i o zaman üzüldüğü kadar hiç üzgün görmemiştim. Bir ay boyunca sabah namazlarında kunut okudu. "Usayya kabilesi Allah'a ve Resulüne isyan etti" derdi
Aişe radiyallahu anha'dan nakledildiğine göre Yahudiler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e selam verirken "Ölüm üzerinize" derlerdi. Hz. Aişe onların bu sözünü anlayınca "Ölüm ve lanet üzerinize" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yavaş ey Aişe! Allah her zaman yumuşak davranmayı sever" dedi. Hz. Aişe de "Dediklerini duymuyor musunuz?" diye cevap verdi. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Onlara verdiğim cevabı sen duymadın mı? Ben de "Sizin de" demiştim" dedi
Ali İbn Ebi Talib r.a. şöyle demiştir: "Hendek savaşında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanındaydık "Allah onların kabirlerini ve evlerini ateşle doldursun. Güneş batana kadar ikindi namazını kıldırmadılar". Fethu'l-Bari Açıklaması: Düşmanlardan kimin kastedildiği bir kaç hadis önce açıklanmıştı. Hesabı hızlı görmek ya bizzat hesabın kendisini hızlı görmek ya da hesabın gelişini yakın tutmak anlamına gelmektedir
بَاب: الدُّعَاءِ لِلْمُشْرِكِينَ
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Tufeyl İbn Amr ResululIah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve "Ey Allah'ın resulü! Devs kabilesi Allah'a isyan edip İslam'a girmeyi reddettiler. Onlar için Allah'a dua et" dedi. Oradakiler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Devs kabilesine beddua edeceğini zannettiler. Ancak o: "Ey Allahım! Devs'e hidayet ver ve onlan aramıza kat" diye dua etti. Fethu'l-Bari Açıklaması: Müşriklere beddua ve dua farklı şeyler sebebiyledir. İbn Battal'ın nakIettiğine göre müşriklere dua onlara bedduayı nesh etmiştir. Bunun delili "Onlann durumu hakkında senin bir sorumluluğun yok" ayetidir. Alimlerin çoğunluğu burada nesh ilişkisi olmadığı kanaatindedir. Onlara göre müşriklere beddua caizdir. Beddua edilemeyecek olan müşrikler İslam'a girmeleri umulan ve kalplerinin İslam'a ısınması beklenenlerdir. MüşrikIere dua onların küfürde devam etmelerini engelleyecek ifadeler içeriyorsa onlara dua etmek caizdir. Eğer onların küfür üzere ölmeleri için ise bu caiz değildir. Burada hidayet kaydının konulması Hz. Nebiin "Allahım! Kavmime mağfiret et. Zira onlar bilmiyorlar" hadisinde geçen mağfireti de açıklamaktadır. Burada müşrikler hakkında istenilen mağfiret bizzat Hz. Nebi'e karşı işledikleri suçlarla ilgilidir. Yoksa günahlarının silinmesi talep edilmemiştir. Zira küfür günahının affı olmadığı malumdur. Bu itibarla "Allahım! Onlara mağfiret et" sözü, "mağfiretIerini gerektirecek İslam'a onları yönelt" demektir
بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ)
Ebu Musa el-Eş'arı'den nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua etmiştir: "Rabbim! Her konuda hatalarımı, bilmediklerimi, israflarımı ve senin benden daha iyi bildiğin şeyleri bağışla. Allahım! Yaptığım yanlışları, kasıtlı yaptıklarımı, bilmediklerimi ve şakalarımı bağışla. Ben bunların hepsini yapmışımdır. Allahım! Geçmişte yaptıklarımı ve gelecekte yapacaklarımı bağışla. Gizli ve açık kusurlarımı affet. Öne alan da sensin sona bırakan da sensin ve sen her şeye kadirsin
Ebu Musa el-Eş'arı'den nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua etmiştir: 'tRabbim! Her konuda hatalarımı, bilmediklerimi, israflarımı ve senin benden daha iyi bildiği n şeyleri bağışla. Şakalarımı ve ciddi yaptıklarımı bağışla. Yanlışlarımı ve kasıtlı yaptıklarımı bağışla; bunların hepsi bende vardır". Fethu'l-Bari Açıklaması: Taberi, "Allah senin gelmiş geçmiş bütün günahlannı bağışladı" ayet i bulunduğu halde Hz. Nebi'in böyle dua etmesini müşkil görüp şu açıklamayı yapmıştır: Hz. Nebi burada Nasr suresi indiği zaman kendisine emredilen tesbih ve mağfiret dileği emrini yerine getirmiştir. Muhasibi ise şöyle der: Melekler ve Nebiler başkalarına nazaran Allah'tan daha fazla korkarlar. Onların korkusu Allah'ın yüceliğini kabul edip onu tazim etme düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Onların duaları küçük kusurlar sebebiyle olup yoksa gerçek günahlar sebebiyle değildir. Kadı İyaz ise şu açıklamayı yapmıştır: Hz. Nebi'in bu duası tevazusundan, Allah'a boyun büküşünden, acziyetinin farkında oluşundan ve şükründen kaynaklanmış olabilir. Çünkü o affedildiğinin bilincindedir. Hz. Nebi'in bu duasıyla sehven ve yanlışlıkla yaptığı davranışlarından af dilediği de belirtilmiştir
بَاب: الدُّعَاءِ فِي السَّاعَةِ الَّتِي فِي يَوْمِ الْجُمُعَةِ
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cuma günü öyle bir vakit vardır ki bir Müslüman o vakit de namaz kılarken Allah'tan bir talepte bulunursa duası mutlaka kabul olunur". Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu söylerken eliyle de o vaktin kısalığına işaret ediyordu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu babda Cuma günü duaların kabul edileceğinin umulacağı bir vaktin olduğu işlenmektedir. Aynı konu Cuma namazıyla ilgili bölümde de geçmişti. Ancak her iki yerde de bu vakit kesin olarak tayin edilmemiştir. Bu konuda alimler arasında ihtilaf vardır. Hattabi'nin belirttiğine göre bir görüşe göre bu vakit namaz vaktidir. Bir diğer görüşe göre ise güneşin batmaya yaklaştığı vakittir
بَاب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: (يُسْتَجَابُ لَنَا فِي الْيَهُودِ، وَلَا يُسْتَجَابُ لَهُمْ فِينَا)
Aişe r.anha'den nakledildiğine göre Yahudiler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e selam verirken: "Ölüm üzerinize" derlerdi. Hz. Aişe onların bu sözünü anlayınca "Ölüm ve lanet üzerinize" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yavaş ey Aişe! Allah her zaman yumuşak davranmayı sever" dedi. Hz. Aişe de "Dediklerini duymuyor musunuz?" diye cevap verdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Onlara verdiğim cevabı sen duymadın mı? Ben de onlara cevap verdim benim onlar hakkında ki duam kabul edilirken olan n benimle ilgili duaları kabul edilmez" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Müslümanların Yahudilerle ilgili dualarının kabul edilmesi bizim haklı olarak dua etmemiz; onların dualarının kabul edilmemesi ise bunu zalimlikleri sebebiyle yapmalarından kaynaklanmaktadır. Bu hadis dua ettiği şahsa zulüm için dua edenin talebinin yerine getirilmeye ce ği ni göstermektedir
بَاب: التَّأْمِينِ
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İmam fatihayı bitirip amin dediğinde sizde amin deyin. Çünkü melekler de amin demektedir. Kimin amin sözü meleklerinkiyle muvafık düşerse onun gelmiş geçmiş bütün günahları af olunur". Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu babda dua sonrasında "amin" demek işlenmektedir. Burada zikredilen hadisin şerhi namaz bölümünde geçmişti. Hadiste imamın namazda fatihayı okumasından bahsedilmektedir. Bununla birlikte daha genel bir anlamın kastedilmesi de muhtemeldir. Te'min (dua sonrasında amin demek) konusunda pek çok hadis nakledilmiştir. Bunlardan birisi Hz. Aişe'den merfu olarak nakledilen şu hadistir: "Yahudiler sizin selam ve amin sözünüze haset ettikleri kadar hiçbir şeye haset etmezler". Bu hadis İbn Mace tarafından rivayet edilmiş; İbn Huzeyme tarafından sahih olarak nitelenmiştir. Hakim'in naklettiği bir hadis ise "Toplanıp dua edenler ve amin diyenlerin duaları Allah tarafından mutlaka kabul edilir" şeklindedir. Ebu Zuheyr "amin" sözünün "belge üzerine vurulan mühre" benzediğini sÖylemiştir
بَاب: فَضْلِ التَّهْلِيلِ
Ebu Hureyre r.a.'den nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim gündüz yüz defa "Ortağı olmayan Allah'tan başka ilah yoktur mülk de onun ham d de onundur. O her şeye kadirdir" derse, sanki on köleyi azad etmiş gibi olur. Ayrıca yüz iyilik sevabı yazılır yüz kötülüğü silinir. O gün akşam edinceye kadar şeytandan korunmuş olur. Bunu kendisinden dahafazla söyleyen olmadığı müddetçe o herkesten üstün kabul edilir