Ebû Hureyre(r.a.)'den rivayet olımduğuna göre, Nebi (S.A.V.) Fetih günü Mekke'ye girince Beyt'i tavaf etmiş ve (Hz. İbrahim'e ait) Makam'ın' arkasında iki rekat namaz kılmıştır
Sünen-i Ebû Dâvûd › Kitâb 11 · Hac MenâsikiKonum
- 1Tahâret390
- 2Namaz770
- 3Yağmur Namazı37
- 4Namaz: Yolculukta Namazın Hükümleri52
- 5Namaz: Nâfile Namazlar121
- 6Namaz: Ramazan Namazının Hükümleri30
- 7Namaz: Kur'ân Okurken Secde15
- 8Namaz: Vitir Namazı140
- 9Zekât145
- 10Buluntu Eşya (Lukata)20
- 11Hac Menâsiki325
- 12Nikâh129
- 13Talâk138
- 14Oruç164
- 15Cihâd311
- 16Kurban56
- 17Av18
- 18Vasiyyetler23
- 19Mîrâs Payları43
- 20Haraç, Ganîmet ve İmâret161
- 21Cenâzeler153
- 22Yeminler ve Adaklar84
- 23Ticârî Muâmeleler90
- 24Ücretler (İcâre)155
- 25Kadılık70
- 26İlim28
- 27İçecekler67
- 28Yiyecekler119
- 29Tıp49
- 30Fal ve Uğursuzluk22
- 31Köle Azâdı43
- 32Kıraat Vecihleri40
- 33Hamamlar11
- 34Elbise139
- 35Saç Tarama55
- 36Yüzükler26
- 37Fitneler ve Büyük Savaşlar39
- 38Mehdî12
- 39Savaşlar (Melâhim)60
- 40Had Cezâları143
- 41Diyet Çeşitleri102
- 42Sünnet (Peygamber'in Yolu)177
- 43Genel Âdâb502
- 1بَابُ فَرْضِ الْحَجِّ
- 2بَابٌ فِي الْمَرْأَةِ تَحُجُّ بِغَيْرِ مَحْرَمٍ
- 3بَابُ لَا صَرُورَةَ فِي الْإِسْلَامِ
- 4بَابُ التَّزَوُّدِ فِي الْحَجِّ
- 5بَابُ التِّجَارَةِ فِي الْحَجِّ
- 6بَابُ الْكَرِيِّ
- 7بَابٌ فِي الصَّبِيِّ يَحُجُّ
- 8بَابٌ فِي الْمَوَاقِيتِ
- 9بَابُ الْحَائِضِ تُهِلُّ بِالْحَجِّ
- 10بَابُ الطِّيبِ عِنْدَ الْإِحْرَامِ
- 11بَابُ التَّلْبِيدِ
- 12بَابٌ فِي الْهَدْيِ
- 13بَابٌ فِي هَدْيِ الْبَقَرِ
- 14بَابٌ فِي الْإِشْعَارِ
- 15بَابُ تَبْدِيلِ الْهَدْيِ
- 16بَابُ مَنْ بَعَثَ بِهَدْيِهِ وَأَقَامَ
- 17بَابٌ فِي رُكُوبِ الْبُدْنِ
- 18بَابٌ فِي الْهَدْيِ إِذَا عَطِبَ قَبْلَ أَنْ يَبْلُغَ
- 19بَابُ كَيْفَ تُنْحَرُ الْبُدْنُ
- 20بَابٌ فِي وَقْتِ الْإِحْرَامِ
- 21بَابُ الِاشْتِرَاطِ فِي الْحَجِّ
- 22بَابٌ فِي إِفْرَادِ الْحَجِّ
- 23بَابٌ فِي الْإِقْرَانِ
- 24بَابُ الرَّجُلِ يُهِلُّ بِالْحَجِّ ثُمَّ يَجْعَلُهَا عُمْرَةً
- 25بَابُ الرَّجُلِ يَحُجُّ عَنْ غَيْرِهِ
- 26بَابُ كَيْفَ التَّلْبِيَةُ
- 27بَابُ مَتَى يَقْطَعُ التَّلْبِيَةَ
- 28بَابُ مَتَى يَقْطَعُ الْمُعْتَمِرُ التَّلْبِيَةَ
- 29بَابُ الْمُحْرِمِ يُؤَدِّبُ غُلَامَهُ
- 30بَابُ الرَّجُلِ يُحْرِمُ فِي ثِيَابِهِ
- 31بَابُ مَا يَلْبَسُ الْمُحْرِمُ
- 32بَابُ الْمُحْرِمِ يَحْمِلُ السِّلَاحَ
- 33بَابٌ فِي الْمُحْرِمَةِ تُغَطِّي وَجْهَهَا
- 34بَابٌ فِي الْمُحْرِمِ يُظَلَّلُ
- 35بَابُ الْمُحْرِمِ يَحْتَجِمُ
- 36بَابُ يَكْتَحِلُ الْمُحْرِمُ
- 37بَابُ الْمُحْرِمِ يَغْتَسِلُ
- 38بَابُ الْمُحْرِمِ يَتَزَوَّجُ
- 39بَابُ مَا يَقْتُلُ الْمُحْرِمُ مِنَ الدَّوَابِّ
- 40بَابُ لَحْمِ الصَّيْدِ لِلْمُحْرِمِ
- 41بَابٌ فِي الْجَرَادِ لِلْمُحْرِمِ
- 42بَابٌ فِي الْفِدْيَةِ
- 43بَابُ الْإِحْصَارِ
- 44بَابُ دُخُولِ مَكَّةَ
- 45بَابٌ فِي رَفْعِ الْيَدَيْنِ إِذَا رَأَى الْبَيْتَ
- 46بَابٌ فِي تَقْبِيلِ الْحَجَرِ
- 47بَابُ اسْتِلَامِ الْأَرْكَانِ
- 48بَابُ الطَّوَافِ الْوَاجِبِ
- 49بَابُ الِاضْطِبَاعِ فِي الطَّوَافِ
- 50بَابٌ فِي الرَّمَلِ
- 51بَابُ الدُّعَاءِ فِي الطَّوَافِ
- 52بَابُ الطَّوَافِ بَعْدَ الْعَصْرِ
- 53بَابُ طَوَافِ الْقَارِنِ
- 54بَابُ الْمُلْتَزَمِ
- 55بَابُ أَمْرِ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ
- 56بَابُ صِفَةِ حَجَّةِ النَّبِيِّ ﷺ
- 57بَابُ الْوُقُوفِ بِعَرَفَةَ
- 58بَابُ الْخُرُوجِ إِلَى مِنًى
- 59بَابُ الْخُرُوجِ إِلَى عَرَفَةَ
- 60بَابُ الرَّوَاحِ إِلَى عَرَفَةَ
- 61بَابُ الْخُطْبَةِ عَلَى الْمِنْبَرِ بِعَرَفَةَ
- 62بَابُ مَوْضِعِ الْوُقُوفِ بِعَرَفَةَ
- 63بَابُ الدَّفْعَةِ مِنْ عَرَفَةَ
- 64بَابُ الصَّلَاةِ بِجَمْعٍ
- 65بَابُ التَّعْجِيلِ مِنْ جَمْعٍ
- 66بَابُ يَوْمِ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ
- 67بَابُ الْأَشْهُرِ الْحُرُمِ
- 68بَابُ مَنْ لَمْ يُدْرِكْ عَرَفَةَ
- 69بَابُ النُّزُولِ بِمِنًى
- 70بَابُ أَيِّ يَوْمٍ يَخْطُبُ بِمِنًى
- 71بَابُ مَنْ قَالَ: خَطَبَ يَوْمَ النَّحْرِ
- 72بَابُ أَيِّ وَقْتٍ يَخْطُبُ يَوْمَ النَّحْرِ
- 73بَابُ مَا يَذْكُرُ الْإِمَامُ فِي خُطْبَتِهِ بِمِنًى
- 74بَابُ يَبِيتُ بِمَكَّةَ لَيَالِيَ مِنًى
- 75بَابُ الصَّلَاةِ بِمِنًى
- 76بَابُ الْقَصْرِ لِأَهْلِ مَكَّةَ
- 77بَابٌ فِي رَمْيِ الْجِمَارِ
- 78بَابُ الْحَلْقِ وَالتَّقْصِيرِ
- 79بَابُ الْعُمْرَةِ
- 80بَابُ الْمُهِلَّةِ بِالْعُمْرَةِ تَحِيضُ فَيُدْرِكُهَا الْحَجُّ فَتَنْقُضُ عُمْرَتَهَا وَتُهِلُّ بِالْحَجِّ هَلْ تَقْضِي عُمْرَتَهَا
- 81بَابُ الْمَقَامِ فِي الْعُمْرَةِ
- 82بَابُ الْإِفَاضَةِ فِي الْحَجِّ
- 83بَابُ الْوَدَاعِ
- 84بَابُ الْحَائِضِ تَخْرُجُ بَعْدَ الْإِفَاضَةِ
- 85بَابُ طَوَافِ الْوَدَاعِ
- 86بَابُ التَّحْصِيبِ
- 87بَابٌ فِيمَنْ قَدَّمَ شَيْئًا قَبْلَ شَيْءٍ فِي حَجِّهِ
- 88بَابٌ فِي مَكَّةَ
- 89بَابُ تَحْرِيمِ حَرَمِ مَكَّةَ
- 90بَابٌ فِي نَبِيذِ السِّقَايَةِ
- 91بَابُ الْإِقَامَةِ بِمَكَّةَ
- 92بَابُ الصَّلَاةِ فِي الْكَعْبَةِ
- 93بَابُ الصَّلَاةِ فِي الْحِجْرِ
- 94بَابٌ فِي دُخُولِ الْكَعْبَةِ
- 95بَابٌ فِي مَالِ الْكَعْبَةِ
- 96بَابٌ فِي إِتْيَانِ الْمَدِينَةِ
- 97بَابٌ فِي تَحْرِيمِ الْمَدِينَةِ
- 98بَابُ زِيَارَةِ الْقُبُورِ
(11) Kitâb: Hac Menâsiki
بَابٌ فِي رَفْعِ الْيَدَيْنِ إِذَا رَأَى الْبَيْتَ
Ebû Hureyre (r.a.)'den; demiştir ki: Resûlullah (S.A.V.) (Medine'den Mekke'ye gitmek üzere) yöneldi, Mekke'ye girince Hacer-i Esved'e varıp onu selâmladı sonra Beyt-i tavaf etti. Sonra Safa'ya varıp Beyt'i görebilecek şekilde üzerine çıktı, ellerini kaldırıp Allah'ı zikretmeye ve dilediği duayı okumaya başladı (Hz.Ebu Hureyre) dedi ki: "Ensar (topluluğu)da (Resûlullah'ın) alt tarafında bulunuyordu." (Bu hadisi Ebu Davud'un şeyhine ulaştıran iki râvîden birisi olan) Hâşim dedi ki: "(Hz.Nebi) Dua etti, Allah'a hamdetti ve dilediği duayı okudu.”
بَابٌ فِي تَقْبِيلِ الْحَجَرِ
Abis b. Rebia'dan rivayete göre, Ömer (b.el-Hattab) Hacer-i Esved'in yanına gelmiş onu öpmüş ve şöyle demiştir: Biliyorum ki sen bit taşsın. Fayda da veremezsin zarar da. Eğer Peygamber (S.A.V.)'i seni öperken görmeseydim, seni (asla) öpmezdim
بَابُ اسْتِلَامِ الْأَرْكَانِ
İbn Ömer(r.a.)'den; demiştir ki: Ben Resûlullah (S.A.V.)'i iki Rükn-i Yemânî'den başkasını meshederken görmedim
İbn Ömer'den (rivayet olunduğuna göre), Kendisine Hz. Aişe'nin; "Hıcr'ın bir kısmı Beyt'dendi (Beytin sınırları içerisine dahildi)" dediği haber verilmiş bunun üzerine (İbn Ömer de) Allah'a yemin ederim ki, Aişe'nin bunu Resullullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den duyduğuna kesinlikle inanıyorum. (Şimdi) kesinlikle anlıyorum ki Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (Kabe'nin dört rükününden) ikisini selamlamayışı sadece bu iki rüknün (Beyt'in Hz. İbrahim tarafından atılan) temelleri üzerinde olmayışındandır ve halen (Beyt'in), Hicrin dışından tavaf edişinin sebebi de bundan başka bir şey değildir. Diğer tahric: Buhari, hac; Müslim, hac
Abdullah b. Ömer'den; demiştir ki: Resûlullah (S.A.V.) hiçbir tavafta Rükn-i Yemânî (denilen köşe ile) Hacer(-i Esved)i selamlamayı terk etmezdi. (Nâfi) dedi ki: Abdullah b. Ömer de (aynen) böyle yapardı
بَابُ الطَّوَافِ الْوَاجِبِ
İbn Abbâs'tan rivayet olunduğuna göre, Resulullah (S.A.V.) Veda Haccında deve üzerinde (ve Hacer-i Esved'in bulunduğu) rüknü bastonla selamlayarak (Beyt'i) tavaf etmiştir
Safiyye bınt Şeybe'den; demiştir ki: Resûlullah (S.A.V.) Fetih yılında Mekke'yi fethedince (Beyt'i) hayvan üzerinde elindeki bastonla (Hacer-i Esved'in bulunduğu) rüknü selamlayarak tavaf etti. Ben de kendisine bakıyordum
Ebu't-Tufeyl'den; demiştir ki: Nebi (S.A.V.)'i hayvanı üzerinde (Hacer-i Esved'in bulunduğu) rüknü selamlayarak Beyt'i tavaf ederken gördüm. (Bu hadisi Ebû Davud'a rivayet eden diğer râvi) Muhammed b. Râfi de (bu rivayete şunu) ekledi: Sonra Safâ'ya ve Merve'ye çıktı, yedi defa (Safa ile Merve arasını) hayvanı üzerinde tavaf etti. Şunlarda rivayet etti: İbn Mâce, menâsik, Müslim, hac
Ebu'z-Zubeyr, Cabir b. Abdullah'ı şöyle derken işitmistir. Rasûlullah (S.A.V.) Veda Haccında halka kendisini görsünlerde soru sorabilsinler diye yüksekte bulunmak için Beyt'i ve Safa ile Merve'yi hayvan üzerinde tavaf etti. Çünkü halk etrafına üşüşmüşlerdi
İbn Abbâs'tan rivayet olunduğuna göre, Resûlullah (S.A.V.) Mekke'ye rahatsız olarak geldi. (Beyt'i) hayvanı üzerinde tavaf etti. (Hacer-i Esved'in bulunduğu) rüknü her gelişinde onu asayla selâmladı. Tavafını bitirince (devesini) çöktürüp iki rekat namaz kıldı
Nebi (S.A.V.)'in zevcesi Ümmü Seleme'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resûlullah (S.A.V.)'e rahatsızlığımdan şikâyet ettim de, "Hayvana binerek halkın arkasından tavaf et!" buyurdular. Ben de (o şekilde) tavaf ettim. O anda Resûlullah (S.A.V.) Beyt(-i Şerif)'in yanmasında namaz kılıyor ve Tûr Sûresini okuyordu
بَابُ الِاضْطِبَاعِ فِي الطَّوَافِ
Ya'lâ (b. Umeyye)'den; demiştir ki: Nebi (S.A.V.) bir ucunu sağ koltuk altından alarak sol omuz üzerine almak suretiyle yeşil bir kumaşa bürünmüş olduğu halde (Beyt'i) tavaf etti
İbn Abbâs (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, Resûlullah (S.A.V.) ve sahabîleri Cî'râne'den (ihram'a girerek) ve Beyt'i (tavaf esnasında) koltuk altlarından geçirdikleri peştemallerini sol omuzları üzerine atmış oldukları halde adımlarını kısaltarak ve omuz silkeleyerek umre yapmışlardır
بَابٌ فِي الرَّمَلِ
Ebu't-Tufeyl'den; demiştir ki: Ben, İbn Abbâs'a; Senin kavmin Resûlullah (S.A.V.)'in Beyt'i (tavaf ederken) remel yaptığını ve bunun sünnet olduğunu iddia ediyorlar, dedim. Hem doğru söylemişler, hem de yanlış söylemişler, dedi. Ben de; Hem doğru hem de yanlış söylemişler ne demektir? dedim. Doğru söylemişler. (Çünkü) gerçekten Resûlullah (S.A.V.) Beyt'i (tavaf ederken) remel yaptı. Yanlış söylemişler. (Çünkü) o sünnet değildir. Kureyş (müşrikleri) Hudeybiye gününde; "Şu Muhammed'i ve ashabını bırakınız da nağf (denilen ve develerin burnundan düşen kurtların sebeb olduğu deve) ölümüyle ölsün" dediler. (Kureyşlüer, müslümanların) gelecek sene Mekke'de üç gün kalmaları şartıyla Resûlullah (S.A.V.) ile barış yapınca, Resûlullah (ashabıyla birlikte Mekke'ye) geldi. Müşrikler de Kuaykıân (denilen sıradağlar) tarafında idiler. Resûlullah (S.A.V.) ashabına; "Beyt'i tavaf ederken üç (turda) remel yapınız." buyurdu. Ve (İbn Abbas, işte) bu sünnet değildir, dedi. Ben; Senin kavmin ResûIIah (S.A.V.)'in Safa ile Merve arasında devesine binerken sa'y yaptığını ve bunun (sa'yı deveye binerek yapmanın) sünnet olduğunu iddia ediyorlar, dedim. Bunun üzerine (İbn Abbas): Hem doğru söylemişler hem de yanlış söylemişler, dedi. Ben de; Hem doğru hem de yanlış söylemişler ne demektir? dedim. Doğru söylemişler. (Çünkü) gerçekten Resûllah (S.A.V.) Safa ile Merve arasında devesi üzerinde olduğu halde sa'y etti. Yanlış söylemişler. (Çünkü) bu (sa'y ederken deveye binmek) sünnet değildir. (Zira) halk(ın Resulü Ekrem'e yaklaşmasın)a engel olunamazdı ve (halk bundan) vazgeçirilemezdi. Bunun üzerine sözünü (halkın rahatça) işitmeleri, yerini görmeleri ve ellerinin kendisine erişmemesi için tavafı deve üzerinde yaptı, cevabını verdi
İbn Abbâs'tan: demiştir ki: Resülullah (ashabıyla birlikte) Mekke'ye geldi. Kendilerini Yesrib'in sıtması zayıflatmıştı. Müşrikler; (Yarın) size öyle bir kavim gelecek ki, sıtma kendilerini bitirmiş, ondan çok elem çekmişler, dediler. Allah teâlâ hazretleri de Müşriklerin söylediklerini Nebiine bildirdi. Bunun üzerine (Hz. Nebi müşrikler müslümanların dinçliğini görsünler diye) ashabına tavafın üç turunda remel yapmalarını iki köşe arasında da âdi yürüyüşle yürümelerini emir buyurdu. Müşrikler onları (bu halde) görünce, "sıtmanın kendilerini bitirdiğini söylediğiniz kimseler bunlar mı? Bunlar bizden daha sağlammışlar" demeye başladılar. İbn Abbâs (sözlerine devamla) dedi ki: (Resulullah saHallahu aleyhi ve sellem) onlara şefkatinden her turda remel yapmalarını emretmedi
Eslem (r.a.)'den; demiştir ki: Ömer b. el-Hattâb'ı (şöyle) derken işittim: "Allah teâlâ İslâm'ı (sağlam temeller üzerine) yerleştirdiği, küfrü ve küfür ehlini de (aramızdan) yok ettiği halde, bugün remel yapmakta ve omuzbaşmı açmakta ne fayda var? Bununla beraber biz Resûlullah (S.A.V.) zamanında yaptığımız (remel ve ıztıbâdan) hiçbir şeyi terk etme(meli)yiz
Âişe (r.anhâ) demiştir ki: Resûlullah (S.A.V.); "Beyt'i tavaf etmek ve Safa ile Merve arasında sa'y etmek ve Cemreleri atmak ancak Allah'ı zikretmek için meşru kılınmıştır" buyurdu
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, Nebi (S.A.V.) (kaza umresinde Beyt'i tavaf ederken) ıztıbâ' yaptı, (Hacer-i Esved'i) selâmladı ve tekbir getirdi. Sonra (ilk) üç turda Rükn-i Yemânî'ye vardıkları zaman (ashabıyla birlikte) remel yaptı. Kureyşin gözlerinden kayboldukları zaman âdi yürüyüşle yürüdüler. Sonra (tekrar) onların karşısına çıktıkları zaman remel yaptılar (Bunu gören) Kureyş (müşrikleri), bunlar ceylan yavrusu gibiler, demeye başladılar. İbn Abbâs (r.a.) dedi ki: (Tavafın ilk üç turunda remel yapmak o günden itibaren) sünnet oldu
İbn Abbâs'dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (S.A.V.) ve ashabı Ci'râne'de umreye niyyet etmişler, Beyt'i (tavaf ederlerken ilk) üç turda remel yapmışlar, dördünde de âdi yürüyüşle yürümüşlerdir. Ayrıca bu hadisi, İbn Mace, hac bahsinde tahric etti
Nâfi'den rivayet olunduğuna göre İbn Ömer (r,a.) Hacer(-i Esved) den (başlayıp yine) Hecer(-i Esved)'e kadar remel yapmış ve Resûlullah (S.A.V.)'in de böyle yaptığını söylemiştir
بَابُ الدُّعَاءِ فِي الطَّوَافِ
Abdullah b. es-Sâib'den; demiştir ki: Ben Resûlullah (S.A.V.)'i iki rükün arasında; "Ey Rabbimiz bize dünyada da âhirette de iyilik ver ve bizi cehennem azzâbından koru"[Bakara 102.] diye dua ederken işittim
İbn Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Resûlullah (s.a.v. Mekke'ye) ilk geldiğinde hac ve umre için tavaf ederken Beyt'i üç defa hızlıca dolaşır* sonra dört defa normal yürür daha sonra da iki rekât namaz kılarmış
بَابُ الطَّوَافِ بَعْدَ الْعَصْرِ
Cübeyr b. Mut'im (r.a.)'ın merfu olarak rivayet ettiğine göre, Nebi (S.A.V.) şöyle buyurmuştur: "Geceden veya gündüzden dilediği saatte şu Beyt'i tavaf edecek veya namaz kılacak olan bir kimseye engel olmayınız." (Bu hadisi Ebû Davud'a ulaştıran ikinci râvi) Fadl (da şöyle) rivayet etti: Resûlullah (S.A.V.); "Ey Abdİ Menâf oğulları! Hiç bir kimseyi (dilediği saatte tavaf etmekten ve namaz kılmaktan) menetnıeyiniz
بَابُ طَوَافِ الْقَارِنِ
Ebü'z-Zubeyr dedi ki: Cabir b. Abdullah’ı, "Peygamber (S.A.V.) ve ashabı, Safa ile Merve arasında ilk (yaptıkları) sa'y'dan başka bir sa'y yapmadı(lar)" derken işittim
Âişe (r.anM)'dan rivayet olunduğuna göre, Veda Haccında Resulullah (S.A.V.)'ın yanında bulunan ashabı, (Akabe'deki) cemreye (taş) atıncaya kadar (gerek hac gerekse umre için) tavaf etmezlerdi
Âişe (r.anhâ)'dan rivayet edildiğine göre, Nebi (S.A.V.) kendisine; "Haccın ve umren için Beyt'i (bir kere) tavaf etmen, (bir kere de) Safa ile Merve arasında koşman sana yeter" buyurmuştur
بَابُ الْمُلْتَزَمِ
Abdurrahman b. Safvân'dan; demiştir ki: Resûlullah (S.A.V.) Mekke'yi fethedince (kendi kendime); "elbisemi giyeceğim -evim de yol üzerinde idi- Resûlullah (S.A.V.)'in nasıl hareket edeceğini göreceğim" dedim. Bunun üzerine gittim. Nebi (S.A.V.)'i yanaklarını Beyt'in (duvarları) üzerine koyarak kapıdan Hatime kadar Beyt'i selamlamakta olan ashabıyla birlikte Ka'be'den çıkarken gördüm. Resûlullah (S.A.V.) onların arasında bulunuyordu
Şuayb (b. Muhammed)'den; demiştir ki: Abdullah (b. Amr b. el-As) ile birlikte (Beyt'i) tavaf ettim. (Tavaf namazı kılmak için) Kabe'nin arkasına geldiğimiz zaman; (Burada Cehennem ateşinden Allah'a) sığınmayacak mısın dedim. (Bunun üzerine Abdullah): Ateşten Allah'a sığınırız, dedi. (Namazdan ) sonra gitti.Hacer(-i Esved)i istilâm etti. Rükn(-i Hacer) ile kapı arasında durarak göğsünü yüzünü, kollarını ve avuçlarını şu şekilde (Mültezem üzerine) koydu ve onları iyice açtı sonra; "Ben Resûlullah (S.A.V.)'i böyle yaparken gördüm." dedi
Abdullah b. es-Sâib'den rivayet edildiğine göre, Kendisi (hayatının son zamanlarında gözlerini kaybeden) İbn Abbas'a delîllik ederken İbn Abbas'i Hacer(-i Esved) ile -onu kapıya doğru takib eden- Rükn(i Irakî) arasında bulunan üçüncü kısımda oturtmuş. (Bunun üzerine İbn Abbâs O'na); Sana Resulûllah (S.A.V.)'in burada namaz kıldığı haber verildi mi? diye sormuş. (O da) "evet" diye cevap vermiş. Bunun üzerine İbn Abbas kalkıp namaza durmuş
بَابُ أَمْرِ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ
Urve b. ez-Zübeyr'den; demiştir ki: Ben küçük yaşta bir çocuk iken Nebi (S.A.V.)'in ailesi Hz. Âişe'ye; Aziz ve celil olan Allah'ın, "Safa ile Merve, Allah'ın nişanlarındandır. Kim evi (Kabe'yi) hacceder ya da umre yaparsa ikisi arasında sa'y etmesinde kendisine bir günah yoktur." sözü hakkında görüşün nedir? Ben bugün bir kimsenin Safa ile Merve arasında sa'yetmemesinde bir sakınca görmüyorum", dedim. Âişe (r.anhâ) da bana; Hayır (mesele) senin dediğin gibi olsaydı (âyet); "O kimseye Safa ile merve arasında sa'y etmemekte bir sakınca yoktur" şeklinde inerdi. Bu âyet-i kerime ensar(dan bazı kimseler) hakkında nazil olmuştur. Bunlar (câhiliyet devrinde ihrama girerlerken) Kudeyd'in karşısında bulunan Menât için telbiye getirirlerdi ve (Menât'a saygılarından dolayı) Safa ile Merve arasında sa'y etmekten çekinirlerdi. İslâm gelince bunu Resûlullah (S.A.V.)'e sordular bunun üzerine: "Azîz ve celîl olan Allah; "Safa ile Merve Allah'ın nişânlarındandır" (âyet-i kerimesini) indirdi" diye cevap verdi
Abdullah b. Ebî Evfâ'dan rivayet olunduğuna göre, Resûlullah (S.A.V.) umre yapıp Beyt'i tavaf etmiş ve beraberinde kendisini (kâfir) halktan koruyan kimse(ler) olduğu halde Makam-(ı îbrahim)in arkasında iki rekat (namaz) kılmıştır. Abdullah (r.a.)'e; Resûlullah (s.a.v.) Kabe'ye (de) girdi mi? diye sorulmuş. (O da); Hayır diye cevap vermiştir
İsmail b. Ebî Hâlid'in (bir Önceki (1902.) hadisi kast ederek) "Ben (şu hadisi) Abdullah b. Ebi Evfâ('dan) işittim" dediği (ve bir önceki hadise) "sonra Safa ile Merve'ye gelip bunların arasında yedi defa sa'y etti. Sonra başını tıraş etti" (sözlerini) ilâve ettiği şerîk'ten (naklen) rivayet olunmuştur
Kesîr b. Cümhân'dan rivayet olunduğuna göre, Bir adam Abdullah b. Ömer'e Safa ile Merve arasında iken: Ey Ebû Abdurrahman! Ben halk koşarken seni yürür görüyorum, demiş. (O da): Eğer yürüyorsam muhakkak ki Resulullah'ı yürürken görmüşümdür. Eğer koşuyorsam, muhakak ki Resûlullah (s.a)'i koşarken görmüşümdür ve ben yaşlı bir ihtiyarım, cevabını vermiştir
بَابُ صِفَةِ حَجَّةِ النَّبِيِّ ﷺ
Muhammed (b. Ali) dedi ki Câbir b. Abdülah'm yanına girmiştik. Girenlerin kimler olduğunu sordu. Sıra bana gelince: Ben Muhammed b. Ali b. Hüseyin'im, dedim. Bunun üzerine eliyle başıma uzanarak üst düğmemi çıkardı, sonra alt düğmemi de çıkardı, sonra avucunu memelerimin arasına koydu. Ben o zaman küçük bir çocuktum. (Bana): Merhaba hoş geldin, kardeşim oğlu! (Bana) istediğini sor, dedi. Ben de sordum. Kendisi â'mâ idi. Namaz vakti gelince dokuma bir elbiseye sarınarak (namaza) kalktı. Dokuma küçük olduğu için omuzlarına koydukça iki ucu geriye dönüyordu. Bize namazı kıldırdı. Cübbesi de yanıbaşında askıda duruyordu, (kendisine): Bana Resûlullah (S.A.V.)'in haccını anlat, dedim. Eliyle dokuz işareti yaptı, sonra: Gerçekten Resûlullah (S.A.V.) haccetmeden dokuz sene durdu, sonra onuncu (yıl) da kendisinin haccedeceğini halka ilan etti. Bunun üzerine Medine'ye birçok insan geldi. Bunların hepsi Resûlullah (S.A.V.)'e uymanın çaresini arıyor ve onun yaptığı gibi amel etmek istiyorlardı. Derken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem (yola) çıktı. Onunla birlikte biz de çıktık. Zülhuleyfe'ye varınca, Esma bint Umeys, Muhammed b. Ebî Bekr'i doğurdu da "ben ne yapacağım?" diye Resûlullah (S.A.V.)'e haber gönderdi. Nebi (S.A.V.)'de O'na: "Yıkan, hayız bezi ile (bağlı) bir kuşak kuşan ve (hacca) niyet et" cevabını verdi. Müteakiben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem (oradaki) mescidde namaz kıldı. Sonra Kasvâ'ya bindi. Devesi kendisini "Beydâ" düzüne çıkardığı vakit, onun önünde gözüm görebildiği kadar binekli ve yaya(lar) gördüm. Bir o kadar sağında, bir o kadar solunda bir o kadar da arkasında vardı. Resûlulallah (S.A.V.) aramızda bulunuyordu. Kur'ân O'na iniyor, te'vilini de o biliyordu. O ne yaparsa biz de onu yapıyorduk. Derken tevhid'i ifade eden kelimelerle telbiye getirdi: "Tekrar tekrar icabet sana yâ Rabbi! Tekrar icabet sana, tekrar icabet sana; senin ortağın yoktur, tekrar icabet sana, gerçekten haınd de, ni'met de sana mülk de sana mahsustur. Senin ortağın yoktur." Halkda hâlen getirmekte oldukları telbiyeye devam ettiler. Resûlullah (S.A.V.) bundan dolayı kendilerine bir şey demedi. O da kendi telbiyesine devam etti. (O sıralarda) biz ancak hacca niyet ediyor umreyi bilmiyorduk. Onunla birlikte Kabe'ye varınca, rüknü istilâm etti ve üç tur hızlı dört de (âdi) yürüyüşle tavaf yaptı. Sonra İbrahim (aleyhisselâm)'ın makamına gelip: "İbrahim'in makamında namazgah ittihaz edin"[Bakara 125.] âyetini okudu. Makamı kendisiyle Beyt-i Şerif arasına aldı. (Bu hadisin râvilerinin arasında) îbn Nüfeyl (Abdullah b. Muhammed en-Nüfeylî) ile Osman'ın rivâyet(ler)ine göre (Cafer b. Muhammed) dedi ki: "Babam (Muhammed b. Ali Şöyle) derdi: (Câbir'in) bunu (yani tavaf namazında okunan sûreleri) ancak Resûlullah'tan duyduğu için zikrettiğini zannediyorum." (Diğer râvi) Süleyman da (Muhammed b. Ali'den naklettiği rivayetinde); "Ben Câbir'in sadece "Resûlullah (S.A.V.)'in (tavafdan sonra kıldığı) iki rekatlık namazda İhlâs ve Kâfirûn (surelerini) okurdu" dediğini biliyorum," dedi. Sonra yine Beyt'e dönerek rüknü istilâm etti. Sonra (Safa) kapı(sın)dan çıktı Safâ'ya yaklaşınca "Gerçekten Safa ile Merve Allah'ın alâmederindendir."[Bakara 158.] âyet-i kerimesini okudu ve Allah'ı tevhîd eyledi ve; "Allah'dan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bir ve tekdir. Onun şeriki yoktur, mülk onundur, ham de O'na mahsustur. Hayat veren de öldüren de odur. O herşeye gücü yetendir. Allah'dan başka ilâh yoktur. O, bir ve tekdir. Va'dini yerine getirdi, kulunu muzaffer kıldı. Yalnız başına bütün hizipleri bozguna uğrattı* dedi. Bu arada dua okudu ve söylediklerinin aynısını üç defa tekrarladı. Sonra Merve'ye indi, vadinin ortasına varınca, remel yaptı. Vadiden çıkınca normal yürüyüşüne devam etti. Nihayet Merve'ye geldi. Merve'de de Safâ'da yaptığı hareketi tekrarladı. Merve üzerinde son tavafını yaparken: "Arkamda bıraktığım iş tekrar karşıma çıksaydı, kurbanlığı getirmez, bu haccı umre yapardım (Binaenaleyh) sizden hanginizin yanında kurbanlık yoksa, hemen, ihramdan çıksın ve haccını umreye çevirsin," buyurdu. Nebi (S.A.V.) ile yanında kurbanlık olanların dışında herkes ihramdan çıktı ve saçlarını kısalttı. Bunun üzerine Süraka b. Çu'şum ayağa kalkıp: Ya Rasûlullah! bu iş bizim bu senemize mi mahsus yoksa ilelebed devam edecek mi? diye sordu. Rasûlullah (S.A.V.)'de parmaklarını biribirine kenetledi ve iki defa: "Umre hacca dâhil olmuştur" dedi. (Ve devamla); "hayır ebedi olarak devam edecektir, hayır ebedî olarak devam edecektir" buyurdu. Ali Yemen'den Rasûlullah (S.A.V.)'in develerini getirdi. Fâtıma (r.anhâ)'yı ihramdan çıkanlar arasında buldu. Fâtıma boyalı elbiseler giymiş ve sürme çekinmişti. Hz. Ali bunu beğenmedi ve; Bunu sana kim emretti? diye sordu. Hz. Fâtıma da, "babam (S.A.V.)" cevabını verdi. Hz. Ali Irak'ta iken şöyle derdi: Bunun üzerine ben Fâtıma'yı bu yaptığından dolayı azarlamak ve Resûlullah (S.A.V.) adına söylediklerini sormak için Resûlullah (S.A.V.)'e gittim ve Fâtıma'nın yaptıklarını beğenmediğimi haber verdim de; "Doğru söylemiş, doğru söylemiş, sen hacca niyyellenirken ne dedin" buyurdu. Ben de: Ya Rabbi! Resulün neye niyyetlendiyse ben de ona niyyetlendim dedim. "Benim yanımda kurbanlık var, sen ihramdan çıkma" buyurdu. Hz. Ali'nin Yemen'den getirdiği kurbanlıklar ile Nebi (S.A.V.)'in Medine'den getirdiği kurbanlıklar yüz adettiler. Derken Peygamber (S.A.V.) ile yanlarında kurbanlık bulunanların dışında herkes ihramdan çıktı. Terviye günü gelince Mina'ya doğru yola çıktılar ve hacca niyyellendiler. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem (hayvana) binmişti. Minâ'da öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını kıldı. Sonra güneş doğuncaya kadar biraz bekledi ve kendisine bîr çadır kurulmasını istedi. Bunun üzerine Nemire'de (bir çadır) kuruldu. Müteakiben Rasûlullah (S.A.V.) yola çıktı. Kureyş câhiliyye döneminde kendilerinin yaptığı gibi O'nun da Müzdelife'de bulunan Meş'ar-i Haram'da duracağından şüphe etmiyorlardı. Oysa Rasûlullah (S.A.V.) o yeri geçerek Arafat'a vardı ve Nemire denilen yerde kendisine ait çadırın kurulduğunu görerek oraya indi. Güneş (batıya) kayınca Kasvâ'nın hazırlanmasını emir buyurdu ve hayvana semer vuruldu. Az sonra (hayvana) binip (Urane denilen) vadinin ortasına geldi ve halka hitaben (şöyle) dedi: "Şüphesiz ki sizin kanlarınız ve mallarınız şu beldenizde, şu ayınızda, şu gününüzde haram olduğu gibi biribirinize haramdır. Dikkat edin! Câhiliyyel işleriyle ilgili herşey ayaklarımın altına konmuştur. Câhiliyye devrinin kan davaları yürürlükten kalkmıştır. Bize ait kan davalarında yürürlükten kaldırdığını ilk kan (davası)... (Son cümlenin baş tarafını bütün râviler aynı şekilde rivayet ettikleri halde cümlenin sonunu) Osman; "(kaldırdığım ilk kan davası) İbn Rabia'nın kanıdır" diye Süleyman da; "-Rabia b. el-Hâris b. Abdi'l-Muttalib'in kanıdır." diye rivayet etmiştir. (İyas b. Rabia) beni Sa'd kabilesinde süt anadaydı. O'nu Hüzeyl kabilesi öldürdü. "Câhiliyyet döneminin ribâsı (faiz) da yürürlükten kaldırılmıştır. İlk yürürlükten kaldırdığım riba bizim -(yani) Abbas b. Abdullmuttalib'in- ribâsıdir. Bu ribânın hepsi kesinlikle yürürlükten kaldırılmıştır. Kadınlar hakkında Allah'dan korkun. Çünkü siz onları Allah'ın emânetiyle (Allah'a verdiğiniz söz karşılığında) aldınız ve onları Allah'ın kelimesi ile kendinize helâl kıldınız. Evlerinize sevmediğiniz bir kimseyi ayak bastırmamaları sizin onlar üzerindeki hakkınızdır. Bunu yaparlarsa onları zarar vermemek şartıyla dövün. Onların sizin üzerinizdeki hakkı da yiyeceklerim ve giyeceklerini uygun bir şekilde vermenizdir. Size öyle bir şey bıraktım ki O'na sımsıkı sarılırsanız bir daha asla sapmazsınız: Allah'ın kitabı. Benim hakkımda size sorulacak, acaba ne diyeceksiniz? (Ashab-ı kiram): Risâletini tebliğ, vazifeni edâ ettiğine ve nasihatta bulunduğuna şahitlik ederiz, dedikten sonra şehâdet parmağını semaya kaldırıp onunla insanlara işaret ederek üç defa, "-Şahid ol ya Rabb! Şâhid ol ya Rab! Şahid ol ya Rab!" buyurdular. (Hutbe bittikten) sonra Hz. Bilâl ezan okudu. Sonra kamet getirdi. Bunun üzerine (Hz. Nebi) öğleyi kıldırdı, sonra (Hz. Bilâl tekrar) kamet getirdi, (Hz. Nebi de) hemen arkasından ikindiyi kıldırdı. İkisi arasında başka bir namaz kılmadı. Sonra Kasvâ'ya binip vakfe yerine geldi. Devesi Kasvâ'nın göğsünü kayalara çevirdi. Yayaların toplandığı yeri önüne aldı ve kıbleye döndü. Artık güneş neredeyse batacak hâle gelinceye kadar vakfe hâlinde kaldı. Güneşin sarılığı biraz gitmişti. Nihayet bütün cirmi de kayboldu. (Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem) Usâme'yi arkasına aldı ve yola revân oldu. Kasvâ'nın yularını o kadar kısmıştı ki neredeyse başı semerinin altındaki deriye çarpıyordu. Sağ eliyle de: "Ey cemaat! Sükûneti muhafaza edin, sükûneti" diye işaret buyuruyordu. Kum tepeciklerinden birine geldikçe hayvanının dizginini düze çıkıncaya kadar biraz gevşetiyordu. Nihayet Müzdelife'ye vardı. Akşamla yatsıyı bir ezan ve iki kametle birleştirip kıldı. (Râvi) Osman dedi ki: Aralarında hiç bir sünnet kılmadı. Sonra Resûlullah (S.A.V.) fecr doğuncaya kadar uzandı. Sabah aydınlanınca sabah namazını kıldı. (Râvi) Süleyman, "(sabah namazını) bir ezan ve bir ikâmetle kıldı" diye rivayet etti. (Bundan sonraki cümleyi rivayet ederken bütün râviler) birleştiler: Sonra Kasvâ'ya binerek Meş'ar-i Haram'a geldi sonra Meş'ar-i Haram'ın üzerine çıktı. (Burada) Osman'la Süleyman (şöyle) dedi(ler): Hemen kıbleye dönerek Allah'a hamd etti. Tekbir getirdi ve tehlilde bulundu. (Bu cümleye) Osman; "ve tevhidde bulundu" (cümlesini de) ilâve etti. Ve ortalık iyice ağarıncaya kadar vakfeye devam etti. Sonra Resûlullah (S.A.V.) güneş doğmadan yola koyuldu. Arkasına da Fadl b. Abbas'ı aldı. (Fadl) güzel saçlı, beyaz tenli ve yakışıklı bir adamdı. Resûlullah (S.A.V.) yola çıkınca (yanından) koşarak bir takım kadınlar geçtiler Fadl, onlara bakmaya başladı. Bunun üzerine Resûlullah elini Fadl'ın yüzüne koydu. Fadl da yüzünü öbür tarafa çevirip bakmağa başla)dı. Bu sefer Resûlullah (S.A.V.) de elini öbür tarafa çevirdi. Nihayet Muhassir (denilen yer)e vardı ve (hayvanı) biraz sürdü, sonra seni büyük cemreye çıkaracak olan yola düştü. Nihayet ağacın yanındaki cemreye vardı. Oraya yedi ufak taşı attı. Her birini atarken tekbir getiriyordu. Bunlar küçük çakıl taşları gibiydi ve onları vadinin içinden attı. Sonra kesim yerine giderek kendi eliyle altmışüç deve boğazladı. Sonra Ali (r.a.)'a emretti kalanı da o kesti. (Râvi bu son cümlenin tefsirinde) diyor ki: (Yüz deveden) geriye kalanı (Hz. Ali kesti,) (ve Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem O'nu) kurban(lar)ına ortak etti. (Kesim bittikten) sonra her deveden bir parça (et getirilmesini) emr etti, (bunlar) bir tencereye konarak pişirildi. İkisi de develerin etinden yiyip suyundan içtiler. (Râvi) Süleyman dedi ki. Sonra (Hz. Nebi devesine) binip oradan hızla Beyt-i Şerife doğru yola çıktı. (Tavaftan sonra) öğleyi Mekke'de kıldı. Arkasından Zemzem sâkîliği yapan Beni Abdilmuttalib'e gitti ve onlara: "Ey Abdulmuttalib oğulları! (Suyu) çıkarınız. Siıyu çıkarmanız hususunda başkalarının size galebe çalacağından endişe etmesem, ben de sizinle beraber çıkarırdım" buyurdu. Onlar da kendilerine bir kova su takdim ettiler (sallallahu aleyhi ve sellem de) bu sudan içti
Muhamrned (b. Ali b. Huseyn el-Bâkır)dan rivayet olunduğuna göre, Nebi (S.A.V.) Arafat'ta öğle ile ikindiyi aralarında sünnet kılmaksızın, bir ezan ve iki kametle, kılmıştır. Akşam ile yatsıyı da (Müzdelife'de) aralarında sünnet kılmaksızın, birleştirerek bir ezan ve iki kametle kılmıştır. Ebu Davud dediki: Bu hadisi Hatim b. îsmail de (muttasıl bir senedle) uzunca bir hadiste (Resulullah s.a.v.'e) ulaştırdı. Bu hadisi Cafer, babası (Muhammed) ve Câbir senediyle (muttasıl olarak Resûl-i Ekrem'e) isnâd etmekte, Muhammed b. Ali el-Cu'fi de Hatim b. İsmail'e uymuştur. Ancak Muhammed b. AH el-Cu'fî (ondan farklı olarak) "Akşam namazıyla yatsıyı bir ezan ve bir kametle kıldırdı" demiştir
Cabir (r.a.)'den; demiştirki: Nebi (S.A.V.) sonra (şöyle) buyurdu: "Ben (kurbanlarımı) burada kestim. Minâ'nın her tarafı kesim yeridir." ve Arafat'da durdu da (şöyle) buyurdu: "Gerçekten ben şurada vakfe yaptım. Arafat'ın her tarafı vakfe yeridir." Müzdelife'de de durdu ve (şöyle) buyurdu: "Gerçekten ben şurada durdum, Müzdelife'nin her taraf (ında) durulabilir
Bir önceki (1907.) hadis oradaki) senediyle Cafer (b. Muhammed)'den de rivayet olundu (ve Cafer'şu cümleyi de) ilâve etti: "-Siz konakladığınız yerde kurbanı kesin
Yahya b. Said el-Kattân şu (bir önceki 1908.) hadisi Cafer (b. Muhammed) ve Muhammed b. Ali vasıtasıyla Câbir'den rivayet etmiş ve hadisteki "İbrahim'in makamını namazgah edininiz!"[Bakara 125] âyetinden sonra (şu cümleleri) ilâve etmiştir: (Cafer b. Muhammed b. Ali) dedi ki: O iki rekatde Tevhid (İhlâs).ve Kâfirûn (surelerini) okudu ve (her ne kadar bu hadiste Hz. Âli Kûfe'de dedi ki... (ifadesi) varsa da babam (Muhammed Hz. Ali'ye nisbet edilen) bu "-Ben Fâtıma'-yı azarlatmak için gittim" sözünü.Gâbir'in rivayet etmediğini ve (Câbir'in sâdece) Fâtıma (r.anhâ) ile ilgili hâdiseyi anlattığını söyledi
بَابُ الْوُقُوفِ بِعَرَفَةَ
Âişe (r.anhâ)'dan; demiştir ki: Kureyş ile onların dinine tâbi olanlar Müzdelife'de vakfe yaparlardı. Kendilerine "hums-kahraman" denirdi. Öbür.araplar da Arafat'ta vakfe yaparlardı. İslâm gelince Allah, Nebiine Arafat'a giderek orada vakfe yapmasını, sonra oradan akın etmesini emretti. Bu Allah Teâlâ'nın; "sonra insanların akın edip döndüğü yerden siz de akın edin"[Bakara 199] âyetidir
بَابُ الْخُرُوجِ إِلَى مِنًى
İbn Abbâs'tan; demiştir ki: Resûlullah (S.A.V.) terviye günü öğle namazını (ve ertesi gün) sabah namazını Minâ'da kıldı (sonra Arafat'a hareket etti)
Abdulaziz b. Râfî'den; demiştir ki: Enes b. Mâlik'e; Resûlullah (S.A.V.)'den anladığın bir şeyi bana haber ver! dedim ve şunu sordum; Allah Rasûlü Terviye günü öğle namazını nerde kıldı? Minâ'da; cevabını verdi. Nefir (dağılma) günü ikindiyi nerede kıldı?" dedim. Ebtah'da, cevabını verdi sonra; Âmirlerin ne yapıyorsa sen de onu yap! buyurdu
بَابُ الْخُرُوجِ إِلَى عَرَفَةَ
İbn Ömer'den; demiştir ki: Resûlullah (S.A.V.) Arafe günü sabahı sabah namazını kılınca Minâ'dan (Arafat'a) hareket etti. Nemire'de konakladı. Burası Arafat (yakının)da imamın konakladığı yerdir. Resûlullah (S.A.V.) öğle namazı vakti olunca öğle sıcağında gidip öğle ve ikindiyi birleştirdi. Sonra halka hutbe okudu, sonra gidip Arafat'ta vakfe yerinde vakfe yaptı
بَابُ الرَّوَاحِ إِلَى عَرَفَةَ
İbn Ömer (r.a.)'den; demiştir ki: Haccâc, İbn'z-Zubeyr (r.a.)'i öldürünce, İbn Ömer'e (bir adam) göndererek: Resûlullah (S.A.V.) bu günde hangi saatte hareket ederdi? diye sordu. (İbn Ömer de:) O vakit gelince beraber gideriz, diye cevap verdi. İbn Ömer (vakfe yerine) gitmek isteyince (Said b. Hassân'ın) dedi(ğine göre İbn Ömer'in yanında bulunan kimseler) "güneş (batıya) kaymadı" demişler. (Bir süre sonra İbn Ömer); Güneş (batıya) kaydı mı? diye sorunca: Kaymadı, diye cevab vermişler (Said b. Hassan) dedi ki: İbn Ömer'in yanında bulunan kimseler kendisine; "güneş batıya) kaydı" dedikleri zaman hareket etti
بَابُ الْخُطْبَةِ عَلَى الْمِنْبَرِ بِعَرَفَةَ
Damra oğullarından bir adam, babasından yahut amcasından rivayetle demiştir ki: Ben Resûlullah (S.A.V.)'i Arafe günü minber üzerinde (hutbe okur) iken gördüm
Nubayt'tan rivayet edildiğine göre, Kendisi Arefe günü Nebi (S.A.V.)'i , kızıl bir deve üzerinde konuşma yaparken görmüş
Hâlid b. el-Addâ b. Hevze demiştir, ki: Arafe günü Resulullah (S.A.V.)'i bir deve üzerinde, özengiler üzerinde ayağa kalkmış olduğu halde halka hitab ederken gördüm. Ahmed b. Hanbel, V, 30. Ebu Davud dedi ki: Bu hadisi Hennâdfın rivayet ettiği) gibi İbnu'l-alâ da Vekî'den rivayet etti
Önceki (1917.) hadisin manası el-Addâ b. Hâlid'den de rivayet olunmuştur
بَابُ مَوْضِعِ الْوُقُوفِ بِعَرَفَةَ
Yezîd b. Şeybân'dan; demiştir ki: Biz Arafat'ta Amr (b. Abdullah b. Safvân)'ın imam(ın vakfe yerin)den uzak saydığı bir yerde iken, İbn Mirba' el-Ensarî yanımıza gelip: Ben Resûlullah (S.A.V.)'in size (gönderilen) elçisiyim. (O size); "İbâdet yerlerinizin üzerinde olun. Gerçekten siz atanız İbrahim'den kalma bir miras üzerinde bulunuyorsunuz" buyuruyor, dedi
بَابُ الدَّفْعَةِ مِنْ عَرَفَةَ
İbn Abbâs'tan; demiştir ki: Resûlullah (S.A.V.) (hayvanının) arkasında Usâme (b. Zeyd) olduğu halde (Arafat'tan Minâ'ya) ağır ağır indi ve; "Ey İnsanlar! Yavaş olunuz. Çünkü at(ları) ve develeri koşturmak hayır değildir" buyurdu. (İbn Abbâs) dedi ki: Artık ben Müzdelife'ye varıncaya kadar (hayvanların) şahlanıp koştuklarını görmedim. (Diğer râvi) Vehb (de bu hadise şunları) ilave etti: Sonra (hayvanının) arkasına el-Fadl b. Abbas'ı bindirdi ve; "Ey insanlar, at(ları) ve deve(leri) koşturmak hayır değildir. Yavaş olunuz" buyurdu. (İbn Abbâs) dedi ki: Artık ben Minâ'ya varıncaya kadar (hayvanların koşmak için) ön ayaklarını kaldırdıklarını görmedim