Hz. Aişe (r.anha) dan demiştir ki: "Allah'a yemin ederim ki, Rasûlullah (s.a.v.) Süheyl b. Beyda'nın cenaze namazını mescidden başka bir yerde kılmadı
Sünen-i Ebû Dâvûd › Kitâb 21 · CenâzelerKonum
- 1Tahâret390
- 2Namaz770
- 3Yağmur Namazı37
- 4Namaz: Yolculukta Namazın Hükümleri52
- 5Namaz: Nâfile Namazlar121
- 6Namaz: Ramazan Namazının Hükümleri30
- 7Namaz: Kur'ân Okurken Secde15
- 8Namaz: Vitir Namazı140
- 9Zekât145
- 10Buluntu Eşya (Lukata)20
- 11Hac Menâsiki325
- 12Nikâh129
- 13Talâk138
- 14Oruç164
- 15Cihâd311
- 16Kurban56
- 17Av18
- 18Vasiyyetler23
- 19Mîrâs Payları43
- 20Haraç, Ganîmet ve İmâret161
- 21Cenâzeler153
- 22Yeminler ve Adaklar84
- 23Ticârî Muâmeleler90
- 24Ücretler (İcâre)155
- 25Kadılık70
- 26İlim28
- 27İçecekler67
- 28Yiyecekler119
- 29Tıp49
- 30Fal ve Uğursuzluk22
- 31Köle Azâdı43
- 32Kıraat Vecihleri40
- 33Hamamlar11
- 34Elbise139
- 35Saç Tarama55
- 36Yüzükler26
- 37Fitneler ve Büyük Savaşlar39
- 38Mehdî12
- 39Savaşlar (Melâhim)60
- 40Had Cezâları143
- 41Diyet Çeşitleri102
- 42Sünnet (Peygamber'in Yolu)177
- 43Genel Âdâb502
- 1بَابُ الْأَمْرَاضِ الْمُكَفِّرَةِ لِلذُّنُوبِ
- 2بَابٌ إِذَا كَانَ الرَّجُلُ يَعْمَلُ عَمَلًا صَالِحًا فَشَغَلَهُ عَنْهُ مَرَضٌ أَوْ سَفَرٌ
- 3بَابُ عِيَادَةِ النِّسَاءِ
- 4بَابٌ فِي الْعِيَادَةِ
- 5بَابٌ فِي عِيَادَةِ الذِّمِّيِّ
- 6بَابُ الْمَشْيِ فِي الْعِيَادَةِ
- 7بَابٌ فِي فَضْلِ الْعِيَادَةِ عَلَى وُضُوءٍ
- 8بَابٌ فِي الْعِيَادَةِ مِرَارًا
- 9بَابٌ فِي الْعِيَادَةِ مِنَ الرَّمَدِ
- 10بَابُ الْخُرُوجِ مِنَ الطَّاعُونِ
- 11بَابُ الدُّعَاءِ لِلْمَرِيضِ بِالشِّفَاءِ عِنْدَ الْعِيَادَةِ
- 12بَابُ الدُّعَاءِ لِلْمَرِيضِ عِنْدَ الْعِيَادَةِ
- 13بَابٌ فِي كَرَاهِيَةِ تَمَنِّي الْمَوْتِ
- 14بَابُ مَوْتُ الْفَجْأَةِ
- 15بَابٌ فِي فَضْلِ مَنْ مَاتَ فِي الطَّاعُونِ
- 16بَابُ الْمَرِيضِ يُؤْخَذُ مِنْ أَظْفَارِهِ وَعَانَتِهِ
- 17بَابُ مَا يُسْتَحَبُّ مِنْ حُسْنِ الظَّنِّ بِاللَّهِ عِنْدَ الْمَوْتِ
- 18بَابُ مَا يُسْتَحَبُّ مِنْ تَطْهِيرِ ثِيَابِ الْمَيِّتِ عِنْدَ الْمَوْتِ
- 19بَابُ مَا يُسْتَحَبُّ أَنْ يُقَالَ عِنْدَ الْمَيِّتِ مِنَ الْكَلَامِ
- 20بَابٌ فِي التَّلْقِينِ
- 21بَابُ تَغْمِيضِ الْمَيِّتِ
- 22بَابٌ فِي الِاسْتِرْجَاعِ
- 23بَابٌ فِي الْمَيِّتِ يُسَجَّى
- 24بَابُ الْقِرَاءَةِ عِنْدَ الْمَيِّتِ
- 25بَابُ الْجُلُوسِ عِنْدَ الْمُصِيبَةِ
- 26بَابٌ فِي التَّعْزِيَةِ
- 27بَابُ الصَّبْرِ عِنْدَ الصَّدْمَةِ
- 28بَابٌ فِي الْبُكَاءِ عَلَى الْمَيِّتِ
- 29بَابٌ فِي النَّوْحِ
- 30بَابُ صَنْعَةِ الطَّعَامِ لِأَهْلِ الْمَيِّتِ
- 31بَابٌ فِي الشَّهِيدِ يُغَسَّلُ
- 32بَابٌ فِي سَتْرِ الْمَيِّتِ عِنْدَ غُسْلِهِ
- 33بَابُ كَيْفَ غُسْلُ الْمَيِّتِ
- 34بَابٌ فِي الْكَفَنِ
- 35بَابُ كَرَاهِيَةِ الْمُغَالَاةِ فِي الْكَفَنِ
- 36بَابٌ فِي كَفَنِ الْمَرْأَةِ
- 37بَابٌ فِي الْمِسْكِ لِلْمَيِّتِ
- 38بَابُ التَّعْجِيلِ بِالْجَنَازَةِ وَكَرَاهِيَةِ حَبْسِهَا
- 39بَابٌ فِي الْغُسْلِ مِنْ غَسْلِ الْمَيِّتِ
- 40بَابٌ فِي تَقْبِيلِ الْمَيِّتِ
- 41بَابٌ فِي الدَّفْنِ بِاللَّيْلِ
- 42بَابٌ فِي الْمَيِّتِ يُحْمَلُ مِنْ أَرْضٍ إِلَى أَرْضٍ وَكَرَاهَةِ ذَلِكَ
- 43بَابٌ فِي الصُّفُوفِ عَلَى الْجَنَازَةِ
- 44بَابُ اتِّبَاعِ النِّسَاءِ الْجَنَائِزَ
- 45بَابُ فَضْلِ الصَّلَاةِ عَلَى الْجَنَائِزِ وَتَشْيِيعِهَا
- 46بَابٌ فِي النَّارِ يُتْبَعُ بِهَا الْمَيِّتُ
- 47بَابُ الْقِيَامِ لِلْجَنَازَةِ
- 48بَابُ الرُّكُوبِ فِي الْجَنَازَةِ
- 49بَابُ الْمَشْيِ أَمَامَ الْجَنَازَةِ
- 50بَابُ الْإِسْرَاعِ بِالْجَنَازَةِ
- 51بَابُ الْإِمَامِ لَا يُصَلِّي عَلَى مَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ
- 52بَابُ الصَّلَاةِ عَلَى مَنْ قَتَلَتْهُ الْحُدُودُ
- 53بَابٌ فِي الصَّلَاةِ عَلَى الطِّفْلِ
- 54بَابُ الصَّلَاةِ عَلَى الْجَنَازَةِ فِي الْمَسْجِدِ
- 55بَابُ الدَّفْنِ عِنْدَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَعِنْدَ غُرُوبِهَا
- 56بَابٌ إِذَا حَضَرَ جَنَائِزُ رِجَالٍ وَنِسَاءٍ مَنْ يُقَدَّمُ
- 57بَابُ أَيْنَ يَقُومُ الْإِمَامُ مِنَ الْمَيِّتِ إِذَا صَلَّى عَلَيْهِ
- 58بَابُ التَّكْبِيرِ عَلَى الْجَنَازَةِ
- 59بَابُ مَا يَقْرَأُ عَلَى الْجَنَازَةِ
- 60بَابُ الدُّعَاءِ لِلْمَيِّتِ
- 61بَابُ الصَّلَاةِ عَلَى الْقَبْرِ
- 62بَابٌ فِي الصَّلَاةِ عَلَى الْمُسْلِمِ يَمُوتُ فِي بِلَادِ الشِّرْكِ
- 63بَابٌ فِي جَمْعِ الْمَوْتَى فِي قَبْرٍ وَالْقَبْرُ يُعَلَّمُ
- 64بَابٌ فِي الْحَفَّارِ يَجِدُ الْعَظْمَ هَلْ يَتَنَكَّبُ ذَلِكَ الْمَكَانَ
- 65بَابٌ فِي اللَّحْدِ
- 66بَابُ كَمْ يَدْخُلُ الْقَبْرَ
- 67بَابٌ فِي الْمَيِّتِ يُدْخَلُ مِنْ رِجْلَيْهِ
- 68بَابُ الْجُلُوسِ عِنْدَ الْقَبْرِ
- 69بَابٌ فِي الدُّعَاءِ لِلْمَيِّتِ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ
- 70بَابُ الرَّجُلِ يَمُوتُ لَهُ قَرَابَةٌ مُشْرِكٌ
- 71بَابٌ فِي تَعْمِيقِ الْقَبْرِ
- 72بَابٌ فِي تَسْوِيَةِ الْقَبْرِ
- 73بَابُ الِاسْتِغْفَارِ عِنْدَ الْقَبْرِ لِلْمَيِّتِ فِي وَقْتِ الِانْصِرَافِ
- 74بَابُ كَرَاهِيَةِ الذَّبْحِ عِنْدَ الْقَبْرِ
- 75بَابُ الْمَيِّتِ يُصَلَّى عَلَى قَبْرِهِ بَعْدَ حِينٍ
- 76بَابٌ فِي الْبِنَاءِ عَلَى الْقَبْرِ
- 77بَابٌ فِي كَرَاهِيَةِ الْقُعُودِ عَلَى الْقَبْرِ
- 78بَابُ الْمَشْيِ فِي النَّعْلِ بَيْنَ الْقُبُورِ
- 79بَابٌ فِي تَحْوِيلِ الْمَيِّتِ مِنْ مَوْضِعِهِ لِلْأَمْرِ يَحْدُثُ
- 80بَابٌ فِي الثَّنَاءِ عَلَى الْمَيِّتِ
- 81بَابٌ فِي زِيَارَةِ الْقُبُورِ
- 82بَابٌ فِي زِيَارَةِ النِّسَاءِ الْقُبُورَ
- 83بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا زَارَ الْقُبُورَ أَوْ مَرَّ بِهَا
- 84بَابُ الْمُحْرِمِ يَمُوتُ كَيْفَ يُصْنَعُ بِهِ
(21) Kitâb: Cenâzeler
بَابُ الصَّلَاةِ عَلَى الْجَنَازَةِ فِي الْمَسْجِدِ
(Hz.) Aişe'den demiştir ki: "Allah'a yemin olsun ki Rasûlullah (s.a.v.) Beyda'nın iki oğlunun (yani) Süheyl ile kardeşinin cenaze namazlarını mescitte kıldı
Ebû Hureyre'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) (şöyle) buyurdu; "Kim cenaze namazını mescidde kılarsa o'na (günahtan) hiçbir şey yoktur
بَابُ الدَّفْنِ عِنْدَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَعِنْدَ غُرُوبِهَا
Ukbe b. Amr dedi ki: Üç vakit vardır ki, Rasûlullah (s.a.v.) bizi o vakitlerde namaz kılmaktan veya ölülerimizi defnetmekten nehyederdi: 1. Güneş doğmaya başladığından yükselinceye kadar, 2. (Güneş) tam gökyüzünün ortasında iken (batıya) meyledinceye kadar, 3. Güneşin batmaya meylettiği andan batmasına kadar. (Ukbe son cümleyi bu şekilde ifade etti) yahut da buna benzer bir şey söyledi
بَابٌ إِذَا حَضَرَ جَنَائِزُ رِجَالٍ وَنِسَاءٍ مَنْ يُقَدَّمُ
el-Haris b. Nevfel'in azatlı kölesi Ammar'ın haber verdiğine göre; Kendisi (Ali b. Ebû Talib'in kızı ve Hz. Ömer'in eşi) Ümmü Gülsüm'le (Ümmü Gülsüm'ün) oğlunun cenazesinde hazır bulunmuş. Çocuk, imam tarafına (Ümmü Gülsüm de çocuğun arka tarafına) konmuş (Ammar sözlerine devam ederek şöyle demiştir): Ben bu uygulamayı yadırgadım. Cemaatin içinde İbn Abbas'Ia Ebû Said el-Hudrî, Ebu Katade ve Ebû Hureyre (r.a) de vardı. (Onlar): "Sünnet (olan) budur" dediler
بَابُ أَيْنَ يَقُومُ الْإِمَامُ مِنَ الْمَيِّتِ إِذَا صَلَّى عَلَيْهِ
Nafi’ Ebû Galib'den demiştir ki: Ben ağıl yolunda idim. Etrafında kalabalık cemaat bulunan bir cenaze geçti. Abdullah b. Umeyr'in cenazesidir, dediler. Bunun üzerine ben de o'nun arkasından gitmeye başladım. Bir de baktım, karşımıza üzerinde ince bir kaftan, başında da kendisini güneşten koruyan bir bez bulunan at üzerinde bir adam çıkıverdi. "Bu kabile reisi de kimdir?" diye sordum. "Enes b. Malik'dir" cevabını verdiler. Cenaze indirilince Enes kalkıp cenaze namazını kıl (dır)dı. Ben de (hemen) arkasındaydım. Benimle onun arasında hiçbir şey yoktu. (Enes) cenaze'nin başı hizasında durup dört tekbir aldı. (Namazı) ne uzattı ne de süratli kıldırdı. (Namaz bittikten) sonra oturmak istedi. (O sırada kendisine); Ey Ebû Hamza (şu cenaze) Kureyş'li bir kadındır, (onun da namazını kildınver), dediler. Kadını (Enes'e) yaklaştırdılar. (Cenazenin) üzerinde yeşil bir örtü vardı. (Enes) kalktı, cenaze'nin kalçası hizasında durup aynen erkeğin namazını kıldığı şekilde onun da namazını kıl(dır)dı, sonra oturdu. Derken el-Alâ b. Ziyad: Ey Ebû Hamza! Rasûlullah (s.a.v.) de cenaze namazını senin kıldırdığın gibi bu şekilde dört tekbir alarak, erkeğin başı hizasında, kadın'ın da kalçası hizasında durarak mı kıldırırdı? diye sordu. O da; Evet, diye cevap verdi. (Bunun üzerine el-Alâ b. Ziyad): Ey Ebû Hamza; sen Rasülullah (s.a.v.)'le birlikte savaşta bulundun mu? diye sordu. (O da): Evet, Huneyn'de onunla birlikte savaştım. Müşrikler gelip üzerimize saldırdılar. Nihayet (biz hezimete uğrayıp) kaçmaya başlamıştık. Atlarımızın da arkamızdan (hezimete uğrayıp kaçışmakta) olduklarını gördük. (Müşrik) askerleri içerisinde bir adam vardı ki, üzerimize saldırıyor ve bizi kırıp geçiriyordu. Derken'Allah onları bozguna uğrattı. (Ele geçirilen) düşman askerleri getiriliyordu. Müslüman kalmak üzere Hz.. Nebi'e söz veriyorlardı. (O sırada) Peygamber (s.a.v.)'in sahabilerinden bir adam "Üzerime nezr olsun, eğer Allah bugün bizi kırıp geçiren adamı buraya getirecek olursa, onun boynunu vuracağım" dedi. (Bunu duyan) Rasülullah (s.a.v.) sükut etti. (Derken sözü geçen) adam (müslüman askerler tarafından oraya) getirili-verdi. (Adam) Rasülullah (s.a.v.)'i görünce: "Ey Allah'ın Rasûlü, ben (küfürden kurtulup) Allah'a döndüm, dedi. Rasülullah (s.a.v.); (o nezreden) adam, nezrini yerine getirsin diye o adamla biatlaşmaktan uzak durdu. (Nezreden) kişi adamı öldürmek için Rasülullah (s.a.v.)'in kendisine emir vermesini beklemeye başladı. O kimseyi (müslüman olduktan sonra öldürmek hususunda) Rasülullah (s.a.v.)'den korkuyordu. Rasûlullah (s.a.v.)"onun hiçbir şey yapamayacağını anlayınca (müslüman olmak isteyen) adamla (müslüman olarak kalması için) biatlaştı. Bunun üzerine (nezr eden) adam: Ey Allah'ın Rasûlü, benim nezrim (ne olacak?) dedi. "Ben denlinden beri sen nezrini yerine getiresin diye (onunla biatleşmekten) geri durdum." buyurdu. (Adam da): Ey Allah'ın Rasûlü, bana işaret etseydin ya! dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.): "Hiç bir Nebi işaretle konuşmaz" buyurdu. (Bu hadisin ravisi) Ebü Galib dedi ki: "Ben Enes'in (cenaze namazını kıldırırken) kadının kalçalarının hizasında durmasını(n sebebini ilim adamlarına sordum da bana -çünkü (eskiden kadım gözlerinden korumak üzere üzerine örtülen) kubbe şeklindeki örtüler yoktu. (Bu yüzden) imam onu cemaatten gizlemek üzere kalçalarının hizasında dururdu. (Bu gün de onlara uymak için Hz. Enes kadının kalçaları hizasında durdu)- diye cevap verdiler." Ebû Dâvûd der ki: Nebi (s.a.v.)'in "Ben insanlar -Lâ ilahe illallah- deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum" (anlamındaki 2640 numaralı) hadisi, (mevzumuzu teşkil eden) bu hadisin (bir müslümanın öldürmeyi nezrettiği bir müşriğin) "Ben (artık küfürden) Allah'a döndüm"sözüyle (müslüman olduğunu ifade ettikten sonra da, müslümanın) onu öldürerek nezri(ni) yerine getirebileceğini ifade eden) kısmını neshetmiştir
Semure b. Cündup'ten demiştir ki: Nebi (s.a.v.)'in ardında, nifaslı iken vefat eden bir kadın'ın (cenaze) namazını kıl(mış)tım. (Nebi Efendimiz) o kadın'ın cenaze namazını kılmak için (tam) ortası (hizası)na durdu
بَابُ التَّكْبِيرِ عَلَى الْجَنَازَةِ
(Ebû İshâk'ın) Şa'bi'den (rivayetine göre); Rasûlullah (s.a.v.) (bir gün sahabilerinden bazılarıyla birlikte mezarlıkta gezinirken toprağı) yaş olan bir kabre uğramış (ashabıyla birlikte) o kabrin önünde saf bağla(yıp namaz kılmışlar. (Hz. Peygamber) bu kabir üzerine (namaz kılarken) dört (defa) tekbir almış. (Ebû İshak diyor ki): "Ben Şa'bi'ye; (bunu) sana kim söyledi?" diye sordum da: "Güvenilir birisi (yani o anda) orada bulunan Abdullah b. Abbas (söyledi)" diye cevap verdi
İbn Ebî Leyla'dan demiştir ki: Zeyd: -Yani (Zeyd) ibn Erkam- bizim cenazelerimizin namazlarında dört tekbir alırdı. (Bir gün, bir cenaze namazında) beş tekbir aldı. Bunu kendisine sordum da "Rasûlullah (s.a.v.) (böyle) beş tekbir alırdı" cevabını verdi. Ebû Dâvûd der ki: (bu hadisi bana rivayet edenlerden) İbn el-Musanna'nın rivayetini (Ebu Velid'in rivayetinden) daha sağlam ezberledim
بَابُ مَا يَقْرَأُ عَلَى الْجَنَازَةِ
Talha b. Abdullah b. Avf'dan demiştir ki: "Ben İbn Abbas'Ia beraber cenaze namazı kıldım (Namazda) Fatiha't-ül-kitabı okudu ve -bu sünettendir- dedi
بَابُ الدُّعَاءِ لِلْمَيِّتِ
Ebû Hureyre'den; dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'ı "Cenaze üzerine namaz kıldığınızda, ona ihlasla duâ ediniz." buyururken işittim
Ali b. Şemmâh dedi ki: Ben Mervan'ı Ebû Hureyre'ye: Sen Rasûlullah (a.s.)'i, cenaze namazında hangi duayı okurken işittin? diye sorarken gördüm. (Ebu Hûreyre de) ona: (Aramızda geçen bunca hadiseden sonra ve) benim (sana bunca kırıcı sözleri) söylediğim halde (yine de bana gelip Hz. Nebi'in sünnetiyle ilgili soru soruyorsun öyle) mi? karşılığını verdi. (Mervan da): Evet! dedi. {Ravi Ali b. Şemmâh) dedi ki (Hz. Ebû Hureyre ile Mervan arasında geçen) bu konuşmadan önce aralarında bir münakaşa olmuşdu." Ebû Hureyre de ona: Rasûlullah (s.a.v.): "Ey Allah'ım (bu cenaze'nin) Rabbı Sensin onu Sen yarattın, onu İslam'a Sen eriştirdin. Ruhunu Sen aldın. Gizlisini kapalısını bilen Sensin. Biz Sana (ona) şefaatçi olarak geldik. Onu bağışla" diye dua ederdi cevabını verdi. (Ebu Davud dediki -Şu'be, Ali b. Şemmah'a Osman b. Şemmas, demekle onun isminde yanılmıştır. Ahmedb. İbrahim El-Mevsıli, Ahmed b. Hanbel'le konuşurken ona şöyle) dediğini işittim: Ben Hammad b. Zeyd'le bir mecliste oturupta (onun) o mecliste Abdü'l-Varis ile Ca'fer b. Süleyman'dan (hadis rivayet etmeyi) yasaklamadığını görmedim
Ebû Hureyre'den; dedi ki: Rasûlullah (s.a.s) bir cenaze namazı kıldırdı ve: "Allah'ım, dirimizi - ölümüzü, küçüğümüz- büyüğümüzü, erkeğimizi- kadınımızı, burada olanımızı, olmayanımızı, bağışla. Ey Allah'ım, biz'den, yaşattığın iman üzerine yaşat, öldürdüğünü de İslâm üzerine öldür. Ey Allah'ım! Bizi o'nun (ölümüne sabretme ve cenazesinin defnine katlanma) ecrinden mahrum etme, ve on(un vefatımdan sonra bizi sapıttırma" diyerek dua etti)
Vasile b. el-Eskâ'dan; demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) bize müslümanlardan bir adam'ın cenaze namazını kıldırdı da onu (şu şekilde) dua ederken işittim: "Ey Allâh'ım! Falan'ın oğlu falan senin emanetindedir. Onu kabir sıkıntısından koru.” (Bu son cümleyi) Abdurrahman (Musannif Ebû Davud'a şu lafızlarla) rivayet etti: "Senin himayendedir ve selâmete götüren ipine sarılmıştır. Onu kabir sıkıntısından ve cehennem azabından koru, sen sözünü yerine getiren ve hainde lâyık olansın. Onu bağışla, ona acı. Çünkü sen affedici ve merhametlisin
بَابُ الصَّلَاةِ عَلَى الْقَبْرِ
Ebû Hureyre'den; (rivayet olunmuştur) demiştir ki: Siyah bir kadın -yahutta bir erkek- mescidi süpürürdü. Peygamber (s.a.v.) (bir gün) o'nu göremeyince (halk'a) sordu; "öldü" denildi. Bunun üzerine (Nebi (s.a.v.): " Bana haber verseydiniz ya!" dedi, (sonra): "Beni o'nun kabrine götürünüz" buyurdu. (Oradakiler) kendisini (o'nun) kabrine götürdüler, kabir üzerine cenaze namazı kıldı
بَابٌ فِي الصَّلَاةِ عَلَى الْمُسْلِمِ يَمُوتُ فِي بِلَادِ الشِّرْكِ
Ebû Hureyre'den (rivayet olunduğuna göre); Rasûlullah (s.a.v.) Necaşi(nin ölümü)nü o gün halka haber verdi. Sonra cemaati musallaya çıkarıp, onları saf düzenine soktu. Dört tekbir al(arak cenaze namazını kildir)dı
(Ebu Bürde'nin) babasından demiştir ki: "Rasûlullah (s.a.v.) bize Necaşi'nin ülkesine gitmemizi emretti. (Ebû Bürde'nin babası rivayetine devam ederek, Necaşi'nin müslümanlığı kabul edişi ile ilgili) macerasını (şöyle) anlattı: "Necaşi: Ben (Muhammed'in) Allah'ın Rasûlü (s.a.v.) olduğuna şehadet ederim. O, Meryem'in oğlu İsa'nın, (kendisinden sonra geleceğini) müjdelediği kimsedir. Eğer üzerimde meliklik görevi olmasaydı, kendisine varır, ayakkabılarını taşırdım" dedi
بَابٌ فِي جَمْعِ الْمَوْتَى فِي قَبْرٍ وَالْقَبْرُ يُعَلَّمُ
El-Muttalib'den demiştir ki: Osman b. Maz'un ölünce, cenazesi (evinden) çıkarılıp (Bakî mezarlığına) gömüldü. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) (ashabdan) birisine (büyükçe) bir taşı getirmesini emr etti. (Fakat) taş'ı kaldırmaya (adam'ın) gücü yetmedi. Derken Rasûlullah (s.a.v.) adam'ın yanına varıp kollarını sıvadı. (Bu hadisi rivayet eden) El-Muttalib dedi ki: Bu hadisi bana Rasûlullah (s.a.v.)'dan nakleden kimse -Rasûluilah (s.a.v.)'ın kollarını sıvadığı zaman kollarının beyazlığını sanki (hâlâ) görüyor gibiyim-dedi. Sonra (Rasûl-i Zişan efendimiz) o taşı kaldırıp (cenazenin) ba-şucuna koydu. Ve: "Kardeşimin kabrini bu taşla tanırım ve ev halkından ölenleri de onun yanına defn ederim." buyurdu
بَابٌ فِي الْحَفَّارِ يَجِدُ الْعَظْمَ هَلْ يَتَنَكَّبُ ذَلِكَ الْمَكَانَ
Hz. Aişe'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.): "Ölü'nün kemiğini kırmak, o'nu diri iken kırmak gibidir." buyurmuştur
بَابٌ فِي اللَّحْدِ
İbn Abbas (r.a)'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Lahd bizim için, şakk da başkaları içindir
بَابُ كَمْ يَدْخُلُ الْقَبْرَ
Amir'den, demiştir ki; Rasûlullah (s.a.v.)'i Ali ile el-Fadl ve Usame b. Zeyd yıkadılar. Kabrine de onlar koydular. (Bu hadisin ravisi Amir es-Şa'bi rivayetine devamla şunları) söyledi: Bana Murahhab ya da İbn Ebî Murahhab (Ali ile el-Fadl ve Usame'nin) kendileriyle birlikte, Abdurrahman'ı da (Hz. Nebi'in kabrine) soktuklarını ve Hz. Ali (defn işini) bitirince; Kişiyfle ilgili defn işlerin)i ancak ailesi üstlenir dediğini haber verdi
Ebû Murahhab'dan demiştir ki: "Abdurrahman b. Avf, Nebi (s.a.v.)'in kabrine indi. (Hz. Abdurrahman ile arkadaşları, Rasûlü Zi-şan Efendimizi lahde yerleştirmek üzere kabre indikleri sırada ben de orada idim. Şimdi) ben (hâlâ) onları dört kişi halinde görüyor gibiyim
بَابٌ فِي الْمَيِّتِ يُدْخَلُ مِنْ رِجْلَيْهِ
Ebû İshak'tan demiştir ki: El-Haris; cenaze namazını Abdullah b. Yezid'in kıldırmasını vasiyet etmişti. (Bu vasiyyete uyarak) onun cenaze namazını (Abdullah b. Yezid) kıldırdı. Sonra o'nu kabrin ayak ucu tarafından kabre indirdi ve "Bu sünnettendir" dedi
بَابُ الْجُلُوسِ عِنْدَ الْقَبْرِ
el-Bera b. Azib'den (rivayet olunmuştur) dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte Ensardan bir adam'ın cenazesine gitmiştik. Kabr'e vardığımızda henüz kabr'in kazılması sona ermemişti. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) kıbleye dönerek kabr'in yanma oturdu. Onunla birlikte biz de oturduk
بَابٌ فِي الدُّعَاءِ لِلْمَيِّتِ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ
îbn Ömer'den demiştir ki: Ölü mezara konurken Nebi (s.a.v.) "Bismillahi ve ala sünnet-i Rasûlillahi = Ey ölü, seni Allah'ın adıyla (bu kabre indiriyoruz), Rasûlullah'ın yolu ve dini üzere (seni teslim ediyoruz)" diye dua edermiş. Ebû Dâvûd diyor ki: Bu hadisi bana birisi Muhammed b. Kesir, diğeri de Müslim b. İbrahim olmak üzere iki kişi nakletti. Benim burada naklettiğim şu (lafızlar) Müslim'in lafızlarıdır
بَابُ الرَّجُلِ يَمُوتُ لَهُ قَرَابَةٌ مُشْرِكٌ
Ali (R.A.)'dan demiştir ki: (Babam Ebû Talib ölünce) Nebi (s.a.v.)'e (vardım ve): Senin dalalette olan amcan öldü, dedim. "Git baba'nı kabr'e koy! Sonra yanıma gelinceye kadar (kimse ye bununla ilgili) bir söz söyleme" buyurdu. Bunun üzerine gidip o'nu kabre koydum ve (Hz. Nebi'in) yanına geldim. Bana yıkanmamı emretti. Ben de yıkandım. Bana dua etti
بَابٌ فِي تَعْمِيقِ الْقَبْرِ
Hişam b. Amir'den demiştir ki: Ensar(dan bir topluluk) Uhud (Savaşı) günü Rasûlullah (s.a.v.)'e gelerek: (Ey Allah'ın Rasûlü, bir taraftan bazılarımız şehid olurken sağ kalan) biz(Ier)e de yara ve yorgunluk isabet ediyor. (Bu şartlar altında ölülerimize kabir kazma hususunda) bize ne emredersin? dediler. (Hz. Nebi de): "Kabir kazınız ve genişçe kazınız, (ölüleri) kabirler)e ikişer üçer (kişiler halinde) koyunuz." buyurdu. (Bunun üzerine, kabre konurken) "Bunların hangisi (kıbleye doğru) öne geçirilecek?" diye soruldu. (Efendimiz de): "(Ezberinde) Kur'ân en çok olanları" (kıbleye doğru öne geçirilecektir) karşılığını verdi (Ravi Hişam): "Babam Amir o gün şehid edildi, iki kişinin arasına gömüldü" dedi. -Yahutta tek (başına gömüldü) dedi
(Bir önceki 3215. hadisin) manâsı yine aynı senetle Humeyd b. Hilal'den (bir kere daha rivayet edilmiştir. Şu farkla ki) bu hadise (Humeyd; kabri) "derince kazınız" (sözünü) ilave etmiştir
Şu (bir önceki 3215 + 3216 hadis-i şerif) Sa'd b. Hişam b. Amir'den de (rivayet olunmuştur)
بَابٌ فِي تَسْوِيَةِ الْقَبْرِ
Ebu Heyyac el-Esedi'den demiştir ki: Ali (r.a) bana: "Rasûlullah (s.a.v.)'in beni (yer'den) yüksek hiçbir kabir bırakmayıp yer seviyesine indirmem ve hiçbir heykel bırakmayıp kırıp dökmem için gönderdiği bir işe ben de seni göndereyim mi?" dedi
Ebû Ali el-Hemedani dedi ki: Biz Fudale b. Ubeyd'Ie beraber Rum diyarında Rodos (adasın)da idik. (O sırada) bir arkadaşımız vefat etti. Bunun üzerine Fudâle emir vererek kabri düz yaptırdı. Sonra (şöyle) dedi: "Ben, Rasulullah (s.a.v.)'i kabirlerin yer seviyesinde yapılmasını emrederken işittim." Ebû Dâvud der ki: Rodos (Ak) denizde bir adadır
Kasım (b. Muhammed)'den demiştir ki: (Hz. Aişe'nin yanına girdim ve -Ey anneciğim! Rasûlullah (s.a.v.)'in kabrini bana açıp gösterseniz- diye rica ettim. Hz. Aişe bana üç kabir gösterdi. (Bu kabirler) ne yüksekti ne de yer seviyesinde idi, yassı ve basık idi ve zemini kırmızı çakılları ile kaplı idi. (Musannif Ebû Davud'un talebelerinden) Ebû Ali (Lü'lüî ye de bir önceki hadisin ravilerinden olan Ebu Ali el-Hemedani) dedi ki -Rasûlullah (s.a.v.)'in (kıble cihetine doğru) takdim edildiği baş ucunda Hz. Ebû Bekr(in), ayak ucunda da, başı Rasûlullah (s.a.v.)'in ayağı ucunda olmak üzere Ömer(in gömülü olduğu)- söylenir
بَابُ الِاسْتِغْفَارِ عِنْدَ الْقَبْرِ لِلْمَيِّتِ فِي وَقْتِ الِانْصِرَافِ
Osman b. Affan'dan (r.a) demiştir ki: Nebi (s.a.v.) cenazeyi defnetme işini bitirince, (cenazenin kabrinin) başında durup: "Kardeşiniz için (Allah'dan) af dileyiniz. O'nun için (kabir sualine cevap vermekte) muvaffakiyet isteyiniz. Çünkü o, şu anda sorguya çekiliyor." buyurdu. Ebû Dâvud der ki: Bahir, Reysan 'in oğludur
بَابُ كَرَاهِيَةِ الذَّبْحِ عِنْدَ الْقَبْرِ
Enes (r.a)'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) "İslâm'da (kabr'in etrafında kurban) kesmek (meşru) değildir." buyurdu. (Bu hadisin ravilerinden) Abdurrezzak dedi ki: (Cahiliyye devrinde halk) kabir(lerin) yanında ya sığır veya başka bir hayvan keserlerdi
بَابُ الْمَيِّتِ يُصَلَّى عَلَى قَبْرِهِ بَعْدَ حِينٍ
Ukbe b. Amir'den (rivayet olunduğuna göre); Rasûlullah (s.a.v.) bir gün (evinden) çıkıp (Uhud şehitlerinin yattığı) kabristan'a varmış ve Uhud şehitleri üzerine, cenazeye namaz kılar gibi namaz kılmış. Sonra geri dönmüş
Şu (bir önceki 3223.) hadis, Yezid b. Ebî Habib'den (de rivayet olunmuştur. Ancak Yezid burada bir önceki 3223. hadis'e ilâve olarak şunları da) rivayet etti: "Nebi (s.a.v.) Unud şehidleri üzerine (kabre konmalarından) sekiz sene sonra ölülere ve dirilere veda eder gibi namaz kıldı
بَابٌ فِي الْبِنَاءِ عَلَى الْقَبْرِ
Cabir (r.a) dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'ı kabir(ler) üzerine oturulmasını, (kabirlerin) kireçlenmesini ve (kabir) üzerine bina yapılmasını yasaklarken işittim
Şu (bir önceki 3225.) hadis Müsedded ile Osman b. Ebî Şeybe, Hafs b. Ğıyas, İbn Cüreyc, Süleyman b. Musa, Ebû Zübeyr (yoluyla) Cabir'den (de rivayet olunmuştur). [Ebû Dâvud der ki: (Ravi) Osman (b. Ebî Şeybe bu hadis'e ilâve olarak şu cümleyi) rivayet etti: (Nebi (s.a.v.) kabir) üzerine (yapılan binanın yüksekliğini bir karıştan fazla yapmayı ya da kabrin kendi toprağı üzerine dışarıdan toprak) ilâve etmeyi de (yasaklamıştır). Süleyman b. Musa (ise bu hadise; kabir) üzerine yazı yazılmasını da (yasakladı, cümlesini) ilâve etti, Müsedded (ise) rivayetinde (kabir) üzerine (yapılan bina bir karıştan) fazla olamaz- (cümlesini) zikretmedi. Belki de Müsedded'in bu cümlesi benim gözümden kaçmıştır
Ebû Hureyre'den (rivayet olunduğuna göre); Rasülullah (s.a.v.): "Allah yahudilerin canını alsın! Nebilerinin kabirlerini mescid edindiler." buyurmuştur
بَابٌ فِي كَرَاهِيَةِ الْقُعُودِ عَلَى الْقَبْرِ
Ebû Hureyre'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) (şöyle) buyurdu: "Birinizin kor üstüne oturup da (o kor'un) elbisesini yakıp ta tenine kadar işlemesi, kabir üstüne oturmasından daha hayırlıdır
Ebû Mersed el-Ganemi dedi ki: RasûluIIah (s.a.v.) (şöyle) buyurdu: “Kabirlerin üzerine oturmayınız ve onlara doğru namaz kılmayınız
بَابُ الْمَشْيِ فِي النَّعْلِ بَيْنَ الْقُبُورِ
Cahiliyye devrinde ismi Zalim b. Ma'bed iken Rasûlullah (s.a.v.) (in bulunduğu Medine')ye hicret edince (Rasûlullah'ın kendisine) "İsmin nedir?" diye sorması üzerine "Zalim" cevabını veren (Bunun üzerine Rasûl-ü Ekrem'den) "Hayır sen Beşîr'sin" cevabını alan Rasûlullah (s.a.v.)'in azatlı kölesinden (rivayet olunmuştur). Dedi ki: Ben Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte yürürken (bir ara Rasûl-ü Ekrem) müşriklerin kabirleri üzerine uğradı da üç defa "Bunlar daha önce çok hayır(lar)la karşılaştılar (da ondan yüz çevirdiler)" buyurdu. Sonra müslümanların kabirlerine uğradı ve "Bunlar da çok hayırlara eriştiler" buyurdu. Sonra Rasûlullah (s.a.v.)'dan (bir) bakış (onlara doğru) bir süre devam etti. Bir de baktık ki ayağında ayakkabıları ile kabirler arasında gezinen bir adam karşımıza çıkıverdi. Bunun üzerine (Rasûîullah ona) "Ey, sibt (denilen tabaklanmış sığır köselesin)den yapılmış ayakkabı giyen kimse, yazık sana (çabuk) ayakkabılarını (ayağından çıkarıp) at." buyurdu. Adam Rasûlullah (s.a.v.) tanıyınca (hemen) onları çıkarıp attı
Enes İbn Malik'den (rivayet edildiğine göre) Nebi (s.a.v.) (şöyle) buyurmuştur: "Gerçekten kul kabre konulup da arkadaşları kendisinden uzaklaşıp gittikleri sırada onların ayakkabılarının seslerini işitir.”
بَابٌ فِي تَحْوِيلِ الْمَيِّتِ مِنْ مَوْضِعِهِ لِلْأَمْرِ يَحْدُثُ
Cabir (r.a)'den, demiştir ki: (Uhud savaşında şehid düşen) bir adam (yine orada şehid düşen) babamla birlikte (bir kabre) defnedilmişti. Bu yüzden içimde bir rahatsızlık hasıl oldu. Bunun üzerine o kimseyi (kabre konduğu günden) altı ay sonra (kabir'den) çıkardım. Sakalından yere gelen çok az sayıdaki kılların dışında o'nun cesedinden bozulmuş hiçbir şey görmedim
بَابٌ فِي الثَّنَاءِ عَلَى الْمَيِّتِ
Ebû Hureyre'den demiştir ki; (Halk) Rasûlullah (s.a.v.)'in yanından bir cenaze geçirdiler (o sırada, orada bulunan bazı kimseler) ölüyü hayırla andılar. Bunun üzerine (Rasûl-ü Ekrem Efendimiz): "Vacib oldu" buyurdu. (Bir süre) sonra (halk Rasûl-ü Zişan Efendimizin yanından) başka (bir cenaze daha) geçirdiler. (O sırada orada bulunan bazı kimseler) de bu ölüyü şerle andılar. Bunun üzerine (Nebi Efendimiz yine): "Vacib oldu" dedi. Sonra "Siz(ler) birbirinize şahitlersiniz" buyurdu
بَابٌ فِي زِيَارَةِ الْقُبُورِ
Ebû Hureyre'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) (ziyaret için) annesinin mezarına geldi de ağladı ve etrafındakileri de ağlattı. Sonra (şöyle) buyurdu: "Onun için af dilemek üzere yüce Rabbimden izin istedim de bana izin vermedi. Bunun üzerine kabrini ziyaret etmem için izin istedim. (Bu sefer) bana izin verdi. Kabirleri (siz de) ziyaret ediniz. Çünkü bu (ziyaret) ölümü hatırlatır
(İbn Büreyde'nin) babasından, demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.): "Ben sizi kabir ziyaretinden men etmiştim, artık onları ziyaret ediniz. Çünkü kabirleri ziyarette tezkire (öğüt, ölümü hatırlatma ve ibret) vardır" buyurmuştur
بَابٌ فِي زِيَارَةِ النِّسَاءِ الْقُبُورَ
ibn Abbas'dan, demiştir ki: "Rasulullah (s.a.v.) kabirleri ziyaret eden kadınlara, kabirleri mescid edinen ve oralarda kandil yakanlara lanet etti
بَابُ مَا يَقُولُ إِذَا زَارَ الْقُبُورَ أَوْ مَرَّ بِهَا
Ebû Hureyre'den (rivayet olunduğuna göre), Rasûlullah (s.a.v.) (bir gün) mezarlığa gitmiş (oraya varınca): "Selâm size ey mü'minler diyarı, inşaallalı biz de size katılacağız" demiş
بَابُ الْمُحْرِمِ يَمُوتُ كَيْفَ يُصْنَعُ بِهِ
İbn Abbas'dan; dedi ki: Nebi (s.a.v.)'e, hayvanının yere çarpmasıyla ihramlı iken boynu kırılıp ölen bir adam getirdiler. Bunun üzerine (Rasûlullah) şöyle buyurdu: “Onu (omuzunda ve eteğinde bulunan) iki elbisesi içerisinde kefenleyiniz, su ve sidrle yıkayınız. (Sakın) başını örtmeyiniz. Çünkü Allah, kıyamet gününde onu Lebbeyk duası okuduğu halde diriltecektir." Ebû Dâvûd dediki: Ben Ahmed b. Hanbel’i (şöyle) derken işittim: "Bu hadiste beş sünnet vardır: (Birincisi): "Onu iki elbisesi içerisinde kefenleyiniz. " Yani ölünün iki elbisesi içerisinde iken kefenlenmesi. (İkincisi): "Onu su ve sidrle yıkayınız-" Yani (suyla) her yıkayışta mutlaka sidrle (de yıkanması). (Üçüncüsü): "Başını örtmeyiniz". (Dördüncüsü): "Ona koku yaklaştırmayınız. " (Beşincisi de): Kefen’in (ölünün geride bıraktığı) malların tümünden (yapılacak harcamayla temin edilir) olmasıdır