SÜNNETİMİZSÜNNET VE HADİS KÜTÜPHANESİ
Sahih-i Buhari › Kitâb 77 · ElbiseKonum
KİTÂBLAR (97)
  1. 1Vahyin Başlangıcı7
  2. 2Îmân51
  3. 3İlim76
  4. 4Abdest113
  5. 5Gusül46
  6. 6Hayız40
  7. 7Teyemmüm15
  8. 8Namaz174
  9. 9Namaz Vakitleri81
  10. 10Ezan275
  11. 11Cuma66
  12. 12Korku Namazı6
  13. 13İki Bayram (iydeyn)42
  14. 14Vitir Namazı15
  15. 15Yağmur Duası (Istiskaa)35
  16. 16Güneş ve Ay Tutulması27
  17. 17Kur'ân Okurken Secde Edilecek Yerlerler13
  18. 18Namazın Kısaltılması (At-Taksir)40
  19. 19Gece Namazı (Teheccüd)69
  20. 20Mekke ve Medîne Mescidlerinde Kılınan Namazın Fazîleti10
  21. 21Namaz İçinde Ameller27
  22. 22Namazda Unutkanlık14
  23. 23Cenazeler160
  24. 24Zekât118
  25. 25Hacc260
  26. 26Umre33
  27. 27Hac Yolculuğunu Tamamlamaktan Engellenen Hacılar15
  28. 28Hacda Avlanma Cezası46
  29. 29Medine'nin Faziletleri24
  30. 30Oruç Tutmak117
  31. 31Teravih Namazı6
  32. 32Kadir Gecesinin Fazileti11
  33. 33Ramazânın Son On Gününde İ'tikâf22
  34. 34Alışverişler193
  35. 35Sonradan Teslim Edilecek Mallar İçin Bedel Ödenen Satışlar (Selem Akdi)20
  36. 36Şuf’a3
  37. 37İcâre27
  38. 38Havaleler3
  39. 39Kefalet9
  40. 40Vekâlet21
  41. 41Ekincilik31
  42. 42Su Dağıtımı34
  43. 43Borç, Borç Ödenmesi, Malın Dondurulması, İflas25
  44. 44Hukukî Çekişmeler (Husûmât)16
  45. 45Yerde Bulunup Kaldırılan Şeyler (Lukata)15
  46. 46Zulümler ve Gasb43
  47. 47Ortaklık25
  48. 48Rehin9
  49. 49Kölelerin Azat Edilmesi43
  50. 50Mükâteb6
  51. 51Hediyeler71
  52. 52Şehâdetler53
  53. 53Barış Sağlamak22
  54. 54Şartlar26
  55. 55Vasiyyetler44
  56. 56Cihâd ve Sîretler309
  57. 57Ganimetin Beşte Biri66
  58. 58Cizye ve Muvâde'a33
  59. 59Yaratılışın Başlangıcı136
  60. 60Peygamberler163
  61. 61Peygamberin (ﷺ) ve Ashabının Faziletleri ve Meziyetleri162
  62. 62Peygamberin Sahabeleri128
  63. 63Medine'deki Yardımcıların (Ensar) Faziletleri173
  64. 64Peygamber (ﷺ) Tarafından Yönetilen Askeri Seferler (El-Megazi)526
  65. 65Kur'an-ı Kerim 'in Peygamber ﷺ Tefsiri507
  66. 66Kur'ân’ın Faziletleri87
  67. 67Nikâh188
  68. 68Boşanmak100
  69. 69Nafakalar22
  70. 70Yiyecek, Yemek95
  71. 71Akîka Kurbânı9
  72. 72Avcılık, Kesim70
  73. 73Udhiyeler30
  74. 74İçecekler65
  75. 75Hastalar38
  76. 76Tıp101
  77. 77Elbise188
  78. 78Edeb255
  79. 79İzin İsteme77
  80. 80Dualar108
  81. 81Kalbi İnceltmek (Ar-Riqaq)182
  82. 82Kader27
  83. 83Yemînler ve Nezirler87
  84. 84Yeminlerin Keffaretleri15
  85. 85Mîrâs Payları (Ferîzalar)49
  86. 86Allah Tarafından Belirlenen Sınırlar ve Cezalar (Hudûd)89
  87. 87Kan Parası (Ad-Diyat)59
  88. 88Mürtedler22
  89. 89Zorlama altında yapılan ifadeler13
  90. 90Hileler29
  91. 91Ru'yâ Ta'bîri66
  92. 92Fitneler89
  93. 93Hükümler89
  94. 94Temenni20
  95. 95Doğru Bir Kişi Tarafından Verilen Bilgiyi Kabul Etmek (Vâhidlerin)22
  96. 96Kur'an ve Sünnete Sımsıkı Sarılmak103
  97. 97Allah'ı Birlemek (Tevhid)193
BÂBLAR — Elbise (101)
  1. 1باب: مَنْ جَرَّ إِزَارَهُ مِنْ غَيْرِ خُيَلَاءَ
  2. 2باب: التَّشْمِيرِ فِي الثِّيَابِ
  3. 3باب: مَا أَسْفَلَ مِنَ الْكَعْبَيْنِ فَهُوَ فِي النَّارِ
  4. 4باب: مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ مِنَ الْخُيَلَاءِ
  5. 5باب: الْإِزَارِ الْمُهَدَّبِ
  6. 6باب: الْأَرْدِيَةِ
  7. 7باب: لُبْسِ الْقَمِيصِ
  8. 8باب: جَيْبِ الْقَمِيصِ مِنْ عِنْدِ الصَّدْرِ وَغَيْرِهِ
  9. 9باب: مَنْ لَبِسَ جُبَّةً ضَيِّقَةَ الْكُمَّيْنِ فِي السَّفَرِ
  10. 10باب: لُبْسِ جُبَّةِ الصُّوفِ فِي الْغَزْوِ
  11. 11باب: الْقَبَاءِ وَفَرُّوجِ حَرِيرٍ
  12. 12باب: الْبَرَانِسِ
  13. 13باب: السَّرَاوِيلِ
  14. 14باب: الْعَمَائِمِ
  15. 15باب: التَّقَنُّعِ
  16. 16باب: الْمِغْفَرِ
  17. 17باب: الْبُرُودِ وَالْحِبَرَةِ وَالشَّمْلَةِ
  18. 18باب: الْأَكْسِيَةِ وَالْخَمَائِصِ
  19. 19باب: اشْتِمَالِ الصَّمَّاءِ
  20. 20باب: الِاحْتِبَاءِ فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ
  21. 21باب: الْخَمِيصَةِ السَّوْدَاءِ
  22. 22باب: الثياب الْخُضْرِ
  23. 23باب: الثِّيَابِ الْبِيضِ
  24. 24باب: لُبْسِ الْحَرِيرِ وَافْتِرَاشِهِ لِلرِّجَالِ، وَقَدْرِ مَا يَجُوزُ مِنْهُ
  25. 25باب: من مس الحرير من غير لبس
  26. 26باب: افْتِرَاشِ الْحَرِيرِ
  27. 27باب: لُبْسِ الْقَسِّيِّ
  28. 28باب: مَا يُرَخَّصُ لِلرِّجَالِ مِنَ الْحَرِيرِ لِلْحِكَّةِ
  29. 29باب: الْحَرِيرِ لِلنِّسَاءِ
  30. 30باب: مَا كَانَ النَّبِيُّ ﷺ يَتَجَوَّزُ مِنَ اللِّبَاسِ وَالْبُسْطِ
  31. 31باب: مَا يُدْعَى لِمَنْ لَبِسَ ثَوْبًا جَدِيدًا
  32. 32باب: التزعفر للرجال
  33. 33باب: الثَّوْبِ الْمُزَعْفَرِ
  34. 34باب: الثَّوْبِ الْأَحْمَرِ
  35. 35باب: الْمِيثَرَةِ الْحَمْرَاءِ
  36. 36باب: النِّعَالِ السِّبْتِيَّةِ وَغَيْرِهَا
  37. 37باب: يَبْدَأُ بِالنَّعْلِ الْيُمْنَى
  38. 38باب: يَنْزِعُ نَعْلَهُ الْيُسْرَى
  39. 39باب: لَا يَمْشِي فِي نَعْلٍ وَاحِدَةٍ
  40. 40باب: قِبَالَانِ فِي نَعْلٍ، وَمَنْ رَأَى قِبَالًا وَاحِدًا وَاسِعًا
  41. 41باب: الْقُبَّةِ الْحَمْرَاءِ مِنْ أَدَمٍ
  42. 42باب: الْجُلُوسِ عَلَى الْحَصِيرِ وَنَحْوِهِ
  43. 43باب: الْمُزَرَّرِ بِالذَّهَبِ
  44. 44باب: خَوَاتِيمِ الذَّهَبِ
  45. 45باب: خَاتَمِ الْفِضَّةِ
  46. 46باب: فَصِّ الْخَاتَمِ
  47. 47باب: خَاتَمِ الْحَدِيدِ
  48. 48باب: نَقْشِ الْخَاتَمِ
  49. 49باب: الْخَاتَمِ فِي الْخِنْصَرِ
  50. 50باب: اتِّخَاذِ الْخَاتَمِ لِيُخْتَمَ بِهِ الشَّيْءُ، أَوْ لِيُكْتَبَ بِهِ إِلَى أَهْلِ الْكِتَابِ وَغَيْرِهِمْ
  51. 51باب: مَنْ جَعَلَ فَصَّ الْخَاتَمِ فِي بَطْنِ كَفِّهِ
  52. 52باب: قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ: لَا يَنْقُشُ عَلَى نَقْشِ خَاتَمِهِ
  53. 53باب: هَلْ يُجْعَلُ نَقْشُ الْخَاتَمِ ثَلَاثَةَ أَسْطُرٍ
  54. 54باب: الْخَاتَمِ لِلنِّسَاءِ
  55. 55باب: الْقَلَائِدِ وَالسِّخَابِ لِلنِّسَاءِ
  56. 56باب: اسْتِعَارَةِ الْقَلَائِدِ
  57. 57باب: الْقُرْطِ لِلنِّسَاءِ
  58. 58باب: السِّخَابِ لِلصِّبْيَانِ
  59. 59باب: المتشبهين بِالنِّسَاءِ، وَالْمُتَشَبِّهَاتُ بِالرِّجَالِ
  60. 60باب: إِخْرَاجِ الْمُتَشَبِّهِينَ بِالنِّسَاءِ مِنَ الْبُيُوتِ
  61. 61باب: قَصِّ الشَّارِبِ
  62. 62باب: تَقْلِيمِ الْأَظْفَارِ
  63. 63باب: إِعْفَاءِ اللِّحَى
  64. 64باب: مَا يُذْكَرُ فِي الشَّيْبِ
  65. 65باب: الْخِضَابِ
  66. 66باب: الْجَعْدِ
  67. 67باب: التَّلْبِيدِ
  68. 68باب: الْفَرْقِ
  69. 69باب: الذَّوَائِبِ
  70. 70باب: الْقَزَعِ
  71. 71باب: تَطْيِيبِ الْمَرْأَةِ زَوْجَهَا بِيَدَيْهَا
  72. 72باب: الطِّيبِ فِي الرَّأْسِ وَاللِّحْيَةِ
  73. 73باب: الِامْتِشَاطِ
  74. 74باب: تَرْجِيلِ الْحَائِضِ زَوْجَهَا
  75. 75باب: التَّرْجِيلِ وَالتَّيَمُّنِ فيه
  76. 76باب: مَا يُذْكَرُ فِي الْمِسْكِ
  77. 77باب: مَا يُسْتَحَبُّ مِنَ الطِّيبِ
  78. 78باب: مَنْ لَمْ يَرُدَّ الطِّيبَ
  79. 79باب: الذَّرِيرَةِ
  80. 80باب: الْمُتَفَلِّجَاتِ لِلْحُسْنِ
  81. 81باب: الْوَصْلِ فِي الشَّعَرِ
  82. 82باب: الْمُتَنَمِّصَاتِ
  83. 83باب: الْمَوْصُولَةِ
  84. 84باب: الْوَاشِمَةِ
  85. 85باب: الْمُسْتَوْشِمَةِ
  86. 86باب: التَّصَاوِيرِ
  87. 87باب: عَذَابِ الْمُصَوِّرِينَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
  88. 88باب: نَقْضِ الصُّوَرِ
  89. 89باب: مَا وُطِئَ مِنَ التَّصَاوِيرِ
  90. 90باب: مَنْ كَرِهَ الْقُعُودَ عَلَى الصور
  91. 91باب: كَرَاهِيَةِ الصَّلَاةِ فِي التَّصَاوِيرِ
  92. 92باب: لَا تَدْخُلُ الْمَلَائِكَةُ بَيْتًا فِيهِ صُورَةٌ
  93. 93باب: مَنْ لَمْ يَدْخُلْ بَيْتًا فِيهِ صُورَةٌ
  94. 94باب: مَنْ لَعَنَ الْمُصَوِّرَ
  95. 95باب: مَنْ صَوَّرَ صُورَةً كُلِّفَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَنْ يَنْفُخَ فِيهَا الرُّوحَ، وَلَيْسَ بِنَافِخٍ
  96. 96باب: الِارْتِدَافِ عَلَى الدَّابَّةِ
  97. 97باب: الثَّلَاثَةِ عَلَى الدَّابَّةِ
  98. 98باب: حَمْلِ صَاحِبِ الدَّابَّةِ غَيْرَهُ بَيْنَ يَدَيْهِ
  99. 99باب: إِرْدَافِ الرَّجُلِ خَلْفَ الرَّجُلِ
  100. 100باب: إِرْدَافِ الْمَرْأَةِ خَلْفَ الرَّجُلِ ذا محرم
  101. 101باب: الاستلقاء ووضع الرجل على الأخرى

(77) Kitâb: Elbise

كتاب اللباس
188 hadis · 188 rivayet · Sayfa 3/4
BÂB (57)

باب: الْقُرْطِ لِلنِّسَاءِ

Sahih-i Buhari 5883Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bayram günü iki rekat bayram namazı kıl(dır)dı. Ne onlardan önce, ne de onlardan sonra ayrıca namaz kılmadı. Daha sonra beraberinde Bilal olduğu halde kadınların bulunduğu tarafa gitti. Onlara sadaka vermelerini emretti. Kadınlar kulaklarındaki küpeleri (Bilal'in elbisesine) bırakmaya koyuldular." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadınların küpe takmaları." Küpe, altın, katıksız gümüş ya da inci ile yahut başka şeyle beraber olup kulağa takılan süs eşyasıdır. Çoğunlukla kulağın yumuşağına asılır. (İbn Abbas'ın rivayetinde geçen) "boğazlar" lafzına gelince, görüldüğü kadarıyla bundan maksat gerdanlıklardır. Çünkü gerdanlıklar, göğüs üzerinde sarksa bile boyuna takılırlar. Hadis, kadının küpe ve onun dışında süs eşyası olarak kullanmaları caiz olan başka şeyleri yerleştirmek amacıyla kulağını delmesinin caiz olduğuna delil gösterilmiştir. Ancak bu tartışılır. Çünkü küpenin muayyen olarak kulaktaki deliğe yerleştirilmesi söz konusu değildir. Başın üzerinde ince bir zincire takılarak kulağın hizasına kadar ve oradan daha da aşağıya sarkıtılması da mümkündür. Bunu kabul edebiliriz. Ama kulağı delmenin caiz oluşu, Nebi efendimizin onların bu işi yapmış olmalarına tepki göstermeyişinden çıkartılır. Diğer taraftan kulakları şeriatın gelişinden önce de delinmiş olabilir. Bu sebeple de bir işin devamı -ilkin yapılması bağışlanmayacak olsa dahi- bağışlanabilir. İbnu'l-Kayyim der ki: Cumhur küçük çocuğun kulağının delinmesinin meknih olduğunu söylemiş, bazıları da kız çocuğun kulağınındelinmesine ruhsat vermişlerdir. Derim ki: İmam Ahmed'den dişinin kulağını süs için deldirmesinin caiz olduğu, küçük çocuğun ise mekruh olduğu görüşü nakledilmiş bulunmaktadır. Gazali, el-İhya adlı eserinde şunları söylemektedir: Kadının kulağını delmek haram olduğu gibi, bunun için ücret almak da haramdır. Ancak bu hususta (delinebileceğine dair) şer'! bakımdan herhangi bir delilin sabit olması hali müstesnadır. Derim ki: Taberani'nin el-Evsat'ta naklettiğine göre İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Küçük çocukta yedi şey sünnettendir ... " Bunlar arasında kulağını deldirmeyi de söz konusu etmiştir. İşte bu, bazı şarihlerin: Bizim mezhebimizin ilim adamları bu bir sünnettir, derken bir dayanakları yoktur şeklindeki görüşlerine karşı bir delil mahiyetindedir

حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَدِيٌّ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدًا، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم صَلَّى يَوْمَ الْعِيدِ رَكْعَتَيْنِ، لَمْ يُصَلِّ قَبْلَهَا وَلاَ بَعْدَهَا ثُمَّ أَتَى النِّسَاءَ وَمَعَهُ بِلاَلٌ فَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ، فَجَعَلَتِ الْمَرْأَةُ تُلْقِي قُرْطَهَا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 57, Hadis no. 5883
BÂB (58)

باب: السِّخَابِ لِلصِّبْيَانِ

Sahih-i Buhari 5884Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Medine pazarlarından bir pazarda Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idim. O yürüdü, ben de yürüdüm. Daha sonra üç kere: Ey çocuk, neredesin, dedi. Bana da: A1i'nin oğlu el-Hasen'i çağır, dedi. Ali'nin oğlu el-Hasen boynunda sihab denilen boncuk gerdanıık olduğu halde kalkıp yürüdü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eliyle şöyle yaptı, elHasen de eliyle şöyle yaptı ve ona yapışıp: Allah'ım, ben bunu seviyorum, sen de bunu sev, bunu seveni de sev, buyurdu." Ebu Hureyre de dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O sözlerini söyledikten sonra kimseyi Ali'nin oğlu el-Hasen'den daha çok sevmedim." Bu hadisin yeteri kadar şerhi Alışverişler bölümünde "çarşı-pazar hakkında gelen rivayetler" başlığında geçmiş bulunmaktadır

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ بْنُ عُمَرَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي يَزِيدَ، عَنْ نَافِعِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سُوقٍ مِنْ أَسْوَاقِ الْمَدِينَةِ فَانْصَرَفَ فَانْصَرَفْتُ فَقَالَ ‏"‏ أَيْنَ لُكَعُ ـ ثَلاَثًا ـ ادْعُ الْحَسَنَ بْنَ عَلِيٍّ ‏"‏‏.‏ فَقَامَ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ يَمْشِي وَفِي عُنُقِهِ السِّخَابُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ هَكَذَا، فَقَالَ الْحَسَنُ بِيَدِهِ، هَكَذَا فَالْتَزَمَهُ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أُحِبُّهُ، فَأَحِبَّهُ، وَأَحِبَّ مَنْ يُحِبُّهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَمَا كَانَ أَحَدٌ أَحَبَّ إِلَىَّ مِنَ الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ بَعْدَ مَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا قَالَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 58, Hadis no. 5884
BÂB (59)

باب: المتشبهين بِالنِّسَاءِ، وَالْمُتَشَبِّهَاتُ بِالرِّجَالِ

Sahih-i Buhari 5885Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerini kadınlara benzeten erkeklere ve kendilerini erkeklere benzeten kadınlara lanet etmiştir. " Bu Hadis 5886 ve 6834 numara ile de geçiyor. Diğer tahric edenler: Tirmizi Edeb; Dârimî, Libas Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kendilerini kadınlara benzeten erkekler ile kendilerini erkeklere benzeten kadınlar." Her iki kesimin de yerildiği anlamındadır. Hadiste söz konusu edilen lanetlemek, buna delildir. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerini kadınlara benzeten erkekleri ... lanetlemiştir." et-Taberi dedi ki: Bu, erkeklerin giyim ve kadınlara has ziynet ve süslerde kendilerini kadınlara benzetmelerinin ve bunun aksinin caiz olmadığı anlamındadır .. Derim ki: Konuşma ve yürüyüşte de böyledir. Ama elbisenin şekli her bölgenin geleneklerindeki farklılığa göre değişiklik arz eder. Nice toplumların kadınlarının kıyafetleri giyim bakımından erkeklerinden farklı değildir. Ama kadınların tesettÜr ve hicaba bürünmeleri gibi bir özellikleri vardır. Konuşma ve yürüyüşte benzemeye çalışmanın yerilmesi ise bu işi kasten yapmaya çalışan kimselere mahsustur. Bu hali, hilkatinin aslında olan kimselere bu hallerini terk etmeleri için kendilerini zorlamaları ve bunu tedrici olarak alışkanlık haline getirmeleri emredilir. Eğer bu işi yapmayıp bu hallerini sürdürecek olurlarsa onlar da yerilmenin kapsamına girer. Özellikle bu hallerinden hoşnut olduklarını gösteren durumlar ortaya çıkarsa ... Bu hüküm de "kendilerini benzetenier" lafzından açıkça anıçışılmaktadır. Hilkatten hünsaya benzeyen bir kimse hakkında bu kınayıcı ifadeler söz konusu değildir şeklinde -Nevevi gibi- mutlak ifadeler kullananların bu sözleri, bu halini terk etmek için gereken yollara başvurduktan sonra yürümesinde, konuşmasında kırılıp bükülmeyi, kırıtmayı terk edecek gücü bulamayan kimseler hakkında yorumlanır. Aksi takdirde bu halleri tedrici dahi olsa terk etmek mümkün olduğu takdirde mazeretsiz olarak bunu terk etmeyecek olursa kınamanın kapsamına girer. Hadis ayrıca erkeğin inci ile bezenmiş elbise giyinmesinin haram olduğuna da delil gösterilmiştir. Bu, açıkça anlaşılan bir hükümdür. Çünkü bu konuda haramlığın alametleri haberde yer almış bulunmaktadır ki, bu da bu işi yapanın lanetlendiğine dair yer alan ifadedir. . Şafii'nin söylediği: Ben erkeğin inci giyinmesini mekruh görmüyorum. Ancak böyle bir şey kadınların kıliğındandır, demiş olması da buna aykırı değildir. Çünkü onun bu sözünden maksadı, bu işi yapmanın özellikle nehyedildiğine dair bir rivayetin gelmemiş olduğunu söylemekten ibarettir

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمُتَشَبِّهِينَ مِنَ الرِّجَالِ بِالنِّسَاءِ، وَالْمُتَشَبِّهَاتِ مِنَ النِّسَاءِ بِالرِّجَالِ‏.‏ تَابَعَهُ عَمْرٌو أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 59, Hadis no. 5885
BÂB (60)

باب: إِخْرَاجِ الْمُتَشَبِّهِينَ بِالنِّسَاءِ مِنَ الْبُيُوتِ

Sahih-i Buhari 5886Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Abbas'tan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lanet etmiş ve: Onları evlerinizden çıkartınız, buyurmuştur. İbn Abbas dedi ki: Bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem filan kişiyi dışarı çıkar.mış, Ömer de filan kadını dışarıya çıkartmıştır

حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ فَضَالَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَعَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمُخَنَّثِينَ مِنَ الرِّجَالِ، وَالْمُتَرَجِّلاَتِ مِنَ النِّسَاءِ وَقَالَ ‏ "‏ أَخْرِجُوهُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَأَخْرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فُلاَنًا، وَأَخْرَجَ عُمَرُ فُلاَنًا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 60, Hadis no. 5886
Sahih-i Buhari 5887Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ümmü Selemelnin kızı Zeyneb'den, dedi ki: "Ümmü Seleme'nin kendisine haber verdiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanında boIunuyorken evde de muhannes bir kişi bulunuyordu. Bu kişi Ümmü Seleme'nin kardeşi Abdullah'a: Ey Abdullah, eğer yarın Allah size Taifli fethetmeyi nasip ederse, ben sana Gaylan'ın kızını tavsiye ederim. Çünkü o dört büklüm ile gelir, sekiz büklüm ile geri döner, dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bu gibi kimseler sizin bulunduğunuz yere girmesinier, buyurdu." Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: "Dört büklüm ile gelir ve ... gider" ifadesi ile karnındaki dört büklümü kastetmektedir. Gelirken o dört büklümü görünerek gelir. "Sekiz ile geri döner" ile kastettiği de bu dört büklümün yanlarda dörder tane oluşudur. Çünkü bu dörder büklüm her iki yanını da kuşatmış ve birbirine katılmıştır. Burada "etraf: taraflar" lafzının tekili müzekker olduğu halde (sekiz anlamında) "semanin" deyip "semaniyeten" dememiş olması, taraf kelimesinin çoğulunu kullanarak "etraf" dememiş olmasından dolayıdır. "Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadınlardan erkeklere benzeyenler." Ebu Davud, Yezid b. Ebi Ziyad yoluyla İkrime'den şu fazlalığı eklemektedir: "Ben ona (İbn Abbas)'a el-mutereccilatu mineln-nisa: kadınlardan erkekler gibi görünmek isteyenler ne demektir, diye sordum. O: "Kendilerini erkeklere benzeten kadınlardır, diye cevap verdL" "Evde muhannes birisi vardı." Nikah bölümünün sonlarında bu muhannes kişinin adı ve hadisin yeteri kadar açıklamaları (5235.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Bu hadislerden, bulunduğu yerde insanların kendisinden rahatsız olduğu herbir kimsenin, bu halinden dönünceye yahut tevbe edinceye kadar dışarı Çlkartılmasının (sürgün edilmesinin) meşru olduğu anlaşılmaktadır

حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، أَنَّ عُرْوَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ زَيْنَبَ ابْنَةَ أَبِي سَلَمَةَ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أُمَّ سَلَمَةَ أَخْبَرَتْهَا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ عِنْدَهَا وَفِي الْبَيْتِ مُخَنَّثٌ، فَقَالَ لِعَبْدِ اللَّهِ أَخِي أُمِّ سَلَمَةَ يَا عَبْدَ اللَّهِ إِنْ فُتِحَ لَكُمْ غَدًا الطَّائِفُ، فَإِنِّي أَدُلُّكَ عَلَى بِنْتِ غَيْلاَنَ، فَإِنَّهَا تُقْبِلُ بِأَرْبَعٍ وَتُدْبِرُ بِثَمَانٍ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَدْخُلَنَّ هَؤُلاَءِ عَلَيْكُنَّ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ تُقْبِلُ بِأَرْبَعٍ وَتُدْبِرُ بِثَمَانٍ يَعْنِي أَرْبَعَ عُكَنِ بَطْنِهَا، فَهْىَ تُقْبِلُ بِهِنَّ، وَقَوْلُهُ وَتُدْبِرُ بِثَمَانٍ‏.‏ يَعْنِي أَطْرَافَ هَذِهِ الْعُكَنِ الأَرْبَعِ، لأَنَّهَا مُحِيطَةٌ بِالْجَنْبَيْنِ حَتَّى لَحِقَتْ وَإِنَّمَا قَالَ بِثَمَانٍ‏.‏ وَلَمْ يَقُلْ بِثَمَانِيَةٍ‏.‏ وَوَاحِدُ الأَطْرَافِ وَهْوَ ذَكَرٌ، لأَنَّهُ لَمْ يَقُلْ ثَمَانِيَةَ أَطْرَافٍ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 60, Hadis no. 5887
BÂB (61)

باب: قَصِّ الشَّارِبِ

Sahih-i Buhari 5888Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bıyığı kesmek fıtrattandır" buyurmuştur. Bu Hadis 5890 numara ile de var

حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ حَنْظَلَةَ، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ أَصْحَابُنَا عَنِ الْمَكِّيِّ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مِنَ الْفِطْرَةِ قَصُّ الشَّارِبِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 61, Hadis no. 5888
Sahih-i Buhari 5889Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "(Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu): Fıtrat beştir (yahut beş şey fıtrattandır); Sünnet olmak, etek traşı yapmak, koltuk altlarını yolmak, tırnaklarını kesmek ve bıyıkları kesmek. " Bu Hadis 5891 ve 6297 numara ile de var. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bıyığını kestirirdi." Burada (kestirirdi anlamındaki: Yuhfi fiili) el-ihfa ya da el-hafy kökünden gelmekte olup izale etmek anlamındadır. "Derinin beyazı görününceye kadar." Bu muallak rivayeti mevsul bir rivayet olarak Ebu Bekir el-Esrem, Ömer b. Ebi Seleme yoluyla babasından şöyle dediğini nakledip rivayet etmiş bulunmaktadır: "Ben İbn Ömer'in, bıyığını geriye ondan hiçbir şey bırakmayıneaya kadar kestiğini gördüm." Taberi de Abdullah b. Ebi Osman yoluyla şunu söylediğini nakletmektedir: Ben İbn Ömer'in, bıyığının üstünden ve altından alıp kısalttığını gördüm." İşte bu, İbn Ömer'den gelen bu rivayet ile sadece dudağın kenarında bulunanları izale etmenin kastedildiği şeklinde tevil edenlerin tevilini reddetmektedir. Fıtrattan olduğu belirtilen bu hasletlerin, iyice tetkik edilmesi suretiyle idrak edilebilecek dini ve dünyevi pek çok masıahat ile ilgisi vardır. Bunların bazıları: Görünüşün güzelleştirilmesi, genelolarak ve detaylarıyla bedenin temizlenmesi, her iki temizlik (hadesten ve necasetten taharet) için gerekli ihtiyatın yapılması, hoş olmayan kokular dolayısı ile rahatsızlık verecek şeyleri önlemek suretiyle kendisiyle oturup kalktığı hanımına ve arkadaşına iyilikte bulunması, Mecusi, Yahudi, Hristiyan ve puta tapıcı kafirlerin şiarlarına muhalefet etmesi, şeriat koyucunun emrine uyması, yüce Nlah'ın: "Size suret verip, suretlerinizi güzelleştirmiştir."(Mu'min, 64) buyruğunun işaret ettiği gerçeği koruması -çünkü bu özellikleri korumaya çalışıp devam etmek buna uygun bir iştir-o Yüce Allah: Ben sizin suretlerinizi güzelleştirmiş bulunuyorum. Sizler onu çirkinleştirecek hallerle güzelliğinizi bozmayınız yahut onun güzelliği ni devam ettirecek şeylere dikkat ediniz, demiş gibidir. Çünkü bunları korumak ve bunlara gereken dikkati göstermek aynı zamanda insani özelliklere ve istenen şekilde kaynaşmaya gereken dikkati göstermek demektir. Çünkü insan güzel bir görünüm ile ortaya çıktığı takdirde, diğerlerinin onunla daha güzel bir şekilde geçinip ona açılmalarını sağlar. Söylediği söz kabul edilir, görüşü benimsenir. Aksi olursa aksi sonuçlar ortaya çıkar. Fıtrata dair açıklamaya gelince, el-Hattabi şöyle demektedir: İlim adamlarının çoğunluğunun kanaatine göre burada fıtrattan kasıt, sünnettir. Başkası da böyle söylemiştir. Derler ki: Bu, bunların Nebilerin sünnetlerinden oldukları anlamına gelir. Bir başkakesim şöyle demektedir: Fıtratın anlamı dindir. Ebu Nuaym, el-Mustahrec adlı eserinde de bunu böylece rivayet etmiştir. Nevevi Şerhu'lMühezzeb adlı eserinde şunları söylemektedir: el-Maverdi ile Şeyh Ebu İshak bu hadiste fıtrattan maksadın din olduğunu söylemişlerdir. Şafii ve mezhebine mensup ilim adamlarının çoğunluğu bu başlıkta sözü geçen beş hasletin arasında yalnızca sünnet olmanın vacip olduğunu söylemişlerdir. Bu görüşü eskilerden Ata da benimsemiştir. Hatta Ata şöyle demiştir: Yaşı büyük bir kişi, Müslüman olduğu takdirde sünnet olmadıkça Müslüman olması eksik kalır. Ahmed ile Maliki alimlerinden bazılarına göre sünnet olmak vaciptir. Ebu Hanife'ye göre ise farz değil, vaciptir. Yine ondan, terki sebebiyle günahkar olmayı gerektiren bir sünnet olduğu görüşü de nakledilmiştir. Şafii alimlerinden gelen bir görüşe göre sünnet, kadınlar için vacip değildir. el-Muğnı müellifinin Ahmed'den naklettiği görüş de budur. İlim adamlarının çoğunluğu ile kimi Şafii alimine göre sünnet vacip değildir. Bunların delilleri arasında Şeddad b. Evs'in, Nebie nispet ederek zikrettiği "sünnet olmak erkekler için bir sünnet, kadınlar için bir ikramdır" hadisidir. Ancak bunda buna dair delil olacak bir taraf yoktur. Çünkü hadis-i şerifte "sünnet" lafzı varid olduğu takdirde vacibin karşısında yer alan hükmün kastedilmediği kabul edilmiş bir husustur. Sünnet olmayı vacip kabul eden kimseler birtakım deliller göstermişlerdir: 1- Sünnet yapılırken kesilen et parçası, necaseti alıkoyar ve dışarı çıkartmaz. Bundan dolayı namazın sıhhatine engelolur. Ebu't-Tayyib et-Tab eri ise bu kadarının bize göre bağışlanan bir şeyolduğunu açıkça ifade etmiştir. 2- Ebu Davud, Useym b. Kesir'in dedesi olan Kuleyb'den şu hadisi rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine: Üzerinden küfrün kıllarını at ve sünnet ol, demiştir." Bununla birlikte Nebi'in bir kişiye özel olarak hitabının o kişiye ait olduğuna dair delil ortaya konuluncaya kadar başkasını da kapsayacağı kabul edilmiş bir ilkedir. Ancak buna da hadisin senedinin zayıf olduğu belirtilerek itiraz edilmiştir. Çünkü İbnu'l-Münzir: Bu hususta hiçbir rivayet sabit değildir, demiştir. 3- Sünnet olan kimsenin avretini açmasının caiz oluşu 4- Sünnet olmak taabbud maksadıyla vücuttan yerine başkasının gelmediği bir organ parçasını kesmektir. O halde bu, hırsızın elinin kesilmesi gibi vacip olur. 5- Sünnet olmak sebebiyle canın büyük bir acı çekmesi söz konusudur. Böyle bir şey ise ancak ya masıahat ya bir suça karşı ceza ya da vücub hallerinden birisi sebebiyle meşru olabilir. İlk ikisi söz konusu olmadığına göre üçüncüsü sabit olur." 6. el-Hattabı sünnet olmanın vacip oluşuna bunun, dinin şiarı oluşunu da delil göstermiştir. Çünkü bu yolla Müslüman kafirden ayırt edilebilir. Hatta sünnet olmamış, öldürülmüş bir topluluk arasında sünnet olmuş bir kişi buluna cak olursa onun cenaze namazı kılınır ve müslümanların kabristanına defnedilir. Ancak Ebu Şame buna karşı: Dinin şiarlarının tümünün (değil de ancak bir kısmının) vacip olduğunu söyleyerek itiraz etmiştir. 7- Beyhaki der ki: Delillerin en güzeli Buhari ve Müslim'de yer alan Ebu Hureyre'riin rivayet ettiği mertCı' hadistir: "İbrahim seksen yaşında iken el-Kadum denilen yerde sünnet oldu." Yüce Allah da: "Sonra biz sana: 'Hanif olarak İbrahim'in dinine uy. "'(Nahl, 123) diye buyurmuştur. İbn Abbas'tan da İbrahim'in kendisi ile sınanıp eksiksiz olarak tamamladığı kelimelerin fıtrat ın hasletleri olduğu ve sünnet olmanın da bunlardan birisi olduğunu söylediği, sahih olarak rivayet edilmiştir. Sınama da çoğunlukla vacip olan şeylerle gerçekleşir. Sünnet olmanın meşru olduğu vakit hakkında da görüş ayrılığı vardır. elMaverdi der ki: Bunun biri vücub, biri de müstehaplık vakti olmak üzere iki vakti vardır. Vücub vakti, büluğ zamanıdır. Müstehablık zamanı ise ondan önceki süredir. Uygun görülen ise doğumdan sonra yedinci günde sünnet olmaktır. eş-Şeyh Ebu Abdullah b. el-Hac, el-Medhal adlı eserinde şunu nakletmektedir: Erkeğin sünnet olmasını açıklayıp ilan etmek, dişinin de sünnet olmasını gizli saklı yapmak sünnettir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Etek traşı yapmak." İstihdad (etek traşı yapmak) ile kastedilen, vücudun özel bir yerindeki kılları traş etmek için ustura kullanmaktır. Denildiğine göre bu tabirin kullanılması, bir lafızdan anlatılmak istenenin anlaşılabilmesi ve açıkça ifade etmeye ihtiyaç bırakmaması halinde, haya edilen halleri kinayeli lafızlarla ifade etmenin meşru olduğunu göstermektedir. Nesai'nin naklettiği Ebu Hureyre yolu ile gelen rivayette bu tabir, "halku'l-ane (etek traşı yapmak)" olarak zikrediImiştir. Nevevi ve başkaları der ki: Etekteki kıııarı izale etmekte sünnet olan, hem erkek, hem kadın için ustura ile traş etmektir. eabir'den gelen sahih hadiste, saçı başı karışık olan kadın saçlarını taramadan, kocası yanında bulunmayan kadın etek traşı yapmadan geceleyin kadınların yanına baskın yaparcasına gitmenin nehyedildiği de sabittir. Bu hadise dair yeterli açıklamalar Nikah bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Ancak bunu giderecek herbir yol ile de sünnet asıl itibariyle gerçekleştirilmiş olur. Yine Nevevi şunları söylemektedir: Erkek için evla olan traş olmak, kadın için de daha uygunu yolmaktır. Ancak bu görüş, kadının acı çekmesi sebebiyle kocasının da yerin gevşekliği sebebiyle zarar goreceği belirtilerek, açıklanması zor bir görüş olarak kabul edilmiştir. Çünkü yolmak, doktorların ittifakıyla yolunan yerin gevşemesine sebep olur. Ama İbnu'l-Arabi şunları söylemektedir: Eğer kadın için daha uygunu mutlak olarak -zırnık gibi- izale edici ilaçlar kullanmaktır, deniimiş olsaydı, bu da doğrudan uzak bir görüş olmazdı. "Koltuk altlarını yolmak." Müstehap olan sağ koltuk altından başlamaktır. Traş olmak yoluyla da özellikle yolmaktan rahatsız olan kimseler için, sünnetin esası eda edilmiş olur. "Tırnakları kesmek." Bundan maksat, tırnağın parmak ucundan itibaren uzayan kısmını kesmektir. Çünkü altında kir toplanır ve bu tiksinti verir. Hatta bu bazen taharet esnasında yıkanması kap eden yere suyun ulaşmasını önleyecek sınıra kadar dahi ulaşabilir. Perşembe günü tırnak kesmenin müstehap oluşuna dair herhangi bir hadis sabit olmuş değildir. Nevevi der ki: Kabule değer görülen görüş, bütün bu hususların yapılacağı süreyi ihtiyacın belirlediği şeklindedir. elMühezzeb Şerhi'nde ise (yine Nevevi) şunları söylemektedir: Bunun duruma ve şahıslara göre değişmesi söz konusudur. Gerek bunda, gerekse sözü edilen diğer bütün hususlarda belirleyici esas, bunlara duyulacak ihtiyaçtır. Derim ki: Ama bu, bu işleri Cuma gününe rast getirmeye çalışmaya da engel değildir. Çünkü Cuma günü temizlenmekte işi ileriye götürmek, meşru olan bir şeydir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Sualat: Sorular"da yer alan hususlardan birisi de şudur: Ben ona (Ahmed'e) sordum: Kestiği saçını ve tırnaklarını toprağın altına mı gömer yoksa onu rastgele mi atar? O, kestiklerini gömer, dedi. Ben: Bu hususta sana bir rivayet ulaştı mı, diye sordum. O: İbn Ömer bunları toprağın altına gömerdi, dedi. Ayrıca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de kesilen saçların ve tırnakların gömülmesini emir buyurduğu ve: "Ademoğullarının büyücüleri onu alıp oyuncak edinmesin" dediği de rivayet edilmiştir. Derim ki: Bu hadisi Beyhaki, Vail b. Hucr'dan buna yakın olarak rivayet etmiştir. Bizim mezhebimize mensup ilim adamları, bunlar insan vücudunun birtakım cüzleri olduklarından dolayı gömülmelerini müstehap kabul etmişlerdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Bıyıkları kesmek." Nevevi der ki: Bıyıkların kesilmesinde uygun görülen, bıyığın kenarı görülünceye kadar kesilmesidir. Fakat kökünden onu büsbütün kesmemesidir. Hadisteki "kesiniz" rivayeti, dudaklardan sonra uzayan kısmı izale ediniz, anlamındadır. İbn Dakiku'l-'Id der ki: Ben bunu mezhebin bir görüşü olarak mı yoksa kendisinin İmam Malik'in mezhebindeki görüşlerden tercih ettiği bir görüş olarak mı naklettiğini bilemiyorum. Derim ki: Nevevi el-Mühezzeb Şerhi'nde açıkça: Bizim mezhebimiz budur, demektedir. Tahavı şöyle demektedir: Ben bu hususta Şafil'den açıkça nakledilen bir ifade görmedim. Ama bizim kendileri ile görüştüğümüz el-Müzeni ve er-Rebi gibi arkadaşları bıyıklarını iyice keserlerdi. Bunu da ondan başkasından almadıklarını zannediyorum. Ebu Hanife ve arkadaşları ise şöyle derlerdi: Bıyıkları kesmek kısaItmaktan daha faziletlidir. İbnu'l-Kasım da Malik'ten şöyle dediğini nakletmektedir: Banagöre bıyığı diptenkesmek bir müsledir. Hadisteki maksat ise dudakların kenarı görülünceye kadar bıyıkları ileri derecede kısaltmaktan ibarettir. Eşheb de şöyle demektedir: Ben Malikle bıyığını dipten kesen kimsenin durumunun ne olacağını sordum. O: Görüşüme göre canı yanacak kadar dövülür, dedi. Bıyığını traş eden kimseye de: Bu daha sonra insanlar arasında ortaya çıkan bir bid'attir, demiştir. --Tahavi'den iktibas burada sona ermektedir-- Kimi ilim adamları bu hususta muhayyerliği benimsemiştir. Derim ki: Bu kişi Taberi'dir. O Malik'in ve KOfelilerin görüşlerini nakledip, dilcilerden de "(hadiste geçen) el-ihfa"nın kökten kesmek• anlamına geldiğini aktardıktan sonra şunları söylemektedir: Sünnet her iki hususa da delildir ve arada bir tearuz (çatışma) yoktur. Çünkü kesmek (kass) bir kısmını almayı, ihfa ise tamamını almayı ifade eder. Her ikisi de sabit olduğuna göre, kişi dilediğini yapmakta muhayyerdir

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ الزُّهْرِيُّ حَدَّثَنَا عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رِوَايَةً ‏ "‏ الْفِطْرَةُ خَمْسٌ ـ أَوْ خَمْسٌ مِنَ الْفِطْرَةِ ـ الْخِتَانُ، وَالاِسْتِحْدَادُ، وَنَتْفُ الإِبْطِ، وَتَقْلِيمُ الأَظْفَارِ، وَقَصُّ الشَّارِبِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 61, Hadis no. 5889
BÂB (62)

باب: تَقْلِيمِ الْأَظْفَارِ

Sahih-i Buhari 5890Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Etek traşı yapmak, tırnakları kesmek ve bıyığı kesmek fıtrattandır" buyurmuştur

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ حَنْظَلَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مِنَ الْفِطْرَةِ حَلْقُ الْعَانَةِ، وَتَقْلِيمُ الأَظْفَارِ، وَقَصُّ الشَّارِبِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 62, Hadis no. 5890
Sahih-i Buhari 5891Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre'den rivayete göre o şöyle demiştir: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Fıtrat beştir: Sünnet olmak, etek traşı yapmak, bıyığı kesmek, tırnakları kesmek ve koltuk altlarını yolmak

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الْفِطْرَةُ خَمْسٌ الْخِتَانُ، وَالاِسْتِحْدَادُ، وَقَصُّ الشَّارِبِ، وَتَقْلِيمُ الأَظْفَارِ، وَنَتْفُ الآبَاطِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 62, Hadis no. 5891
Sahih-i Buhari 5892Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Ömer'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Müşriklere muhalefet ediniz. Sakalları uzatınız, bıyıkları kesiniz." İbn Ömer hac ya da umre yaptığı takdirde sakalını avucunun içerisine alır, artanı keserdi, Bu Hadis 5893 numara ile de var. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sakalları bırakınız (ibaresindeki: "Bırakınız" anlamı verilen: VeffirO)" lafzı "tevflr" kökünden gelmektedir. Bu da, bırakmak demektir ki, onları gür ve bol olarak bırakınız anlamına gelir. "İbn Ömer hac ya da umre yaptığı vakit sakalını avucunun içerisine alır ve artanı keserdi." Taberi dedi ki: Bazıları hadisin zahirini benimseyerek sakalın eninden ve boyundan bir şeyler almayı mekruh görmüşlerdir. Bazıları da avuç ile yakalandıktan sonra arta kalan kısım kesilir, demiştir. Daha sonra kendisenediyle İbn Ömer'in bunu yaptığını belirten rivayeti kaydetmekte, arkasından et-Taberi sakaldan kesilen miktarın bir sınırının olup olmadığı hususundaki görüş ayrılıklarını nakletmektedir. Bir topluluktan senedini kaydederek sadece avuçtan arta kalanın kesileceğini nakletmiştir. el-Hasen el-Basri'den de aşırı gitmeyecek şekilde boyundan ve eninden kısalttığını, Ata'dan da buna yakın bir uygulamayı rivayet etmektedir. Taberi bu hususta der ki: Bunlar buradaki yasağı Arap olmayanların yaptıkları sakalı kesip oldukça inceitmenin yasak oluşuna yorumlamışlardır. Devamla der ki: Başkaları ise hac ya da umre dışında sakala ilişmeyi mekruh görmüşlerdir. Bunu bir topluluktan senedi ile birlikte de kaydetmektedir. Kendisi Ata'nın görüşünü seçmiş ve Amr b. Şuayb'in babasından, onun dedesinden diye rivayet ettiği hadisi buna delil göstermiştir. Buna göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sakalını eninden ve boyundan kısaltırd!." Bunu aynı zamanda Tirmizi de rivayet etmiş, Buhari'den de Ömer b. Harun'un naklettiği rivayet hakkında: Ben onun bundan başka münker bir hadisini bilmiyorum, demiştir. Ömer b. Harun'un, mutlak olarak zayıf olduğunu bir grup ilim adamı söylemiştir. Iyad da şöyle demektedir: Sakalı traş etmek, kesmek ve onu (sağdan soldan) kırpmak mekruhtur. Büyümesi halinde boyundan, eninden kısaltmak ise güzeldir. Hatta sakalı dikkat çekecek şekilde kısaltmak mekruh olduğu gibi, dikkat çekecek kadar büyütmek de mekruhtur. Kadı böyle demiştir. Ancak Nevevi, bunun sakalın koyverilmesini emreden haberin zahirinin hilafına olduğunu belirterek itiraz etmiş ve şöyle demiştir: Uygun görülen görüş, sakalı kendi haline bırakmak ve onu kısaltmak ya da başka bir yolla ilişmemektir

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ خَالِفُوا الْمُشْرِكِينَ، وَفِّرُوا اللِّحَى، وَأَحْفُوا الشَّوَارِبَ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ إِذَا حَجَّ أَوِ اعْتَمَرَ قَبَضَ عَلَى لِحْيَتِهِ، فَمَا فَضَلَ أَخَذَهُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 62, Hadis no. 5892
BÂB (63)

باب: إِعْفَاءِ اللِّحَى

Sahih-i Buhari 5893Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bıyıkları iyice kesiniz, sakalları da koyveriniz buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sakalların koyverilmesi." İbn Dakik el-'Id dedi ki: İ'fa lafzı sebebin müsebbeb (sonuç) yerine konulması kabilinden çoğaltmak, çok bırakmak şeklindedir. Çünkü i'fa'nın gerçek anlamı terk edip bırakmaktır. Sakala ilişmeyi terk etmek, onun çoğalıp bollaşmasını gerektirir

حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ انْهَكُوا الشَّوَارِبَ، وَأَعْفُوا اللِّحَى ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 63, Hadis no. 5893
BÂB (64)

باب: مَا يُذْكَرُ فِي الشَّيْبِ

Sahih-i Buhari 5894Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Muhammed b. Sirin'den, dedi ki: "Ben Enes'e: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçlarını kınaladımı, diye sordum. o: Çok az bir şey dışında onun saçı sakalı ağarmamıştı ki, dedi

حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، قَالَ سَأَلْتُ أَنَسًا أَخَضَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَمْ يَبْلُغِ الشَّيْبَ إِلاَّ قَلِيلاً‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 64, Hadis no. 5894
Sahih-i Buhari 5895Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Sabit'ten, dedi ki: "Enes'e Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçını, sakalını kına (ve benzeri şeyler ile) boyamasına dair soru soruldu da, o: Saçlarını kına (ve benzeri şeylerle) boyayacak kadar saçları ağarmamıştı. Sakalında ağaran saç tanelerini saymak isteseydim (sayabilirdim)" dedi

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ ثَابِتٍ، قَالَ سُئِلَ أَنَسٌ عَنْ خِضَابِ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّهُ لَمْ يَبْلُغْ مَا يَخْضِبُ، لَوْ شِئْتُ أَنْ أَعُدَّ شَمَطَاتِهِ فِي لِحْيَتِهِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 64, Hadis no. 5895
Sahih-i Buhari 5896Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İsrail'den, o Osman b. Abdullah b. Mevheb'den, dedi ki: "Ailem beni Ümmü Seleme'ye içinde su bulunan büyükçe bir kase ile. gönderdi. -Bu arada İsrail üç parmağını yumdu.- O kasenin içinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçlarından birkaç saç teli vardı. Bir kimseye bir nazar ya da herhaı.:ıgi bir şey değdiği takdirde Ümmü Seleme'ye kendi kabını gönderirdi. İşte ailem beni gönderdiğinde ben (Ümmü Selemelnin yanında) o küçük kabı gördüm, içinde birtakım kırmızı saçlar olduğunu da gördüm." Bu Hadis 5897 ve 5898 numara ile de var

حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَوْهَبٍ، قَالَ أَرْسَلَنِي أَهْلِي إِلَى أُمِّ سَلَمَةَ بِقَدَحٍ مِنْ مَاءٍ ـ وَقَبَضَ إِسْرَائِيلُ ثَلاَثَ أَصَابِعَ ـ مِنْ فِضَّةٍ فِيهِ شَعَرٌ مِنْ شَعَرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ إِذَا أَصَابَ الإِنْسَانَ عَيْنٌ أَوْ شَىْءٌ بَعَثَ إِلَيْهَا مِخْضَبَهُ، فَاطَّلَعْتُ فِي الْجُلْجُلِ فَرَأَيْتُ شَعَرَاتٍ حُمْرًا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 64, Hadis no. 5896
Sahih-i Buhari 5897Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Osman b. Abdullah b. Mevheb'den, dedi ki: "Ümmü Selemelninyanına girdim, o da bize Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçından kına (ve benzeri şeylerle) boyanmış birkaç saç telini çıkarıp gösterdL

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا سَلاَّمٌ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَوْهَبٍ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى أُمِّ سَلَمَةَ فَأَخْرَجَتْ إِلَيْنَا شَعَرًا مِنْ شَعَرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَخْضُوبًا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 64, Hadis no. 5897
Sahih-i Buhari 5898Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

ibn Mevheb'den rivayete göre "Ümmü Seleme kendisine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kırmızı renkte saçını göstermiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ağaran saç hakkında", kına yakılır mı, yakılmaz mı hususunda "zikrolunanlar." "Ben Enes'e: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kına (ve bu gibi şeyler ile) saçlarını boyadı mı diye sordum." Aynı şekilde bu rivayette "onun saçı ancak çok az ağarmıştı" ibaresini ikinci rivayette yer alan "saçlarını kına (ve benzeri şeylerle) boyayacak kadar ağarmamıştı" sözü açıklamaktadır. Şöyle ki, adeten az miktardaki beyaz saçlar sakaldan görünecek olursa çoğalmadıkça hemen onları kına (ve benzeri şeylerle) boyama cihetine gidilmez. Bu hususta azlık ve çokluk örfe göre değişir. Başlıktaki ikinci rivayette yer alan "sakalındaki ağarmış telleri saymak isteseydim." Fadeleri, ağarmış saçlar (anlamındaki şemtat) aklığın görüldüğü saçlar demektir. Sanki beyaz bir saç yakınındaki siyah saç teli. ile çizgili bir elbiseyi andım gibi olur. "el-Eşmat" tabiri ise siyah ve beyaz karışımı olana denilir. "isteseydim" sözünde yer alan (şart edatı olan) "lev"in cevabı hazfedilmiştir. Onları sayabilirdim, takdirindedir. işte bu ifade, ağarmış saç tellerinin azlığını anlatmak için kullanılmıştır. "Ona kabını (leğen vesairesini) gönderirdi." Buradaki kap (mihdab) kaplardan bir kaptır. Buna dair açıklama daha önce Taharet bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Maksat şudur: Hastalanan herhangi bir kimse Ümmü Seleme'ye bir kap gönderirdi. O da yanında bulunan o saç tellerini o kaba koyar, telleri o kapta yıkar, kabı sahiplerine geri gönderirdi. Kabın sahibi de bununla şifa bulmak ümidiyle o suyu içer ya da onunla yıkanır, o saç tellerinin bereketinden yararlanırdı. "Kına (ve benzeri şeylerle) boyanmış." el-İsmail1 der ki: Bu hadiste kına yakanın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisi olduğu açıklanmış değildir. Aksine ona sarı rengin de karışmış olduğu hoş kokunun karışması neticesi Nebiden sonra kırmızılaşmış ve böylelikle bu sarı rengin onda daha belirgin bir hal almış olma ihtimali vardır. el-İsmail1 dedi ki: Eğer böyleyse mesele yok, aksi takdirde Enes'in rivayet ettiği: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kına ile boyamadı" hadisi daha sahihtir. Evet el-İsmail1 böyle demiştir. Onun bir ihtimalolarak kabul ettiği açıklamanın anlamı Enes'e kadar mevsul bir rivayet olarak "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nitelikleri" başlığında daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Orada ise Nebi o saç tellerinin hoş kokulardan kırmızıya çalan bir renk aldığını açıkça ifade etmiş bulunmaktadır. Derim ki: Bedenden ayrılan saçların siyah rengi, aradan uzun bir zaman geçtiği takdirde çoğunlukla kırmızıya dönüşür. Meyledip tercihe değer kabul ettiği görüş ise, Taberi'nin bu hususta topladıklarına muhaliftir. Kısacası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in -Ümmü Seleme'nin hadisinin zahiri ile az önce geçmiş bulunan İbn Ömer'in hadisinde belirtildiği üzere- saçlarını kına ve bu gibi şeylerle boyadığını söyleyenler ,-ki bu rivayetler sarıya boyadığını belirtmektedirler- kendilerinin müşahede ettikleri hali nakletmiş bulunmaktadır. Bazı zamanlarda da o böyle idi. Enes gibi böyle bir şeyin olmadığını söyleyenlerin sözleri de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in çoğunlukla ve daha çok görülen hali hakkında yorumlanır. Müslim, Ahmed, Tirmizi ve Nesai, Cabir b. Semura'dan şöyle dediğini rivayet etmektedirler: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in başında ve sakalında ancak ağarmış birkaç tane saç vardı. Saçlarını yağladığı takdirde o yağ onları gizlerdi." O halde onun saçlarını boyadığını kabul edenler, önce saçlarıarasındaki beyaz kılları görmüşler, sonra süründüğü yağ o beyaz kılları gizleyince, saçlarını boyadığını zannetmişlerdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

وَقَالَ لَنَا أَبُو نُعَيْمٍ حَدَّثَنَا نُصَيْرُ بْنُ أَبِي الأَشْعَثِ، عَنِ ابْنِ مَوْهَبٍ، أَنَّ أُمَّ سَلَمَةَ، أَرَتْهُ شَعَرَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَحْمَرَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 64, Hadis no. 5898
BÂB (65)

باب: الْخِضَابِ

Sahih-i Buhari 5899Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Şüphesiz Yahudilerle Hristiyanlar saçlarını boyamazlar. Siz onlara muhalefet ediniz" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kına (ve benzeri şeyler) ile saçları boyamak." Yani baş ve sakaıda ağarmış saçların renklerini değiştirmek. "Şüphesiz Yahudiler ve Hristiyanlar (saçlarını) bayamazlar, onlara muhalefet ediniz." Bu rivayet bu şekilde mutlak olarak zikredilmiştir. İmam Ahmed de• hasen bir sened ile Ebu Ümame'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçları ağarmış, ensardan yaşlı birtakım kimselerin yanına çıkıp geldi ve: Ey ensar! Saçlarınızı kırmızıya ve sarıya boyayınız ve kitap ehline muhalefet ediniz" buyurdu. Taberani de buna yakın Eneslin rivayet ettiği bir hadisi el-Evsat'ta, Utbe b. Abd'den el-Kebir'de şu şekilde rivayet etmektedir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Acemlere (Arap olmayanlara) muhalefet olmak üzere (ağaran) saçın rengini değiştirmeyi emrederdi." Saçı siyaha boyamayı caiz kabul edenler bu hadisi delil almışlardır. Daha önce Enbiya ile ilgili hadisler bölümünde, "İsrailoğuııarının zikredildiği rivayetler" başlığında siyaha boyamanın istisna edildiği meselesi de geçmiş bulunmaktadır. Buna sebep ise Cabir ve İbn Abbas'ın rivayet ettikleri hadislerdir. İlim adamlarından cihadda buna ruhsat veren kimseler vardır. Bunun mutlak olarak bir ruhsat olduğunu söyleyenler de vardır, Ama evla görülen, bunun mekruh olduğudur. Nevevı de bunun tah rime n mekruh olduğu kanaatine meyletmiştir. Aralarında Sa'd b. Ebu Vakkas, Ukbe b. Amir, el-Hasen, el-Hüseyin, Cerir gibi kimselerin ve daha başkalarının bulunduğu seleften bir kesim,• bu hususta ruhsat vermiş, İbn Ebi Asım da "Kitabu'l-Hidab" adlı eserinde bu görüşü tercih etmiştir. Kimi ilim adamları da bu hususta erkek ile kadın arasında fark gözeterek erkeğe değil de, kadına bunun caiz olduğunu söylemişlerdir. el-Halimi de bunu tercih etmiştir. Ellerin ve ayakların kınalanmasına gelince, erkekler için tedavi olması hali dışında caiz değildir. Saçları kına (ve benzeri şeyler) ile boyayıp boyamamak hususunda ihtilaf edilmiştir. Ebu Bekir, Ömer ve başkaları -az önce geçtiği gibi- saçlarını kına (ve benzeri şeyler) ilEbuyamışlardır. Ali, Ubey b. Ka'b, Seleme b. el-Ekva', Enes ve bir topluluk ise kına kullanmamışlardır. Taberi bu farklı tutumları şöyle ce telif etmiştir: Saçlarını boyayan kimselere yakışan o idi. Ağarmış saçları oldukça dikkat çekecek kadar çok olan kimseler gibi. .. Boyamayı terk edenlere de yakışan o idi. Ağaran saçları dikkat çekecek kadar çok olmayan kimseler gibi. .. Ahmed'den saçları boyamanın vacip olduğunu söylediği nakledildiği gibi, yine ondan bir defa dahi olsa boyamak vaciptir görüşü de, ben kimsenin ağaran saçlarını boyamayı terk edip, kitap ehline benzemesini sevmiyorum dediği de nakledilmiştir. Siyaha boyamak hususunda ondan gelen görüş, Şafiilerden geldiği üzere iki ayrı rivayettir. Meşhur olan rivayet mekruh olduğudur, haram olduğu . da söylenmiştir. Bu yolla başkasını kandırma cihetine giden kimsenin saçlarını siyaha boyaması daha kesin bir dil ile men edilir

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَسُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى لاَ يَصْبُغُونَ فَخَالِفُوهُمْ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 65, Hadis no. 5899
BÂB (66)

باب: الْجَعْدِ

Sahih-i Buhari 5900Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çok uzun boylu da değildi, kısa da değildi. Rengi aşırı beyaz da değildi, 'esmer de değildi: Saçlari kıvırcık ve kısa olmadığı gibi, düz ve uzun da değildi. Allah onu kırkıncı yaşının başında Nebi olarak gönderdi. Mekke'de on yıl kaldı. Medine'de de on yıl kaldı. Allah onun ruhunu altmışlı yaşının başlarında kabzettiğinde saçında ve sakalında yirmi tane beyaz kıl yoktu

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْسَ بِالطَّوِيلِ الْبَائِنِ، وَلاَ بِالْقَصِيرِ، وَلَيْسَ بِالأَبْيَضِ الأَمْهَقِ، وَلَيْسَ بِالآدَمِ، وَلَيْسَ بِالْجَعْدِ الْقَطَطِ، وَلاَ بِالسَّبْطِ، بَعَثَهُ اللَّهُ عَلَى رَأْسِ أَرْبَعِينَ سَنَةً، فَأَقَامَ بِمَكَّةَ عَشْرَ سِنِينَ، وَبِالْمَدِينَةِ عَشْرَ سِنِينَ، وَتَوَفَّاهُ اللَّهُ عَلَى رَأْسِ سِتِّينَ سَنَةً، وَلَيْسَ فِي رَأْسِهِ وَلِحْيَتِهِ عِشْرُونَ شَعَرَةً بَيْضَاءَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 66, Hadis no. 5900
Sahih-i Buhari 5901Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Bera şöyle demiştir: "Ben kırmızı bir hulle (bir takım elbise) giyinmiş olduğu halde Nebiden daha güzel görünen kimseyi görmedim." (Buhari) dedi ki: Arkadaşlarımın bazısının (hocamın) Malik'ten naklettiğine göre, Nebiin başındaki saçları omuzlarına yakın, onlara değecek kadar uzuyordu. Ebu İshak da: Ben onu (el-Bera'yı) birden çok defa bunu tahdis ederken dinlemişimdir. Bu hadisi tahdis ettiği her seferinde mutlaka gülerdi. Şu'be "Nebiin saçları kulak memelerine kadar ulaşırdı" diyerek ona (Ebu İshak'a) mutabaat etmiştir

حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، سَمِعْتُ الْبَرَاءَ، يَقُولُ مَا رَأَيْتُ أَحَدًا أَحْسَنَ فِي حُلَّةٍ حَمْرَاءَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَ بَعْضُ أَصْحَابِي عَنْ مَالِكٍ إِنَّ جُمَّتَهُ لَتَضْرِبُ قَرِيبًا مِنْ مَنْكِبَيْهِ‏.‏ قَالَ أَبُو إِسْحَاقَ سَمِعْتُهُ يُحَدِّثُهُ غَيْرَ مَرَّةٍ، مَا حَدَّثَ بِهِ قَطُّ إِلاَّ ضَحِكَ‏.‏ تَابَعَهُ شُعْبَةُ شَعَرُهُ يَبْلُغُ شَحْمَةَ أُذُنَيْهِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 66, Hadis no. 5901
Sahih-i Buhari 5902Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu gece rüyamda kendimi Ka'be'nin yanında gördüm. Senin esmer erkekler arasında görebileceğin en güzeli gibi esmer bir adam gördüm. Bu adamın, saçlarını taramış ve saçı bol adamlardan görebildiklerinin en güzelinden bol saçı vardı. Yeni taramış olduğu saçlarından henüz su damlıyordu. İki adama yahut iki adamın omuzlarına dayanarak Ka'be'yi tavaf ediyordu. Ben: Bu kim, diye sordum. BuMeryem oğlu el-Mesih'tir, denildi. Birde saçı oldukça kıvırcık, sağ gözü patlak bir üzüm tanesi gibi fırlamış, kör olan birisini de gördüm. Bu kim, diye sordum. Bana: Mesih Deccal'dir, diye cevap verildi

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أُرَانِي اللَّيْلَةَ عِنْدَ الْكَعْبَةِ، فَرَأَيْتُ رَجُلاً آدَمَ كَأَحْسَنِ مَا أَنْتَ رَاءٍ مِنْ أُدْمِ الرِّجَالِ، لَهُ لِمَّةٌ كَأَحْسَنِ مَا أَنْتَ رَاءٍ مِنَ اللِّمَمِ، قَدْ رَجَّلَهَا، فَهْىَ تَقْطُرُ مَاءً مُتَّكِئًا عَلَى رَجُلَيْنِ، أَوْ عَلَى عَوَاتِقِ رَجُلَيْنِ، يَطُوفُ بِالْبَيْتِ فَسَأَلْتُ مَنْ هَذَا فَقِيلَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ‏.‏ وَإِذَا أَنَا بِرَجُلٍ جَعْدٍ، قَطَطٍ، أَعْوَرِ الْعَيْنِ الْيُمْنَى كَأَنَّهَا عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ، فَسَأَلْتُ مَنْ هَذَا فَقِيلَ الْمَسِيحُ الدَّجَّالُ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 66, Hadis no. 5902
Sahih-i Buhari 5903Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes'ten rivayetegöre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçları omuzlarına kadar varırdı. " Bu Hadis 5906 numara ile de var

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا حَبَّانُ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَضْرِبُ شَعَرُهُ مَنْكِبَيْهِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 66, Hadis no. 5903
Sahih-i Buhari 5904Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes'ten rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçları omuzlarına kadar varırdı

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، كَانَ يَضْرِبُ شَعَرُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَنْكِبَيْهِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 66, Hadis no. 5904
Sahih-i Buhari 5905Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Katade'den, dedi ki: "Enes b. Malik r.a.'a Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçları hakkında sordum da bana şöyle dedi: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçları düz ve uzun da değildi, kıvırcık ve kısa da değildi. Saçları kulaklarıyla omuzları arasında idi." Bu Hadis 5906 numara ile de var

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَأَلْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنْ شَعَرِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ كَانَ شَعَرُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَجِلاً، لَيْسَ بِالسَّبِطِ، وَلاَ الْجَعْدِ، بَيْنَ أُذُنَيْهِ وَعَاتِقِهِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 66, Hadis no. 5905
Sahih-i Buhari 5906Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes'ten, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elleri irice idi. Ondan sonra onun gibisini görmedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçları düz de değil, boğum boğum aşırı kıvırcık da değildi, ikisi arasında idi

حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ضَخْمَ الْيَدَيْنِ، لَمْ أَرَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَكَانَ شَعَرُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم رَجِلاً، لاَ جَعْدَ، وَلاَ سَبِطَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 66, Hadis no. 5906
Sahih-i Buhari 5907Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elleri ve ayakları irice, yüzü güzeldi. Ne ondan önce, ne ondan sonra onun gibisini görmedim. O iki avucu da açık (cömert) birisi idi. " Bu Hadis 5908, 5910 ve 5911 numara ile de var

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ضَخْمَ الْيَدَيْنِ وَالْقَدَمَيْنِ حَسَنَ الْوَجْهِ، لَمْ أَرَ بَعْدَهُ وَلاَ قَبْلَهُ مِثْلَهُ، وَكَانَ بَسِطَ الْكَفَّيْنِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 66, Hadis no. 5907
Sahih-i Buhari 5908Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes b. Malik'ten -yahut bir adamdan, o Ebu Hureyre'den dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ayakları irice, yüzü güzeldi. Ondan sonra onun gibisini görmedim

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هَانِئٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ،‏.‏ أَوْ عَنْ رَجُلٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ضَخْمَ الْقَدَمَيْنِ، حَسَنَ الْوَجْهِ، لَمْ أَرَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 66, Hadis no. 5908
Sahih-i Buhari 5909Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes b. Malik'ten -yahut bir adamdan, o Ebu Hureyre'den dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ayakları irice, yüzü güzeldi. Ondan sonra onun gibisini görmedim

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هَانِئٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ،‏.‏ أَوْ عَنْ رَجُلٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ضَخْمَ الْقَدَمَيْنِ، حَسَنَ الْوَجْهِ، لَمْ أَرَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 66, Hadis no. 5909
Sahih-i Buhari 5910Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes r.a.'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ayakları ve elleri irice idi

وَقَالَ هِشَامٌ عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم شَثْنَ الْقَدَمَيْنِ وَالْكَفَّيْنِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 66, Hadis no. 5910
Sahih-i Buhari 5911Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes'ten -yahut Cabir b. Abdullah'tan- rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elleri ve ayakları irice iöi. Ondan sonra ona benzeyenini görmedim

وَقَالَ أَبُو هِلاَلٍ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ،‏.‏ أَوْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ضَخْمَ الْكَفَّيْنِ وَالْقَدَمَيْنِ، لَمْ أَرَ بَعْدَهُ شَبَهًا لَهُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 66, Hadis no. 5911
Sahih-i Buhari 5912Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes'ten -yahut Cabir b. Abdullah'tan- rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elleri ve ayakları irice iöi. Ondan sonra ona benzeyenini görmedim

وَقَالَ أَبُو هِلاَلٍ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ،‏.‏ أَوْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ضَخْمَ الْكَفَّيْنِ وَالْقَدَمَيْنِ، لَمْ أَرَ بَعْدَهُ شَبَهًا لَهُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 66, Hadis no. 5912
Sahih-i Buhari 5913Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Mücahid'den, dedi ki: "Biz İbn Abbas r.a.lın yanında idik. Deccallden söz açtılar. Bunun üzerine İbn Abbas dedi ki: Şüphesiz onun gözleri arasında kafir diye yazar." Yine İbn Abbas dedi ki: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den bizzat böyle dediğini duymadım. Ama o şöyle buyurmuştur: "İbrahim'e gelince, (onun gibisini görmek için) arkadaşımza bakınız. Musa ise esmer, saçları kıvırcık, yu ları liften . kızıl bir devenin üzerinde olup, telbiye ederek vadiden aşağı inerkenki halini görüyor gibiyim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Saçın kıvırcık olması." Kıvırcık oluş saçın bir niteliğidir. Bu başlıkta Buhari yedi hadis zikretmiş bulunmaktadır: Birinci hadis, Enes r.a.lın rivayet ettiği Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in niteliğine dair olan hadis olup, daha önce bu hadisin açıklamaları Menakib bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Burada bu hadisin zikredilmesinden maksat: "Saçları kıvırcık ve kısa değildi, düz ve uzun da değildi." ibaresi ile anlatılanlardır. Yani onun saçları kıvırcık ile düz arasında idi. Kıvırcık saç, Sudanlıların (siyahilerin) saçları gibi kıvrım kıvrım olan saça denilir. Düz saç ise dümdüz sarkıp Hintlilerin saçları gibi hiçbir şekilde kıvrımı olmayan saçtır. el-Katat ise kıvırcıklığı, saçları birbirinden ayıracak derecede olana denilir. "Başının saçı. .. " Yani başının saçı sarktığı vakit omuzlarına yakın olurdu. Cerir b. Hazimlin rivayetindeki "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçları hafif dalgalı idi" ibaresi, az miktarda dalgaları vardı, demektir. Bir kişi saçınıtarayıp da düz ile dalgalı arasında bir halde olduğu vakit bu kökten gelen tabir kullanılır. "Hişam" b. Yusuf "Malmerlden dedi ki: O Katadeiden, o Enes'ten: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin el ve ayakları iriceydi" dediği rivayet edilmiştir. Buradaki "irice" anlamı verilen "şesn" lafzı parmakları ve avucu kalınca, irice demektir. İbn Batta! dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in avucu dolgu n etli idi. Bununla birlikte iriliklerine rağmen daha önce Enes hadisinde geçtiği üzere yumuşaktı. Söz konusu bu Enes hadisi de daha önce Menakib bölümünde şöylece geçmişti: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin elinden daha yumuşak bir ipeğe dokunmuş değilim." (İbn Battal devamla) dedi ki: el-Esmaı'nin bu lafzı sertlik ile birlikte elin ayasının iri olması şeklindeki açıklamasına gelince, bunun bu açıklamasındaki "sertlik" tabirine kimse muvafakat etmemiştir. el-Halil ve Ebu Ubeyd'in bu lafza dair açıklamaları daha uygundur. Bu açıklamayı diğer rivayetteki: "Elleri ve ayakları iriceydi" şeklindeki sözleri desteklemektedir . . İbn Battal dedi ki: el-Esmai'nin "şesn" lafzına dair yaptığı açıklamayı kabul. etsek bile Enes'in, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elinin iki halini nitelendirmiş olmasıihtimali de vardır. Buna göre cihad yahutta aile halkının işlerinde çalıştığı vakit, eli, sözü geçen bu arızi haller dolayısıyla sertleşirdi. Bu işleri bitirdi mi de onun yapısında asılolarak bulunan yumuşaklık avucunda, elinde de görüıürdü. Hadisin delalet ettiği şekilde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçının omuzlarına yakın olması, onun çoğunluk halini ifade eder. Bazen saçı toplanacak kadar ve ondan örükler yapacak kadar uzadığı da olurdu. Nitekim Ebu Davud ve Tirmizi hasen bir sened ile Ümmü Hani'den şu hadisi rivayet etmektedir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'ye geldiğinde dört tane örüğü vard!." İbn Mace'nin rivayetinde de "onun dört ğadiresi, yani örüğü vardı" denilmektedir . . Gadair (tekili ğaclire), örük haline getirilmiş saç demektir. Bil haberin özü şudur: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçı ondan örük örecek kadar uzamış idi. Bu, onun saçı ile ilgilenmesi süresinin uzaması haline hamledilir ki, bu da yolculuk ve benzeri şeylerle meşgulolma halidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 11.CİLT BİTTİ, KİTABU’L-LİBAS 12. CİLT İLE BİR SONRAKİ SAYFADA DEVAM EDİYOR

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ فَذَكَرُوا الدَّجَّالَ فَقَالَ إِنَّهُ مَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ كَافِرٌ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لَمْ أَسْمَعْهُ قَالَ ذَاكَ وَلَكِنَّهُ قَالَ ‏ "‏ أَمَّا إِبْرَاهِيمُ فَانْظُرُوا إِلَى صَاحِبِكُمْ، وَأَمَّا مُوسَى فَرَجُلٌ آدَمُ جَعْدٌ، عَلَى جَمَلٍ أَحْمَرَ مَخْطُومٍ بِخُلْبَةٍ، كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهِ إِذِ انْحَدَرَ فِي الْوَادِي يُلَبِّي ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 66, Hadis no. 5913
BÂB (67)

باب: التَّلْبِيدِ

Sahih-i Buhari 5914Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Salim İbn Abdullah'tan rivayete göre "Abdullah İbn Ömer şöyle demiştir: Ben Ömer r.a.'l şöyle derken dinledim: Saçlarını örük yapan bir kimse saçlarını traş etsin. Saçlarınızı yapıştırıp keçeleştirir gibi yapmayınız. İbn Ömer de: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i saçlarını yapıştırmış olduğu halde gördüm derdi

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ مَنْ ضَفَّرَ فَلْيَحْلِقْ، وَلاَ تَشَبَّهُوا بِالتَّلْبِيدِ‏.‏ وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَقُولُ لَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُلَبِّدًا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 67, Hadis no. 5914
Sahih-i Buhari 5915Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i başındaki saçları toplayıp yapıştırmış olarak yüksek sesle telbiye getirip: "Lebbeyk, Allahumme lebbeyk, la şerike leke lebbeyk, inne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'lmülk la şerike lek: Buyur Allah'ım buyur, Senin hiçbir ortağın yoktur. Şüphesiz, hamd de, nimet de, mülk de Senindir, Senin hiçbir ortağın yoktur, derken işitmişimdir. Bu kelimelere ayrıca hiçbir şey eklemiyordu

حَدَّثَنِي حِبَّانُ بْنُ مُوسَى، وَأَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُهِلُّ مُلَبِّدًا يَقُولُ ‏ "‏ لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ، لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ، إِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ ‏"‏‏.‏ لاَ يَزِيدُ عَلَى هَؤُلاَءِ الْكَلِمَاتِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 67, Hadis no. 5915
Sahih-i Buhari 5916Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımı Hafsa r.anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ey Allah'ın Rasulü, insanlara ne oluyor, onlar bir umre yapıp ihramdan çıktılar. Ama sen umreni yaptıktan sonra ihramdan çıkmadın, dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ben saçımı toplayıp yapıştırdım. Hediyelik kurbanlıklarıma gerdanlıklar koydum. Artık ben kurbanımı kesinceye kadar ihramdan çıkamam, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Saçları toplayıp, yapıştırmak (Telbid)." Saçın birbirine yapışmasını sağlayacak şeyler ile bir araya getirilip toplanması demektir. Hatmi ve zamk gibi şeylerle bu yapıştırmaişi yapılır. Böylelikle saçın kirlenmesi ve ihramda iken bitlenmesi önlenmiş olur. Telbide (denilen saçları yapıştırmaya) dair açıklamalar ve bu işin hükmü Hac bölümünde (725.hadiste) geçmiş bulunmaktadır

حَدَّثَنِي إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ حَفْصَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا شَأْنُ النَّاسِ حَلُّوا بِعُمْرَةٍ، وَلَمْ تَحْلِلْ أَنْتَ مِنْ عُمْرَتِكَ قَالَ ‏ "‏ إِنِّي لَبَّدْتُ رَأْسِي، وَقَلَّدْتُ هَدْيِي، فَلاَ أَحِلُّ حَتَّى أَنْحَرَ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 67, Hadis no. 5916
BÂB (68)

باب: الْفَرْقِ

Sahih-i Buhari 5917Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hakkında kendisine emir verilmemiş hususlarda kitap ehline uygun iş yapmayı severdi. Kitap ehli de saçlarını salıveriyorlardı. Müşrikler ise başlarını(n saçlarını} ortadan ayırıyoriardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (önceleri) alın saçlarını salıverdi, daha sonra saçlarını ortadan ayırdı

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ مُوَافَقَةَ أَهْلِ الْكِتَابِ فِيمَا لَمْ يُؤْمَرْ فِيهِ، وَكَانَ أَهْلُ الْكِتَابِ يَسْدِلُونَ أَشْعَارَهُمْ، وَكَانَ الْمُشْرِكُونَ يَفْرُقُونَ رُءُوسَهُمْ، فَسَدَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم نَاصِيَتَهُ، ثُمَّ فَرَقَ بَعْدُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 68, Hadis no. 5917
Sahih-i Buhari 5918Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Ben hala Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihramlı olduğu halde, saçlarını ayırdığı yerlerdeki kokunun parıltısını görüyor gibiyim." (Ravilerden) Abdullah (İbn Reca): "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçlarını ayırdığı yerde" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Başın saçlarını ayırmak," yani başın saçlarını ortadan ikiye ayırmak. Bu da mefrak denilen yerde saçları ayırma anlamındadır. Mefrak, başın ortası demektir. Kelime olarak, saçın alın tarafından, başın ortasından ayrılma yerine denilir. "Müşrikler saçlarını ortadan ayırırlardı." Bundaki sır, putperestlerin kitap ehline iman etmekten en uzak olan kimseler olması ve kitap ehlinin genelolarak bir şeriate bağlı bulunmaları olabilir. Bu sebepten Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların kalplerini ısındırmak için onlara uygun hareket etmeyi -putperestlere aykırı hareket etme sonucuna götürse dahi- severdi. Onunla beraber bulunan ve çevresinde yer alan putperestler Müslüman olup, kitap ehli de küfürlerini sürdürüp gidince, artık kitap ehline muhalefet katıksız bir tutum haline geldi. "Daha sonra saçlarını ayırdı." Iyad. dedi ki: Saçları salmak, onları serbest bırakıp salıvermek demektir. Bunu anlatmak üzere kullanılan "sedele şa'rahu ve esdelehu" tabiri, saçını salıverip yan taraflarını birbirine bağlamaması halini anlatır. Aynı mı elbise için de bu anlamda kullanılır. Fark (ayırmak) ise, saçın bir kısmını diğerinden ayırıp alnı kapatmamasını sağlamaktır. Saçları ayırmak sünnettir. Çünkü nihai olarak yapılan bu olmuştur. Göründüğü kadarıyla bu husus vahiy ile gerçekleşmiş bulunmaktadır. Çünkü hadisi rivayet eden, hadisin baş tarafında: "Hakkında kendisine herhangi bir emir verilmemiş hususlarda kitap ehline muvafakat etmeyi severdi" demektedir. Bundan açıkça anlaşıldığına göre o saçlarını Allah'tan gelen bir emir üzere ortadan ayırdı. Öyle ki bazı ilim adamları bu hususta neshin meydana geldiğini, saçları salıvermenin ve alın üzerinde perçem yapmanın yasak olduğunu iddia dahi etmiştir. Aynışekilde bu görüş Ömer İbn Abdulaziz'den de rivayet edilmiş bulunmaktadır. Ancak Kurtubi, Iyad'a şöylece itiraz etmiştir: Zahir'olan, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu işi ancak onların kalplerini ısındırmak için yaptığıdır. Bunun onlara bir faydası olmayınca, onlara muhalefet etmeyi daha çok benimsedi. Onlara (bu gibi hususlarda) muhalefet etmesi ise onun için vacip değil, müstehap idi. Hadisi rivayet edenin: "Hakkında kendisine emir verilmemiş olan hususlarda" ifadesini kullanmış olması, ondan herhangi bir istekte bulunulmadığı hususlarda demektir. İstekte bulunmak (talep) ise hem vacip oluşu, hem de mendub oluşu kapsar. Bu hususta neshin söz konusu olduğu kanaatine gelince, rivayetlerin telif edilmesi mümkün olduğundan ötürü bir değer ifade etmez. Hatta masıahatın gözetilmesi dışında muhalefet ya da muvafakat etmenin şer'! bir hüküm olmaması ihtimali vardır. (Kurtubi devamla) dedi ki: Eğer saçları salıvermek neshedilmiş bir hüküm olsaydı, ashabın ya da onların çoğunluğunun bu şekilde uygulamaya dönmeleri gerekirdi. Onlardan nakledilen rivayetleregöre ise aralarından kimi saçlarını ayırır, kimi sarkıtırdı ve bundan dolayı kimse kimseyi ayıplamazdı. Ayrıca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kulaklarının yumuşaklarına kadar ulaşan saçları da vardı. Eğer bu saçları ayırabilirse ayırır, değilse olduğu halde bırakırdı. O halde sahih olan, saçları ortadan ayırmak vacip değil, müstehaptır. Malik'in ve cumhurun görüşü de budur. Nevevi de, saçları salıvermenin de, ortadan ayırmanın da caiz olduğunu belirtmiştir

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِ الطِّيبِ فِي مَفَارِقِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ مُحْرِمٌ‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فِي مَفْرِقِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 68, Hadis no. 5918
BÂB (69)

باب: الذَّوَائِبِ

Sahih-i Buhari 5919Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Bir gece teyzem Haris'in kızı Meymune'nin yanında kaldım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de o gece onun sırası olduğundan ötürü onun yanında idi. (İbn Abbas) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gece namazı kılmak üzere kalktı. Ben de onun sol tarafında, ayakt.a namaza durdum. (İbn Abbas) dedi ki: Saçımdan sarkan ka'küıümü yakalayıp beni sağ tarafında durdurdu. Ayrıca (ravi): "Saçımın ka'külünden yahut da başımdan" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ka'küller." Ka'kül (ez-Zuabe), başın saçının sarkan kısmına denilir. Buhari burada İbn Abbas'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasında gece namazı kılmasını anlatan hadisini kaydetmiştir. Bu hadise dair açıklamalar daha önce Namaz bölümünde (138.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Hadisin burada kaydedilmesinden maksat ise "saçımın katkülünü yakaladı" ibaresidir. Çünkü bu ibareden Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zülüf (perçem) edinmeyi takrir ettiği (ona itiraz etmediği) anlaşılmaktadır

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ عَنْبَسَةَ، أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ، ح وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بِتُّ لَيْلَةً عِنْدَ مَيْمُونَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ خَالَتِي، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِنْدَهَا فِي لَيْلَتِهَا ـ قَالَ ـ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي مِنَ اللَّيْلِ، فَقُمْتُ عَنْ يَسَارِهِ ـ قَالَ ـ فَأَخَذَ بِذُؤَابَتِي فَجَعَلَنِي عَنْ يَمِينِهِ‏.‏ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ، بِهَذَا، وَقَالَ بِذُؤَابَتِي أَوْ بِرَأْسِي‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 69, Hadis no. 5919
BÂB (70)

باب: الْقَزَعِ

Sahih-i Buhari 5920Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ubeydullah İbn Hafs'tan, o Ömer İbn Nafi'den, o Abdullah (İbn Ömer)'in azatlısı Nafi'den rivayet ettiğine göre Nafi, İbn Ömer radıyallahu anh'ı: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i el-Kaza'dan nehyettiğini işitmişimdir, derken dinlemiştir. Ubeydullah İbn Hafs dedi ki: Ben (Nafi'in oğluna): el-Kaza' ne demektir, diye sordum, bunun üzerine Ubeydullah bize işaretle göstererek: Küçük çocuğun saçları traş edilirken burada birkaç saç, şurada ve şurada birkaç saç bırakmaktır, dedi ve Ubeydullah bu arada bizlere alnını ve başının iki tarafını işaret etti. Ubeydullah'a: Bu hususta kız çocuğu ile erkek çocuğunun durumu aynı mıdır, diye soruldu. O: Bilmiyorum, dedi. O bu şekilde (bana) "çocuk" dedi (erkek kız ayrımı yapmadı). Ubeydullah dedi ki: "Daha sonra ben bunu Nafi'in oğluna tekrar sordum, o da şu cevabı verdi: Erkek çocuğun başının yan taraflarında ve arkasında saç bırakmakta bir sakınca yoktur. Fakat el-Kaza' denilen traş şekli yalnız perçeminde saç bırakıp, başında ondan başka saç bırakmamaktır. Başının şu ve şu yanı da böyledir. " Tekrarı

حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَخْلَدٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ حَفْصٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ نَافِعٍ، أَخْبَرَهُ عَنْ نَافِعٍ، مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْهَى عَنِ الْقَزَعِ‏.‏ قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ قُلْتُ وَمَا الْقَزَعُ فَأَشَارَ لَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ قَالَ إِذَا حَلَقَ الصَّبِيَّ وَتَرَكَ هَا هُنَا شَعَرَةً وَهَا هُنَا وَهَا هُنَا‏.‏ فَأَشَارَ لَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ إِلَى نَاصِيَتِهِ وَجَانِبَىْ رَأْسِهِ‏.‏ قِيلَ لِعُبَيْدِ اللَّهِ فَالْجَارِيَةُ وَالْغُلاَمُ قَالَ لاَ أَدْرِي هَكَذَا قَالَ الصَّبِيِّ‏.‏ قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ وَعَاوَدْتُهُ فَقَالَ أَمَّا الْقُصَّةُ وَالْقَفَا لِلْغُلاَمِ فَلاَ بَأْسَ بِهِمَا وَلَكِنَّ الْقَزَعَ أَنْ يُتْرَكَ بِنَاصِيَتِهِ شَعَرٌ، وَلَيْسَ فِي رَأْسِهِ غَيْرُهُ، وَكَذَلِكَ شَقُّ رَأْسِهِ هَذَا وَهَذَا‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 70, Hadis no. 5920
Sahih-i Buhari 5921Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah İbn Dinar'dan, onun İbn Ömer'den rivayetine göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem el-kaza' denilen traş şeklini nehyetmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Kaza'" lafzı kaz'a'nın çoğulu olup bir bulut parçası demektir. Saçın bir kısmını traş edip, bir kısmını bırakmak halinde ona "kaza'" adı, dağınık ve parçalı bulutlara benzetilerek verilmiştir. Bu hadisi Ebu Davud ve Nesai de rivayet etmiş olup hadisin siyakl!1da elkaza' tefsirini Nebie merfu' olarak zikredenlerin dayanağına da delil teşkil etmektedir ki, onların lafzı şöyledir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçının bir kısmı traş edilmiş, bir kısmı bırakılmış küçük bir çocuk gördü. Allah Rasulü onlara böyle traş yapmayı nehyederek: "Ya hepsini traş ediniz ya da hepsini bırakınız" buyurdu. Nevevi der ki: Daha sahih olan, el-kaza' denilen traş şeklinin Nafi'in açıkladığı şekilde olduğudur. O da kayıtsız ve şartsız olarak küçük çocuğun saçlarının bir kısmını traş etmektir. Kimileri de şöyle demiştir: el-Kaza', saçın değişik yerlerini traş etmek demektir. Ama sahih olan birincisidir. Çünkü ravinin tefsir ettiği şekil budur. Bu tefsir (açıklama) de zahir anlama aykırı değildir. O halde onunla amel etmek gerekir. Derim ki: Ancak burada bu şekli "çocuk" ile tahsis etmek bir kayıt değildir. Nevevi der ki: Tedavi ve buna benzer bir maksat için olması hali dışında, başın değişik yerlerini traş etmenin mekruh olduğunu, bunun tenzihi bir kerahet olduğunu, bu hususta erkek ile kadın arasında bir fark bulunmadığını ittifakla belirtmişlerdir. Malik küçük kız ve erkek çocuk için böyle bir traşın mekruh oıdUğunu söylemiştir. Bunun nehyediliş illetinin ne olduğu hususunda görüş aynlığı vardır. Hilkati çirkin bir şekilde değiştirmekten dolayı nehyedildiği söylendiği gibi, şeytan ın kılığının böyle olduğu için nehyedildiği de, Yahudilerin kılığının bu şekilde olduğu için nehyedildiği de söylenmiştir

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُثَنَّى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الْقَزَعِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 70, Hadis no. 5921
BÂB (71)

باب: تَطْيِيبِ الْمَرْأَةِ زَوْجَهَا بِيَدَيْهَا

Sahih-i Buhari 5922Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe'den, dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ihramlı iken kendi ellerimle hoş ko ku sürdüm. Aynı şekilde Mina'da da ifada tavafını yapma dan önce (ihramdan çıkışından sonra) de ona hoş kokular sürdüm." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadının kendi elleriyle kocasına hoş kokular sürmesi." Sanki bu başlıktaki fıkhi incelik, erkeğin kokusu ile kadının kokusu arasındaki farka dair varid olmuş bulunan hadise ve erkeğin süründüğü kokunun kokusu dışarıya yayılıp rengi görünmeyen koku, kadınınkinin de aksi türden olduğuna işaret etmektir. Eğer bu husus sabit ise, kadının kocasına hoş ko ku sürünmekten imtina etmesi gerekirdi. Çünkü bu takdirde kocasına hoş koku sürerken kadının ellerine ve bedenine bir şeyler bulaşır. Bu durumda kocanın da kendi kendisine koku sürünmekle yetinmesi gerekirdi. Musannıf başlığa uygun görülen Aişe'nin rivayet ettiği bu hadisi delil göstermiş bulunmaktadır. Bu hadis Hac bölümünde, açıklamasıyla birlikte geçmiştir. Hadis, başlığına delaleti hususunda gayet açıktır. Buhari'nin işaret ettiği hadisi de Tirmizirivayet etmiş, Hakim de sahih olduğunu belirtmiştir. Söz konusu bu hadis de İmran İbn Husayn yoluyla rivayet edilmiştir. Ayrıca Taberani'nin el-Evsat adlı eserinde Ebu Musa el-Eş'ari'den gelen bir şahidi de bulunmaktadır. Erkekle kadın kokusu arasında fark gözetmenin izahı da şöyledir: Kadın evinden dışarıya çıktığı halde tesettüre riayet etmekle emrolunmuştur. Hoş koku kadın için meşru olsaydı, bu kadın dolayısıyla fitneye kapılmayı daha çok artıran bir halolurdu. Eğer bu husustaki haber sabit ise bu haber ile başlıktaki hadisin arası şöylece telif edilebilir: Kadının dışarıya çıkmak istemesi halinde bu kokunun izini yıkayabilme imkanı vardır. Çünkü onun böyle bir koku kullanmasının yasaklanışı sadece evinden dışarıya çıkma haline mahsustur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ طَيَّبْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِي لِحُرْمِهِ، وَطَيَّبْتُهُ بِمِنًى قَبْلَ أَنْ يُفِيضَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 71, Hadis no. 5922
BÂB (72)

باب: الطِّيبِ فِي الرَّأْسِ وَاللِّحْيَةِ

Sahih-i Buhari 5923Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i, bulduğum en hoş koku ile kokulandırırdım. Öyle ki hala başında ve sakalında o hoş kokunun parıltısını görüyor gibiyim." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal dedi ki: Bu hadisten şu da anlaşılır: Erkeklerin süründüğü hoş koku, kadınların süründüğü hoş kokudan farklı olarak yüze konulmaz. Çünkü kadınlar erkeklerden farklı olarak hoş kokuları yüzlerine koyarak bununla süslenirler. Buna göre hoş kokunun erkeğin yüzüne konulması, kadına benzemesi yasaklandığından dolayı meşru değildir

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَسْوَدِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كُنْتُ أُطَيِّبُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بِأَطْيَبِ مَا يَجِدُ، حَتَّى أَجِدَ وَبِيصَ الطِّيبِ فِي رَأْسِهِ وَلِحْيَتِهِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 72, Hadis no. 5923
BÂB (73)

باب: الِامْتِشَاطِ

Sahih-i Buhari 5924Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Sehl İbn Sa'd'dan rivayete göre, "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in evindeki bir aralıktan içeriye bakmıştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de o sırada başını midra (denilen demir bir tarak) ile kaşımakta idi. O kişiye: Senin (içeriye) baktığını bilseydim, bu elimdeki demiri gözüne batırırdım. Çünkü izin istemek ancak gözler ciheti ile emrediimiştir. (Evde mahrem olan şeyleri görmemesi içindir.) " Bu Hadis 6241 ve 6901 numara ilede var. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Taranmak." Taranmak tarak ile saçları tarayıp birbirinden ayırmaktır. Nesai sahih bir senedIe Humeyd İbn Abdurrahman'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ben Nebi s.a.v. ile Ebu Hureyre'nin 'sahabilik yaptığı gibi dört yıl sahabilik yapmış bir adam ile karşılaştım. O bize dedi ki: "Resulullah s.a.v. bize herhangi birimizin her gün taranmasını nehyetti." Sünen sahiplerinin rivayet edip İbn Hibban'ın da sahih olduğunu belirttiği Abdullah İbn Muğaffel yoluyla gelen hadiste belirtildiğine göre de "Nebi s.a.v. gün aşırı olması hali dışında (her gün) taranmayı nehyederdi." Muvatta'da da Zeyd İbn Eslem'den, onun Ata bin Yesar'dan rivayet ettiğine göre "Resulullah s.a.v. bir adam'ın saçının, sakalının dağınık olduğunu görünce ona başını ve sakalını düzeltmesini işaret buyurdu." Hadis senedi sahih mürsel bir hadistir. Ayrıca bunun Cabir yoluyla gelen ve Ebu Oavud ile Nesai'nin hasen bir senedIe rivayet ettikleri bir şahidi de bulunmaktadır

حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، أَنَّ رَجُلاً، اطَّلَعَ مِنْ جُحْرٍ فِي دَارِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَحُكُّ رَأْسَهُ بِالْمِدْرَى فَقَالَ ‏ "‏ لَوْ عَلِمْتُ أَنَّكَ تَنْظُرُ لَطَعَنْتُ بِهَا فِي عَيْنِكَ، إِنَّمَا جُعِلَ الإِذْنُ مِنْ قِبَلِ الأَبْصَارِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 73, Hadis no. 5924
BÂB (74)

باب: تَرْجِيلِ الْحَائِضِ زَوْجَهَا

Sahih-i Buhari 5925Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Ben ay hali olduğum halde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçlarını tarardım

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كُنْتُ أُرَجِّلُ رَأْسَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا حَائِضٌ‏.‏ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، مِثْلَهُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 74, Hadis no. 5925
BÂB (75)

باب: التَّرْجِيلِ وَالتَّيَمُّنِ فيه

Sahih-i Buhari 5926Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem taranmasında ve abdest almakta gücünün yettiğince sağdan başlamaktan hoşlanırdı

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَشْعَثَ بْنِ سُلَيْمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ يُعْجِبُهُ التَّيَمُّنُ مَا اسْتَطَاعَ فِي تَرَجُّلِهِ وَوُضُوئِهِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 75, Hadis no. 5926
BÂB (76)

باب: مَا يُذْكَرُ فِي الْمِسْكِ

Sahih-i Buhari 5927Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Adem oğlunun bütün amelleri kendisine aittir, oruç müstesna. O yalnız benim içindir ve onun mükafatını ancak ben veririm. Andolsun ki oruçlu kimsenin değişen ağız kokusu dahi Allah nezdinde, misk kokusundan daha hoştur." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Misk hakkında zikrolunanlar." Zebaih (kesilecek hayvanlar) bölümünde "misk" başlığında miskin tanımı geçmiş bulunmaktadır. Buhari burada Ebu Hureyre'nin merfU' olarak zikretmiş olduğu: "Ademoğlunun bütün ameli kendisinindir, oruç müstesna" hadisini zikretmektedir. Buna sebep ise hadiste yer alan: "Allah nezdinde misk kokusundan daha hoştur" ifadesidir. Buna dair yeterli açıklamalar da daha önce Oruç bölümünde (1894.hadiste) geçmiş bulunmaktadır

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ لَهُ، إِلاَّ الصَّوْمَ فَإِنَّهُ لِي، وَأَنَا أَجْزِي بِهِ، وَلَخَلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 76, Hadis no. 5927
BÂB (77)

باب: مَا يُسْتَحَبُّ مِنَ الطِّيبِ

Sahih-i Buhari 5928Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i ihrama girmeden önce bulabildiğim en hoş koku ile kokulandırırdım." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Müstehap olan hoş koku." Bu başlık ile bulunabilen en güzel hoş kokuyu kullanmanın mendub olduğuna işaret ediyor gibidir. Daha iyisi bulunmakla birlikte daha aşağı olanın kullanılmamasına ve daha iyisini kullanmanın mendub olduğuna işaret ediyor gibidir. Ayrıca biraz önce işaret ettiğimiz üzere hoş ko ku sürünmekte erkek ile kadın arasındaki farka işaret etme ihtimali de vardır. "İhrama girmeden önce bulabildiğim en hoş koku." Ebu Üsame yoluyla gelen rivayette: "İhrama girmeden önce gücümün ye ttiği kadarıyla bulabildiğim en hoş kokuyu sürerdim, sonra ihrama girerdim" denilmektedir. Ahmed'in, İbn Uyeyne yoluyla rivayetinde de: "Bize Osman'ın tah di s ettiğine göre o babasını şöyle derken dinlemiştir: Ben Aişe'ye: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hangi kokuyu sürdün, diye sordum, o: "Hoş kokuların en güzelini, dedi" denilmektedir. Burada "hoş kokuların en güzeli"nden maksat ise misktir. Nitekim bu husus açık bir şekilde varid olmuştur. Malik bunu Ebu. Said'in merfu' olarak rivayet ettiği hadiste zikretmiş bulunmaktadır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Misk hoş kokunun en güzelidir" diye buyurmuştur. Bu hadis aynı zamanda Müslim'de de yer almaktadır

حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كُنْتُ أُطَيِّبُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ إِحْرَامِهِ بِأَطْيَبِ مَا أَجِدُ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 77, Hadis no. 5928
BÂB (78)

باب: مَنْ لَمْ يَرُدَّ الطِّيبَ

Sahih-i Buhari 5929Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Enes r.a.'dan rivayete göre "O kendisine sunulan hoş kokuyu geri çevirmezdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hoş kokuyu geri çevirmemek adetinde olduğunu söylemiştir." Diğer tahric eden: Tirmizi Edeb Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hoş kokuyu geri çevirmeyen kimse." Bu başlık ile hoş kokuyu geri çevirmenin nehyedilişinin, haramlık bildirmek anlamında olmadığına işaret etmek istemiş gibidir. "Hoş kokuyu geri çevirmezdi." el-Bezzar bunu bir başka yoldan, Enes'ten: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendisine takdim edilen hoş bir kokuyu asla reddetmiş değildir" lafzı ile rivayet etmiş bulunmaktadır. Senedi hasendir. el-İsmail! de Veki yoluyla Azra'dan, o bu başlıktaki hadis senediyle buna yakın olarak zikretmiş ve şu fazlalığı eklemiştir: "Ve dedi ki: Sizden herhangi birinize hoş koku takdim edilirse onu geri çevirmesin." Bu fazlalığın Nebie merfu.' olduğunu açıkça ifade etmemiştir. Ebu Davud, Nesai ve sahih olduğunu belirterek İbn Hibban, el-A'rec yoluyla Ebu Hureyre'den şu lafız ile merru' olarak rivayet etmiştir: "Her kime hoş bir koku takdim edilirse onu geri çevirmesin. Çünkü onun kokusu hoş, taşıması da (yük olarak) hafiftir." Bu hadisi Müslim de bu yolla rivayet etmiş, ancak onun rivayetinde "hoş koku: tib" yerine "reyhan" olarak zikredilmiştir. Reyhan ise hoş kokusu olan yeşil her bitkinin adıdır. el-Münzirı dedi ki: "Reyhan" ile bütün hoş koku çeşitlerinin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Yani bu lafız "hoş ko ku demek olan: er-raiha"dan türemiş bir lafız olarak kullanılmış olabilir

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَزْرَةُ بْنُ ثَابِتٍ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي ثُمَامَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ كَانَ لاَ يَرُدُّ الطِّيبَ، وَزَعَمَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ لاَ يَرُدُّ الطِّيبَ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 78, Hadis no. 5929
BÂB (79)

باب: الذَّرِيرَةِ

Sahih-i Buhari 5930Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Aişe'den, dedi ki: "Ben, Veda haccı esnasında ihramdan çıktığında da ihrama girdiğinde de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemli kendi ellerimle zerıre ile kokulandırdım. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zerıre": Bir tür hoş koku karışımıdır. ed-Oavudı dedi ki: Bu hoş kokunun küçük parçaları bir araya getirilir, sonra öğütülür, sonra da elekten geçirilir, daha sonra da saça ya da duvağa saçılır. Bundan dolayı ona "zerıre: saçılan şey" adı verilmiştir. ed-Oavudı böyle demiştir. Buna göre değişik karışımlardan meydana gelmiş her türlü kokuya zerıre denilir. Ama aslında zerıre, Hicazlıların ve başkalarının bilip tanıdıkları özel bir koku çeşididir. Aralarında Nevevıinin de bulunduğu. birden çok kişi, zerıre'nin Hindistan'dan getirilen hoş kokulu bir kamışın kırıntıları olduğunu belirtmiştir

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ الْهَيْثَمِ، أَوْ مُحَمَّدٌ عَنْهُ عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُرْوَةَ، سَمِعَ عُرْوَةَ، وَالْقَاسِمَ، يُخْبِرَانِ عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ طَيَّبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدَىَّ بِذَرِيرَةٍ فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ، لِلْحِلِّ وَالإِحْرَامِ‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 79, Hadis no. 5930
BÂB (80)

باب: الْمُتَفَلِّجَاتِ لِلْحُسْنِ

Sahih-i Buhari 5931Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Abdullah'tan, dedi ki: "Allah, yüce Allah'ın hilkatini değiştiren, döğme yapan, kendisine döğme yaptırılmasını isteyen, yüzündeki kılları aldıran ve güzelleşmek için dişlerini törpületerek aralarını ayıran kadınlara lanet etmiştir. Hem ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in lanetlediği kimseleri ne diye lanetlemeyeyim ki? Üstelik bu husus Allah'ın kitabında: "Rasul size ne verdiyse onu alın, size ne yasak ettiyse ondan da sakının. "(Haşr, 7) buyruğunda da geçmektedir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Güzelleşmek için dişlerinin arasını törpületen kadınlar." Dişlerinin arasını törpületen kadınlar (anlamı verilen: el-mütefellicat) lafzı "mütefellice" lafzının çoğu lu dur. Bu da dişlerinin arasını ayırmak için törpülenmesini isteyen yahut bu işi bizzat yapan kadın demektir. (Kökünü teşkil eden) el-Fe le c ise, iki şeyin arasında ayrılık meydana getirmek demektir. "et-Temc", birbirine yapışık bulunan iki şeyin arasını törpü ve benzeri şeylerle ayırmak demektir. Bu da adeten köpek dişleri ile ön dişlere has yapılan bir iştir. Kadının dişlerinin bu halde olması güzel kabul edilir. Bazen bu işi dişleri birbirine yapışık olan kadın, dişlerini birbirinden ayırmak amacıyla da yapabilir. Bazen bunu yaşlı bir kadın yaşının küçük olduğu izlenimini vermek için de yapabilir. Çünkü yaşı küçük kadının dişleri çoğunlukla ayrı ve yenidir. Bu özellik yaşlandıkça kaybolur. Dişleri sivriitmeye ise "re" harfi ile "el-veşr" denilir. "Allah döğme yapanlara ve kendisine döğme yapılmasını isteyenlere lanet etmiştir." (Kendisine döğme yaptıran kadınlar anlamındaki): "el-Müstevşimat" lafzı "müstevşime"nin çoğulu olup, kendisine el-veşm (denilen döğme) yapılmasını isteyen kadın demektir. Dilciler şöyle demiştir: el-Veşm denilen şey, iğne ve benzeri bir şeyin kan akıneaya kadar organa batırılması, sonra da oraya nevre yahut daha başka bir tozun ekilerek oranın yeşil bir renk almasının sağlanması demektir. Ebu Davud, Sünen'inde şunları söylemektedir: Döğme yapan kadın, yüzüne sürme ya da mürekkep ile ben yapan kadındır. Döğme yaptırılmasını isteyen kadın da kendisine bu uygulamanın yapıldığı kadındır, demektedir. Döğme bazı hallerde el ve vücudun başka yerlerinde de olabilir. Bu kimi zaman bir nakış şeklinde de yapılabilir, bazen daireler şeklinde de yapılabilir. Bu işi yapmak, başlıktaki hadiste sabit olduğu üzere Ianetin delaleti ile haramdır. Döğme yapılan yer necis olur. Çünkü kan orada hapsolup kalmıştır. Eğer mümkün ise onun izale edilmesi -yara açmak sureti ile dahi olsa- icab eder. Bundan dolayı ölmek yahut herhangi bir şeyi yitirmek ya da bir organın sağladığı faydanın ortadan kalkması gibi bir tehlikeden korkulması hali müstesnadır. O takdirde onu bırakmak caiz olur, günahın kalkması için tevbe etmek yeterli olur. Bu hususta erkek ile kadın arasında da fark yoktur. "Güzellik için dişlerini birbirinden törpületerek ayıranlar." Bundan bu işi güzelleşmek için yapan kadının yerildiği anlaşılmaktadır. Eğer -mesela- tedavi için buna gerek duyulacak olursa caiz olur. "Allah'ın hilkatini değiştirenler." Bu, döğme, yüzdeki kılları aldırmak, dişleri birbirinden ayırmak işini yapanların ayrılmaz bir niteliğidir. Saç eklemek de rivayetlerden birisine göre böyledir

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، لَعَنَ اللَّهُ الْوَاشِمَاتِ، وَالْمُسْتَوْشِمَاتِ، وَالْمُتَنَمِّصَاتِ وَالْمُتَفَلِّجَاتِ لِلْحُسْنِ، الْمُغَيِّرَاتِ خَلْقَ اللَّهِ تَعَالَى، مَالِي لاَ أَلْعَنُ مَنْ لَعَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ فِي كِتَابِ اللَّهِ ‏{‏وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ‏}‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 80, Hadis no. 5931
BÂB (81)

باب: الْوَصْلِ فِي الشَّعَرِ

Sahih-i Buhari 5932Sahih (Buhârî'nin Sahîh'i)

Muaviye İbn Ebi Süfyan'dan rivayete göre, "O hac ettiği sene minber üzerinde -bir muhafızın elinde bulunan- bir tutam saçı elini uzatıp aldı ve şöyle dedi: (Ey Medineliler!) Nerede ilim adamlarınız? Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i elimdeki gibisini kullanmaktan nehyederken ve bu arada şunları söylerken dinlemişimdir: Şüphesiz İsrailoğulları, kadınları bu gibi şeyleri edinmeye başlayınca helak oldu

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّهُ سَمِعَ مُعَاوِيَةَ بْنَ أَبِي سُفْيَانَ، عَامَ حَجَّ وَهْوَ عَلَى الْمِنْبَرِ، وَهْوَ يَقُولُ ـ وَتَنَاوَلَ قُصَّةً مِنْ شَعَرٍ كَانَتْ بِيَدِ حَرَسِيٍّ ـ أَيْنَ عُلَمَاؤُكُمْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْهَى عَنْ مِثْلِ هَذِهِ وَيَقُولُ ‏ "‏ إِنَّمَا هَلَكَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ حِينَ اتَّخَذَ هَذِهِ نِسَاؤُهُمْ ‏"‏‏.‏
Sahih-i Buhari, Kitâb 77 (Elbise), Bâb 81, Hadis no. 5932