Ebu Hureyre (r.a.)’dan, Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet edilmiştir: “Oruç koruyucudur.Biriniz oruçlu olduğu zaman çirkin söz söylemesin, cahillik yapmasın. Eğer birisi ona çatar veya küfrederse, “ben oruçluyum, ben oruçluyum” desin
Sünen-i Ebû Dâvûd › Kitâb 14 · OruçKonum
- 1Tahâret390
- 2Namaz770
- 3Yağmur Namazı37
- 4Namaz: Yolculukta Namazın Hükümleri52
- 5Namaz: Nâfile Namazlar121
- 6Namaz: Ramazan Namazının Hükümleri30
- 7Namaz: Kur'ân Okurken Secde15
- 8Namaz: Vitir Namazı140
- 9Zekât145
- 10Buluntu Eşya (Lukata)20
- 11Hac Menâsiki325
- 12Nikâh129
- 13Talâk138
- 14Oruç164
- 15Cihâd311
- 16Kurban56
- 17Av18
- 18Vasiyyetler23
- 19Mîrâs Payları43
- 20Haraç, Ganîmet ve İmâret161
- 21Cenâzeler153
- 22Yeminler ve Adaklar84
- 23Ticârî Muâmeleler90
- 24Ücretler (İcâre)155
- 25Kadılık70
- 26İlim28
- 27İçecekler67
- 28Yiyecekler119
- 29Tıp49
- 30Fal ve Uğursuzluk22
- 31Köle Azâdı43
- 32Kıraat Vecihleri40
- 33Hamamlar11
- 34Elbise139
- 35Saç Tarama55
- 36Yüzükler26
- 37Fitneler ve Büyük Savaşlar39
- 38Mehdî12
- 39Savaşlar (Melâhim)60
- 40Had Cezâları143
- 41Diyet Çeşitleri102
- 42Sünnet (Peygamber'in Yolu)177
- 43Genel Âdâb502
- 1بَابُ مَبْدَإِ فَرْضِ الصِّيَامِ
- 2بَابُ نَسْخِ قَوْلِهِ تَعَالَى: ﴿وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ﴾
- 3بَابُ مَنْ قَالَ: هِيَ مُثْبَتَةٌ لِلشَّيْخِ وَالْحُبْلَى
- 4بَابُ الشَّهْرِ يَكُونُ تِسْعًا وَعِشْرِينَ
- 5بَابٌ إِذَا أَخْطَأَ الْقَوْمُ الْهِلَالَ
- 6بَابٌ إِذَا أُغْمِيَ الشَّهْرُ
- 7بَابُ مَنْ قَالَ: فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَصُومُوا ثَلَاثِينَ
- 8بَابٌ فِي التَّقَدُّمِ
- 9بَابٌ إِذَا رُئِيَ الْهِلَالُ فِي بَلَدٍ قَبْلَ الْآخَرِينَ بِلَيْلَةٍ
- 10بَابُ كَرَاهِيَةِ صَوْمِ يَوْمِ الشَّكِّ
- 11بَابٌ فِيمَنْ يَصِلُ شَعْبَانَ بِرَمَضَانَ
- 12بَابٌ فِي كَرَاهِيَةِ ذَلِكَ
- 13بَابُ شَهَادَةِ رَجُلَيْنِ عَلَى رُؤْيَةِ هِلَالِ شَوَّالٍ
- 14بَابٌ فِي شَهَادَةِ الْوَاحِدِ عَلَى رُؤْيَةِ هِلَالِ رَمَضَانَ
- 15بَابٌ فِي تَوْكِيدِ السُّحُورِ
- 16بَابُ مَنْ سَمَّى السَّحُورَ الْغَدَاءَ
- 17بَابُ وَقْتِ السُّحُورِ
- 18بَابٌ فِي الرَّجُلِ يَسْمَعُ النِّدَاءَ وَالْإِنَاءُ عَلَى يَدِهِ
- 19بَابُ وَقْتِ فِطْرِ الصَّائِمِ
- 20بَابُ مَا يُسْتَحَبُّ مِنْ تَعْجِيلِ الْفِطْرِ
- 21بَابُ مَا يُفْطَرُ عَلَيْهِ
- 22بَابُ الْقَوْلِ عِنْدَ الْإِفْطَارِ
- 23بَابُ الْفِطْرِ قَبْلَ غُرُوبِ الشَّمْسِ
- 24بَابٌ فِي الْوِصَالِ
- 25بَابُ الْغِيبَةِ لِلصَّائِمِ
- 26بَابُ السِّوَاكِ لِلصَّائِمِ
- 27بَابُ الصَّائِمِ يَصُبُّ عَلَيْهِ الْمَاءَ مِنَ الْعَطَشِ وَيُبَالِغُ فِي الِاسْتِنْشَاقِ
- 28بَابٌ فِي الصَّائِمِ يَحْتَجِمُ
- 29بَابٌ فِي الرُّخْصَةِ فِي ذَلِكَ
- 30بَابٌ فِي الصَّائِمِ يَحْتَلِمُ نَهَارًا فِي شَهْرِ رَمَضَانَ
- 31بَابٌ فِي الْكُحْلِ عِنْدَ النَّوْمِ لِلصَّائِمِ
- 32بَابُ الصَّائِمِ يَسْتَقِيءُ عَامِدًا
- 33بَابُ الْقُبْلَةِ لِلصَّائِمِ
- 34بَابُ الصَّائِمِ يَبْلَعُ الرِّيقَ
- 35بَابُ كَرَاهِيَتِهِ لِلشَّابِّ
- 36بَابٌ فِيمَنْ أَصْبَحَ جُنُبًا فِي شَهْرِ رَمَضَانَ
- 37بَابُ كَفَّارَةِ مَنْ أَتَى أَهْلَهُ فِي رَمَضَانَ
- 38بَابُ التَّغْلِيظِ فِي مَنْ أَفْطَرَ عَمْدًا
- 39بَابُ مَنْ أَكَلَ نَاسِيًا
- 40بَابُ تَأْخِيرِ قَضَاءِ رَمَضَانَ
- 41بَابٌ فِيمَنْ مَاتَ وَعَلَيْهِ صِيَامٌ
- 42بَابُ الصَّوْمِ فِي السَّفَرِ
- 43بَابُ اخْتِيَارِ الْفِطْرِ
- 44بَابُ مَنِ اخْتَارَ الصِّيَامَ
- 45بَابُ مَتَى يُفْطِرُ الْمُسَافِرُ إِذَا خَرَجَ
- 46بَابُ قَدْرِ مَسِيرَةِ مَا يُفْطَرُ فِيهِ
- 47بَابُ مَنْ يَقُولُ: صُمْتُ رَمَضَانَ كُلَّهُ
- 48بَابٌ فِي صَوْمِ الْعِيدَيْنِ
- 49بَابُ صِيَامِ أَيَّامِ التَّشْرِيقِ
- 50بَابُ النَّهْيِ أَنْ يُخَصَّ يَوْمُ الْجُمُعَةِ بِصَوْمٍ
- 51بَابُ النَّهْيِ أَنْ يُخَصَّ يَوْمُ السَّبْتِ بِصَوْمٍ
- 52بَابُ الرُّخْصَةِ فِي ذَلِكَ
- 53بَابٌ فِي صَوْمِ الدَّهْرِ تَطَوُّعًا
- 54بَابٌ فِي صَوْمِ أَشْهُرِ الْحُرُمِ
- 55بَابٌ فِي صَوْمِ الْمُحَرَّمِ
- 56بَابٌ فِي صَوْمِ شَعْبَانَ
- 57بَابٌ فِي صَوْمِ شَوَّالٍ
- 58بَابٌ فِي صَوْمِ سِتَّةِ أَيَّامٍ مِنْ شَوَّالٍ
- 59بَابُ كَيْفَ كَانَ يَصُومُ النَّبِيُّ ﷺ
- 60بَابٌ فِي صَوْمِ الِاثْنَيْنِ وَالْخَمِيسِ
- 61بَابٌ فِي صَوْمِ الْعَشْرِ
- 62بَابٌ فِي فِطْرِ الْعَشْرِ
- 63بَابٌ فِي صَوْمِ يَوْمِ عَرَفَةَ بِعَرَفَةَ
- 64بَابٌ فِي صَوْمِ يَوْمِ عَاشُورَاءَ
- 65بَابُ مَا رُوِيَ أَنَّ عَاشُورَاءَ الْيَوْمُ التَّاسِعُ
- 66بَابٌ فِي فَضْلِ صَوْمِهِ
- 67بَابٌ فِي صَوْمِ يَوْمٍ، وَفِطْرِ يَوْمٍ
- 68بَابٌ فِي صَوْمِ الثَّلَاثِ مِنْ كُلِّ شَهْرٍ
- 69بَابُ مَنْ قَالَ الِاثْنَيْنِ وَالْخَمِيسَ
- 70بَابُ مَنْ قَالَ: لَا يُبَالِي مِنْ أَيِّ الشَّهْرِ
- 71بَابُ النِّيَّةِ فِي الصِّيَامِ
- 72بَابٌ فِي الرُّخْصَةِ فِي ذَلِكَ
- 73بَابُ مَنْ رَأَى عَلَيْهِ الْقَضَاءَ
- 74بَابُ الْمَرْأَةِ تَصُومُ بِغَيْرِ إِذْنِ زَوْجِهَا
- 75بَابٌ فِي الصَّائِمِ يُدْعَى إِلَى وَلِيمَةٍ
- 76بَابُ مَا يَقُولُ الصَّائِمُ إِذَا دُعِيَ إِلَى الطَّعَامِ
- 77بَابُ الِاعْتِكَافِ
- 78بَابُ أَيْنَ يَكُونُ الِاعْتِكَافُ
- 79بَابُ الْمُعْتَكِفِ يَدْخُلُ الْبَيْتَ لِحَاجَتِهِ
- 80بَابُ الْمُعْتَكِفِ يَعُودُ الْمَرِيضَ
- 81بَابٌ فِي الْمُسْتَحَاضَةِ تَعْتَكِفُ
(14) Kitâb: Oruç
بَابُ الْغِيبَةِ لِلصَّائِمِ
بَابُ السِّوَاكِ لِلصَّائِمِ
Amir b. Rabiâ, babası Rabiâ (b. Ka'b)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.)'i oruçlu iken dişlerini misvaklarken gördüm. Müsedded; "Sayamayacağım kadar" sözünü de ilâve etti
بَابُ الصَّائِمِ يَصُبُّ عَلَيْهِ الْمَاءَ مِنَ الْعَطَشِ وَيُبَالِغُ فِي الِاسْتِنْشَاقِ
Ebû Bekir b. Abdurrahman, Resûlullah (s.a.v.)'in ashabından birisinin kendisine şöyle dediğini haber vermiştir; Rasûlullah (s.a.v.)'in, Mekke'nin fethi yılındaki seferinde, insanlara; oruçlarını açmalarını emrettiğini gördüm. Hz. Peygamber; "Düşmanınıza karşı kuvvetli olunuz," buyurdu. Kendisi ise, oruç tuttu. Ebû Bekir devamla şöyle dedi: Hadîsi bana haber veren zât;: "Ben Rasûlullah (s.a.v.)'i Arc denilen yerde oruçlu iken, susuzluktan veya aşırı sıcaktan dolayı başına su dökerken gördüm," dedi
Lakît b. Sabra (r.a.)'dan: demiştirki; "Rasûlullah (s.a.v.); "Oruçlu olduğun zaman hariç, buruna su verirken su'yu iyice çek." buyurdu
بَابٌ فِي الصَّائِمِ يَحْتَجِمُ
Sevbân (r.a.)'dan, Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kan alanın da kan aldıranın da orucu bozulmuştur." Buhârî, savm; Tirmizî, savm; İbn Mâce, Siyam; Ahmed b. Hanbel, II, 364; III, 465, 474, 480; Darimî, savm 26. (Ravî) Şeybân rivayetinde dedi ki; Ebû Kılabe bana; "Nebi (s.a.v.)'in azatlısı Sevbân Ebu Esma er-Rahabî'ye, bunu bizzat Rasûlullah'tan duyduğunu haber vermiştir." dedi
Şeddâd b. Evs (r.a.)'; "O (Şeddâd) Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte yürürken..." diye rivayet etti ve bundan önceki (2367 nolu) Sevbân hadîsinin benzerini zikretti
Şeddâd b. Evs (r.a.)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ramazanın on sekizi geçmişti. Rasûlullah (s.a.v.) benim elimi tutmuş bir vaziyette Bakî'de, kan aldırmakta olan bir adam'a uğradı ve şöyle buyurdu: "Kan alanın ve kan aldıranın orucu bozuldu." Ebû Dâvud dedi ki; Halid el-Hazza' bu hadîsin bir benzerini Eyyub'un isnadı ile Ebû Kılabe'den rivayet etmiştir. Ayrıca bu hadis'i, Hâkim, el-Müstedrek, I, 428. de tahric etti
Rasûlullah (s.a.v.)'in azatlısı Sevbân (r.a.), Nebi (s.a.v.)'in; "Kan alanın ve kan aldıran'ın orucu bozuldu" buyurduğunu haber vermiştir
Sevbân (r.a.)'dan Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir; "Kan alanın ve kan aldıran'ın orucu bozuldu." Ebû Dâvud dedi ki; Sevbân'ın oğlu, bu hadîsin benzerini babasından o da Mekhûl'den, Mekhul'den önceki isimler aynı kalmak şartıyla rivayet etmiştir
بَابٌ فِي الرُّخْصَةِ فِي ذَلِكَ
İbn Abbâs (r.a.)'dan rivâye tedüdiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) oruçlu iken kan aldırmıştır. Buhâri, tıp; Tirmizî, savm; İbn Mâce, sıyâm; Muvatta sıyâm; Beyhâkî, es-Sünenü'l-kübrâ, IV, 268. Ebû Dâvûd der ki: Vüheyb b. Halid bu hadîsin benzerini aynı isnadla Eyyûb'dan, Cafer b. Rabîa ve Hişam yani İbn Hassan da İkrime vasıtasıyla İbn Abbas'dan rivayet etmişlerdir
ibn Abbâs (r.a)'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) ihramda oruçlu iken hacamat aleti ile kan aldırmıştır
Abdurrahman b. Ebî Leylâ, Rasûlullah (s.a.v.)'ın ashabından bir zât'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir; Rasûlullah (s.a.v.) ashabına şefkat olarak (oruçlu iken) kan aldırmayı ve iftar etmeden üst üste oruç tutmayı men' etti, ama bu iki şey'i devamlı haram kılmadı. Ashâb Rasûlullah'a; Yâ Rasûlallah sen orucu sahura kadar uzatıyorsun, dediler. "Ben sahura kadar uzatırım; ama Rabbim bana yedirir ve içirir", buyurdu
Enes (b. Mâlik r.a.)' şöyle demiştir: Biz (sahâbîler) oruçlu iken kan aldırmayı, sadece meşakkate düşmemek için (meşakkatten korkarak) terkederdik
بَابٌ فِي الصَّائِمِ يَحْتَلِمُ نَهَارًا فِي شَهْرِ رَمَضَانَ
Nebi (s.a.v.)'in ashabından birisi, "Rasûlullah şöyle buyurdu' 'demiştir: "(Kasıtlı olmadan) kusanın, ihtilâm-olanın ve kan aldıranın orucu bozulmaz
بَابٌ فِي الْكُحْلِ عِنْدَ النَّوْمِ لِلصَّائِمِ
Abdurrahman b. Nûman b. Ma'bed b. Hevze'nin babası vasıtasıyla dedesi Ma'bed b. Hevze b. Kays b. Ubâde el-Ensârî (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.); uykudan önce misk karıştırılmış ismid ile sürme çekmeyi emretmiş ve; "oruçlu ondan sakınsın" buyurmuştur. Ahmet b. Hanbel, III, 476; Beyhâkî, es-Sünenü'l-kübrâ, IV, 262. Ebû Dâvud dedi ki; "Yahya b. Maîn bana, sürme hadîsini kastederek "o münkerdir" dedi
Ubeydullah b. Ebî Bekir b. Enes, Enes b. Mâlik (r.a.)'dan, O'nun, oruçlu iken sürme çektiğini, rivayet etmiştir
el-A'meş (Süleyman b. Mihran) demiştir ki: Ashabımızdan, oruçlunun sürme çekmesini mekruh gören hiç kimse görmedim. İbrahim (en-Nehâî) oruçlunun sabırla sürme çekmesine ruhsat verirdi
بَابُ الصَّائِمِ يَسْتَقِيءُ عَامِدًا
Ebû Hureyre (r.a.), "Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu" demiştir: "Oruçlu iken istemiyerek kusan kimseye kaza gerekmez. (Ama) Kendi isteği ile kusarsa, orucunu kaza etsin." İbn Mâce, sıyâm; Tirmizî, savm; Ahmet b. Hanbel, II, 498, Hakim, el-Müstedrek, I, 427; Muvatta savm; Bey ha kî, es-Sünenü'l-kübrâ, IV, 219. Ebû Dâvud dedi ki: "Bu hadîsin benzerini Hafs b. Ğıyâs, Hişâm'dan rivayet etmiştir
Ma'dân b. Talha'dan rivayet edildiğine göre, Ebü-d-Derdâ ona, Rasûlullah (s.a.v.)'in (kendi isteği olmadan) istifra edip, orucunu açtığını haber vermiştir. Ma'dân şöyle der: Dimeşk mescîdinde Peygamber (s.a.v.)'in azatlısı Sevbân (r.a.)'la karşılaşıp kendisine; Ebû-d-Derdâ bana, Rasûlullah (s.a.v.)'in, istifra edip, orucunu açtığını haber verdi dedim. Doğru söylemiş, ona abdest suyunu da ben döktüm, dedi
بَابُ الْقُبْلَةِ لِلصَّائِمِ
Aişe (r.anhâ)'dan; demiştir ki: "Rasûlullah (s.a.v.) oruçlu iken öper ve kucaklardı. Ama o nefsine (herkesten) daha çok sahipti
Âişe (r.anhâ)'dan; demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) oruç ayında (Hanımlarını) öperdi
Âişe (r.anhâ)'dan; demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) kendiside ben de oruçlu iken beni öperdi. Bu hadis'i ayrıca Müslim, sıyâm da tahric etti
Câbir b. Abdillah (r.a.); Ömer b. el-Hattâb (r.a) şöyle dedi, demiştir: "Ben oruçlu iken canım istedi ve (hanımımı) öptüm. Hemen Rasûlullah'a; Ya Rasûlallah, bugün büyük bir iş yaptım. Ben oruçlu iken (hanımımı) öptüm, dedim. "Sen oruçlu iken, ağzına su alıp çalkalasan ne olur? buna ne dersin?" dedi. (Ravi) îsa b. Hammâd'ın rivayetinde Hz. Ömer, "birşey olmaz", demiştir. Sonra her iki râvî ittifakla (Hz. Peygamber'in) şöyle buyurduğunu naklederler: Öyleyse endişelenmekten vazgeç
بَابُ الصَّائِمِ يَبْلَعُ الرِّيقَ
Aişe (r.anhâ)'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) oruçlu iken kendisini öper ve dilini emerdi
بَابُ كَرَاهِيَتِهِ لِلشَّابِّ
Ebû Hureyre (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre, Bir adam Peygamber (ş.a.)'e oruçlu için hanımı ile mübaşeretin hükmünü sordu. Efendimiz ona ruhsat verdi. Sonra bir başkası aynı şeyi sordu, onu da men' etti. Bir de ne görelim, izin verdiği yaşlı, men ettiği ise, gençti
بَابٌ فِيمَنْ أَصْبَحَ جُنُبًا فِي شَهْرِ رَمَضَانَ
Nebi (s.a.v.)'in hanımları, Aişe ve Ümmü Seleme (r.anha)'dan; demişlerdir ki: Rasûlullah (s.a.v.) -Abdullah el-Ezremî'nin hadîsine gö're- "Ramazanda" ihtilâm'dan değil, cinsî temâsdan dolayı cünüb olarak sabahlar, sonra oruç tutardı. Ebû Dâvud dedi ki: "Bunu yâni "Ramazanda cünüb olarak sabahlardı" sözünü söyleyen ne kadar da azdır. Hadîs aslında; "Rasûluilah (s.a.v.) oruçlu olduğu halde cünüp olarak sabahlardı/' şeklindedir. [: Bu ilâve bazı nüshalarda mevcut değildir]
Nebi (s.a.v.)'in hanımı Aişe (r.anhâ)'dan rivayet edildiğine göre; Bir adam, kapıda durarak Rasûlullah (s.a.v.)'e; Cünüp olarak sabahlıyorum, oysa oruç tutmak istiyorum (bu caiz mi?) dedi. Rasûlullah (s.a.v.): "Oruç tutmak istediğim halde ben de cünüp olarak sabahlarım. Yıkanır ve oruç tutarım." Yâ Rasûlallah! Sen bizim gibi değilsin, Allah senin geçmiş ve gelecek günâhlarını affetmiştir. Rasûlullah (s.a.v.) öfkelendi ve: "Vallahi ben, Allah'dan en çok korkanınız ve uyduğu (yaptığı) şeyi en iyi bileniniz olmayı umarım", buyurdu
بَابُ كَفَّارَةِ مَنْ أَتَى أَهْلَهُ فِي رَمَضَانَ
Ebû Hureyre (r.a.)'dan; demiştir ki: Bir adam Peygamber (s.a.v.)'e gelip; Mahvoldum (Yâ Rasûlallah) dedi. (Rasûlullah); "Derdin nedir? (ne oldu)" Ramazanda (gündüz) hanımımla cinsî temasta bulundum. "Azâd edecek kölen var mı?" Hayır. "Arka arkaya iki ay oruç tutabilirmisin?" Hayır!.. "Altmış fakire yemek yedirebilir misin?" Hayır. "(Şurada) otur". Peygamber (s.a.v.)'e, içerisinde hurma olan büyükçe bir sepet getirildi. Peygamber (s.a.v.), adam'a; "Bunu sadaka olarak dağıt!" buyurdu. Adam; Medine'nin kara taşlarla kaplı iki yakası arasında bizden daha fakir bir aile yoktur. Peygamber (s.a.v.) iki ön dişi görününceye kadar güldü ve; "Öyleyse ailene yedir", buyurdu. Müsedded, bir başka yerde "iki ön dişi" yerine "azı dişleri" dedi
Zührî'den bu (önceki) hadîs mâ'nâ olarak rivayet edilmiştir. Zührî bu rivâyetde şunu da ilâve etmiştir: "Bu, (hurmayı kendi ailesine yedirmesi) sadece o şahsa özel bir ruhsattır. Eğer bugün bir adam öyle bir şey yapsa, onun için keffâretten kurtuluş yoktur." Ebû Dâvud dedi ki; "Bu hadîsi, Leys b. Sa*d, Evzâî, Mansûr b. el-Mu'temir ve Irak b. Mâlik, îbn Uyeyne'nin (hadîsinin) mânası ile rivayet etmişlerdir. Evzâî, rivayetine (Hz. Peygamberin); "Ve Allah'dan afv dile" (buyurduğunu) ilave etti
Ebû Hureyre (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre, Bir adam ramazanda orucunu bozdu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) ona; Bir köleyi hürriyetine kavuşturmasını veya iki ay peşi peşine oruç. tutmasını veya altmış fakiri doyurmasını emretti. Adam; (Hiç birine) imkânım yok dedi. Hz. Peygamber; "Otur" buyurdu. (Biraz sonra) Rasûlullah (s.a.v.)'e, içerisinde hurma olan bir sepet getirildi. Efendimiz adama; "Bunu al, sadaka olarak dağıt!" buyurdu. Adam. Yâ Rasûlallah! Benden daha muhtaç kimse yok, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, azı dişleri görününceye kadar güldü ve; "Haydi onu sen ye," buyurdu. Ebû Dâvud dedi ki; İbn Cüreyc bu hadîsi Zührî'den, Mâlik'in lâfzı ile şöyle rivayet etmiştir: "Bir adam orucu bozdu. Efendimiz kendisine; “Bır köleyi hürriyetine kavuşturman veya iki ay oruç tutman veya altmış fakir doyurman gerekir' buyurdu
Ebû Hureyre (r.a.)'dan; demiştir ki: "Ramazanda orucunu bozan bir adam Peygamber (s.a.v.)'e geldi..." Ebû Hureyre bu (önceki 2390 ve 2392) hadîste geçenleri haber verdi. Ancak bu rivayette o şunları söyledi: "Rasûlullah'a içerisinde onbeş sa' kadar hurma olan bir sepet getirildi. (Hişâm'ın rivayetine göre Ebû Hureyre devamla Hz. Peygamber'in) şu sözlerini de ekledi: "(Bu hurmayı) hem kendin ye, hem de ailene yedir. Bir gün oruç tut ve Allah'dan af dile
Nebi (s.a.v.)'in hanımı Aişe (r.anha)'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bir adam ramazanda mescidde olan Rasûlullah (s.a.v.)'e gelip; Yandım! Yâ Rasûlallah! dedi. Peygamber (s.a.v.) derdinin ne olduğunu sordu. Adam; Aileme yaklaştım, dedi. Hz. Peygamber; "Öyleyse sadaka ver!" buyurdu. Adam; Vallahi benim hiçbir şeyim yok ve ona gücüm yetmez, dedi. Peygamber (s.a.v.): "O halde otur." buyurdu. Adam oturdu. O böyle beklerken, üzerinde yiyecek olan eşeğini süren bir adam çıkageldi. Rasûlullah (s.a.v.); "Biraz evvelki yandım diyen nerede?" buyurdu. Adam ayağa kalktı, Peygamber (s.a.v.); "Bunu sadaka olarak dağıt." buyurdu. Adam Bizden başkasına mı? Yâ Rasûlallah! Vallahi biz açız, hiçbir şeyimiz yok!., dedi. Peygamber (s.a.v.) "(Haydi) onu siz yeyiniz." buyurdu
Muhammed b. Avf, Saîd b. Ebî Meryem, İbn Ebi'z-Zînâd, Abdurrahman b. el-Haris, Muhammed b. Ca'fer b. ez-Zübeyr, Abbâd b. Abdullah senediyle, Aişe (r.anhâ)'dan önceki (2394.) hadîse rivayet edilmiştir. Bu rivayette Hz. Aişe, "İçerisinde yirmi sa' olan bir sepet getirildi" demiştir
بَابُ التَّغْلِيظِ فِي مَنْ أَفْطَرَ عَمْدًا
Ebû Hureyre (r.a.), "Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu." demiştir: "Bir kimse, Allah'ın tanıdığı bir ruhsat olmadan, ramazanda bir gün orucunu bozarsa, bütün ömrün (yılın) orucu o günün yerini tutmaz." buyurdu
(Bu hadisi), Âhmed b. Hanbel; Yahya b. Saîd'den, Yahya: Süfyândan, Süfyân; Habîb'den, o; Umâra'dan, Umara da İbn'ül-Mutavvıs'dan rivayet etmişlerdir: (Habîb b. Ebî Sabit); İbnü'l-Mutavvis'le karşılaştım, bana babası vasıtasıyla Ebû Hureyre (r.a.)'den, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu haber verdi, diyerek İbn Kesîr ve Süleyman'ın (bundan önceki 2396.) hadîslerinin bir benzerini rivayet etti. Ebû Dâvud dedi ki: "Süfyân ve Şu'be'den "İbnu'l-Mutavvis mi yoksa Ebu'l-Mutâvvis mı olduğunda ihtilâf edildi
بَابُ مَنْ أَكَلَ نَاسِيًا
Ebû Hureyre (r.a)'dan; demiştir ki: Bir adam Peygamber (s.a.v.)'e geldi ve; "-Yâ Rasûlallah! Ben oruçlu iken unutarak yedim, içtim" dedi, Rasûlullah (s.a.v.); "Sana Allah yedirip, içirdi." karşılığım verdi
بَابُ تَأْخِيرِ قَضَاءِ رَمَضَانَ
Aişe (r.anha) şöyle demiştir: "Benim ramazandan oruç borcum olurdu da Şa'ban gelinceye kadar onu kaza edemezdim
بَابٌ فِيمَنْ مَاتَ وَعَلَيْهِ صِيَامٌ
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. "Bir kimse üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse, velisi onun yerine orucunu tutar." Buharî, savm; Müslim, siyam; İbn Mâce, keffâret; Ahmet b. Hanbel, VI, 69; Darekutnî, Süaen, II, 195; Beyhâkî, es-Sünenü'l-kübrâ, IV, 255, VI, 279. Ebû Dâvud, "Bu nezir hakkındadır ve bu Ahmed b. Hanbel'in görüşüdür" dedi
İbn Abbâs (r.a)'dan; demiştir ki: Bir adam ramazanda hastalanır, sonra orucunu tutmadan ölürse onun yerine yemek yedirilir, (sadaka verilir). Artık onun kazası yoktur. Eğer kişinin nezir borcu varsa velisi onu kaza eder
بَابُ الصَّوْمِ فِي السَّفَرِ
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre, Hamza el-Eslemî Rasûlallah (s.a.v.)'e: Ya Rasûlallah! Ben sürekli oruç tutan bir adam'ım. Yolculukta da oruç tutabilir miyim? diye sordu. Peygamber (s.a.v.): "İstersen tut, istersen tutma.” karşılığını verdi
Hamza b. Muhammed b. Hamza el-Eslemî babasından, dedesi (Hamza el-Eslemî)'nin şunları haber verdiğini rivayet etmiştir: Hamza dedi ki Rasûlallah (s.a.v.)'e: Ya Rasûlallah! Benim bir devem var, onu çalıştırıyorum, kiracılık yapıyorum, üzerinde yolculuğa çıkıyorum. Ancak bazan bu ay'a, yani Ramazan'a rastlıyor. Ben gencim, kendimi güçlü hissediyorum. Ya Rasûlallah, bana oruç tutmam, orucu geciktirip de üzerime borç olmasından daha ehven geliyor. Oruç tutmam mı, yoksa tutmamam mı daha çok sevap getirir? diye sordum, "Hangisini istersen onu yap, ey Hamza!" buyurdu
İbn Abbas (r.a)'dan; demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) Ramazan ayında Medine'den Mekke'ye doğru (yol'a) çıktı. Usfan'a gelince (Orada) bir (su) kab(ı) istedi ve insanlara göstermek için (su dolu kabı) ağzına götürdü, (ve içti). İbn Abbas şöyle dedi: "Rasûlullah (s.a.v.) (yolculukta) bazan oruç tutar, bazan tutmazdı. O halde isteyen oruç tutsun, isteyen tutmasın
Enes b. Mâlik (r.a)'den; demiştir ki: Rasülullah (s.a.v.) ile birlikte ramazanda yolculuk yaptık. Bir kısmımız oruç tuttu, bir kısmımız tutmadı. Oruç tutan tutmayanı, oruç tutmayan da tutam ayıplamadı
Kaze'a (b. Yahya)'dan; demiştir ki: Ebû Said el-Hudrî (r.a.)'nin yanına gittim. İnsanlar onun etrafında toplanmışlardı ve onlara fetva veriyordu. Yalnız kalmasını bekledim. Yalnız kalınca o'na yolculukta ramazan orucunu sordum, şöyle dedi: "Fetih yılı Rasûlullah (s.a.v.)'le birlikte yola çıktık. Rasûhülah (s.a.v.) da biz de oruç tutuyorduk. Nihayet bir yere varınca Efendimiz: "Şüphesiz düşmanınıza yaklaştınız, Oruçlu olmamanız, sizin daha kuvvetli olmanızı sağlar," buyurdu. İçimizde hem oruçlu olanlar hem de oruçlu olmayanlar olduğu halde sabahladık. Sonra tekrar yürüdük ve başka bir yerde durduk. Bu sefer Peygamber (s.a.v.): "Siz düşmanınıza baskın yapacaksınız. Oruçlu olmamanız sizin daha kuvvetli olmanızı sağlar. Onun için oruçlarınızı açınız!" buyurdu. Bu, Rasûlullah (s.a.v.)'dan bir azîmet oldu. Ebu Said şöyle dedi: "Ben bundan (azimetten) önce de sonra da Rasûlullah'la birlikte (yolculukta) oruç tuttuğumu biliyorum.”
بَابُ اخْتِيَارِ الْفِطْرِ
Câbir b. Abdullah (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.), etrafı kalabalık (bir insan topluluğu) olan ve kendisine (Ramazan da aşırı sıcak dolayısıyla) gölge yapılan bir adam görüp; "yolculukta oruç tutmak sevap değildir" buyurdu
Benû Kuşeyr'in kardeşleri Abdullah b. Ka'b oğullarından birisi olan Enes b. Malik'in şöyle dediği rivayet edilmiştir; Rasûlullah (s.a.v.)'in atlıları bize (kabilemize) baskın yaptı. Ben de Rasûlullah (s.a.v.)'in yanına gittim. O yemek yiyordu. Bana: "Otur, şu yemeğimizden biraz ye!" buyurdu. Ben oruçluyum, dedim. "Otur sana namaz ve oruç'tan bahsedeyim, şüphesiz Allah müsâfirden namazın bir kısmım veya yarısını, müsafir ve emzikliden veya hamileden orucu kaldırdı," buyurdu. Vallahi Efendimiz ya onun (emzikli ve hâmile) ikisini birden ya da bîrini söyledi. Enes devamla şöyle der: (O zaman) Rasûlullah (s.a.v.)'in yemeğinden yemediğim için kendi kendime teessüf ettim
بَابُ مَنِ اخْتَارَ الصِّيَامَ
Ebu'd-Derdâ (r.a.)'dan; demiştir ki: Çok sıcak bir günde, Rasûlullah'ın savaşlarından birinde onunla birlikte yola çıktık. O kadar ki, her birimiz sıcağın şiddetinden dolayı elini -veya avucunu-[Şüphe râvilerden birine aittir.] başına koydu. İçimizde Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Abdullah b. Ravaha'dan başka oruçlu kimse yoktu
Seleme b. el-Muhabbak (r.a.)'dan; "Rasûhüiah (s.a.v.) şöyle buyurdu" demiştir: "Kendisini, doyacağı yere kadar götürecek bir bineği olan kişi ramazana nerede erişirse, orucunu tutsun
Nasr b. Muhacir, Abdüssamed b. Abdilvâris, Abdü's-Samed b. Habîb, babası (Habib) ve Sinan b. Seleme senediyle, Seleme b. Muhabbâk'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Yolculukta iken ramazana erişen kişi" (Bundan sonrasında) Râvi önceki (2410.) hadisin mânâsını zikretti
بَابُ مَتَى يُفْطِرُ الْمُسَافِرُ إِذَا خَرَجَ
Ca'fer b. Cebr'den; demiştir ki; Rasûlullah (s.a.v.)'in sahâbisi Ebû Basra el-Ğıfâri ile bir gemide beraberdik. Ramazanda Füstad'dan (hareket ettik). Gemi demir aldı (az) sonra Ebu Basra'nın sabah yemeği getirildi. (Râvi) Cafer, hadisinde, devamla şöyle dedi. Ebu Basra daha evleri geçmeden sofrayı istedi ve; Yaklaş dedi. Sen evleri görmüyor musun? dedim. Ebu Basra ise; Rasûlullafr'ın sünnetinden yüz mü çeviriyorsun? karşılığını verdi ve yedi, der