SÜNNETİMİZSÜNNET VE HADİS KÜTÜPHANESİ
Riyâzü's-Sâlihîn › Kitâb 20 · Çeşitli KonularKonum

(20) Kitâb: Çeşitli Konular

كتاب المقدمات
Hadis 1218 – 1896 · 679 rivayet · Sayfa 11/14

Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah’a yemin ederim ki, ben bazan açlıktan karnımı yere dayar, bazan da mideme taş bağlardım. Bir gün sahâbîlerin geçtikleri yol üzerine oturmuştum. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem benim yanımdan geçti ve beni görünce gülümsedi. Kalbimden geçeni yüzümden anladı ve: – “Ebû Hüreyre!” dedi. Ben: – Buyurunuz, yâ Resûlallah! dedim. Resûl–i Ekrem: – “Beni takip et” buyurdu ve yoluna devam etti. Ben de peşinden yürüdüm. Hz. Peygamber evine girdi; ben de girmek için izin istedim; izin verdi; içeri girdim. Bir kap içinde süt buldu ve: – “Bu süt nereden geldi?” diye sordu. –Falan erkek veya falan kadın onu size hediye etti, dediler. Bunun üzerine Resûl–i Ekrem: – “Ebû Hüreyre!” diye seslendi. Ben: – Buyurunuz, yâ Resûlallah! dedim. – “Suffe ehline git, onları bana çağır” buyurdu. Ebû Hüreyre der ki: Suffe ehli İslâm konuklarıydı. Onların ne sığınacak aileleri, ne malları, ne de bir kimseleri vardı. Peygamber’e bir sadaka geldiğinde onlara gönderir, kendisi ondan hiçbir şey almazdı. Şayet gelen bir hediye ise, onlara da gönderir, kendisi de ondan bir parça alır ve böylece gelen hediyeyi onlarla paylaşırdı. Hz. Peygamber’in Suffe ehlini davet etmesi hoşuma gitmedi. Kendi kendime: Bu süt, Suffe ehli arasında kime yetecek ki! O sütü içmek suretiyle kuvvetlenmeye ben daha çok hak sahibiyim. Oysa onlar geldiğinde Resûlullah bana emreder, ben de onlara veririm; belki de o sütten bana kalmaz. Fakat Allah’ın ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ in emrine itaat etmemek de olmaz, dedim. Neticede onlara gittim ve kendilerini davet ettim. Onlar bu daveti kabul ettiler ve içeri girmek için izin istediler, kendilerine izin verildi ve onlar da evde yerlerini aldılar. Hz. Peygamber: – “Ebû Hüreyre!” diye seslendi. Ben: – Buyurunuz, yâ Resûlallah! dedim. – “Al, onlara ver!” buyurdu. Ben de süt kabını aldım, herkese vermeye başladım. Verdiğim kişi kanıncaya kadar içiyor, sonra kabı geri veriyor, ben bir başkasına veriyordum, o da kanıncaya kadar içiyor sonra geri veriyordu. En sonunda kabı Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ’e verdim. Topluluğun hepsi süte kanmışlardı. Resulullah kabı alıp elinde tuttu ve bana bakıp gülümsedi. Sonra: – “Ebû Hüreyre!” dedi. – Buyurunuz, yâ Resûlallah! dedim. – “Bir ben kaldım, bir de sen” buyurdu. Ben: – Doğru söylediniz, yâ Resûlallah, dedim. – “Otur da iç” buyurdular. Ben de oturdum ve içtim. Sonra yine: – “Otur, iç” buyurdu. Yine oturdum ve içtim. Resûl–i Ekrem durmadan: – “İç, iç” buyuruyordu. Sonunda ben: – Hayır. Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, artık içecek yerim kalmadı, dedim. – “Bana ver” buyurdu. Kabı Resûl–i Ekrem’e verdim, Allah Teâlâ’ya hamdetti, besmele çekti ve kalan sütü kendisi içti.

وعن أبي هريرة رضي الله عنه قال‏:‏ والله الذي لا إله إلا هو، إن كنت لأعتمد بكبدي على الأرض من الجوع، وإن كنت لأشد الحجر على بطني من الجوع‏.‏ ولقد قعدت يوماً على طريقهم الذي يخرجون منه، فمر بي النبي، صلى الله عليه وسلم ، فتبسم حين رآني، وعرف ما في وجهي وما في نفسي، ثم قال‏:‏ ‏"‏ أبا هر‏"‏ قلت لبيك يا رسول الله، قال‏:‏ ‏"‏ الحق‏"‏ ومضى فاتبعته، فدخل فاستأذن، فأذن لي فدخلت، فوجد لبنا في قدح فقال‏:‏ ‏"‏ من أين هذا اللبن‏؟‏‏"‏ قالوا‏:‏ أهداه لك فلان- أو فلانة- قال‏:‏‏"‏ أبا هر‏"‏ قلت‏:‏ لبيك يارسول الله، قال‏:‏ ‏"‏ الحق إلى أهل الصفة فادعهم لي‏"‏ قال‏:‏ وأهل الصفة أضياف الإسلام، لا يأوون على أهل، ولا مال، وإذا أتته هدية أرسل إليهم، وأصاب منها وأشركهم فيها، فساءني ذلك فقلت‏:‏ وما هذا اللبن في أهل الصفة‏!‏ كنت أحق أن أصيب من هذا اللبن شربة أتقوى بها، فإذا جأووا وأمرني فكنت أنا أعطيهم؛ وما عسى أن يبلغني من هذا اللبن، ولم يكن من طاعة الله وطاعة رسوله، صلى الله عليه وسلم بد، فأتيتهم فدعوتهم، فأقبلوا واستأذنوا، فأذن لهم وأخذوا مجالسهم من البيت قال‏:‏‏"‏ يا أبا هر‏"‏ قلت‏:‏ لبيك يا رسول الله قال‏:‏ ‏"‏ خذ فأعطهم‏"‏ قال‏:‏ فأخذت القدح، فجعلت أعطيه الرجل فيشرب حتى يروى، ثم يرد علي القدح، فأعطيه الآخر فيشرب حتى يروى، ثم يرد علي القدح حتى انتيهت إلى النبي صلى الله عليه وسلم ، وقد روي القوم كلهم، فأخذ القدح فوضعه على يده، فنظر إلي فتبسم، فقال‏:‏ ‏"‏ أبا هر‏"‏ قلت‏:‏ لبيك يا رسول الله، قال‏:‏ ‏"‏ بقيت أنا وأنت‏"‏ قلت‏:‏ صدقت يا رسول الله، قال‏:‏ ‏"‏ اقعد فاشرب‏"‏ فقعدت فشربت‏:‏ فقال‏:‏ ‏"‏ اشرب‏"‏ فشربت، فما زال يقول‏:‏ ‏"‏ اشرب‏"‏ حتى قلت‏:‏ لا والذي بعثك بالحق ما أجد له مسلكاً‏!‏ قال‏:‏ ‏"‏ فأرني‏"‏ فأعطيته القدح، فحمد الله تعالى، وسمى وشرب الفضلة‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه البخاري‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1718

Muhammed İbni Sîrîn’den nakledildiğine göre Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Ben, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ in minberi ile Âişe’nin odası arasında bayılıp düştüğümü biliyorum. Biri gelir, beni deli zannederek ayağını boynumun üzerine koyardı. Oysa ben deli değildim ve açlıktan başka da bir derdim yoktu.

وعن محمد بن سيرين عن أبي هريرة، رضي الله عنه، قال‏:‏ لقد رأيتني وإني لأجر فيما بين منبر رسول الله، صلى الله عليه وسلم، إلى حجرة عائشة رضي الله عنها مغشياً علي، فيجيء الجائي، فيضع رجلة على عنقي، ويرى أني مجنون وما بي من جنون، ما بي إلا الجوع‏.‏ ‏(‏‏(‏رواه البخاري‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1719

Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem , zırhı otuz ölçek arpa karşılığı bir yahudinin yanında rehin bulunmakta iken vefât etmiştir.

وعن عائشة، رضي الله عنها قالت‏:‏ توفي رسول الله صلى الله عليه وسلم ودرعه مرهونة عند يهودي في ثلاثين صاعاً من شعير‏.‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1720

Enes radıyallahu anh şöyle dedi: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem , arpa karşılığında zırhını rehin bırakmıştı. Ben Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ’e bir arpa ekmeği ve erimiş bayat içyağı götürmüştüm. Onun şöyle buyurduğunu işittim: “Muhammed ailesi dokuz ev oldukları halde, yanlarında bir ölçek yiyecek bulunmadan sabahlayıp akşamladıkları olur.”

وعن أنس رضي الله عنه قال‏:‏ رهن النبي صلى الله عليه وسلم درعه بشعير، ومشيت إلى النبي صلى الله عليه وسلم بخبز شعير، وإهالة سنخة، ولقد سمعته يقول‏:‏ ‏ "‏ ما أصبح لآل محمد صاع ولا أمسى‏"‏ وإنهم لتسعة أبيات‏.‏ ‏(‏‏(‏رواه البخاري‏)‏‏)‏‏.‏ (‏‏(‏‏ ‏الإهالة‏ ‏ بكسر الهمزة‏:‏ الشحم الذائب‏.‏ و‏ ‏ السخنة‏ ‏ بالنون والخاء المعجمة؛ وهي‏:‏ المتغيرة‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1721

Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Ben Suffe ehlinden yetmiş kişiyi gördüm. Hiçbirinin üzerinde bütün vücudunu örten bir elbise yoktu. Ya bir izârları ya da boyunlarına bağladıkları bir kisâları vardı. Bunların bir kısmı baldırlarının yarısına, bir kısmı da topuklarına erişirdi de, avret yerleri görülmesin diye elbiselerini elleriyle toplarlardı.

وعن أبي هريرة، رضي الله عنه، قال‏:‏ لقد رأيت سبعين من أهل الصفة، ما منهم رجل عليه رداء، إما إزار وإما كساء، قد ربطوا في أعناقهم منها ما يبلغ نصف الساقين، ومنها ما يبلغ الكعبين، فيجمعه بيده كراهية أن ترى عورته‏.‏ ‏(‏‏(‏رواه البخاري‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1722

Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’in yatağının yüzü tabaklanmış deriden, içi de yumuşak hurma lifindendi.

وعن عائشة رضي الله عنها قالت‏:‏ كان فراش رسول الله صلى الله عليه وسلم من أدم حشوه ليف‏.‏ ‏(‏‏(‏رواه البخاري‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1723

İbni Ömer radıyallahu anh ümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem , yanında Abdurrahman İbni Avf, Sa’d İbni Ebû Vakkâs ve Abdullah İbni Mes’ûd Allah onlardan razı olsun bulunduğu halde Sa’d İbni Ubâde’yi ziyaret etti. Durumunu görünce Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ağladı. Onun ağladığını gören sahâbîler de ağlamaya başladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber: – “Bilmez misiniz, gerçekten Allah, gözyaşı ve kalbin elemi sebebiyle kişiye azap etmez. Fakat – dilini işâret ederek– bunun yüzünden azap eder veya bağışlar” buyurdu.

وعن ابن عمر رضي الله عنهما قال‏:‏ كنا جلوساً مع رسول الله صلى الله عليه وسلم ، إذ جاء رجل من الأنصار، فسلم عليه، ثم أدبر الأنصاري، فقال رسول الله‏.‏ صلى الله عليه وسلم ‏:‏ ‏"‏ يا أخا الأنصار؛ كيف أخي سعد بن عبادة‏؟‏‏"‏ فقال‏:‏ صالح، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم ‏:‏ ‏"‏من يعوده منكم‏؟‏‏"‏ فقام وقمنا معه، ونحن بضعة عشر، ما علينا نعال، ولا خفاف، ولا قلانس، ولا قمص، نمشي في تلك السباخ، حتى جئناه، فاستأخر قومه من حوله حتى دنا رسول الله صلى الله عليه وسلم وأصحابه الذين معه‏.‏ ‏(‏‏(‏رواه مسلم‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1724

İmrân İbni Husayn radıyallahu anhümâ’ dan rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizin hayırlılarınız, benim zamanımda yaşayanlarınızdır. Sonra zamanımda yaşayanlara yakın olanlar, sonra da onlara yakın olanlardır.” İmrân der ki: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ’in “Sonra onlara yakın olanlardır” sözünü iki defa mı veya üç defa mı söylediğini bilemiyorum. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sözüne şöyle devam etti: “Onlardan sonra öyle bir topluluk gelir ki, kendilerinden şâhitlik istenmediği halde şâhitlik yaparlar; hiyânet ederler de kendilerine güvenilmez; bir adakta bulunurlar fakat yerine getirmezler; onlarda şişmanlık başgösterir.”

وعن عمران بن الحصين رضي الله عنهما، عن النبي صلى الله عليه وسلم أنه قال‏:‏ ‏"‏ خيركم قرني، ثم الذين يلونهم، ثم الذين يلونهم‏"‏ قال عمران‏:‏ فما أدري قال‏:‏ النبي صلى الله عليه وسلم مرتين أو ثلاثاً ‏"‏ ثم يكون بعدهم قوم يشهدون ولا يستشهدون، ويخونون ولا يؤتمنون، وينذرون ولا يوفون، ويظهر فيهم السمن‏"‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1725

Ebû Ümâme radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ey âdemoğlu! İhtiyacından fazla olan malını sadaka vermen senin için hayırlıdır. Eğer vermeyip elinde tutarsan, senin için kötüdür. Yeterli miktarda mala sahip olmaktan dolayı Allah katında sorumlu tutulmazsın. Harcamaya, bakmakla yükümlü olduklarından başla.”

وعن أبي أمامة رضي الله عنه قال‏:‏ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ‏:‏ ‏ "‏ يا ابن آدم‏:‏ إنك أن تبذل الفضل خير لك، وأن تمسكه شر لك، ولا تلام على كفاف، وابدأ بمن تعول‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه الترمذي وقال‏:‏ حديث حسن صحيح‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1726

Ubeydullah İbni Mihsan el–Ensârî el–Hatmî radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden hanginiz canı ve malı emniyet içinde, vücudu sıhhat ve afiyette, günlük azığı da yanında olduğu halde sabahlarsa, sanki bütün dünya kendisine verilmiş gibidir.”

وعن عبيد الله بن محصن الأنصاري الخطمي رضي الله عنه قال‏:‏ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم‏:‏ ‏ "‏ من أصبح منكم آمنا في سربه، معافى في جسده، عنده قوت يومه، فكأنما حيزت له الدنيا بحذافيرها‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه الترمذي وقال‏:‏ حديث حسن‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1727

Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslüman olan, kendisine yeteri kadar rızık verilen, Allah’ın kendisine verdiği nimete kanâat eden kimse şüphesiz kurtuluşa ermiştir.” 514. Ebû Muhammed Fedâle İbni Ubeyd el–Ensârî radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İslâm’ın dosdoğru yoluna ulaştırılan ve geçimi yeterli olup da buna kanaat eden kimse, ne kadar mutludur!”

-وعن عبد الله بن عمرو بن العاص رضي الله عنهما ، أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال ‏:‏ ‏ "‏ قد أفلح من أسلم ، وكان رزقه كفافا ، وقنعه الله بما آتاه ‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه مسلم ‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1728

Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.

-وعن أبي محمد فضاله بن عبيد الأنصاري رضي الله عنه ، أنه سمع رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول ‏:‏ ‏ "‏طوبى لمن هدي إلى الإسلام ، وكان عيشه كفافا ،وقنع ‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه الترمذي وقال ‏:‏حديث حسن صحيح ‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1729

İbni Abbâs radıyallahu anhümâ şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, yemek yemeksizin peşpeşe bir kaç gün aç olarak gecelerdi. Ailesi de yiyecek akşam yemeği bulamazdı. Çoğu zaman ekmekleri arpa ekmeği idi.

وعن ابن عباس رضي الله عنهما قال ‏:‏ كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يبيت الليالي المتتابعه طاويا، وأهله لايجدون عشاء ، وكان أكثر خبزهم خبز الشعير ‏.‏ ‏(‏‏(‏رواه الترمذي وقال ‏:‏ حديث حسن صحيح‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1730

Fedâle İbni Ubeyd şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâba namaz kıldırırken, onlardan bazıları açlığın verdiği takatsızlıktan dolayı ayakta duramayarak düşüp bayılırlardı. Bunlar Suffe ashâbı idi. Çölden gelen Bedevîler: Bunlar deli, derlerdi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namazı bitirince açlıktan bayılanların yanına gider ve onlara: “Allah Teâlâ’nın yanında sizin için neler hazırlandığını bilseydiniz, daha fazla yoksul ve muhtaç olmayı isterdiniz” buyururdu.

وعن فضالة بن عبيد رضي الله عنه، أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان إذا صلى بالناس، يخر رجال من قامتهم في الصلاة من الخصاصة -وهم أصحاب الصفة- حتى يقول الأعراب‏:‏ هؤلاء مجانين، فإذا صلى رسول الله صلى الله عليه وسلم انصرف إليهم، فقال‏:‏ ‏"‏لو تعلمون ما لكم عند الله تعالى، لأحببتم أن تزدادوا فاقة وحاجة‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه الترمذي، وقال‏:‏ حديث صحيح‏)‏‏)‏‏.‏ ‏"‏الخصاصة‏"‏‏:‏ الفاقة والجوع الشديد‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1731

Ebû Kerîme Mikdâd İbni Ma’dîkerib radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hiçbir kişi, midesinden daha tehlikeli bir kap doldurmamıştır. Oysa insana kendini ayakta tutacak bir kaç lokma yeter. Şayet mutlaka çok yiyecekse, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de nefesine ayırmalıdır.”

وعن أبي كريمة المقدام بن معديكرب رضي الله عنه قال‏:‏ سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول “ما ملأ آدمي وعاء شراً من بطن، بحسب ابن آدم أكلات يقمن صلبه، فإن كان لا محالة؛ فتلث لطعامه وثلث لشرابه، وثلث لنفسه‏"‏‏.‏ ‏(‏‏(‏رواه الترمذي وقال‏:‏ حديث حسن‏)‏‏)‏‏.‏ ‏"‏أكلات‏"‏ أي‏:‏ لقم‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1732

Ebû Ümâme İyâs İbni Sa’lebe el–Ensârî el–Hârisî radıyallahu anh şöyle dedi: Bir gün, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’in ashâbı onun yanında dünyadan bahsettiler. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Siz işitmiyor musunuz? İşitmiyor musunuz? Sade yaşamak imandandır; sâde hayat sürmek imandandır.”

وعن أبي أمامة إياس بن ثعلبة الأنصاري الحارثي رضي الله عنه قال‏:‏ ذكر أصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم يوماً عنده الدنيا، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم ‏:‏ “ألا تسمعون‏؟‏ ألا تسمعون‏؟‏ إن البذاذة من الإيمان، إن البذاذة من الإيمان‏"‏ يعني‏:‏ التقحل‏.‏ ‏(‏‏(‏رواه أبو داود‏)‏‏)‏‏.‏ ‏"‏البذاذة‏"‏ بالباء الموحدة والذالين المعجمتين، وهي رثاثة الهيئة، وترك فاخر اللباس‏.‏ وأما ‏"‏التقحل‏"‏ فبالقاف والحاء، قال أهل اللغة‏:‏ المتقحل‏:‏ هو الرجل اليابس الجلد من خشونة العيش، وترك الترفة‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1733

Ebû Abdullah Câbir İbni Abdullah radıyallahu anhümâ şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Ubeyde radıyallahu anh ’ı başımıza kumandan tayin ederek, Kureyş kervanının karşısına çıkmak üzere bizi gönderdi. Bize azık olarak bir dağarcık hurma verdi. Verecek başka bir şey bulamamıştı. Ebû Ubeyde hurmayı bize tane tane veriyordu. Dinleyenlerden biri: – O hurmalarla nasıl geçinebiliyordunuz? diye sordu. Câbir: – Onları çocuğun meme emmesi gibi emer, sonra üzerine su içerdik, o gün geceye kadar bize yeterdi. Sopalarımızla ağaç yapraklarını silker, sonra onları su ile ıslatıp yerdik, dedi. Sonra da sözüne şöyle devam etti: Biz deniz sahili boyunca yürüdük. Sahil boyunda önümüze büyük kum tepesi gibi bir şey çıktı. Onun yanına kadar geldik, bir de baktık ki, Anber denilen bir balık. Ebû Ubeyde: – Bu, ölü bir hayvandır, (yenilmez) dedi. Sonra da: Hayır, bizler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’in elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz son derece zorda kalmış bulunuyorsunuz, o halde yiyiniz, dedi. Biz üç yüz kişi idik ve bir ay süreyle onun etinden yiyerek orada kaldık, hatta kilo da aldık. Balığın göz çukurundan testilerle yağ aldığımızı biliyorum. Biz ondan öküz büyüklüğünde parçalar kesiyorduk. Ebû Ubeyde bizden onüç kişiyi alıp onun göz çukuruna oturttu, onun kaburga kemiklerinden birini de alıp dikti. Sonra yanımızdaki en büyük deveyi semerledi ve deve ile kaburga kemiğinin altından geçti. Balığın etinden pastırma da yaptık. Medine’ye gelince, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’in yanına gidip olup bitenleri anlattık. Resûl–i Ekrem: “O, Allah’ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Onun etinden yanınızda bir miktar var mı, bize de yedirseniz?” buyurdu. Biz de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’e ondan bir parça gönderdik, o da yedi.

وعن أبي عبد الله جابر بن عبد الله رضي الله عنهما قال‏:‏ بعثنا رسول الله صلى الله عليه وسلم وأمر علينا أبا عبيدة رضي الله عنه، نتلقى عيرا لقريش، وزودنا جراباً من تمر لم يجد لنا غيره، فكان أبوعبيدة يعطينا تمرة تمرة، فقيل كيف كنتم تصنعون بها‏؟‏ قال‏:‏ نمصها كما يمص الصبي، ثم نشرب عليها من الماء، فتكفينا يومنا إلى الليل، وكنا نضرب بعصينا الخبط، ثم نبله بالماء فنأكله‏.‏ قال‏:‏ وانطلقنا على ساحل البحر، فرفع لنا على ساحل البحر كهيئة الكثيب الضخم، فأتيناه فإذا هي دابة تدعى العنبر، فقال أبو عبيدة‏:‏ ميتة، ثم قال‏:‏ لا، بل نحن رسل رسول الله صلى الله عليه وسلم وفي سبيل الله وقد اضطررتم فكلوا، فأقمنا عليه شهرا، ونحن ثلاثمائة، حتى سمنا، ولقد رأيتنا نغترف من وقب عينه بالقلال الدهن ونقطع منه الفدر كالثور أو كقدر الثور، ولقد أخذ منا أبوعبيدة ثلاثة عشر رجلا فأقعدهم في وقب عينه وأخذ ضلعا من أضلاعه فأقامها ثم رحل أعظم بعير معنا فمر من تحتها وتزودنا من لحمه وشائق، فلما قدمنا المدينة أتينا رسول الله صلى الله عليه وسلم فذكرنا ذلك له، فقال‏:‏ ‏"‏هو رزق أخرجه الله لكم، فهل معكم من لحمه شئ فتطعمونا‏؟‏‏"‏ فأرسلنا إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم منه فأكله‏.‏ ‏(‏‏(‏رواه مسلم‏)‏‏)‏‏.‏ ‏"‏الجراب‏"‏‏:‏ وعاء من جلد معروف، وهو بكسر الجيم وفتحها، والكسر أفصح‏.‏ قوله‏:‏ نمصها‏"‏ بفتح الميم‏.‏ ‏"‏والخبط‏"‏ ورق شجر معروف تأكله الإبل‏.‏ ‏"‏والكثيب‏"‏‏:‏ التل من الرمل‏.‏ ‏"‏والوقب‏"‏ بفتح الواو وإسكان القاف وبعدها باء موحدة، وهو نقرة العين‏.‏ ‏"‏بتخفيف الحاء‏:‏ أي جعل عليه الرحل‏.‏ ‏"‏الشائق‏"‏ بالشين المعجمة والقاف‏:‏ اللحم الذي اقتطع ليقدد منه، والله اعلم‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1734

Esmâ Binti Yezîd el–Ensâriye radıyallahu anhâ şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’in gömleğinin kolu bileğine kadardı.

وعن أسماء بنت يزيد رضي الله عنها قالت‏:‏ كان كم قميص رسول الله صلى الله عليه وسلم إلى الرصغ، ‏(‏‏(‏رواه أبو داود، والترمذي، وقال‏:‏ حديث حسن‏)‏‏)‏‏.‏ ‏"‏الرصغ‏:‏ بالصاد والرسغ بالسين أيضاً‏:‏ هو المفصل بين الكف والساعد‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1735

Câbir radıyallahu anh şöyle dedi: Biz Hendek Savaşı gününde siper kazıyorduk. Önümüze son derece sert bir kaya çıktı. Sahâbîler, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ’e gelip: – Siperde önümüze bu kaya çıktı, dediler. Resûl–i Ekrem: “Ben hendeğe ineceğim” buyurdu, sonra ayağa kalktı, açlıktan karnına taş bağlamıştı. Biz üç gün müddetle yiyecek hiçbir şey tatmaksızın orada kalmıştık. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kazmayı eline aldı ve sert kayaya vurdu, o kaya un ufak olup kum yığınına döndü. Ben: – Yâ Resûlallah! Eve gitmeme izin veriniz, dedim. Evde eşime: – Ben, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ’i dayanılmayacak bir halde gördüm, yanında yiyecek bir şey var mı? diye sordum. Eşim: – Biraz arpa ile bir de oğlak var, dedi. Ben oğlağı kestim, arpayı da öğüttüm. Eti tencereye koyduk. Sonra ben, ekmek pişmekte, tencere de taşlar üzerinde kaynamakta iken, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ’e geldim. – Ey Allah’ın Resûlü! Birazcık yemeğim var, bir iki kişiyle birlikte bize gidelim, dedim. Resûl–i Ekrem: – “O yemek ne kadar?” diye sordu. Ben de olanı söyledim. Bunun üzerine: – “Ooo! Hem çok, hem güzel. Hanımına söyle de, ben gelinceye kadar tencereyi ateşten indirmesin, ekmeği de fırından çıkarmasın!” buyurdu. Sonra ashâba: – “Kalkınız” dedi, muhacirler ve ensar hep birlikte kalktılar. Ben telaşla eşimin yanına varıp: – Vay başımıza gelenler! Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanında muhacirler, ensâr ve beraberlerinde olanlarla birlikte geldi, dedim. Karım: – Sana ne kadar yemeğimiz olduğunu sordu mu? dedi, ben: – Evet, dedim.

وعن جابر رضي الله عنه قال‏:‏ إنا كنا يوم الخندق نحفر، فعرضت كدية شديدة، فجاؤوا إلى النبي صلى الله عليه وسلم فقالوا‏:‏ هذه كدية عرضت في الخندق‏.‏ فقال‏:‏ ‏"‏أنا نازل‏"‏ ثم قام، وبطنه معصوب بحجر، ولبثنا ثلاثة أيام لا نذوق ذوقاً فأخذ النبي صلى الله عليه وسلم المعول، فضرب، فعاد كثيباً أهيل، أو أهيم، فقلت‏:‏ يا رسول الله ائذن لي إلى البيت، فقلت لامرأتي‏:‏ رأيت بالنبي صلى الله عليه وسلم شيئاً ما في ذلك صبر فعندك شيء‏؟‏ فقالت‏:‏ عندي شعير وعناق، فذبحت العناق وطحنت الشعير حتى جعلنا اللحم في البرمة، ثم جئت النبي صلى الله عليه وسلم والعجين قد انكسر، والبرمة بين الأثاقي قد كادت تنضج، فقلت‏:‏ طعيم لي، فقم أنت يا رسول الله ورجل أو رجلان، قال‏:‏ ‏"‏كم هو‏؟‏‏"‏ فذكرت له فقال‏:‏ ‏"‏كثير طيب، قل لها لا تنزع البرمة، ولا الخبز من التنور حتى آتي” فقال‏:‏ “قوموا” فقام المهاجرون والأنصار، فدخلت عليها فقلت‏:‏ ويحك جاء النبي صلى الله عليه وسلم والمهاجرون والأنصار ومن معهم‏!‏ قالت‏:‏ هل سألك‏؟‏ قلت‏:‏ نعم، قال‏:‏ “ادخلوا ولا تضاغطوا فجعل يكسر الخبز، ويجعل عليه اللحم، ويخمر البرمة والتنور إذا أخذ منه، ويقرب إلى أصحابه ثم ينزع، فلم يزل يكسر ويغرف حتى شبعوا، وبقي منه، فقال‏:‏ كلي هذا وأهدي، فإن الناس أصابتهم مجاعة” ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏ وفي رواية‏:‏ قال جابر‏:‏ لما حفر الخندق رأيت النبي صلى الله عليه وسلم خمصاً، فانكفأت إلى امراتى فقلت‏:‏ هل عندك شيء؛ فإني رأيت برسول الله صلى الله عليه وسلم خمصاً شديداً فأخرجت إلي جرابا فيه صاع من شعير، ولنا بهيمة داجن فذبحتها، وطحنت الشعير، ففرغت إلى فراغى، وقطعتها في برمتها، ثم وليت إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقالت‏:‏ لا تفضحني برسول الله صلى الله عليه وسلم ومن معه، فجئته وساررته فقلت‏:‏ يا رسول الله، ذبحنا بهيمة لنا، وطحنت صاعا من شعير، فتعال أنت ونفر معك، فصاح رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال‏:‏ يا أهل الخندق إن جابراً قد صنع سؤراً فحيهلا بكم‏"‏ فقال النبي صلى الله عليه وسلم ‏:‏ ‏"‏لا تنزلن برمتكم ولا تخبزن عجينكم حتى أجيء‏"‏ فجئت، وجاء النبي صلى الله عليه وسلم يقدم الناس، حتى جئت امرأتي فقالت‏:‏ بك وبك‏!‏ فقلت‏:‏ قد فعلت الذي قلت‏.‏ فأخرجت عجيناً، فبسق فيه وبارك، ثم عمد إلى برمتنا فبصق وبارك، ثم قال‏:‏ ‏"‏ادعي خابزة فلتخبز معك، واقدحي من برمتكم ولا تنزلوها‏"‏وهم ألف، فأقسم بالله لأكلوا حتى تركوه وانحرفوا، وإن برمتنا لتغط كما هي، وإن عجيننا ليخبز كما هو‏.‏ قوله‏:‏ ‏"‏عرضت كدية‏"‏ ‏:‏ بضم الكاف وإسكان الدال وبالياء المثناة تحت؛ وهي قطعة غليظة صلبة من الأرض لا يعمل فيها الفأس‏.‏ ‏"‏والكثيب‏"‏ أصله تل الرمل، والمراد هنا‏:‏ صارت تراباً ناعماً، وهو معنى “أهيل”‏.‏ ‏"‏الأثافي‏"‏ ‏:‏ الأحجار التى يكون عليها القدر‏.‏ و‏"‏تضاغطوا‏"‏ ‏:‏ تزاحموا‏.‏ و‏"‏المجاعة‏"‏ ‏:‏الجوع، وهو بفتح الميم‏.‏ و‏"‏الخمص‏"‏ بفتح الخاء المعجمة والميم‏:‏ الجوع‏.‏ و”انكفأت” ‏:‏ انقلبت ورجعت‏.‏ ‏"‏البهيمة‏"‏ بضم الباء‏:‏ تصغير بهمة، وهي العناق -بفتح العين-‏.‏ و‏"‏الداجن‏"‏‏:‏ هي التي ألفت البيت‏.‏ و‏"‏السؤر‏"‏ ‏:‏الطعام الذي يدعى الناس إليه، وهو بالفارسية‏.‏ و‏"‏حيهلا‏"‏ أي‏:‏ تعالوا‏.‏ وقولها‏:‏ ‏"‏بك وبك‏"‏ أي‏:‏ خاصمته وسبته، لأنها اعتقدت أن الذي عندها لا يكفيهم، فاستحيت وخفي عليها ما أكرم الله سبحانه وتعالى به نبيه صلى الله عليه وسلم من هذه المعجزة الظاهرة والآية اباهرة‏.‏ “بسق‏"‏ أي ‏:‏بصق؛ ويقال أيضاً‏:‏ بزق -ثلاث لغات- و‏"‏عمد‏"‏ بفتح الميم‏:‏ أي قصد‏.‏ و‏"‏اقدحي” أي اغرفي؛ والمقدحة‏:‏ المغرفة‏.‏ و”تغط” أي‏:‏ لغليانها صوت، والله اعلم‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1736

Enes radıyallahu anh şöyle dedi: (Üvey babam) Ebû Talha, (annem) Ümmü Süleym’e: – Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’in sesi kulağıma pek zayıf geldi; kendisinin aç olduğunu da biliyorum. Yanında yiyecek bir şey var mı? dedi. Ümmü Süleym: – Evet, var dedi ve arpa ekmeğinden yapılmış bir kaç çörek çıkardı. Sonra kendisine ait bir başörtüsü aldı; onun bir tarafına çörekleri sarıp dürdü ve elbisemin altına yerleştirdi. Örtünün bir kısmını da belime sardı, sonra beni Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’e gönderdi. Ben ekmeği götürdüm. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’i mescidde, cemaatle birlikte otururken buldum. Ben de yanlarında ayakta durdum. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: – “Seni Ebû Talha mı gönderdi?” buyurdu. Ben: – Evet, dedim. – “Yemek için mi?” buyurdu. – Evet, diye cevap verdim. Resûlullah sallalahu aleyhi ve sellem yanında bulunanlara: – “Kalkınız” buyurdu, onlar da kalkıp yürüdüler, ben önlerinden yürüdüm. Ebû Talha’ya gelerek durumu bildirdim. Bunun üzerine Ebû Talha: – Ey Ümmü Süleym! Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem cemaatle birlikte geldi, oysa bizim yanımızda onları doyuracak bir şey yok? dedi. Ümmü Süleym: – Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dedi. Ebû Talha da hemen gidip Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’i karşıladı. Resûl–i Ekrem, Ebû Talha ile birlikte geldi ve eve girdiler. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: – “Ey Ümmü Süleym! Yanında olanları getir” buyurdu. O da bu ekmeği getirdi. Resûlullah sallalahu aleyhi ve sellem emredip ekmekleri parçalattı. Ümmü Süleym, yağ tulumunu sıkarak o ekmek parçaları üzerine yağ sürdü. Sonra, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onun içine Allah’ın söylemesini dilediği duayı okudu. Bundan sonra: – “On kişiye izin ver!” buyurdu. Ebû Talha on kişiye izin verdi, onlar doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Resûl–i Ekrem: – “On kişiye daha izin ver!” buyurdu. Ebû Talha onlara da izin verdi, onlar da yiyip çıktılar. Hz. Peygamber: – “Bir on kişiye daha izin ver!” buyurdu. Neticede cemaatin hepsi yiyip doydular. Bu cemaat yetmiş veya seksen kişi idi.

وعن أنس رضي الله عنه قال‏:‏ قال أبو طلحة لأم سليم‏:‏ قد سمعت صوت رسول الله صلى الله عليه وسلم ضعيفاً أعرف فيه الجوع، فهل عندك من شيء‏؟‏ فقالت‏:‏ نعم، فأخرجت أقراصاً من شعير، ثم أخذت خماراً لها، فلفت الخبز ببعضه، ثم دسته تحت ثوبي وردتني ببعضه، ثم أرسلتني إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم فذهبت به، فوجدت رسول الله صلى الله عليه وسلم جالساً في المسجد، ومعه الناس، فقمت عليهم، فقال لي رسول الله صلى الله عليه وسلم ‏"‏أرسلك أبو طلحة‏؟‏‏"‏ فقلت‏:‏ نعم، فقال‏:‏ ‏"‏ألطعام‏"‏ فقلت‏:‏ نعم، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم‏:‏ ‏"‏قوموا‏"‏ فانطلقوا بين أيديهم حتى جئت أبا طلحة فأخبرته، فقال أبو طلحة‏:‏ يا أم سليم‏:‏ قد جاء رسول الله بالناس وليس عندنا ما نطعمهم‏؟‏ فقالت‏:‏ الله ورسوله أعلم‏.‏ فانطلق أبو طلحة حتى لقي رسول الله صلى الله عليه وسلم فأقبل رسول الله صلى الله عليه وسلم معه حتى دخلا، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم‏:‏ “هلمى ما عندك يا أم سليم‏"‏ فأتت بذلك الخبز، فأمر به رسول الله صلى الله عليه وسلم ففت وعصرت عليه أم سليم عكة فآدمته، ثم قال فيه رسول الله صلى الله عليه وسلم ما شاء الله أن يقول، ثم قال‏:‏ ‏"‏ائذن لعشرة‏"‏ فأذن لهم، فأكلوا حتى شبعوا ثم خرجوا، ثم قال‏:‏ ‏"‏ائذن لعشرة‏"‏ فأذن لهم، فأكلوا حتى شبعوا، ثم خرجوا، ثم قال‏:‏ ‏"‏ائذن لعشرة‏"‏ فأذن لهم حتى أكل القوم كلهم وشبعوا، والقوم سبعون رجلاً أو ثمانون‏.‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏ وفي رواية‏:‏ فما زال يدخل عشرة ويخرج عشرة، حتى لم يبق منهم أحد إلا دخل، فأكل حتى شبع، ثم هيأها فإذا هي مثلها حين اكلوا منها‏.‏ وفي رواية‏:‏ فأكلوا عشرة عشرة، حتى فعل ذلك بثمانين رجلا، ثم أكل النبي صلى الله عليه وسلم بعد ذلك وأهل البيت، وتركوا سؤراً‏.‏ وفي رواية‏:‏ ثم أفضلوا ما بلغوا جيرانهم‏.‏ وفي رواية عن أنس قال‏:‏ جئت رسول الله صلى الله عليه وسلم يوماً، فوجدته جالساً مع أصحابه، وقد عصب بطنه بعصابة، فقلت لبعض أصحابه‏:‏ لم عصب رسول الله صلى الله عليه وسلم بطنه‏؟‏ فقالوا‏:‏ من الجوع، فذهبت إلى أبي طلحة، وهو زوج أم سليم بنت ملحان، فقلت‏:‏ يا أبتاه، قد رأيت رسول الله صلى الله عليه وسلم عصب بطنه بعصابة، فسألت بعض أصحابه، فقالوا‏:‏ من الجوع‏.‏ فدخل أبو طلحة على أمي فقال‏:‏ هل من شيء ‏؟‏ قالت‏:‏ نعم عندي كسر من خبز وتمرات، فإن جاءنا رسول الله صلى الله عليه وسلم وحده أشبعناه وإن جاء آخر معه قل عنهم، وذكر تمام الحديث‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1737

Ebû Hüreyre radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.”

عن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال‏:‏ ‏"‏ليس الغنى عن كثرة العرض، ولكن الغنى غنى النفس‏"‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏ ‏"‏العرض‏"‏ بفتح العين والراء‏:‏ هو المال‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1738

Abdullah İbni Amr radıyallahu anhümâ’ dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslüman olan, yeterli geçime sahip kılınan ve Allah’ın kendisine verdiklerine kanaat etmesini bilen kurtulmuştur.”

وعن عبد الله بن عمرو رضي الله عنهما أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال‏:‏ ‏ "‏قد أفلح من أسلم، ورزق كفافاً، وقنعه الله بما آتاه‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه مسلم‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1739

Hakîm İbni Hizâm radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’den (mal) istedim, verdi. Bir daha istedim, yine verdi. Tekrar istedim, tekrar verdi. Sonra şöyle buyurdu: – “Ey Hakîm! Gerçekten şu mal çekici ve tatlıdır. Kim onu hırs göstermeksizin alırsa, o malda kendisine bereket verilir. Kim de ona göz dikerek hırs ile alırsa, o malın bereketi olmaz. Böylesi kişi, yiyip yiyip de bir türlü doymayan obur gibidir. Üstteki (veren ) el, alttaki (alan) elden daha hayırlıdır.”

وعن حكيم بن حزام رضي الله عنه قال‏:‏ سألت رسول الله صلى الله عليه وسلم فأعطاني، ثم سألته فأعطاني، ثم سألته فأعطاني ثم قال‏:‏ ‏"‏يا حكيم، إن هذا المال خضر حلو، فمن أخذه بسخاوة نفس بورك له فيه، ومن أخذه بإشراف نفس لم يبارك له فيه، وكان كالذي يأكل ولا يشبع، واليد العليا خير من اليد السفلى‏"‏ قال حكيم‏:‏ فقلت يا رسول الله والذي بعثك بالحق لا أرزأ أحداً بعدك شيئاً حتى أفارق الدنيا‏.‏ فكان أبو بكر رضي الله عنه يدعو حكيماً ليعطيه العطاء، فيأبى أن يقبل منه شيئاً ثم إن عمر رضي الله عنه دعاه ليعطيه، فأبى أن يقبله‏.‏ فقال‏:‏ يا معشر المسلمين، أشهدكم على حكيم أني أعرض عليه حقه الذي قسمه الله له في هذا الفيء فيأبى أن يأخذه فلم يرزأ حكيم أحداً بعد النبي صلى الله عليه وسلم حتى توفي‏.‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏ ‏"‏يرزأ‏"‏ براء ثم زاى ثم همزة، أي‏:‏ لم يأخذ من أحد شيئاً، وأصل الرزء‏:‏ النقصان، أي‏:‏ لم ينقص أحداً شيئاً بالأخذ منه‏.‏ و‏"‏إشراف النفس‏"‏‏:‏ تطلعها وطمعها بالشيء‏.‏ ‏"‏سخاوة النفس‏"‏‏:‏ هي عدم الإشراف إلى الشيء، والطمع فيه، والمبالاة به والشره‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1740

Ebû Bürde’den, Ebû Mûsâ el–Eş’arî radıyallahu anh’ı n şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir savaşa çıkmıştık. Altı kişilik bir grup olarak biz nöbetleşe bir deveye biniyorduk. Ayaklarımız delindi. Benim de ayaklarım delinmiş ve tırnaklarım düşmüştü. Ayaklarımıza bez parçaları sarıyorduk. Ayaklarımıza böyle bez parçaları bağladığımız için o savaşa Zâtürrikâ’ ismi verildi.

وعن أبي بردة عن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه قال‏:‏ خرجنا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم في غزاة، ونحن ستة نفر بيننا بعير نعتقبه، فنقبت أقدامنا ونقبت قدمي، وسقطت أظافري، فكنا نلف على أرجلنا الخرق، فسميت غزوة ذات الرقاع لما كنا نعصب على أرجلنا من الخرق قال أبو بردة‏:‏ فحدث أبوموسى بهذا الحديث، ثم كره ذلك، وقال‏:‏ ما كنت أصنع بأن أذكره‏!‏ قال‏:‏ كأنه كره أن يكون شئياً من عمله أفشاه‏.‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1741

Amr İbni Tağlib radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’e ganimet malları – ya da esirler– getirilmişti. O bunları kimine verip kimine vermemek suretiyle dağıtmıştı. Mal vermediği kişilerin ileri geri söylendikleri kendisine ulaşınca, Allah’a hamd ve senâ ettikten sonra şöyle buyurdu: “Allah’a yemin ederim ki, ben kimilerine veriyor, kimilerine vermiyorum. Aslında mal vermediğim kimseler, verdiklerimden bence daha sevgilidir. Ben bazı kimselerin kalbinde sabırsızlık ve tama’ gördüğüm için veririm. Bazı kimseleri de, Allah’ın kalblerinde yarattığı kanaat ve hayırla baş başa bırakırım. Amr İbni Tağlib de bunlardan biridir.”

وعن عمرو بن تغلب - بفتح التاء المثناة فوق وإسكان الغين المعجمة وكسر اللام - رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم أتي بمال أو سبي فقسمه، فأعطى رجالا، وترك رجالا، فبلغه أن الذين ترك عتبوا ؛فحمد الله ثم أثنى عليه ثم قال، أما بعد فوالله إني لأعطي الرجل وأدع الرجل والذي أدع أحب إلي من الذي أعطي، ولكني إنما أعطي أقواماً لما أرى في قلوبهم من الجزع والهلع، وأكل أقواماً إلى ما جعل الله في قلوبهم من الغنى والخير، منهم عمرو بن تغلب” قال عمرو بن تغلب‏:‏ فوالله ما أحب أن لي بكلمة رسول الله صلى الله عليه وسلم حمر النعم ‏(‏‏(‏رواه البخاري‏)‏‏)‏‏.‏ ‏ "‏الهلع‏"‏‏:‏ هو أشد الجزع، وقيل‏:‏ الضجر‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1742

Hakîm İbni Hizâm radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Üstteki el, alttaki elden daha hayırlıdır. Harcamaya, geçimini üstlendiklerinden başla! Sadakanın iyisi, ihtiyaç fazlası maldan verilendir. Dilenmekten sakınmak isteyenleri, Allah iffetli kılar. Halka karşı tok gözlü davranmak isteyenleri de Allah, insanlara muhtaç olmaktan kurtarır.”

وعن حكيم بن حزام رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال‏:‏ ‏"‏اليد العليا خير من اليد السفلى، وابدأ بمن تعول، وخير الصدقة عن ظهر غنى ومن يستعفف يعفه الله، ومن يستغن يغنه الله” ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏ ‏(‏‏(‏وهذا لفظ البخاري، ولفظ مسلم أخصر‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1743

Ebû Abdurrahman Muâviye İbni Ebû Süfyân Sahr İbni Harb radıyallahu anhümâ ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dilenmekte ısrar etmeyiniz. Allah’a yemin ederim ki, sizden biri benden bir şey ister de, hoşuma gitmemesine rağmen, benden bir şey koparırsa, verdiğim malın bereketini görmez.”

وعن أبي سفيان صخر بن حرب رضي الله عنه قال‏:‏ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم‏:‏ ‏ "‏لا تلحفوا في المسألة، فوالله لا يسألني أحد منكم شئياً، فتخرج له مسألته مني شئا وأنا له كاره، فيبارك له فيما أعطيته‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه مسلم‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1744

Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.

وعن أبي عبد الرحمن عوف بن مالك الأشجعي رضي الله عنه قال‏:‏ كنا عند رسول الله صلى الله عليه وسلم تسعة أو ثمانية أو سبعة فقال‏:‏ ‏"‏ألا تبايعون رسول الله صلى الله عليه وسلم‏"‏ وكنا حديثي عهد ببيعة، فقلنا‏:‏ قد بايعناك يا رسول الله، فعلام نبايعك‏؟‏ قال‏:‏ ‏"‏على أن تعبدوا الله ولا تشركوا به شيئاً، والصلوات الخمس وتطيعوا‏"‏ وأسر كلمة خفية‏:‏ ‏"‏ولا تسألوا الناس شيئاً‏"‏ فلقد رأيت بعض أولئك النفر يسقط سوط أحدهم فما يسأل احداً يناوله اياه‏.‏ ‏(‏‏(‏رواه مسلم‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1745

Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.

وعن ابن عمر رضي الله عنهما أن النبي صلى الله عليه وسلم قال‏:‏ “لا تزال المسألة بأحدكم حتى يلقى الله تعالى وليس في وجهه مزعة لحم‏"‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏ ‏"‏المزعة‏"‏ بضم الميم وإسكان الزاى وبالعين المهملة‏:‏ القطعة‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1746

Yine İbni Ömer radıyallahu anhümâ ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem minber üzerinde iken sadaka vermekten, dilenmeyip iffetli yaşamaktan bahsetmiş ve şöyle buyurmuştur: “Üstteki el, alttaki elden hayırlıdır. Üstteki el, veren; alttaki el ise, dilenip alan eldir.”

وعنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال وهو على المنبر، وذكر الصدقة والتعفف عن المسألة‏:‏ ‏ "‏اليد العليا خير من اليد السفلى‏.‏ واليد العليا هي المنفقة، والسفلى هي السائلة‏"‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1747

Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.

وعن أبي هريرة رضي الله عنه قال‏:‏ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ‏:‏ ‏ "‏من سأل الناس تكثراً فإنما يسأل جمراً؛ فليستقل أو ليستكثر‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه مسلم‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1748

Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.

وعن سمرة بن جندب رضي الله عنه قال‏:‏ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ‏:‏ “إن المسألة كد يكد بها الرجل وجهه، إلا أن يسأل الرجل سلطاناً أو في أمر لا بد منه‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه الترمذي، وقال‏:‏ حديث حسن صحيح‏)‏‏)‏‏.‏ ‏"‏الكد‏"‏ ‏:‏الخدش ونحوه‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1749

İbni Mes’ûd radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim ihtiyaç içine düşer de bunu insanlara açarsa, ihtiyacı kapanmaz. Kim de ihtiyacını Allah’a arzederse, Allah’ın, hemen veya ileride o kimseye rızık vermesi umulur.”

وعن ابن مسعود رضي الله عنه قال‏:‏ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم‏:‏ ‏"‏من أصابته فاقة فأنزلها بالناس لم تسد فاقته، ومن أنزلها بالله، فيوشك الله له برزق عاجل أو آجل‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه أبو داود، والترمذي وقال‏:‏ حديث حسن‏)‏‏)‏ ‏"‏يوشك‏"‏ بكسر الشين‏:‏ أي يسرع‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1750

Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.

وعن ثوبان رضي الله عنه قال‏:‏ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم‏:‏ ‏ "‏من تكفل لي أن لا يسأل الناس شيئاً، وأتكفل له الجنة‏؟‏‏"‏ فقلت‏:‏ أنا؛ فكان لا يسأل أحداً شيئاً، ‏(‏‏(‏رواه أبو داود بإسناد صحيح‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1751

Ebû Bişr Kabîsa İbni’l–Muhârik radıyallahu anh şöyle dedi: Yüklendiğim bir kefâlet borcu yüzünden Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ’e başvurdum. Bana; – “Bekle biraz. Sadaka malı gelsin, ondan sana verilmesini emrederiz!” dedi. Sonra da şöyle buyurdu: – “Ey Kabîsa! Dilenmek yalnızca üç kişi için helâldir: Kefâlet üstlenen kişi ki, borcunu ödeyinceye kadar dilenmesi helâldir. Sonra dilenmekten vazgeçer.

وعن أبي بشر قبيصة بن المخارق رضي الله عنه قال‏:‏ تحملت حمالة رسول الله صلى الله عليه وسلم أسأله فيها، فقال‏:‏ ‏"‏أقم حتى تأتينا الصدقة فنأمر لك بها‏"‏ ثم قال‏:‏ ‏"‏يا قبيصة إن المسألة لا تحل إلا لأحد ثلاثة‏:‏ رجل تحمل حمالة، فحلت له المسألة حتى يصيبها، ثم يمسك‏.‏ ورجل أصابته جائحة اجتاحت ماله، فحلت له المسألة حتى يصيب قوماً من عيش، أو قال‏:‏ سداداً من عيش، ورجل أصابته فاقة، حتى يقول ثلاثة من ذوى الحجى من قومه‏:‏ لقد أصابت فلاناً فاقة، فحملت له المسألة حتى يصيب قواما من عيش، أو قال‏:‏ سداداً من عيش‏.‏ فما سواهن من المسألة يا قبيصة سحت، يأكلها صاحبها سحتاً‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه مسلم‏)‏‏)‏‏.‏ ‏"‏الحمالة‏"‏ بفتح الحاء‏:‏ أن يقع قتال ونحوه بين فريقين، فيصلح إنسان بينهم على مال يتحمله ويلتزمه على نفسه‏.‏ و‏"‏الجائحة‏"‏ ‏:‏ الآفة تصيب مال الإنسان‏.‏ و‏"‏القوام‏"‏ بكسر القاف وفتحها‏:‏ هو ما يقوم به أمر الإنسان من مال ونحوه‏.‏ و‏"‏السداد‏"‏ بكسر السين‏:‏ ما يسد حاجة المعوز ويكفيه، و‏"‏الفاقة‏"‏ ‏:‏ الفقر‏.‏ و‏"‏الحجى‏"‏‏:‏ العقل‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1752

Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir iki hurma veya bir iki lokmayla savuşturulan kimse yoksul değildir. Asıl yoksul, muhtaç olduğu hâlde dilenmeyen kimsedir.”

وعن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال‏:‏ ‏ "‏ليس المسكين الذي يطوف على الناس ترده اللقمة واللقمتان، والتمرة والتمرتان، ولكن المسكين الذي لا يجد غنى يغنيه، ولا يفطن له، فيتصدق عليه، ولا يقوم فيسأل الناس‏"‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1753

Sâlim İbni Abdullah İbni Ömer, babası Abdullah İbni Ömer’den, o da Ömer radıyallahu anhüm’ den rivayet ettiğine göre Ömer şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem arada sırada bana gâzilik bahşişi verirdi. Ben de kendisine: Bunu benden daha fakir ihtiyaç içinde kıvranan birine verseniz, derdim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de cevaben: – “Sen bunu al! Göz dikmediğin ve istekli de olmadığın halde sana gelen böylesi malı al. Kendine mal et, ister ye ister tasadduk et! Fakat böyle olmayan bir malın peşine de düşme!”

عن سالم بن عبد الله بن عمر، عن أبيه عبد الله بن عمر، عن عمر رضي الله عنهم قال‏:‏ كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يعطيني العطاء، فأقول‏:‏ أعطه من هو أفقر إليه مني، فقال‏:‏ ‏ "‏خذه؛ إذا جاءك من هذا المال شئ، وأنت غير مشرف ولا سائل، فخذه فتموله فإن شئت كله، وإن شئت تصدق به، وما لا، فلا تتبعه نفسك‏"‏ قال سالم‏:‏ فكان عبد الله لا يسأل أحداً شيئاً، ولا يرد شيئاً أعطيه‏.‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1754

Ebû Abdullah Zübeyr İbni’l–Avvâm radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Herhangi birinizin iplerini alıp dağa gitmesi ve sırtına bir bağ odun yüklenip getirerek onu satması ve Allah’ın bu sebeple onun yüzsuyunu koruması, verseler de vermeseler de insanlardan bir şeyler dilenmesinden çok hayırlıdır.”

عن أبي عبد الله الزبير بن العوام رضي الله عنه قال‏:‏ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ‏:‏ “لأن يأخذ أحدكم أحبله ثم يأتى الجبل فيأتي بحزمة من حطب على ظهره فيبيعها، فيكف الله بها وجهه، خير له من أن يسأل الناس أعطوه أومنعوه‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه البخاري‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1755

Ebû Hüreyre radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden herhangi birinizin sırtına bir bağ odun yüklenip satması, herhangi bir kişiden dilenmesinden hayırlıdır. O da ya verir, yahud vermez.”

وعن أبي هريرة رضي الله عنه قال‏:‏ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ‏:‏ ‏ "‏لأن يحتطب أحدكم حزمة على ظهره، خير له من أن يسأل أحداً فيعطيه أو يمنعه‏"‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1756

Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.

وعنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال‏:‏ ‏ "‏كان داود عليه السلام لا يأكل إلا من عمل يده‏"‏‏.‏ ‏(‏‏(‏رواه البخاري‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1757

Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Zekeriyyâ aleyhisselâm marangozdu.”

وعنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال‏:‏ “كان زكريا عليه السلام نجاراً” ‏(‏‏(‏رواه مسلم‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1758

Mikdâm İbni Ma’dîkerib radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd aleyhisselâm da kendi elinin emeğini yerdi.”

وعن المقدام بن معد يكرب رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال‏:‏ ‏ "‏ ما أكل أحد طعاماً قط خيراً من أن يأكل من عمل يده، وإن نبى الله دواد صلى الله عليه وسلم كان يأكل من عمل يده‏"‏‏.‏ ‏(‏‏(‏رواه البخاري‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1759

İbni Mes’ud radıyallahu anh ’den rivayet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: “Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim.”

وعن ابن مسعود رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال‏:‏ ‏ "‏لا حسد إلا فى اثنتين‏:‏ رجل آتاه الله مالاً، فسلطه على هلكته فى الحق، ورجل آتاه الله حكمة، فهو يقضي بها ويعلمها‏"‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1760

Yine İbni Mes’ûd radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem , ashabına: – “Hanginize mirasçısının malı, kendi malından daha sevimlidir?” diye sordu. Onlar: – Ey Allah’ın Resûlü! Hepimiz malımızı herşeyden fazla severiz, dediler.

وعنه قال‏:‏ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ‏:‏ “أيكم مال وارثه أحب إليه من ماله‏؟‏” قالوا‏:‏ يا رسول الله، ما منا أحد إلا ماله أحب إليه‏.‏ قال‏:‏ ‏ "‏فإن ماله ما قدم ومال وارثه ما أخر‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه البخاري‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1761

Adî İbni Hâtim radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yarım hurma ile de olsa cehennemden korunun!”

وعن عدى بن حاتم رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال‏:‏ ‏ "‏اتقوا النار ولو بشق تمرة‏"‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1762

Câbir radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ den bir şey istendiği zaman asla “yok” demezdi.

وعن جابر رضي الله عنه قال‏:‏ ما سئل رسول الله صلى الله عليه وسلم شيئاً قط فقال‏:‏ لا‏.‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1763

Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.

وعن أبي هريرة رضي الله عنه قال‏:‏ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ‏:‏ ‏ "‏ ما من يوم يصبح العباد فيه إلا ملكان ينزلان فيقول أحدهما‏:‏ اللهم أعط منفقاً خلفاً، ويقول الآخر‏:‏ اللهم أعط ممسكاً تلفاً‏"‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1764

Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.

وعنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال‏:‏ “قال الله تعالى‏:‏ انفق يا ابن آدم ينفق عليك” ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1765

Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhumâ ’dan rivayet edildiğine göre bir kimse Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’e: – Müslümanın hangi ameli daha hayırlıdır? diye sordu. Hz. Peygamber de: – “Tanıdık tanımadık herkese yemek yedirmen ve selâm vermendir” buyurdu.

عن عبد الله بن عمرو بن العاص رضي الله عنهما أن رجلاً سأل رسول الله صلى الله عليه وسلم ‏:‏ أى الإسلام خير‏؟‏ قال‏:‏ ‏ "‏تطعم الطعام، وتقرأ السلام على من عرفت ومن لم تعرف‏"‏‏.‏ ‏(‏‏(‏متفق عليه‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1766

Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.

وعنه قال‏:‏ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم “أربعون خصلة أعلاها منيحة العنز ما من عامل يعمل بخصلة منها رجاء ثوابها وتصديق موعودها إلا أدخله الله تعالى بها الجنة” ‏(‏‏(‏رواه البخاري‏.‏ وقد سبق بيان هذا الحديث فى باب بيان كثرة طرق الخير‏)‏‏)‏‏.‏
Riyâzü's-Sâlihîn, Kitâb 20 (Çeşitli Konular), Hadis no. 1767