Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim Allah yolunda çift çift harcamada bulunursa, Cennette o kimseye Ey Allah’ın kulu, bu kapıdan gel, hayır ve bereketler buradadır denilir. Çok namaz kılanlar ise Cennetin namaz kapısından, cihad edenler cihad kapısından çağrılır. Çok sadaka verenler ise zekat kapısından çağrılır, çok oruç tutanlar ise Reyyan kapısından çağrılır” buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekir: “Ey Allah’ın Peygamberi! Bir kişi bu kapıdan hepsinden de çağrılabilir mi? Buna bir engel var mıdır?” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Evet hepsinden davet olunur Senin onlardan biri olmanı ümîd ederim.” (Buhârî, Fedailül Ashab: 5; Tirmizî, Menakıb: 14)
Sünen-i Nesâî › Kitâb 25 · CihâdKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
- 1بَابُ وُجُوبِ الْجِهَادِ
- 2بَابٌ: الْغُزَاةُ وَفْدُ اللهِ تَعَالَى
- 3بَابُ: مَا تَكَفَّلَ اللهُ ﷿ لِمَنْ يُجَاهِدُ فِي سَبِيلِهِ
- 4بَابُ ثَوَابِ السَّرِيَّةِ الَّتِي تُخْفِقُ
- 5بَابُ فَضْلِ مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ فِي سَبِيلِ اللهِ ﷿
- 6بَابُ: مَنْ كُلِمَ فِي سَبِيلِ اللهِ ﷿
- 7بَابُ: مَنْ قَاتَلَ فِي سَبِيلِ اللهِ فَارْتَدَّ عَلَيْهِ سَيْفُهُ فَقَتَلَهُ
- 8بَابُ تَمَنِّي الْقَتْلِ فِي سَبِيلِ اللهِ تَعَالَى
(25) Kitâb: Cihâd
بَابُ فَضْلِ مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ فِي سَبِيلِ اللهِ ﷿
Ebu Musa el Eş’arî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir bedevi Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek: “Kimisi şöhret için, kimisi ganimet elde edebilmek için kimi de cesaretini göstermek için savaşıyor, bunlardan hangisi Allah yolundadır?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Kim Allah’ın dini yeryüzüne hâkim olsun diye gayret edip savaşırsa o Allah yolundadır” buyurdu. (Tirmizî, Cihad: 15; Müslim, Imara: 42)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Yahya b. Velid b. Ubâde b. Samit (radıyallahü anh), dedesinden naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah yolunda yular elde etmek için savaşan kimseye niyetindeki şey vardır.” (Dârimi, Cihad: 25; Müsned: 21669)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ebu Umâme el Bâhili (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir adam Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek: “Şöhret ve ücret elde etmek için savaşan kimse hakkında ne dersin?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Onun için hiç bir şey yoktur.” Adam sorusunu üç sefer tekrarladı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de her defasında: “Onun için hiçbir şey yoktur” buyurdu ve şöyle devam etti: “Allah ancak kendi rızası gözetilerek samimi bir niyetle yapılan ibadetleri kabul eder.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Muaz b. Cebel (radıyallahü anh) şöyle anlatıyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Kim, Allah yolunda bir süt sağımı zamanı kadar bile savaşırsa, Cennet ona vacip olur. Kim de samimi olarak savaşmayı ister sonra da ölür ve öldürülürse ona da şehid sevabı verilir. Kim de Allah yolunda savaşırken yara alır veya başına bir felaket gelirse, kıyamet günü kanlar içersinde gelir. O kan zaferan renginde olup kokusu da misk kokusu gibidir. Allah yolunda yara alanların üzerinde şehidlik mührü bulunur.” (Dârimi, Cihad: 5; İbn Mâce, Cihad: 15)
Süleyman b. Âmir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Şurahbil b. Sımt, Amr b. Abese’ye: “Ey Amr! Bize Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den duyduğun bir hadisi anlat” dedi. O da şöyle dedi: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Allah yolunda kim saçlarını ağartırsa, o kimseye kıyamet gününde bir nur verilir. Allah yolunda bir ok atan kimseye de attığı ok düşmana isabet etse de etmese de bir köle azâd etme sevabı verilir. Bir köle azâd eden kimsenin de o kölenin her organına karşılık bir organı ateşten korunmuş olur.” (Tirmizî, Cihad: 10)
Ebu Nüceyh es Selemî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Kim Allah yolunda düşmana bir ok isabet ettirirse Cennette bir derece verilir.” Ravi diyor ki: O gün düşmana on altı ok isabet ettirdim ve Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şöyle dediğini de duydum: “Kim Allah yolunda düşmana bir ok atarsa, bir köleyi hürriyetine kavuşturmuş gibi sevap kazanır.” (Tirmizî, Cihad: 10)
Sâlim b. Ebi’l Ca’d’ten (radıyallahü anh) rivâyete göre, Şurahbil b. Sımt, Ka’b b. Mürre’ye; Ey Ka’b! Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den duyduğun bir hadisi bize aktar ilave ve noksanlaştırmaktan da sakın!” Ka’b b. Mürre şöyle anlattı: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Kim, Allah yolunda İslâm dini yeryüzünde hâkim olsun diye çabalar da bu uğurda saçını ağartırsa, kıyamet günü o saçları onun için nur olur.” Yine, Ka’b b. Mürreye, “Tekrar bir hadis anlat fakat eksiltme ve fazlalaştırma yapma” dedim. O da şöyle dedi: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle buyurdu: “Düşmana ok atın, düşmana bir ok isabet ettirenin Allah derecesini yükseltir.” İbn-ün Nehham diyor ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! bu derecenin yüksekliği ne kadardır?” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “O ananın evindeki eşik kadar değildir fakat iki derece arası yüz yıllık mesafedir” buyurdu. (Tirmizî, Cihad: 10)
Şurahbil b. Sımt (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, bizzat kendisi Amr b. Abese’ye: Söyle Ey Amr! Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den duyduğun bir hadisi söyle, fakat onda bir eksiklik ve unuttuğun bir şey olmasın” dedim. O da şöyle dedi: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu duydum: “Kim, Allah yolunda savaşırken bir ok atar ve düşman bölgesine ulaştırırsa, o ok bir düşmana isabet etsin etmesin bir köle azâd etmiş sevabını kazanır. Kim de Müslüman bir köleyi hürriyetine kavuşturursa, o kölenin her organına karşılık kendi organı Cehennemden kurtulmuş olur. Allah yolunda gayret edip saçlarını ağartan kimseye kıyamet günü bir nur verilir.” (Tirmizî, Cihad: 10)
Ukbe b. Âmir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah bir ok vasıtasıyla üç kişiyi Cennete koyar. Birincisi sadece hayır gözeterek ok yapanı, ikincisi o oku düşmana atanı, üçüncüsü okun ucuna sivri demir yapan kimseyi.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 11; İbn Mâce, Cihad: 15)
بَابُ: مَنْ كُلِمَ فِي سَبِيلِ اللهِ ﷿
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda yara alan bir kimse -Allah kimin kendi yolunda yara aldığını en iyi bilir- Kıyamet günü yarasından kan akarak gelir, rengi kan renginde olup kokusu da misk kokusudur.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 11; İbn Mâce, Cihad: 15)
Abdullah b. Sa’lebe (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şehidler için şöyle buyurdu: “Onları kanlarıyla ve kanlı elbiseleriyle sarıp defnedin. Çünkü Allah yolunda yara alan her kimse kıyamet günü yarası kanayarak Allah’ın huzuruna gelir, rengi kan renginde kokusu ise misk kokusu gibidir.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 11; İbn Mâce, Cihad: 15)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ: مَنْ قَاتَلَ فِي سَبِيلِ اللهِ فَارْتَدَّ عَلَيْهِ سَيْفُهُ فَقَتَلَهُ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ تَمَنِّي الْقَتْلِ فِي سَبِيلِ اللهِ تَعَالَى
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ümmetime zor gelmeyeceğini bilsem hiçbir müfrezeden geri kalmazdım fakat ümmetim savaş için binit bulamıyorlar, Ben de onları bindirecek binit bulamıyorum. Hem benden ayrı kalmak ta onlara güç geliyor. Allah yolunda şehid olup tekrar dirilmeyi tekrar şehid olup tekrar dirilmeyi ve üçüncü sefer tekrar şehid olmayı çok isterim.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 7; Muvatta', Cihad: 14)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki mü’minlerden bir kısmının benden ayrı kalmalarına üzülmeyeceklerini bilsem ve onları bindirebilecek binitler temin edebileceğimi bir bilsem. Allah yolunda savaşa giden hiçbir müfrezeden geri kalmazdım. Canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki Allah yolunda ölüp dirilmeyi sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi ve yine öldürülmeyi isterdim.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 7)
İbn Ebî Amîra (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Müslümanlar arasında hiçbir Müslüman yoktur ki Rabbi onun ruhunu aldıktan sonra tekrar size geri dönmek istemez, dünya ve içindekilerin hepsi kendisine verilse bile… Ama şehid böyle değildir.” (O tekrar dirilip yine tekrar şehid olmak ister) İbn Ebî Amîra diyor ki: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah yolunda şehid olmayı göçebe ve yerleşik hayat yaşayanların elde ettikleri her şeye tercih ederim.” (Müsned: 17221)
Amr (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Câbir şöyle söylerken işittim: Uhud savaşında bir adam Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: “Allah yolunda savaşırken öldürülürsem ben nereye giderim” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Cennete” buyurdu. Bunun üzerine o adam yemekte olduğu hurmaları atarak savaş meydanına katıldı ve ölünceye kadar savaştı. (Müslim, İmara: 41; Müsned: 8021)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Abdullah b. Ebu Katade (radıyallahü anh) babasından nakledip şöyle diyor: Bir adam Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelip: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah yolunda sabrederek ecrimi de Allah’tan bekleyerek hep ileri atılarak ve savaştan kaçmayarak düşmanla savaşırsam Allah günahlarımı affeder mi?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Evet” buyurdu. Adam dönüp giderken Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona emretti ve çağırttı. “Nasıl demiştin diye” sordu. Adam da sorusunu aynen tekrarladı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Evet fakat kul borcu ve hakları bunun dışındadır, diyerek bunu bana Cibril söyledi” buyurdu. (Dârimi, Cihad: 21; Tirmizî, Fedailül Cihad: 11)
Ebu Katade (radıyallahü anh), Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den şöyle işittiğini söylemiştir. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), ashabının arasında durup en değerli amel’in Allah yolunda cihad ve iman etmek olduğunu söylemişti. Bir adam kalkarak: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah yolunda savaşırken ölsem Allah günahlarımı bağışlar mı?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Evet, Allah yolunda sabrederek mükafatını da sadece Allah’tan bekleyerek ileri atılarak savaştan kaçmaksızın düşmanla savaşırsan Allah tüm günahlarını bağışlar sadece kul borcu ve hakları müstesnadır diyerek bunu bana Cibril söyledi” buyurdu. (Dârimi, Cihad: 21; Tirmizî, Fedailül Cihad: 11)
Abdullah b. Ebu Katade babasından naklediyor ve şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) minberde iken bir adam geldi ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah yolunda kılıcımı çekip sabrederek ve mükafatımı da Allah’tan bekleyerek ön de gidip geri kalmaksızın düşmanla savaşırken öldürülürsem, Allah; tüm günahlarımı affeder mi?” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Evet” dedi. Adam, dönüp giderken Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu çağırdı ve Cibril bana şimdi haber verdi. “Borcun varsa o müstesnadır” buyurdu. (Dârimi, Cihad: 21; Tirmizî, Fedailül Cihad: 11)
Ubâde b. Samit (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Yeryüzünde hiçbir insan eğer Allah katında hayırlara nail olup Cennete girmeye hak kazanmışsa, dünya ve içindekiler kendisine verilse bile tekrar sizin yanınıza dönmek istemez ancak şehid böyle değildir, o tekrar diriltilip yeniden şehid olmak ister.” (Müsned: 21686)
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şehid olarak Cennete girenlerden biri Allah’ın huzuruna getirilir de Allah ona: “Ey Ademoğlu, yerini nasıl buldun?” diye sorar. O adam: “Ey Rabbim! Yerim yerlerin en hayırlısıdır” diye cevap verir. Bunun üzerine Allah şöyle der: “Benden ne istersen iste” buyurur. O kimse de: “Şehidliğin üstünlüğünü görüp bildiği için beni dünyaya tekrar dünyaya döndürmeni ve senin yolunda on kere şehid olmayı isterim” der.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 22; Tirmizî, Fedailül Cihad: 22)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den (radıyallahü anh) rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şehid ölürken ancak sizden birinizin çimdiklenmeden duyduğu acı kadar bir acı duyar.” (İbn Mâce, Cihad: 16; Dârimi, Cihad: 20)
Sehl b. Huneyf (radıyallahü anh) babasından ve dedesinden naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim samimi bir kalple Allah’tan şehid olmayı isterse Allah onu şehidler makamına eriştirir yatağında ölse bile.” (İbn Mâce, Cihad: 16)
Ukbe b. Amir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Beş ölüm şekli vardır ki kim Müslüman olarak bunlardan biriyle ölürse o şehid sayılır. Allah yolunda, Allah’ın dinini yeryüzüne hâkim kılmak için çabalayan ve savaşan kimse şehidtir. Allah’ın dini yolunda çabalarken boğularak ölen şehidtir. İç hastalığından ölen kimse şehidtir. Taun hastalığından ölen şehidtir. Lohusa h ali nde iken ölen kimse de Allah’ın istediği şekilde Müslüman iken ölürse şehidtir.” (Müsned: 16533)
Irbad b. Sariye (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şehidlerle yataklarında ölenler, taun hastalığından ölen kimseler konusunda görüş ayrılığına düştüler ve şehidler dediler ki: “Onlar bizim kardeşlerimizdir biz gibi öldüler” yataklarında ölenler de dediler ki: “Onlar da bizim gibi öldüler” ey Rabbimiz diyerek Allah’ın huzurunda konuştular. Rabbimiz de şöyle buyurdu: “Onların yaralarına bakınız, onların yaraları şehidlerin yarasına benziyorsa onlardandır ve onlarla birliktedir. O anda onların yaraları onlara benzetilecektir.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 28; Muvatta', Cihad: 14)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah şu iki kulun durumuna hayret edip güler biri diğerini öldürür ikisi de Cennete girer. İlk öldürülen Müslümandır ve şehid olmuştur, onu öldüren kafir tevbe edip Müslüman olur ve çarpışırken o da şehid olur ikisi de Cennettedirler.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 28; Muvatta', Cihad: 14)
Selman-ül Hayr (radıyallahü anh) Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den şöyle aktarmıştır: “Kim, Allah’ın dini yeryüzüne hâkim olması yolunda bir gün ve bir gece nöbet tutarsa, bir ay oruç tutmuş ve ay boyu namaz kılmış gibi sevap alır. Kim de nöbet tutarken ölürse aynı sevabı kazanır. Allah ona bol bol rızık verir ve kabir azabından emin olur.” (İbn Mâce, Cihad: 7; Tirmizî, Fedailül Cihad: 11)
Selman (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Kim İslâm’ın ordusunda bir gün ve bir gece nöbet tutarsa, bir ay boyu oruç tutmuş ve geceleri namaz kılmış kimse gibi sevap kazanır. Ölürse defteri kapanmaz, kabir imtihanından kurtulur, rızkı da bol bol verilir.” (İbn Mâce, Cihad: 7; Tirmizî, Fedailül Cihad: 11)
Osman b. Affan (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Allah yolunda bir gün nöbet tutmak başka yerlerde geçirilen bin günden daha hayırlıdır.” (İbn Mâce, Cihad: 7; Tirmizî, Fedailül Cihad: 11)
Osman b. Affan (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Allah’ın dinini yeryüzünde hâkim kılma yolunda beklenecek bir günlük nöbet, onun dışında geçirilen bin günden daha hayırlıdır.” (İbn Mâce, Cihad: 7; Tirmizî, Fedailül Cihad: 11)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Milhan’ın kızı Ümmü Haram (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize geldi ve öğle uykusuna yatmıştı ve gülümseyerek uyandı. Ben: “Ey Allah’ın Rasûlü! Anam babam sana feda olsun seni güldüren nedir?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Ümmetimden bir gurubu kralların koltuklarına kuruldukları gibi deniz vasıtalarına kurularak savaşa çıktıklarını gördüm, ondan dolayı gülümsüyorum” buyurdu. Ben de: “Beni de o deniz savaşçılarından kılması için Allah’a dua et” dedim. “Sen onlardan olacaksın” buyurdu. Sonra tekrar uyudu tekrar gülümseyerek uyandı. Ben niçin gülümsediğini sordum. Önceki söylediği gibi söyleyerek kara savaşçılarından bahsetti. Ben yine: “Dua et de Allah, beni onlardan eylesin” dedim. Bunun üzerine: “Sen önceki guruptansın” buyurdu. Ravi Enes b. M ali k diyor ki: “Ümmü Haram’ı, Ubâde b. Samit nikahlanmıştı. Muaviye zamanında düzenlenen bir deniz savaşına katılmak için gemiye binenlerle o da gemiye binmişti. Kıbrıs’a gelip gemiden inerken kendisine getirilen bir katır’a bindi ve katırdan düşüp boynu kırıldı ve şehid oldu.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 15; Buhârî, Cihad ve Siyer: 62)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize Hint ülkesine savaş yapılacağını vaad etti. Eğer o savaşa katılırsam malımı ve canımı feda edeceğim eğer o savaşta şehid olursan en değerli şehidlerden olurum. Eğer geri dönersem Cehennem ateşinden kurtulup kazanan Ebu Hüreyre olurum dedim. (Müsned: 6831)
Yine Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize Hind ülkesine savaş yapılacağını vaat etmişti. Ben de, “Eğer o savaşa katılırsam malımı ve canımı feda edeceğim” dedim. “Eğer öldürülüp şehid olursam en değerli şehidlerden olurum. Eğer gazi olarak geri dönersem Cehennem ateşinden kurtulan Ebu Hureyre’yim dedim.” (Müsned: 6831)
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in azatlı kölesi Sevban (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ümmetimden iki gurup vardır ki Allah onları Cehennem ateşinden korumuştur. Biri hind seferine katılıp savaşanlar diğeri de Meryem oğlu İsa ile birlikte olanlardır.” (Ebû Davud, Melahim: 17)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Müslümanlar Türklerle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. O Türkler öyle bir kavimdir ki yüzleri deriden yapılmış kalkanlar gibidir. Onlar kıldan dokunmuş elbiseler giyerler, ayakkabıları da yine kıldan (keçeden) mamuldür.” (Buhârî, Kitabül Cihad ve Siyer: 94; Tirmizî, Fiten: 40)
Mus’ab b. Sa’d (radıyallahü anh) babasından naklediyor. Mus’ab’ın babası, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabının kendisinden daha fakir olmalarından dolayı kendisinde bir üstünlük görüyordu. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah bu ümmete zayıflarının duaları, namazları ve samimi olmaları yüzünden yardım eder ve etmektedir.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 75; Müsned: 1411)
Ebu’d Derda (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Bana zayıf ve fakirlerinizi getirin de onlara yardım edip iyi muamele edeyim. Çünkü sizler zayıflarınız vasıtası ile rızıklanır ve yardım görürsünüz.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 75; Tirmizî, Cihad: 24)
Zeyd b. H ali d (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim, Allah yolunda savaşacak bir askerin techizatını temin ederse savaşmış gibi sevap kazanır. Kim de savaşa giden kimsenin arkada bıraktıkları kimselere iyilik ve yardım yaparsa aynen savaşmış gibi sevap kazanır.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 6; İbn Mâce, Cihad: 3)
Zeyd b. H ali d el Cühenî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim bir mücahidin binit ve silah gibi gereksinimlerini karşılarsa savaşmış gibi sevap alır. Kim de bir mücahidin arkada kalan çoluk çocuğunu hayırla muamele eder ve yardımcı olursa o da aynen savaşmış gibi sevap kazanır.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 6; İbn Mâce, Cihad: 3)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim Allah’ın dinini yeryüzüne hâkim kılma yolunda çift çift infak ederse Cennette o kimseye: “Ey Allah’ın kulu, bu yaptığın büyük bir hayırdır” denilecek. O kimse namaza karşı fazla düşkün ise Cennete namaz kapısından çağrılacak. Cihad yapan biri ise cihad kapısından, sadakaya düşkün ve çok veren biri ise sadaka kapısından, çok oruç tutan biri ise Reyyan kapısından çağrılacaktır.” Bunun üzerine Ebu Bekir: “Bir kişinin bu kapıların hepsinden de çağrılması mümkün müdür?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Evet, umarım ki sen de onlardan olursun” buyurdu. (Dârimi, Cihad: 13; Tirmizî, Menakıb: 16)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Kim Allah’ın dini yeryüzüne hâkim olsun diye malından çifte çifte infak ederse Cennet bekçileri Cennetin kapılarından: “Ey falan kişi gel buradan gir diye seslenirler” buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekir: “Ey Allah’ın Rasûlü! bir kimse bütün kapılardan çağrılabilir mi?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Senin onlardan olacağını ümid ederim” buyurdu. (Dârimi, Cihad: 13; Tirmizî, Menakıb: 16)