Abdullah b. Amr b. As (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Adaletle hüküm verenler Allah’ın huzurunda nurdan minberler üzerinde Rahman’ın sağ tarafında olacaklardır. Onlar ki verecekleri her hükümlerde yakınlarına ve velisi oldukları kimselere bile adil olup doğrudan ayrılmazlar.” (Müslim, İmara: 5; Müsned : 6204)
Sünen-i Nesâî › Kitâb 49 · Kadıların ÂdâbıKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
(49) Kitâb: Kadıların Âdâbı
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Yedi gurup insanı Allah hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde arşının gölgesinde gölgelendirecektir: 1- Adaletli devlet başkanı. 2- Allah’a ibadet ederek yetişen genç. 3- Tenha yerlerde Allah’ı hatırlayarak gözlerinden yaş akıtan kimse. 4- Kalbi Allah’ın mescidlerine bağlı olan kimse, 5- Allah rızası için birbirini seven dostlar, 6- İtibarlı ve güzel bir kadının kendisine çağırdığı fakat Allah’tan korkarım diyerek ona yanaşmayan bir kimse, 7- Sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizli sadaka veren kimse.” (Müslim, Zekat: 30; Tirmizî , Zühd : 53)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Hâkim hüküm vereceğinde gayret edip çabalar ve doğruya isabet ederse iki sevap alır hata edip yanlış hüküm verirse tek sevap alır.” (Müslim, Akdıye : 6)
بَابُ تَرْكِ اسْتِعْمَالِ مَنْ يَحْرِصُ عَلَى الْقَضَاءِ
Ebu Musa (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Yanıma kabilem olan Eş’arilerden bazı kimseler geldi ve bizi Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına götür, ihtiyaçlarımızı O’na ileteceğiz” dediler. Onlarla birlikte Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına varınca şöyle dediler: “Ey Allah'ın Rasûlü ! Bize yardımcı ol ve devlet işlerinden bize iş ver. Ebu Musa diyor ki: Onların bu isteklerinden dolayı Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den özür diledim ve niçin geldiklerini bilmiyordum dedim. Bana inanıp özrümü kabul etti, onlara da: “Biz işlerimizin başına isteyenleri geçirmeyiz” buyurdu. (Müslim, İmara: 3; Ebû Davud , Akdiye : 3)
Useyd b. Hudayr (radıyallahü anh) anlatıyor: Ensardan bir adam Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına gelerek şöyle dedi: Falan kimseye vazife verdiğin gibi bana da vazife ver. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de şöyle buyurdu: “Benden sonra idarecilerin torpil yaparak vazifeleri ehil olmayanlara verdiklerini göreceksiniz. Kevser havuzunun başında bana kavuşuncaya kadar böyle şeylere sabrediniz.” ( Buhârî , Fiten : 2; Tirmizî , Fiten : 25)
Abdurrahman b. Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İdarecilik istemeyin çünkü idareciliği ister ve vazifelendirilirsen kendi başına yalnız bırakılırsın. Eğer istemeden öyle bir idareciliğe tayin edilirsen Allah’ın yardımı seninle olur.” ( Ebû Davud , Harac : 2; Müslim, İmara: 3)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “İleride sizler büyük bir hırsla idarecilik isteyeceksiniz fakat o idarecilik sizin için pişmanlık ve kıyamet gününde de zarar olacaktır. O zamanlarda başkanlık ne kadar tatlıdır o başkanlık koltuğunu terk edip bırakmak ise ne kadar acı ve kötüdür.” ( Buhârî , Ahkam: 7)
Abdullah b. Zübeyr (radıyallahü anh) anlatıyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzuruna bir gurup Temim’li kimse geldi. Ebu Bekir Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e, Ka’ka b. Ma’bedi başkan tayin et dedi. Ömer de: Akra b. Habisi başkan tayin et dedi. Aralarında münakaşa şiddetlenip sesler yükselince, Hucurat sûresi 1-5 ayetleri nazil oldu: “Ey İman edenler, Allah’ın ve elçisinin emrettiği ve yasakladığı şeyin önüne kendi arzu ve isteklerinizin geçmesine izin vermeyin, yolunuzu Allah’ın Kitab’ıyla bulmaya çalışın çünkü Allah her şeyi işiten ve bilendir. Ey iman edenler! Sesinizi Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in sesinden fazla yükseltmeyin yani şahsi görüş ve tercihleriniz Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in buyruklarının üzerine çıkmasın…” ( Tirmizî , Tefsirü’l Kur’an : 50; Müsned : 15548)
Şüreyh’in babası Hani (radıyallahü anh) anlatıyor: Elçi olarak Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzuruna gittiğimizde Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) arkadaşlarımın bana Ebu’l Hakem dediğini işitti ve beni çağırarak şöyle dedi: “Gerçek hakem Allah’tır. Hüküm onundur niçin Ebu’l Hakem diye künyeleniyorsun ?” Ben de: “Kavmim bir meselede anlaşamayınca bana gelirler aralarında hakemlik yaparım, iki tarafta hükmüme razı olurlar” dedim. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bu ne güzel bir iştir çoluk çocuk neyin var” dedi. Ben de: “Oğullarım; Şüreyh , Abdullah ve Müslim var” dedim. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “En büyükleri hangisidir?” dedi. Ben de: “ Şüreyh ” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O halde sen Ebu Şureyh’sin ” diyerek, bana ve oğluma hayır duada bulundu. ( Ebû Davud , Edeb : 70)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Fadl b. Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Kurban bayramı sabahı Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in binitinin arkasında idim. Has’am kabilesinden bir kadın gelerek şöyle demişti: “Allah’ın kullarına farz kıldığı hac ibadeti babama çok ihtiyar durumda ulaştı, binite binemez ancak yatarak gidip gelebilir. Onun yerine ben hac görevini yapabilir miyim?” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Evet, onun yerine sen haccedebilirsin çünkü borcu olsa nasıl ödeyeceksen haccını da yaparsın” buyurdu. ( Ebû Davud , Menasik : 26; Dârimi , Menasik : 23)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Has’am kabilesinden bir kadın Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den fetva almak için yanına geldi. Fadl da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in devesinin arkasında idi, kadın şöyle dedi: “Ey Allah'ın Rasûlü ! Allah’ın kullarına farz kıldığı hac babama çok ihtiyar h ali ndeyken ulaştı. Binit üzerinde duracak h ali yoktur, onun yerine benim haccetmem caiz olur mu?” Mahmud diyor ki: “Ben onun yerine haccedebilir miyim?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de o kadına: “Evet yapabilirsin” buyurdu. ( Ebû Davud , Menasik : 26; Dârimi , Menasik : 23)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Fadl b. Abbas Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in binitinin arkasında idi. Has’am kabilesinden bir kadın fetva sormak üzere geldi. Fadl da o kadına bakmaya başladı kadın da Fadl’a bakıyordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Fadl’ın yüzünü diğer tarafa çevirdi. Kadın şöyle dedi: “Ey Allah'ın Rasûlü ! Allah’ın kullarına farz kıldığı hac ibadeti babama çok ihtiyar yaşında iken ulaşmış durumda, binit üzerinde durma imkanı yoktur. Onun adına ben haccedebilir miyim?” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Evet haccedebilirsin” buyurdu. Bu olay veda haccında olmuştu. ( Ebû Davud , Menasik : 26; Dârimi , Menasik : 23)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’ ın haber verdiğine göre, Has’am kabilesinden bir kadın şöyle dedi: “Allah’ın kullarına farz kıldığı hac ibadeti babama çok ihtiyar yaşında iken ulaştı, binit üzerinde duracak halde değildir. Onun yerine ben haccedebilir miyim?” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), o kadına: “Evet haccedebilirsin” buyurdu. Fadl o güzel kadına bakmaya başladı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de Fadl’ın başını diğer tarafa çeviriyordu. ( Ebû Davud , Menasik : 26; Dârimi , Menasik : 23)
Abdullah b. Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, bir adam Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: “Babama hac farz oldu o çok ihtiyardır, binit üzerinde duramaz. Onu deveye bağlasam öleceğinden korkarım, onun yerine ben haccedebilir miyim?” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de şöyle buyurdu: “Babanın borcu olsa onu ödeyecek miydin?” Adam: “Evet” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Öyleyse babanın yerine hacc ediver” buyurdu. ( Ebû Davud , Menasik : 26; Dârimi , Menasik : 23)
Fadl b. Abbas (radıyallahü anh) anlatıyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in binitinin arkasında idim bir adam geldi ve: “Ey Allah'ın Rasûlü ! Anam çok ihtiyardır binite binse tutunamaz, bağlasam da onu öldürürüm diye korkuyorum (dolayısıyla onun yerine ben haccedebilir miyim?) diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de şöyle buyurdu: “Annenin borcu olsa öder miydin?” Adam: “Evet” deyince, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öyleyse ananın yerine haccet” buyurdu. ( Ebû Davud , Menasik : 26; Dârimi , Menasik : 23)
Fadl b. Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir adam Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldi ve şöyle dedi: “Ey Allah'ın Peygamberi! Babam çok yaşlıdır hac yapmaya güç yetiremez, binite bindirsem tutunamaz onun yerine haccedebilir miyim?” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Babanın yerine haccet” buyurdu. ( Ebû Davud , Menasik : 26; Dârimi , Menasik : 23)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, bir adam Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldi ve şöyle dedi: “Babam çok ihtiyar biridir. Onun yerine haccedebilir miyim?” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Evet haccet eğer babanın borcu olsaydı da sen ödeseydin borcunu ödemiş olmaz mıydın” buyurdu. ( Ebû Davud , Menasik : 26; Dârimi , Menasik : 23)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ümmü Seleme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Davalarınızla bana başvuruyorsunuz Benim de insan olduğumu unutmayın! Olur ki bazılarınız güzel konuşmasından dolayı davasını delillerle daha kuvvetli ispat edebilir şayet onun ifadesine bakarak onun lehine hüküm verirsem ve Mü’min kardeşi haksızlığa uğrarsa sakın onun hakkını almasın çünkü ona ateşten bir parça vermiş olurum.” ( İbn Mâce , Ahkam: 5; Tirmizî , Ahkam: 11)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle anlatıyor: “( Davud Peygamber zamanında) iki kadın vardı. Bir kurt geldi ve birinin çocuğunu götürdü gitti. O kadınlardan biri diğerine o kurt senin çocuğunu götürdü dedi. Diğeri de hayır senin çocuğunu götürdü dedi. Böylece Davud Peygambere başvurdular. Davud Peygamber de çocuğun büyük kadına ait olduğuna hükmetti. Bunun üzerine kadınlar Davud’un yanından çıkarak oğlu Süleyman ’ın yanına gidip olayı ona anlattılar. Davalarını dinleyen Süleyman (aleyhisselâm): Bir bıçak getirin çocuğu iki parçaya bölüp aranızda taksim edeceğim deyince, küçük kadın: Yapma Allah sana merhamet etsin o çocuk onundur. Bunun üzerine Süleyman çocuğu küçük olan kadına verdi.” Ebu Hureyre : Bıçak anlamına gelen “ Sikkin ” kelimesini ben duymadım ben aynı anlama gelen “ Müdye ” diyorum. ( Buhârî , Feraiz : 29; Müslim, Akdiye : 10)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “İki kadın ellerinde çocuklarıyla dışarı çıkmışlardı. Bir kurt onlara saldırıp bir çocuğu alıp kaçırdı. Kalan çocuğun kime ait olduğu konusunda anlaşamayıp Davud (aleyhisselâm) Peygamberin huzuruna çıktılar. Davud Peygamber çocuğun yaşlı kadına ait olduğuna hükmetti. Kadınlar geçip giderken Süleyman (aleyhisselâm)’a uğradılar. Süleyman (aleyhisselâm) olayı sorunca onlar da anlattılar. Bunun üzerine Süleyman (aleyhisselâm): Bir bıçak getirin bu çocuğu bu iki ana arasında bölüp taksim edeceğim deyince, genç olan kadın onu ikiye mi ayıracaksın ? dedi. Süleyman (aleyhisselâm)’da: “Evet” deyince, kadın: Yapma benim hakkım da onun olsun dedi. Bunun üzerine Süleyman (aleyhisselâm): “O senin çocuğundur deyip çocuğun genç kadına ait olduğuna hükmetti.” ( Buhârî , Feraiz : 29; Müslim, Akdiye : 10)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İki kadın yanlarında çocuklarıyla yola çıkmışlardı. Kurt onlardan birinin çocuğunu kapıp götürdü. İki kadından her biri kalan çocuğun kendisine ait olduğunu iddia ettiler ve Davud (aleyhisselâm)’ ın huzuruna gittiler. Davud (aleyhisselâm)’da çocuğun büyük kadına ait olduğuna hükmetti. Kadınlar oradan ayrılıp Süleyman (aleyhisselâm)’ ın yanına uğradılar. O da babam Davud davanızı nasıl halletmişti diye sordu. Bunun üzerine Süleyman o çocuğu ikiye böleceğim yarısı senin yarısı da senin olacak dedi. Bunun üzerine büyük olan kadın olur onu kes dedi. Küçük kadın ise o çocuğu kesme o çocuk onundur dedi. Bunun üzerine Süleyman (aleyhisselâm) çocuğun kesilmesine razı olmayan genç kadının çocuğu almasına hükmetti.” ( Buhârî , Feraiz : 29; Müslim, Akdıye : 10)
بَابُ الرَّدِّ عَلَى الْحَاكِمِ إِذَا قَضَى بِغَيْرِ الْحَقِّ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Abdurrahman b. Ebî Bekre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Babam Sicistan kadısı Ubeydullah b. Ebî Bekre’ye gönderilmek üzere bana şu mektubu yazdırdı: İki kişi arasında öfkeli iken hüküm verme. Çünkü Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den şöyle derken işittim: “Hiçbir kimse öfkeli durumda iki kişi arasında hükmetsin.” ( Buhârî , Ahkam: 13; Müslim, Akdiye : 7)
Urve b. Zübeyr (radıyallahü anh) anlatıyor: Zübeyr b. Avvam ensardan Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber Bedir savaşına katılan bir adamla bahçe sulama konusunda münakaşa ettiler. Her ikisi de hurmalıklarını o su ile suluyorlardı. Ensarî diyordu ki: “Suyu bırak benim bahçeye aksın!” Zübeyr de bırakmak istemedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ey Zübeyr , bahçeni suladıktan sonra suyu bırak komşun da sulasın” buyurdu. Ensarî kızarak şöyle dedi: “Ey Allah'ın Rasûlü ! Halanın oğlu olduğu için mi Zübeyr’i kayırıyorsun?” Bu söz üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in rengi değişti ve şöyle buyurdu: “Ey Zübeyr ! bahçeni suladıktan sonra göl gibi oluncaya kadar ve su duvardan taşıncaya kadar suyu bırakma.” Böylece Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Zübeyr’in hakkını fazlasıyla verdi. Halbuki Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) daha önce hem Zübeyr’e hem de ensari’ye uygun olan hükmü ortaya koymuştu. Ensarî , Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i kızdırınca Zübeyr’in hakkını tamamen verdi. Zübeyr der ki: Nisâ sûresi 65. ayeti bu olay hakkında indirildi sanırım: “Hayır hayır Rabbine andolsun ki onlar aralarında anlaşmazlığa düştükleri her konuda Sen Peygamberi hakem yapmadıkça ve sonra Senin kararına kalblerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle uymuş olmadıkça gerçekten inanmış olmazlar.” ( Ebû Davud , Akdıye : 31; Tirmizî , Ahkam: 26)
Abdullah b. Ka’b (radıyallahü anh), babasından naklederek şöyle diyor: İbn Ebî Hadret’in Ka’b’a borcu vardı. Bu borcunu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kapısının önünde istemişti ve ikisinin de sesleri yükselmişti, o derece ki Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bile evinden işitmiş ve odalarından perdeyi açarak: “Ey Ka’b !” diye seslendi. Ka’b : “Emret Ey Allah'ın Rasûlü !” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de, eliyle borcun yarısını işaret ederek indir deyince, Ka’b : “İndirdim” dedi. Bu sefer Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ensarî’ye : “Haydi borcunu öde öyleyse” buyurdu. ( Ebû Davud , Akdıye : 12; Müslim, Akdıye : 7)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ebu Hüreyre ve Zeyd b. H ali d el Cühenî (radıyallahü anhümâ) anlatıyorlar: İki adam davalarının halledilmesi için Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzuruna geldiler ve onlardan birisi Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: “Allah’ın Kitab’ına göre davamızı hallet” dedi. Bundan daha anlayışlı olan diğeri: “Ey Allah'ın Rasûlü ! İzin ver de konuşayım” diyerek söze başladı: “Oğlum bu adamın yanında işçi idi bunun karısıyla zina etmiş, bu olay üzerine oğlumun recm edilip öldürülmesi gerektiğini haber verdiler. Ben de bu adama oğlumun fidyesi olarak yüz koyun bir de cariye verdim. Sonra ilim sahibi kimselere sordum, bana oğluma yüz değnek vurulması ve bir yıl da sürgüne gönderilmesini; kadının da recm edilmesi gerektiğini söylediler” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki aranızda Allah’ın Kitab’ıyla hükmedeceğimi: Koyunlar ve cariye sana geri verilecek… oğlun da yüz değnek vurularak cezalandırılıp bir yıl sürgüne gönderilecek, Üneys de o kadının yanına gidecek, suçunu itiraf ederse recm edilmesini emredecek” buyurdu. Kadın suçunu itiraf etti ve recm edildi. (Müslim, Hudud : 5; Tirmizî , Hudud : 8)
Ebu Hureyre , Zeyd b. H ali d ve Şibl (radıyallahü anhüm) anlatıyorlar: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında idik bir adam kalkıp: “Allah aşkına aramızdaki davayı Allah’ın Kitab’ına göre hallet dedi. Karşı taraf ondan daha anlayışlı biriydi, o da şöyle dedi: “Doğrudur, Allah’ın Kitab’ıyla aramızda hükmet.” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), ilk kalkan adama: “Anlat bakalım” buyurdu. O da şöyle dedi: “Oğlum bu adamın yanında işçi idi bunun karısıyla zina etmiş ben de oğlumu bundan kurtarmak için yüz koyun ve bir hizmetçi verdim -bu adam oğluna recm gerektiğini haber almış ki o yüzden bu fidyeyi vermiş- daha sonra bilenlere sorduğumda oğluma ceza olarak yüz değnek vurulmasını ve bir yıl sürgün edilmesini söylediler.” Bunu dinleyen Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki aranızda Allah’ın Kitab’ıyla hükmedeceğim. Yüz koyun ve hizmetçi sana geri verilecek oğluna yüz değnek vurulacak ve bir yıl da sürgün edilecek. Ey Üneys kalk o kadına git suçunu itiraf ederse onu recm et.” Üneys’te kadının yanına gitti suçunu itiraf edince kadın recm edildi. (Müslim, Hudud : 5; Tirmizî , Hudud : 8)
Sehl b. Huneyf (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzuruna zina yapan bir kadın getirildi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Kiminle zina ettin” dedi. Kadın: “ Sa’d’ın bahçesindeki oturan felçli adamla” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) adam gönderdi. O felçli kimseyi getirip Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in önüne koydular, o da suçunu itiraf etti. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), bir hurma sapı getirtti ve adama vurdu. Felçli olduğu için acıdı ve cezayı hafif tuttu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Sehl b. Sa’d es Saidî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ensardan iki kabile arasında tartışma çıktı hatta birbirlerine taş atacak hale geldiler. Bunu haber alan Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sulh etmek için onların yanına gitti. O sırada namaz vakti gelmişti. Bilal ezan okudu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i beklediler gecikince Bilal kamet getirdi. Ebu Bekir namaz kıldırmak için öne geçti. Ebu Bekir namaz kıldırırken Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi. İnsanlar Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in geldiğini gördüklerinde ellerini çırptılar. Ebu Bekir namazda sağına soluna bakmazdı. Fakat cemaatin el çırptığını duyunca bir de ne görsün Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) değil mi? geri çekilmek istedi. Fakat Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yerinde kalması için işaret etti. Fakat yine de Ebu Bekir ellerini kaldırarak geri geri çekildi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de öne geçti ve namazı kıldırdı. Namazı bitirince Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebu Bekir’e: “Niçin imamlıkta yerinde kalmadın?” buyurdu. Ebu Bekir de: “Allah’ın; Ebu Kuhafe’nin oğlunu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in önünde görmesi doğru olmaz” dedi. Sonra cemaate dönerek: “Namazda bir olay olunca neden el çırptınız o kadınların yapacağı harekettir. Namazda bir şey olduğunda siz erkekler “ Sübhanallah ” deyiniz” buyurdu. ( Ebû Davud , Salat : 172; Dârimi , Salat : 95)
Ka’b b. M ali k (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Benim Abdullah b. Ebî Hadred el eslemî (radıyallahü anh)’den alacağım vardı. Onunla karşılaşınca peşini bırakmayıp sıkıştırdım hatta seslerimiz yükseldi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun ikisinin yanından geçiyordu ve şöyle dedi: “Ey Ka’b ! borcunun yarısını almasını eliyle işaret ederek yarısından vazgeçmesini işaret etti.” ( Ebû Davud , Akdıye : 12; Müslim, Müsakat : 4)
Vail (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında şu olaya şahit oldum. Bir katili maktulun velisi urganla bağlı olarak Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzuruna getirdi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) maktulun velisine: “Onu affetmeyecek misin?” buyurdu. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öyleyse diyet alırsın” dedi. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öyleyse onu öldüreceksin” deyince adam: “Evet” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) “Öyleyse onu götür” dedi. Adam katili götürüp giderken kendiliğinden döndü. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona seslenerek: “Onu affediyor musun?” dedi. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öyleyse diyet alırsın” dedi. Adam yine: “Hayır” dedi. “Öyleyse onu öldüreceksin” deyince, adam: “Evet” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Öyleyse onu götür” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğer sen onu affedersen hem kendi günahını hem de ölen kardeşinin günahını temizlemiş olursun.” A dam, katili bırakıverdi katil bağlı olduğu urganı sürüyerek çekip gitti. ( Ebû Davud , Diyat : 3; Ebû Davud , Kasame : 10)
Abdullah b. Zübeyr (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Ensardan bir adam hurmalıklarını suladıkları su yüzünden Zübeyr’i , Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e şikayet etti. Adam: “Suyu bırak benim bahçeme gelsin” dedi. Zübeyr de kabul etmedi böylece Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzurunda çekiştiler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Zübeyr’e : “Ey Zübeyr ! Bahçeni sula sonra suyu komşuna bırak” dedi. Bunun üzerine Ensari kızdı ve: “Ey Allah'ın Rasûlü ! Zübeyr hala oğlun olduğu için mi onu kayırıyorsun?” deyince, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in rengi değişti sonra şöyle buyurdu: “Ey Zübeyr ! Bahçeni sula ve bahçen göl h ali ne gelinceye kadar ve duvardan aşıncaya kadar suyu salma!” Zübeyr diyor ki: Nisâ sûresi 65. ayeti bu olay üzerine nazil olsa gerekir.( Bkz . 5312) ( Buhârî , Müsakat : 9; Tirmizî , Ahkam: 26)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Berire’nin kocası Muğîs ismi verilen bir köle idi -Onu gözyaşları sakalından akarak Berire’nin arkasında dolaştığını görür gibiyim- Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Abbas’a : “Ey Abbas ! Muğîsin Berire’yi ne kadar sevdiğine Berire’nin de Muğîs’e ne kadar buğz ettiğine hayret etmiyor musun?” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Berire’ye de: “Kocana dönsen olmaz mı? O senin çocuğunun babasıdır” buyurdu. Berire : “Ey Allah'ın Rasûlü ! Ona dönmemi emrediyor musun?” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Hayır sadece aracı oluyorum ve aranızı bulmak istiyorum” buyurdu. Berire de: “Benim ona ihtiyacım yoktur” dedi. ( Ebû Davud , Talak: 19; Buhârî , Talak: 15)
Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ensardan bir adam ölünce kölesinin azâd olunmasını vasiyet etti. Kendisi gerçekten muhtaç ve borçlu birisiydi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun kölesini sekiz yüz dirheme sattı ve parasını da adama vererek, “Bu parayla borçlarını öde ve çoluk çocuğuna harca” buyurdu. (Müslim, Eyman : 12; Ebû Davud , Itk : 9)
Ebu Umâme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim bir Müslüman’ın hakkını bile bile yerse Allah ona Cenneti haram; Cehennemi vacip kılar.” Bir adam: “Azıcık bir şey olsa da mı? Ey Allah'ın Rasûlü !” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Evet erak ağacından bir çubuk olsa bile” buyurdu. ( İbn Mâce , Ahkam: 8; Dârimi , Büyü’: 62)
Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebu Süfyan’ın karısı Hind , Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzuruna gelerek: “Ey Allah'ın Rasûlü ! Ebu Süfyan cimri bir adamdır ne bana ne de çocuklarına yeterli şekilde harcamada bulunmuyor. O görmeden malından alabilir miyim?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Kendine ve çocuklarına yetecek kadarını alabilirsin” buyurdu. (Müslim, Akdıye : 4; İbn Mâce , Ticarat : 65)
Abdurrahman b. Ebi Bekre (radıyallahü anh) anlatıyor: Sicistan v ali siydim. Babam Ebu Bekre bana şunu yazmıştı: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Hiçbir kimse bir davada birbirine çekilişli iki hüküm vermesin ve hiçbir kimse de öfkeli olduğu halde davacılar arasında hüküm vermesin.” (Müslim, Akdıye : 7; Tirmizî , Ahkam: 7)
Ümmü Seleme (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Sizler davalarınızın halledilmesi için Bana geliyorsunuz. Şüphesiz Ben de bir insanım olur ki bir kısmınız haksız da olsa daha güzel ve tesirli konuşarak durumu diğerinden daha iyi müdafaa edebilir. Ben de dinlediğime göre hüküm veririm. Dolayısıyla hakkı olmadığı halde birinize kardeşinin hakkını aktarmış olabilirim ve böylece de ona ateşten bir parça ayırmış olurum.” ( Tirmizî , Ahkam: 11; Müslim, Akdıye : 3)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ebu Musa (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, iki kişi bir hayvan konusunda Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e davacı olarak geldiler. Hiç birinin de delilleri yoktu. Bunları dinleyen Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hayvanın yarısı birinin yarısı da diğerinin olması için hüküm verdi. ( Ebû Davud , Akdıye : 22; İbn Mâce , Ahkam: 11)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Muaviye (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) halka h ali nde oturan ashabından bir gurubun yanına geldi ve: “Burada ne yapıyorsunuz?” dedi. Onlar da: “Oturduk Allah’a dua ediyoruz bizi dinine hidayet edip Seni de bize Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) olarak verdiğinden dolayı hamd ediyoruz” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah adına söyleyin sadece bundan dolayı mı buraya oturdunuz?” buyurdu. Onlarda: “Allah’a yemin ederiz ki sadece bu maksatla buraya oturduk” dediler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Sizden şüphe ettiğim için size yemin ettirmiş değilim. Fakat Cibril bana geldi ve Allah’ın meleklere karşı sizinle övündüğünü söyledi” buyurdu. ( Tirmizî , Fedailü’l Kur’an : 11; Dârimi , Fedailü’l Kur’an : 25)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Meryem oğlu İsa hırsızlık yapan bir adamı görünce ona dedi ki: “Çaldın mı?” Adam da: “Kendinden başka gerçek ilâh olmayan Allah’a yemin ederim ki hayır çalmadım” dedi. Bunun üzerine İsa (aleyhisselâm): “Allah’a iman ettim ve gözümü yalanladım” dedi. ( Tirmizî , Fedailü’l Kur’an : 11; Dârimi , Fedailü’l Kur’an : 25)