Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Sünen-i Nesâî › Kitâb 45 · Kasâme, Kısas ve DiyetKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
(45) Kitâb: Kasâme, Kısas ve Diyet
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından Medineli bir adamdan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Cahiliyye dönemindeki “Kasâme” şeklindeki aynen olduğu gibi kabul etti. (Müslim, Kasame: 1; Müsned: 16553)
Süleyman b. Yesar (radıyallahü anh) ve Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından pek çok kimseden rivâyete göre, şöyle demişlerdir: “Kasâme” cahiliyye döneminde vardı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu aynı cahiliyye dönemindeki şekli üzere kabul edip bıraktı ve Hayber, Yahudilerin öldürdükleri iddia edilen bir maktul hakkında da bu kasâme şekline göre hükme bağladı. (Müslim, Kasame: 1; Müsned: 16553)
İbn’ül Müseyyeb (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir. Cahiliyye döneminde “kasâme” mevcuttu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Yahudilerin kuyusu yanında ölü ele geçirildi ve Yahudilerin öldürdüğü iddia edilen ensari hakkında “Kasâme” hükmünü tatbik etti. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Sehl b. Ebî Hasme (radıyallahü anh) ve kavminin ileri gelenlerinden rivâyete göre, Abdullah b. Sehl ve muhayyısa başlarına gelen bir sıkıntıyı halletmek için Hayber’e gitmişlerdi. Orada Muhayyısa’ya Abdullah b. Sehl’in öldürülüp bir kuyuya atıldığını haber verdiler. Muhayyısa, Yahudilere gelip: Vallahi onu mutlaka siz öldürdünüz dedi. Yahudiler de vallahi onu biz öldürmedik dediler. Muhayyısa memleketi olan Medine’ye gelip durumu akrabalarına anlattı. Sonra kendisi, büyük kardeşi ve Abdurrahman b. Sehl Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek Hayber’deki durumdan haber verdiler. Hayber’de olaya şahit olan Muhayyısa konuşmaya başlayınca büyük olanınız konuşsun diyerek yaşça büyük olan kardeşe söz hakkı verilmesini istedi. Bunun üzerine Muhayyısa konuştu. Durumu öğrenen Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O Yahudiler ya arkadaşınızın fidyesini verirler veya kendilerine savaş açılacağı bildirilir” buyurdu. Ve Yahudilere bu konuda bir mektup gönderdi. Onlar da mektuba cevaben: “Vallahi biz öldürmedik” dediler. Yahudilerden bu cevap gelince Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Huveyyisa, Muhayyısa ve Abdurrahman’a: Yemin ederseniz arkadaşınızın diyetine hak kazanırsınız” dedi. Onlar da: “Hayır yemin etmeyiz dediler. O zaman: “Yahudiler öldürmediklerine dair yemin ederler” buyurdu. Bu sefer bunlar Müslüman değiller ki onların yeminlerine inanılsın dediler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), her iki tarafın aralarındaki çekişmeyi gidermek için kendisi diyet olarak yüz deve verdi ve o develer onların evlerine konuldu. Sehl diyor ki: Onlardan kırmızı bir deve beni tekmelemişti.” (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
Sehl b. Ebî Hasme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. Sehl b. Zeyd, Muhayyısa b. Mes’ud Medine’den çıkıp Hayber’e gittiler ve işlerini görmek için birbirinden ayrıldılar. Muhayyısa işlerini bitirip Abdullah b. Sehl’in yanına geldiğinde Abdullah b. Sehl’i kanlar içersinde öldürülmüş olarak buldu ve defnetti. Sonra Medine’ye dönüp Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına kendisi, Huveyyısa b. Mes’ud ve Abdurrahman b. Sehl üçü birlikte geldiler. Abdurrahman bu üç kişiden en küçükleri idi, arkadaşlarından önce konuşmaya başlayınca Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), ona: “Yaşça büyük olanınız konuşsun” dedi. Bu sefer o sustu diğer iki arkadaşı konuştular. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Adamınızı Yahudilerin öldürdüklerine dair sizden elli kişi yemin ederse diyet almaya hak kazanırsanız” buyurdu. Onlar da nasıl yemin edelim öldürdüklerini görmedik dediler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öyleyse Yahudilerden elli kişi öldürmediklerine dair yemin etsinler” deyince bunlar: “Kafir olan bir toplumun yeminlerini nasıl kabul edelim?” dediler. Buradaki çıkmazı gören Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisinden ölen kimsenin diyetini ödedi. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
Sehl b. Ebî Hasme ve Rafi b. Hadîc ikisi birlikte şöyle rivâyet ettiler: Muhayyısa b. Mes’ud ve Abdullah b. Sehl bir ihtiyaçlarını görmek için Hayber’e geldiler. İşlerini görmek için birbirlerinden ayrıldılar, birbirleriyle buluşacakları yere gelince Abdullah b. Sehl öldürülmüştü. Kardeşi Abdurrahman b. Sehl ve amca oğulları Huveyyısa ve Muhayyısa Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e durumu anlatmak üzere geldiler. Abdurrahman kardeşinin işini anlatmak üzere konuşmaya başladı, o oradakilerin yaşça en küçüğü idi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Konuşmaya büyüğünüz başlasın” buyurdu. Arkadaşlarının durumunu o ikisi anlatmaya başladı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): Buna benzer bir şeyler söyleyerek şöyle dedi. Sizden elli kişi arkadaşınızın Yahudilerce öldürüldüğüne dair yemin etmelidir. Onlar da: Ey Allah'ın Rasûlü! Bu nasıl iş, biz şahit olmadık, nasıl yemin edebiliriz dediler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “O zaman Yahudilerden elli kişi kendi öldürmediklerine yemin ederler.” Bu sefer bunlar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Onlar kafir bir topluluktur, onlara nasıl inanabiliriz” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), kendi yanından onların fidyelerini ödedi. Sehl diyor ki: Onların deve ağılına girmiştim de beni o develerden biri tekmelemişti. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
Sehl b. Ebî Hasme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Abdullah b. Sehl, Muhayyısa b. Mes’ud b. Zeyd ikisi birlikte Hayber’e gelmişlerdi. O zaman Hayber sulh h ali nde idi. İhtiyaçlarını görmek için birbirinden ayrıldılar. İşlerini bitirip birbirlerinin yanına geldiklerinde Muhayyısa Abdullah b. Sehl’i kanlar içerisinde öldürülmüş durumda buldu ve onu defnetti ve Medine’ye döndü. Abdurrahman b. Sehl, Huveyyısa durumu anlatmak üzere Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldiler ve Yaşları en küçük olan Abdurrahman konuşmaya başlayınca, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öncelikle büyüğünüz hanginizse o konuşsun” buyurdu. Bu sefer o sustu diğer ikisi konuşarak konuyu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e anlattılar. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Sizden elli kişi yemin ederseniz arkadaşınızın diyetini almaya hak kazanırsınız veya katil bulunmuş olur” buyurunca. Onlar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Görmediğimiz halde nasıl yemin edebiliriz” dediler. O zaman Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Yahudilerden elli kişi yemin ederek kendilerini temize çıkarırlar” buyurdu. Bu sefer onlar: Ey Allah'ın Rasûlü! Kafir olan bir toplumun yeminlerini nasıl kabul edip güvenebiliriz dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kendi yanından onların diyetini verdi. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
Sehl b. Ebî Hasme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. Sehl ve Muhayyısa b. Mes’ud b. Zeyd Hayber’e gitmişlerdi, o zaman Hayber sulh h ali ndeydi. İhtiyaçlarını görmek için orada birbirlerinden ayrıldılar. İşleri bitince Muhayyısa, Abdullah b. Sehl’in yanına gelince onu kanları içinde öldürülmüş bir durumda buldu, onu defnetti sonra Medine’ye dönüp geldi. Sonra Abdurrahman b. Sehl, ve Mes’ud’un oğulları olan Huveyyısa ve Muhayyısa durumu anlatmak üzere Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldiler ve Abdurrahman konuşmaya başladı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Büyüğünüz kimse o konuşsun” buyurdular. O anda onların en küçüğü Abdurrahman idi. O sustu diğer ikisi konuyu anlattılar. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Sizden elli kişi arkadaşınızı Yahudiler öldürdü diye yemin ederse, katili bulur veya diyete hak kazanırsınız” buyurdu. Onlar da: “Ey Allah'ın Rasûlü görmedik ve bilmiyoruz, nasıl yemin edelim?” dediler. Bu sefer Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Yahudilerden elli kişi yemin ederek kendilerini temize çıkarırlar” buyurdu. Bunun üzerine de şöyle dediler: “Ey Allah'ın Rasûlü! Kafir olan bir toplumun yeminlerine nasıl inanıp kabul edebiliriz?” Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisinden onların diyetlerini ödedi. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
Sehl b. Ebî Hasme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Abdullah b. Sehl b. el Ensarî ile Muhayyısa b. Mes’ud Hayber’e gitmişlerdi, işlerini görmek üzere birbirinden ayrılmışlardı. Bu arada Abdullah b. Sehl el Ensarî öldürülmüştü. Bu olay üzerine Muhayyısa ölenin kardeşi Abdurrahman ve Huveyyısa b. Mes’ud olayı anlatmak üzere Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldiler. Abdurrahman söze başladı. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Büyüğünüz kimse o konuşsun” buyurdu. Bunun üzerine Muhayyısa ve Huveyyısa konuşmaya başladılar ve Abdullah b. Sehl’in olayını aktardılar. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Elli kişi yemin edersiniz ve böylece ölen kimsenin diyetine hak kazanırsınız” buyurdu. Onlar da: “Nasıl yemin edebiliriz? Hem olaya şahit olmadık hem de orada değildik” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) “Bu sefer Yahudilerden elli kişi öldürmediklerine dair yemin ederler ve kendilerini temize çıkarmış olurlar” buyurdu. Onlar da: “Ey Allah'ın Rasûlü! Kafir bir toplumun ettiği yeminlere nasıl güvenip kabul edebiliriz?” dediler. Ravi diyor ki: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisinden bu diyeti ödedi. Büşeyr diyor ki: Sehl b. Ebî Hasme bana şöyle demişti. Zekat develerinden toplanan bu deve içersinden bir deve beni tekmelemişti. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
Sehl b. Ebî Hasme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. Sehl öldürülmüş olarak bulunmuştu. Onun kardeşi ve iki amcazadesi Huveyyısa ve Muhayyısa durumu anlatmak üzere Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldiler. Abdurrahman konuşmaya başlayınca, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Büyüğünüzden başlayın konuşmaya” buyurdu. Diğer ikisi dediler ki: Ey Allah'ın Rasûlü biz Abdullah b. Sehl’i öldürülmüş ve Hayber kuyularından bir kuyuya atılmış vaziyette bulduk dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Kimden şüpheleniyorsunuz” deyince: “Yahudilerden şüpheleniyoruz” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Siz ve elli kişi yemin ederek bunu Yahudiler öldürdü der misiniz?” Onlar da: “Görmediğimiz halde nasıl yemin edebiliriz?” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Peki Yahudilerden elli kişi yemin ederek suçsuz olduklarını söylesinler” buyurdu. Bu sefer bunlar: “Onlar müşrik kimselerdir, biz onların yeminlerine nasıl güvenebiliriz?” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun fidyesini kendisinden ödedi. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
Büşeyr b. Yesar (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle haber vermiştir: Abdullah b. Sehl el Ensarî ve Muhayyısa b. Mes’ud Hayber’e gittiler. ihtiyaçlarını görmek için birbirinden orada ayrıldılar. Abdullah b. Sehl öldürüldü. Muhayyısa kardeşi Huveyyısa ve Abdurrahman b. Sehl: Durumu anlatmak üzere Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldiler ve Abdurrahman kardeşi için konuşmaya başladı. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Büyüğünüz konuşsun, büyüğünüz konuşsun” buyurdular. Bunun üzerine Huveyyısa ve Muhayyısa Abdullah b. Sehl hakkında gerekeni anlattılar. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara dedi ki: “Siz ve elli kişi yemin ederek arkadaşınızın diyetine ve katilin bulunmasına hak kazanırsınız.” Hadisin ravilerinden M ali k diyor ki: “Yahya diyor ki: Büşeyr şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onların diyetini kendi yanından ödedi. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
Sehl b. ebi Hasme (radıyallahü anh)’nin haber verdiğine göre, onun kavminden bir gurup Hayber’e gitmişlerdi. İşlerini görmek için orada birbirinden ayrılmışlardı ve sonunda kendilerinden birini öldürmüş olarak buldular.Yanlarında buldukları kimselere: “Arkadaşımızı siz mi öldürdünüz?” dediler. Onlar da: “Onu biz öldürmedik, katilini de bilmiyoruz” dediler. Onlar da, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına gelerek en küçükleri şöyle dedi: “Ey Allah'ın Peygamberi! Hayber’e gitmiştik arkadaşlarımızdan birini öldürmüş olarak bulduk.” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “En büyüğünüz konuşsun en büyüğünüz” buyurdu ve onlara: “Kimin öldürdüğüne dair delil getirmeniz gerekir” dedi. Onlar da: “Bizim bir delilimiz yok” dediler. “Peki Yahudiler öldürmediklerine dair yemin ederler” deyince: “Onların yeminine nasıl inanalım” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ölen kimsenin kimvurduya gitmesini hoş görmeyerek Beyt’ül-mal de toplanan zekatlık develerden onların fidyesini ödedi. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
Amr b. Şuayb babasından ve dedesinden aktararak şöyle diyor: Muhayyısa’nın küçük oğlu Hayber kapılarından bir kapının önünde ölü olarak bulunmuştu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ölenin velilerine: “Kimin öldürdüğüne dair iki şahit getirin size katili teslim edeyim” dedi. Onlar da: “Ey Allah'ın Rasûlü! İki şahit nereden getirelim, kapılarının önünde ölü olarak bulunmuş” dediler. “Öyleyse elli kişi sizden yemin ederse Yahudilerin öldürdüğü belli olmuş olur” buyurdu. Bunun üzerine onlar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Nasıl yemin edebiliriz? Görmediğimiz ve bilmediğimiz bir olay üzerine” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O Yahudilerden elli kişi öldürmediklerine yemin ederler” buyurdu. Bu sefer bunlar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Onlar Yahudi’dir onlara nasıl yemin teklif eder ve yeminlerine inanırız” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) diyetin yarısını kendisi Beyt’ül-mal’den ödemeyi diğer yarısını da Yahudilere ödettirmeyi emir buyurdu. (Dârimi, Diyat: 8)
بَابُ الْقَوَدِ
Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Sadece şu üç şeyle bir Müslüman’ın kanı (öldürülmesi) helâl olur: Katil kimse kısas yapılarak öldürülür. Evli iken zina eden taşlanarak öldürülür. Dinini terk edip irtidat eden de öldürülür.” (Ebû Davud, Hudud: 1; Müslim, Kasame: 6)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında bir adam öldürülmüştü. Katil, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzuruna çıkarılınca Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), onu maktulün velisine teslim etti. Katil: “Ey Allah'ın Rasûlü! Onu bilerek öldürmedim” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) maktulün velisine: “Dikkat et eğer katil sözünde doğru ise sen de onu öldürürsen Cehenneme gidersin” deyince, Adam, katili serbest bıraktı. Ebu Hüreyre dedi ki: “O adam nis’a denilen deriden örülmüş bir urganla bağlanmıştı urganını sürükleyerek çıktı gitti. Bunun üzerine o adama “urganlı” adını verdiler. (Dârimi, Diyat: 8; Müslim, Kasame: 10)
Alkame b. Vail el Hadremî babasından rivâyetle şöyle anlatıyor: birisini öldüren katili maktulün velisi yakalamış ve Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e getirmişti. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) getiren adama: “Katili affedecek misin?” dedi. O adam da: “Hayır” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu öldürecek misin?” buyurdu. Adam: “Evet” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Git” dedi. Adam giderken Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) çağırdı ve: “Onu affedecek misin?” buyurdu. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Diyet almak ister misin?” dedi. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu öldürecek misin?” buyurdu. Adam: “Evet” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Git” dedi. Adam giderken Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Bak! Eğer onu affedersen senin de öldürülen kimsenin de günahları affedilir” buyurdu. Adam katili affedip bıraktı, katil de bağlandığı urganını sürükleyerek çekip gitti. (Dârimi, Diyat: 8; Müslim, Kasame: 10)
Vail (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Maktulün velisi katili bağladığı urganla çekip getirirken Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında idim. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), maktulün velisine “Katili affedecek misin?” buyurdu. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Diyet alır mısın?” dedi. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu öldürecek misin?” dedi. Adam: “Evet” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu götür” buyurdu. Adam katili götürürken kendiliğinden dönüp bakınca, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu çağırdı ve “Affeder misin?” dedi. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Diyet alır mısın?” dedi. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öyleyse onu öldürecek misin?” deyince, adam: “Evet” dedi. Bu sefer Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu götür” buyurdu. Adam onu götürürken: “Bak eğer onu affedersen senin de ölen kimsenin de günahları affedilmiş olur” buyurdu. Adam da onu affetti ve bırakıverdi. Katili bağlandığı ipi sürüyerek çekip gittiğini gördüm. (Dârimi, Diyat: 8; Müslim, Kasame: 10)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Alkame b. Vail babasından naklediyor. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e birisini öldüren bir katil getirilince onu kısas olarak öldürmesi için maktulün velisine teslim etti, yanındakilere de: “Katil de maktul de Cehennemdedir” buyurdu. Bunu işitenlerden birisi adamın peşinden gitti. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in söylediğini iletti. Adam, katili bıraktı katil serbest bırakılınca urganını sürükleyerek gitti. Bunu Habib’e hatırlatınca şöyle dedi: Bana Said b. Eşva nakletti ve şöyle dedi: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) o adama affetmesini emretmişti.” (Dârimi, Diyat: 8; Müslim, Kasame: 10)
Enes b. M ali k (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, bir adam velisini öldüren bir katili Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına getirince, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Katili affet” demişti. O da bunu kabul etmeyince, “Öyleyse diyet al” buyurdu. Adam bunu da kabul etmeyince: “Götür, onu öldür sen de onun gibisin” buyurdu. Adam gidince birisi peşinden giderek adama: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), sana: “Götür onu öldür sen de onun gibisin” dediğini duymadın mı? deyince, adam katili bırakıverdi. Katil bağlı olduğu urganı sürüyerek yanımdan geçti gitti.” (Dârimi, Diyat: 8; Müslim, Kasame: 10)
Abdullah b. Büreyde (radıyallahü anh)’nin babasından rivâyete göre, bir adam Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek yanındaki birine işaret ederek: “Bu adam kardeşimi öldürdü” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Git kardeşini öldürdüğü gibi sen de onu öldür” buyurdu. Bunun üzerine katil kendini öldürecek adama: “Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşı, beni affet, beni affetmek sana daha çok sevap kazandırır ve ahirette senin ve kardeşin için daha hayırlı olur” deyince, adam katili serbest bıraktı. Abdullah b. Büreyde diyor ki: Bu durum Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bildirildiğinde Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona sordu, o da olup biteni anlatınca ona: “Bu adamın seni öldürmesi senin için kıyamet gününde öldürdüğün adamın: “Ya Rabbi bu adama sor beni neden dolayı öldürdü?” diyerek hakkını istemesinden daha hayırlı idi” buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ الْقَوَدِ بَيْنَ الْأَحْرَارِ وَالْمَمَالِيكِ فِي النَّفْسِ
Kays b. Ubâde (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Eşter ile birlikte Ali’nin yanına giderek kendisine: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in başkalarına söylemediği sadece sana söylediği bir şey var mı?” dedik. “Hayır sadece yazdığım şu şey var” dedi ve kılıcının kınından yazdığı şeyi çıkardı, orada şunlar yazılıydı: “Mü’minlerin kanları kısas ve diyetle müsavidir. Onlar düşmanlarına karşı tek vücut ve kuvvetlidirler, onlardan en aşağı durumda oranı bile düşmana eman verebilir. Dikkat edin! Kafire karşı Mü’min öldürülmez. Kafirlerden zimmî ve müstemen gibi Müslümanlarla anlaşması olan kimseler de öldürülmez. Kim bid’at çıkarırsa o kendisine eder kim de bir bid’at çıkaranı himaye ederse Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun.” (Ebû Davud, Diyat: 10; Tirmizî, Diyat: 16)
Ali (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Mü’minlerin kanları kısas ve diyetle müsavidir. Onlar düşmanlarına karşı tek vücut olup kuvvetlidirler. Onlardan en aşağı durumda olanı bile düşmana eman verebilir. Kafire karşılık bir Mü’min öldürülmez. Kafirlerden Zimmî ve müstemen gibi Müslümanlarla anlaşması olan kimseler de öldürülmez.” (Ebû Davud, Diyat: 10; Tirmizî, Diyat: 16)
Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim kölesini öldürürse biz de onu öldürürüz, kim kölesinin bir organını keserse biz de onun organını keseriz. Kim kölesini iğdiş ederse biz de onu iğdiş ederiz.” (Ebû Davud, Diyat: 10; Tirmizî, Diyat: 16)
Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim kölesini öldürürse biz de onu öldürürüz, kim de kölesinin bir organını keserse biz de onun bir organını keseriz.” (Ebû Davud, Diyat: 10; Tirmizî, Diyat: 16)
Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim kölesini öldürürse biz de onu öldürürüz, kim de kölesinin bir organını keserse biz de onun bir organını keseriz.” (Ebû Davud, Diyat: 10; Tirmizî, Diyat: 16)
Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kısas hakkında verdiği hükümleri karıştırıyordum o sırada Hamel b. M ali k kalktı ve şöyle anlattı: “İki kadının odalarının arasında olduğum bir sırada kadının biri diğerine çadırının kazığı ile vurdu ve kadını ve karnındaki çocuğu öldürdü. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) o kadının öldürülmesini çocuğun yerine de diyet olarak bir köle ve cariye verilmesini hükmetti.” (İbn Mâce, Diyat: 11)
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Bir Yahudi ziynetlerini almak için bir kızı öldürmüştü. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de o kıza karşılık Yahudi’ye kısas uyguladı. (İbn Mâce, Diyat: 24; Ebû Davud, Diyat: 21)
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, bir Yahudi genç kızın ziynetini alıp kafasını iki taş arasında ezmişti. Kız ölmek üzere iken yanına gelenler şüphelendikleri kimseleri seni öldüren şu mu bu mu diye gösterdiler, kendisini o duruma sokan Yahudi gelince “Evet budur” demişti. O Yahudi de suçunu itiraf edince Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de onun başının ezilmesini emretti. (İbn Mâce, Diyat: 24; Ebû Davud, Diyat: 21)
Enes b. M ali k (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Üzerindeki ziynet eşyasını almak için bir Yahudi, kızın kafasını ezmişti. Son nefesinde kızın yanına gidenler onu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e getirdiler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kıza: “Seni filan mı öldürdü?” kız başıyla hayır diye işaret etmişti. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) “Falan mı? filan mı?” diye sorunca, vuran Yahudi’nin ismi anılınca başıyla “Evet” dedi. Yahudi yakalanıp suçunu itiraf edince, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in emri üzerine Yahudi’nin kafası iki taş arasında ezildi. (İbn Mâce, Diyat: 24; Ebû Davud, Diyat: 21)
Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Üç şey dışında hiç bir şey Müslüman’ın kanını helâl kılmaz. Evli kimse zina ederse taşlanarak öldürülür. Bilerek Müslüman öldüren kimse kısas yapılarak öldürülür. İslâm’dan çıkıp mürted olan, Allah’a ve elçisine savaş açan kimse de ya öldürülür veya asılır veya sürgün edilir.” (Müsned: 24518)
Şa’bî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebu Cuheyfe’den işittim şöyle diyordu: Ali’ye: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den Kur’an’dan başka duyduğun bir şey var mı?” diye sorduğumuzda şöyle dedi: “Tohumu çatlatan, canlıyı yaratan Allah’a yemin ederim ki hayır bir şey yoktur ancak Allah’ın kuluna Kitab’ını anlama kabiliyetini vermesi ve bir de şu sahifeden yazılı olanlar vardır. Sahife de neler var” dedim şöyle dedi: “Diyet, esirlerin kurtarılması ve kafire karşılık Müslüman’ın öldürülmemesi konuları vardır.” (Müsned: 24518)
Ebu Hassan (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ali dedi ki: “Kılıcımın kınındaki sahifeden başka Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana başkalarına söylemediği bir vasiyet yapmadı dedi. Oradakiler ısrarla onu görmek isteyince sahifeyi çıkardı. Orada şunlar yazılı idi: “Mü’minlerin kanları eşittir. Mü’minlerden en aşağı da olan biri bile düşmana emân verebilir, onlar düşmanlara karşı tek vücut gibidirler. Bir kafiri öldüren Müslüman kısas yapılarak öldürülmez, anlaşma yapılan kimseler de anlaşmalarına sadık kaldıkları sürece onlar da öldürülmez.” (Müsned: 24518)
Eşter (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, bizzat kendisi Ali’ye şöyle demiştir: “Senden duyulan şeyler insanlar arasında yayılıyor eğer Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in sana bir vasiyeti varsa bize söyle” deyince, Ali: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bana insanlara söylemediği bir vasiyeti yoktur sadece kılıcımın kınındaki sahifede yazılı olanlar vardır” dedi. Orada şunlar yazılıydı: “Mü’minlerin kanları eşittir. En aşağı görülen biri bile düşmana eman verebilir, kafire karşılık Mü’min öldürülmez. Anlaşma yapılan kimse de ahdine vefa gösterdiği sürece öldürülmez.” (İbn Mâce, Diyet: 21)
Ebu Bekre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim haksız yere ahid verdiği kimseyi öldürürse, Allah ona Cenneti haram kılar.” (İbn Mâce, Diyet: 33; Tirmizî, Diyet: 11)
Ebu Bekre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim sebepsiz yere ahid verdiği kimseyi öldürürse, Allah ona Cennetin kokusunu bile haram kılar.” (İbn Mâce, Diyet: 32; Müsned: 19512)
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından bir adamdan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim zimmîlerden birini öldürürse, Cennetin kokusunu bile alamaz halbuki Cennetin kokusu yetmiş yıllık mesafeden alınır.” (Müsned: 22147; İbn Mâce, Diyet: 32)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Imran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, fakir ailelerden birinin kölesi zengin ailelerden birinin kölesinin kulağını kesmişti. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e şikayete geldiklerinde onlara bir şey ödettirmedi. (Dârimi, Diyet: 14; Ebû Davud, Diyat: 27)
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) diş kıran kimseye kısas yapılmasına hüküm verdi ve şöyle buyurdu: “Allah’ın Kitab’ına göre kısas gerekir.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Kölesini öldürene kısas yapar biz de onu öldürürüz, kölesinin bir organını kesen kimsenin biz de aynı organını keseriz” buyurdu. (Ebû Davud, Diyat: 7; Tirmizî, Diyet: 18)
Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim kölesini iğdiş yaparsa biz de onu iğdiş yaparız. Kim de kölesinin bir organını keserse biz de onun o organını keseriz.” (Ebû Davud, Diyat: 7; Tirmizî, Diyet: 18)
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rübeyyi’ın kız kardeşi Ümmü Harise bir adamı yaralamış ve Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına davalarının görülmesi için gelmişlerdi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Kısas gerekir kısas gerekir” demişti. Ümmü Rübeyyi: “Ey Allah'ın Rasûlü! Falan yüzünden ona kısas mı yapılacak? Hayır vallahi ona hiçbir zaman kısas yapılamaz” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Süphanallah, Ey Ümmü Rübeyyi (hüküm) Allah’ın Kitab’ındaki emridir” buyurdu. Kadın: “Hayır, vallahi ona kısas yapılamaz” dedi. Karşı taraf diyeti kabul edinceye kadar bu sözünde diretti. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah’ın öyle kulları vardır ki Allah’a yemin etseler Allah onların yeminlerini boşa çıkarmaz” buyurdu. (Müslim, Kasame: 5; İbn Mâce, Diyet: 16)