Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Biz, sonraki gelen ümmet olarak öncekileri geçenleriz. Bizden öncekilere kitap verilmişti bize de verildi. Cuma günü onlara da farz kılınmıştı fakat onlar ayrılığa düştüler. Bu yüzden Allah, Cuma gününü bizlere nasip etti. Böylece tüm insanlar bize uymuş oldular. Yani Cuma bizim günümüzdür. Ertesi gün (Cumartesi) Yahudilerin daha ertesi gün de Hıristiyanların kutsal günü oldu.” (Buhârî, Cuma: 1; Müslim, Cuma: 5)
Sünen-i Nesâî › Kitâb 14 · Cuma NamazıKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
- 1بَابُ: التَّشْدِيدِ فِي التَّخَلُّفِ عَنِ الْجُمُعَةِ
- 2بَابُ: ذِكْرِ فَضْلِ يَوْمِ الْجُمُعَةِ
- 3بَابُ: الْأَمْرِ بِالسِّوَاكِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
- 4بَابُ: الْأَمْرِ بِالْغُسْلِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
- 5بَابُ: إِيجَابِ الْغُسْلِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
- 6بَابُ: الرُّخْصَةِ فِي تَرْكِ الْغُسْلِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
- 7بَابُ الْهَيْئَةِ لِلْجُمُعَةِ
- 8بَابُ: التَّبْكِيرِ إِلَى الْجُمُعَةِ
- 9بَابُ: الْأَذَانِ لِلْجُمُعَةِ
- 10بَابُ: الصَّلَاةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ لِمَنْ جَاءَ، وَقَدْ خَرَجَ الْإِمَامُ
- 11بَابُ: الْفَضْلِ فِي الدُّنُوِّ مِنَ الْإِمَامِ
- 12بَابُ: الصَّلَاةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ لِمَنْ جَاءَ، وَالْإِمَامُ يَخْطُبُ
- 13بَابُ: الْإِنْصَاتِ لِلْخُطْبَةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
- 14بَابُ: فَضْلِ الْإِنْصَاتِ، وَتَرْكِ اللَّغْوِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
- 15بَابُ: كَيْفِيَّةِ الْخُطْبَةِ
- 16بَابُ: حَضِّ الْإِمَامِ فِي خُطْبَتِهِ عَلَى الْغُسْلِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
- 17بَابُ: حَثِّ الْإِمَامِ عَلَى الصَّدَقَةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فِي خُطْبَتِهِ
- 18بَابُ: الْقِرَاءَةِ فِي الْخُطْبَةِ
- 19بَابُ: الْإِشَارَةِ فِي الْخُطْبَةِ
- 20بَابُ: نُزُولِ الْإِمَامِ عَنِ الْمِنْبَرِ، قَبْلَ فَرَاغِهِ مِنَ الْخُطْبَةِ، وَقَطْعِهِ كَلَامَهُ، وَرُجُوعِهِ إِلَيْهِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
- 21بَابُ: مَا يُسْتَحَبُّ مِنْ تَقْصِيرِ الْخُطْبَةِ
- 22بَابُ: كَمْ يَخْطُبُ
- 23بَابُ: الْفَصْلِ بَيْنَ الْخُطْبَتَيْنِ بِالْجُلُوسِ
- 24بَابُ: السُّكُوتِ فِي الْقَعْدَةِ بَيْنَ الْخُطْبَتَيْنِ
- 25بَابُ: الْقِرَاءَةِ فِي الْخُطْبَةِ الثَّانِيَةِ وَالذِّكْرِ فِيهَا
- 26بَابُ: إِطَالَةِ الرَّكْعَتَيْنِ بَعْدَ الْجُمُعَةِ
(14) Kitâb: Cuma Namazı
Rib’i b. Hıraş ve Huzeyfe (radıyallahü anhümâ)’dan rivâyete göre, şöyle demişlerdir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Aziz ve Celil olan Allah, bizden öncekilere Cuma gününü kaybettirdi. Yahudilerin kutsal günleri Cumartesi Hıristiyanların ise Pazar günüdür. Allah, bize de Cuma gününü nasip etti böylece Cuma, Cumartesi, Pazar günleri mübarek ve kutsal günler oldular. Bu kutsal günlerde bize uyup arkamızdan geldikleri gibi kıyamet gününde de bizi takib edeceklerdir. Bu dünyada en son gelen ümmet biziz. Ahirette ise hesabı ilk görülecek olan yine biz olacağız.” (Buhârî, Cuma: 1; Müslim, Cuma: 5)
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in sohbetinde bulunmuş olan, Eb’ul Ca’d ed Damri (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: ”Kim Cuma namazını önemsemeyerek, küçük görerek üç defa terk edip kılmaz ise, Allah onun kalbini mühürler.” (Tirmizî, Salat: 359; Müslim, Cuma: 12)
بَابُ: التَّشْدِيدِ فِي التَّخَلُّفِ عَنِ الْجُمُعَةِ
İbn Abbas ve İbn Ömer (radıyallahü anhümâ)’nın anlattıklarına göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) minberde şöyle buyurdu: “İnsanlar ya Cuma’lara devam ederler yada Allah, onların kalplerine mühür vurur ve gafillerden olurlar.” (Tirmizî, Salat: 359; Müslim, Cuma: 12)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Semure b. Cündüp (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: ”Kim Cuma namazını mazereti olmaksızın terk ederse, bir dinar bedeli parayı tasadduk etsin, onu bulamazsa yarım dinar tasadduk etsin.” (Ebû Davud, Salat: 211)
بَابُ: ذِكْرِ فَضْلِ يَوْمِ الْجُمُعَةِ
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Güneşin doğduğu en hayırlı gün Cuma günüdür. Adem (aleyhisselâm) o gün yaratıldı, o gün Cennete konuldu ve o gün Cennetten çıkarıldı.” (Müslim, Cuma: 5; Tirmizî, Cuma: 353)
Evs b. Evs (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Günlerinizin en değerlisi Cuma günüdür. Adem (aleyhisselâm), o günde yaratıldı, o gün vefat etti, ilk sur’a o gün üfürülecek, ikinci sur’a yine o gün üflenecektir. Bana çok salevat getirin. Sizin salevatlarınız Bana arzolunur. Ashab: “Ey Allah’ın Rasûlü! Siz çürüyüp toprak olduğunuz halde bizim salevatlarımız size nasıl arzolunmaktadır” diye sorunca, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şu cevabı verdi: “Aziz ve Celil olan Allah, toprağa Peygamberlerin cesetlerini çürütmeyi yasak etmiştir.” (Ebû Davud, Salat: 207; İbn Mâce, Cenaiz: 65)
بَابُ: الْأَمْرِ بِالسِّوَاكِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
Abdurrahman b. Ebu Saîd (radıyallahü anh), babasından naklediyor Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Akil b ali ğ olan her kimsenin Cuma günü gusletmesi, dişlerini misvaklaması ve koku sürünmesi vaciptir.” Hadisin ravilerinden Bükeyr, Abdurrahman’ı zikretmemiş ve koku konusunda: “Kadın kokusu bile olsa sürünmelidir” demiştir. (Buhârî, Cuma: 3; Ebû Davud, Tahara: 129)
بَابُ: الْأَمْرِ بِالْغُسْلِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: ”Biriniz Cumaya geldiğinde mutlaka gusletsin.” (Buhârî, Cuma: 3; Ebû Davud, Tahara: 129)
بَابُ: إِيجَابِ الْغُسْلِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
Ebu Said el Hudri (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “ Cuma günü gusletmek akıl b ali ğ olan herkese gerekir.” (Buhârî, Cuma: 3; Ebû Davud, Tahara: 129)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Her Müslüman’ın haftada bir yıkanma günü vardır. O da Cuma günüdür.” (Müsned: 13747)
بَابُ: الرُّخْصَةِ فِي تَرْكِ الْغُسْلِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
Kasım b. Muhammed b. Ebu Bekir (radıyallahü anh)’den: Ashaptan bir kısmı Aişe’nin yanında Cuma günü gusletmenin gerekip gerekmediği hakkında konuşuyorlardı da Aişe şu olayı nakletti: Bazı insanlar yüksek yerlerde oturuyorlar ve Cuma günü de bu mescide geliyorlardı, bunların üst başları kirli idi. Bir rüzgar estiğinde kirli kokuları etrafa yayılır ve toplumu rahatsız ederlerdi. Bu durum Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e arz edilince: “Onlar yıkanmıyorlar mı?” buyurdu. (Buhârî, Cuma: 15; Müslim, Cuma: 1)
Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “ Kim, Cuma günü abdest alırsa; ne güzel yapmıştır. Kim de guslederse, daha değerli bir iş işlemiş olur.” (Müslim, Cuma: 1; Tirmizî, Cuma: 356)
Evs b. Evs (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim, kendisi gusleder ve başkasını da guslettirirse ve erkenden mescide gelir ve imama yakın olarak hutbeyi dinlerse ve hutbe esnasında da hiçbir şeyle meşgul olmaz ise, attığı her adım için; bir sene oruç tutmuş ve geceleri de ibadet etmiş sevabı alır.” (Tirmizî, Cuma: 356; Ebû Davud, Tahara: 129)
بَابُ الْهَيْئَةِ لِلْجُمُعَةِ
Abdullah b. Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Ömer b. Hattab, bir elbise gördü ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! şu elbiseyi alsanız da Cuma günleri ve yabancı elçiler geldiği zaman giyseniz” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bu ipek elbiseyi ahirette nasibi olmayanlar giyer.” Sonradan buna benzer bir elbise Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelmişti de onu Ömer’e vermişti. Bunun üzerine Ömer: “Ey Allah’ın Rasûlü! Onu bana mı giydiriyorsun. Halbuki Ufarid’in elbisesi için şöyle böyle demiştin” deyince: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ben onu sana giyesin diye vermedim.” Ömer de o elbiseyi henüz Müslüman olmamış bir kardeşine giydirmişti. (Buhârî, Cuma: 7; Ebû Davud, Libas: 9)
Abdurrahman b. Ebu Said (radıyallahü anh) babasından naklediyor; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Akıl b ali ğ olan herkese Cuma günü gusletmesi, dişlerini misvaklaması ve imkan dahilinde koku sürünmesi gereklidir.” (Buhârî, Cuma: 2; Müslim, Cuma: 2)
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından Evs b. Evs (radıyallahü anh) şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim, Cuma günü gusleder ve guslettirir ve erkenden yürüyerek camiye gelirse, imama yakın olur ve boş bir şeyle meşgul olmadan hutbeyi dinlerse, her adım için bir sene ibadet etmiş gibi sevap kazanır.” (Tirmizî, Cuma: 356; Ebû Davud, Tahara: 129)
بَابُ: التَّبْكِيرِ إِلَى الْجُمُعَةِ
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Cuma günü, melekler mescidin kapısına oturup cumaya gelenleri yazarlar. İmam, hutbeye çıkınca melekler defterlerini kapatırlar.” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle devam etti: “Cuma namazına erkenden ilk vakitlerde gelen; bir deve kurban etmiş gibi sevap kazanır. Sonra gelen, bir sığır kurban etmiş gibi sevap kazanır. Daha sonra gelenler, koyun kurban etmiş sevabı kazanır. Sonra gelenler ise kaz ve ördek tasaddukta bulunmuş gibi sevap kazanır. Daha sonra gelenler ise bir tavuk tasadduk etmiş gibi sevap kazanırlar. Daha sonra gelenler ise; bir yumurta sadaka vermiş gibi sevap kazanırlar.” (Buhârî, Cuma: 30; Müslim, Cuma: 7)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh), Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklettiği bir hadiste şöyle demektedir: “Cuma günü mescidlerin tüm kapılarına gelenleri geliş sırasına göre yazan melekler otururlar. İmam, hutbeye çıkınca defterleri kapatıp hutbeyi dinlerler. Cuma namazına ilk saatlerde gelenler bir deve kurban etmiş sevabına erişirler. Sonra gelenler sığır kurban etmiş sevabını alırlar. Daha sonra gelenler koç kurban etmiş kimsenin sevabı gibi sevab kazanırlar, daha sonra gelenler bir tavuk tasadduk eden kimsenin sevabı kadar sevap kazanırlar, daha sonra gelenler ise bir yumurta tasadduk eden kimsenin sevabı kadar sevap kazanırlar.” (Buhârî, Cuma: 31; Müslim, Cuma: 7)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cuma günü melekler mescidin kapılarına oturur, insanları geliş sırasına göre yazarlar. İnsanlar o gelişlerine göre; deve bağışlamış, sığır bağışlamış, koyun bağışlamış, tavuk bağışlamış, serçe bağışlamış ve yumurta bağışlamış kimselerin sevabı gibi sevap kazanırlar.” (Buhârî, Cuma: 31; Müslim, Cuma: 7)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh), Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) den şöyle naklediyor: “Cuma günü cünüplükten dolayı gusledip ilk vakitte Cuma namazına gelenler sanki deve kurban etmiş gibi, ikinci vakitte gelenler sığır kurban etmiş gibi, üçüncü vakitte gelenler ise bir koç kurban etmiş gibi, dördüncü vakitte gelenler ise bir tavuk tasadduk etmiş gibi, beşinci vakitte gelenler ise bir yumurta hediye eden kimsenin sevabı gibi sevap kazanırlar. İmam, hutbeye çıkınca meleklerde gelip hutbeyi dinlerler.” (Buhârî, Cuma: 31; Müslim, Cuma: 7)
Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh), Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Cuma gününde on iki saat vardır ki o saatlerden birinde Müslüman’a her istediği verilir. O saati ikindiden sonraki vakitlerde arayınız.” (Ebû Davud, Salat: 208)
Yine Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Cuma günü, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte Cuma namazını kılar sonra dönüp hayvanlarımızı otlatmaya götürürdük. Câbir’e: Hangi saatlerde diye sorulunca: “Güneş zevalde iken” diye cevap verdi. (Müslim, Cuma: 9; Müsned: 14012)
Seleme b. Ekva’ (radıyallahü anh) babasından naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte Cuma namazını kılardık, namazdan döndüğümüzde duvarların gölgesi henüz oturulacak şekle gelmemiş olurdu. (Ebû Davud, Salat: 223; Müslim, Cuma: 9)
بَابُ: الْأَذَانِ لِلْجُمُعَةِ
Saib b. Yezid (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında Cuma ezanı imam minbere çıktığında okunurdu. Ebu Bekir ve Ömer’in h ali fe oldukları dönemlerde de aynı şekilde okunurdu. Osman’ın h ali feliği zamanında cemaat kalabalıklaştı da bunun üzerine Osman (ilk ezan ve kametten başka) üçüncü olarak bir ezan daha okunmasını emretti. O ezan da Zevra denilen yerde okutulurdu. Bu ezan işi böylece devam etti gitti. (Buhârî, Cuma: 20; Tirmizî, Cuma: 372)
Saib b. Yezid (radıyallahü anh)’ten aktarılmıştır. Medine’de cemaat çoğalınca Osman üçüncü bir ezanın okutulmasını emretmiştir. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında bir müezzinden başka müezzin yoktu. Cuma günü ezan da Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) minbere çıktığında okunurdu. (Buhârî, Cuma: 24; Ebû Davud, Salat: 225)
Yine Saib b. Yezid (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Cuma günleri Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) minbere çıktığında Bilal ezan okurdu. Minberden inince de kamet getirirdi. Ebu Bekir ve Ömer zamanlarında bu böylece devam etmiştir.” (Ebû Davud, Salat: 225; Buhârî, Cuma: 20)
بَابُ: الصَّلَاةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ لِمَنْ جَاءَ، وَقَدْ خَرَجَ الْإِمَامُ
Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Cuma günü, imam hutbede iken biriniz camiye gelirse iki rekat namaz kılıversin.” (Buhârî, Cuma: 31; Tirmizî, Cuma: 367)
Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hutbe okurken mescidin duvarındaki hurma kütüğüne dayanırdı. Minber yapılınca bu kütüğü bırakıp minber üzerine çıktı. Bunun üzerine o kütük mesciddekilerin duyabilecekleri kadar yüksek bir sesle deve inlemesi gibi ses çıkarmaya başladı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) minberden indi ve kütüğü kucakladı da kütükten ses kesildi.” (Tirmizî, Cuma: 371; Müsned: 13628)
Ebu Ubeyde (radıyallahü anh)’den naklediliyor: Ka’b b. Ucre mescide girdi Abdurrahman b. Ümmil Hakem oturduğu yerden hutbe okuyordu. Bunun üzerine Ka’b şuna bakın, oturduğu yerden hutbe okuyor dedi. Halbuki Allah, Cum’a sûresi 11. ayetinde: “İnsanlar dünyevi bir kazanç ve geçici bir eğlence gördükleri zaman ona doğru koşup Seni mescidde ayakta bırakıverdiler” buyurmuştur. (Yani hutbe ayakta okunur) (Müslim, Cuma: 11)
بَابُ: الْفَضْلِ فِي الدُّنُوِّ مِنَ الْإِمَامِ
Evs b. Evs es Sekafi (radıyallahü anh)’den nakledildiğine göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim, gusleder ve guslettirir ve erkenden mescide gelip imamın yakınına durur, hutbeyi can kulağı ile dinler ve o esnada boş bir iş yapmazsa, camiye gelirken attığı her bir adım için bir sene oruç tutmuş ve ibadet etmiş kimsenin kazandığı sevabı kazanır.” (Tirmizî, Cuma: 357; Ebû Davud, Tahara: 129)
Abdullah b. Büsr (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Cuma günü onun yanında oturuyordum şöyle dedi: “Bir adam geldi, cemaatin omuzlarına basarak ilerliyordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) o adama: “Otur, rahatsız ettin” buyurdu. (Ebû Davud, Salat: 238; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 88)
بَابُ: الصَّلَاةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ لِمَنْ جَاءَ، وَالْإِمَامُ يَخْطُبُ
Amr b. Dinar (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Câbir b. Abdullah’tan işittim şöyle diyordu: Cuma günü, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) minberde iken bir adam geldi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “İki rekat namaz kıldın mı?” dedi. Adam: “Hayır” deyince; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öyleyse hemen kılıver” buyurdular. (İbn Mâce, İkametü’s Salat: 86; Buhârî, Cuma: 31)
بَابُ: الْإِنْصَاتِ لِلْخُطْبَةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Yine Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Cuma günü imam hutbe okurken yanındakine sus dersen Cuma günü elde edeceğin sevaptan mahrum kalırsın.” (Ebû Davud, Salat: 235; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 238)
بَابُ: فَضْلِ الْإِنْصَاتِ، وَتَرْكِ اللَّغْوِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
Selman (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana şöyle dedi: “Cuma günü emredildiği gibi gusledip veya abdest alıp evinden çıkan ve Cuma namazı için mescide giren, hutbe ve namaz bitimine kadar hiç konuşmayan kimsenin yaptığı tüm bu işler Cumadan o güne kadar işlediği günahlara keffarettir.” (Ebû Davud, Salat: 235; Müslim, Cuma: 3)
بَابُ: كَيْفِيَّةِ الْخُطْبَةِ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ: حَضِّ الْإِمَامِ فِي خُطْبَتِهِ عَلَى الْغُسْلِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir hutbe verdi ve şöyle dedi: “Biriniz cumaya gideceğinde gusletsin.” (Buhârî, Cuma: 2; Ebû Davud, Tahara: 129)
İbrahim b. Neşit (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, bizzat kendisi İbn Şihab’a, Cuma günü yapılması gereken gusülden sordu da; O da: “Sünnettir” dedi. Sâlim b. Abdullah babasından aktararak; “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) minber üzerinde böylece söylemiştir” dedi. (Buhârî, Cuma: 2; Ebû Davud, Tahara: 129)
Abdullah b. Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) minberde ayakta olduğu halde: “Sizden biriniz Cuma namazına gideceğinde gusletsin” buyurdular. (Buhârî, Cuma: 2; Ebû Davud, Tahara: 129)
بَابُ: حَثِّ الْإِمَامِ عَلَى الصَّدَقَةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فِي خُطْبَتِهِ
Ebu Said el Hudri (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Cuma günü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), hutbe okurken üstü başı perişan bir adam içeri girdi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Namaz kıldın mı?” buyurdu. Adam: “Hayır deyince, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “İki rekat namaz kıl” buyurdu. Ve cemaati sadaka vermeye teşvik edici sözler söyledi. Bunun üzerine cemaat elbiseler verdiler, o elbiselerden iki tanesini Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) o adama verdi. Ertesi Cuma o adam geldiğinde Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yine hutbedeydi, bu sefer yine cemaati sadaka vermeye teşvik etti. Ravi diyor ki: Önceki hafta kendisine iki elbise verilen o fakir adam elbiselerinden birini sadaka olarak veriverdi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Geçen Cuma pejmürde elbiselerle geldi, insanları sadaka vermeye teşvik ettim, insanlar da elbiselerinden tasaddukta bulundular, Ben de o elbiselerden ikisini bu adama verilmesini emretmiştim. Bugün gelmiş, bende yine insanları sadaka vermeye teşvik ettim, o adam geçen hafta aldığı elbiselerden birini sadaka olarak veriverdi.” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) o adamı azarlayarak: “Elbiseni al” buyurdu. (Müslim, Cuma: 14; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 82)
Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Cuma günü Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hutbe verirken, bir adam mescide geliverdi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Namaz kıldın mı?” diye sordu. Adam: “Hayır” deyince; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Kalk ve namaz kıl” buyurdular. (İbn Mâce, İkametü’s Salat: 87; Tirmizî, Cuma: 364)
Ebu Bekre (radıyallahü anh)’den aktarıldığına göre, şöyle demiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’i minberde gördüm, Hasan’da yanında idi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir cemaate birde torununa bakarak şöyle diyordu: “Bu oğlum Seyid = efendidir. Belki de Allah, bu torunumu iki büyük cemaatin anlaşmasına vesile kılar.” (Buhârî, Menakıb: 25; Müsned: 19550)
بَابُ: الْقِرَاءَةِ فِي الْخُطْبَةِ
Harise b. Numan (radıyallahü anh)’nın kızından rivâyete göre, şöyle demiştir: “Ben Kaf sûresini, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem); Cuma günü okurken ezberledim.” (Müslim, Cuma: 13; Ebû Davud, Salat: 229)
بَابُ: الْإِشَارَةِ فِي الْخُطْبَةِ
Husayn (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Bişr b. Mervan Cuma günü minberde hutbe okurken ellerini kaldırmıştı da bunun üzerine Umare b. Ruveybe es Sekafî ona kızdı ve şöyle dedi: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu şekilde aşırı hareketler yapmaz sadece şehadet parmağını kaldırarak işaret ederdi.” (Ellerini kaldırmazdı.) (Ebû Davud, 230; Müslim, Cuma: 14)
بَابُ: نُزُولِ الْإِمَامِ عَنِ الْمِنْبَرِ، قَبْلَ فَرَاغِهِ مِنَ الْخُطْبَةِ، وَقَطْعِهِ كَلَامَهُ، وَرُجُوعِهِ إِلَيْهِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ
Abdullah b. Bureyde (radıyallahü anh), babasından naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hutbe okuyordu, Hasan ve Hüseyin’de üzerlerinde kırmızı elbise olduğu halde sağa sola yalpa yaparak mescide çıkageldiler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hutbeyi keserek minberden indi, onları kucağına aldı ve tekrar minbere çıkarak şöyle buyurdu: “Mallarınız ve evlatlarınız sizin için birer fitnedir.” (8 Enfal: 28) diyen, Allah ne doğru söylemiş. Bu iki torunumun gömleklerine basarak yürüyüp gelmelerine baktım, dayanamadım ve sözümü kesip onları kucağıma aldım.” (Ebû Davud, Salat: 233; İbn Mâce, Libas: 20)
بَابُ: مَا يُسْتَحَبُّ مِنْ تَقْصِيرِ الْخُطْبَةِ
Abdullah b. ebi Evfa (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) çok zikreder, boş sözden hoşlanmaz, namazını uzatır, hutbeyi kısa tutardı. İhtiyaçlarını karşılamak için ihtiyar kadınlarla ve fakirlerle birlikte yürümekten bile çekinmezdi.” (Dârimi, Mukaddime: 13)
بَابُ: كَمْ يَخْطُبُ
Câbir b. Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte bulundum. O’nun hep ayakta hutbe okuduğunu, birinci hutbeden sonra oturup tekrar ikinci hutbe için kalktığını gördüm.” (Tirmizî, Cuma: 362; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 85)
بَابُ: الْفَصْلِ بَيْنَ الْخُطْبَتَيْنِ بِالْجُلُوسِ
Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) iki hutbeyi de ayakta yapar ve iki hutbe arasını oturarak ayırırdı.” (Tirmizî, Cuma: 362; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 85)