Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Sünen-i Nesâî › Kitâb 23 · ZekâtKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
- 1بَابُ وُجُوبِ الزَّكَاةِ
- 2بَابُ التَّغْلِيظِ فِي حَبْسِ الزَّكَاةِ
- 3بَابُ مَانِعِ الزَّكَاةِ
- 4بَابُ عُقُوبَةِ مَانِعِ الزَّكَاةِ
- 5بَابُ زَكَاةِ الْإِبِلِ
- 6بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ الْإِبِلِ
- 7بَابُ سُقُوطِ الزَّكَاةِ عَنِ الْإِبِلِ إِذَا كَانَتْ رُسُلًا لِأَهْلِهَا وَلِحُمُولَتِهِمْ
- 8بَابُ زَكَاةِ الْبَقَرِ
- 9بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ الْبَقَرِ
- 10بَابُ زَكَاةِ الْغَنَمِ
- 11بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ الْغَنَمِ
- 12بَابُ الْجَمْعِ بَيْنَ الْمُتَفَرِّقِ وَالتَّفْرِيقِ بَيْنَ الْمُجْتَمِعِ
- 13بَابُ صَلَاةِ الْإِمَامِ عَلَى صَاحِبِ الصَّدَقَةِ
- 14بَابُ إِذَا جَاوَزَ فِي الصَّدَقَةِ
- 15بَابُ إِعْطَاءِ السَّيِّدِ الْمَالَ بِغَيْرِ اخْتِيَارِ الْمُصَدِّقِ
- 16بَابُ زَكَاةِ الْخَيْلِ
- 17بَابُ زَكَاةِ الرَّقِيقِ
- 18بَابُ زَكَاةِ الْوَرِقِ
- 19بَابُ زَكَاةِ الْحُلِيِّ
- 20بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ مَالِهِ
- 21بَابُ زَكَاةِ الْحِنْطَةِ
- 22بَابُ زَكَاةِ الْحُبُوبِ
- 23بَابُ مَا يُوجِبُ الْعُشْرَ وَمَا يُوجِبُ نِصْفَ الْعُشْرِ
- 24بَابُ الْمَعْدِنِ
- 25بَابُ زَكَاةِ النَّحْلِ
- 26بَابُ فَرْضِ زَكَاةِ رَمَضَانَ
- 27بَابُ فَرْضِ زَكَاةِ رَمَضَانَ عَلَى الْمَمْلُوكِ
- 28بَابُ فَرْضِ صَدَقَةِ الْفِطْرِ قَبْلَ نُزُولِ الزَّكَاةِ
- 29بَابُ التَّمْرِ فِي زَكَاةِ الْفِطْرِ
- 30بَابُ الْوَقْتِ الَّذِي يُسْتَحَبُّ أَنْ تُؤَدَّى صَدَقَةُ الْفِطْرِ فِيهِ
- 31بَابٌ: إِذَا أَعْطَاهَا غَنِيًّا وَهُوَ لَا يَشْعُرُ
- 32بَابُ الصَّدَقَةِ مِنْ غُلُولٍ
- 33بَابُ أَيَّتُهُمَا الْيَدُ الْعُلْيَا
- 34بَابٌ: إِذَا تَصَدَّقَ وَهُوَ مُحْتَاجٌ إِلَيْهِ، هَلْ يُرَدُّ عَلَيْهِ
- 35بَابٌ: أَيُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ
- 36بَابُ التَّحْرِيضِ عَلَى الصَّدَقَةِ
- 37بَابُ أَجْرِ الْخَازِنِ إِذَا تَصَدَّقَ بِإِذْنِ مَوْلَاهُ
- 38بَابُ: الْمُسِرِّ بِالصَّدَقَةِ
- 39بَابُ رَدِّ السَّائِلِ
- 40بَابُ الْإِلْحَافِ فِي الْمَسْأَلَةِ
- 41بَابُ اسْتِعْمَالِ آلِ النَّبِيِّ ﷺ عَلَى الصَّدَقَةِ
- 42بَابُ: ابْنُ أُخْتِ الْقَوْمِ مِنْهُمْ
- 43بَابُ: مَوْلَى الْقَوْمِ مِنْهُمْ
(23) Kitâb: Zekât
بَابُ وُجُوبِ الزَّكَاةِ
Behz b. Hakim (radıyallahü anh) babasından ve dedesinden aktararak şöyle diyor: Ey Allah’ın Peygamberi! Size gelip dininizi kabul etmemek için parmaklarım sayısınca yemin etmiştim. Ben hiçbir şeye akıl ermeyen biriyim. Allah ve Peygamberin öğrettiklerinden başka bir şey bilmiyorum. Şimdi seni bize ne ile Rabbinin gönderdiğini soruyorum. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) “İslâm’ı” buyurdu. İslâm’ın şartları nedir veya Müslüman olmam neyi gerektirir dedim. Bunun üzerine: “İrade ve isteklerimi Allah’a teslim ettim, Allah’a ortak koşmayı terk ettim deyip namaz kılıp zekat vermendir” buyurdu. (Müsned: 19162)
Ebu M ali k el Eşari (radıyallahü anh) Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu naklediyor: “Abdesti gereği şekilde güzelce almak imanın yarısıdır. “Elhamdülillah” diyebilecek şekilde bir hayat yaşamak mizanı doldurur. Allah’ı tesbih etmek ve tekbir etmek yerleri ve gökleri doldurur. Namaz nurdur. Zekat Müslüman oluşumuzun belgesi ve delilidir. Sabır aydınlıktır. Kur’an ise kişilerin lehinde aleyhinde bir delildir.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Allah yolunda çeşit çeşit mallarından çifter çifter infak eden kimse Cennet kapılarından Ey Allah’ın kulu bu kapı senin için daha hayırlıdır diye davet edilir. Cennet’in pek çok kapısı vardır. Namazlarında devamlı ve duyarlı olanlar namaz kapısından çağrılırlar. Cihad edip mücahid olanlar cihad kapısından çağrılırlar. Zekatını vermekte cömert olanlar da zekat kapısından çağrılırlar. Oruç tutmaktan çok zevk alanlar ise Reyyan kapısından çağrılırlar.” Ebu Bekir diyor ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! O kapıların birinden girmek zaruri midir? O kapıların hepsinden de davet edilen kimse var mıdır? Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Evet, senin onlardan olacağını umarım” buyurdu. (Tirmizî, Menakıb: 16)
بَابُ التَّغْلِيظِ فِي حَبْسِ الزَّكَاةِ
Ebu Zer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldim. Kâbe’nin gölgesinde oturuyordu. Beni görünce bana dönerek: “Kâbe’nin Rabbi hakkı için onlar zararda olan kimselerdir” buyurdu. Kendi kendime: “Eyvah benimle ilgili bir şey mi?” indirildi, diyerek; “Anam-babam senin yoluna feda olsun, kimdir onlar Ey Allah’ın Rasûlü!” dedim. O da şöyle buyurdu: “Malı çok olanlar ancak mallarını hayırlara ve iyilikle, sağındaki ve solundaki muhtaç ve fakirlere verenler müstesna buyurduktan sonra şöyle devam etti: Canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki deve ve sığırlarının zekatını vermeyen bir kimse kıyamet günü getirilir de o hayvanlar daha bakımlı ve semiz olarak o kişiyi ayaklarıyla çiğnerler ve boynuzlarıyla toslarlar. Sığır ve develer bir sefer o kimsenin üzerinden geçtiler mi yeni baştan tekrar çiğnemeye ve toslamaya başlarlar. Bu böylece insanların hesabı görülünceye kadar devam eder gider.” (Buhârî, Zekat: 3; İbn Mâce, Zekat: 2)
Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Malı olup ta zekatını vermeyen kimseye o malı kıyamet günü çıplak başlı bir yılan olup boynuna dolanacaktır. Kişi ondan kaçmaya çalışacak fakat yılan onu kovalayacaktır. Sonra, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Allah’ın Kitab’ından bu sözün delilini getirip Âl-i İmrân 180. ayetini okudu: “Allah’ın kendilerine ikram edip verdiği malları infak etmekte cimrilik gösterenler, biriktirdikleri malların kendileri için hayır olduğunu zannetmesinler. Aksine bu onlar için pek kötüdür. Bu derece cimrice sarıldıkları şey kıyamet günü boyunlarına tasma gibi geçirilecektir…” (İbn Mâce, Zekat: 2; Tirmizî, Tefsirul Kur’an: 4)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Kimin develeri var da darlıkta ve bollukta onların zekatını vermiyorsa…” Bunun üzerine ashab: “Darlık ve bolluk ne demektir” dediler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Kolaylık ve zorluk anlarıdır” buyurdu. “Kıyamet günü o develer daha hareketli daha şişman bir halde gelirler ve geniş bir alana konulmuş olan sahiplerini çiğnerler, develerin sonuncusu gelince baştakiler tekrar gelerek çiğnemeye başlarlar, bu süre miktarı elli bin sene olan kıyamet günlerinde sürüp gider ve tüm insanların hesabı görülünceye kadar bu böylece devam eder gider daha sonra kişi gideceği yeri (Cennet - Cehennem) mutlaka görür. Yine kimin sığırları olur da darlıkta ve bollukta onların zekatını vermezse o sığırlar kıyamet günü daha semiz daha hareketli ve daha haşin olarak getirilir ve sahiplerini ayaklarıyla çiğnerler, boynuzlarıyla toslarlar ve tırnaklarıyla onu çiğnerler sondakiler bitince baştakiler aynı şekilde çiğnemeye ve toslamaya başlarlar. Bu iş elli bin sene süren ahiret günlerince insanların hesapları görülünceye kadar devam edip gider ve o kimse gideceği yer neresi ise orayı da görür. Yine kimin koyunları olur da bolluk ve darlıkta onların zekatını vermezse kıyamet günü o koyunlar daha hareketli daha semiz ve daha haşin olarak getirilir ve bu koyunlar sahiplerini tırnaklarıyla çiğnerler, boynuzlarıyla toslarlar boynuzlarında hiçbir eksiklik ve kırıklıkta yoktur. Koyunların sondakiler bitince baştakiler yine aynı şekilde çiğnemeye başlarlar yine bu iş elli bin sene sürer, ahiret günlerince insanların hesapları görülünceye kadar devam edip gider ve o kimse gideceği yer neresi ise orayı da görür.” (Buhârî, Zekat: 3; İbn Mâce, Zekat: 2)
بَابُ مَانِعِ الزَّكَاةِ
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) vefat edince yerine Ebu Bekir h ali fe seçildi. Onun h ali feliği döneminde Araplardan bazıları İslâm dininden dönüp irtidad ettiler. Ebu Bekir de bunlarla savaşmak için ordu hazırlamaya başladı. Bunun üzerine Ömer, Ebu Bekir’e şöyle dedi: Sen bu dinden dönenlerle nasıl savaşacaksın? Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmamış mıydı: “İnsanlar “Lâ ilâhe illallah” deyinceye kadar savaşmam emredildi. Kim “Lâ ilâhe illallah” der de Müslüman olursa, canını ve malını bizden korumuş olur. Ancak Allah’la alakalı suçları varsa onun hesabını Allah görür.” Ömer’in bu sözüne Ebu Bekir şu karşılığı verdi: “Namazla zekatın arasını ayıranlara yani namazın farz olduğunu kabul edip zekata karşı çıkanlara ben mutlaka savaş açarım. Çünkü zekat malın hakkıdır. Allah’a yemin olsun ki Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e verdikleri bir yuları bile zekat olarak vermezler ise onlarla savaşırım. Bu sözler üzerine Ömer şöyle dedi: “Allah’a yemin ederim ki zekat vermeyenlerle savaş konusunda Ebu Bekir’in fikrini kabul edişimin sebepi Allah’ın onun kalbine doğruyu ilham ettiğini görmemdir. Onun hak üzere olduğunu böylece bilmiş oldum.” (Ebû Davud, Zekat: 1)
بَابُ عُقُوبَةِ مَانِعِ الزَّكَاةِ
Behz b. Hakim (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Babam dedemden aktararak Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şöyle söylediğini duymuştur: “Kırk saime deveden üç yaşına basmış bir deve zekat olarak alınır. Develer içersinde (küçük büyük) ayrımı yapılmaz. Zekatını sevap kazanmak için verene , Allah karşılığını verir. Develerin zekatını vermek istemeyenlerden hem zekatını hem de (ceza olarak) develerin yarısını Allah’ın hakkı olarak alırız. Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ve soyuna zekat almak helâl değildir.” (Dârimi, Zekat: 2; Müsned: 19183)
بَابُ زَكَاةِ الْإِبِلِ
Ebu Said el Hudrî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Beş vesaktan az mahsule zekat gerekmez, beşden az olan deveye de zekat gerekmez. Beş ukiyyeden az gümüşe de zekat gerekmez.” (Buhârî, Zekat: 4; Müslim, Zekat: 2)
Ebu Said el Hudrî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Beş vesaktan az mahsule zekat gerekmez, beşden az olan deveye de zekat gerekmez. Beş ukiyyeden az gümüşe de zekat gerekmez.” (Buhârî, Zekat: 43; Müslim, Zekat: 2)
Enes b. M ali k (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Ebu Bekir Bahreynlilere Zekat konusunda şunları yazdı: “Bu miktarlar Allah ve Rasûlünün Müslümanlara farz kıldığı nispetlerdir. Kimden bu miktarlar kadar istenirse hemen versinler, bu oranlardan fazla istenirse vermesinler. Yirmi beş deveye kadar her beş devede bir koyun verilir, yirmi beş deveden otuz beş deveye kadar bir yaşını bitirmiş bir dişi deve verilir. Eğer bir yaşını bitirmiş deve yoksa üç yaşına basmış bir erkek deve verilir. Deve sayısı otuz altıyı geçince kırk beş deveye kadar üç yaşına basmış bir dişi deve verilir. Deve sayısı kırk altı olunca altmış deveye kadar hamile dört yaşında bir deve verilir. Altmış birden yetmiş beşe kadar beş yaşına girmiş bir deve, yetmiş altıdan doksana kadar üç yaşına basmış iki dişi deve verilir. Deve sayısı doksan birden fazla olursa yüz yirmiye kadar dört yaşına basmış hamile iki deve zekat olarak verilir. Yüz yirmiden sonra her kırk devede iki yaşını bitirmiş bir dişi deve, her elli devede de dört yaşına basmış bir deve zekat olarak verilir. Zekat olarak verilecek develerin yaşları konusunda güçlük çıkarsa mesela beş yaşına basmış bir deve zekat vermesi gereken bir kimsenin bu yaşta bir devesi bulunmaz ise ve dört yaşında bir devesi varsa onu verir ayrıca iki koyun daha verir, koyun bulamaz ise para olarak yirmi dirhem de verebilir. Dört yaşına basmış bir deve vermesi gereken bir kimsede bu yaşta deve bulunmaz da beş yaşında bir deve bulunursa zekat memuru bunu alır karşılığında ya iki koyun veya yirmi dirhem zekat mükellefine verir. Develer dört yaşına girmiş bir deveyi zekat verecek bir miktara ulaşmış ise fakat dört yaşına basmış bir deve de bulunmaz ise üç yaşına basmış bir deve bulunursa o zaman zekat memuru bunu alır ayrıca hangisi kolay olursa ya iki koyun veya yirmi dirhem para daha alır. Kimin develerinin sayısı üç yaşına basmış bir deve vermeyi gerektirecek miktara ulaşırsa böyle bir devede bulunamaz ise fakat dört yaşında bir deve bulunursa o zaman zekat memuru tarafından bu alınır geriye ya iki koyun veya yirmi dirhem geri verilir. Kimin develerinin sayısı iki yaşını bitirmiş bir deve verecek miktara ulaşmış ise böyle bir deve bulunamaz ise bir yaşını bitirmiş bir deve bulunursa zekat memuru tarafından bu alınır mal sahibi hangisi kolayına gelirse ya yirmi dirhem veya iki koyun daha verir. Kimin develerinin sayısı bir yaşını bitirmiş bir deve zekatı verebilecek miktara ulaşır da böyle bir devesi bulunmaz ise ve üç yaşına varmış erkek bir devesi bulunursa zekat memuru bunu alır başka bir şey almaz. Kiminde dört devesi varsa ona zekat gerekmez ama sahibi bir şeyler verirse o başka otlaklarda otlayan koyunlar kırk adet olursa bir koyun zekat verilmesi gerekir yüz yirmiye kadar bir koyun yeterlidir. Yüz yirmiden iki yüze kadar iki koyun zekat olarak verilir. İki yüz birden üç yüze kadar üç koyun verilir. Üç yüzden sonra her yüz koyun için bir koyun verilir. Dişleri dökülen yaşlı koyunlar, kusurlu olanlar, ve koçlar zekat olarak alınmazlar, koyun sahibi verirse o başka. Zekat almak için ayrı ayrı kimselerin malları birleştirilmediği gibi zekat vermemek için bir kimsenin malları ailesi ve yakınları arasında ayrılamaz. Ortak olan mallarda zekatın bedeli ortaklık oranına göre eşit şekildedir. Saime olan koyunların sayısı kırktan eksik ise zekat gerekmez, sahibi kendi isteğiyle verirse o başka. Gümüşün zekatı kırkta birdir. Bir kimsenin yüz doksan dirhem gümüşü olsa buna zekat düşmez ama sahibi isterse verebilir.” (Buhârî, Zekat: 39; Ebû Davud, Zekat: 4)
بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ الْإِبِلِ
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde zekatı verilmeyen develer daha güçlü ve azgın vaziyette sahibine gelir ve ayaklarıyla onu çiğner. Zekatı verilmeyen koyunlar da yine eski durumundan daha güçlü ve azgın durumda getirilir ve sahibini tırnaklarıyla çiğner ve boynuzlarıyla toslar Hayvanların sulandıkları su başlarında sütlerinin sağılması da onlar üzerindeki haklardandır. Dikkat edin! Sizden biriniz kıyamet günü devesini yüklenerek ve deve gibi böğürerek: “Ey Muhammed!” diye gelmesin. O zaman Ben: “Vaktinde sana bildirmiştim, şimdi bir şey yapamam” derim. Dikkat edin! Sizden biriniz kıyamet günü koyununu omuzuna alıp koyun gibi meleyerek; “Ey Muhammed!” diye gelmesin: “Ben vaktiyle size bildirmiştim, şimdi bir şey yapamam” derim. Kıyamet günü sizden birinizin zekatı verilmemiş hazinesi varsa o mallar o günde başının tüyleri dökülmüş yılan şekline dönüşür, yılan sahibini parmağından yakalayıp tutuncaya kadar; “Ben senin malların ve hazinelerinim” der. (Müslim, Zekat: 6; İbn Mâce, Zekat: 2)
بَابُ سُقُوطِ الزَّكَاةِ عَنِ الْإِبِلِ إِذَا كَانَتْ رُسُلًا لِأَهْلِهَا وَلِحُمُولَتِهِمْ
Behz b. Hakim (radıyallahü anh) babasından ve dedesinden naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Saime develerden her kırkı için üç yaşına basmış bir dişi deve zekat olarak verilir. Develer sayılırken genci, yaşlısı, irisi, ufağı fark etmeksizin hesaba katılır. Sevap kazanmak için Allah rızası için verene sevabı verilir. Vermek istemeyip engel çıkaranlardan develerin yarısını ceza olarak alırız, bu Rabbimiz tarafından belirlenmiş bir haktır. Muhammed ailesine zekattan bir şey verilmez.” (Ebû Davud, Zekat: 29; Dârimi, Zekat: 16)
بَابُ زَكَاةِ الْبَقَرِ
Muaz (radıyallahü anh) Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kendisi Yemen’e v ali olarak gönderdiğinde Müslüman olmayan, akıl b ali ğ olmuş herkesten bir dinar veya karşılığında bir yemen elbisesini cizye olarak almasını emretmişti. Sığırların sayısı otuza vardığında iki yaşına basmış erkek ve dişi bir buzağı, sayı kırka ulaşınca da üç yaşına basmış bir sığırı zekat olarak almasını emrettiğini bize bildirmiştir. (Tirmizî, Zekat: 5; İbn Mâce, Zekat: 12)
Yine Muaz b. Cebel (radıyallahü anh) anlatıyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), beni Yemen’e gönderdiği zaman sayısı kırka ulaşanlar sığırlardan üç yaşına basmış bir sığırı zekat olarak almamı, sayı otuza ulaşınca; iki yaşına basmış erkek ve dişi bir buzağı almamı, Müslüman olmayan ve akil b ali ğ olmuş her bir kimse için de cizye vergisi olarak, bir dinar veya karşılığı yemen elbisesi almamı emretmişti. (Tirmizî, Zekat: 5; İbn Mâce, Zekat: 12)
Yine Muaz (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu Yemene gönderdiğinde her otuz sığırdan iki yaşına basmış erkek ve dişi bir buzağı almamı, kırk adede ulaşan sığırlardan ise üç yaşına basmış bir sığırı zekat olarak almamı ve Müslüman olmayan her bir akil b ali ğ içinde cizye vergisi olarak bir dinar veya karşılığı bir yemen elbisesi almamı emretmişti. (Tirmizî, Zekat: 5; İbn Mâce, Zekat: 12)
Muaz b. Cebel (radıyallahü anh) anlatıyor. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni Yemen’e v ali olarak göndereceğinde sayısı otuzdan aşağı olan sığırlardan zekat olarak bir şey almamamı, otuza varınca iki yaşına basmış erkek ve dişi bir buzağı almamı, sayı kırka ulaşınca ise üç yaşına basmış bir sığırı zekat olarak almamı emretti. (Tirmizî, Zekat: 5; İbn Mâce, Zekat: 12)
بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ الْبَقَرِ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ زَكَاةِ الْغَنَمِ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ الْغَنَمِ
Ebu Zer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Kimin devesi, sığırı ve koyunu olur da zekatı ödenmez ise o hayvanlar kıyamet günü dünyadakinden daha güçlü daha cüsseli olarak getirilirler de sahiplerini boynuzlarıyla toslarlar ve ayaklarıyla onları teperler, onların sonuncusu çiğneme ve toslama işini bitirince öncekilerden tekrar başlanır ve bu iş, insanların hesapları görülünceye kadar devam eder gider. (İbn Mâce, Zekat: 2; Buhârî, Zekat: 44)
بَابُ الْجَمْعِ بَيْنَ الْمُتَفَرِّقِ وَالتَّفْرِيقِ بَيْنَ الْمُجْتَمِعِ
Süveyd b. Gafele (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in zekat memuru bize gelmişti. Hemen yanına varıp oturdum, onun şöyle dediğini duydum: “Sütünden istifade için elde tutulan sağmal hayvanlardan zekat alınmaması bize emredildi, ayrıca ayrı ayrı olan malları çok zekat alabilmek için birleştirmememiz, bir olan malı da zekatı düşürmek için ayırmamamız bize emredildi.” Bu arada bir adam yaşlı bir deve getirdi ve bunu al dedi zekat memuru da almadı. (İbn Mâce, Zekat: 11; Dârimi, Zekat: 8)
Vail b. Hucr (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu zekat memuru olarak göndermişti. Bir adam zekat olarak hasta ve zayıf bir hayvan getirdi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah ve Rasûlü’nün zekat memurunu göndermiştik falan kimse zekat olarak hasta ve zayıf bir deve vermiş. Allah o kimseye de develerine de bereket vermesin.” Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bu sözü o adama ulaşınca güzel bir dişi deve getirerek; Allah ve Rasûlü’nün emrine dönüyorum dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah’ım ona ve develerine bereketler ver” diye dua etti. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
بَابُ صَلَاةِ الْإِمَامِ عَلَى صَاحِبِ الصَّدَقَةِ
Abdullah b. Evfa (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bir toplum zekatlarını kendi elleriyle getirip teslim etmişti. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara şöyle dua etmişti: “Allah’ım falan aileye rahmet et” daha sonra babam da zekatını getirmişti. Onada şöyle dua etmişti: “Allah’ım Ebu Efva ailesine rahmet et.” (Müslim, Zekat: 54; Ebû Davud, Zekat: 6)
بَابُ إِذَا جَاوَزَ فِي الصَّدَقَةِ
Cerir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bedevilerden bir gurup Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a gelerek; “Ey Allah’ın Rasûlü! Senin zekat memurların gelip bize zulmediyorlar” dedi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Memurlarınızı memnun ediniz” buyurdu. Bedeviler: “Ya zulmederlerse” deyince, yine: “Memurlarınızı memnun ediniz” buyurdu. Bedeviler tekrar: “Ya zulmederlerse” deyince, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yine: “Memurları memnun ediniz” buyurdu. Cerir diyor ki: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bu sözlerini duyalıdan beri hiçbir zekat memuru benden memnun olmaksızın dönmedi. (Ebû Davud, Zekat: 5; Müslim, Zekat: 55)
Cerir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Zekat memuru size geldiğinde mutlaka sizden razı olmuş olarak dönsün.” (Müslim, Zekat: 55; Tirmizî, Zekat: 20)
بَابُ إِعْطَاءِ السَّيِّدِ الْمَالَ بِغَيْرِ اخْتِيَارِ الْمُصَدِّقِ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ زَكَاةِ الْخَيْلِ
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Müslüman’ın kölesine ve atına zekat gerekmez.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Müslüman’ın kölesine ve atına zekat gerekmez.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’nin merfu olarak rivâyet ettiğine göre; “Müslüman kimsenin kölesinden ve atından zekat almak yoktur” demiştir. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kişinin atı ve kölesi için zekat gerekmez.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
بَابُ زَكَاةِ الرَّقِيقِ
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Müslüman’ın kölesine ve atına zekat düşmez.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Müslüman’ın kölesine ve atına zekat yoktur.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
بَابُ زَكَاةِ الْوَرِقِ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ebu Said el Hudrî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Beş vesaktan az hurma için zekat (öşür) gerekmez. Beş ukiyyeden az olan gümüşe de zekat gerekmez. Beş deveden aşağısına da zekat gerekmez.” (Buhârî, Zekat: 4; Müslim, Zekat: 2)
Ebu Said el Hudrî (radıyallahü anh), Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i şöyle derken işitmiştir: “Beş vesaktan az olan hurma (ve ürünlere öşür) zekat yoktur. Beş ukiyyeden az olan gümüşe de zekat gerekmez. Beş deveden az olan deveye de zekat gerekmez.” (Buhârî, Zekat: 4; Müslim, Zekat: 2)
Ebu Said el Hudrî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Beş ukıyye’den az gümüşe zekat düşmez, beş taneden az olan deveye de zekat düşmez. Beş vesaktan az olan ürünlere de (öşür) zekat gerekmez.” (Buhârî, Zekat: 4; Müslim, Zekat: 2)
Ali (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Atlardan ve gümüşlerden zekat almıyorum, diğer mallarınızda iki yüz de beş oranında zekatını veriniz.” (Tirmizî, Zekat: 3; İbn Mâce, Zekat: 4)
Ali (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Atlardan ve gümüşten zekat almıyorum, iki yüzden aşağısı için zekat yoktur.” (Tirmizî, Zekat: 3; İbn Mâce, Zekat: 4)
بَابُ زَكَاةِ الْحُلِيِّ
Amr b. Şuayb (radıyallahü anh), babasından ve dedesinden aktararak şöyle diyor: Yemenli bir kadın Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldi. Yanında bir kız çocuğu vardı çocuğun elinde iki tane kalın altın bilezik vardı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bunların zekatını verdin mi?” buyurdu. Kadın: “Hayır” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Aziz ve Celil olan Allah’ın kıyamet günü onların yerine iki tane ateşten bilezik takması seni sevindirir mi?” buyurdu. Bunun üzerine kadın ikisini de çıkararak Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’uzattı ve, bu iki bilezikte Allah ve Rasûlüne aittir dedi. (Ebû Davud, Zekat: 3; Müsned: 6159)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ مَالِهِ
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Mallarınızın zekatını vermeyenlere kıyamet günü o malları kel başlı ve iki boynuzlu yılan olarak gösterilecektir. Yılan kendisine sarılarak veya yapışarak: Ben senin dünyada zekatını vermediğin hazinenim, ben senin dünyada zekatını vermediğin hazinenim der.” (Müsned: 6159)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah kime mal verir de o da zekatını vermezse, kıyamet günü zekatını vermediği o malları kel başı çift boynuzlu bir yılan şekline getirilir ve ağzıyla o kimseyi yakalayarak: “Ben senin malınım, ben senin hazinelerinim diyecektir.” Daha sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Al-i İmrân 180. ayetini okudu: “Allah’ın kendilerine ikram edip verdiği malları infak etmekte cimrilik edenler, o biriktirdikleri malların kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Aksine bu onlar için pek kötüdür. Bu derece cimrice sarıldıkları şey kıyamet günü boyunlarına tasma gibi geçirilecektir…” (Tirmizî, Tefsirul Kur’an: 4; İbn Mâce, Zekat: 2)
Ebu Said el Hudri (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Beş vesaktan az olan tahıl ve hurma için zekat yoktur.” (Buhârî, Zekat: 4; Tirmizî, Zekat: 7)
بَابُ زَكَاةِ الْحِنْطَةِ
Ebu Said el Hudri (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Beş vesak’a ulaşıncaya kadar buğdaya ve hurmaya zekat gerekmez. Beş ukıyye oluncaya kadar, gümüşe de zekat gerekmez. Beş deveye kadar da zekat gerekmez.” (Buhârî, Zekat: 4; Tirmizî, Zekat: 7)