Abdullah b. Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Dilencilik yaparak geçinen kimseler kıyamet günü yüzlerinde et olmadığı halde geleceklerdir.” (Müslim, Zekat: 35; Tirmizî, Zekat: 38)
Sünen-i Nesâî › Kitâb 23 · ZekâtKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
- 1بَابُ وُجُوبِ الزَّكَاةِ
- 2بَابُ التَّغْلِيظِ فِي حَبْسِ الزَّكَاةِ
- 3بَابُ مَانِعِ الزَّكَاةِ
- 4بَابُ عُقُوبَةِ مَانِعِ الزَّكَاةِ
- 5بَابُ زَكَاةِ الْإِبِلِ
- 6بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ الْإِبِلِ
- 7بَابُ سُقُوطِ الزَّكَاةِ عَنِ الْإِبِلِ إِذَا كَانَتْ رُسُلًا لِأَهْلِهَا وَلِحُمُولَتِهِمْ
- 8بَابُ زَكَاةِ الْبَقَرِ
- 9بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ الْبَقَرِ
- 10بَابُ زَكَاةِ الْغَنَمِ
- 11بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ الْغَنَمِ
- 12بَابُ الْجَمْعِ بَيْنَ الْمُتَفَرِّقِ وَالتَّفْرِيقِ بَيْنَ الْمُجْتَمِعِ
- 13بَابُ صَلَاةِ الْإِمَامِ عَلَى صَاحِبِ الصَّدَقَةِ
- 14بَابُ إِذَا جَاوَزَ فِي الصَّدَقَةِ
- 15بَابُ إِعْطَاءِ السَّيِّدِ الْمَالَ بِغَيْرِ اخْتِيَارِ الْمُصَدِّقِ
- 16بَابُ زَكَاةِ الْخَيْلِ
- 17بَابُ زَكَاةِ الرَّقِيقِ
- 18بَابُ زَكَاةِ الْوَرِقِ
- 19بَابُ زَكَاةِ الْحُلِيِّ
- 20بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ مَالِهِ
- 21بَابُ زَكَاةِ الْحِنْطَةِ
- 22بَابُ زَكَاةِ الْحُبُوبِ
- 23بَابُ مَا يُوجِبُ الْعُشْرَ وَمَا يُوجِبُ نِصْفَ الْعُشْرِ
- 24بَابُ الْمَعْدِنِ
- 25بَابُ زَكَاةِ النَّحْلِ
- 26بَابُ فَرْضِ زَكَاةِ رَمَضَانَ
- 27بَابُ فَرْضِ زَكَاةِ رَمَضَانَ عَلَى الْمَمْلُوكِ
- 28بَابُ فَرْضِ صَدَقَةِ الْفِطْرِ قَبْلَ نُزُولِ الزَّكَاةِ
- 29بَابُ التَّمْرِ فِي زَكَاةِ الْفِطْرِ
- 30بَابُ الْوَقْتِ الَّذِي يُسْتَحَبُّ أَنْ تُؤَدَّى صَدَقَةُ الْفِطْرِ فِيهِ
- 31بَابٌ: إِذَا أَعْطَاهَا غَنِيًّا وَهُوَ لَا يَشْعُرُ
- 32بَابُ الصَّدَقَةِ مِنْ غُلُولٍ
- 33بَابُ أَيَّتُهُمَا الْيَدُ الْعُلْيَا
- 34بَابٌ: إِذَا تَصَدَّقَ وَهُوَ مُحْتَاجٌ إِلَيْهِ، هَلْ يُرَدُّ عَلَيْهِ
- 35بَابٌ: أَيُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ
- 36بَابُ التَّحْرِيضِ عَلَى الصَّدَقَةِ
- 37بَابُ أَجْرِ الْخَازِنِ إِذَا تَصَدَّقَ بِإِذْنِ مَوْلَاهُ
- 38بَابُ: الْمُسِرِّ بِالصَّدَقَةِ
- 39بَابُ رَدِّ السَّائِلِ
- 40بَابُ الْإِلْحَافِ فِي الْمَسْأَلَةِ
- 41بَابُ اسْتِعْمَالِ آلِ النَّبِيِّ ﷺ عَلَى الصَّدَقَةِ
- 42بَابُ: ابْنُ أُخْتِ الْقَوْمِ مِنْهُمْ
- 43بَابُ: مَوْلَى الْقَوْمِ مِنْهُمْ
(23) Kitâb: Zekât
بَابُ رَدِّ السَّائِلِ
Âiz b. Amr (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, bir adam Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldi ve bir şeyler istedi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’de verdi, adam ayağını eşikten atar atmaz Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Eğer dilenmenin günahını bilseydiniz hiçbiriniz bir şeyler istemek için bir adım bile atmazdınız.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
İbn-ül Firâsî (radıyallahü anh) anlatıyor. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: “Dilenebilir miyim?” diye sordum. “Hayır! Çaresiz kalmışsan iyi kimselerden bir şeyler iste.” (Ebû Davud, Zekat: 28)
Ebu Said el Hudrî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, ensardan bir gurup Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den bir şeyler istediler. O da verdi, tekrar istediler tekrar verdi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanındakiler bitinceye kadar istemeye devam ettiler. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bulunanı sizden hiçbir zaman esirgemem. Ama kim iffetli davranmayı isterse Allah onu iffetli kılar, sabır isteyene de Allah dayanma gücü verir. Hiçbir kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir şey verilmedi.” (Ebû Davud, Zekat: 28; Müslim, Zekat: 42)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizden birinizin ipini alarak sırtında odun taşıması Allah’ın zenginlik verdiği bir kimseden bir şeyler istemesinden daha hayırlıdır, belki de o kimse verecek veya vermeyecek.” (Müslim, Zekat: 35; Tirmizî, Zekat: 38)
Sevban (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim bir konuda garanti verirse ona Cennet vardır.” Ravi Yahya diyor ki: “Bu kelime veya konu insanlardan bir şey istememektir.” (Ebû Davud, Zekat: 27; Müsned: 21388)
Kabîsa b. Muharik (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Üç kişi dışında dilenmek (istemek) helâl değildir; 1- Malı bir felaketle yok olan kimse ki bu kimse durumu düzelinceye kadar yaşayabilecek kadar dilenir sonra bırakır. 2- İki kişi arasında kefil olup büyük borç altına giren kimse ki oda borcunu bitirinceye kadar dilenir ve bırakır. 3- Aklı başında üç kimsenin fakir ve ihtiyaç sahibi olduğuna şahitlik ettikleri kimse de geçimini temin edecek kadar dilendikten sonra bu işe son verir. Bunların dışındakilere dilenmek haramdır.” (Ebû Davud, Zekat: 27; Dârimi, Zekat: 37)
Abdullah b. Mes’ud (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İhtiyacı olmadığı halde kim isterse ve dilenirse kıyamet günü yüzü tırmalanmış veya yüzünde et olmadığı halde gelir.” Bunun üzerine: “Ey Allah’ın Rasûlü! Zenginliğin ölçüsü nedir?” denildi. “Elli dirhem gümüş veya buna denk gelebilecek altına m ali k olan kimse zengindir” buyurdu. (İbn Mâce, Zekat: 26; Tirmizî, Zekat: 22)
بَابُ الْإِلْحَافِ فِي الْمَسْأَلَةِ
Muaviye (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Israrla istemeyiniz, biriniz benden hoşlanmadığım bir şeyi istemesin değilse verdiğim şeyde bereket kalmaz.” (Müslim, Zekat: 33; Dârimi, Zekat: 17)
Amr b. Şuayb (radıyallahü anh) babasından ve dedesinden naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim kırk dirhemi varken dilenirse o kimse muhtaç olmadığı halde dilenmiş olur.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Ebu Said el Hudrî (radıyallahü anh) babasından naklederek şöyle diyor: “Annem, beni Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e göndermişti. Yanına vardım ve oturdum beni karşıladı ve şöyle buyurdu: “Kim başkalarına muhtaç olmak istemezse Allah o kimseyi, kimseye muhtaç etmez. İffetli kalmak isteyeni de Allah iffetli kılar. Kim ihtiyacına yetecek biçimde bir yaşantı isterse Allah ta onu kimseye muhtaç etmez. Kırk dirhemi olduğu halde kim dilenirse o ihtiyacı olmadığı halde dilenmiş olur.” Bunun üzerine ben kendi kendime: Benim yakutî devem kırk dirhemden daha fazla eder dedim ve döndüm bir şey istemedim. (Ebû Davud, Zekat: 28; Müsned: 10566)
Ata b. Yesar (radıyallahü anh), Esed oğullarından bir adamdan naklederek şöyle diyor: Ben ve ailem Baki-ul Gargad’e yerleştik. Ailem bana dedi ki Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e git ve yiyecek bir şeyler iste. Ben de gittim, yanında bir şeyler isteyen biri vardı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de ona şöyle diyordu: “Sana verecek bir şeyim yok” adam kızgın vaziyette döndü o sırada şöyle söylüyordu: “Yemin ederim ki istediğin kimselere veriyorsun” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Verecek bir şeyim olmadığından dolayı o bana kızıyor. Birinizin kırk dirhemi ve ona denk bir malı varsa ve bir şeyler isterse bu kimse muhtaç olmadığı halde istiyor demektir” buyurdu. Esedli adam anlatmasını şöyle sürdürdü: “Bunun üzerine ben kendi kendime benim bol sütlü bir devem var, bu devem kırk dirhemden fazla eder dedim ve hiçbir şey istemeden geri döndüm. Bu olaydan sonra Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e arpa ve kuru üzüm getirildi de Allah katında zengin sayılıncaya kadar bu gelenleri bizim aramızda taksim etmişti.” (Ebû Davud, Zekat: 23; Müsned: 15815)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Zengin ve sıhhatli güç ve kuvveti yerinde olan kimseye sadaka alması helâl değildir.” (Müsned: 8700)
Ubeydullah b. Adiy b. Hıyar (radıyallahü anh) iki kişinin kendisine şunları naklettiklerini söylüyor. Bu iki kişi Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e sadaka istemek için gelmişler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu iki kişiye gözlerini kaldırıp bir bakmış (Ravi Muhammed diyor ki) onlara baktı ve onları güçlü kuvvetli gördü ve şöyle buyurdu: “Dilerseniz vereyim ama o sadaka malında zengin ve kazanmaya güç yetirebilenin hakkı yoktur.” (Ebû Davud, Zekat: 23; Müsned: 17291)
Semure b. Cündüp (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Dilenmek tırmalatmak demektir. Dilenmek sûretiyle kişi yüzünü tırmalattırır. Dileyen dilencilik yaparak yüzünü tırmalattırır dileyen de tırmalatmaz. Ancak kişinin yetkili makamdan bir şey istemesi veya gerçek darda kalanın istemesi böyle değildir.” (Ebû Davud, Zekat: 23)
Semure b. Cündüp (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Dilenmek yüzü tırmalatmak demektir. Kişi dilenip istemek sûretiyle yüzünü tırmalatmış olur, ancak kişinin devletten bir şeyler istemesi veya çaresiz kalan birinin dilenmesi bu anlamda değildir.” (Ebû Davud, Zekat: 23)
Hakîm b. Hızam (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den istedim verdi, tekrar istedim yine verdi, yine istedim yine verdi ve şöyle buyurdu: “Ey Hakîm, bu dünya malı tatlı ve çekicidir. Kim onu gönül hoşluğu ile alırsa o mal bereketlenir. Kimde onu açgözlülükle ve ihtirasla alırsa bereketi kaybolur. Böyle kimseler yiyip yiyip de doymayan kimseler gibidir.Veren el alan elden üstündür.” (Müslim, Zekat: 32; Dârimi, Zekat: 20)
Yine Hakîm b. Hızam (radıyallahü anh) anlatıyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den bir şeyler istedim verdi, sonra yine istedim tekrar verdi, tekrar istedim tekrar verdi sonra da şöyle buyurdu: “Ey Hakim Bu dünya malı tatlı ve çekicidir. Kim onu cömertçe ve tok gözlülükle alırsa, o mal o kimse için bereketlendirilir. Kim de onu açgözlülükle ve ihtirasla alırsa bereketi kalmaz. Böyleler yiyip yiyip de doymayan kimse gibidir. Veren el alan elden üstündür.” (Müslim, Zekat: 32; Dârimi, Zekat: 20)
Yine Hakîm b. Hızam (radıyallahü anh)’den aktarıldığına göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den bir şeyler istedim verdi, sonra yine istedim yine verdi sonra da şöyle buyurdu: “Ey Hakim! Bu dünya malı tatlıdır. Kim cömertçe ve tok gözlülükle alırsa bereketlenir. Kimde açgözlü olarak ve hırsla alırsa bereketi kalmaz. Böyle kimseler yiyip yiyip de doymayan kimse gibidir. Veren el alan elden üstündür.” Hakim diyor ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Seni hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki bundan sonra ölünceye kadar kimseye el açmayacağım.” (Müslim, Zekat: 32; Dârimi, Zekat: 20)
İbn’üs Saidi el M ali ki (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ömer b. Hattab bir sefer beni zekat toplamak için görevlendirmişti. İşim bitince topladıklarımı kendisine verdim, bana bir ücret verilmesini emretti. Ben de: “Ben bunu Allah rızası için yaptım, karşılığını da Allah’tan bekliyorum” dedim. O da şöyle dedi: Verdiğimi al. Ben Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında bir işle görevlendirilmiştim; o zaman ben de aynı senin söylediğin gibi demiştim. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de bana şöyle buyurdu: “İstemediğin halde sana bir şey verilirse al ye veya tasadduk et.” (Müslim, Zekat: 37; Ebû Davud, Zekat: 28)
Abdullah b. Sa’dî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Şam’dan gelip Ömer b. Hattab’ın yanına çıktım. Bana: Haberin yok mu? Görevlendirilip Müslümanların bir işini yaptığın zaman bir ücret verilir sen onu kabul etmiyormuşsun dedi. Ben de evet benim atlarım, kölelerim var ve ben bolluk içinde birisiyim dolayısıyla yaptığım görevin ücreti Müslümanlara sadaka olsun dedim. Ömer de şöyle anlattı. Ben de senin gibi istememiştim fakat Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana bu ücreti verdi. Ben bunu benden daha fakir olanlara veriniz demiştim. Yine bir seferinde böyle bir ücret vermişti. Ben de benden daha fazla ihtiyaç sahibi olanlara veriniz dedim, bunun üzerine şöyle buyurdu: “İstemediğin halde Allah tarafından sana verilen bu malı aç gözlü olmadan al ve kabul et, istersen kendin ondan istifade et istersen de tasadduk et. Verilmeyende de gözün kalmasın.” (Müslim, Zekat: 37; Ebû Davud, Zekat: 28)
Yine Abdullah b. Sa’dî (radıyallahü anh)’nin haber verdiğine göre kendisi H ali fe olan Ömer’e gelmişti de Ömer ona şöyle demişti: “Bana haber verildiğine göre, sen diğer insanlar gibi bazı işlerde çalıştırılıyorsun ve bir ücret verildiğinde de onu reddediyormuşsun?” Ben de: “Evet” dedim. Bunun üzerine Ömer şöyle buyurdu: “Bu verileni niçin almıyorsun?” Ben de: “Atlarım ve kölelerim var, zenginlik ve bolluk içindeyim, bu yüzden o ücretin Müslümanlara sadaka olmasını istiyorum” dedim. Bu sefer Ömer: “Böyle yapma! Ben de aynen senin yaptığın gibi yapmıştım da Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana ücret vermişti. Ben de, benden daha fakir olan birine veriniz dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştu: “Al o senin malın olsun veya onu sadaka olarak verebilirsin. Sen istemeksizin, aç gözlülük yapmaksızın sana bir şey verilirse onu al fakat verilmeyende gözün kalmasın.” (Müslim, Zekat: 37; Ebû Davud, Zekat: 28)
Abdullah b. Sa’dî (radıyallahü anh)’nin haber verdiğine göre bizzat kendisi Ömer’in h ali feliği döneminde onun yanına gelmişti de Ömer ona şöyle demişti: “Bana haber verildiğine göre sen insanların yaptıkları işleri yapıyor ücret verildiğinde de onu hoş görmeyip almıyormuşsun?” Ben de evet dedim. “O da niçin böyle yapıyorsun?” dedi. Ben de: “Benim atlarım ve kölelerim var, ben zengin ve varlıklıyım, bu alacağım ücret Müslümanlara sadaka olsun” dedim. Ömer: “Böyle yapma! Ben de senin yaptığın gibi yapmıştım da Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana ücret vermişti” dedi. Ben de: Benden fakir olanlara veriniz demiştim, bir başka sefer yine bana bir miktar mal vermek istemişti de ben yine benden fakir olan birine veriniz demiştim. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu al kendine mal et dilersen sadaka olarak dağıt buyurdu ve şöyle devam etti. İstemeden ve açgözlülük yapmadan verileni al onun dışında verilmeyen de gözün kalmasın” buyurdular. (Müslim, Zekat: 37; Ebû Davud, Zekat: 27)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ اسْتِعْمَالِ آلِ النَّبِيِّ ﷺ عَلَى الصَّدَقَةِ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ: ابْنُ أُخْتِ الْقَوْمِ مِنْهُمْ
Şube (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebu İyas Muaviye b. Kurre’ye şöyle dedim: “Enes b. M ali k’in Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den aktardığı şu hadisi işittin mi? “Bir kavmin yeğenleri kendilerinden sayılır.” O da: “Evet” dedi. (Buhârî, Menakıb: 17; Dârimi, Siyer: 37)
Enes b. M ali k (radıyallahü anh) Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklederek şöyle diyor: “Bir kavmin yeğenleri kendilerinden sayılır.” (Buhârî, Menakıb: 17; Dârimi, Siyer: 37)
بَابُ: مَوْلَى الْقَوْمِ مِنْهُمْ
İbn ebi Rafi (radıyallahü anh), babasından naklettiğine göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mahzumoğullarından bir kimseyi sadaka toplamakla görevlendirdi. Ebu Rafi‘de onunla birlikte gitmek istedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bizim sadaka almamız helâl değildir. Bir kavmin azadlı kölesi onlardan sayılır.” (Sende bizim azadlı kölemizsin.) (Tirmizî, Zekat: 25; Müslim, Zekat: 50)
Behz b. Hakim (radıyallahü anh), babasından ve dedesinden aktararak şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bir şey getirildiğinde: “Bu hediye mi? yoksa zekat mı?” diye sorardı. Zekat denirse yemezdi hediye denirse elini uzatırdı. (Tirmizî, Zekat: 25; Müslim, Zekat: 50)
Esved (radıyallahü anh) Aişe’den naklediyor. Aişe Berire’yi satın alıp azâd etmek istedi. Berire’nin sahipleri velâ hakkının kendilerine ait olmasını istediler. Aişe durumu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e anlattı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimiz de: “Onu satın al ve azâd et çünkü velâ hakkı (akrabalık bağı) azâd edene aittir” buyurdu. Böylece Berire satın alınınca serbest bırakıldı. Bu olaydan sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bir miktar et getirildi ve bu Berire’ye sadaka (zekat) olarak verilen ettendir denilince, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bu et ona sadakadır fakat bize Berire’nin hediyesidir. Onun kocası da zaten hürdü” buyurdu. (Tirmizî, Zekat: 25; Müslim, Zekat: 50)
Zeyd b. Eslem (radıyallahü anh), babasından naklederek şöyle diyor: Ömer’den işittim şöyle diyordu: “Allah yolunda kullanılması için bir kısrak tasadduk etmiştim, adam atı kullanamamıştı. Ben de onu ondan para ile satın almak istedim ve ucuzca satacağını da tahmin etmiştim. Durumu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e sordum. O da şöyle buyurdu: “Onu satın alma! Ona onu para ile satmış olsaydın belki olurdu. Fakat şimdi olmaz. Çünkü verdiği sadakasından dönen kustuğunu yiyen köpek gibidir.” (Tirmizî, Zekat: 32; Ebû Davud, Zekat: 9)
Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Allah yolunda kullanılması için bir at tasadduk etmiştim. Onun satıldığını gördüm, onu satın almak istedim. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bana: “Sadakandan dönme” buyurdu. (Tirmizî, Zekat: 32; Ebû Davud, Zekat: 9)
Abdullah b. Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle anlatmıştır: Ömer, Allah yolunda kullanılması için bir at tasadduk etmişti. Sonradan onun satışa çıkarıldığını gördü, onu satın almak istedi ve Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelip bu konuda ne yapması gerektiğini sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de “Sadakana geri dönme” buyurdu. (Tirmizî, Zekat: 32; Ebû Davud, Zekat: 9)
Said b. Müseyyeb (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Attab b. Esid’e yaş hurmanın zekatının kuru hurmadan verildiği gibi yaş üzümün miktarını da tayin edip zekatının kuru üzümden verilebileceğini emretti.” (Tirmizî, Zekat: 17; Ebû Davud, Zekat: 13)