Ebu Said el Hudri (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Beş vesak’a ulaşıncaya kadar hububat ve hurmada zekat gerekmez. Beş deveden az olursa yine zekat gerekmez. Beş ukiyyeden az gümüşe de zekat gerekmez.” (Buhârî, Zekat: 4; Tirmizî, Zekat: 7)
Sünen-i Nesâî › Kitâb 23 · ZekâtKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
- 1بَابُ وُجُوبِ الزَّكَاةِ
- 2بَابُ التَّغْلِيظِ فِي حَبْسِ الزَّكَاةِ
- 3بَابُ مَانِعِ الزَّكَاةِ
- 4بَابُ عُقُوبَةِ مَانِعِ الزَّكَاةِ
- 5بَابُ زَكَاةِ الْإِبِلِ
- 6بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ الْإِبِلِ
- 7بَابُ سُقُوطِ الزَّكَاةِ عَنِ الْإِبِلِ إِذَا كَانَتْ رُسُلًا لِأَهْلِهَا وَلِحُمُولَتِهِمْ
- 8بَابُ زَكَاةِ الْبَقَرِ
- 9بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ الْبَقَرِ
- 10بَابُ زَكَاةِ الْغَنَمِ
- 11بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ الْغَنَمِ
- 12بَابُ الْجَمْعِ بَيْنَ الْمُتَفَرِّقِ وَالتَّفْرِيقِ بَيْنَ الْمُجْتَمِعِ
- 13بَابُ صَلَاةِ الْإِمَامِ عَلَى صَاحِبِ الصَّدَقَةِ
- 14بَابُ إِذَا جَاوَزَ فِي الصَّدَقَةِ
- 15بَابُ إِعْطَاءِ السَّيِّدِ الْمَالَ بِغَيْرِ اخْتِيَارِ الْمُصَدِّقِ
- 16بَابُ زَكَاةِ الْخَيْلِ
- 17بَابُ زَكَاةِ الرَّقِيقِ
- 18بَابُ زَكَاةِ الْوَرِقِ
- 19بَابُ زَكَاةِ الْحُلِيِّ
- 20بَابُ مَانِعِ زَكَاةِ مَالِهِ
- 21بَابُ زَكَاةِ الْحِنْطَةِ
- 22بَابُ زَكَاةِ الْحُبُوبِ
- 23بَابُ مَا يُوجِبُ الْعُشْرَ وَمَا يُوجِبُ نِصْفَ الْعُشْرِ
- 24بَابُ الْمَعْدِنِ
- 25بَابُ زَكَاةِ النَّحْلِ
- 26بَابُ فَرْضِ زَكَاةِ رَمَضَانَ
- 27بَابُ فَرْضِ زَكَاةِ رَمَضَانَ عَلَى الْمَمْلُوكِ
- 28بَابُ فَرْضِ صَدَقَةِ الْفِطْرِ قَبْلَ نُزُولِ الزَّكَاةِ
- 29بَابُ التَّمْرِ فِي زَكَاةِ الْفِطْرِ
- 30بَابُ الْوَقْتِ الَّذِي يُسْتَحَبُّ أَنْ تُؤَدَّى صَدَقَةُ الْفِطْرِ فِيهِ
- 31بَابٌ: إِذَا أَعْطَاهَا غَنِيًّا وَهُوَ لَا يَشْعُرُ
- 32بَابُ الصَّدَقَةِ مِنْ غُلُولٍ
- 33بَابُ أَيَّتُهُمَا الْيَدُ الْعُلْيَا
- 34بَابٌ: إِذَا تَصَدَّقَ وَهُوَ مُحْتَاجٌ إِلَيْهِ، هَلْ يُرَدُّ عَلَيْهِ
- 35بَابٌ: أَيُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ
- 36بَابُ التَّحْرِيضِ عَلَى الصَّدَقَةِ
- 37بَابُ أَجْرِ الْخَازِنِ إِذَا تَصَدَّقَ بِإِذْنِ مَوْلَاهُ
- 38بَابُ: الْمُسِرِّ بِالصَّدَقَةِ
- 39بَابُ رَدِّ السَّائِلِ
- 40بَابُ الْإِلْحَافِ فِي الْمَسْأَلَةِ
- 41بَابُ اسْتِعْمَالِ آلِ النَّبِيِّ ﷺ عَلَى الصَّدَقَةِ
- 42بَابُ: ابْنُ أُخْتِ الْقَوْمِ مِنْهُمْ
- 43بَابُ: مَوْلَى الْقَوْمِ مِنْهُمْ
(23) Kitâb: Zekât
بَابُ زَكَاةِ الْحُبُوبِ
Ebu Said (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Beş ukiyyeden az gümüşe zekat gerekmez.” (Buhârî, Zekat: 4; Tirmizî, Zekat: 7)
Ebu Said el Hudri (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Beş ukiyyeden az gümüşe de zekat gerekmez. Develer beşten az olursa ona da zekat gerekmez. Beş vesaktan az mahsullere de zekat gerekmez.” (Buhârî, Zekat: 4; Tirmizî, Zekat: 7)
بَابُ مَا يُوجِبُ الْعُشْرَ وَمَا يُوجِبُ نِصْفَ الْعُشْرِ
Sâlim (radıyallahü anh)’in babasından rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Yağmurla, nehir suyuyla, kaynak sularıyla (yani emek istemeyen suyla) sulanan arazinin gelirinden onda bir zekat (öşür) vardır. Taşıma su ile veya benzeri şekillerde (emek ve masraf isteyen) sularla sulanan arazinin gelirinden ise yirmide bir zekat (öşür) vardır.” (Buhârî, Zekat: 56; Ebû Davud, Zekat: 11)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ الْمَعْدِنِ
Amr b. Şuayb (radıyallahü anh) babasından ve dedesinden rivâyet ederek şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e buluntu eşya hakkında soruldu da işlek bir yolda veya bir yerleşim merkezinde buldunsa bir yıl özellikleriyle birlikte ilân et. Sahibi gelirse sahibine ver gelmezse senin olur. Eğer o eşya işlek olmayan bir yolda ve yerleşim merkezinde değil de başka yerlerde bulunmuşsa defineler ve hazineler gibidir, onlardan beşte bir zekat alınır. (Tirmizî, Zekat: 16; Dârimi, Zekat: 29)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh) Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu naklediyor: “Sahibinden kaçıp başkasına zarar veren hayvanın yaptığı zarar tazmin edilmez. Su kuyusuna düşen ve ölen kimseye de, maden ocaklarında ölen kimselere de tazminat ve fidye bedeli ödenmez. Define ve hazinelerde beşte bir zekat verilmesi gerekir.” (Tirmizî, Zekat: 16; Dârimi, Zekat: 29)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle demiştir: “Sahibinden kaçıp kurtulan ve zarar veren hayvanın verdiği zarar tazmin edilmez. Su kuyusuna ve maden ocağına düşüp ölen kimseler için de tazminat ödenmez. Define ve hazinelere beşte bir zekat ödenmesi gerekir.” (Tirmizî, Zekat: 16; Dârimi, Zekat: 29)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kuyuya düşen kimseye kuyu sahibi tarafından tazminat ödenmez, sahibinden kaçıp kurtulan hayvanın yaptığı zarar tazmin edilmez, maden kuyusunda ölen kimseye de tazminat ödenmesi gerekmez. Defineler de beşte bir zekat vardır.” (Tirmizî, Zekat: 16; Dârimi, Zekat: 29)
بَابُ زَكَاةِ النَّحْلِ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ فَرْضِ زَكَاةِ رَمَضَانَ
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Hür, köle, kadın, erkek her bir kimse için bir sa’ hurma veya bir sa’ arpa miktarını fitre olarak vermelerini emretmiştir. Müslümanlar bunu yarım sa’ buğdaya denk tutmuşlardır.” (Ebû Davud, Zekat: 18; Tirmizî, Zekat: 35)
بَابُ فَرْضِ زَكَاةِ رَمَضَانَ عَلَى الْمَمْلُوكِ
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kadın, erkek, hür, köle herkes için bir sa’ hurma ve arpanın fıtır sadakası olarak (fitre) verilmesini emretti. İbn Ömer diyor ki: Daha sonraları insanlar bu miktarı yarım sa’ buğdaya denk tutarak buğdaydan da yarım sa’ miktarı fitre verdiler. (Ebû Davud, Zekat: 18; Tirmizî, Zekat: 35)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ramazan da fitre vermeyi Müslümanlardan hür, köle, erkek, dişi herkes için arpadan ve hurmadan bir sa’ olarak verilmesini emretmiştir.” (Ebû Davud, Zekat: 18; Tirmizî, Zekat: 35)
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), fitre olarak hurmadan ve arpadan bir sa’ miktarı verilmesini; hür, köle, erkek, dişi, küçük, büyük Müslümanlardan herkesin vermesini emretmiş ve bayram namazından çıkmadan önce verilmesi gerektiğini de belirtmiştir. (Ebû Davud, Zekat: 18; Tirmizî, Zekat: 35)
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), fıtır sadakası (fitre) olarak; küçük, büyük, kadın, erkek, hür, köle, herkes için hurmadan ve arpadan bir sa’ verilmesini emretmiştir. (Ebû Davud, Zekat: 18; Tirmizî, Zekat: 35)
بَابُ فَرْضِ صَدَقَةِ الْفِطْرِ قَبْلَ نُزُولِ الزَّكَاةِ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, fıtır sadakası (fitre) konusunda şöyle demiştir: “Buğday, hurma, arpa ve yulaftan birer sa’ miktarı verilir.” (Ebû Davud, Zekat: 20; Müsned: 1914)
Ebu Reca’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Abbas (radıyallahü anh)’ın Basra’daki minber de şöyle dediğini duydum: “Fıtır sadakası yiyeceklerden bir sa’ miktarı verilir.” (Ebû Davud, Zekat: 20; Müsned: 1914)
بَابُ التَّمْرِ فِي زَكَاةِ الْفِطْرِ
Ebu Said el Hudrî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) fitreyi arpadan bir sa’, hurmadan bir sa’, keş (kurutulmuş peynir) den de bir sa’ olarak verilmesini emretti. (Müslim, Zekat: 4; Muvatta', Zekat: 28)
Ebu Said (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) aramızda iken biz fitreyi yiyeceklerden, arpadan, hurmadan, kuru üzümden ve keş (kurutulmuş peynir)’den birer sa’ olarak verirdik.” (Müslim, Zekat: 4; Muvatta', Zekat: 28)
Ebu Said (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) aramızda iken biz fıtır sadakası denilen fitreyi yiyeceklerden bir sa’, hurmadan bir sa’, arpadan bir sa’, keş (kurutulmuş peynir)’den de yine bir sa’ olarak verirdik. Muaviye, Şam’dan gelinceye kadar bunda bir değişiklik olmadı. Muaviye: Şam buğdayının iki müddünün bu maddelere denk olduğunu söyledi. Bunun üzerine Müslümanlar buğday için bu ölçüyü esas aldılar. (Müslim, Zekat: 4; Muvatta', Zekat: 28)
Ebu Said el Hudrî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında biz fitreyi hurmadan bir sa’, arpadan bir sa’, kuru üzümden bir sa’, undan bir sa’, keşten bir sa’, yulaftan da bir sa’ olarak verirdik. (Müslim, Zekat: 4; Muvatta', Zekat: 28)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında Müslümanlar fitreyi; arpadan bir sa’, hurmadan bir sa’, yulaf ve kuru üzümden de bir sa’ olarak verirlerdi. (Müslim, Zekat: 4; Muvatta', Zekat: 28)
Ebu Said el Hudrî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında fitreyi arpadan bir sa’, hurmadan bir sa’, kuru üzümden bir sa’, keş’ten bir sa’ olarak verirdik. Muaviye zamanına kadar bu iş böylece devam etti. Muaviye: “Bana kalırsa iki müd şam buğdayı bir sa’ arpaya denktir.” (Müslim, Zekat: 4; Muvatta', Zekat: 28)
Ebu Said el Hudrî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında sadaka-ı fıtrı, hurmadan bir sa’, arpadan bir sa’, keş’ten bir sa’ olarak verirdik başka şeylerden vermezdik. (Müslim, Zekat: 4; Muvatta', Zekat: 28)
Cuayd (radıyallahü anh), Saib b. Yezid’ten şöyle söylediğini işitmiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında bir sa’ bu günkü kullandığınız bir müd ile üçte bir müd kadardı.” (Müslim, Zekat: 4; Muvatta', Zekat: 28)
İbn Ömer (radıyallahü anh) Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklederek şöyle diyor: “Ölçeklerde esas Medine ölçeğidir. Ağırlık ölçüsünde esas ise Mekkelilerin ölçeğidir.” (Müslim, Zekat: 4; Muvatta', Zekat: 28)
بَابُ الْوَقْتِ الَّذِي يُسْتَحَبُّ أَنْ تُؤَدَّى صَدَقَةُ الْفِطْرِ فِيهِ
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Fitrenin cemaat bayram namazından çıkmadan önce verilmesi gerektiğini emretti.” (Tirmizî, Zekat: 36; Müslim, Zekat: 5)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابٌ: إِذَا أَعْطَاهَا غَنِيًّا وَهُوَ لَا يَشْعُرُ
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Adamın biri mutlaka zekatımı (geceleyin) vereceğim diyerek zekatını bir hırsıza verdi. Bunun üzerine halk arasında hırsıza zekat verildi diye konuşulmaya başlandı. Adam: Allah’ım Sana hamdolsun, bu verdiğim zekat hırsıza gitti fakat mutlaka yine zekatımı (geceleyin) vereceğim dedi. bu sefer zekatı fahişe bir kadına ulaştı. Bu sefer halk zina eden bir kadına zekat verilmiş diye konuşmaya başladılar. Adam: Allah’ım Sana hamdolsun, bu verdiğim zekat da zina eden birine ulaşmış ama ben yine (geceleyin) zekat vereceğim dedi. Bu sefer de zekatı bir zengine verilmiş oldu. Halk tekrar bir zengine zekat verilmiş diye konuşmaya başladılar. Adam: Allah’ım Sana hamdolsun, bu verdiğim zekatlar hırsıza, fahişe kadına ve bir zengine verilmiş oldu diye üzüldü. Bunun üzerine adama rüyasında şöyle denildi. Verdiğin zekatların kabul edildi. Zekatını verdiğin fahişe kadın iffetli biri h ali ne geldi. Diğer verdiğin kimse, hırsızlığı bırakıp doğru bir hayata başladı. Zengin kimse ise, senin verdiğinden ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan infak etmeye başladı. (Buhârî, Zekat: 15; Müslim, Zekat: 24)
بَابُ الصَّدَقَةِ مِنْ غُلُولٍ
Ebu’l Melîh (radıyallahü anh) babasından naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Allah abdestsiz namazı kabul etmez, çalıntı (ve haram olan) mallardan zekat olmaz.” (Buhârî, Zekat: 8; İbn Mâce, Tahara: 17)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah, bir kimsenin helâl olarak kazandığı maldan verdiği zekatı sağ eliyle alıp mutlaka kabul eder. Bu verilen zekat bir hurma kadar bile olsa… O rahman olan Allah’ın avucunda sizin tayınızı ve deve yavrunuzu besleyip büyüttüğünüz gibi dağdan büyük oluncaya kadar artıp büyür.” (Buhârî, Zekat: 8; İbn Mâce, Tahara: 17)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Durumuna göre bir dirhem yüz bin dirhemi geçebilir.” “Oradakiler bu nasıl olur?” dediler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir adamın iki dirhemi olsa bir dirhemini tasadduk etse; diğer adamın da pek çok malı olmuş olsa da ondan alıp yüz bin dirhemini infak etse durum nasıl olur? Bir düşünün..!” (Buhârî, Tefsir 146; Müslim, Zekat: 21)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir dirhemin değeri sevapça yüzbin dirhemin değerini geçer.” Oradakiler: “Ey Allah’ın Rasûlü! bu nasıl oluyor?” dediler. “Bir adam düşünün ki iki dirhemi vardır birini sadaka olarak verir, bir de çokca serveti olan ve ondan yüz bin dirhemi sadaka olarak vereni düşünün…!” buyurdu. (Buhârî, Tefsir 146; Müslim, Zekat: 21)
Ebu Mes’ud (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sadaka vermemizi emrederdi de pek çoğumuz sadaka verebilecek bir şeyler bulamazdı fakat pazara gider yaptığı hamallığın karşılığı olan bir müddü alır ve onu sadaka olarak Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e verirdik. Bakıyorum ki o gün bir dirhemi olmayanların bugün yüz binleri var.” (Buhârî, Tefsir 146; Müslim, Zekat: 21)
Ebu Mes’ud (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize sadaka vermemizi emredince, Ebu Akîl yarım sa’ kadar sadaka verdi. Bir başkası da ondan biraz fazla getirince, Münafıklar: “Aziz ve Celil olan Allah zengindir bu sadakaya ihtiyacı yoktur” dediler. Diğer çokça veren kimse de gösteriş için bunu vermiştir deyince; Tevbe Sûresi 79. ayeti nazil oldu: “Bu münafıklar Allah yolunda vermekle yükümlü olduğundan fazlasını veren zengin mü’minlere ve hem de mevcut durumlarının elverdiği şekilde az veren mü’minlere dil uzatıp onlarla alay eden kimselerdir… Allah onların bu alay ve küçümsemelerini kendilerine geri çevirecek ve onları maskara edecektir. Onlar için çetin bir azâb vardır.” (Buhârî, Tefsir 146; Müslim, Zekat: 21)
Hakîm b. Hızam (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den istedim verdi. Sonra istedim yine verdi. Yine istedim yine verdi ve şöyle buyurdu: “Bu dünya malı göz alıcı ve tatlıdır, gönül hoşluğuyla alan kimse için bereketlenir kim de küçümseyerek ve azımsayarak alırsa hiç bereketlenmez. Böyle kimseler yiyip de doymayan kimseler gibidir. Veren el alan elden daima üstündür.” (Müslim, Zekat: 32; Dârimi, Zekat: 22)
بَابُ أَيَّتُهُمَا الْيَدُ الْعُلْيَا
Tarık el Muharibî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Medine’ye geldik Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) insanlara minberde hutbe verip şöyle buyuruyordu: “Veren el üstündür. Yedirip içirmeye geçimini üstlendiğin kimselerden başla; annen, baban, erkek ve kız kardeşlerin… Sonra yakınlık durumuna göre devam et.” (Müslim, Zekat: 32; Dârimi, Zekat: 22)
Abdullah b. Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sadaka ve dilenmekten uzak durmak konularından bahsetti ve şöyle buyurdu: “Veren el alan elden daha üstün ve hayırlıdır. Üstün olan el infak edip veren eldir. Aşağı olan ve alan el ise dilencilik yapan eldir.” (Müslim, Zekat: 32; Dârimi, Zekat: 22)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sadakanın hayırlısı veren kimseyi güç duruma sokmayandır. Veren el alan elden daima üstündür. Vermeye ve infak etmeye geçimini sağlamakla yükümlü olduğun kimselerden başla.” (Müslim, Zekat: 32; Dârimi, Zekat: 22)