Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımlarından Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zevcelerini dünya hayatıyla Allah’ın Rasûlü ve ahireti tercih konusunda serbest bırakmakla emredilince önce benden başladı ve sana bir şey söyleyeceğim yalnız acele etme anne ve babana danış dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) anne ve babamın kendisinden ayrılmayacağımı biliyordu daha sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şu ayeti okudu: (Ahzâb sûresi 28. ayet) “Ey Peygamber! Eşlerine söyle eğer siz dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız gelin size boşanma bedelini vereyim ve sizi güzellikle salıvereyim.” Bunun üzerine ben bu konuda babama ve anneme mi danışacağım. Ben Allah ve Rasûlünü ve Ahiret yurdunu isterim dedim. Aişe sözüne devamla şöyle dedi: “Daha sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in diğer hanımları da benim yaptığım gibi yaptılar. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in onları muhayyer bırakması onların da Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i seçmeleri talak olarak kabul edilmedi. (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 4)
Sünen-i Nesâî › Kitâb 27 · TalâkKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
- 1بَابُ: وَقْتِ الطَّلَاقِ لِلْعِدَّةِ الَّتِي أَمَرَ اللهُ ﷿ أَنْ تُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ
- 2بَابُ: طَلَاقِ السُّنَّةِ
- 3بَابُ: مَا يَفْعَلُ إِذَا طَلَّقَ تَطْلِيقَةً وَهِيَ حَائِضٌ
- 4بَابُ: الطَّلَاقِ لِغَيْرِ الْعِدَّةِ
- 5بَابُ: الرُّخْصَةِ فِي ذَلِكَ
- 6بَابُ: طَلَاقِ الثَّلَاثِ الْمُتَفَرِّقَةِ قَبْلَ الدُّخُولِ بِالزَّوْجَةِ
- 7بَابُ: إِحْلَالِ الْمُطَلَّقَةِ ثَلَاثًا وَالنِّكَاحِ الَّذِي يُحِلُّهَا بِهِ
- 8بَابُ: إِحْلَالِ الْمُطَلَّقَةِ ثَلَاثًا وَمَا فِيهِ مِنَ التَّغْلِيظِ
- 9بَابُ: مُوَاجَهَةِ الرَّجُلِ الْمَرْأَةَ بِالطَّلَاقِ
- 10بَابُ: إِرْسَالِ الرَّجُلِ إِلَى زَوْجَتِهِ بِالطَّلَاقِ
- 11بَابُ: الْحَقِي بِأَهْلِكِ
- 12بَابُ: طَلَاقِ الْعَبْدِ
- 13بَابُ: مَتَى يَقَعُ طَلَاقُ الصَّبِيِّ
- 14بَابُ: مَنْ لَا يَقَعُ طَلَاقُهُ مِنَ الْأَزْوَاجِ
- 15بَابُ: مَنْ طَلَّقَ فِي نَفْسِهِ
- 16بَابُ: الْكَلَامِ إِذَا قُصِدَ بِهِ فِيمَا يَحْتَمِلُ مَعْنَاهُ
- 17بَابُ: الْإِبَانَةِ وَالْإِفْصَاحِ بِالْكَلِمَةِ الْمَلْفُوظِ بِهَا إِذَا قُصِدَ بِهَا لِمَا لَا يَحْتَمِلُ مَعْنَاهَا لَمْ تُوجِبْ شَيْئًا وَلَمْ تُثْبِتْ حُكْمًا
- 18بَابُ: التَّوْقِيتِ فِي الْخِيَارِ
- 19بَابٌ: فِي الْمُخَيَّرَةِ تَخْتَارُ زَوْجَهَا
- 20بَابُ: خِيَارِ الْأَمَةِ
- 21بَابُ: خِيَارِ الْأَمَةِ تُعْتَقُ وَزَوْجُهَا حُرٌّ
- 22بَابُ: خِيَارِ الْأَمَةِ تُعْتَقُ وَزَوْجُهَا مَمْلُوكٌ
- 23بَابُ: الْإِيلَاءِ
- 24بَابُ: الظِّهَارِ
- 25بَابُ: مَا جَاءَ فِي الْخُلْعِ
- 26بَابُ: بَدْءِ اللِّعَانِ
- 27بَابُ: اللِّعَانِ بِالْحَبَلِ
- 28بَابُ: اللِّعَانِ فِي قَذْفِ الرَّجُلِ زَوْجَتَهُ بِرَجُلٍ بِعَيْنِهِ
- 29بَابُ: كَيْفَ اللِّعَانُ
- 30بَابُ: قَوْلِ الْإِمَامِ اللَّهُمَّ بَيِّنْ
- 31بَابُ الْأَمْرِ بِوَضْعِ الْيَدِ عَلَى فِي الْمُتَلَاعِنَيْنِ عِنْدَ الْخَامِسَةِ
- 32بَابُ عِظَةِ الْإِمَامِ الرَّجُلَ وَالْمَرْأَةَ عِنْدَ اللِّعَانِ
- 33بَابُ: التَّفْرِيقِ بَيْنَ الْمُتَلَاعِنَيْنِ
- 34بَابُ: نَفْيِ الْوَلَدِ بِاللِّعَانِ وَإِلْحَاقِهِ بِأُمِّهِ
- 35بَابُ: إِذَا عَرَّضَ بِامْرَأَتِهِ وَشَكَّتْ فِي وَلَدِهِ وَأَرَادَ الِانْتِفَاءَ مِنْهُ
- 36بَابُ: التَّغْلِيظِ فِي الِانْتِفَاءِ مِنَ الْوَلَدِ
- 37بَابُ: إِلْحَاقِ الْوَلَدِ بِالْفِرَاشِ إِذَا لَمْ يَنْفِهِ صَاحِبُ الْفِرَاشِ
- 38بَابُ: فِرَاشِ الْأَمَةِ
- 39بَابُ: الْقُرْعَةِ فِي الْوَلَدِ إِذَا تَنَازَعُوا فِيهِ، وَذِكْرِ الِاخْتِلَافِ عَلَى الشَّعْبِيِّ فِيهِ فِي حَدِيثِ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ
- 40بَابُ: الْقَافَةِ
- 41بَابُ: عِدَّةِ الْمُتَوَفَّى عَنْهَا زَوْجُهَا
- 42بَابُ: عِدَّةِ الْحَامِلِ الْمُتَوَفَّى عَنْهَا زَوْجُهَا
- 43بَابُ: الْإِحْدَادِ
- 44بَابُ: سُقُوطِ الْإِحْدَادِ عَنِ الْكِتَابِيَّةِ الْمُتَوَفَّى عَنْهَا زَوْجُهَا
- 45بَابُ: الرُّخْصَةِ لِلْمُتَوَفَّى عَنْهَا زَوْجُهَا أَنْ تَعْتَدَّ حَيْثُ شَاءَتْ
- 46بَابُ: الْخِضَابِ لِلْحَادَّةِ
- 47بَابُ: الرُّخْصَةِ لِلْحَادَّةِ أَنْ تَمْتَشِطَ بِالسِّدْرِ
- 48بَابُ: نَسْخِ مَتَاعِ الْمُتَوَفَّى عَنْهَا بِمَا فُرِضَ لَهَا مِنَ الْمِيرَاثِ
- 49بَابُ: خُرُوجِ الْمُتَوَفَّى عَنْهَا بِالنَّهَارِ
- 50بَابُ: نَفَقَةِ الْبَائِنَةِ
- 51بَابُ: نَسْخِ الْمُرَاجَعَةِ بَعْدَ التَّطْلِيقَاتِ الثَّلَاثِ
- 52بَابُ: الرَّجْعَةِ
(27) Kitâb: Talâk
بَابُ: التَّوْقِيتِ فِي الْخِيَارِ
Aişe (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ahzâb sûresi 28. ayet nazil olunca Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanıma gelip benden başlayarak şöyle buyurdu: “Ey Aişe Sana bir şey söyleyeceğim fakat acele etme, annene babana danışmadan karar verme” Aişe diyor ki: Vallahi Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) anne ve babamın Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den ayrılmamı istemeyeceklerini biliyordu. Daha sonra bana Ahzâb sûresi 28. ayetini okudu. Ben de şöyle dedim: “Bu konuda anne ve babama mı danışacağım. Ben Allah’ı ve Rasûlünü istiyorum” dedim. (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 4)
بَابٌ: فِي الْمُخَيَّرَةِ تَخْتَارُ زَوْجَهَا
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bizi dünya hayatı ile Allah ve Rasûlünü seçmede serbest bıraktı, biz de onu seçtik. Bu talak olur mu? (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 4)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bizi kendisini ve dünyayı seçmekte serbest bıraktı fakat bu talak sayılmadı. (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 4)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hanımlarını kendisini ve dünyayı seçmekte serbest bıraktı fakat bu talak sayılmadı. (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 4)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bizi kendisiyle dünyayı seçmek arasında serbest bırakmıştı. Bizde kendisini seçmiştik fakat bu olayı bizim için talak sayılmamıştı. (Buhârî, Talak: 4; Müslim, Talak: 4)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ: خِيَارِ الْأَمَةِ
Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımı Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Berire kıssasında üç hüküm vardır. 1. Aişe cariyesi Berire’yi azâd etmiş kocasıyla kalıp kalmayacağı konusunda serbest bırakmıştır. 2. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Vela hakkı onu azâd edene aittir” buyurdu. 3. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gün evine girdi bir tencerede et kaynıyordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e ekmek ve evde bulunan bir katık getirildi de Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) “Kaynayan tenceredeki etten bir şeyler yok mu” buyurdular. Orada bulunanlar: “Evet Ey Allah’ın Rasûlü! O et Berire’ye sadaka olarak verilen ettir. Sen ise sadaka yemezsin dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O et Berire’ye sadakadır bize hediyedir” buyurdular. (Buhârî, Talak: 16; Dârimi, Talak: 21)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Berire olayında üç tane dini hüküm vardır: “1. Ailesi onu satmak istedi fakat vela hakkının kendilerine ait olmasını şart koştular. Bu durum Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e anlatılınca; Aişe’ye: “Onu satın al ve azâd ediver” buyurdu ve: “Vela hakkı azâd edene aittir” dedi. 2. Berire azâd edildi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu kocasıyla kalıp kalmayacağı konusunda serbest bıraktı. O da kendi başına kalmayı seçti. 3. Berire’ye bazı şeyler sadaka olarak getirilirdi de o da onlardan bir kısmını bize hediye ederdi. Bu durumu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e aktardım O da: “Onun verdiklerinden yiyiniz o Berire’ye sadakadır fakat bize Berire’nin hediyesidir” buyurdu. (Buhârî, Talak: 16)
بَابُ: خِيَارِ الْأَمَةِ تُعْتَقُ وَزَوْجُهَا حُرٌّ
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Berire’yi satın aldım, Berire’nin ailesi vela hakkı bize aittir diye şart koştular. Bunu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e sordum şöyle buyurdular: “Onu azâd et. Vela hakkı para vererek azâd edene aittir.” Aişe diyor ki: Onu azâd ettim sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu çağırdı ve kocasıyla beraber kalıp kalmamakla onu serbest bıraktı. O zaman Berire bana şunu da bunu da verse onunla birlikte kalmam dedi ve yalnız kalmayı tercih etti, onun kocası hür bir kimse idi. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, bizzat kendisi Berire’yi satın almak istedi, ailesi onun Vela hakkı bize ait olacaktır diye şart koştular. Bu durumu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e aktardım, O da: “Onu satın al ve azâd et. Vela hakkı azâd edene aittir” buyurdu. Daha sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bir et getirildi ve bu et Berire’ye sadaka olarak verilen ettendir denildi. O zaman Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O et Berire’ye sadakadır bize ise Berire’nin hediyesidir.” buyurdu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Berire’yi kocasına dönüp dönmemekte serbest bıraktı kocası hür bir kimseydi. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
بَابُ: خِيَارِ الْأَمَةِ تُعْتَقُ وَزَوْجُهَا مَمْلُوكٌ
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Berire hürriyetine kavuşması için her yıl bir okıyye vermek şartıyla dokuz okıyye vermek üzere anlaşma yapmıştı. Aişe’ye gelerek kendisine yardım etmesini istedi. Aişe ise: “Yardım edemem fakat vela hakkı benim olmak şartı ile dokuz taksidini de bir sefer de ödeyebilirim” dedi. Berire gitti ve efendileriyle bu konuyu konuştu. Onlar vela hakkı kendilerine ait olursa bu teklifi kabul edebileceklerini ifade ettiler. Bunun üzerine Berire tekrar Aişe’ye geldi, o sıra da Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de oraya gelmişti. Berire kendisine söylenenleri aynen nakletti. Aişe ise: “Hayır olamaz, vela hakkı bana ait olursa o zaman olur dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Nedir meseleniz” buyurdu. Aişe: “Ey Allah’ın Rasûlü! Berire bana geldi yaptığı anlaşmadaki borcunu ödeyebilmek için benden yardım istedi. Bende vela hakkı ben de olmak şartıyla tüm borcunu ödeyebileceğimi değilse yardım etmeyeceğimi söyledim. Berire’de durumu efendilerine anlattı, onlarda vela hakkı kendilerinde kalmak şartıyla razı olabileceklerini söylemişler” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu satın al vela şartının da senin olduğunu onlara şart koş çünkü vela hakkı azâd edene aittir” buyurdu. Sonra kalktı ve bir konuşma yaparak Allah’a hamd-ü sena ettikten sonra şöyle buyurdu: “Bir kısım insanlara ne oluyor da Allah’ın Kitabında olmayan şartları ileri sürüyorlar ve diyorlar ki: falan kimseyi satın al, azâd et, vela hakkı benimdir diyorlar. Allah’ın Kitabı en doğru olandır. Allah’ın şartları da en itimat edileni ve sağlamıdır. Allah’ın Kitabında olmayan bütün şartlar yüz şartta olsa batıldır” buyurdu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Berire’yi kocasından ayrılıp ayrılmamakta serbest bıraktı, kocası köle idi. Berire kendi başına kalmayı tercih etti. Urve diyor ki: “Eğer Berire’nin kocası hür olsaydı Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Berire’yi bu konuda serbest bırakmazdı.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Berire’nin kocası köle idi. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, bizzat kendisi Ensar’dan bir adamdan Berireyi satın aldı, satanlar vela hakkının kendilerine ait olmasını şart koşmuşlardı. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Vela hakkı nimete sahib olanındır. (Yani parayı vererek hürriyete kavuşturan kimsenindir.) Kocası köle olduğu için Berire’yi serbest bıraktı. Aişe’ye biraz et hediye edilmişti de Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O etten biraz da bize verseniz” buyurmuştu. Aişe: Bu et Berire’ye sadaka olarak verlmişti deyince Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) “O Berire’ye sadakadır bize hediyedir” buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e Berire’nin durumunu sordum, onu satın almak istiyorum vela hakkı kendilerine kalmasını şart koşmuşlardı. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu satın al, vela hakkı satın alıp azâd edene aittir” buyurdu. Ravi diyor ki: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kocası köle olduğu için Berire’yi kocasına gidip gitmemekte serbest bıraktı sonrasını hatırlamıyorum. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e et getirilmişti. Oradakiler: “Bu et Berire’ye getirilen sadakalardandır” dediler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “O Berire için sadakadır bizim için Berire’nin hediyesidir” buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
بَابُ: الْإِيلَاءِ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisine mahsus bir odada bekleyerek hanımlarına yaklaşmamak üzere yemin etmişti. Yirmi dokuz gece bekledi sonra bulunduğu yerden inip hanımlarının yanına girdi. Kendisine: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bir ay diye yemin etmemiş miydin?” diye soruldu: “Bir ay yirmi dokuz gündür” buyurdu. (Buhârî, Talak: 7; Müslim, Talak: 5)
بَابُ: الظِّهَارِ
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, bir adam Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek, karısına zıhar yapan ve keffaret ödemeden karısıyla cinsel ilişki kuran bir adam Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldi ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben hanımıma zıhar yaptım ve keffaret ödemeden de cinsel ilişki de bulundum” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah iyiliğini versin bunu neden yaptın?” buyurdu. Adam: “Ay ışığında hanımımın ayak bileğine taktığı bileziği gördüm onun için yaptım” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah’ın emrini yerine getirmeden ona yaklaşma” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 26; Ebû Davud, Talak: 17)
İkrime (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir adam karısına zıhar yapmıştı. Keffaretini ödemeden de hanımıyla cinsel ilişki de bulunmuştu. Bu durumu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e aktarınca Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bunu yapmana sebep ne idi” buyurdu. Adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah sana rahmet etsin. Ay ışığında onun ayak bileğine taktığı bileziği veya bacağını gördüm de o yüzden yaptım” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) “Allah’ın sana emrettiği şeyi yapıncaya kadar ondan ayrı kal” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 26; Ebû Davud, Talak: 17)
İkrime (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir adam Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek: “Ey Allah’ın Peygamberi, o kimse hanımına zıhar yaptı sonra da üzerine düşeni yapmadan (keffaret ödemeden) onunla münasebette bulundu durumu ne olacak?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bu işi yapmaya ne sebep oldu?” diye sorunca, o da şöyle dedi: “Ey Allah'ın Peygamberi! Ay ışığında onun bacağının beyazlığını gördüm.” O zaman Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Üzerine düşeni yapmadıkça hanımından uzak kal” buyurdu. (İbn Mâce, Talak: 26; Ebû Davud, Talak: 17)
Aişe (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bütün sesleri işiten Allah’a hamdolsun. Havle Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek kocasından şikayet etti. Söylediklerini duymadım fakat Allah: Mücadele sûresi 1-4 ayetlerini indirdi. (Tirmizî, Talak: 20; Ebû Davud, Talak: 17)
بَابُ: مَا جَاءَ فِي الْخُلْعِ
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Kocalarından ayrılmak, ve muhalea yapmak isteyen kadınlar münafıklardır. (Müsned: 8990)
Amre binti Abdurrahman (radıyallahü anh) Habibe binti Sehl’den aktarıyor. Habibe; Sabit b. Kays b. Şemmas’ın nikahı altındaydı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sabah namazı için çıkacaktı, kapısının önünde sabahın karanlığında Habibe binti Sehl’i gördü; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) “Sen kimsin?” diye sordu. O da: “Ben Habibe binti Sehlim Ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. “Nedir derdin?” deyince. “Ben ve Sabit bir arada yaşayamayız” dedi. Sabit b. Kays gelince Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona; “Bak bu Habibe binti Sehl olup söylenmesi gerekenleri hep söyledi” buyurdu. Habibe: “Ey Allah’ın Rasûlü! Onun bana verdiği her şey yanımdadır” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Sabit’e: “Ondan verdiklerini al” buyurdu. Sabit de aldı, Habibe de Sabit’ten ayrılmış olarak ailesinin yanında oturdu. (Ebû Davud, Talak: 18; İbn Mâce, Talak: 23)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Sabit b. Kays’ın karısı Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelip; ey Allah’ın Rasûlü! Ben Sabit’e karşı ne dini ne de ahlakî yönde bir ayıp işlemiyorum. Fakat Müslüman olarak küfre götürecek hareketleri de yapmak istemiyorum diyerek ayrılmak istediğini bildirdi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Sana mihir olarak verdiği bahçesini ona verdin mi?” buyurdu. O da: “Evet verdim” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Sabit’e: “Bahçeni al hanımını da bir talakla boşa” buyurdu. (Ebû Davud, Talak: 18; İbn Mâce, Talak: 23)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Bir adam Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek: “Karım hiçbir erkeği geri çevirmiyor ne yapmalıyım?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Dilersen onu boşa” buyurdu. Adam: “Gönlüm ona takılı kalacağından korkuyorum” dedi. “O zaman ondan istifade et hanımın olarak kalsın” buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, bir adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! Nikahımda bir hanımım var hiçbir erkeği geri çevirmiyor ne yapmalıyım?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu boşa” buyurdu. Adam: “Ondan ayrı kalmaya dayanamam” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öyleyse onu bırakma nikahında tut” buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
بَابُ: بَدْءِ اللِّعَانِ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ: اللِّعَانِ بِالْحَبَلِ
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Aclanlı karı koca arasında karşılıklı lanetleşme yaptırdı o sırada kadın zinadan dolayı hamile idi. (Buhârî, Talak: 32; Müslim, Lian: 1)
بَابُ: اللِّعَانِ فِي قَذْفِ الرَّجُلِ زَوْجَتَهُ بِرَجُلٍ بِعَيْنِهِ
Muhammed (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Enes b. M ali k’e karısını zina ederken gördüğünü söyleyen adamın durumunu sordum. Bu konuda bilgisi olduğunu tahmin ediyordum. Enes şöyle dedi: Hilal b. Ümeyye, Şerik b. Sahma ile karısının zina yaptığını iddia etti. Şerik, Bera b. M ali k’in ana bir kardeşiydi. İslâm’da karşılıklı lanetleşenlerin ilki idi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hanımıyla kendisini karşılıklı lanetleştirdi sonra da şöyle buyurdu: “Bu kadının doğacak çocuğuna bakıp gözetleyiniz teni beyaz, saçı düz ve gözü bozuk bir çocuk doğarsa bu çocuk Hilal b. Umeyye’dendir. Eğer doğacak çocuk gözleri sürmeli, kıvırcık saçlı ve ince baldırlı biri olursa o çocuk Şerik b. Sehma’ya aittir.” Ravi diyor ki: çocuk doğunca haberim oldu gözleri sürmeli, kıvırcık saçlı ve ince baldırlı imiş. (Müslim, Lian: 1; Müsned: 11997)
بَابُ: كَيْفَ اللِّعَانُ
Enes b. M ali k (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: İslâm da ilk lanetleşme şu idi: Hilal b. Ümeyye, Şerik b. Sahma karısının zina ettiğini söyledi ve durumu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e haber verdi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) “Dört şahit bulmalısın değilse sırtına değnekle had cezası uygulanır” buyurdular. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sözünü birkaç kere tekrarladı. Bunun üzerine Hilal: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’ta biliyor ki doğru söylüyorum Allah sırtımı had cezasından kurtaracak bir ayet indirecektir” dedi. O arada lian ayeti indi. (Nur sûresi 6-9 ayetler) Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Hilal’i çağırdı. Hilal dört defa doğru söylediğine dair Allah adına yemin ederek şahitlik yaptı. Beşinci olarak ta eğer yalan söylüyorsa Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasını istedi. Daha sonra kadın çağırıldı. Kadın da dört defa kocasının yalancı olduğuna dair Allah adına yemin edip şehadet etti. Dördüncü ve beşinci yemini yaparken Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) orada bulunanlara: “Kadını durdurup susturun! Çünkü bu beşinci azabı gerektirir” buyurdu. oradakilerin hatırlatmasıyla kadın biraz ağırlaşıp durakladı öyle ki biz kadının suçunu itiraf edeceğini sandık. Fakat kadın: “Kavmimi bu günden sonra rezil ve rüsvay edemem” diyerek yeminini tamamladı. Sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu kadına bakıp, “Takip ediniz eğer beyaz, düz saçlı ve gözü bozuk bir çocuk doğurursa bu çocuk Hilal b. Ümeyye’dendir. Eğer doğacak çocuk sürme gözlü, orta boylu ve baldırları ince biri olursa o çocuk Şerik b. Sehma’nındır.” Doğan çocuk sürmeli, orta boylu ve ince baldırlı idi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Eğer Allah’ın Kitabında lian hükmü indirilmemiş olsaydı ben o kadına zina cezası olan recmi uygulardım” buyurdu. (Müslim, Lian: 1; Müsned: 11997)
بَابُ: قَوْلِ الْإِمَامِ اللَّهُمَّ بَيِّنْ
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzurunda karşılıklı lanetleşmeden bahsedilince Asım b. Adiy bu konuda bir şey söyleyip çıkıp gitti. Sonra kendi kavminden bir adam gelerek karısıyla beraber bir erkeği yakaladığını söyledi. Asım: O söylediğim sözden dolayı imtihan olunuyorum başıma bu iş geldi diyor. O kimseyi doğru Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e götürdü. O adam karısının durumunu anlattı. Bu adam sarışın, az etli ve düz saçlı idi. Karısıyla birlikte gördüğü adam ise buğday tenli, kalın baldırlı, şişman biriydi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah’ım bu konuda gerçeği ortaya çıkar diye dua” etti. Daha sonra o kadın kocasının yakaladığını iddia ettiği adama benzeyen bir çocuk doğurdu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) o iki kişi arasında lanetleşme yaptırdı sonra orada bulunanlardan birisi İbn Abbas’a: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in “Eğer ben delilsiz bir kimseyi recm etmiş olsaydım bu kadını recm ederdim” dediği kadın bu mudur? diye sordu. İbn Abbas: “Hayır o kadın İslâm da kötülükler ortaya koyan biriydi” dedi. (Müslim, Lian: 1; Buhârî, Talak: 30)
Abdullah b. Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzurunda karşılıklı lanetleşmeden bahsedildiğinde Asım b. Adiy’de o konuda bir şeyler söyleyip çıkıp gitmişti. Çok geçmeden kendi kavminden bir adam onunla karşılaşıp karısıyla başka bir adamı yakaladığını söyledi. Asım b. Adiy o kimseyle birlikte Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldi. O adam onun karısını hangi halde bulunduğunu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e haber verdi. Bu adam yani kadının kocası sarışın, zayıf ve düz saçlı idi karısıyla birlikte yakaladığı adam ise esmer, kalın baldırlı ve kıvırcık saçlı idi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah’ım gerçeği ortaya çıkar” diye dua etti. Daha sonra kadın zina eden erkeğe benzer bir çocuk doğurdu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de bu kadınla kocası arasında mülaane yaptırdı. O toplantıda olanlardan biri İbn Abbas’a: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in “Eğer ben delilsiz bir kimseyi recm edecek olsaydım bu kadını recm ederdim” dediği kadın bu mudur? diye sordu. İbn Abbas’ta: “Hayır o İslâm da ilk kötülükleri ortaya çıkaran biriydi diye cevap verdi.” (Müslim, Lian: 1; Buhârî, Talak: 30)
بَابُ الْأَمْرِ بِوَضْعِ الْيَدِ عَلَى فِي الْمُتَلَاعِنَيْنِ عِنْدَ الْخَامِسَةِ
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, “Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), lanetleşecek çiftlere karşılıklı lanetleşme emrini verdikten sonra beşinci de elini ağzına kapamasını emreder ve beşinci yemin azabı gerektirir” buyurdu. (Ebû Davud, Talak: 27)
بَابُ عِظَةِ الْإِمَامِ الرَّجُلَ وَالْمَرْأَةَ عِنْدَ اللِّعَانِ
Said b. Cübeyr (radıyallahü anh) şöyle anlatıyor: İbn Zübeyr’in v ali liği zamanında bana lanetleşen iki kişinin araları ayrılır mı? diye sordular. Ne diyeceğimi bilemedim ve hemen kalkıp İbn Ömer’in evine gittim ve ona: “Ey Ebu Abdurrahman, lanetleşen iki kişinin araları ayrılır mı?” diye sordum. İbn Ömer: “Evet, Sübhanallah bunu ilk soran falan oğlu falandır. O şöyle demişti: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ne dersiniz? Bizden birisi karısını fahişe durumunda bulsa ne yapmalı? Eğer karısının zina ettiğini söylese dört şahitle ispatlanması gereken büyük bir şey iddia etmiş olacak. Eğer susmuş olsa yine büyük bir iş karşısında susmuş olacak.” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona cevap vermedi. Daha sonra o adam tekrar gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sana sorduğum mesele ile imtihan olunuyorum başıma geldi” dedi. Bunun üzerine Allah (c.c), Nur sûresinin 6-9 ayetlerini indirdi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de o iki kimse arasında karşılıklı lanetleşme yaptıracağında önce erkekten başladı ve ona bu ayetleri okudu, öğüt verdi, dünya azabının ahiret azabından daha hafif olduğunu söyledi. O adam: “Seni hak din ile gönderen Allah’a yemin olsun ki yalan söylemiyorum” dedi. İkinci olarak kadını çağırtıp ona da nasihat etti ve öğüt verdi. Bu sefer kadın: “Seni hak din ile gönderen Allah’a yemin olsun ki, O yalancıdır” dedi. Bunun üzerine mülaane yapılmak için önce erkekten başlandı. O erkek dört defa doğru söylediğine dair Allah adına yemin etti. Beşincide de: “Yalan söylüyorsam Allah’ın laneti benim üzerime olsun” dedi. İkinci olarak kadın çağrıldı. O da, dört defa kocasının yalan söylediğine dair Allah’a yemin etti, beşincide de kocası doğru söylüyorsa Allah’ın gazabının kendisi üzerine olmasını isteyerek yemin etti. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de onları ayırdı. (Müslim, Lian: 1; Ebû Davud, Talak: 27)
بَابُ: التَّفْرِيقِ بَيْنَ الْمُتَلَاعِنَيْنِ
Said b. Cübeyr (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Mus’ab lanetleşen karı kocayı ayırmadı. Said diyor ki: Bu durumu İbn Ömer’e anlattım; O şöyle dedi: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Aclanoğullarından iki kişinin arasını ayırmıştı.” (Müslim, Lian: 1; Ebû Davud, Talak: 27)
Said b. Cübeyr (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Ömer’e karısına zina suçu yükleyen adamın durumundan sordum şöyle dedi: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Aclan oğullarından bir çifti ayırmıştı sonra da şöyle demişti: “Allah biliyor ki ikinizden biri yalancıdır tevbe edip doğruyu söyleyen var mı?” Bunu üç sefer tekrarladı, ikisi de bu işten uzak durup iddialarından vazgeçmediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onları ayırdı. Eyyub diyor ki: Amr b. Dinar şöyle demişti: Bu olayda bir şeyler olmuştu ki onu size söylemek istemiyorum. O adam dedi ki: “Ya mallarım ne olacak?” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Sana mal yoktur. Eğer doğru sözlü biriysen verdiğin o mal (mihir) karşılığında onunla zifafa girdin eğer yalancı biriysen o kadın senden uzaktır” buyurdu. (Müslim, Lian: 1; Ebû Davud, Talak: 27)
Said b. Cübeyr (radıyallahü anh) şöyle anlatıyor: İbn Ömer’e lanetleşen karı kocanın durumunu sordum şöyle dedi: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), lanetleşen çifte hesabınız Allah’a aittir ikinizden biri mutlaka yalancıdır. Senin erkek olarak o kadının üzerinde bir hakkın yoktur.” Bunun üzerine o adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! Benim mehir olarak verdiğim malım ne olacak?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Senin o mihir olarak verdiğin malda bir hakkın yoktur, sen eğer bu konuda doğru söylüyorsan o mehri, o kadını kendine helâl etmek için vermiştin bu yüzden o mehir sana geri dönmez. Eğer zina isnadında yalancı isen o malı istemek sana çok uzaktır” buyurdu. (Ebû Davud, Talak: 27)
بَابُ: نَفْيِ الْوَلَدِ بِاللِّعَانِ وَإِلْحَاقِهِ بِأُمِّهِ
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivayete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir erkekle bir kadının arasında lanetleşme yaptırdı, o çifti ayırdı ve çocuğu da anneye verdi. (Ebû Davud, Talak: 34; Müslim, Lian: 1)
بَابُ: إِذَا عَرَّضَ بِامْرَأَتِهِ وَشَكَّتْ فِي وَلَدِهِ وَأَرَادَ الِانْتِفَاءَ مِنْهُ
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Fezare oğullarından bir adam Rasûlüllaha gelerek: “Karım siyah bir çocuk doğurdu ondan şüpheleniyorum” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Develerin var mı?” diye sordu. O adam: “Evet var” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onların renkleri nasıldır?” diye sordu. Adam: “Kırmızıdır” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onların arasında boz renkli var mı?” diye sordu. Adam: “Evet onların arasında boz renklisi de vardır” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O boz renkli develer nereden geldi?” dedi. O adam: “Soyunun bir damarına çekmiş olmalıdır” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “İşte oğlun da soyunun bir damarına çekmiştir” buyurdu. (Ebû Davud, Talak: 28; Müslim, Lian: 1)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Fezare oğullarından bir adam Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek; “Karım siyah bir çocuk doğurdu” diyerek o çocuğun kendisinden olmadığını söylemek isteyip reddetmek istiyordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Senin develerin var mı?” buyurdu. Adam: “Evet” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onların renkleri nasıldır?” diye sordu. Adam: “Kırmızıdır” diye cevap verdi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Aralarında boz renkli olanları var mıdır?” diye sordu. Adam: “Evet boz renkli olanları da var” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O boz renkliler nereden gelmiştir dersin” diye sordu. Adam: “Soyunda belki öyle bir damar vardır” dedi. O zaman Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öyleyse bu çocukta soyunun bir damarına çekmiştir” buyurdu. Ravi diyor ki: Böylece Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) o adamın çocuğunu reddetmesine izin vermedi. (Ebû Davud, Talak: 28; Müslim, Lian: 1)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bizler Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında otururken bir adam kalktı ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Siyah bir oğlum oldu” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O renk nereden gelmiş olabilir?” buyurdu. O adam: “Bilmiyorum” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Senin develerin var mı?” diye sordu. Adam: “Evet” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Renkleri nasıldır?” dedi. Adam: “Kırmızıdır” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Aralarında boz develer var mı?” buyurdu Adam: “Evet boz renkli develer de var” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onlar nereden gelmiş” diye sordu. Adam: “Bilmiyorum ama Ey Allah’ın Rasûlü! Soyunun bir damarına çekmiş olabilir” dedi. O zaman Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bu çocukta soyunun bir damarına çekmiş olabilir” buyurarak; “Bir adamın kendi karısından doğan bir çocuğu karısının zina ettiğini görmedikçe inkar edip kabul etmemesinin mümkün olmadığı şeklinde hüküm verdi.” (Ebû Davud, Talak: 28; Müslim, Lian: 1)
بَابُ: التَّغْلِيظِ فِي الِانْتِفَاءِ مِنَ الْوَلَدِ
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, bizzat kendisi Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den şöyle işitmiştir: Mülaane ayeti indiğinde Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ailesinden olmayan bir erkeği herhangi bir kadın evine alır ve zina ederse, Allah’tan bir şey istemeye hakkı yoktur. Allah onu Cennetine koymaz. Göz göre göre çocuğunu inkar eden bir adamın gözüne Allah perde çeker ve kıyamet günü geçmiş ve gelecek toplumların önünde onu rezil ve rüsvay eder.” (Ebû Davud, Talak: 28; Dârimi, Nikah: 42)
بَابُ: إِلْحَاقِ الْوَلَدِ بِالْفِرَاشِ إِذَا لَمْ يَنْفِهِ صَاحِبُ الْفِرَاشِ
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Doğan çocuk döşek sahibine aittir. Zina eden kimseye de mahrumiyet vardır.” (Dârimi, Nikah: 41; Ebû Davud, Talak: 34)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Doğan çocuk döşek sahibine aittir. Zina edene de mahrumiyet vardır.” (Dârimi, Nikah: 41; Ebû Davud, Talak: 34)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Sa’d b. ebi Vakkas ile Abd b. Zem’a bir erkek çocuğun nesebi hakkında münakaşa ettiler. Sa’d: Ey Allah’ın Rasûlü! Bu çocuk kardeşim Utbe b. Ebu Vakkas’ın çocuğudur. Bunun nesebinin kendisine ilhak edilmesini bana vasiyet etmiştir. Bakınız ona ne kadar da benzeşiyor kardeşim Utbe ile dedi. Abd b. Zem’a ise şöyle dedi: “Bu benim kardeşimdir, babamın döşeği üzerinde babamın cariyesinden doğmuştur” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Çocuğun kime benzediğine bakınca, onun Utbeye çok benzediğini gördü ve “Ey Abd! O, sana aittir. Çocuk döşek sahibinindir. Zina edene de mahrumiyet vardır. Ey Sevde binti Zem’a artık sen de Abdurrahman’ın yanında örtün” buyurdu. Abdurrahman da artık bir daha Sevde’yi görmedi. (Dârimi, Nikah: 41; Ebû Davud, Talak: 34)
Abdullah b. Zübeyr (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Zem’a’nın bir cariyesi vardı. onunla münasebette bulunuyordu. Başka birisinin de o cariye ile münasebeti olduğunu zannediyordu. Cariye, ilişki kurduğunu zannettiği adama benzer bir çocuk doğurdu. Zem’a, Cariye hamile iken vefat etmişti. Sevde bu durumu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e arzetti de Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Çocuk döşek sahibine aittir. Ey Sevde artık ondan uzak dur ve örtün çünkü o senin kardeşin değildir” buyurdu. (Müsned: 15542)
Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Çocuk döşek sahibine aittir. Zina edene ise mahrumiyet vardır.” (Ebû Davud, Talak: 28)
بَابُ: فِرَاشِ الْأَمَةِ
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Sa’d b. ebi Vakkas ile Abd b. Zem’a; Zem’anın oğlunun kime aid olduğu konusunda anlaşamadılar. Sa’d dedi ki: “Kardeşim Utbe bana vasiyette bulunup demişti ki: Mekke’ye geldiğinde Zem’a’nın cariyesinin çocuğuna bak, o benim oğlumdur.” Abd b. Zem’a ise: “O babamın cariyesinin çocuğudur, babamın döşeğinde doğmuştur. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) çocuğa baktı, açık bir şekilde Utbe’ye benzediğini gördü ve şöyle buyurdu: “Çocuk döşek sahibine aittir. Ey Sevde onun yanında tesettürlü bulun!” (Dârimi, Nikah: 41; Müslim, Rada: 10)
بَابُ: الْقُرْعَةِ فِي الْوَلَدِ إِذَا تَنَازَعُوا فِيهِ، وَذِكْرِ الِاخْتِلَافِ عَلَى الشَّعْبِيِّ فِيهِ فِي حَدِيثِ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ
Zeyd b. Erkam (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ali, Yemende iken kendisine üç kişi geldi. Bunlar bir temizlik süresi içersinde bir kadınla cinsel ilişkide bulunmuşlardı ve doğan çocuğun kime ait olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdi. Ali, o iki kimseye: “Çocuğun bu üçüncü kişiye ait olmasını kabul eder misiniz?” diye sordu. O ikisi “Hayır kabul etmeyiz” dediler. Ali, daha sonra diğer iki kişiye: “Çocuğun bu üçüncü şahsa ait olduğunu kabul eder misiniz?” diye sordu. Yine ikisi birden: “Hayır” dediler. Bunun üzerine Ali aralarında Kur’a çekti, çocuğu Kur’ayı kazanana verdi ve kadının diyetinin üçte ikisini ona yükledi. Bu olay Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)’e hatırlatılınca azı dişleri görününceye kadar güldü. (İbn Mâce, Ahkam: 20; Ebû Davud, Talak: 32)