Yine Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İmam, âmin dediğinde siz de âmin deyin çünkü melekler de âmin derler. Kimin âmin demesi meleklerin âmin demesine denk gelirse, Allah o kimsenin geçmiş günahlarını affeder.” (Dârimi, Salat: 38; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 14)
Sünen-i Nesâî › Kitâb 11 · Namaza BaşlamaKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
- 1بَابٌ: الْعَمَلُ فِي افْتِتَاحِ الصَّلَاةِ
- 2بَابٌ: رَفْعُ الْيَدَيْنِ قَبْلَ التَّكْبِيرِ
- 3بَابٌ: مَوْضِعُ الْإِبْهَامَيْنِ عِنْدَ الرَّفْعِ
- 4بَابٌ: مَوْضِعُ الْيَمِينِ مِنَ الشِّمَالِ فِي الصَّلَاةِ
- 5بَابٌ: النَّهْيُ عَنِ التَّخَصُّرِ فِي الصَّلَاةِ
- 6بَابٌ: الدُّعَاءُ بَيْنَ التَّكْبِيرَةِ، وَالْقِرَاءَةِ
- 7بَابُ الْبَدَاءَةِ بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ قَبْلَ السُّورَةِ
- 8بَابُ الْأَمْرِ بِالتَّأْمِينِ خَلْفَ الْإِمَامِ
- 9بَابُ الْقِرَاءَةِ فِي رَكْعَتَيِ الْفَجْرِ بِـ ﴿قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ﴾ وَ ﴿قُلْ هُوَ اللهُ أَحَدٌ﴾
- 10بَابُ الْفَضْلِ فِي قِرَاءَةِ الْمُعَوِّذَتَيْنِ
- 11بَابُ سُجُودِ الْقُرْآنِ السُّجُودُ فِي ص
- 12بَابُ: السُّجُودِ فِي ﴿إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ﴾
- 13بَابُ السُّجُودِ فِي الْفَرِيضَةِ
- 14بَابُ قِرَاءَةِ النَّهَارِ
- 15بَابُ إِسْمَاعِ الْإِمَامِ الْآيَةَ فِي الظُّهْرِ
- 16بَابُ الْقِرَاءَةِ فِي الْمَغْرِبِ بِقِصَارِ الْمُفَصَّلِ
- 17بَابُ رَفْعِ الصَّوْتِ بِالْقُرْآنِ
- 18بَابُ مَدِّ الصَّوْتِ بِالْقِرَاءَةِ
- 19بَابُ التَّكْبِيرِ لِلرُّكُوعِ
- 20بَابُ رَفْعِ الْيَدَيْنِ لِلرُّكُوعِ حِذَاءَ الْمَنْكِبَيْنِ
(11) Kitâb: Namaza Başlama
بَابُ الْبَدَاءَةِ بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ قَبْلَ السُّورَةِ
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İmam, Gayril mağdubi aleyhim veladdallin dediğinde sizler de âmin deyiniz çünkü melekler de âmin derler. İmam da âmin der kimin âmin demesi meleklerin âmin demesine uygun düşerse; Allah onun geçmiş günahlarını affeder.” (Dârimi, Salat: 38; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 14)
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İmam, âmin dediğinde sizde âmin deyiniz. Kimin âmin demesi meleklerin âmin demesine uygun düşerse geçmiş günahları affolunur.” (Dârimi, Salat: 38; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 14)
بَابُ الْأَمْرِ بِالتَّأْمِينِ خَلْفَ الْإِمَامِ
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İmam gayril mağdubi aleyhim veladd ali n” deyince; sizler “âmin” deyiniz. Kimin, âmin demesi meleklerin âmin demesine uygun düşerse geçmiş günahları affedilir.” (Dârimi, Salat: 38; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 14)
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz âmin derse Melekler de gökte âmin derler, sizden birinizin âmin demesi meleklerin amin demesine uygun düşerse geçmiş günahları affedilir.” (Dârimi, Salat: 38; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 14)
Muaz b. Rıfaa b. Rafi (radıyallahü anh), babasından aktararak şöyle der: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in arkasında namaz kıldım ve aksırdım ve şöyle dedim: “Elhamdü lillahi hamden kesîran Tayyiben mübareken fîh mübareken aleyhi kema yuhibbu Rabbuna ve Yerza” = En çok ve eksiksiz tüm övgüler Allah’a mahsustur. İyilikler ve bereket O’ndandır Rabbimin razı olduğu ve hoşlandığı gibi.” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), namazı bitirince döndü ve: “Kimsenin söylemediği o sözleri namazda söyleyen kimdi?” Sonra, ikinci sefer: “Kimdi o söyleyen” dedi. Rıfaa b. Rafi b. Afra: “Benim Ey Allah’ın Rasûlü” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Nasıl demiştin tekrar et” buyurdu. O da: “En çok ve eksiksiz tüm övgüler Allah’a mahsustur. İyilikler ve bereket O’ndandır. Rabbimin razı olduğu ve hoşlandığı gibi” dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Benliğim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki; bu duayı otuzdan fazla Melek birbiriyle yarış edercesine Allah’ın katına çıkarıyorlardı.” (Tirmizî, Salat: 296; Ebû Davud, Salat: 171)
Abdulcebbar b. Vail babasından naklediyor ve şöyle diyor: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in arkasında namaz kıldım, ellerini kulaklarının alt hizasına kadar kaldırdı. “Ğayril mağdubi aleyhim veladdâllîn” deyince “âmin” dedi. arkasında olduğum için bunu işittim. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), bir adamın şöyle dediğini işitti: “Elhamdü lillahi hamden kesiran tayyiben mübareken fih= En çok ve eksiksiz tüm övgüler Allah’a mahsustur. İyilikler ve bereketler O’ndandır” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), namazını bitirip selâm verince: “Namazda o sözü söyleyen kimdir?” diye sordu. Bir adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! benim ve bunu söylemekle kötü bir niyetim yoktu” deyince; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “On iki melek o sözü Allah katına çıkarmakta yarış etti, arşa varıncaya kadar kimse de onlara engel olmadı.” (Ebû Davud, Salat: 121; İbn Mâce, Salat: 2)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Haris b. Hişam Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e; “Sana vahiy nasıl geliyor?” diye sormuştu da, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bazen çıngırak sesi gibi gelir, o hal benden gidince Meleğin söylediğini bellemiş olurum, bana en ağır gelenide budur. Bazen de melek bana genç biri şeklinde gelir ve vahyi bana aktarır.” (Buhârî, Vahy: 1; Müslim, Fedail: 23)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Haris b. Hişam, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e vahyin nasıl geldiğini sormuştu da, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştu: “Bazen çıngırak sesi gibi gelir bu bana en ağır gelenidir, o durum benden kalkınca meleğin söylediğini aynen bellemiş olurum. Bazen de Melek bir adam şeklinde gelir ve benimle konuşur, ben de onun ne söylediğini iyice bellemiş olurum.” Aişe der ki: “Çok soğuk bir günde; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e vahiy geldiğini hatırlarım, o durum üzerinden kalkınca şakaklarından ter akıyordu.” (Buhârî, Vahy: 1; Müslim, Fedail: 23)
İbn Abbas (radıyallahü anh), Allah’ın; “Kıyâme sûresi 16-17 ayeti olan; “Vahyi çarçabucak almak için dilini kıpırdatma, onu topluca Sana öğretmek bize aittir” hakkında şöyle diyor: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), vahyin inişiyle alakalı bellemek için zorluk çeker ve dudaklarını kımıldatırdı. Allah ta: “Ey Peygamber! Sana inen vahyi acele belleyip ezberlemek için dilini kıpırdatma, çünkü onu senin kalbine yerleştirmek ve gerektiğinde okutturmak bizim işimizdir.” Ayetini indirdi. İbn Abbas diyor ki: Buradaki toplamak; kalbine yerleştiririz ve sonra sen onu okursun demektir. Kur’an’ı okuduğunuz zaman, onun okunuşuna uy demek Kur’an’ı sana okuduğumuzda onu dinle ve ona kulak ver demektir. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e Cibril geldiğinde, sükut edip onu dinlerdi. Cibril gidince getirdiği ayeti nasıl okumuşsa aynı şekilde okurdu. (Buhârî, Vahy: 2; Tirmizî, Tefsirül Kur’an: 72)
Ömer b. Hattab (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Hişam b. Hâkim b. Hızâm, Furkân sûresini okurken dinledim, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bana okutmadığı bazı lehçelerle okumuştu. “Bu sûreyi sana kim öğretti” diye sordum. “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)” dedi. Ben de: “Yalan söylüyorsun; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), sana bu şekilde okutmamıştır” dedim, elinden tutarak Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e götürdüm ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sen bana Furkân sûresini öğrettin fakat bu kimseden dinledim bana okuttuğun gibi okumadı” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ey Hişam oku bakalım“ dedi. Hişam önceki okuduğu gibi okudu. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bu sûre bu şekilde nazil olmuştur” dedi. Sonra: “Ey Ömer! Sen de oku” buyurdu. Ben de bildiğim şekliyle okudum yine bu sûre bu şekilde nazil olmuştur dedi ve şöyle devam etti: ”Bu Kur’an, yedi lehçe üzerine nazil olmuştur.” (Ebû Davud, Salat: 357; Tirmizî, Kıraat: 11)
Abdurrahman b. Abdulkari (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ömer b. Hattab’tan işittim şöyle diyordu: Hişam b. Hâkim’in Furkân sûresini okuduğunu dinledim, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bana öğrettiği şekilde okumuyordu. Az kalsın üzerine yürüyecektim. Namazı bitirinceye kadar bekledim sonra elbisesinden tutarak Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına getirdim ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu kimseden Furkân sûresini okuduğunu dinledim, bana öğrettiğin gibi okumuyordu” dedim. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ona: “Oku bakalım” dedi. O da, önceki okuduğu gibi okudu. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bu sûre bu şekilde nazil oldu buyurdu.” Sonra bana: “Oku bakalım sen de” dedi. Ben de bildiğim gibi okuyunca: ”Bu Kur’an; yedi harf üzere nazil olmuştur kolayınıza gelen şekilde okuyun” buyurdu. (Ebû Davud, Salat: 357; Tirmizî, Kıraat: 11)
Misver b. Mahreme ve Abdurrahman b. Abdilkari (radıyallahü anhümâ)’dan rivâyete göre, şöyle demişlerdir: Ömer b. Hattab’tan işittik şöyle diyordu: “Hişam b. Hakim’in, Furkân sûresini Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hayatında benim okuyup öğrendiğim gibi değil değişik bir sûretle okuduğunu işittim. Az kalsın namazda üzerine yürüyecektim, selâm verinceye kadar sabrettim selâm verdiğinde elbisesinden tutup; “Bu sûreyi bu şekilde okumayı sana kim öğretti” dedim. “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) öğretti” dedi. Ben de: “Yalan söyledin” dedim. “Allah’a yemin olsun ki Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sûreyi sana öğretmediği bir şekilde bana öğretmişti, seninki benim okuyuşuma benzemiyor” dedim ve birlikte Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ‘in yanına vardık; “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben bu kimseden Furkân sûresini bana öğrettiğin şeklin dışında değişik şekilde okuduğunu işittim. Halbuki bu süreyi bana siz okutup öğretmiştiniz” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), bana: “Onu bırak Ey Ömer” buyurdu ve: “Ey Hişam oku” dedi. Hişam da benim dinlediğim şekilde aynen okudu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bu sûre bu şekilde indirildi” dedi. Sonra bana “Ey Ömer sen oku bakalım” dedi. Ben de bana öğretip okuttuğu gibi okudum, bana da: “Bu sûre bu şekilde nazil oldu” dedi ve sonra şöyle buyurdu: “Bu Kur’an yedi harf üzere nazil olmuştur kolayınıza gelen şekilde okuyunuz.” (Ebû Davud, Salat: 357; Tirmizî, Kıraat: 11)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Übey b. Ka’b (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir sûreyi bana okutup öğretmişti. Bir defasında ben mescidde oturuyordum. Bir kimsenin benim okuduğumdan başka bir şekilde okuduğunu işittim ona: Sana bu sûreyi kim öğretti dedim. O da: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)” dedi. Benimle beraber gel Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e kadar gideceğiz dedim. O adamı Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e getirdim ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! bu adam bana öğrettiğin şeklin dışında okuyor” dedim. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ey Ubey! Oku” buyurdu. Ben de okudum bana: “Güzel okudun” buyurdu. Sonra, O adama: “Oku” dedi. O da, benimkinden farklı okudu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona da: “Güzel okudun” buyurdu. Sonra, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sözünü şöyle sürdürdü: “Ey Übey Kur’an yedi lehçe (lügat şive) üzere indirilmiştir. Onların hepsi yeterli ve şifa vericidir.” (Ebû Davud, Salat: 357; Müslim, Salatül: Müsafirin: 48)
Übey (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Müslüman olduktan sonra; Okuduğum bir ayeti, başkası başka bir şekilde okuyunca kalbime şüphe girdi, bu ayeti bana Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) okutup öğretti dedim. O da: “Bana da, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) okutup öğretti” dedi. Bunun üzerine hemen Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına geldim ve: “Ey Allah’ın Peygamberi! Bu ayeti bana şöyle öğretmiştin değil mi?” diye sordum. “Evet” buyurdu. Bu defa o adam: “Bu ayeti bana şu şekilde öğretmemiş miydin?” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yine: “Evet” dedi ve şöyle devam etti: “Cibril ve Mikail bana geldiler. Cibril sağıma Mikail soluma oturdu. Cibril: Kur’an’ı bir lügat (şive ve lehçe) üzere oku dedi. Bunun üzerine Mikail de bana: Fazlalaştırılmasını iste dedi bu şekilde yedi harf yedi lehçeye kadar çoğalmış oldu yani Cebrail yedi şekilde de okumuş oldu. Her harf (şive ve lehçe) yeterli ve şifa kaynağıdır. (Müslim, Salatül Müsafirin: 48; Ebû Davud, Salat: 357)
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kur’an’ı öğrenen ve ezberleyen kimsenin durumu bağlanmış devenin sahibi gibidir onu gözettiği sürece tutabilir onu bırakırsa kaçar gider.” (Müslim, Salatül Müsafirin: 33; Buhârî, Fedailül Kur’an: 26)
Abdullah b. Mes’ud (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kur’an’ı öğrenen hafızlardan birisinin şu ayeti unuttum demesi ne kötüdür. Belki de unutturuldu demelidir. Kur’an’ı daima okuyup Mutalaa ve müzakere edin çünkü Kur’an’ın hafızların hafızalarından kaçması, develerin iplerinden kurtulup kaçmasından daha hızlıdır.” (Müslim, Salatül Müsafirin: 33; Buhârî, Fedailül Kur’an: 26)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), sabah namazının ilk rekatında Bakara sûresi 136. ayeti olan: “Allah’a ve bize indirilene iman ettik.” Ayetini ikinci rekatta ise yine Maide sûresi 111. ayeti olan: “Biz Allah’a iman ettik bizim Müslüman olduğumuza şahit ol” ayetini okurdu. (Müslim, Salatül Müsafirin: 14)
بَابُ الْقِرَاءَةِ فِي رَكْعَتَيِ الْفَجْرِ بِـ ﴿قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ﴾ وَ ﴿قُلْ هُوَ اللهُ أَحَدٌ﴾
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), sabah namazının ilk rekatında Kafirûn sûresini, ikinci rekatında ise; İhlâs sûresini okurdu. (Müslim, Salatül Müsafirin: 14; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 102)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), sabah namazının sünnetini çok hafif kılıyordu, fazla uzatmıyordu, o derece ki Fatiha sûresini acaba okudu mu?” diyordum. (Müslim, Salatül Müsafirin: 13; Buhârî, Teheccüd: 28)
Şebib b. Ebûr Ravh (radıyallahü anh), Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından birinden naklediyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), bir seferinde sabah namazını kıldırıp orada Rûm sûresini okumuştu fakat karıştırdı. Namazı bitirince şöyle buyurdu: “Bu insanlara ne oluyor ki bizimle beraber namaz kılıyorlar ve temizliğe güzelce riayet etmiyorlar. Bizim Kur’an okuyuşumuzu onlar karıştırıyorlar.” (Müslim, 15211)
Ebû Berze (radıyallahü anh)’den rivâyete göre: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), sabah namazında altmış ile yüz ayet arasında okurdu.” (Buhârî, Mevakît: 28; Müslim, Salat: 35)
Ümmü Hişam binti Harise b. Numan (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Ben, Kâf sûresini Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ‘in arkasında namaz kılarken öğrendim.” (Müslim, Cuma: 12; Ebû Davud, Salat: 350)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Amr b.Hureys (radıyallahü anh) den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) den işittim sabah namazında tekvir sûresini okuyordu. (İbn Mâce, İkametü’s Salat: 5; Müslim, Salat: 35)
Abdurrahman b. Cübeyr b. Nüfeyr (radıyallahü anh), babasından naklederek şöyle dedi: Ukbe b. Amir Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: Nâs ve Felâk sûrelerinden sordu. Ukbe diyor ki: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), sabah namazında bize imam oldu ve bu iki sûre ile namaz kıldırdı. (Ebû Davud, Salat: 353; Darimi Fedailül Kur’an: 25)
بَابُ الْفَضْلِ فِي قِرَاءَةِ الْمُعَوِّذَتَيْنِ
Ukbe b. Amir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) İle beraberdim. O bineğindeydi ben ise elimi O’nun ayağı üzerine koyup dedim ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bana, Hud ve Yusuf sûrelerini öğretir misin?” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Allah katında, “Kul euzu birabbil felak” ve “Kul euzu birabbinnas” sûrelerinden daha değerli sûreler bulamazsın” dedi. (Ebû Davud, Salat: 353; Darimi Fedailül Kur’an: 25)
Yine Ukbe b. Amir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bana bu gece bir takım ayetler nazil olmuştur ki onların benzeri asla görülmemiştir. O ayetler nas ve felak sûreleridir.” (Ebû Davud, Salat: 354; Dârimi, Fedailül Kur’an: 25)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
İbn Abbas (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Cuma günü sabah namazında Elif lam mim tenzil, (yani Secde) sûresini ve Hel eta alel insan (yani İnsan = Dehr) sûresini okurdu. (İbn Mâce, İkametüs Salat: 6; Dârimi, Fedailül Kur’an: 19)
بَابُ سُجُودِ الْقُرْآنِ السُّجُودُ فِي ص
İbn Abbas (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Sâd sûresinde secde etti ve buyurdu ki: “Davud, tevbe etmek üzere secde etmişti. Biz de şükür olarak secde ederiz.” (Dârimi, Salat: 161; Ebû Davud, Salat: 332)
Cafer b. Mutt ali b ebi Vedaa (radıyallahü anh), babasından naklederek şöyle diyor: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Mekke’de iken Necm sûresini okudu ve secde etti. Yanındakiler de secde ettiler. Sadece ben başımı kaldırdım ve secde etmedim.” Ravi diyor ki: “Mutt ali b o zaman henüz Müslüman olmamıştı.” (Müsned: 17219)
Abdullah (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Necm sûresini okudu ve secde etti. (Ebû Davud, Salat: 331; Dârimi, Salat: 180)
Ata b. Yesar (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, bizzat kendisi Zeyd b. Sabit’e; imamla birlikte Cemaatin de okumasını sorunca, Zeyd şöyle cevap verdi: “Hiçbir şekilde imamla birlikte cemaatin okuması yoktur demiş ve şöyle demiştir: “Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzurunda Zeyd, Necm sûresini okumuştu da, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) secde etmemişti.” (Dârimi, Salat: 160)
بَابُ: السُّجُودِ فِي ﴿إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ﴾
Ebû Seleme b. Abdurrahman (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Ebû Hureyre, cemaatle namaz kıldırırken İnşikak sûresini okudu da secde etti. Namazı bitirince onlara; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bu sûrede secde yaptığını haber vermiştir. (Dârimi, Salat: 162; Ebû Davud, Salat: 331)
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), İnşikak sûresini okudu ve secde etti. (Dârimi, Salat: 162; Ebû Davud, Salat: 331)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Yine Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte İnşikâk ve Alak sûrelerini okuyunca secde etmiştik. (Ebû Davud, Salat: 331; Dârimi, Salat: 162)
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebû Bekir, Ömer ve onlardan daha hayırlı olan Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem); İnşikâk sûresinde secde ederlerdi. (Ebû Davud, Salat: 331; Darimi, Salat: 162)
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebû Bekir, Ömer ve onlardan daha hayırlı olan Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem); İnşikâk ve Alak sûrelerinde secde ederlerdi. (Ebû Davud, Salat: 331; Darimi, Salat: 162)
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte İnşikâk sûresi ve Alak sûresinde secde etmiştim. (Ebû Davud, Salat: 331; Darimi, Salat: 162)
بَابُ السُّجُودِ فِي الْفَرِيضَةِ
Ebû Rafi (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebû Hureyre’nin arkasında yatsı namazını kıldım, İnşikâk sûresini okudu ve secde etti, namazı bitirince ben: “Ey Ebû Hureyre! Biz bu secdeyi yapmazdık” dedim. Ebû Hüreyre dedi ki: “Ebû’l Kasım, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ben arkasında namaz kılarken secde etti. Ebû’l Kasım’a kavuşuncaya kadar bu sûrede secde etmeye devam edeceğim.” (Ebû Davud, Salat: 331; Darimi, Salat: 162)
بَابُ قِرَاءَةِ النَّهَارِ
Ata (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) şöyle demiştir: “Her namazda mutlaka kıraat vardır. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in açıktan okuduğu namazları biz de açıktan okuyarak kıldırdık gizli okuduğu namazlarda da gizlice okuyarak size namaz kıldırdık.” (Ebû Davud, Salat: 331; Darimi, Salat: 162)
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Her namazda okumak vardır; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in açıktan okuduklarında biz de açıktan okuduk gizli okuduklarında ise; biz de gizli olarak okuyup namaz kıldırdık. (Müslim, Salat: 11; Buhârî, Sıfatüs Salat: 23)
Bera (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in arkasında öğle namazı kılardık; Lokmân ve Zâriyât sûrelerinden ayetler okuduğunu duyardık.” (Müslim, Salat: 11; Buhârî, Sıfatü’s Salat: 23)
Ebû Bekir b. Nadr (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Biz Taff’da Enes’in yanındaydık. Enes oradakilere; Öğle namazı kıldırdı, namazını bitirince şöyle dedi: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte öğle namazını kılmıştım. Bize ilk iki rekatta A’lâ ve Ğâşiye sûrelerini okumuştu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Ebû Said el Hudri (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Öğle namazına başlanırdı. Bir kimse Baki’ye kadar gider tuvalet ihtiyacını giderir abdest alır tekrar gelir; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), daha ilk rekatta olurdu ve rekatı uzatırdı.” (İbn Mâce, İkametü’s Salat: 7; Müslim, Salat: 34)
Abdullah b. Ebî Katade babasından naklediyor: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize öğle namazını kıldırır ilk iki rekatında okuduğu ayetleri bazen duyardık. Öğle namazında ve sabah namazında ilk rekatları uzatırdı.” (İbn Mâce, İkametü’s Salat: 7; Müslim, Salat: 34)
بَابُ إِسْمَاعِ الْإِمَامِ الْآيَةَ فِي الظُّهْرِ
Abdullah b. ebî Katade (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Babam şöyle anlatıyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), öğle ve ikindi namazlarından ilk iki rekatında Fatiha ile birlikte iki sûre okurdu ve okuduğu ayetleri bize işittirirdi ve ilk rekatı da uzatırdı. (İbn Mâce, İkametü’s Salat: 8; Müslim, Salat: 34)