İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): Bir adama uğradı, o kimse başka birinin burnuna ip takarak Kâbe’yi tavaf ettiriyordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu ipi kopardı ve elinden tutarak götürmesini emretti. İbn Cüreyc der ki: Süleyman ’dan, Tavus’tan ve İbn Abbas’tan bildirildiğine göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Kâbe’yi tavaf eden iki insanın yanından geçiyordu, onlardan biri diğerinin eline ip veya değişik bir şey bağlanmış ve tavaf ediyorlardı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu eliyle kopardı ve “Elinden tutarak tavafını yap” buyurdu. (Ebû Davud, Eyman ve Nüzür: 23; Buhârî, Eyman ve Nüzür: 27)
Sünen-i Nesâî › Kitâb 35 · ZiraatKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
(35) Kitâb: Ziraat
Imran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a isyan olabilecek yerlerde ve kişinin elinde olmayan sahibi olmadığı şeylerde adak adanmaz.” (Müslim, Nezr: 3; İbn Mâce, Keffarât: 16)
Sabit b. Dahhak (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse yalan olarak İslâm’dan başka bir din adına yemin etse o dediği gibi olur. Kim de dünyada kendini bir aletle öldürürse kıyamet günü aynı şeyle azap edilir. Hiçbir kimse sahibi ve m ali ki olmadığı bir şey üzerine adak yapamaz.” (Buhârî, Eyman: 20; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 3)
Ukbe b. Âmir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Kız kardeşim yürüyerek Kâbe’ye gideceğini adamıştı ve bunu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den sormamı istedi. Sorduğumda Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Yürüsün yorulunca da binite binsin” buyurdular. (Müslim, Nüzür: 4; Ebû Davud, Eyman ve Nüzür: 23)
Ukbe b. Âmir (radıyallahü anh)’in haber verdiğine göre, şöyle demiştir: Kız kardeşim yalın ayak, başı çıplak yürümeyi adamıştı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona dedi ki: “Ona söyle, başını kapatsın ve bineğe binsin ve üç gün de oruç tutsun.” (Ebû Davud, Eyman ve Nüzür: 23; Müslim, Nüzür: 4)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, bir kadın gemiye bindi ve bir ay oruç tutmayı adadı, orucunu tutamadan da öldü. Kız kardeşi bu durumu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelip sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun yerine kendisinin (üç gün oruç) tutmasını emretti. (Ebû Davud, Eyman ve Nüzür: 26; Buhârî, Eyman ve Nüzür: 30)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre; Sa’d b. Ubâde, annesinin adak borcunu yerine getirmeden ölmesi üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den fetva istedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “O adağı sen yerine getiriver” buyurdu. (Ebû Davud, Eyman ve Nüzür: 26; Buhârî, Eyman ve Nüzür: 30)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre; Sa’d b. Ubâde, annesinin adak borcunu yerine getirmeden ölmesi üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den fetva istedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “O adağı sen yerine getiriver” buyurdu. (Ebû Davud, Eyman ve Nüzür: 26; Buhârî, Eyman ve Nüzür: 30)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre; Sa’d b. Ubâde, annesinin adak borcunu yerine getirmeden ölmesi üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den fetva istedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “O adağı sen yerine getiriver” buyurdu. (Ebû Davud, Eyman ve Nüzür: 26; Buhârî, Eyman ve Nüzür: 30)
Ömer (radıyallahü anh), İslâm’a girmeden önce Mescidi Haramda bir gece itikafa gireceğini nezretmişti. Bu durumu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e sorduğunda itikafa girmesini emretti. (İbn Mâce, Keffarât: 18; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 11)
Ömer (radıyallahü anh), İslâm’a girmeden önce Mescidi Haramda bir gece itikafa gireceğini nezretmişti. Bu durumu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e sorduğunda itikafa girmesini emretti. (İbn Mâce, Keffarât: 18; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 11)
Ömer (radıyallahü anh), İslâm’a girmeden önce Mescidi Haramda bir gece itikafa gireceğini nezretmişti. Bu durumu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e sorduğunda itikafa girmesini emretti. (İbn Mâce, Keffarât: 18; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 11)
Abdullah b. Ka’b b. M ali k (radıyallahü anh), babasından naklediyor. Ka’b tevbesi Allah tarafından kabul edildiğinde, Ey Allah’ın Rasûlü! tüm malımı Allah ve Rasûlü yolunda vakfedeyim mi? diye sormuştu da Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Malının bir kısmını kendine bırak bu senin için daha hayırlıdır” buyurdular. (Müslim, Tevbe: 9; Tirmizî, Tefsirü’l Kur’an: 10)
Ka’b b. M ali k (radıyallahü anh)’den Tebük savaşına katılmadığımdan dolayı işlediğim günah affedilip tevbem kabul edilince, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına oturdum ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Tevbem kabul olunduğu için malımın tamamını Allah ve Rasûlü uğrunda bağışlıyorum” dedim. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Malının bir kısmını kendine bırak bu senin için daha hayırlıdır” buyurdu. Bu sefer ben: “Hayber de hisseme düşen malı kendime bırakayım” dedim. (Müslim, Tevbe: 9; Tirmizî, Tefsirü’l Kur’an: 10)
Ka’b b. M ali k (radıyallahü anh), Tebük seferinden geri kalışının hikayesini anlatırken Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: “Ey Allah’ın Rasûlü! Tevbem kabul edildiği için malımın tamamını Allah ve Rasûlü yoluna sadaka ediyorum demiştim de Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Malının bir kısmını kendine bırak senin için bu daha hayırlıdır” buyurdu. Ben de: “Öyleyse Hayber’deki bana düşen hissemi kendime bırakıyorum” dedim. (Müslim, Tevbe: 9; Tirmizî, Tefsirü’l Kur’an: 10)
Ubeydullah b. Ka’b (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Babam şöyle anlatırken dinlemiştim dedi. Ka’b: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah beni doğruluğumdan dolayı kurtardı, tevbem de kabul edildi. Bu yüzden malımın tamamını Allah yolunda sadaka ediyorum” deyince, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Malının bir kısmını kendine tut böylesi senin için daha hayırlıdır” buyurdu. Bunun üzerine ben: “O halde Hayber’deki hissemi kendime bırakıyorum” dedim. (Müslim, Tevbe: 9; Tirmizî, Tefsirü’l Kur’an: 10)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Abdullah b. Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse yemin ederken inşallah derse, istisna etmiş olur yemini gerçekleşmez.” (İbn Mâce, Keffarât: 6; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 7)
Abdullah b. Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse yemin ederken inşallah derse, istisna etmiş olur yemini gerçekleşmez.” (İbn Mâce, Keffarât: 6; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 7)
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse yemin ederken inşallah = Allah dilerse derse, o kimse yemin ettiği şeyi yapıp yapmamakta serbesttir. Dilerse yapar dilerse terk eder.” (İbn Mâce, Keffarât: 6; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 7)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ukbe b. Amir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Adak’ın keffareti yemin keffareti gibidir.” (Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 7)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a isyan konusunda adak yapılmaz.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Aişe (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a isyan konusunda adak adanmaz eğer yapılırsa, keffareti yemin keffareti gibidir.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Aişe (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a isyan konusunda adak adanmaz eğer yapılırsa, keffareti yemin keffareti gibidir.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Aişe (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a isyan konusunda adak adanmaz eğer yapılırsa, keffareti yemin keffareti gibidir.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Aişe (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a isyan konusunda adak adanmaz eğer yapılırsa, keffareti yemin keffareti gibidir.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Aişe (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a isyan konusunda adak adanmaz eğer yapılırsa, keffareti yemin keffareti gibidir.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Aişe (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a isyan konusunda adak adanmaz eğer yapılırsa, keffareti yemin keffareti gibidir.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Imran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a isyan konusunda adak adanmaz eğer yapılırsa, keffareti yemin keffareti gibidir.” (Müslim, Nüzür: 5; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 6)
Imran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a isyan konusunda adak adanmaz eğer yapılırsa, keffareti yemin keffareti gibidir.” (Müslim, Nüzür: 5; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 6)
Imran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Öfkeli anda adak yapılmaz eğer bir kimse böyle bir şey yapar da adağını yerine getirmezse, keffareti yemin keffareti gibidir.” (Müslim, Nüzür: 5; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 6)
Imran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Öfkeli anda adak yapılmaz eğer bir kimse böyle bir şey yapar da adağını yerine getirmezse, keffareti yemin keffareti gibidir.” (Müslim, Nüzür: 5; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 6)
Imran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Öfkeli anda adak yapılmaz eğer bir kimse böyle bir şey yapar da adağını yerine getirmezse, keffareti yemin keffareti gibidir.” (Müslim, Nüzür: 5; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 6)
Imran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Adak iki çeşittir. Biri Allah’a itaat konusunda olup Allah içindir ve yerine getirilmesi gerekir. İkincisi Allah’a isyan konusunda yapılan adaktır ki bu şeytandandır. Yerine getirilmez yemin keffareti gibi keffaret gerekir.” (Müslim, Nüzür: 5; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 6)
Imran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, bir adam mahallesindeki mescidde namaz kılmamayı adamıştı. Imran diyor ki: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Öfkeli durumda adak adanmaz yapılırsa, keffareti yemin keffareti gibidir.” (Müslim, Nüzür: 5; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 6)
Imran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a isyan konusunda ve öfkeli durumda adak adanmaz, keffareti ise yemin keffareti gibidir.” (Müslim, Nüzür: 5; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 6)
Imran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a isyan konusunda adak adanmaz, keffareti yemin keffareti gibidir.” (Müslim, Nüzür: 5; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 6)
Imran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kişi sahibi olmadığı bir şeyde ve Allah’a isyan olan hususlarda adak yapamaz.” (Müslim, Nüzür: 5; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 6)
Abdurrahman b. Semûre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a isyan olan konularda ve kişinin sahibi olmadığı şeylerde adak yapması olmaz.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Imran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a isyan konusunda ve kişinin sahibi olmadığı şeylerde adak adaması caiz değildir.” (Müslim, Nüzür: 5; Tirmizî, Nüzür ve Eyman: 6)
بَابُ مَا الْوَاجِبُ عَلَى مَنْ أَوْجَبَ عَلَى نَفْسِهِ نَذْرًا فَعَجَزَ عَنْهُ
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kolları iki adamın omuzunda olduğu halde zorla yürüyen bir adam gördü ve: “Buna ne oldu” dedi. Onlar da: “Yürüyerek hacca gitmeyi adamıştı” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah, bu adamın kendisine zulmetmesine izin vermez ve onun zulmetmesine ihtiyacı yoktur. Ona emret bineğine binsin” buyurdular. (Müslim, Nüzür: 4; Ebû Davud, Eyman ve Nüzür: 23)
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), bir adamı iki kişinin omuzlarına dayanarak zorlukla yürüdüğünü görünce: “Buna ne oldu?” buyurdu. Onlar da: Yürüyerek Kâbe’ye gitmeyi adamıştı dediler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah’ın bu adamın canına azab etmesine ihtiyacı yoktur dedi ve binitine binmesini emretti.” (Müslim, Nüzür: 4; Ebû Davud, Eyman ve Nüzür: 23)
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir adamın iki oğlunun omuzlarına tutunarak zorla yürüdüğünü görünce: “Buna ne oldu” diye sordu. Yürüyerek Kâbe’ye gitmeyi adadı denildi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: “Allah, insanın canına böyle zulmetmesini istemez” buyurdu ve: “Bineğe binmesini” emretti. (Müslim, Nüzür: 4; Ebû Davud, Eyman ve Nüzür: 23)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse yemin ederken inşallah = Allah dilerse derse, istisna etmiş olur ve yemini gerçekleşmez.” (İbn Mâce, Keffarât: 6; Müsned: 7762)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Süleyman (aleyhisselâm) bu gece doksan hanımımı dolaşacağım ve hepside Allah yolunda savaşacak birer erkek çocuğu doğuracaklar deyince kendisine inşallah = Allah dilerse, de dediler. Fakat Süleyman inşallah demeden kadınlarını bir gecede dolaştı. Onlardan sadece bir tanesi doğum yaptı doğan çocukta yarım idi. Daha sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Eğer inşallah deseydi yemini yerini bulmuş olurdu ve istediğine kavuşurdu.” (Buhârî, Eyman ve Nüzür: 3; Müslim, Eyman: 5)
Ebu Said (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: “Bir işçi çalıştırırsan ona vereceğin ücreti bildir.” ( Müsned : 11222)
Hasan’ı Basri (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, “Ücreti bildirilmeden işçi çalıştırılmasını hoş görmediğini söyledi.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Ebu Süleyman (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, kendisine yemeği de dahil olmak üzere işçi çalıştırmanın hükmünü sordular. O da: “Kendisine ücretini bildirmeden kimse işçi çalıştırmasın” dedi. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Hammad ve Katade (radıyallahü anhümâ)’dan rivâyete göre, bir adam hakkında şöyle demişlerdi: Bir kimse bir kimseden Mekke’ye gitmek üzere bir binit kiralamış ve kiralarken bir ay kadar veya şu tarihe kadar demiş gününü belirlemiş süreyi geçerse, fazladan şu kadar bu kadar para vereceğini de söylemiş. Bu durum hakkında Hammad ve Katade : Zararı yok fakat bir aydan daha fazla zamanda giderse ücretini eksik vermesinin doğru olmadığını söylemişlerdir. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)