Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Aziz ve Celil olan Allah kendisi selâmdır. Namazda oturduğunuzda şöyle deyin. (Tahiyyat duası) Dilimizle, vücudumuzla ve tüm mallarımızla yapılan ibadetlerin hepsi sadece Allah’a mahsustur, tüm kulluk ve ibadetler O’ndan başkasına yapılamaz. Ey son Peygamber olan Muhammed, Allah’ın rahmeti, bereketi, selâm ve selâmeti senin üzerine olsun yine Allah’ın selâm ve saadeti bizim üzerimize ve Allah’ın hayırlı ve iyi işler işleyen kullarına olsun. Ben kabul eder ve şahitlik yaparım ki Allah’tan başka gerçek ilâh yoktur, yine kabul eder ve şahitlik yaparım ki Muhammed Allah’ın kulu ve peygamberidir.” Sonra dilediğini okuyabilir.” (Ebû Davud, Salat: 182; Müslim, Salat: 16)
Sünen-i Nesâî › Kitâb 13 · Namazda SehivKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
- 1بَابُ رَفْعِ الْيَدَيْنِ فِي الْقِيَامِ إِلَى الرَّكْعَتَيْنِ الْأُخْرَيَيْنِ
- 2بَابُ رَفْعِ الْيَدَيْنِ لِلْقِيَامِ إِلَى الرَّكْعَتَيْنِ الْأُخْرَيَيْنِ حَذْوَ الْمَنْكِبَيْنِ
- 3بَابُ رَفْعِ الْيَدَيْنِ، وَحَمْدِ اللهِ، وَالثَّنَاءِ عَلَيْهِ فِي الصَّلَاةِ
- 4بَابُ السَّلَامِ بِالْأَيْدِي فِي الصَّلَاةِ
- 5بَابُ رَدِّ السَّلَامِ بِالْإِشَارَةِ فِي الصَّلَاةِ
- 6بَابُ الرُّخْصَةِ فِيهِ مَرَّةً
- 7بَابُ: التَّشْدِيدِ فِي الِالْتِفَاتِ فِي الصَّلَاةِ
- 8بَابُ: الرُّخْصَةِ فِي الِالْتِفَاتِ فِي الصَّلَاةِ يَمِينًا وَشِمَالًا
- 9بَابُ: قَتْلِ الْحَيَّةِ وَالْعَقْرَبِ فِي الصَّلَاةِ
- 10بَابُ: الْمَشْيِ أَمَامَ الْقِبْلَةِ خُطًى يَسِيرَةً
- 11بَابُ: التَّصْفِيقِ فِي الصَّلَاةِ
- 12بَابُ: التَّسْبِيحِ فِي الصَّلَاةِ
- 13بَابُ: الْبُكَاءِ فِي الصَّلَاةِ
- 14بَابُ: لَعْنِ إِبْلِيسَ وَالتَّعَوُّذِ بِاللهِ مِنْهُ فِي الصَّلَاةِ
- 15بَابُ: إِتْمَامِ الْمُصَلِّي عَلَى مَا ذَكَرَ إِذَا شَكَّ
- 16بَابُ: التَّحَرِّي
- 17بَابُ: مَا يَفْعَلُ مَنْ صَلَّى خَمْسًا
- 18بَابُ: مَا يَفْعَلُ مَنْ نَسِيَ شَيْئًا مِنْ صَلَاتِهِ
- 19بَابُ: التَّكْبِيرِ فِي سَجْدَتَيِ السَّهْوِ
- 20بَابُ: صِفَةِ الْجُلُوسِ فِي الرَّكْعَةِ الَّتِي يَقْضِي فِيهَا الصَّلَاةَ
- 21بَابُ: مَوْضِعِ الذِّرَاعَيْنِ
- 22بَابُ: مَوْضِعِ الْكَفَّيْنِ
- 23بَابُ: قَبْضِ الْأَصَابِعِ مِنَ الْيَدِ الْيُمْنَى دُونَ السَّبَّابَةِ
- 24بَابُ: قَبْضِ الثِّنْتَيْنِ مِنْ أَصَابِعِ الْيَدِ الْيُمْنَى، وَعَقْدِ الْوُسْطَى وَالْإِبْهَامِ مِنْهَا
- 25بَابُ: بَسْطِ الْيُسْرَى عَلَى الرُّكْبَةِ
- 26بَابُ: الْإِشَارَةِ بِالْأُصْبُعِ فِي التَّشَهُّدِ
- 27بَابُ: النَّهْيِ عَنِ الْإِشَارَةِ بِأُصْبُعَيْنِ، وَبِأَيِّ أُصْبُعٍ يُشِيرُ
- 28بَابُ: إِحْنَاءِ السَّبَّابَةِ فِي الْإِشَارَةِ
- 29بَابُ: النَّهْيِ عَنْ رَفْعِ الْبَصَرِ إِلَى السَّمَاءِ عِنْدَ الدُّعَاءِ فِي الصَّلَاةِ
- 30بَابُ: إِيجَابِ التَّشَهُّدِ
- 31بَابُ: كَيْفَ التَّشَهُّدُ
- 32بَابُ: السَّلَامِ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ
- 33بَابُ: التَّمْجِيدِ وَالصَّلَاةِ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ فِي الصَّلَاةِ
- 34بَابُ: الْأَمْرِ بِالصَّلَاةِ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ
- 35بَابُ: كَيْفَ الصَّلَاةُ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ
- 36بَابُ: الْفَضْلِ فِي الصَّلَاةِ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ
- 37بَابُ: تَخْيِيرِ الدُّعَاءِ بَعْدَ الصَّلَاةِ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ
- 38بَابُ: الدُّعَاءِ بَعْدَ الذِّكْرِ
- 39بَابُ: التَّعَوُّذِ فِي الصَّلَاةِ
- 40بَابُ: تَطْفِيفِ الصَّلَاةِ
- 41بَابُ أَقَلِّ مَا يُجْزِئُ مِنْ عَمَلِ الصَّلَاةِ
- 42بَابُ السَّلَامِ
- 43بَابُ: مَوْضِعِ الْيَدَيْنِ عِنْدَ السَّلَامِ
- 44بَابُ: السَّلَامِ بِالْيَدَيْنِ
- 45بَابُ: السُّجُودِ بَعْدَ الْفَرَاغِ مِنَ الصَّلَاةِ
- 46بَابُ: سَجْدَتَيِ السَّهْوِ بَعْدَ السَّلَامِ وَالْكَلَامِ
- 47بَابُ: الِانْحِرَافِ بَعْدَ التَّسْلِيمِ
- 48بَابُ: الْأَمْرِ بِقِرَاءَةِ الْمُعَوِّذَاتِ بَعْدَ التَّسْلِيمِ مِنَ الصَّلَاةِ
- 49بَابُ: الِاسْتِغْفَارِ بَعْدَ التَّسْلِيمِ
- 50بَابُ التَّهْلِيلِ بَعْدَ التَّسْلِيمِ
- 51بَابُ: التَّعَوُّذِ فِي دُبُرِ الصَّلَاةِ
- 52بَابُ: عَقْدِ التَّسْبِيحِ
- 53بَابُ: تَرْكِ مَسْحِ الْجَبْهَةِ بَعْدَ التَّسْلِيمِ
- 54بَابُ: قُعُودِ الْإِمَامِ فِي مُصَلَّاهُ بَعْدَ التَّسْلِيمِ
- 55بَابُ: الِانْصِرَافِ مِنَ الصَّلَاةِ
- 56بَابُ: الْوَقْتِ الَّذِي يَنْصَرِفُ فِيهِ النِّسَاءُ مِنَ الصَّلَاةِ
- 57بَابُ: النَّهْيِ عَنْ مُبَادَرَةِ الْإِمَامِ بِالِانْصِرَافِ مِنَ الصَّلَاةِ
- 58بَابُ: ثَوَابِ مَنْ صَلَّى مَعَ الْإِمَامِ حَتَّى يَنْصَرِفَ
- 59بَابُ: الرُّخْصَةِ لِلْإِمَامِ فِي تَخَطِّي رِقَابِ النَّاسِ
- 60بَابُ: إِذَا قِيلَ لِلرَّجُلِ: هَلْ صَلَّيْتَ؟ هَلْ يَقُولُ: لَا
(13) Kitâb: Namazda Sehiv
بَابُ: كَيْفَ التَّشَهُّدُ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize tahiyyatta okuyacağımız duaları Kur’an’dan bir sûre öğretir gibi öğretirdi: “Allah’ın adıyla, Allah için diyerek; (Tahiyyat duası) “Dilimizle, vücudumuzla ve tüm mallarımızla yapılan ibadetlerin hepsi sadece Allah’a mahsustur, tüm kulluk ve ibadetler O’ndan başkasına yapılamaz. Ey son Peygamber olan Muhammed, Allah’ın rahmeti, bereketi, selâm ve selâmeti Senin üzerine olsun yine Allah’ın selâm ve saadeti bizim üzerimize ve Allah’ın hayırlı ve iyi işler işleyen kullarına olsun. Ben kabul eder ve şahitlik yaparım ki Allah’tan başka gerçek ilâh yoktur yine kabul eder ve şahitlik yaparım ki Muhammed Allah’ın kulu ve Peygamberidir.” Allah’tan Cenneti isterim, ateşinden, Cehenneminden de Allah’a sığınırım. (Müslim, Salat: 16; Ebû Davud, Salat: 182)
بَابُ: السَّلَامِ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ
Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’ın yeryüzünde dolaşan melekleri vardır, ümmetimin gönderdikleri salevatları bana ulaştırırlar.” (Dârimi, Rıkak: 58; Müsned: 4093)
Abdullah b. ebi Talha (radıyallahü anh) babasından naklediyor. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gün geldi, yüzünde sevinç alametleri vardı. Biz de: “Yüzünde sevinç alametleri görüyoruz” dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Bana bir melek gelerek; Ey Muhammed! Rabbin şöyle buyurur: “Sana bir salevat getirene benim on rahmet etmemi, bir selâm gönderene benim on defa lütuf ve yardımda bulunmam seni memnun eder mi?” (Dârimi, Rıkak: 58; Müsned: 15769)
بَابُ: التَّمْجِيدِ وَالصَّلَاةِ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ فِي الصَّلَاةِ
Fedale b. Ubeyd (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) namazda bir adamın dua ettiğini duydu. Ne Allah’ı yüceltiyor ne de peygambere salevat getiriyordu. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Acele ettin. Ey namaz kılan!” Sonra namazda neler okunacağını cemaate öğretti. Yine bir defasında Peygamber birinin namazda Allah’ı yücelten dualar okuduğunu, Allah’a hamdettiğini ve Peygambere salevat getirdiğini işitti. Bunun üzerine o adama: “Dua et kabul edilir, iste verilir” buyurdu. (Müslim, Salat: 7; Ebû Davud, Salat: 358)
بَابُ: الْأَمْرِ بِالصَّلَاةِ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ
Ebu Mes’ud el Ensarî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bizler Sa’d b. Ubâde’nin sohbetinde iken Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) çıkageldi. Beşir b. Sa’d Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: Ey Allah’ın Rasûlü, Aziz ve Celil olan Allah bizim sana salevat getirmemizi emretti. Bu sebeple Sana nasıl salevat getirelim. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) önce sustu. Bizlerde keşke Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e böyle bir soru sormasaydı dedik. Sonra şöyle salevat getirin buyurdu: (Salli Barik duaları) “Ey Allah’ım! Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’e, O’nun soy sop ve inanan yakınlarına; İbrahim (aleyhisselâm) ve O’nun soy sopuna yeryüzünde rahmet edip hoş muamele et. Ey Allah’ım, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’e, O’nun soy sop ve inanan yakınlarına İbrahim (aleyhisselâm)’ın soy sop ve inanan yakınlarını mübarek kılıp yeryüzünde bereketli hayatlar nasib ettiğin gibi mübarek kıl, Sen övülmeye layık ve şanı şerefi yüce olansın. Selâm da bildiğiniz gibidir.” (Müslim, Salat: 18; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 25)
بَابُ: كَيْفَ الصَّلَاةُ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ
Ebu Mes’ud el Ensarî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e şöyle denildi: “Sana Salat-ü selâm getirmekle emrolunduk, selâmı biliyoruz, salavatı nasıl getireceğiz?” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle deyiniz buyurdu: “Allah’ım, Muhammed’e ve İbrahim’e rahmet ettiğin gibi hoş muamele eyle. Allah’ım Muhammed’e, İbrahim’i mübarek kılıp bereketli hayatlar nasip ettiğin gibi mübarek kıl ve bereketli hayatlar nasib et.” (Müslim, Salat: 18; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 25)
Ka’b b. Ucre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sana selâm vermeyi biliyoruz fakat Sana nasıl salevat getireceğiz?” dedik. Şöyle deyiniz buyurdular: “Ey Allah’ım! Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’e, onun soy sop ve inanan yakınlarına; İbrahim (aleyhisselâm) ve O’nun soy sopuna ve inanan yakınlarına rahmet edip hoş muamele ettiğin gibi rahmet ederek, hoş muamele et. Allah’ım Muhammed’e (sallallahü aleyhi ve sellem), O’nun soy sop ve inanan yakınlarına İbrahim (aleyhisselâm)’ın soy sop ve inanan yakınlarına mübarek kılıp bereketli hayatlar nasip ettiğin gibi mübarek kıl ve bereketli hayatlar nasip et, sen övülmeye layık olan ve şanı, şerefi yüce olansın.” (Müslim, Salat: 18; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 25)
Ka’b b. Ucre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sana nasıl selâm vereceğimizi biliyoruz fakat Sana nasıl salavat getireceğiz dedik. Şöyle buyurdu: “Ey Allah’ım Muhammed (s.a.v.)’e onun soy sop ve inanan yakınlarına; İbrahim (aleyhisselâm) ve onun soyuna sopuna ve inanan yakınlarına rahmet edip hoş muamele ettiğin gibi rahmet ederek hoş muamele et. Allah’ım Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’e, O’nun soy sop ve inanan yakınlarına, İbrahim (aleyhisselâm)’ın soy sop ve inanan yakınlarına mübarek kılıp bereketli hayatlar nasib ettiğin gibi mübarek kıl ve bereketli hayatlar nasip et. Sen övülmeye layık olan ve şanı, şerefi yüce olansın.” (Müslim, Salat: 18; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 25)
İbn ebi Leyla (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ka’b b. Ucre bana dedi ki: “Sana bir hediye ikram edelim mi?; biz, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e Sana selâm getirmeyi biliyoruz fakat nasıl salevat getireceğiz diye sorduk ta, şöyle deyiniz demişti: “Ey Allah’ım! Muhammed (s.a.v.)’e O’nun soy sop ve inanan yakınlarına; İbrahim (aleyhisselâm) ve O’nun soy sopuna ve inanan yakınlarına rahmet edip hoş muamele ettiğin gibi rahmet ederek hoş muamele et. Allah’ım! Muhammed’e (sallallahü aleyhi ve sellem), O’nun soy sop ve inanan yakınlarına İbrahim (aleyhisselâm)’ın soy sop ve inanan yakınlarına mübarek kılıp bereketli hayatlar nasib ettiğin gibi mübarek kıl ve bereketli hayatlar nasip et. Sen övülmeye layık olan ve şanı, şerefi yüce olansın.” (Müslim, Salat: 18; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 25)
Musa b. Talha (radıyallahü anh), babasından rivâyet ederek şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sana nasıl salavat getireceğiz diye sorduk. O da şöyle deyiniz dedi: “Ey Allah’ım! Muhammed (s.a.v.)’e O’nun soy sop ve inanan yakınlarına; İbrahim (aleyhisselâm) ve O’nun soy sopuna ve inanan yakınlarına rahmet edip hoş muamele ettiğin gibi rahmet ederek; hoş muamele et. Allah’ım! Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’e O’nun soy sop ve inanan yakınlarına, İbrahim (aleyhisselâm)’ın soy sop ve inanan yakınlarına mübarek kılıp bereketli hayatlar nasib ettiğin gibi mübarek kıl ve bereketli hayatlar nasip et. Sen övülmeye layık olan ve şanı, şerefi yüce olansın.” (Müsned: 1323)
Musa b. Talha (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle diyor: Bir adam Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek; ey Allah’ın Peygamberi! Sana nasıl salevat getireceğiz diye sormuştu da; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle deyiniz buyurdu: ”Ey Allah’ım! Muhammed (s.a.v.)’e onun soy sop ve inanan yakınlarına; İbrahim (aleyhisselâm) ve onun soy sopuna ve inanan yakınlarına rahmet edip, hoş muamele ettiğin gibi rahmet ederek hoş muamele et. Allah’ım! Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’e O’nun soy sop ve inanan yakınlarına, İbrahim (aleyhisselâm)’ın soy sop ve inanan yakınlarına mübarek kılıp bereketli hayatlar nasib ettiğin gibi mübarek kıl ve bereketli hayatlar nasip et. Sen övülmeye layık olan ve şanı, şerefi yüce olansın.” (Müsned: 1323)
Musa b. Talha (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Zeyd b. Harice’ye, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e nasıl salevat getireceğini sordum. O da şöyle dedi: Ben de bunu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e sormuştum. O da şöyle cevap vermişti: “Bana salevat getirin, dua yapmaya gayret edin ve Allah’ım! Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’e ve O’nun soy ve sopuna ve inanan yakınlarına rahmet edip hoş muamele et.” (Müsned: 1621)
Ebu Said el Hudri (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sana nasıl selâm edeceğimizi biliyoruz fakat nasıl salevat getireceğiz” diye sorduk ta şöyle deyiniz buyurdu: (Yukardakilerden az farklı bir şekilde) (Müslim, Salat: 18)
Ebu Humeyd es Saidi (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ashab, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: “Sana nasıl salavat getireceğiz?” diye sordular. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de şöyle deyiniz buyurdu: (yukarıdakilerden farklı olarak hanımları ve kendisinden sonra gelecek nesli de ilave etmiş oluyor.) (Müslim, Salat: 18; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 125)
بَابُ: الْفَضْلِ فِي الصَّلَاةِ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ
Abdullah b. ebi Talha (radıyallahü anh), babasından naklediyor. Bir gün Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yüzünde sevinç alametleri vardı ve şöyle buyurdu: “Cibril (radıyallahü anh), Bana geldi ve şöyle dedi: “Ey Muhammed! Üm metin den birinin sana bir salevat getirmesiyle benim ona, on rahmet etmem, ve onun sana bir selâm vermesiyle benim ona, on selâm etmem Seni memnun etmez mi? dedi.” (Müslim, Salat: 17; Dârimi, Rikak: 58)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim Bana bir salevat getirirse, Allah ta o kimseye on defa rahmet eder.” (Dârimi, Rıkak: 58; Müslim, Salat: 18)
Enes b. M ali k (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim bana bir salevat getirirse, Allah o kimseye on defa rahmet eder, on tane hatasını siler ve derecesini de on kat artırır.” (Dârimi, Rıkak: 58; Müslim, Salat: 18)
بَابُ: تَخْيِيرِ الدُّعَاءِ بَعْدَ الصَّلَاةِ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Enes b. M ali k (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Ümmü Süleym Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldi ve Ey Allah’ın Rasûlü! namazdan sonra yapacağım duayı öğret dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “On defa “Sübhanallah” de On defa “Elhamdülillah” de On defa da “Allahüekber” de daha sonra da ihtiyacın olan şeyleri iste daha sonra da istediğin verilir manasına “evet, evet” buyurdu.” (İbn Mâce, İkametü’s Salat: 32; Tirmizî, Salat: 302)
بَابُ: الدُّعَاءِ بَعْدَ الذِّكْرِ
Enes b. M ali k (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber oturuyordum. Adamın biri de namaz kılıyordu. Adam rükû’ ve secdelerini yapıp teşehhüdde tahiyyatı okuduktan sonra şöyle dua etti: “Allah’ım sadece Senden isterim, hamd Sana mahsustur. Senden başka gerçek ilâh yoktur. Başa kakmadan her şeyi çok çok veren Sensin, gökleri ve yeri eşsiz biçimde yaratan Sensin. Ey büyüklük ve ikram sahibi olan Allah’ım, devamlı diri olan Sensin, bizzat kimseye muhtaç olmadan hayatını devam ettiren Sensin, sadece Senden istiyorum. Adamın bu duası üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), ashabına: “Nasıl dua ettiğini biliyor musunuz?” dedi. Onlar da: “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir” dediler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “O, canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki o Allah’a ismi azam duasıyla dua etti. Allah böyle yapılan duayı kabul eder ve bu dua ile istendiğinde de mutlaka verir” buyurdu. (Ebû Davud, Salat: 358)
Mihcen b. Edra’ (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) mescide girdi adamın biri de namazını bitirmiş teşehhüdde oturuyor ve şöyle dua ediyordu: “Ey Allah’ım! Ya Allah sadece senden isterim çünkü sen her bakımdan tek ve bir olansın. Herkesin ve her şeyin ihtiyacını karşılayansın, doğmadın ve doğurmadın, hiçbir şey Sana denk olamaz. Günahlarımı bağışlamanı senden istiyorum. Sen çok affedici ve merhametlisin.” Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Üç defa günahları bağışlandı” buyurdu. (Ebû Davud, Salat: 358; İbn Mâce, Dua: 9)
Ebu Bekir es Sıddık ve Abdullah b. Amr (radıyallahü anhümâ)’dan rivâyete göre, şöyle demişlerdir: Ebu Bekir, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bana bir dua öğretde namazlarımda onu okuyayım demişti. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de şöyle dua et dedi: “Allah’ım! Kendime pek çok zulmettim, Senden başka günahları kimse affedemez. O yüzden lütfunla benim günahlarımı affet, bana acı çünkü Sen çok affedici ve merhamet edensin.” (Buhârî, Deavat: 16; Müslim, Zikir ve Dua: 13)
Muaz b. Cebel (radıyallahü anh), anlatıyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), elimden tutarak; “Ey Muaz seni seviyorum” dedi. “Ben de seni seviyorum Ey Allah’ın Rasûlü” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Öyleyse her namazda şu duayı yapmayı ihmal etme: “Rabbim! Seni zikretmek Sana şükretmek ve Sana daha güzel ibadetler yapmak için bana yardım et.” (Ebû Davud, Salat: 361)
Şeddat b. Evs (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) namazlarında şöyle dua ederdi: “ Allah’ım! Her türlü hayırlı işlerimde Senden sebat ve azimet istiyorum. Ve Senden verdiğin nimetlerine şükür ve Sana güzel ibadet etme gücü vermeni isterim. Ve Senden dürüst bir kalb ve doğruları söyleyen bir dil isterim. Senden bildiğin hayırları isterim, bildiğin şerlerden Sana sığınırım, bildiğin hatalarımdan dolayı Senden af dilerim…” (Tirmizî, Deavat: 17)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Kays b. Ubâde (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ammar b. Yasir cemaate biraz acele namaz kıldırmıştı. Cemaat bunu hoş karşılamamıştı. Bunun üzerine Ammar: “Rükû’ ve secdeleri tam yapmadım mı?” dedi. Cemaat: “Evet” dediler. Ammar: “Kısa kıldırdım ama namazda Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yaptığı duayı yaptım” dedi ve şu duayı okudu: “Gaybı bilen ve gücünle her şeyi yaratan sensin. Yaşamamın hayırlı olduğunu bildiğin sürece beni yaşat ölümüm benim için hayırlı ise beni vefat ettir, gizli ve açık her anımda senden korkmamı isterim. Sakin h ali mde ve kızgın h ali mde kelime-i tevhid üzere olmayı isterim. Senden bitmeyen nimet, kesintisiz göz aydınlığı, senin hükmüne razı olmayı isterim, öldükten sonra rahat bir yaşayış isterim. Cem ali ne bakma lezzeti ve Sana kavuşma arzusu isterim, sıkıntı veren felaketlerden Sana sığınırım. Saptırıcı fitnelere düşmekten de yine Sana sığınırım. Allah’ım! Bizi iman nimetiyle süsle ve doğru yola kavuşanlara rehber kıl.” (Müsned: 17604)
بَابُ: التَّعَوُّذِ فِي الصَّلَاةِ
Ferve b. Nevfel (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Aişe’ye, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in namazda yaptığı duayı söylemesini istedim. O da şöyle buyurdu: “Evet, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) namazda şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Yaptıklarımın şerrinden Sana sığınırım, yapmadıklarımın şerrinden de Sana sığınırım.” (Müsned: 17604)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e kabir azabından sordum “Evet kabir azabı haktır” buyurdu. Aişe diyor ki: “Benim bu sorumdan sonra O’nun, kabir azabından Allah’ sığınmadan namaz kıldığını görmedim.” (Buhârî, Cenaiz: 86; Müslim, Mesacid: 24)
Aişe (radıyallahü anha)’nın haber verdiğine göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) namazda şöyle dua ediyordu: “Allah’ım! Kabir azabından Sana sığınırım, Mesih decc ali n fitnesinden Sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnelerinden Sana sığınırım. Allah’ım, günah işlemekten ve borçtan Sana sığınırım.” Birisi: “Borçtan ne kadar çok Allah’a sığınıyorsun” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kişi borçlanınca yalan söylemek mecburiyetinde kalır, söz verir sözünde duramaz.” (Müslim, Zikir ve Dua: 15; Ebû Davud, Salat: 367)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sizden biri teşehhüd için oturduğunda dört şeyden Allah’a sığınsın; Cehennem azabından, kabir azabından, ölüm ve hayatın fitnelerinden ve Mesih decc ali n şerrinden sonra kalbine doğan dualardan istediğini yapsın.” (Buhârî, Cenaiz: 86; Müslim, Mesacid: 24)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) namazında teşehhüdden sonra şöyle dua ederdi: “Sözlerin en güzeli Allah’ın kelamıdır yolların en güzeli Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yoludur.” (Müsned: 14445)
بَابُ: تَطْفِيفِ الصَّلَاةِ
Huzeyfe (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, bizzat kendisi acele namaz kılan birini gördü ve: “Ne zamandan beri böyle namaz kılıyorsun” dedi. O da: “Kırk yıldır böyle kılıyorum” deyince, Huzeyfe: “Öyleyse kırk yıldır namaz kılmıyorsun demektir. Eğer bu şekilde namaz kılarken ölürsen, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’in namazı gibi namaz kılmamış olursun” dedi. Ve şöyle devam etti: “Kişi acele olarak namaz kılabilir ama tüm erkanına uyarak, güzel bir şekilde kılmalıdır.” (Buhârî, Salat: 17; Müsned: 22271)
بَابُ أَقَلِّ مَا يُجْزِئُ مِنْ عَمَلِ الصَّلَاةِ
Ali b. Yahya (radıyallahü anh), babasından, O da Bedir harbinde bulunan amcasından aktardığına göre, adamın biri mescide gelip namaz kıldı. Rasûlüllah onu göz ucuyla denetliyordu, biz farkında değildik. Adam namazını bitirince döndü ve Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e selâm verdi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de şöyle buyurdu: “Dön, tekrar namaz kıl çünkü sen namaz kılmış olmadın.” Adam döndü namaz kıldı tekrar dönüp Peygambere geldi ve selâm verdi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), tekrar: “Dön namaz kıl sen namaz kılmış olmadın” buyurdu. Bu iş iki veya üç kere tekrarlandı. Bu sefer o adam: “Sana ikramda bulunan Allah’a yemin ederim ki elimden geldiği kadar eksiksiz kılmaya gayret ettim fakat kılabileceğim budur. Bana nasıl kılacağımı öğretir misin?” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Namaz için kalktığında güzel bir şekilde abdest al sonra kıbleye yönel ve tekbir al, gerekenleri oku sonra rükû’a git, rükû’da başınla belin aynı hizada olacak şekilde dur sonra kalk, dimdik oluncaya kadar sonra secdeye git, erkanına uyarak secdeyi yap. Secdeden kalktığında yine belini iyice doğrult sonra tekrar secdeye var, erkanına uyarak tekrar secdeyi yap. Sonra kıyama kalk ve ikinci rekata başla namazını bitirinceye kadar tüm rekatları böylece kıl.” (Buhârî, Sıfatü’s Salat: 42; Ebû Davud, Salat: 148)
Ali b. Yahya b. Hallad b. Rafi’ b. M ali k el Ensârî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Babam, Bedir savaşında bulunan amcamdan naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte mescidde oturuyorduk. Bir adam gelip iki rekat namaz kıldı sonra gelip Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e selâmını verdi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), onun namaz kılışını gözetliyordu, selâm aldıktan sonra adama: “Dön, tekrar namaz kıl çünkü sen namaz kılmış olmadın” dedi. Adam, döndü namaz kıldı, tekrar dönüp geldi ve Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e selâm verdi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) selâmını aldı ve tekrar: “Dön ve namaz kıl, sen namaz kılmış olmadın” buyurdu. Üçüncüde veya dördüncü de adam: Sana, Kitabı indiren Allah’a yemin ederim ki çok gayret ediyorum, hırslanıyorum fakat kılabildiğim bu kadar dedi. Bana nasıl kılınacağını öğret dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Namaz kılmak istediğinde güzelce abdestini al sonra kıbleye dön, tekbir al sonra okunması gerekenleri oku sonra rükû’ yap, rükû’da başın ile belin aynı hizada olsun sonra dosdoğru doğrul, ayakta dur. Sonra secdeye git, secdede bir süre dur. Sonra doğrularak otur, sonra tekrar secdeye var, secdede bir miktar dur sonra secdeden kıyama kalk namazının tüm rekatlarını bu şekilde tamamlarsan tam kılmış olursun. Böyle kılmaz isen namazında noksanlık olmuş olur.” (Buhârî, Sıfatü’s Salat: 42; Ebû Davud, Salat: 148)
Sa’d b. Hişam (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ey Mü’minlerin annesi! Bana, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in nasıl vitir kıldığını anlat dedim, şöyle dedi: “Misvak ve abdest suyunu hazırladık, Allah O’nu ne zaman dilerse uyandırırdı. O da hemen dişlerini misvaklar, abdest alır ve sekiz rekat namaz kılardı ancak sekizinci rekatte oturur; Aziz ve Celil olan Allah’ı zikreder, dua eder sonra bize işittirecek şekilde selâm verirdi.” (İbn Mâce, İkametü’s Salat: 123)
بَابُ السَّلَامِ
Amir b. Sa’d (radıyallahü anh), babasından naklediyor ve diyor ki: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), namazını bitirince sağa ve sola selâm verirdi. (İbn Mâce, İkametü’s Salat: 28; Müslim, Mesacid: 22)
Sa’d (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i namazda yanağının beyazlığı görünecek şekilde sağına ve soluna selâm verirken gördüm. (Ebû Davud, Salat: 189; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 28)
بَابُ: مَوْضِعِ الْيَدَيْنِ عِنْدَ السَّلَامِ
Câbir b. Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in arkasında namaz kıldığımızda (Mis’ar eliyle işaret ederek) “Esselâmü aleyküm, esselâmü aleyküm” derdik ve sağa sola selâm verirdik. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ne oluyor bu insanlara ki şahlanmış atın ön ayaklarını kaldırdığı gibi ellerini kaldırarak selâm veriyorlar elleri uylukları üzerinde olduğu halde sağındaki ve solundaki kardeşlerine selâm vermeleri yetmez mi?” (Müslim, Salat: 27; Ebû Davud, Salat: 189)
Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i namaz kılarken gördüm. Her eğilirken ve doğrulurken, kıyama kalkarken ve otururken sağına soluna selâm verirken hep görmüşümdür. Başını sağa sola çevirerek esselâmü aleyküm ve rahmetullahi derdi. Yanağının beyazlığı görünürdü. Ebu Bekir ve Ömer’i de gördüm, onlar da aynen böyle yapıyorlardı. (Tirmizî, Salat: 226; Dârimi, Salat: 87)
Vâsi b. Habban (radıyallahü anh), Abdullah b. Ömer’e; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in nasıl namaz kıldığını sordu, o da şunları söyledi: Her iniş ve kalkışında tekbir alır “Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi” der sağına selâm verir yine “Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi” der soluna selâm verirdi. (Müsned: 6101)
Vâsi b. Habban (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Ömer’e dedim ki: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in nasıl namaz kıldığını bana haber verirmisin?” Tekbirlerini anlattıktan sonra dedi ki sağına selâm verirken “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” derdi yine soluna selâm verirken de “Esselâmü aleyküm” derdi. (Müsned: 6109)
Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), sağına ve soluna selâm verirken yanağının beyazlığını görür gibiyim. “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” derdi. (Müslim, Mesacid: 22; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 28)
Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) sağına selâm verirdi, yanağının beyazlığı gözükürdü. Soluna selâm verince de sol yanağının beyazlığı görünürdü. (Müslim, Mesacid: 22; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 28)
Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) sağına ve soluna selâm verirken, “Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi, esselâmü aleyküm ve rahmetullahi” derdi. Yanağının beyazlığı hem o taraftan hem de öteki taraftan görünürdü. (Müslim, Mesacid: 22; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 28)
Abdullah b. Mes’ud (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) sağına selâm verirken “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” derdi ve yanağının beyazlığı gözükürdü. Soluna selâm verirken de yine “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah der sol yanağının beyazlığı gözükürdü. (Müslim, Mesacid: 22; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 28)
بَابُ: السَّلَامِ بِالْيَدَيْنِ
Câbir b. Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte namaz kıldım, selâm verirken ellerimizle de işaret ederek “Esselâmü aleyküm” derdik. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bizim böyle yaptığımızı görünce, bize baktı ve şöyle buyurdu: “Size ne oluyor da şaha kalkmış at gibi selâm verirken ellerinizi kaldırıyorsunuz. Sizden biri selâm vereceğinde yanındaki arkadaşına dönsün ve selâmını versin fakat elini kaldırmasın.” (Ebû Davud, Salat: 190; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 28)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
بَابُ: السُّجُودِ بَعْدَ الْفَرَاغِ مِنَ الصَّلَاةِ
Urve (radıyallahü anh)’den aktarıldığına göre, Aişe şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yatsı namazını kıldıktan sonra Fecr vaktine kadar on bir rekat namaz kılardı, tek rekatla da vitir kılardı. Sonra da bir secde yapar ve başını kaldırmadan sizin elli ayet okuyacağınız kadar secdede kalırdı.” (Müslim, Mesacid: 19; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 136)