Yine Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Süheyl b. Beyza’nın namazını mescidin içerisinde kılmıştı. (Müslim, Cenaiz: 34; Muvatta', Cenaiz: 8)
Sünen-i Nesâî › Kitâb 21 · CenâzelerKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
- 1بَابُ تَمَنِّي الْمَوْتِ
- 2بَابُ تَلْقِينِ الْمَيِّتِ
- 3بَابُ عَلَامَةِ مَوْتِ الْمُؤْمِنِ
- 4بَابُ مَا يُلْقَى بِهِ الْمُؤْمِنُ مِنَ الْكَرَامَةِ عِنْدَ خُرُوجِ نَفْسِهِ
- 5بَابُ الرُّخْصَةِ فِي الْبُكَاءِ عَلَى الْمَيِّتِ
- 6بَابُ ثَوَابِ مَنِ احْتَسَبَ ثَلَاثَةً مِنْ صُلْبِهِ
- 7بَابُ النَّعْيِ
- 8بَابُ الْأَمْرِ بِالْقِيَامِ لِلْجِنَازَةِ
- 9بَابُ الثَّنَاءِ
- 10بَابُ تَرْكِ الصَّلَاةِ عَلَى الْمَرْجُومِ
- 11بَابُ ثَوَابِ مَنْ صَلَّى عَلَى جِنَازَةٍ
- 12بَابُ: مُوَارَاةِ الْمُشْرِكِ
- 13بَابُ: مَا يُسْتَحَبُّ مِنْ إِعْمَاقِ الْقَبْرِ
- 14بَابُ مَا يُسْتَحَبُّ مِنْ تَوْسِيعِ الْقَبْرِ
- 15بَابُ: إِخْرَاجِ الْمَيِّتِ مِنَ الْقَبْرِ بَعْدَ أَنْ يُدْفَنَ فِيهِ
(21) Kitâb: Cenâzeler
بَابُ تَرْكِ الصَّلَاةِ عَلَى الْمَرْجُومِ
Ebu Umâme Sehl b. Huneyf (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Medine’nin kenar mahallelerinde oturan fakir bir kadın rahatsızdı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), ashabına onun durumunu sorar ve öldüğünde bana haber verin de namazını kıldırayım buyururdu. Sonunda kadın öldü. Yatsı namazından sonra onu Medine’ye getirdiler, geldiklerinde Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) uyumuştu. O’nu uyandırmayı hoş görmediler ve namazını kılıp Baki-ul Gargad mezarlığına defnettiler. Sabah olunca, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) o kadından sordu. Onlar da: “Defnedildi, Ey Allah’ın Rasûlü! Geceleyin sana geldik. Seni uyur bulduk, uyandırmak ta istemedik” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Haydi kabrini Bana gösterin” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yürüdü, onlarda birlikte yürüdüler ve kabrini gösterdiler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) namaza durdu, onlar da arkasında saf tuttular. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) o kadının cenaze namazını kıldı ve dört tekbir aldı. (Buhârî, Cenaiz: 5; Muvatta', Cenaiz: 5)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kardeşiniz Necaşi ölmüştür. Kalkın ve onun namazını kılın.” Kendisi kalktı, bizi de cenaze önünde saf bağlandığı gibi saf yaptı ve Necaşi adına gıyabi cenaze namazı kıldı. (Müslim, Cenaiz: 22; İbn Mâce, Cenaiz: 33)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Necaşi’nin öldüğü gün onun ölüm haberini ashabına haber vermişti. Sonra cemaatle birlikte musallaya çıkıp ashabını saf tutturdu ve Necaşi’nin cenaze namazını kıldırdı ve bu namazda dört tekbir almıştı. (Müslim, Cenaiz: 22; İbn Mâce, Cenaiz: 33)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine’de, Necaşi’nin öldüğünü ashabına haber verdi. Ashab, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in arkasında saf oldular. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Necaşi için gıyâben cenaze namazı kıldı ve dört tekbir aldı. (Müslim, Cenaiz: 22; İbn Mâce, Cenaiz: 33)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kardeşiniz Necaşi vefat etmiştir. Kalkın onun namazını kılın.” İki saf olmuştuk. (Müslim, Cenaiz: 22; İbn Mâce, Cenaiz: 33)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Necaşi için cenaze namazı kılarken ben ikinci safta idim. (Müslim, Cenaiz: 22; İbn Mâce, Cenaiz: 33)
İmran b. Husayn (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize şöyle buyurmuştu: “Kardeşiniz Necaşi vefat etmiştir. Kalkın ve onun cenaze namazını kılın.” Biz de kalktık, cenaze için saf tutulduğu gibi saf tuttuk. Aynen cenaze namazı kılar gibi cenaze namazı kıldık. (Müslim, Cenaiz: 22; İbn Mâce, Cenaiz: 33)
Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’le birlikte lohusa iken ölen Ümmü Ka’bın cenaze namazını kılmıştım. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kalktı ve cenazeyi ortalayarak namaza durdu. (Buhârî, Cenaiz: 63; Tirmizî, Cenaiz: 45)
Ammar (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir kadınla bir çocuğun cenazesi aynı anda hazır olmuştu. Çocuğun cenazesi öne kondu, kadının cenazesi de onun arkasına kondu, o ikisinin birden namazı kılınmıştı. Namaz kılanlar arasında; Ebu Said el Hudri, ibn Abbas, Ebu Katade ve Ebu Hüreyre de vardı. Onlara bu şekilde namaz kılmanın durumunu sordum: “Sünnettir” dediler. (Tirmizî, Cenaiz: 45; Müslim, Cenaiz: 27)
İbn Ömer (radıyallahü anh), dokuz cenazeye birden namaz kıldı. Erkekleri imamın önüne doğru, kadınları ise, onların arkasına kıble tarafına koydu ve onları tekbir sıra h ali nde dizdi. Ali’nin kızı Ümmü Gülsüm, Ömer b. Hattab’ın karısı ve Zeyd adındaki oğlunun cenazesini de koydu. O gün imam Said b. el Âs idi. Cemaat içersinde: İbn Ömer, Ebu Hureyre, Ebu Said, Ebu Katade de vardı, çocuk cenazesi hemen imamın önüne kondu. Adamın biri “Bu şekli beğenmedim” dedi. O esnada İbn Abbas, Ebu Hureyre, Ebu Said ve Ebu Katade’ye baktım ve: “Nedir bu durum” diye sordum; “Sünnettir” dediler. (Tirmizî, Cenaiz: 45; Müslim, Cenaiz: 27)
Semure b. Cündüb (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), lohusa iken ölen Ümmü Fülan’ın cenaze namazını kılmıştı da cenazenin tam ortasına durmuştu.” (Tirmizî, Cenaiz: 45; Müslim, Cenaiz: 27)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), ashabına; Necaşi’nin öldüğünü haber verdi. Onları çıkarıp saf yaptırdı, sonra da dört tekbir alarak cenaze namazını gıyabi olarak kıldı.” (Buhârî, Cenaiz: 64; Muvatta', Cenaiz: 5)
Ebu Umâme b. Sehl (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Medine’nin kenar mahallelerinden birinde oturan bir kadın hastalanmıştı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hasta ziyaretine çok önem verirdi. “Bu kadın öldüğünde bana haber veriniz” buyurdu. Kadın, gece öldü ve geceleyin defnettiler ve de, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e haber vermediler. Sabahleyin, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kadının durumundan sordu. Onlar da: “Geceleyin seni uyandırmayı hoş görmedik” dediler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) o kadının kabrine geldi ve onun için namaz kıldı ve namazında dört tekbir aldı. (Buhârî, Cenaiz: 64; Muvatta', Cenaiz: 5)
İbn ebi Leyla (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Zeyd b. Erkam, bir cenazenin namazını kıldı ve namazda beş tekbir aldı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de böylece tekbir almıştı dedi. (Buhârî, Cenaiz: 64; Muvatta', Cenaiz: 5)
Avf b. M ali k (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bir cenazeye namaz kılarken şöyle dua ettiğini duydum: ”Allah’ım onu bağışla, ona acı ve onu affet, ona afiyet ver, varacağı yeri ikram edilen yer (Cennet) kıl, girdiği kabri geniş eyle. Onu su, kar ve dolu ile yıka. Beyaz kumaşın kir ve hatalardan temizlenmesi gibi onu hatalarından temize çıkar. Bu dünyadaki evine karşılık, daha hayırlı bir ev, ailesine karşılık daha hayırlı bir aile, Eşine karşılık daha hayırlı bir eş ver. Onu kabir ve Cehennem azabından koru.” Avf diyor ki: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in o ölüye yaptığı duayı duyunca ,keşke bu ölen ben olsaydım dedim. (Tirmizî, Cenaiz: 38; Müslim, Cenaiz: 26)
Avf b. M ali k (radıyallahü anh) şöyle diyordu: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bir cenazeye namaz kıldırırken şöyle dua ettiğini duydum: “Allah’ım onu bağışla, affet, ona acı, ona afiyet ver, onun günahlarından vazgeç, varacağı yeri ikram edilen yer (Cennet) eyle, gireceği kabri geniş eyle. Onu su, kar ve dolu ile yıka. Beyaz kumaşın kir ve hatalardan temizlenmesi gibi onu da günahlardan temizle. Dünyadaki evine karşılık, daha hayırlı bir ev, ailesine karşılık daha hayırlı bir aile, eşine karşılık daha hayırlı bir eş ver, onu Cennetine koy.” Ateşten koru yahut şöyle dedi: “Onu kabir azabından koru.” (Tirmizî, Cenaiz: 38; Müslim, Cenaiz: 26)
Ubeyd b. H ali d es Sülemi (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) iki kişiyi birbirine kardeş yapmıştı; onlardan biri şehid edildi. Diğeri de sonradan öldü, onun namazını kıldık. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ne diyorsunuz?” buyurdu. Onlar da: “Onun için dua ediyoruz ve Allah’ım onu bağışla, affet, ona acı, Allah’ım! Onu arkadaşına kavuştur” diyoruz dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Onun namazı nerde, bunun ki nerde, onun ameli nerde, bunun ki nerde, ikisi arasında gökle yer arası kadar fark vardır” buyurdu. (Ebû Davud, Cihad: 29; Müsned: 15494)
İbrahim el Ensari (radıyallahü anh), babasından naklederek, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) cenaze namazında şöyle dua ettiğini duymuştur: “Allah’ım ölümüze de dirimize de, burada bulunana da bulunmayana da, erkeğimize de kadınımıza da, küçüğümüze de büyüğümüze de mağfiret eyle.” (İbn Mâce, Cenaiz: 23; Müslim, Cenaiz: 26)
Talha b. Abdullah b. Avf (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Abbas (radıyallahü anh)’ın arkasında bir cenaze namazı kıldım. Namaz da fatiha ve bir sûre okudu, duyabileceğimiz şekilde sesli okuyordu, namazı bitirince elinden tutup bu yaptığının hükmünü sordum. “Haktır ve sünnettir” dedi. (Buhârî, Cenaiz: 65; Tirmizî, Cenaiz: 38)
Talha b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Abbas (radıyallahü anh)’ın arkasında bir cenaze namazı kılmıştım, onun namazda Fatiha sûresini okuduğunu işittim. Namazı bitirince elinden tutup sordum: “Fatiha mı okuyorsun?” O da: “Evet, Fatiha okumak hak ve sünnettir” dedi. (Buhârî, Cenaiz: 65; Tirmizî, Cenaiz: 38)
Ebu Ümâme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Cenaze namazındaki sünnet olan şekil: “İlk tekbirden sonra gizlice, Fatiha okumak; sonra da üç tekbir almaktır. Son tekbirden sonra da selâm verilir.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bir cenazeye İslâm üm metin den sayısı yüze varan kimseler namaz kılarlarsa ve o cenaze için şefaat dilerlerse şefaatleri kabul edilir.” (Müslim, Cenaiz: 18; Tirmizî, Cenaiz: 38)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “Müslümanlardan bir kimse ölür de ona yüz kişiye yakın kimse namaz kılarsa, şefaat dilerlerse mutlaka kabul olunur.” (Müslim, Cenaiz: 18; Tirmizî, Cenaiz: 38)
Ebu Bekkar, Hakem b. Ferrûh (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Eb’ul Melih bize bir cenaze namazı kıldırmıştı. Namaza başlarken tekbir aldığını zannetmiştik. Fakat o yüzünü bize dönerek: “Saflarınızı düzgün tutunuz ki cenaze hakkındaki istedikleriniz kabul görsün” dedi. Ebu’l Melih diyor ki: Abdullah b. Selit, Mü’minlerin annelerinden Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımı Meymune (radıyallahü anha) rivâyet ederek şöyle diyor: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Müslümanlardan bir gurup bir cenazeye cenaze namazı kılarlarsa, cenaze hakkındaki duaları mutlaka kabul edilir.” Ebu’l Melih’e sordum: “Kılacak cemaat, kaç kişi olacaktır?” “Kırk kişi” dedi. (Müslim, Cenaiz: 18; Tirmizî, Cenaiz: 38)
بَابُ ثَوَابِ مَنْ صَلَّى عَلَى جِنَازَةٍ
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim bir cenaze için namaz kılarsa, ona bir kırat sevap vardır. Kimde cenaze kabre konuluncaya kadar beklerse, iki kırat sevap vardır. İki kırat ise iki büyük dağ gibidir.” (Müslim, Cenaiz: 17; Tirmizî, Cenaiz: 50)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim namazı kılıncaya kadar cenazede bulunursa, bir kırat sevap vardır. Cenaze defnedilinceye kadar beklerse, iki kırat sevap alır.” İki kırat ne demektir Ey Allah’ın Rasûlü! Diye sorulunca: “İki büyük dağ kadardır” buyurdular. (Müslim, Cenaiz: 17; Tirmizî, Cenaiz: 50)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim, Allah rızası için bir cenazeyi takip eder, namazını kılar ve defnederse; iki kırat sevap alır. Sadece namazını kılıp ta defnedilmeden dönen kimseye ise bir kırat ecir verilmiş olur.” (Müslim, Cenaiz: 17; Tirmizî, Cenaiz: 50)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim, bir cenazeyi takip edip namazını kılar ve gömülünceye kadar beklerse, iki kırat sevap alır. Her bir kırat Uhud dağından daha büyüktür.” (Müslim, Cenaiz: 17; Tirmizî, Cenaiz: 50)
Ebu Said (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir cenaze gördüğünüzde ayağa kalkın, Kim cenazeyi takip ederse, cenaze mezara konmadan oturmasın.” (Tirmizî, Cenaiz: 52; Buhârî, Cenaiz: 48)
Mes’ud b. Hakem (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Ali b. ebi T ali b’in yanında cenaze kabre konuluncaya kadar ayakta durmak gerekir mi? diye konuşulmuştu. O da şöyle dedi: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), kalkar sonra otururdu.” (Muvatta', Cenaiz: 11; Müslim, Cenaiz: 24)
Ali (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in cenaze için kalktığını görünce biz de kalkardık, oturduğunu görünce biz de otururduk.” (Müslim, Cenaiz: 25; İbn Mâce, Cenaiz: 35)
Bera (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte bir cenazeyi defnetmek için çıkmıştık. Kabre vardığımızda cenaze kabre konulmadan Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), oturdu, bizde sessizce sanki başımızda bir kuş varmış gibi oturduk.” (İbn Mâce, Cenaiz: 37; Ebû Davud, Cenaiz: 68)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ubeydullah b. Muayye (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Taif kuşatmasında, Müslümanlardan iki kişi şehid olmuştu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına kadar getirildi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onların şehid oldukları yere gömülmesini emretti. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Uhud savaşında şehid olanların şehid oldukları yere götürülüp gömülmelerini emretti. Çünkü onlar Medine’ye götürülmüşlerdi. (İbn Mâce, Cenaiz: 28; Ebû Davud, Cenaiz: 42)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şehidleri savaşıp, yaralanıp şehid oldukları yerlere defnedin.” (İbn Mâce, Cenaiz: 28; Ebû Davud, Cenaiz: 42)
بَابُ: مُوَارَاةِ الْمُشْرِكِ
Ali (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e dedim ki: “Sapık ihtiyar amcan öldü, onu kim defnedecek?” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Git ve baban Ebu T ali b’i göm. Tekrar yanıma gelinceye kadar hiçbir şey yapma!” Babamı defnettim sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldim, emri üzerine gusul abdesti aldım. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana dua etti fakat ben o duayı ezberleyemedim. (Ebû Davud, Cenaiz: 70)
Sa’d (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kabrinde yapıldığı gibi mezarımın kıble tarafına lahd (boydan boya oyuk) yapın ve üzerime bir şeyler dikin. (Müslim, Cenaiz: 29; İbn Mâce, Cenaiz: 39)
Âmir b. Sa’d (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, ölümü yaklaşınca Sa’d şöyle dedi: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kabrinde yapıldığı gibi mezarımın kıble tarafını (lahd) boydan boya oyuk yapın ve üzerime bir şeyler dikin. (Müslim, Cenaiz: 29; İbn Mâce, Cenaiz: 39)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Lahidli mezar, biz Müslümanlar içindir. Lahidsiz mezar ise bizim dışımızdaki din mensupları içindir.” (İbn Mâce, Cenaiz: 39; Tirmizî, Cenaiz: 53)
بَابُ: مَا يُسْتَحَبُّ مِنْ إِعْمَاقِ الْقَبْرِ
Hişam b. Âmir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Uhud savaşında şikayet ederek her şehid için ayrı ayrı kabir kazmak zor olacak dedik. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Çukur kazınız, derin ve güzel kazınız. İki kişi veya üç kişiyi bir kabre koyunuz” buyurdu. Oradakiler: “Hangisini önce koyalım?” dediler. “Kur’an’ı en çok bileni” buyurdu. Benim babam da bir çukurdaki üç şehidden üçüncüsü idi. (Tirmizî, Cenaiz: 31; Buhârî, Cenaiz: 72)
بَابُ مَا يُسْتَحَبُّ مِنْ تَوْسِيعِ الْقَبْرِ
Sa’d b. Hişam b. Amir (radıyallahü anh), babasından naklediyor ve şöyle diyor: Uhud savaşında Müslümanların pek çoğu şehid olmuş bir çoğu da yaralar almıştı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Çukurlar kazınız, genişçe kazınız. Sonra iki veya üç kişiyi bir kabre koyunuz, Kur’an’ı daha iyi bilenleri önce koyunuz” buyurdu. (Tirmizî, Cenaiz: 31; Buhârî, Cenaiz: 72)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kabre konulurken altına kırmızı bir kadife serilmişti.” (Müslim, Cenaiz: 30; Tirmizî, Cenaiz: 55)
Ukbe b. Âmir el Cüheni (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) üç vakitte bize cenaze defnetmeyi ve namaz kılmayı yasaklamıştı: “Güneş doğup yükselinceye kadar, öğle vakti güneş tam tepede iken batıya kayıncaya kadar ve güneş tam batarken.” (Tirmizî, Cenaiz: 41; İbn Mâce, Cenaiz: 30)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hutbe veriyordu. Ashabından ölüp de gece gömülen ve kefeni kısa yapılan birini hatırladı ve zaruret olmadıkça cenazenin gece gömülmesini yasakladı.” (İbn Mâce, Cenaiz: 30; Ebû Davud, Cenaiz: 55)
Hişam b. Âmir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Uhud savaşında Müslümanlar pek çok şehid verdiler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Çukurlar kazın, genişçe kazın: iki veya üç kişiyi bir kabre koyun” buyurdular. Oradakiler: “Ey Allah’ın Rasûlü! Kimi önce koyalım” diye sordular da, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Kur’an’ı çok iyi bilenleri önce koyun” buyurdu. (Ebû Davud, Cenaiz: 71; İbn Mâce, Cenaiz: 28)
Sa’d b. Hişam b. Amir (radıyallahü anh) babasından naklediyor. Uhud savaşında çok yaralı ve şehid birikmişti, durum şikayet edilerek Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bildirildi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Çukurlar kazın, geniş kazın, güzel kazın her kabre iki veya üç kişiyi gömün. Kur’an’ı en iyi bilenleri önce gömün” buyurdular. (Ebû Davud, Cenaiz: 71; İbn Mâce, Cenaiz: 28)
Hişam b. Âmir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Çukurlar kazın, güzel kazın ve her bir çukura ikişer üçer kişi defnedin. Kur’an’ı en çok bilenleri de öncelikle gömün” buyurdular. (Ebû Davud, Cenaiz: 71; İbn Mâce, Cenaiz: 28)