Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Sünen-i Nesâî › Kitâb 26 · NikâhKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
- 1بَابُ النَّهْيِ عَنِ التَّبَتُّلِ
- 2بَابُ مَعُونَةِ اللهِ النَّاكِحَ الَّذِي يُرِيدُ الْعَفَافَ
- 3بَابُ كَرَاهِيَةِ تَزْوِيجِ الزُّنَاةِ
- 4بَابُ: إِذَا اسْتَشَارَتِ الْمَرْأَةُ رَجُلًا فِيمَنْ يَخْطُبُهَا هَلْ يُخْبِرُهَا بِمَا يَعْلَمُ
- 5بَابُ: عَرْضِ الرَّجُلِ ابْنَتَهُ عَلَى مَنْ يَرْضَى
- 6بَابُ: الْكَلَامِ الَّذِي يَنْعَقِدُ بِهِ النِّكَاحُ
- 7بَابُ: رَضَاعِ الْكَبِيرِ
- 8بَابُ: الْعَزْلِ
- 9بَابُ: الشِّغَارِ
- 10بَابُ: التَّزْوِيجِ عَلَى سُوَرٍ مِنَ الْقُرْآنِ
- 11بَابُ: هِبَةِ الْمَرْأَةِ نَفْسَهَا لِرَجُلٍ بِغَيْرِ صَدَاقٍ
- 12بَابُ: إِحْلَالِ الْفَرْجِ
(26) Kitâb: Nikâh
بَابُ: التَّزْوِيجِ عَلَى سُوَرٍ مِنَ الْقُرْآنِ
Ebu Seleme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Aişe’ye mehrin miktarını sordum şöyle cevap verdi: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), mehri on iki okıyye ve bir neş olarak takdir etmişti ki bu da beş yüz dirhem eder. (Müslim, Nikah: 13; Dârimi, Nikah: 18)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) aramızda iken mehir bedeli on okıyye miktarı idi. (Müsned: 8451)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Urve b. Zübeyr (radıyallahü anh), Ümmü Habibe’den naklederek, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ümmü Habibe’yi Habeşistan’da iken nikahlamıştı. Nikahı’da Necaşi tarafından kıyılmıştı. Mehir olarak dört bin dirhem verdi. Gerekli eşyaları da kendisi ayarladı. Ve Şurahbil b. Hasene vasıtasıyla Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gönderdi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona hiçbir şey göndermedi. Diğer hanımlarına verdiği mehir ise dört yüz dirhem idi. (Ebû Davud, Nikah: 30; Müsned: 26140)
Enes b. M ali k (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Abdurrahman b. Avf Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına geldi. Üzerinde yeni evlenen kimselerin süründükleri boya izi vardı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu boyanın sebebini sordu. O da Ensardan bir kadınla evlendiğini haber verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ne kadar mehir verdin?” diye sordu. Bir çekirdek (beş dirhem) ağırlığında altın dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Bir koyunla da olsa düğün yemeyi yap” buyurdu. (Ebû Davud, Nikah: 30; Tirmizî, Nikah: 10)
Enes’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdurrahman b. Avf şöyle dedi: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni gördü, ben de düğün neşesi vardı. Ensardan bir kadınla evlendiğimi söyledim. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ne kadar mihir verdin?” diye sordu. Ben de bir çekirdek (beş dirhem) ağırlığında altın dedim. (Buhârî, Nikah: 69; Müslim, Nikah: 13)
Abdullah b. Amr (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Nikahlanacak bir kadına nikah yapılmadan önce verilen mehir ve hediyeler kadının kendisine aittir. Nikah yapıldıktan sonra verilecek ve gelecek hediyeler ise kızın anne ve babasına aittir. Onu kızına ve kız kardeşine dilediğine vermeye hak sahibidir.” (Ebû Davud, Nikah: 36; İbn Mâce, Nikah: 41)
İbrahim ve Alkame b. Esved (radıyallahü anhümâ)’dan rivâyete göre, şöyle demişlerdir: Abdullah b. Mes’ud’a; hiçbir mehir kararlaştırmadan bir kadınla evlenen fakat gerdeğe girmeden ölen bir adam hakkında fetva sordular. Abdullah dedi ki: “Sorun bakalım o kadına onda evlilik (hamilelik) belirtisi var mı?” dedi. Onlar da: “Ey Ebu Abdurrahman, onda böyle bir belirti göremedik” dediler. Bunun üzerine Abdullah: Kendi görüşümü söylüyorum doğruysa bu Allah’tandır. O kadına benzeri kadınların aldıkları mehir kadar mehir vardır az da olmaz çokta olmaz, kocasından miras alır ve iddet beklemesi de gerekir. O zaman Eşca kabilesinden bir adam kalkıp şöyle dedi: Buna benzer bir olayda Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) aynı hükmü vermişti şöyle ki: Berva binti Vaşık adında bir kadın bir adamla evlenmiş gerdeğe girmeden de adam ölmüştü. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) o kadın hakkında benzeri kadınların aldıkları mehir kadar mehir almasına ve iddet süresini beklemesini emretmişti. Bunun üzerine Abdullah ellerini kaldırıp tekbir getirdi. (İbn Mâce, Nikah: 54; Ebû Davud, Nikah: 32)
Alkame (radıyallahü anh), Abdullah’tan aktararak şöyle diyor: Abdullah’a: “Bir adamla evlenen mehir kararlaştırılmadan ve zifafa da girmeden ölen bir kadın hakkında fetva sordular. Bir aya yakın gelip gittiler fetva vermiyordu. Sonunda fetva verdi. Şahsi kanaatim o kadına benzeri kadınlara verilen kadar bir mehir verilmeli ne az ne de çok olmamalı kocasının malına varis olmalı ve iddet de beklemelidir. O zaman Ma’kıl b. Sinan el Eşcaî de: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de aynen senin verdiğin fetva gibi Berva binti Vaşık hakkında fetva vermişti diye şahitlik etti. (Ebû Davud, Nikah: 32; Tirmizî, Nikah: 44)
Abdullah (radıyallahü anh) rivâyete göre, kendisine: “Bir kadınla evlenen fakat mehir takdir edilmeden ve zifaf olmadan ölen bir adamın durumu hakkında fetva sordular. Abdullah’ta: “O kadına mihir vermek gerekir, iddet beklemesi lazımdır ve kocasına mirasçı olur” dedi. Bunun üzerine Ma’kıl b. Sinan kalktı ve Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Berva binti Vaşık hakkında aynı şekilde hüküm verdiğini duydum dedi. (Ebû Davud, Nikah: 32; Tirmizî, Nikah: 44)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Alkame (radıyallahü anh) Abdullah’tan naklediyor: Abdullah’a bir gurup kimse geldi ve: “Bizden bir adam bir kadınla evlenmişti, mehir tayin etmeden ve gerdeğe girmeden öldü, o kadının durumu nasıl olacak diye sordular. Abdullah: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den ayrıldıktan sonra bana böyle zor bir mesele sorulmamıştı. Gidin başkasına sorun dedi fakat onlar bir ay boyu devamlı gelip o meseleyi sordular son gelişlerinde de: Sen bizim memlekette yaşayan Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabının en büyüklerindensin sana sormaz isek kime soralım? Senden başkasını bulamıyoruz dediler. O zaman Abdullah şöyle dedi: Bu konuda kendi görüşümü söyleyeceğim eğer isabet edersem doğruyu söylemişsem bu hiçbir ortağı olmayan Allah’tandır hata etmiş isem bu hata benimdir ve şeytandandır. Allah ve Rasûlü bu hatadan uzaktır. Bu konuda görüşüm şudur: “Kadına kendi kavmindeki kadınlara verilen kadar bir mehir verilmeli ne az ne de çok olmalı, kadın kocasının mirasından almalı ve dört ay on gün iddet beklemelidir.” Ravi diyor ki: Bu konuşma Eşca’ kabilesinden bir gurup insanın yanında yapılmıştı. Abdullah’ın bu fetvasını duydular ve ayağa kalkıp; bizden “Berva binti Vaşık adındaki bir kadın hakkında da Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) böyle hüküm verdiğine biz şahitlik ederiz” dediler. Abdullah kendi görüşünün isabetli oluşuna çok sevindi. Müslüman olduğu günde aynı şekilde sevinmişti. (Ebû Davud, Nikah: 32; Tirmizî, Nikah: 44)
بَابُ: هِبَةِ الْمَرْأَةِ نَفْسَهَا لِرَجُلٍ بِغَيْرِ صَدَاقٍ
Sehl b. Sa’d (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bir kadın gelerek şöyle demişti: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben kendimi nikahlamanız için size arz ediyorum dedi ve uzun bir süre bekledi. Bunun üzerine bir adam kalktı ve Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: “Bu kadına sizin ihtiyacınız yoksa onu benimle evlendirin” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Yanında mehir olacak bir şey var mı?” dedi. Adam: “Hayır hiç bir şey bulamadım” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Git araştır bir demir yüzük bile olsa getir” dedi. Adam gidip araştırdı fakat hiç bir şey bulamadı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona dedi ki: “Kur’an’dan ezberinde bir şeyler var mı?” Adam “Evet” dedi. Ve ezberindeki sûreleri saymaya başladı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de “Kur’an’dan ezberinde olan bu sûreleri o kadına öğretmen şartıyla seni onunla evlendiriyorum” buyurdu. (Tirmizî, Nikah: 23; Müslim, Nikah: 13)
بَابُ: إِحْلَالِ الْفَرْجِ
Numan b. Beşir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e karısının cariyesiyle zina eden adamın durumu soruldu da Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Eğer o adamın karısı müsaade etmişse yüz değnek vururum müsaade etmemişse o erkeği recm ederim.” (Tirmizî, Hudud: 21; Ebû Davud, Hudud: 28)
Yine Numan b. Beşir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, adı Abdurrahman b. Huneyn lakabı da gurgur olan bir adam karısının cariyesiyle zina etmişti. Bunların davaları Numan b. Beşir’e getirildi. Numan b. Beşir bu konuda Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in verdiği hükmü vereceğim eğer hanımın o cariyeyle münasebet yapmana izin vermişse sana yüz değnek vururum sana böyle bir izin verilmemişse taşlayarak recm ederim. Karısı müsaade ettiği için o kimseye yüz değnek vuruldu. Ravi Katade diyor ki: Habib b. Sâlim’e mektub yazarak sormuştum da o da bu hadiseyi bana yazarak bildirmişti. (Ebû Davud, Hudud: 28; Tirmizî, Hudud: 21)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Seleme b. Muhabbak (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, bir adam karısının cariyesiyle zina etmişti. Dava Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e arz edilmişti. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de şöyle buyurdu: “Eğer adam cariyeyi zorlamışsa cariye hür bir kadın olur ve o adamın malı sayılır. Karısına o cariye gibi bir cariye satın alması gerekir. Eğer cariye kendi isteğiyle yapmışsa o cariye karısınındır.” (Ebû Davud, Hudud: 28; İbn Mâce, Hudud: 8)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Ali b. ebi T ali b (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Hayber savaşı günü kadınlarla geçici nikah (mut’a) yapmayı ve ehli eşeklerin etlerini yemeyi yasakladı. (Müslim, Nikah: 3; Tirmizî, Nikah: 28)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Muhammed b. Ali (radıyallahü anh)’nin çocukları Hasan ve Abdullah’ın rivâyetlerine göre Ali b. Ebi T ali b şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Hayber günü kadınlarla geçici nikah yapmayı yasaklamıştı. İbn Müsenna Huneyn günü demiştir. (Müslim, Nikah: 3; Tirmizî, Nikah: 28)
Rabi’ b. Sebre el Cühenî (radıyallahü anh) babasından rivâyet ederek şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) geçici nikah (mut’a) ile evlenmemize izin vermişti. Ben bir arkadaşımla beraber Benî Amir’den bir kadına gittik, kendimizi arz edip mut’a nikahıyla evlenmek istediğimizi söyledik. Kadın mehir olarak ne verirsiniz” dedi. Ben de: “Elbisemi veririm” dedim. Arkadaşım da: “Ben de elbisemi verebilirim” dedi. Arkadaşımın elbisesi daha güzel ve sağlam idi. Ama ben ondan daha genç idim. Kadın arkadaşımın elbisesine baktı ve beğendi bana bakınca benim genç oluşumdan hoşlandı ve şöyle dedi: “Sen ve elbisen yeterlidir” dedi. Ben de o kadınla üç gün kaldım sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Kimin yanında mut’a nikahı ile aldığı kadın varsa onları bıraksın.” (İbn Mâce, Nikah: 44; Dârimi, Nikah: 16)
Muhammed b. Hatıb (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Evlilikte haram ile helalı ayıran şey nikah anında ses çıkarmak ve def çalmaktır.” (Buhârî, Nikah: 49; Tirmizî, Nikah: 6)
Ebu Belc (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Muhammed b. Hatıb’tan işittim şöyle diyordu: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Nikah ve evlenme konusunda helâl ile haram arasındaki fark ilân edilip ses çıkarılmasıdır.” (Buhârî, Nikah: 49; Tirmizî, Nikah: 6)
Hasan (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Akîl b. Ebu T ali b Cesim oğullarından bir kadınla evlenmişti. Orada bulunanlar onlara, “Mesud olun oğullarınız olsun” diye dua ettiler. Bunun üzerine Akîl, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in söylediği gibi söyleyin dedi: “Allah bu evliliği sizin hakkınızda hayırlı kılsın ve mübarek eylesin.” (Buhârî, Nikah: 58; Dârimi, Nikah: 6)
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Abdurrahman b. Avf’ın üzerinde evlilikte kullanılan bir koku izi gördü ve: “Bu nedir?” diye sordu. Abdurrahman’da: “Bir kadınla bir çekirdek kadar altın karşılığında evlendim” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Allah mübarek etsin, bir koyunla da olsa düğün yemeyi ver” buyurdu. (Buhârî, Nikah: 58; Ebû Davud, Nikah: 29)
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Abdurrahman b. Avf, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına geldi üzerinde evlenenlerin süründüğü za’feran kokusu vardı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Nedir bu hal” diye sordu. O da: “Bir kadınla evlendim” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Mihir olarak ne verdin?” Dedi. Abdurrahman da: “Bir çekirdek ağırlığında altın” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bir koyunla bile olsa düğün yemeyi ver” buyurdu. (Buhârî, Nikah: 58; Ebû Davud, Nikah: 29)
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) benim üzerimde Abdurrahman b. Avf’ı kastediyor, düğünde sürülen kokulu boyayı görünce, “Bu nedir?” diye sordu. Abdurrahman b. Avf: “Ensardan bir kadınla evlendim” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Öyleyse bir koyunla da olsa düğün yemeyi ver” buyurdu. (Buhârî, Nikah: 58; Ebû Davud, Nikah: 29)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Ali şöyle demiştir: Fatıma ile evlenmiştim ve Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: “Beni zifaf’a sok” dedim. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Fatıma’ya mehir olarak bir şeyler ver de öyle” buyurdu. “Yanımda ona verecek bir şey yoktur” dedim. “Sağlam zırhın nerededir?” buyurdu. Ben de: “Yanımdadır” dedim. “Öyleyse onu ver” buyurdu. (Ebû Davud, Nikah: 35)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ali, Fatıma ile evlendiğinde Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Fatıma’ya bir şeyler ver” buyurdu. Ali, yanımda bir şey yok deyince Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Büyük ve geniş zırhın nerede?” buyurdu. (Ebû Davud, Nikah: 35)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni şevval ayında nikahladı yine şevval ayında gerdeğe girdim. Hanımlarından hangisi onun yanında benim kadar değerliydi. (Dârimi, Nikah: 28; Tirmizî, Nikah: 9)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni altı yaşımda iken nikahladı ve dokuz yaşımda iken de zifafa girdi, ben o zaman kız çocuklarıyla oyun oynuyordum. (Dârimi, Nikah: 28; Tirmizî, Nikah: 9)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni nikahladığında altı yaşımda idim. Benimle evlendiğinde ise dokuz yaşımda idim. (Dârimi, Nikah: 28; Tirmizî, Nikah: 9)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hayber dönüşü yolda Safiyye ile gerdeğe girince Hayber yolunda üç gün konakladı ve o da diğer hanımları arasına katıldı. (Buhârî, Nikah: 61; Müslim, Nikah: 14)
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hayber ile Medine arasındaki yolda Safiyye ile düğün yapıp gerdeğe girince üç gün konakladı. Ben de Müslümanları Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bu düğündeki yemeğe davet ettim. Bu düğün ziyafetinde ne et ne de ekmek vardı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir yaygı yayılmasını emretti. Onun üzerine kimi kuru peynir, kimi hurma, kimi de yağ getirip koydu. Bunlardan yapılan yemek te Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in düğün yemeği oldu. Orada hazır bulunanlar Safiyye için, “Ya Mü’minlerin annelerinden biri olur veya Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in cariyesi olarak kalır” dediler. Ve yine onlar eğer Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu örtü içine alırsa o mü’minlerin annelerinden olur perde altına almazsa cariye olarak kalır dediler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yola çıkınca Safiyye’yi arkasına oturttu ve kimse görmesin diye perdeledi. (Buhârî, Nikah: 61; Müslim, Nikah: 14)
Âmir b. Said (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir düğünde Kurasa b. Ka’b ve Ebu Mes’ud el Ensarî’nin yanına vardım, o esnada küçük kızlar şarkılar söylüyorlardı. Ben de: Siz Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından ve Bedir savaşına katılanlardansınız, yanınızda şarkılar söyleniyor sizler ise hiçbir şey yapmıyorsunuz dedim. Onlardan biri: “İstersen sen de otur bizimle birlikte dinle istemezsen git. Düğünde eğlenmeye izin verildi” dedi. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Ali (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Fatıma için çeyiz olarak kadife kumaş, su tulumu ve içi izhır otuyla doldurulmuş bir yastık hazırlamıştı. (İbn Mâce, Zühd: 11)
Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir evde erkek için bir yatak, ailesi için bir yatak olmalıdır üçüncüsü misafir içindir, dördüncüsü ise şeytanındır.” (Müslim, Libas ve Ziynet: 8; Ebû Davud, Harac: 19)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana: “Evlendin mi?” diye sordu. Ben de: “Evet” dedim. “Yaygı aldınız mı?” diye sordu. Bizim yaygı alabilecek imkanımız mı var dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “İleride olacaktır” buyurdu. (Müslim, Libas ve Ziynet: 7; Müsned: 13618)
Enes b. M ali k (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) evlenmiş ve gerdeğe girmişti. Annem Ümmü Süleym, hays ismi verilen bir yemek hazırladı ve benimle o yemeği Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gönderdi. O yemeği Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e götürüp: Annemin selâmı var, bu bizden küçük bir hediyedir diyor dedim. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu koy” buyurdu ve sonra da “Git falanı falanı ve karşılaştığın kimseleri davet et” dedi ve pek çok kimsenin isimlerini verdi. Ben de isimleri verilen kimseleri ve karşılaştığım kimseleri davet ettim. Ravi Ebu Osman Enes’e: “Davet edilenler kaç kişiydi” diye sordum. Enes: “Üç yüz kişi kadardı” dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Davetliler onar onar kişi olarak gelsinler ve herkes önünden yesin” buyurdu. İlk gurup yiyip doyarak çıktılar sonra ikinci gurup girdi… herkes yedikten sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana: “Ey Enes sofrayı kaldır” buyurdu. Bende sofrayı kaldırdım. Fakat yemeği ilk koyduğumda mı yoksa kaldırdığımda mı daha ağırdı bilmiyorum. (Tirmizî, Tefsirül Kur’an: 34)
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke’den Medine’ye hicret ettikten sonra Kureyşlilerle Ensarı kardeş yaptı. Sa’d b. Rabi ile Abdurrahman b. Avf’ta kardeş yapılanlardan idi. Sa’d Abdurrahman b. Avf’a: “Benim malım var ikimiz yarı yarıya bölüşürüz. Benim iki tane hanımım var bak hangisi hoşuna giderse onu boşarım, iddeti bitip sana helâl olunca da sen onunla evlenirsin” dedi. Abdurrahman b. Avf ta: “Allah aileni de malını da sana bereketli kılsın, sen bana sadece çarşının yolunu göster” dedi ve çarşıya gitti. Sonunda kazandığı yağ ve kuru peynirle geri döndü. Abdurrahman b. Avf diyor ki: “Bir süre sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ben de evlenenlerin süründüğü kokuyu görünce: “Nedir bu durum” diye sordu. Ben de: “Ensardan bir kadınla evlendim” dedim. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bir koyunla da olsa düğün yemeği ver” buyurdu. (Tirmizî, Tefsirül Kur’an: 34; Müsned: 12891)