Tavus (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Abbas’tan işittim şöyle diyordu: “ Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yasakladığı şeylerden biri de gıda maddesinin teslim alınmadan satılmasıdır.” (Ebû Davud, Büyü’: 70; İbn Mâce, Ticarat: 20)
Sünen-i Nesâî › Kitâb 44 · Mâlî MuâmelelerKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
(44) Kitâb: Mâlî Muâmeleler
بَابُ: بَيْعِ الْعَرَايَا بِخَرْصِهَا تَمْرًا
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Gıda maddesi alan bir kimse onu teslim almadan satmasın.” İbn Abbas der ki: “Alıp satılan her şey gıda maddesi hükmündedir.” (Ebû Davud, Büyü’: 70; İbn Mâce, Ticarat: 20)
Hakîm b. Hizam (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Hiçbir gıda maddesini teslim almadan alıp satma.” (Ebû Davud, Büyü’: 70; İbn Mâce, Ticarat: 20)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Hakîm b. Hizam (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Zekat olarak toplanan gıda maddesinden satın alıp onu teslim almadan satıp para kazandım. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gidip durumu anlatınca şöyle buyurdu: “Onu teslim almadan satma.” (Ebû Davud, Büyü’: 70; İbn Mâce, Ticarat: 20)
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Kişinin ölçekle satılan gıda maddesini teslim almadan satmasını yasakladı.” (Ebû Davud, Büyü’: 70; İbn Mâce, Ticarat: 20)
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında gıda maddesi satın alıyorduk. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bize adam göndererek, satın aldığımız yerden başka bir yere nakledip sonra satmamızı emrediyordu. (Ebû Davud, Büyü’: 70; İbn Mâce, Ticarat: 20)
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında pazara gelen malları pazara gelmeden satın alıyorduk. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunları gıda maddesi satılan pazara götürmeden aldığımız yerde satmamızı yasakladı. (Ebû Davud, Büyü’: 70; İbn Mâce, Ticarat: 20)
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle anlatıyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında pazara gelen malları pazara gelmeden satın alıyorduk. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onların pazar yerine gelmeden orada satılmasını yasakladı. (Ebû Davud, Büyü’: 70; İbn Mâce, Ticarat: 20)
Sâlim (radıyallahü anh) babasından rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında kabala mal alıp satanlar aldıkları yerden nakletmeden sattıkları takdirde ceza olarak dövülüyorlardı. (Ebû Davud, Büyü’: 67; Müslim, Büyü’: 8)
Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir Yahudi’den yiyecek olarak bir miktar arpa satın almıştı da zırhını rehin vermişti. (Buhârî, Büyü’: 14; Müslim, Müsakat: 24)
Enes b. M ali k (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e ekmeklik arpa ve kokusu değişmiş yağ götürmüştüm. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) o arpayı Medine’deki bir Yahudi’den zırhını rehin vererek hanımları için ekmek yapımı için almıştı. (Buhârî, Büyü2: 14; Müslim, Müsakat: 24)
Amr b. Şuayb (radıyallahü anh) babasından ve dedesinden rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Selef ve Bey: Önceden para alıp sonra malı teslim etmek şeklindeki aldatmacalı alışveriş helâl değildir, iki şartlı satış yapmak ve elde edilmeyen malı satmak ta helâl değildir.” (Ebû Davud, Büyü’: 67; Tirmizî, Büyü’: 19)
Amr b. Şuayb (radıyallahü anh) babasından ve dedesinden rivâyetle şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir kimsenin ele geçirmediği malı satması helâl değildir.” (Ebû Davud, Büyü’: 67; Tirmizî, Büyü’: 19)
Hakîm b. Hizam (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e şöyle sordum: “Ey Allah'ın Rasûlü! Biri bana gelip elimde olmayan bir şeyi benden satın almak istiyor, bende o şeyi ona satıyorum sonra pazardan alıp ona teslim ediyorum. Bunun hükmü nedir?” Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Yanında olmayan malı satma” buyurdular. (Ebû Davud, Büyü’: 67; Tirmizî, Büyü’: 19)
Abdullah b. Ebu’l Müc ali d (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Ebî Evfa’ya selef (Selem)’in hükmünü sordum. O da: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebu Bekir ve Ömer zamanında buğday, arpa ve hurma üreticilerine alacağımız ürünler için önceden para veriyorduk. Alacağımız ürün kendilerinde var mı yok mu bilmiyorduk. (Ebû Davud, Büyü’: 57; İbn Mâce, Ticarat: 59)
Ebu’l Müc ali d (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: (Rivâyetinde bir sefer Abdullah bir seferinde ise Muhammed’den demiştir.) Ebu Bürde ve Abdullah b. Şeddad Selem konusunda münakaşa ettiler ve beni bu konuyu sormak için İbn Ebî Evfa’nın yanına gönderdiler. Ben de ona sordum şöyle dedi: Bizler Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebu Bekir ve Ömer’in zamanında buğday, arpa, kuru üzüm ve hurma karşılığında müstahsillere avans olarak önceden para veriyorduk. Alacağımız malın kendilerinde olup olmadığını da bilmiyorduk. Bu konuyu İbn Ebza’ya sordum o da aynı cevabı verdi. (Ebû Davud, Büyü’: 57; İbn Mâce, Ticarat: 59)
Ebu’l Minhal (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan işittim şöyle diyordu: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Medine’ye geldiğinde Medineliler iki ve üç senelik hurma için üreticiye önceden avans veriyorlardı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu yasak etti ve şöyle buyurdu: “Avans vermek isteyen kimse alacağı şeyin ölçüsünü, tartısını ve teslim zamanını iyice belirlesin.” (Ebû Davud, Büyü’: 57; İbn Mâce, Ticarat: 59)
Ebu Rafi (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir kimseden ödünç bir genç deve almıştı. Adam devesini almaya geldiğinde Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir sahabesine: “Git buna genç bir deve satın al ver” buyurdu. Gönderdiği kimse biraz sonra gelerek: “Genç deve bulamadım ama ondan daha kıymetli yedi yaşına girmiş bir deve aldım” deyince, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu ona ver, Müslüman’ın en hayırlısı borcunu en güzel şekilde ödeyendir” buyurdu. (Müslim, Müsakat: 22; Ebû Davud, Büyü’: 11)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir kimsenin Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den bir deve alacağı vardı gelip onu isteyince Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onun devesini verin” buyurdu. Adamın devesi gibi bir deve bulamayıp daha iyi bir deve getirdiklerinde, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu verin” buyurdu. Adam: “Bu benim devemden daha değerlidir” deyince Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) “En hayırlınız borcunu en güzel şekilde ödeyenlerdir” buyurdu. (Müslim, Müsakat: 22; Ebû Davud, Büyü’: 11)
Muaviye b. S ali h (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Said b. Hani’den işittim şöyle diyordu: Irbad b. Sariye’den işittim şöyle diyordu: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e ödünç olarak genç bir deve vermiştim gidip onu isteyince, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Evet sana daha kıymetli bir deve vereceğim” buyurdu ve bana iyi bir deve verdi. Yine bir seferinde bir bedevî gelip Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e verdiği ödünç devesini isteyince, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ona devesi gibi bir deve verin” buyurdu. O gün için devesinden daha kıymetli bir deve verdiler. Bedevi: “Bu benim devemden daha kıymetlidir” deyince, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Hayırlınız borcunu en iyi şekilde ödeyendir” buyurdu. (Müslim, Müsakat: 22; Ebû Davud, Büyü’: 11)
Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Hayvanı hayvanla veresiye satmayı” yasakladı. (Ebû Davud, Büyü’: 13; Tirmizî, Büyü’: 21)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir köle gelip, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e hicret etmek üzere biat etmişti. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun köle olduğunu bilmiyordu. Efendisi gelip kölesini isteyince, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), o adama: “O köleyi bana sat” dedi ve ona o kölesine karşılık iki köle verdi. Ondan sonra da köle olup olmadığını sormadan kimsenin biatını almadı. (Ebû Davud, Büyü’: 13; Tirmizî, Büyü’: 21)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Doğuracak devenin yavrusunun parasını önceden vererek satın almak faiz hükmündedir.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) doğuracak devenin yavrusunu satmayı yasakladı. (Müslim, Büyü’: 3; Muvatta', Büyü’: 26)
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) doğuracak devenin yavrusunu satmayı yasakladı. (Müslim, Büyü’: 3; Muvatta', Büyü’: 26)
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): Doğuracak devenin yavrusunun satılmasını yasak etmiştir. Bu cahiliyye dönemi alış veriş şekillerindendi. Adam doğuracak devenin yavrusunu henüz karnında iken doğmadan parasını verip alıyordu. (Müslim, Büyü’: 3; Muvatta', Büyü’: 26)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Birkaç yıllık ürünü önceden satmayı yasakladı.” (Ebû Davud, Büyü’: 24; İbn Mâce, Ticarat: 33)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Birkaç yıllık ürünü önceden satmayı yasakladı.” (Ebû Davud, Büyü’: 24; İbn Mâce, Ticarat: 33)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Amr b. Şuayb (radıyallahü anh) babasından ve dedesinden rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Parayı önceden alıp mal satmayı, bir alışverişte iki şart ileri sürmeyi, eline geçirmediği malı satarak para kazanmayı yasakladı.” (Tirmizî, Büyü’: 19; Ebû Davud, Büyü’: 67)
Abdullah b. Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Parayı önceden alıp mal satmak, bir alışverişte iki şart ileri sürmek ve eline geçirmediği malı satarak para kazanmak helâl değildir” buyurdu. (Tirmizî, Büyü’: 19; Ebû Davud, Büyü’: 67)
Amr b. Şuayb (radıyallahü anh) babasından ve dedesinden rivâyet ederek şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Müşteriden önce parayı alıp sonra malı satmayı, bir alışverişte iki şart ileri sürmeyi, yanında olmayan malı satmayı ve teslim almadığı malı satarak kazanç sağlamayı” yasak etti. (Tirmizî, Büyü’: 19; Ebû Davud, Büyü’: 67)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir satışta iki şart (iki teklif) ileri sürerek alışveriş yapmayı yasaklamıştır.” (Tirmizî, Büyü’: 19)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Başağındaki ürünü satmayı, ağaçtaki taze hurmayı kuru hurma karşılığında satmayı, ürünü karşılığında arazi kiralamayı ve bir malın belirsiz bir miktarını istisna ederek satmayı yasakladı.” (Tirmizî, Büyü’: 14; Ebû Davud, Büyü’: 23)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Başağındaki ürünü satmayı, ağacındaki ürünü kurusu karşılığında satmayı, ürünü karşılığında arazi kiralamayı, birkaç yıllık ürünü önceden satmayı, bir malı belirsiz bir miktarını istisna ederek satmayı yasakladı. Ariyye usulü = Bağışladığı hurmaları toplamak üzere gelemeyen kimseye o hurma karşılığında kuru hurma verilmesidir ki bu yolla hurma değişmesine izin vermiştir.” (Tirmizî, Büyü’: 14; Ebû Davud, Büyü’: 23)
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Kim hurmalığının yerini satarsa ağacındaki hurma kendisine aittir. Ama müşteri hurmasınıda şart koşarsa o zaman hurmalar da alan kimseye aittir” buyurdu. (Buhârî, Büyü’: 92; İbn Mâce, Ticarat: 31)
Sâlim (radıyallahü anh)’in babasından rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim hurmalığını aşı yaptıktan sonra mülkiyetini satarsa ağaçlardaki hurma satana aittir. Müşteri şart koşarsa hurmalar alanındır. Bir kimse kölesini satarsa kölenin malı satana aittir. Alıcı malını da şart koşmuşsa malıyla birlikte köle onundur.” (İbn Mâce, Ticarat: 31; Müslim, Büyü’: 15)
Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile bir yolculukta beraberdim. Devem yorulmuştu yürüyemiyordu, onu orada bırakmak istedim. Bunu fark eden Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanıma geldi, deveme dua edip vurunca öyle bir yürümeye başladı ki hiç böyle yürümemişti. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O deveyi bana şu kadar paraya sat” dedi. Bende: “Hayır Sana feda olsun” dedim. Yine: “Onu bana sat” buyurdu. Ben de dediği paraya sattım ve Medine’ye kadar binmeyi de şart koştum. Medine’ye varınca deveyi götürdüm ve bedelini istedim ve döndüm. Beni çağırdı ve: “Deveni ucuzca alıp seni aldattığımı mı sanıyorsun deveni de paranı al” buyurdular. (Müslim, Müsakat: 21; Ebû Davud, Büyü’: 71)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile deveme binerek savaşa çıkmıştım. Devem çok yorulmuş yürüyemiyordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu sıkıştırıp zorlayınca deve güçlendi hatta ordunun önünde yürüyordu. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ey Câbir görüyorum ki deven çok kuvvetlendi” dedi. Ben de: “Duanız bereketiyle Ey Allah'ın Rasûlü!” dedim. O da: “O deveyi bana sat Medine’ye kadar da ona bin” buyurdular. Deveye çok ihtiyacım olduğu halde Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den çok utandığım için bir şey diyemedim ve devemi O’na sattım. Savaştan dönüp Medine’ye yaklaşınca evime çabuk gitmek için Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: “Ey Allah'ın Rasûlü yeni evliyim izin ver de erken gideyim” dedim. O da: “Kız mı aldın yoksa dul mu?” buyurdu. Ben de: “Dul aldım Ey Allah'ın Rasûlü! babam Abdullah b. Amr şehid düştü ve genç kızlar bıraktı. Ben de onlar gibi genç biriyle evlenmeyi hoş görmedim ve onları terbiye edip bir şeyler öğretmesi için dul biriyle evlenmiştim” dedim. Bunun üzerine bana izin vererek; “Geç kalma akşam olmadan evine yetiş” buyurdu. Medine’ye vardığımda deveyi sattığımı dayıma haber verdim, bana kızdı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine’ye geldiği günün ertesi sabahı deveyi teslim etmek üzere götürdüm. Bana hem devenin parasını, hem deveyi hem de insanlarla birlikte ganimetten hissemi verdi. (Müslim, Müsakat: 21; Ebû Davud, Büyü’: 71)
Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte bir savaşta beraberdim. Devemle birlikte arkadan gidiyordum. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana: “Sana ne oluyor da ordunun arkasından gidiyorsun” dedi. Ben de: “Devem yoruldu” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) devemin kuyruğunu tuttu ve sıkıştırdı. Çok geçmeden kendimi ordunun ön saflarında buldum, devemin başını zaptedemiyordum. Medine’ye yaklaşınca Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Deve ne yaptı onu bana sat” buyurdu. Ben: “Hayır o deve sana feda olsun” dedim. O da: “Hayır onu bana sat” buyurdu. Yine ben: “Hayır o devem sana feda olsun” dedim. Bu sefer O: “Onu bana sat” buyurdu. Ben de belli bir ücretle sattım o da: “Ona bin, Medine’ye dönünce onu bana teslim et” buyurdu. Medine’ye gelince deveyle birlikte yanına vardığımda Bilal ’e: “Ey Bilal ! Ona bir ölçek gümüş ve bir kırat da fazla ver” buyurdu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in verdiği o fazla parayı teberrük (hatıra) olarak bir keseye koydum. Şamlılar Harre de mallarımızı yağma edinceye kadar yanımda taşıdım. (Müslim, Müsakat: 21; Ebû Davud, Büyü’: 71)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ben kötü ve yavaş giden devemle yola devam ederken Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana yetişti ve şöyle buyurdu: “Ey Câbir bu deveyi bana satar mısın?” Ben de: “O deve senin için feda olsun” dedim. Bunun üzerine: “Allah seni affetsin! Allah sana merhamet etsin. O deveyi senden şu kadar ve bu kadar paraya aldım” ve: “Medine’ye kadar da sırtını sana bağışladım” buyurdu. Medine’ye geldiğimde devemi hazırlayıp yanına gittim şöyle buyurdu: “Ey Bilal onun devesinin ücretini ver.” Ben dönüp giderken beni çağırdı, parayı geri alacağını sandım fakat: “Para da deve de senindir” buyurdular. (Müslim, Müsakat: 21; Ebû Davud, Büyü’: 71)
Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte bir yolculukta idik, benim kötü bir devem vardı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bu deveyi şu kadar bu kadar bedelle Bana satar mısın? Allah seni bağışlasın” buyurdu. Ben de: “Evet deve Sana feda olsun” dedim. Yine: “O deveyi bana şu kadar bu kadar paraya satar mısın? Allah seni bağışlasın” buyurdu. Ben de: “O deve Sana feda olsun Ey Allah'ın Peygamberi” dedim. Yine bana: “Deveni falan ve filan paraya satar mısın? Allah seni affetsin” buyurdu. Ben de: “Evet o deve Sana feda olsun” dedim. (Müslim, Müsakat: 21; Ebû Davud, Büyü’: 71)
Âişe (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Berire’yi satın alırken satanlar velâ hakkının kendilerinde kalmasını şart koştular. Bunu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e aktarınca şöyle buyurdu: “Onu hürriyetine kavuştur. Velâ hakkı parayı verip hürriyetine kavuşturan kimseye aittir.” Âişe diyor ki: Böylece onu satın alıp hürriyetine kavuşturdum. Yine Âişe diyor ki: Rasûlullah onu çağırdı ve eski kocasına dönebileceği konusunda serbest bıraktı. O da kocasına gitmemeyi ve tek başına kalmayı tercih etti. Kocası hür idi. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Berire’yi satın alıp hürriyetine kavuşturmak istediğimde efendileri velâ hakkının kendilerine ait olmasını şart koşmuşlardı, durumu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e aktarınca Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu satın al ve hürriyetine kavuştur. Çünkü vela hakkı hürriyetine kavuşturan kimseye aittir” buyurdu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bir et getirilmişti ve: “Bu et Berire’ye sadaka olarak verilmişti” dediler. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O et, Berire’ye sadakadır; bize ise onun hediyesidir” buyurdu. Berire kocasına gidip gitmemekle serbest bırakıldı. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Âişe (radıyallahü anha) bir cariye satın alarak hürriyete kavuşturmak istedi ve Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e cariyenin sahiplerinin velâ hakkının kendilerine ait olmasını şart koştuklarını söyleyince, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “O şart koşmaları senin onu satın alıp azâd etmene engel olmasın. Çünkü vela hakkı para vererek satın alıp hürriyetine kavuşturan kimsenindir.” (Ebû Davud, Itk: 2; Tirmizî, Vela: 1)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ganimetteki hissenin taksim edilmeden satılmasını, hamile olan cariyelerle doğum yapıncaya kadar cinsel ilişki yapılmamasını ve köpek dişi olan yırtıcı hayvanların etlerinin yenilmesini yasak etmiştir.” (Dârimi, Edâhî: 19; Ebû Davud, Itk: 2)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şüf’a hakkı her türlü ortaklıkta vardır. Evlerde ve bahçelerde ortak malların ortağı, ortağına sormadan hissesini satamaz. Eğer satarsa ortağı onu alma hakkına sahiptir. O ortak izin verirse satabilir.” (Tirmizî, Ahkam: 31; Ebû Davud, Büyü’: 75)
Umara b. Huzeyme (radıyallahü anh) sahabeden amcasından naklederek: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bir bedeviden bir at aldığını söyledi. Bedevi sattığı atın parasını almak için peşinden gidiyordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hızlıca gidiyordu bedevi ise geriden takip ediyordu. Bazı kimseler ata müşteri oldular. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in onu satın aldığını bilmiyorlardı. Hatta bazısı daha fazla para verdi. Bunun üzerine Bedevî, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e seslenerek şöyle dedi: “Atı alacaksan al değilse onu başkasına satacağım.” Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), onun bu sözünü duyunca şöyle dedi: “Onu senden satın almadım mı?” Bedevî: “Hayır vallahi onu sana satmadım” dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu senden satın aldım” dedi. Bunun üzerine halk toplandı, bir Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bir de bedeviye baktılar ikisi de iddialarından dönmüyorlardı. Bedevî: “Bu atı Sana sattığıma dair şahidin varsa getir” dedi. Orada bulunan Huzeyme b. Sabit: “Onu sattığına dair ben şahidim” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Huzeyme’ye dönerek şöyle buyurdu: “Nasıl şahitlik edersin?” Huzeyme: “Ey Allah'ın Rasûlü! Seni tasdik ettiğimden dolayı” dedi. Bundan sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Huzeyme’nin şahitliğini iki kişi yerine kabul etti. (Tirmizî, Ahkam: 31; Ebû Davud, Akdıye: 20)
Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Alıcı ve satıcı ihtilaf ederlerde aralarında bir delil ve şahit de olmaz ise, hüküm mal sahibinin söylediğine göredir. Alıcı dilerse o şartlarda alır dilerse vazgeçer almaz.” (Ebû Davud, Büyü’: 74; İbn Mâce, Ticarat: 19)