Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Mekke’ye fetih yılı girdiğinde başında miğferi vardı. (İbn Mâce, Cihad: 18; Tirmizî, Cihad: 18)
Sünen-i Nesâî › Kitâb 24 · HacKonum
- 1Tahâret324
- 2Sular23
- 3Hayız ve İstihâze49
- 4Gusül ve Teyemmüm53
- 5Namaz46
- 6Namaz Vakitleri132
- 7Ezan62
- 8Mescidler54
- 9Kıble35
- 10İmâmet99
- 11Namaza Başlama153
- 12Tatbîk (Ellerin Dizler Arasına Konulması)150
- 13Namazda Sehiv188
- 14Cuma Namazı66
- 15Yolculukta Namazı Kısaltma26
- 16Tutulma Namazı45
- 17Yağmur Duası (İstiskâ)25
- 18Korku Namazı27
- 19İki Bayram Namazı42
- 20Gece Namazı ve Gündüz Nâfileleri220
- 21Cenâzeler272
- 22Oruç345
- 23Zekât184
- 24Hac467
- 25Cihâd111
- 26Nikâh193
- 27Talâk174
- 28Atlar, Yarışlar ve Atıcılık33
- 29Vakıflar17
- 30Vasiyyetler61
- 31Hediyeler16
- 32Bağışlar18
- 33Rukbâ14
- 34Umre42
- 35Ziraat178
- 36Kadınlara İyi Muâmele27
- 37Kan Dökmenin Haramlığı167
- 38Fey' Malının Dağıtımı16
- 39Bîat63
- 40Akîka10
- 41Fera' ve Atîre41
- 42Av ve Kesim98
- 43Kurbanlar (Dahâyâ)88
- 44Mâlî Muâmeleler257
- 45Kasâme, Kısas ve Diyet164
- 46Hırsızın Elinin Kesilmesi115
- 47Îmân ve Alâmetleri55
- 48Süs ve Zînet339
- 49Kadıların Âdâbı49
- 50Allah'a Sığınma112
- 51İçecekler220
- 1بَابُ وُجُوبِ الْحَجِّ
- 2بَابُ سَلْتِ الدَّمِ عَنِ الْبُدْنِ
- 3بَابُ قَتْلِ الْعَقْرَبِ
- 4بَابُ التَّلْبِيَةِ بِالْمُزْدَلِفَةِ
- 5بَابُ وَقْتِ الْإِفَاضَةِ مِنْ جَمْعٍ
- 6بَابُ الرُّخْصَةِ لِلضَّعَفَةِ أَنْ يُصَلُّوا يَوْمَ النَّحْرِ الصُّبْحَ بِمِنًى
- 7بَابُ الْإِيضَاعِ فِي وَادِي مُحَسِّرٍ
- 8بَابُ التَّلْبِيَةِ فِي السَّيْرِ
- 9بَابُ الْتِقَاطِ الْحَصَى
- 10بَابُ: مِنْ أَيْنَ يَلْتَقِطُ الْحَصَى
- 11بَابُ قَدْرِ حَصَى الرَّمْيِ
- 12بَابُ الرُّكُوبِ إِلَى الْجِمَارِ وَاسْتِظْلَالِ الْمُحْرِمِ
- 13بَابُ وَقْتِ رَمْيِ جَمْرَةِ الْعَقَبَةِ يَوْمَ النَّحْرِ
- 14بَابُ النَّهْيِ عَنْ رَمْيِ جَمْرَةِ الْعَقَبَةِ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ
- 15بَابُ الرُّخْصَةِ فِي ذَلِكَ لِلنِّسَاءِ
- 16بَابُ الرَّمْيِ بَعْدَ الْمَسَاءِ
- 17بَابُ رَمْيِ الرُّعَاةِ
- 18بَابُ الْمَكَانِ الَّذِي تُرْمَى مِنْهُ جَمْرَةُ الْعَقَبَةِ
- 19بَابُ التَّكْبِيرِ مَعَ كُلِّ حَصَاةٍ
- 20بَابُ قَطْعِ الْمُحْرِمِ التَّلْبِيَةَ إِذَا رَمَى جَمْرَةَ الْعَقَبَةِ
- 21بَابُ مَا يَحِلُّ لِلْمُحْرِمِ بَعْدَ رَمْيِ الْجِمَارِ
(24) Kitâb: Hac
بَابُ سَلْتِ الدَّمِ عَنِ الْبُدْنِ
Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, “Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke fethi yılı Mekke’ye başında siyah bir sarıkla ve ihramsız olarak girmişti.” (Tirmizî, Libas: 11; İbn Mâce, Cihad: 18)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashabı hac için ihrama girdiklerinin dördüncü günü Mekke’ye geldiler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimiz onlara ihramdan çıkmalarını emretti. (Buhârî, Hac: 34; Müslim, Hac: 38)
Yine İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Zilhiccenin dördünde geldi hac için ihrama girdi. Sabah namazını Batha’da kıldı; “Umre yapmak isteyen yapsın” buyurdu. (Buhârî, Hac: 34; Müslim, Hac: 38)
Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Mekke’ye Zilhicce’nin dördüncü günü gelmişti. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), kaza umresi için Mekke’ye girerken Abdullah b. Revaha önünden şöyle diyerek yürüyordu: “Savulun kafir evlatları O’nun yolundan, bugün O’nun gelişiyle sizi vuracağız, öyle bir vuruş ki koparacak kafayı boyundan ve dostu dostundan ayırmış olacaktır.” Bunun üzerine Ömer ona: “Hem Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in önünde yürüyorsun hem de Allah’ın mescidinde şiir okuyorsun” dedi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’de: “Dokunma ona, bu söyledikleri düşmanlara ok yarasından daha tesirlidir” buyurdu. (Tirmizî, Edeb: 69)
İbn Abbas (radıyallahü anh) anlatıyor, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Mekke fethi günü şöyle buyurdu: “Bu belde (yani Mekke) Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günden beri kutsal bir yerdir. Bu belde kıyamete kadar Allah’ın emriyle mukaddes (haram) bir yerdir. Bu sebeple dikenleri koparılmaz, av hayvanları ürkütülmez, buluntu eşyaları sadece sahibini bulmak ve vermek için alınabilir. Bitkileri de koparılmaz.” Abbas diyor ki: Ey Allah’ın Rasûlü! Izhır otunu bu yasaklara dahil etme dedim. O da ızhır otunun toplanıp koparılmasına müsaade etti. (Müslim, Hac: 82; Ebû Davud, Mesacid: 90)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke fethi günü şöyle buyurdu: “Bu belde kutsaldır, burayı; Allah kutsal kılmıştır. Orada savaş benden önce kimseye helâl olmadı, bana günün bir kısmında izin verildi. Bu belde Aziz ve Celil olan Allah tarafından haram kılınmıştır.” (Müslim, Hac: 82; Ebû Davud, Mesacid: 90)
Said b. Ebu Said Ebu Şureyh (radıyallahü anh)’ten naklediyor: Amr b. Said Mekke’ye asker gönderirken, Ebu Şureyh ona: “Ey komutan izin verirsen Mekke fethinin ertesi günü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in söylediği, iki kulağımla duyduğum, kalbimle ezberlediğim, gözlerimle gördüğüm bir konuşmasını sana anlatacağım; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Allah’a hamd-ü senâdan sonra şöyle buyurdu: “Mekke’yi Allah kutsallaştırmış insanlar değil. Allah’a ve ahirete inanan bir kimsenin orada kan dökmesi, ağaçları kesmesi helâl değildir. Eğer biri çıkar, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in orada savaştığını örnek getirirse O’na: Allah, Rasûlüne izin verdi size izin vermedi. Bana günün bir miktarında izin verildi. Dünkü kutsallığı tekrar geri verilmiştir. Bu gerçekleri burada duyanlar duymayanlara duyursun.” (Müslim, Hac: 83; Ebû Davud, Menasik: 90)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kâbe’ye bir ordu saldıracak fakat Beyda denilen yerde helak olacaklar.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kâbe’yi ele geçirmek için pek çok ordular harekete geçecektir onlardan bir ordu yerin dibine batırılacaktır.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
Ömer’in kızı Hafsa (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bu kutsal bölgeye bir ordu gönderilecek Beyda denilen yerde öncüleri, artçıları ve merkezdekiler hiçbiri kurtulamayıp mahvolacaklardır.” Bunun üzerine ben: “Ya onların aralarında mü’min olanlar varsa onların h ali ne olacaktır” dedim. “Orası onların hepsine kabir olacaktır” buyurdu. (Müslim, Fiten: 5; İbn Mâce, Fiten: 30)
Hafsa (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bu Kâbe’yi ele geçirmek için bir ordu yola çıkacak Beyda denilen yere geldiklerinde ordunun merkezinde olanlar yere batırılacaklar. Önde ve arkada bulunanlar bağrışacaklar fakat hepsi de yerin dibine batıp gidecekler sadece haberci durumunda olan şerîd kurtulacaktır.” Hadisi rivâyet edenlerden biri: “İnanıyorum ki bu rivâyeti yaparken sen dedenden duymadığın bir şeyi ondan imiş gibi söylemiyorsun yine inanıyorum ki deden de Hafsaya iftira etmiyor yine inanıyorum ki Hafsa da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) adına yalan uydurmuyor” dedi. (Müslim, Fiten: 5; İbn Mâce, Fiten: 30)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Abdullah (radıyallahü anh) anlatıyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte Mina’da Hayf mescidinde bulunuyorduk. Bu arada Mürselat sûresi nazil oldu. Hemen bir yılan çıkıverdi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öldürün onu” buyurdu. Koşuştuk fakat yılan deliğine giriverdi. (Buhârî, Tefsir: 77; Müslim, Selâm: 37)
Ebu Ubeyde (radıyallahü anh), babasından naklederek şöyle diyor: Arefeden bir gün önceki gece Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikteydik bir de ne görelim bir yılan. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu öldürün” buyurdu. Yılan hemen bir deliğe kaçıverdi. Hurma yapraklarını yakarak o deliğe tütsü verdik ve deliğe duman doldurup ateş yaktık. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah onu sizin şerrinizden sizi de onun şerrinden korudu.” (Buhârî, Tefsir: 77; Müslim, Selâm: 37)
Ümmü Şerîk (radıyallahü anha)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), kelerleri öldürmemizi bize emretti. (Müslim, Selâm: 38; İbn Mâce, Sayd: 12)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Keler de zararlı hayvanlardandır” buyurdu. (Müslim, Selâm: 38; İbn Mâce, Sayd: 12)
بَابُ قَتْلِ الْعَقْرَبِ
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Hayvanlar’dan beşi zararlıdır, harem sınırları içinde de öldürülebilir: Karga, çaylak, akreb, fare ve kuduz köpek.” (Müslim, Hac: 3; İbn Mâce, Menasik: 91)
Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımlarından Hafsa anlatıyor, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Hayvanlardan beşi vardır ki onları öldürmekte bir sakınca yoktur: Akreb, karga, çaylak, fare ve kuduz köpek.” (Müslim, Hac: 3; İbn Mâce, Menasik: 91)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Beş zararlı hayvan harem sınırları içersinde de öldürülebilir: Karga, çaylak, akreb, fare ve kuduz köpek.” (Müslim, Hac: 3; İbn Mâce, Menasik: 91)
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Burası (Mekke), Allah’ın yerleri ve gökleri yarattığı günden beri mukaddestir. Benden önce ve benden sonra hiç kimseye konan yasaklar helâl olmamıştır. Bana da sadece günün belli bir miktarında izin verilmiştir. İşte şu içinde bulunduğumuz saatten itibaren kıyamete kadar burası kutsaldır, harem’dir. Buranın bitkileri koparılmaz, ağaçları kesilmez, av hayvanları ürkütülmez, kaybolan bir eşya ancak sahibi bulunup verilmek için alınabilir.” Abbas ayağa kalktı, kendisi cesur bir kimseydi şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasûlü! İzhir otunu dışarıda bırak çünkü onu evlerimizde ve mezarlarımızda kullanıyoruz.” Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “İzhir müstesnadır” buyurdu. (Müslim, Hac: 82; Ebû Davud, Menasik: 90)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
İbn Abbas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Mekke’ye geldiğinde, Hâşimoğullarının küçük çocukları kendilerini karşılamış Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’de onlardan birini binitinin önüne diğerini de arkasına almıştı. (Buhârî, Umre: 13)
Muhacir el Mekki (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Câbir b. Abdullah’a Kâbe’yi gören birinin ellerini yukarı kaldırıp kaldırmayacağı soruldu: O da şöyle cevap verdi: Bunu ancak Yahudiler yapar. Biz Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber hac yaptık fakat öyle yapmadık. (Ebû Davud, Menasik: 46; Tirmizî, Hac: 32)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımı Meymune (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu: “Benim şu mescidim (Medine)’de kılınan bir namaz Kâbe mescidi hariç diğer mescidlerde kılınan bin namazdan daha değerlidir.” (Müslim, Hac: 94; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 195)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh), Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu nakleder: “Benim şu mescidimde (Medine) kılınan bir namaz Kâbe mescidi dışındaki mescidlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır.” (Müslim, Hac: 94; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 195)
Bu hadisin Türkçe meali henüz hazırlanmadı; Arapça metni aşağıdadır.
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Eğer kavmin küfürden yeni kurtulmuş olmasalardı, Kâbe’yi yıkıp, İbrahim (radıyallahü anh)’ın temelleri üzerinde tekrar yapardım ve arka tarafına da bir kapı daha ilave ederdim. Çünkü Kureyş Kâbe’yi yaparken eski temellerden daha dar yapmışlardır.” (Müslim, Hac: 94; İbn Mâce, Menasik: 104)
Esved (radıyallahü anh)’ten naklettiğine göre, Mü’minlerin annesi Aişe şöyle anlatıyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Eğer kavmim cahiliyye devri inançlarından yeni kurtulmuş olmasalardı Kâbe’yi yıkıp ona iki kapı daha ilave ederek tekrar yapardım. İbn Zübeyr kendini h ali fe ilân ettiğinde iki kapı daha ilave etmişti.” (Müslim, Hac: 94; İbn Mâce, Menasik: 104)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ey Âişe! Eğer kavmin cahiliyye devri alışkanlıklarından yeni kurtulmuş olmasaydı Kâbe’yi yıktırır dışarıda bırakılan yerleri de içine alarak tekrar yaptırırdım, doğu ve batıya olmak üzere iki kapı daha ilave ederdim çünkü onların bunu yapmaya güçleri yetmedi. Bana kalsaydı İbrahim (radıyallahü anh)’in temellerine kadar inşaatı geniş tutardım.” İbn Zübeyr, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bu sözüne dayanarak Kâbe’yi yıktırdı. Yezid diyor ki: İbn Zübeyr’in Kâbe’yi yıktırışına bende şahit oldum, temellerdeki İbrahim (radıyallahü anh)’in koyduğu taşları gördüm, birbirine girmiş deve hörgücü gibiydi. Hıcrın bir kısmını böylelikle Kâbe’nin içersine almış oldu. (Müslim, Hac: 94; İbn Mâce, Menasik: 104)
Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kâbe’yi kıyamate yakın zamanlarda Habeşlilerden bir takım bacaksızlar yıkacaklardır.” (Buhârî, Hac: 49; Müslim, Fiten: 18)
Abdullah b. Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Kâbe’ye vardım, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Bilal ve Üsâme b. Zeyd Kâbe içerisine girdiler. Osman b. Talha üzerlerine kapıyı kapadı. İçeride uzun bir süre kaldılar sonra kapıyı açtılar. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) dışarı çıktı. Ben de merdivenlerden çıkarak Kâbe’ye girdim ve: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), nerede namaz kıldı” diye sordum. “Şurada” dediler. Kaç rekat kıldığını sormayı unutmuşum. (Buhârî, Hac: 49; Dârimi, Menasik: 43)
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Kâbe’ye girdi yanında Fadl b. Abbas, Üsâme b. Zeyd, Osman b. Talha ve Bilal vardı. Osman kapıyı onların üzerine kilitledi. Allah’ın dilediği kadar orada kaldılar. Sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) çıktı. İbn Ömer diyor ki: İlk karşılaştığım Bilal idi. Ona: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) nerede namaz kıldı?” dedim. “İki direğin arasında” diye cevap verdi. (Dârimi, Menasik: 43; Buhârî, Hac: 51)
İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Kâbe’ye girdi çıkışı yaklaştığında içime bir şeyler doğdu hızlıca gittim. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i çıkmış durumda buldum. Bilal ’e: “Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Kâbe içinde namaz kıldı mı?” diye sordum. O da: “Evet iki direk arasında iki rekat namaz kıldı” dedi. (Dârimi, Menasik: 43; Buhârî, Hac: 51)
Seyf b. Süleyman (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Mücahid’ten işittim şöyle diyordu: İbn Ömer evinde iken biri gelerek, “İşte Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Kâbe’ye girdi” denildi. İbn Ömer hemen kalktı doğruca Kâbe’ye geldi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) çıkmıştı kapıda Bilal ’e rastladım; “Ey Bilal ! Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) içeride namaz kıldı mı?” diye sordum. O da: “Evet” dedi. Ben: “Nerede?” dedim. Şu iki direk arasında iki rekat kıldı dedi. İbn Ömer de, çıktı ve Kâbe’yi karşısına alarak iki rekat namaz kıldı. (Dârimi, Menasik: 43; Buhârî, Hac: 51)
Üsâme b. Zeyd (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Kâbe’ye girdi. Kâbe’nin köşelerinde Allah’ı tesbih edip tekbir getirdi. Fakat namaz kılmadı sonra çıkıp İbrahim makamı arkasında iki rekat namaz kılarak: “İşte kıble” buyurdu. (Müslim, Hac: 94)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Eğer bu toplum küfürden yeni kurtulmuş olmasaydı ve yaptırabilecek maddi imkanım da olsaydı beş zira olan hicri de Kâbe’ye dahil ederek yeniden inşa ederdim. Ayrıca insanların birinden girip diğerinden çıkacakları iki kapı daha ilave ederdim.” (Müslim, Hac: 95; İbn Mâce, Menasik: 105)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Kâbe’ye girmeyeyim mi?” dedim. “Hıcra gir çünkü orası da Kâbe’den sayılır” buyurdu. (Müslim, Hac: 94; Tirmizî, Hac: 48)
Aişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Kâbe’ye girip, orada namaz kılmak isterdim. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) elimden tutarak beni Hıcr denilen yere soktu ve şöyle buyurdu: “Kâbe’ye girmek istediğin zaman burada namaz kılıver, orası Kâbe’den bir parçadır. Kavmin Kâbe’yi yaparken esas temellerinden kısaltarak yapmışlar ve hıcrı dışarıda bırakmışlardır.” (Tirmizî, Hac: 48; Müslim, Hac: 70)
İbn Abbas (radıyallahü anh) diyor ki: “Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Kâbe’nin içersine girdiğinde orada namaz kılmamıştı, fakat köşelerinde tekbir getirmişti.” (Müslim, Hac: 68; Buhârî, Hac: 55)
Üsâme b. Zeyd (radıyallahü anh)’ten aktarılmıştır: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte Kâbe’ye girdim. Bilal ’e kapıyı kapamasını emretti, o da kapıyı kapadı. Kâbe’nin içersinde altı direk vardı. Kâbe’nin kapısına yakın iki direk arasına gelip oturdu. Allah’a Hamd’ü Senâ ettikten sonra, Allah’tan bir şeyler istedi bağışlanma talebinde bulundu sonra kalktı, Kâbe’nin arka tarafına karşı dönerek yüzünü ve yanaklarını sürdü. Allah’a Hamd ve Sena ettikten sonra yine dua edip bir şeyler istedi; bağışlamasını istedi. Sonra dönüp Kâbe’nin her bir köşesini tekbir, tesbih, tehlil getirerek ve Allah’a Senâ ederek dua ve istiğfar ederek selâmladı sonra çıktı ve Kâbe’ye dönerek iki rekat namaz kıldı ve dönüp, “İşte kıble, işte kıble” buyurdu. (Müslim, Hac: 67)
Üsâme b. Zeyd (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte Kâbe’ye girmiştim. İçeri girince oturdu, Allah’a hamd edip sena ettikten sonra tekbir getirdi. Kelime-i Tevhidi okudu. Sonra öne doğru eğildi göğsünü yanağını ve iki elini Kâbe’nin duvarına dayadı. Sonra tekbir getirip Lâ ilâhe illallah dedikten sonra, dua etti. Bu yaptığını Kâbe’nin tüm köşelerinde aynen yaptı. Sonra dışarı çıktı. Kâbe’nin kapısında kıbleye dönerek (yani Kâbe’ye dönerek) “İşte kıble, işte kıble” buyurdu. (Müslim, Hac: 67)
Üsâme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Kâbe’den çıktı, Kâbe’nin önünde iki rekat namaz kıldı ve: “İşte bu kıbledir” buyurdu. (Müslim, Hac: 67)
Üsâme b. Zeyd (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, “Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Kâbe’ye girdi, tüm köşelerinde dua etti. İçerde namaz kılmadı, dışarı çıkınca Kâbe’nin önünde iki rekat namaz kıldı.” (Müslim, Hac: 68)